… hrâh idi. Şimdiki zamânımızdaki gibi kal‘a dîvârın lodos rûzgârı döğüp münhedim
etmezdi
. Ammâ yine tâ ibtidâ binâsından berü bu İslâmbol kal‘asının iki deryâsı tarafın …
Ol asırda Sarâyburnu'ndan Yedikulle'ye varınca zeyl-i kal‘a şâhrâh idi. Şimdiki zamânımızdaki gibi kal‘a dîvârın lodos rûzgârı döğüp münhedim etmezdi. Ammâ yine tâ ibtidâ binâsından berü bu İslâmbol kal‘asının iki deryâsı tarafında handakı yokdur, zîrâ leb-i deryâ olmağla handak ve hafre tahammülü yokdur, hemân su zâhir olur. Ve İslâmbol kal‘asının deryâ tarafından havfı olmaduğundan bir kat kal‘a dîvârıdır. Ammâ Akdeniz ve Karadeniz boğazlarında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed kilidü'l-bahreyn kal‘alar binâ edüp İslâmbol kal‘ası emn [ü] emânda olup dahi metânet buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… ine mülûk murâd edinse zuhûra gelir. Ammâ şehir harâb olup hâsılı harcını ihâta
etmez
derler.
Bir rivâyetde Ebü'l-feth'in feth edeceği günler vâkı‘ oldu derler. Hulâsa-ı kelâm bu gâr-ı bârûd üzre ne kadar kâr-ı kadîm binâ-yı azîmler var ise evc-i âsumâna tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp İslâmbol'dan binâ pâreleri Üsküdar tarafında Salacak Burnu'na ve Kadıköyüne düşdüğü pâreler hâlâ zâhirdir.Ve bir pâre-i azîm dahi Tophâne tarafında Fındıklı nâm kasabanın şimâlinde Çizmeciler tekyesi önünde Kabataş nâm bir şeddâdî binâ pâresi deryâ içre yatır. İslâmbol'dan tayerân edüp anda düşdüğü muhakkakdır. Böyle bir mağâra-i azîm idi. Hâlâ yine mülûk murâd edinse zuhûra gelir. Ammâ şehir harâb olup hâsılı harcını ihâta etmez derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
On tokuz sancakdır ve beş hükûmetdir. Zikr olunan on tokuz livânın on biri Osmânlu sancaklarıdır kim sâ’ir memâlik-i mahrûsalardaki gibi zabt olunur. Sekizi Ekrâd beğleri zabt eder kim Selîm Hân-ı Evvel hîn-i fethde kendülere sancak verilüp yurdluk ve ocaklık ihsân olunup azl [u] nasb kabûl etmezler, eyle kânûndur ve fevt olduklarında vâlî-i vilâyeti arzıyla {sancakları} evlâdlarına verilüp gayrıya verilmez, meğer akrabâları olmaya. Lâkin sâ’ir sancaklar gibi ebvâb-ı mahsûlâtları deftere tahrîr olunup topraklarında tîmâr ve ze‘âmet vardır. Sefer-i 52a hümâyûn olsa erbâb-ı tîmârları sâ’irleri gibi alaybeğisi bayrağı altında edâ-yı hidmet ederler. Terk-i hizmet ederse ze‘âmeti ve sancağı oğluna yâhûd akrabâlarına verilir. Ammâ hükûmet tahrîr olunan sancaklar içre kânûnnâme-i Selîm Hân'da tîmâr ve ze‘âmet yokdur. Hâkimleri mülkiyyet üzre zabt edüp mefrûzu'l-kalem ve maktû‘ü'l-kadem olup ebvâb-ı mahsûlâtları her ne ise hâkimleri mutasarrıflardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 51b–52a ·
metinde göster ·
… ermiş idi kim Rûmeli'ne sefer etse Anatolu'dan değme hâl ile asker almak iktizâ
etmezdi
. Anatolu cânibine sefer etse Rûmeli'nden asker almazdı. Ancak kapukuluyla Irâk' …
Anatolu ıtlâk olunan cümle (---) eyâletde erbâb-ı zü‘amâ ve erbâb-ı tîmâr ma‘a cebelüleri ile toksan bir bin altı yüz askerdir. Bi-emrillâh devlet-i Âl-i Osmân'a ol mertebe nizâm [ü] intizâm vermiş idi kim Rûmeli'ne sefer etse Anatolu'dan değme hâl ile asker almak iktizâ etmezdi. Anatolu cânibine sefer etse Rûmeli'nden asker almazdı. Ancak kapukuluyla Irâk'a ve Alman'a gidüp mansûr [u] muzaffer gelirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56a ·
metinde göster ·
… â nûr berk urur. Ve cümle dîvârlarından ve kubbelerinden bir katre arak cereyân
etmez
. Ve hevâsı ol kadar latîfdir kim âdeme harâret vermez. Ve cümle kurnaları beyâz …
Ve kubbelerinde olan billûr ve necef ve moran câmların şu‘lesinden derûn-ı hammâmda gûyâ nûr berk urur. Ve cümle dîvârlarından ve kubbelerinden bir katre arak cereyân etmez. Ve hevâsı ol kadar latîfdir kim âdeme harâret vermez. Ve cümle kurnaları beyâz mermer-i hâmdandır. Ve her halvetde altun ve gümüş ve murassa‘ iskemleler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 97b ·
metinde göster ·
… pâk-zebân kasâyidleri {var} ve bir na‘t-ı şerîf etmişdir kim aslâ nazîre kabûl
etmez
.
Sun‘î: Kastamonîdir ve Necâtî Beğ telâmîzindendir. Firdevsî eş‘ârına nazîre-misâl te’lîfâtı ve pâk-zebân kasâyidleri {var} ve bir na‘t-ı şerîf etmişdir kim aslâ nazîre kabûl etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 100a ·
metinde göster ·
… mmâ bî-zebân olmuşdu. Mezbelistânlarda papuç eskilerinden gayrı bir şey tenâvül
etmezdi
.
Ve Kapanî Deli Sefer Dede: Unkapanı'nda Ekmekci Alî Çelebi'nin âteş-i germâ-germli ekmek furununa girüp hâb-ı râhata vardı. Andan çıkup niçe yüz kimesne ile vedâlaşup Unkapanı'nda kendüyi deryâya atup gâ’ib oldu. Bu ahvâle ahâlî-yi Kapan-ı dakîk vâkıflardır. Yedi yıldan sonra Cezâyir'den Kara Hoca ve Alî Peçenoğlu kalyonları ile Der-i devlete geldiklerinde Deli Sefer Dede anların kalyonları ile bile gelüp yine Unkapanı'mızda sâkin olurdu. Ammâ bî-zebân olmuşdu. Mezbelistânlarda papuç eskilerinden gayrı bir şey tenâvül etmezdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 113b ·
metinde göster ·
… çi Dîvânesi: Bî-zebân bir dîvâne idi. Bi-emrillâh elekden gayrı bir şey tenâvül
etmezdi
. Elbette lekçi avretleri bu dîvânenin yanı sıra gezüp murâd edindiği âdeme işâr …
Ve Elekçi Dîvânesi: Bî-zebân bir dîvâne idi. Bi-emrillâh elekden gayrı bir şey tenâvül etmezdi. Elbette lekçi avretleri bu dîvânenin yanı sıra gezüp murâd edindiği âdeme işâret edüp ol âdem bir elek alıverüp fi'l-hâl eleği pâreleyüp çemberin atup bürüncüğün helvâ gibi ağzın köpürderek yiyüp çeşm-i mestin süzüp safâ ederdi. Garâbet bunda kim bir hırsıza zindânda cellâdlar işkence etseler ibtidâ ol harâmîye bürüncük yutdurup yine ipile ağzından çıkarırken âdemin zehresi ve ma‘îdesi ağzına gelir, harîr bürüncük böyle bir bed şey iken bu dîvâne bürüncüğü nebât-ı hamavî gibi ekl eder, garîb temâşâdır. Yine böyle iken bu dîvânenin bir merd tebevvül [ü] tağayyuz etdüğin görmemişlerdir. Ve's-selâm. 115a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b–115a ·
metinde göster ·
Leb-i deryâda kasaba-i ma‘mûredir. Bir câmi‘i ve yedi mescidi ve bir hânı ve bir hammâmı ve yedi sebîli ve üç tekyesi vardır. Ve üç yüz aded Âh-i Evran kârhânesi ya‘nî tabbâğ dükkânı vardır ve elli aded dutkalcı kârhânesi vardır ve leb-i deryâda yetmiş aded kirişci kârhânesi vardır. Ammâ müteehhil mahallesi azdır, cümle mücerredân bâzârıdır. Hîn-i ma‘rekede beş bin tüvânâ tabbâğ bekârı şehbâzları çıkar kim her biri birer Ahi Evran'a benzerdir. Ammâ bu kasabanın bed-râyihasından gayrı kimesne bir ân dursa âdem helâk olur. Ammâ anlara ol bed-râyiha müşk [ü] amber gibi kokar. Müşk-bâr âdem yanlarına varsa haz etmezler. Ammâ gâyet mün‘im âdemleri var. Bi-emrillâh Cenâb-ı izzet mâllarına berekât-ı Halîl vermişdir. Meşhûrdur kim pîr [u] pîş-i kademleri Hazret-i Âh-i Evran halîfelerinin birine su’âl eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117a ·
metinde göster ·
bir koyah-ı Acemdir. Ve şeb [u] rûz fevvâreleri Selsebîl-âsâ cereyân etmedir. V …
Bu bâğa aslâ güneş te’sîr etmez bir koyah-ı Acemdir. Ve şeb [u] rûz fevvâreleri Selsebîl-âsâ cereyân etmedir. Ve bî-hisâb murgân-ı nevâhânın ve hezâr hezârânın dâstânından âdemin rûhuna gıdâ verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b ·
metinde göster ·
… merhamet yüzünden nazar etmeyüp kec-nigâh ederler, garîbü'd-diyâra dil-nüvâzlık
etmezler
. Ammâ halkının ni‘metleri birbirlerine mebzûldür. Anınla meşhûr bir kavmdir.
Ve mahbûb [u] mahbûbe-i Beşiktaş taş yüreklilerdir, kimseye merhamet yüzünden nazar etmeyüp kec-nigâh ederler, garîbü'd-diyâra dil-nüvâzlık etmezler. Ammâ halkının ni‘metleri birbirlerine mebzûldür. Anınla meşhûr bir kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135a ·
metinde göster ·
… sîregâh-ı Yahyâ Efendi: Bir kûhsâr-ı vâsi‘ çemenzâr dere içre aslâ güneş te’sîr
etmez
çınâr-ı azîmler ve şecere-i bîd-i sernigûnlar ve sakız dırahtları ve servi ve c …
Mesîregâh-ı Yahyâ Efendi: Bir kûhsâr-ı vâsi‘ çemenzâr dere içre aslâ güneş te’sîr etmez çınâr-ı azîmler ve şecere-i bîd-i sernigûnlar ve sakız dırahtları ve servi ve cevz-i Rûmî şecerleri ile müzeyyen bir vâdîdir. Sâhib-i hayrâtlar her uyûn-ı câriyeler dibinde birer çemenzâr soffalar inşâ edüp sarıasma ve karatavuk ve İshâk kuşu ve ispinoz ve filorunya ve başdankara ve bülbül-i bed-nâm ve bülbül-i nîknâmın hezârân feryâd [u] nâlişleri ehl-i teferrücün cânına cânlar bağışlayup cümle yârân-ı bâ-safâ taraf taraf sohbet ederler bir teferrücgâh-ı kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… n-ı azîm koyağ-ı ormanistândır kim anda bir hırmen cirminde zemîne güneş te’sîr
etmez
bir cilvegâhdır.
Bu dahi Selîm Şâh-ı Evvel'in ve Selîm Şâh-ı Sânî'nin ayş [u] işretgâhı ve avgâhı ve teferrücgâhı olmağile bir kûhsâr dere içre hıyâban-ı azîm koyağ-ı ormanistândır kim anda bir hırmen cirminde zemîne güneş te’sîr etmez bir cilvegâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138a ·
metinde göster ·
… ler bürâderleridir kim hem-sifâl olup bir yalakdan darı malakı yiyüp aslâ ikrâh
etmezler
. Ammâ ne fermân etse o kelb ol ân iş bitirir, âdemi atından endirir, isterse pü …
Hattâ Engürü'de tiftik keçisi köpekleri var kim beşer altışar yüz guruşa alındığın biliriz. Çobanların bu kelbler bürâderleridir kim hem-sifâl olup bir yalakdan darı malakı yiyüp aslâ ikrâh etmezler. Ammâ ne fermân etse o kelb ol ân iş bitirir, âdemi atından endirir, isterse pür-silâh şecî‘ [u] bahâdır yiğit olsun.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
Ammâ zelehor hammâlları gedikdir ve gâyet zeber-dest tüvânâ âdemlerdir, biri fevt olsa taşra Cânbezdi nâm hammâllardan bir tüvânâsın bu merhûm zelehor gediğine korlar. Bu tâ’ife birer toklu veyâhûd birer kuzucuk ve kırkar badya boza içüp bin okka kâmil yüke girir. Zîrâ Eydincik ve Bandırma 175b ve Erdek ve Mihalıç nâm şehir iskelelerinden seklem ta‘bîr etdikleri yedişer sekizer kantâr-ı Osmânî gelir çuvalları onar âdem kaldırup bir âdemin arkasına koyup ol dahi kantâra koduğu zamân kantârın mîlleri vızır vızır öter ve yine kantârdan arkasına koyup murâd edindikleri yere götürürler ammâ iki tarafından birer zelehor hammâlları dahi ellerine yapışup imdâd ederler. Makdûr-ı beşer değil, akıl ihâta etmez kâr-ı mühlikdir. {Arkalarında çuvallar ile cümle ubûr ederler, aceb dîv kavmdir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a–175b ·
metinde göster ·
… teş içre bunlarda altun ve gümüş kal ederler. Gayrı gûne potalar âteşe tahammül
etmez
. Ve bu kâr bu potacılara mahsûsdur kim terkîblerin gayrı enâyiye keşf etmeyüp b …
Bu potacılar bir gûne türâba niçe gûne filcân hurdaları ve rimâl-i türâblar mahlût edüp havânlar içre sahk edüp ma‘cûn gibi tahmîr edüp sağîr ü kebîr dervîşân külâhları gibi toprak potalar yapup kuyumcular âteş içre bunlarda altun ve gümüş kal ederler. Gayrı gûne potalar âteşe tahammül etmez. Ve bu kâr bu potacılara mahsûsdur kim terkîblerin gayrı enâyiye keşf etmeyüp bu kâr kendülere munhasır olmuşdur. Sâ’ir diyârlara dahi çoğu İslâmbol'dan gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188a ·
metinde göster ·
On çömçe nûş etsen aslâ sekir vermez ve batn veca‘
etmez
. Zîrâ içine Kuşadası bekmezi ve üzerine darçın ve karanfîl ve zencebîl ve hindi …
On çömçe nûş etsen aslâ sekir vermez ve batn veca‘ etmez. Zîrâ içine Kuşadası bekmezi ve üzerine darçın ve karanfîl ve zencebîl ve hindistâncevizi nisâr edüp dükkânlarının yüzünde birer âdem sığar kutular içre durup ulemâ ve sulehâ ve meşâyihînden yevmiyye niçe bin bakır âvânî maşrabalar ve bakraclar gelüp kâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… erinin aslı oldur kim, cemî‘i zamânda bunlar kimseden yeyüp içmezler ve ihtilât
etmezler
, eğer ülfet ederlerse ca‘lî âşinâlık ederler. Her şeyleri ümmet-i Muhammed'e hu …
Ve bu Yahûdî meyhânecilerinin başka alay etmelerinin aslı oldur kim, cemî‘i zamânda bunlar kimseden yeyüp içmezler ve ihtilât etmezler, eğer ülfet ederlerse ca‘lî âşinâlık ederler. Her şeyleri ümmet-i Muhammed'e husûsan Muhammed isimli bir müslime 215b katl etme ihânetleri mukarrerdir. {Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215a–215b ·
metinde göster ·
… kim eflâke ser çeküp her birinin sâyesinde on bin koyun sâyelenir, güneş te’sîr
etmez
, bî-had ü bî-pâyân dağlardır. Bu kûh-ı hıyâbân içre gûnâ-gûn tahtalar biçilir. …
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbat [ve] mahsûlâtının memdûhâtından şehrin cânib-i şarkîsinde olan dağlara ağaç denizi derler, âdem gâ’ib olur. Bi-emrillahi Te‘âlâ anda dıraht-ı azîmler var kim eflâke ser çeküp her birinin sâyesinde on bin koyun sâyelenir, güneş te’sîr etmez, bî-had ü bî-pâyân dağlardır. Bu kûh-ı hıyâbân içre gûnâ-gûn tahtalar biçilir. Bıçkı değirmânları vardır kim ta‘rîf ve tavsifi mümkün değildir. Mısra‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 243a ·
metinde göster ·
Menzil-i Germ-âb-ı cihân-nümâ : Bir hâlî kûhistân içre aslâ güneş te’sîr
etmez
bir hıyâbân-ı kûyâhdır kim her tarafında birer kûşe ibâdethâne külbe-i ahzânlar …
Menzil-i Germ-âb-ı cihân-nümâ : Bir hâlî kûhistân içre aslâ güneş te’sîr etmez bir hıyâbân-ı kûyâhdır kim her tarafında birer kûşe ibâdethâne külbe-i ahzânları vardır. İki yüzden mütecaviz haymeler var. Biz dahi hayme-i müzeyyen, kuşda kurup sohbete başladık. Mukaddemâ {tahrîr olunan} Dil İçmesi'nde müshil su içenler elbette bunda germ-âb ılıcalarına gelüp tahsîl-i mizâc ederler, bir kûh-ı bâlâ içre ılıcalardır. Yanko b. Madyân zamânı binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… imârât: Evvelâ zamân-ı Amalika'da bu şehrin vasatında bu nehr-i Tozanlı cereyân
etmezmiş
. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr içinden cereyân etdirüp hâ …
Der-beyân-ı âsâr-ı ibret-nümâ imârât: Evvelâ zamân-ı Amalika'da bu şehrin vasatında bu nehr-i Tozanlı cereyân etmezmiş. Ferhâd nâm bir kimesne Şîrîn'e aşık olup nehri şehr içinden cereyân etdirüp hâlâ ferhâdî külünklerinin alâmeti şehrin cânib-i garbında kayaları peynir gibi kesüp şehre su getirüp cümle çeşmeleri ol kayalar tarafından gelir âsâr-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
oldular. Hazret-i Ebâbekir, Hazret-i Osmân'a katî sebb etmezler, ammâ derd-i se …
Ba‘dehû şehr içre dellâllar nidâ etdiler kim "Nitekim Osmânlı elçisi Sünnîler bundadır Kadâğa-i Şâhî ve fermân-ı hânî oldur kim sebb-i yamân etmeyesiz. Sebb-i yamân ederseniz sünnîler katl edüp hûn-ı nâ-hakkınız revân ederler. Şöyle bilesiz" deyü dellâllar kadâğa edüp hamd-i Hudâ Çar-yâr-ı güzîne sebb etmez oldular. Hazret-i Ebâbekir, Hazret-i Osmân'a katî sebb etmezler, ammâ derd-i serleri Hazret-i Ömer'ledir. Hâşâ sümme hâşâ anın hakkında zebân-dırâzlık ederler. Ol gün hân tarafından on aded şîb u zerbâf kalemkârî çit câmelere müstağrak olmuş Isfahânî yörükleriyle tâvûsî reftâr ederek mihmândârımız Hoca Sirrâc bu gulâmları getirüp cümlesi dest bûs etdiler. Meğer kânûn-ı İrân-zemîn 298a imiş kim Osmânlı elçilerine hânlar onar aded gulâmlar gönderüp her hizmetde fermân-ber olurlar imiş. Biri Civân-ârâmış, biri Sâdık-ı Cân, biri Râmiş, biri Mirzâ Hân, biri Yezdân Alî, biri Kâkunc, biri Kurbân Bây, biri Sührâb, biri Mezîd Hân, biri Yârkulu, bunların her biri birer behişt gılmânı gibi mümtâz [u] müstesnâ püserler idi kim her biri birer nûr-ı mübîn idi. Andan şehr temâşâsına başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b–298a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû şehr içre dellâllar nidâ etdiler kim "Nitekim Osmânlı elçisi Sünnîler bundadır Kadâğa-i Şâhî ve fermân-ı hânî oldur kim sebb-i yamân etmeyesiz. Sebb-i yamân ederseniz sünnîler katl edüp hûn-ı nâ-hakkınız revân ederler. Şöyle bilesiz" deyü dellâllar kadâğa edüp hamd-i Hudâ Çar-yâr-ı güzîne sebb etmez oldular. Hazret-i Ebâbekir, Hazret-i Osmân'a katî sebb etmezler, ammâ derd-i serleri Hazret-i Ömer'ledir. Hâşâ sümme hâşâ anın hakkında zebân-dırâzlık ederler. Ol gün hân tarafından on aded şîb u zerbâf kalemkârî çit câmelere müstağrak olmuş Isfahânî yörükleriyle tâvûsî reftâr ederek mihmândârımız Hoca Sirrâc bu gulâmları getirüp cümlesi dest bûs etdiler. Meğer kânûn-ı İrân-zemîn 298a imiş kim Osmânlı elçilerine hânlar onar aded gulâmlar gönderüp her hizmetde fermân-ber olurlar imiş. Biri Civân-ârâmış, biri Sâdık-ı Cân, biri Râmiş, biri Mirzâ Hân, biri Yezdân Alî, biri Kâkunc, biri Kurbân Bây, biri Sührâb, biri Mezîd Hân, biri Yârkulu, bunların her biri birer behişt gılmânı gibi mümtâz [u] müstesnâ püserler idi kim her biri birer nûr-ı mübîn idi. Andan şehr temâşâsına başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b–298a ·
metinde göster ·
… Bu diyârda pîr-i fânîlere gâyet i‘tibâr ederler. Anların re’yinden hâric bir iş
etmezler
, ammâ mezhebleri ma‘lûm değildir.
Sitâyiş-i sulehâ-yi meşâyihân: Yedi binden mütecâviz sâlih ve muvahhid ve vâ‘iz ve nâsıh zâl-ı zamân meşâyihleri vardır. Bu diyârda pîr-i fânîlere gâyet i‘tibâr ederler. Anların re’yinden hâric bir iş etmezler, ammâ mezhebleri ma‘lûm değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
. Bu mahalde yılda bir kerre bâzâr-ı azîm olur. Ve bu mahalde ülke-i Dağıstân te …
Ziyâret-i eş-Şeyh Emîr Sultân: Tarîk-i Hâcegân'da ulu sultândır. Bu ülkede olan ulemâ-yı Dağıstân ve müfessirîn ve muhaddisîn ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler bir diyârda yokdur. Bu diyârda kizb u gıybet [u] mesâvî ve sû’-i zân ve kin [ü] kibir ve buğz [u] adâvet yokdur, illâ adâvetleri revâfızla olup anları vilâyetlerine komayup bey‘ [u] şirâ etmezler. Bu mahalde yılda bir kerre bâzâr-ı azîm olur. Ve bu mahalde ülke-i Dağıstân temâm olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b ·
metinde göster ·
… r. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Şâh İsmâ‘îl, Selîm Hân ile Çıldır gazâsın
etmezden
mukaddem bu şehrde üç sene sâkin olup kal‘adan taşra sadranc nakşı esvâklar ile …
Hudûd-ı Gürcîstân'da, hâlâ Acem hükmündedir. İbtidâ bânîsi Enûşirvân'dır. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-i mâderden sa‘âdetle rûy-ı arza kadem basdıkda Nûşirevân "İşte bir sâhib-hurûc zuhûr etdi. Anın ümmetleri şerrinden benim re‘âyâ vü berâyâm hıfz u emânda olalar" deyü bu kal‘ayı kûh-ı Elbur[z] dâmeninde havâlesiz arz-ı mahsuldârda şekl-i muhammes seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ etmişdir. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ yerleri münhedim olmuşdur. Dâiren-mâdâr cirmi Husrev gulâmın hatvesiyle on dörd bin adımdır ve yüz yetmiş burcu ve üç dervezesi var. Ve derûn-ı kal‘ada iki bin aded âbâdân hâneler ve câmi‘-i harâblar ve hân ve hammâm-ı imârlar ve çârsû-yı bâzâr-ı şâhîler ile ârâste ve her hânesi gül-i gülistân ile pîrâste olmış, âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Âb-ı zülâlden nişân ver[ir] suları kûh-ı Elburz'un yedinci tabaka aşağı dâmenlerinden gelüp şehr-i Kâht'ın hadîka-i gaytân [u] ravza-i rıdvân hıyâbânların rey edüp cânib-i şarkda iner nehr-i Kür'e rîzân olur bir âb-ı nâbdır. Lâkin hevâsı bürûdete meyyâl olmağıla ipeği memdûh değildir. Ekseriyyâ halkı Ermeni ve Gökdolak ve Gürcî tâ’ifesidir. Hâkimleri başka sultândır. Bin kadar mezheb-i Kaderî nöker-i Ği‘îye mâlikdir. Ve on iki hâkimi ve kadısı vardır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Şâh İsmâ‘îl, Selîm Hân ile Çıldır gazâsın etmezden mukaddem bu şehrde üç sene sâkin olup kal‘adan taşra sadranc nakşı esvâklar ile bir varoş-ı mu‘azzam tarh [u] vaz‘-ı esâs edüp imâr etmiş kim gûyâ Orta Macar diyârında Kaşa şehrin imâr etmiş. Ba‘dehû kendüsü Selîm Şâh ile Çıldır'da münhedim olup yüz bin askeri dendân-ı tîğ-ı bî-dirîğdan geçüp kendüsü Azerbaycân'a cân atup Âl-i Osmân'ın urğuncu askeri Gürcîstân askeriyle bu şehr-i Kâht'a gelüp nehb ü gâret edüp harâb etdiklerinden berü ol kadar imâr olmamış, ammâ yine sâ’ir şehir varoşlarından müzeyyendir. Ferhâd Paşa Aras kal‘asın imâr ederken bu şehrden niçe bin araba bârı seng-i gûnâ-gûnları Aras kal‘asına ref‘ etmiş. Bu şehr sultânı hakîre muhabbeten bir konak refîk olup cânib-i kıblede kend-i Hodrây Hân'da meks olundu. Nehr-i Kür kenarında bin hâneli câmi‘ ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı kenddir. Tiflis hudûdunda bâğlı ve kelenterli kenddir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b ·
metinde göster ·
… ya, ammâ nehr-i Furât aşırı sehl havâlesi vâr şekildir. Ammâ andan zarar isâbet
etmez
bir kal‘a-i üstüvârdır ve dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve handakı (---) ve …
Eşkâl-i kal‘a-i Kemâh: Şekl-i muhammes şeddâdî taş binâ kal‘a-i zîbâdır. Her burc [u] bârûsu seng-i azîmler ile yalçın kayalar üzre mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i âlîdir. Erzurûm serhadlerinde nazîri meğer Şebin Karahisârı ola. Bir kal‘a-i bî-nazîr demek olmaya, ammâ nehr-i Furât aşırı sehl havâlesi vâr şekildir. Ammâ andan zarar isâbet etmez bir kal‘a-i üstüvârdır ve dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve handakı (---) ve kıbleye nâzır bir kapusu var. Andan içeri iki kat kapular dahi var, üçü dahi musanna‘ ve metîn demir kapulardır. İbtidâki kapunun iç yüzünde, sağında ve solunda birer tuç toplar vardır kim ikisi dahi vâcibü's-seyr toplardır. Her birinde birer eskici girüp köşkerlik eylese yerim dar demez. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm ve tavîl Süleymân Hân toplarıdır. Üç kantar taş gülle atup kadleri yigirmi yedişer karış demir küpeli serâmed toplardır. Garâbet andadır kim böyle mefret topları ol yalçın kaya üzre eyle sa‘b mahalle niçe çıkarup vaz‘ etdiler, aceb san‘at-ı cerr-i eskâl ile çeküp eyle âli yire böyle top-ı kebîrleri komuşlardır. Ve tâ içerdeki üçüncü kapunun atebe-i âlisi kemeri üzre bir gürz-i pehlivânî ve bir tîr-i kemân-ı Hazret-i Alî asılmışdır kim alâmet-i azîmdir. Ve bu kal‘anın içinde cümle toprak örtülü sağîr ü kebîr altı yüz hâne-i zîbâlardır. Lâkin teng mahalde vâki‘ olmağıla bâğ u bâğçesiz ve susuz hânedânlardır. Ve cümle a‘yân-ı vilâyet ve kal‘a neferâtı hâneleridir. Kara Ya‘kûboğlu'nun ve İbrâhîm Çelebi'nin hânelerinden gayrı bâğçeli ev yokdur. Ve bu kal‘a içre mu‘attal arz-ı hâliye yerler çokdur. Hattâ hâlî olan yerlerde beş aded buğdây anbârları vardır. Leb-ber-leb Selîm Hân'dan berü pirinç çeltiği ve darı vardır. Sanasın bugün harmandan gelüp der-anbâr olmuş hububâtdır. Hîn-i muhâsarada onlar ile kut-ı kanâ‘at edinirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 340a ·
metinde göster ·
ve kaymağın bıçağile keserler, sakız gibi çiğnenir bir gûne lezîz ve kudretden …
Der-vasf-ı buhayre-i Lâdik: Şehr-i Lâdik'in cânib-i şarkîsinde nümâyân bir buhayre-i azîmdir. Bir günde devr olunur buhayre-i âb-ı hayâtdır. On bir gûne mâhîleri var kim her birin lezzeti ve hâssa ve haysiyyetiyle ve eşkâl-i reng-i gûnâ-gûniyle medh eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ammâ cümle mâhîlerinden turna balığı Mâ’ide-i Mûsâ'dan lezîz bir mâhî-i lezîz ü mukavvîdir. Bu halîcin kenarında ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar ile müzeyyen bir buhayre-i zülâldir. Cânib-i erba‘asında Zuday ve Sonisa ve kazâ-yı Kavza ve kazâ-yı Zeytun dağlarından yigirmi altı aded uyûn-ı câriyeler bu nehre munsab olup yine leb-ber-leb bir buhayredir. Bir cânibe ayağı yokdur. Evvelâ kenarında Boğazköy, gâyet latîf ve ma‘mûr ü müzeyyen köydür. Ve karye-i Otuz, bu buhayre kenarındadır. Bi-emrillah bu karyede olan kaymak bir diyârda yokdur. Küleğinin içinde iken keçi oğlağı, kaymağı üzerine 346a bassa teyesün nâhunları kışata-yı beyâza te’sîr etmez ve kaymağın bıçağile keserler, sakız gibi çiğnenir bir gûne lezîz ve kudretden mümessek râyiha-i tayyibesi vardır. Bu kaymağın misli meğer Erzurûm hâkinde Bingöl yaylası kaymağı ola (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b–346a ·
metinde göster ·
… dişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb
etmezden
evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
… çerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs
etmezlerdi
. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçı …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… dün bulup içer ve bir kana on bin guruş alır, etdiği zulmü Haccâc-ı Zâlim Yûsuf
etmez
. Benim peder-i azîzim, anın ipiyle kuyuya inen câh-ı gayyâda kalır. Hilekârdır, …
"Tiz devât ve kalem" deyü kilk-i cevâhirin yed-i tûlâsına alup derûn-ı dilinde olan gencîne-i ma‘ânî kuflini küşâde kılup dürr-i cevâhir nisâr edüp "El-ma‘nâ fî batnı's-şâ‘ir"i zebân-ı hâle getirüp niçe elfâz-ı tumturak ile bir nasîhatnâme ve niçe ta‘n-âmîz san‘at-ı şi‘riyyeli rumûz-ı künûzlu esrâra müte‘allık pendler tahrîr eyledi. Zîrâ kendileri ilm-i inşâda Ünsî-i sânî ve Tâcizâde Ca‘fer Çelebi ve Aliy-yi Ma‘nî idi ve elvân-ı kalem ile hüsn-ı hatta mâlik bir seri‘u'l-kalem ve beyne'l-akrân mümtâz-ı ilm olmuşdu. Ve gâyetü'l-gâye tîz-dest idi. Hattâ peder-i azîzleri merhûm ve mağfûrunleh Mustafâ Paşa, Murâd Hân-ı Râbi'de defterdâr iken kendüler mülâzim ve müderris olmağıla tekmîl-i fünûn edüp ilm-i lügatde Kâmûs-ı Ahterî ve Arûz-ı Me’âlî olmuşdu. Hattâ Arab u Acem'den ve Hind u Belh [u] Buhârâ'dan Tataristân'a ve Hân'a bir nâme iktizâ etse Mecd Efendi ve Durak Efendi ve Sıdkî Efendi nâmeleri müsevvede edüp bu efendimiz Defterdârzâdeye verüp tashîh ederek kendü hattıyla nâmeler tahrîr edüp her mülûk huzûruna vardıkda makbûl-ı şehriyârî olup elden ele gezerdi. Ve menâsıb-ı âlîlerde iken aslâ re’îslerine muhtac olmayup cemî‘î evâmir ü arzları ve Şehzâde Mehemmed Hân'ın mevlûdü müjdesin ve sâ’ir kılâ’ın fütûhatnâmeleri ve mekâtiblerin ve sâ’ir mürâselâtı cümle kendi hattıyla tahrîr etdüğünden Varvar Alî Paşa'ya dahi kendiler dest-i hatlarıyla muhabbetnâme yazdılar. Zîrâ Varvar Alî Paşa'nın re’îsi Niksârî Halîl Efendi dahi bir münşî-i mustalah, fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve rumûz-ı künûz, miftâh-ı ma‘ânî ve bir bahr-i ma‘ârif kânı kimesne idi. Ana binâ’en Alî Paşa'ya nâme-i muhabbeti kendiler yazdı. Netîce-i kelâmı oldur kim "Benim peder-i azîzim! Mektûb-ı 361a dürer-bârınızda tahrîr etmişsiz kim bir baş Üsküdar'a dek İpşir oğlum ile ve sâ’ir vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ile gidüp şer‘ ile da‘vâm görürüm, buyurmuşsuz. Da‘vâcın kadı, yarıcun Allah ola, deyü elsine-i nâsda darb-ı meseli ma‘lûm-ı sa‘âdet-mendiniz değil midir. Cenâbınızın hod hasmı pâdişâhdır, pâdişâh âdil gerek kim şer‘ ile da‘vâm var diyesiz. Nâ-şer‘î bir âdemin ehlin almak murâd edinen imâmın mezâhib-i erba‘a fetâvâlarında imâmeti sahîh olmaduğu hod azherü mine'ş-şemsdir. Böyle olan imâma niçe iktidâ edüp niçe mu‘âvemet edüp niçe şer‘ ile da‘vâm vardır dersiz ve umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdan idüğü ma‘lûmunuzdur. Atalar sözün tutmayan hatalar demiş, el mi yaman beğ mi yaman demişler ve Sultân Murâd tâbe serâh hazretleri merhûmun zamânından berü harem-i hâsda perveriş bulup bu sinn-i sâliniz içre bu kadar menâsıb-ı âlîler zabt edüp bu kadar celâlî ve cemâlî ve zorbalar kim ulü'l-emr üzre ısyan [u] tuğyân edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olup müsmir olmuşdur. Ve karîbü'l-ahd olan Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa bu kadar sene ısyân edüp Sultân Osmân Efendi'min kanı deyü kırk bin yeniçeri kırup şer‘ ile da‘vâm vardır der idi. Şer‘î ve nâ-şer‘î da‘vâsın kim istimâ‘ edüp âhir hâli neye müncer oldu. Ve dahi karîbü'l-ahd kim vak‘ası mürûr ideli yedi sene olmuşdur, Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa bir yumurtayı bir akçeye alup adl-i adâlet ederim deyü sizin gibi yigirmi bin asker cem edüp Kör Hazînedâr İbrâhîm Paşa ile Kaysariyye altında ceng edüp Nusaf Paşazâde, Hazînedâr İbrâhîm Paşa'yı şehîd edüp niçe bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp bu kadar mâl-ı ganâ’im alıp Hüseyin Paşa mansûr u muzaffer oldum deyü Anadolu gibi arz-ı vâsi‘a sevâd-ı mu‘azzam diyârları bırağup şer‘ile da‘vâm vardır deyü sûret-i hakdan görünüp Üsküdar gibi bir teng dar yire varup şer‘ ile gezerken şerrile askeri târumâr olup arz-ı mukaddes gibi bir vâsi‘atü'l-aktâr diyârı koyup boğa[z]dan Rûmeli gibi edna'l-arz olan dar yire geçüp Varna kurbuna varup anda girîbânın ele verüp Kara Mustafâ Paşa vezîrin huzûruna dip diri getirüp doğram doğram edüp Hüseyin Paşa'yı şehîd edüp başın Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakdılar. İmdi benim peder-i azîzim. Bu mektûb-ı muhabbet-üslûbdan me’âl-i kelâm oldur kim Kara Mustafâ Paşa, mezkûr Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa'yı böyle münhedim edüp katl etdüğü günlerde hâlâ sadrıa‘zam olan Bişin karınlı Semiz Ahmed Paşa anın tezkirecisi idi. Hüseyin Paşa'nın katli cümle bunun re’y [ü] tedbîriyle idi. Hâlâ sadrıa‘zam olup senin hasm-ı kavîn ve adüvv-i cânındır. Elbette Nasıf Paşazâde katli san‘atların sana ve bana edicilerdir. Zîrâ Âsitâne'den âdemlerim geldi. Bâb-ı Hümâyûn önünde Gazze makrameleri üzre altı vezîr ve beş mîr-i mîrân kellesi yatarmış. Sakının, el-hazer el-hazer, şer‘ile Üsküdar'a gelmen. Zîrâ Devlet-i Âl-i Osmân'a nizâm [u] intizâm veren Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Anların halîfelerinden Kemikli Alî Baba nâm bir er-i server, ârif-i billah-ı hünerverdir, Hacı Bektâş-ı Velî, anlara "Var Alî Baba, Üsküdar ile Gekbiziyye mâbeyninde bir püştecik vardır, bu âteş ile bu penbeyi bu hokka ile götür. Tâ ki ol püşte üzre vardıkda âteş penbeyi yakdığı yer senin dâr-ı bâkî makâmındır, anda sâkin ol" deyü Hacı Bektâş Alî Dede'ye bu nasîhatları edüp Alî Baba'nın üzerine ism-i a‘zam tilâvet edüp üfürür. Var Alî Baba makâmında ecel-i müsemmâna dek sâkin ol. Âl-i Osmân üzre ısyân ile seni geçenlerin kemikleri, üzerinde yığılup Kemikli Baba nâmıyla cihân-ârâ olasın, deyü eyle Sultân Velî nefes etmiş ve Hacı Bektâş'dan feyz alup gûyâ ol merkezde kutb-ı ricâl gibi bir mutalsam ulu sultândır. Anı, ısyân ile ubûr edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olmuşdur? Ve buyurmuşsuz kim İpşir oğlum benimle biledir. Bir kılıma bin kelle verir demiş, sizi eyle inandırmış. Sakının, vallahi i‘timâd ve i‘tikâd etmen. Baş değil bir taş ve lâş ve lâşî vermez. Zirâ Abaza aşîreti mâbeyninde bir babak soydur. Ve gâyet hasîs ve denî ve le’îm ve korkak kavmdendir. Kendinin dahi cemî‘î zamânda bahâdırlığı zâhir ü bâhir olmamışdır. Ve gerçi tütün ve kahve içmeyüp süd içer ammâ eyle bir zâlimdir kim unsuz evün hâmûrun ve ineksiz evün südün bulup içer ve bir kana on bin guruş alır, etdiği zulmü Haccâc-ı Zâlim Yûsuf etmez. Benim peder-i azîzim, anın ipiyle kuyuya inen câh-ı gayyâda kalır. Hilekârdır, cengâver, dilâver [ve] server değildir. Hattâ ma‘lûmunuz değil midir kim merhûm ve mağfûrun leh Murâd Hân-ı Râbi‘in İpşir {Revân kal‘ası cenginde} emîr-i ahûr-ı kebîri değil mi idi. Üç yüz aded âdem ile yetmiş kızılbaş-ı bed-ma‘âş bunlara râst gelüp dahi kızılbaş ile elleşmeden ve zahmdâr olmadan der-ceng-i evvel üç yüz âdemlerinden hicâb etmeden firâr etdi. Ve üç yüz âdemi ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp esîr oldular. Ve İpşir'in akîbince kızılbaşlar düşüp atı kalmadan belinden tîrkeş ve kılıcın 361b bırağup piyâde nehr-i Zengî sâhilinde ahşama dek bir bostân içinde pinhân olup ba‘de'l-mağrib Ken‘an Paşa ordusuna uryânen gelüp Ken‘an Paşa bir kat esbâb ve bir kat silâh ve bir at ihsân edüp ceng ide ide halâs oldum, deyü kizb eden kezzâb u mûhenât İpşir değil midir? {Kim ol gün bir kızılbaş kendüye bir hançer uyluğuna urup ol zamândan berü topal olmuşdur. Bir kizbi dahi "atdan tekerlenüp leng oldum" der} Benim pederim, sakın böyle bed-nâm ü güm-i nâ-kem-nâm ile hem-ınân ü hem-dem ü hem-zebân olma ve kimseye i‘timâd edüp mahrem-i esrâr edinme. Sana sûret-i hakdan görünüp Âsitâne tarafıyla mansıb-ı âlî içün yek-dil [ü] yek-cihet olup vakt-i hengâmda seni meydânda korlar. Bu gûne pend [u] nasîhatları pederime yazmak küstâhânedir ammâ dâğ-ı derûnumdan cür’et edüp tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360b–361b ·
metinde göster ·
… sebebiyle bir merd [ü] zene ve bir mûr [u] mâra bi-emr-i Hudâ aslâ zarar isâbet
etmez
. Hemân ol kaya nereye uçarsa anda hûrd olup kalır. Bu kayalar altında cümle iki …
Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle sekiz mahalle add olunur. Hikmet-i Hudâ bu mahalleler cümle yalçın kayalar altına vâkı olup pâre pâre kayalar her bâr şehre uçup düşer. Bi-emrillah Aşkemseddîn hazretlerinin du‘â-yı hayr berekâtları sebebiyle bir merd [ü] zene ve bir mûr [u] mâra bi-emr-i Hudâ aslâ zarar isâbet etmez. Hemân ol kaya nereye uçarsa anda hûrd olup kalır. Bu kayalar altında cümle iki yüz hânelerdir. Ammâ medrese ve dârü'l-hadîsi yokdur. Yigirmi mikdârı mekteb-i sıbyânı vardır. Çârsû içinde üç aded kiremit ile mestûr hâneleri vardır. Ve yine derûn-ı sûkda bir latîf hammâm-ı hoş-hevâsı vardır ve deresi içinde firâvan âb-ı revân üzre deverân eder âsiyâb-ı mâları vardır. Ve cümle yetmiş beş dükkânı vardır. Ekseriyyâ nâzük at çulu ve tobra işlediklerinden Torbalı Gönlük derler. Bunda aslâ Yahûdi kefere tavattun edemez. Hemân ol gün mürd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 368a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i Çoban: Evc-i âsumâna kad çekmiş serâmed yalçın kaya üzre bir küçük kal‘acıkdır. Hâlâ içinde benî Âdemden yokdur. Hârâb u yebâb durur. Zamân-ı kadîmde Gegve kralenin çobanları bu kal‘ada sâkin olup âyende vü revendeden bâc alırlarmış. Aşağısı deryâ-misâl Sakarya nehri ensesi yalçın dağ üzre kal‘a-i Poli ise pür dert sakar yolu olmağıla bi'z-zarûrî cümle kârbân halkı bunda bâc [u] harâc verirlermiş. Anı ubûr edüp yine cânib-i garba nehr-i Sakarya kenarınca aslâ güneş te’sîr etmez çemenzâr [u] lâle‘ızâ[r] sular kenarında tahta'l-kahve, fatûr-ı fatîrler tenâvül edüp tâ‘at [u] ibâdât edüp sun‘-ı Hudâ-yı Perverdigârı temâşâ ederek 4 sâ‘at dahi gidüp, 369b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369a–369b ·
metinde göster ·
… li müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ
etmezden
bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi b …
Lisân-ı Yunaniyân üzre Târîh-i Yanvan'da bu İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Musul kurbunda Cûdî cebelinde gemileri karâr bulup gemiden çıkan yetmiş nefer kimesne kendülere tavattun içün bir mekân-ı latîf arayarak Hazret-i Sâm seyâhat ederek bu İznik mahalline gelüp görür kim bir buhayre kenarında âb [u] hevâsı latîf bir cây-ı nazîf olmağıla ehl [u] iyâliyle bu ferah-fezâda yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ etmezden bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi bânî olan Yanko b. Madyan'ın duhter-i ferhunde-ahteri olan İznike nâm krale-i muhtâre Sâm binâsı üzre müceddeden bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn inşâ etmişdir kim hâlâ cemî‘-i seyyâhân-ı berr [u] bihâr lisânında ve cemî‘i müverrihân-ı Rûm kütüb-i mu‘teberelerinde husûsan Tevârîh-i Yanvan'da kal‘a-i Çîn-i Rûm-ı atîk şehr-i İznik deyü tevârîhlerde mevsûfdur. Ba‘dehû nice mülûkden mülûke değüp âhir İslâmbol Tekürü Pozatin oğlu Ali nam kralın destinde iken dest-i kahr ile sene 731 târîh ile Orhân Gâzî muhâsara edüp yedi ay döğdükten sonra küffârın beş yüz pâre gemileriyle Gemlik nâm iskeleden imdâda gelüp guzât-ı müslimîni zeyl-i hisârdan kaldırmak içün gelüp asker-i İslâm bu hâli görüp imdâda gelen küffâra bir satûr-ı Orhânî urup sâhil-i buhayrede cümle dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan geçüp niçe bini gark-âb-ı buhayre olup yine kal‘ayı muhâsaraya şurû‘ edüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp cânları halâs olmadan me’yûs olup kırk gün dahi ceng-i azîm edüp âhir kal‘anın rahnedâr olan yerlerinden guzât-ı müslimîn ankebût-vâr zirve-i hisâr-ı üstüvâra urûc edüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup derûn-ı kal‘ada küffârı cümle dendân-ı tîğdan geçirüp feth olduğuçün hâlâ Orhân Gâzî câmi‘inde hatîb minbere kılıç ile urûc eder. Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâsında ibtidâ ceng-i azîmin biri dahi budur. Ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr tahrîri üzre Bursa sancağı hâkinde (---) tarafından hâkimlidir ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) nâhiye kurâlardır. Bu kurâlardan senevî kadısına cümle yedi kîse-i Çînî hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü selîm ve sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muhtesibi vardır ammâ iç il olmağıla kal‘asının dizdârı ve neferâtları yokdur ammâ Celâlî ve Cemâlî havfından birkaç kulleleri ma‘mûr ve bâbları mesdûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5a ·
metinde göster ·
… bir Moğolî tâ’ifesinden bir mecrûh topal herîfsin, hulle mankırıyla bir mankır
etmezsin
" dedikde, hâzır-cevâb olduğundan Timur-ı bî-nûr hazz edüp vâfir ihsânlar eder.
Cemî‘i elsine-i nâsda ve gayrı lisân-ı inâsda Nasreddîn Hâce : Nasîhatlerin ve letâyifâtların darb-ı mesel edüp isti‘mâl ederler. Cümleden biri; bir gün Timur, Hâce ile hammâma girüp birer fûta ile gusl ederlerken esnâ-yı kelâmda Timur eydür: "Hâce! Şimdi bencileyin cihângîr padişâh-ı zî-şânuma satılmak iktizâ etse, beni niçeye alırdun? der. "Kırk akçeye ancak alırdum" der. Timur eydür: "Be hey hâce! Benüm fûtam kırk akçe eder" der. Hâce eydür: "Ya, ben de kırk akçeye fûtayı alırım, yoks sen bir Moğolî tâ’ifesinden bir mecrûh topal herîfsin, hulle mankırıyla bir mankır etmezsin" dedikde, hâzır-cevâb olduğundan Timur-ı bî-nûr hazz edüp vâfir ihsânlar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9a ·
metinde göster ·
… ve yine anın re‘y-i tedbîriyle Üsküdar'daki asker kayıklarla İslâmbol'da firâr
etmez
olup cemî‘i iskelelere yeniçeri ve acemî çorbacıları ta‘yîn olunup tâ Anadolu H …
Bu Üsküdar cenginde bu gûne niçe yüz bin âdem deryâsı dağı taşı dutup cemî‘isi temâşâcı idi. Hudâ âlimdir, eğer çarhacı Defterdârzâde Mehemmed Paşa talî‘a-i asker olup Gürcî Nebî askeriyle germâ-germ cenk etmeğe ikdâm-ı tâm etmese, Üsküdar sahrâsında mâlamâl ve leb-ber-leb olan âdem deryâsına Celâlîler at kosa Hudâ hakkı beş kerre yüz bin benî Âdem'i Celâlîler deryâya dökerlerdi. Ammâ Cenâb-ı Bârî yârî kılup Üsküdarî Mahmûd Efendi himmetiyle ve Defterdârzâde i‘ânetiyle yüz aklıkları oldu ve yine anın re‘y-i tedbîriyle Üsküdar'daki asker kayıklarla İslâmbol'da firâr etmez olup cemî‘i iskelelere yeniçeri ve acemî çorbacıları ta‘yîn olunup tâ Anadolu Hisârı'na varınca karşu cânibden beri tarafa gelen kayıklara mâni‘ olmayup yine kayıkları karşu cânibe red ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… üp çıksa aslâ zarar yokdur. Ve hacer ü şecer makûlesi ilkâ eyleseler aslâ zarar
etmez
. Hâssa-i re’s-i ayn kırk gün bu cüzâm âbından nûş etse halâs olur.
Menzil-i tılsımât-ı re’sü'l-uyûn, acîbe-i ibret-nümûn: Bu diyâr kavm-i Yunaniyân destinde iken hukemâlar hikmet ile sâhil-i deryâdan yüz adım ba‘îd deryâ içinde elli zirâ‘ kaddi bir kulle-i âlî binâ etmişlerdir. Ortasında bir havz-ı azîmi var, gâyet berrâk âb-ı rahîk ile memlû bir havz-ı kebîrdir. Bu havzın ka‘rından niçe zî-kıymet eşyâlar nümâyândır. Niçe serdengeçti yiğitler bâr-ı sakîl hacerleri derâğûş edüp ka‘rına inmeden katı yaydan ok çıkar gibi rûy-ı mâya çıkar. Ammâ aslâ zarar isâbet etmeyüp nihâyet-i mâya ermek muhâldir. Her çend kim bu havza zî-rûh kısmı girse tarfetü'l-ayn içre taşra çıkar ammâ gusl etmeğe girüp çıksa aslâ zarar yokdur. Ve hacer ü şecer makûlesi ilkâ eyleseler aslâ zarar etmez. Hâssa-i re’s-i ayn kırk gün bu cüzâm âbından nûş etse halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… elüp Şem‘ûn'ın kapusuna el urup yemîn eder. Eğer bî-haber ise aslâ zarar isâbet
etmez
. Eğer sârık ise Şem‘ûn'un kapusuna el urunca tepesi üzre gelüp mürd olur. Bu âs …
Menâkıb-ı gayr: Bu karye ahâlîsinin kapuları şeb [u] rûz küşâdedir ve gâyet mün‘im Dürüzîleri vardır. Cümle metâ‘ları meydân-ı muhabbetdedir. Aslâ bir kimesne bir ferd-i âferîdenin erzâklarına vaz‘-ı yed edemezler. Bir kimesnenin bir şey’i zâyi‘ olsa zann-ı gâlibi olan kimesneyi "şer‘ullah" deyü bu Şem‘ûn-ı Safâ türbesine götürüp müdde‘î eydür: "Ihken yâ Şem‘ûn!" deyü selâm verüp zannı olduğu olan âdem gelüp Şem‘ûn'ın kapusuna el urup yemîn eder. Eğer bî-haber ise aslâ zarar isâbet etmez. Eğer sârık ise Şem‘ûn'un kapusuna el urunca tepesi üzre gelüp mürd olur. Bu âsitâne kapusu önünde yatan cümle mevtâlar yalan yemîn edüp Şem‘ûn kapusuna el uranlardır. Niçeler havf edüp kapuya el urmayup serîka etdüğü şey’i i‘tirâf edüp alduğu eşyayı verüp halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·