Acibe-i diğer: Bu deyrin havlısında meydân-ı muhabbet içre bir tâk-i bâlâ altında bir mu‘allak kalın demir vardır. Hemân dâ’imâ mu‘allak durur. Bir cânibe şeş cihetden bir yire 325b ittisâli yokdur. Hakkâ ki sihr-i i‘câz bir musanna‘ nihânî kâr-ı ibret-nümâdır. Cümle keferelerin zu‘m-ı bâtıllarıyla Hazret-i İsâ havâriyyûnu Şem‘ûn-ı Safâ'nın kerâmetiyle mu‘allak durmuş ola. Ebleh müselmânlar dahi gördükde hayrân kalup i‘tikâd ederler. Zîrâ şiddet-i rûzgâr bu hadîd amudcuğa isâbet etdikçe mütezelzil olur. Niçe Ehrimen âdamlar vaz‘-ı yed etmesinler deyü cânib-i etrâfına muhkem sunta dırahtından parmaklık çekmişler. Ammâ ma‘rifet-i amûd-ı hadîd, üstâd-ı hukemâ-yı bennâ-yı kudemâ bu demir direciğin üstünde evvel ol tâkı binâ edüp tâkin ta zirve-i âlîsi ortasına bir seng-i azîm mıknatıs komuş ve bir mıknatıs taş-ı kebîri dahi hendese üzre âlî mıknatısın aşağısı olan zemîne {komuş}, ba‘dehû bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının mâbeynine vaz‘ edince iki seng-i mıknatısın mâbeyninde mu‘allak kalmışdır. Yohsa ne kerâmet-i havâriyyûn-ı Şam'ûn ve ne tılısm-ı Şemsûn'dır. Her gören engüşt-ber-dehen edüp valih [u] hayrân olur. Bu hakîr-i pür-taksîr akl-ı kâsırumla böyle mülâhaza etdim. İnşâallah mülâhazamızda sehv ü hatâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a–325b ·
metinde göster ·
… sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â
etmesinler
. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline vara …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret
etmesinler
. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara et …
Âhir "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin zirvesinde meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı ve yayan yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp "Şehr-i Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle ve Hakkarî askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah Allah" deyüp balyemez toplara âteşler etdikde sizler dahi bu me’mûr etdiğim on sekiz yerden şehr-i Bitlîs'e hücûm edin, ammâ askerinize tenbîh ü te’kîd edin, evvel hân arısın söndürelim, sonra hânın balın yiyelim. Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret etmesinler. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara etsinler" tenbîh etdikde cümle be-ser [ü] çeşm deyüp bu müşâvere-i hayr üzre yemîn billah ile Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup paşa ile ordu-yı İslâm cânibine giderken Rahova sahrâsının bir köşesinde bir çemenzâr yerde tahte'l-kahve tenâvül etmeğe nüzûl edüp cânib-i erba‘aya karavullar koduk. Hikmet-i Hudâ asker-i bî-pâyânın kesretinden ve yağmacı ve kavm-i talancının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh dereler ve râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın nehb ü gâret etmeğe giderken meğer hân tarafından kemîngâh içre altı yüz aded güzîde asker-i Rujikiyân var imiş. Bizim asker yağmacısı bu hân askeri üstüne uğrayup bir azîm ceng edüp biz paşa ile otururken bir tüfeng sadâsı istimâ‘ etdik, ammâ ne idüğü ma‘lûmumuz olmayup paşa-yı müdebbirden ol mahalle âdem varınca bizim yağmacılardan iki yüz âdemi hân askeri amân vermeyüp kılıçdan geçirüp cümlesi câm-ı şehâdeti nûş ve gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp kellelerin hâna götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b ·
metinde göster ·
… d beğ askerleri hîn-i cengde bir döneklik ve askere bir rahne ve bir gûne isyân
etmesinler
." deyü her beğin askerleri içine kendü mu‘temedün-aleyh ağalarından birer mansa …
Paşa bunlara da bi'z-zarûrî imhâl verdi. Ammâ Paşa-yı müdebbir "Bu imdâda gelen dörd aded beğ askerleri hîn-i cengde bir döneklik ve askere bir rahne ve bir gûne isyân etmesinler." deyü her beğin askerleri içine kendü mu‘temedün-aleyh ağalarından birer mansab ağaları ikişer yüz pür-silâh Rûm yiğitleriyle Kürd askeri içine kodu ve "Basîret üzre olun!", deyü tenbîh etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a ·
metinde göster ·
." deyü binâ olunmuşdur. Hâlâ cümle gemiler medd ü cezm üzre top altında yatup g …
Ve câmi‘i ve hânları ve kifâyet mikdârı dükkânları vardır. Ammâ imâret-i dârü'z-ziyâfesi yokdur ammâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân [u] nahlistânı çokdur. Ve ahâlî-i Basra'nın bu kal‘a-i Mühennâvî teferrücgâhlarıdır. Şehre bir sâ‘at karîb olmağile ehl-i Basra teferrüc edüp berren ve bahren piyâdece ve kayıklar ile şehr-i Basra'ya giderler. Aslen bu kal‘anın sebeb-i binâsı "Gemiler gümrük vermeden firâr etmesinler." deyü binâ olunmuşdur. Hâlâ cümle gemiler medd ü cezm üzre top altında yatup gümrüğün tamâm etmeden giderse zarabât-ı top-ı kûb ile işi tamâm olur. Ve bu kal‘ayı mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek hâk-i Basra'da bunun emsâli (---) pâre kal‘alar vardır. Her birinin ta‘rîf ve tavsîfi birer müdevven kerrâs olur. Ancak her birin birer şemme mikdârı temdîh idelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363a ·
metinde göster ·
. Bunların mâl-ı ganâ’imleriyle âzâd edin, ammâ bunların alaybeğlerine ta‘zîr ed …
"Bir dahi etmesinler. Bunların mâl-ı ganâ’imleriyle âzâd edin, ammâ bunların alaybeğlerine ta‘zîr edin" dediklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup cümlesin âzâd edüp üç yüz altmış aded esîrlerinin iki yüz adedin bu garîb gâzîlere ihsân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99a ·
metinde göster ·
… kal‘ayı çerâğân etdi kim "Türk'ün çıplak askerleri kal‘aya kayıklar ile yürüyüş
etmesinler
" deyü kal‘ayı âteş ile rûşen etdi. 111b
"Hay meded vay meded bire Türk askeri bu kayıklarla kal‘aya yürüyüş eder" deyü Yassı Tabya feth olduğu gece hemân küffâr havfinden kal‘anın cevânib-i erba‘asındaki handaklar üzre kal‘adan demir zincîrli fânûslar ve demir meş‘aller ile neft ve katrânlar ve ziftli yorganlar yakup kal‘ayı çerâğân etdi kim "Türk'ün çıplak askerleri kal‘aya kayıklar ile yürüyüş etmesinler" deyü kal‘ayı âteş ile rûşen etdi. 111b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111a–111b ·
metinde göster ·
… Sultân Bâyezîd-i Velî destine girince bu Demirci kal‘asın celâlî ve cemâlî zabt
etmesinler
deyü münhedim etmişlerdir. Hâlâ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhir ve sehel mâl ile …
Ve nefs-i Kütâhiyye'de bu hakîrin ecdâdları Erduğrul ile Mâhân memleketinden gelmişlerdir, Demircioğulları deyü meşhûrdur. Ba‘dehu bu Demirci şehri Sultân Bâyezîd-i Velî destine girince bu Demirci kal‘asın celâlî ve cemâlî zabt etmesinler deyü münhedim etmişlerdir. Hâlâ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhir ve sehel mâl ile ta‘mîr ü termîm olunmak mümkinü'l-husûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y24a ·
metinde göster ·
"Eyle olur. Hicâb etmesinler. Hamlü'l-mü’min ale's-salâh'dır. Anlar zâhirlerine şehâdet eylediler" deyüp yine cümle a‘yân-ı kibâr-ı kümmelîni huzûruna kığırup bu mel‘ûnlara cezâ tertîbine şürû‘ edince sâhib-i firâş olan mel‘ûnun biri ukkâb gibi yerinden sıçrayup Nûreddîn üzre dal meç olup hücûm eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y284b ·
metinde göster ·
deyü tâ tâk-ı müntehâlara çıkınca kalın tel kafesdir.
Ve bu şebekeler beş âdem kaddi bâlâdır. Andan yukaru hûş [u] tuyûr serâperde-i Resûlullâh'a duhûl etmesinler deyü tâ tâk-ı müntehâlara çıkınca kalın tel kafesdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286b ·
metinde göster ·
… ları zâhir ü bâhirdir. Ba‘de'l-feth Amr ibnü'l-Âs küffâr tama‘ edüp yine istîlâ
etmesinler
içün nefîr-i âm ile kal‘ayı münhedim edüp Hazret-i Ömer'e arz etmişdir. Mürûr-ı …
Ve hâlâ Behnîsâ kal‘ası şehrinin cânib-i garbında cebbâne tarafında kal‘anın temelleri ve burc [u] bârûları zâhir ü bâhirdir. Ba‘de'l-feth Amr ibnü'l-Âs küffâr tama‘ edüp yine istîlâ etmesinler içün nefîr-i âm ile kal‘ayı münhedim edüp Hazret-i Ömer'e arz etmişdir. Mürûr-ı eyyâm ile bu şehir ma‘mûr (---)(---)[u] âbâdân ederken ahâlî-i vilâyet münhedim olan kal‘anın ahcârâtlarından bu şehri binâ etmişlerdir. Her taşları Q 346aP 340a var kim fîl cüssesi kadar demir ve rusâs kinedli taşlardır. Hâlâ münhedim etdiklerinde iki taş mâ(?) kırk elli vukiyye demir ve kurşum çıkar. Ve bu kal‘a-i harâbın cirmi kâmil altı sâ‘at devr eder binâ-yı azîm imiş. Ve hâlâ cemî‘i şühedâlarımız bu kal‘anın garb tarafında Yedi Kızlar ziyâretine varınca kubbe kubbeye çatılmış medfûnlardır. Ve başları ucunda isim resimleri ve sinn-i sâlleri ile mastûr olanların merkadlerin tahrîr eyledik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·