yedi sâ‘atde ederim, ammâ lahn-i hafî ve lahn-i celî olmasın içün ne ifrât ve n …
"Pâdişâh'ım sür‘at etsem yedi sâ‘atde ederim, ammâ lahn-i hafî ve lahn-i celî olmasın içün ne ifrât ve ne tefrît olmadan sekiz sâ‘atde inşâ’allâhu Ta‘âlâ hatm-i şerîf ederim" dedükde buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 69a ·
metinde göster ·
… hayyer bâzâr ile âyâ bûselik edüp gerdâniyye ile makâm-ı zengûle ile râst karâr
etsem
olur mu?" deyü Emîrgûne Hân'ın kadeh-kârı Alî Hân'a hitâb etdiğimde Hünkâr ve g …
"Hünkârım ilm-i mûsıkîden yekgâh mı dügâh [u] segâh mı ve çârgâh [u] pençgâh mı ve şeş-âğâz ve râst ve ısfehân ve nişâbûrek ve nikrîz ve mâhûr ve rehâvî ve ırâk ve hüseynî ve nevâ ve uşşâk ve sabâ ve muhayyer bâzâr ile âyâ bûselik edüp gerdâniyye ile makâm-ı zengûle ile râst karâr etsem olur mu?" deyü Emîrgûne Hân'ın kadeh-kârı Alî Hân'a hitâb etdiğimde Hünkâr ve gayrı musâhibler hande-künân tebessüm edüp hayrân kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 69b ·
metinde göster ·
Ne‘ûzü billah ol geçidde çekilen âlâm-ı şedâ’idi birer birer mufassalan tahrîr
etsem
tasdî‘-i re’se bâ‘is olur. Hâsıl-ı merâm gark-ı âbdan halâs olan ağalar Kızılır …
Ne‘ûzü billah ol geçidde çekilen âlâm-ı şedâ’idi birer birer mufassalan tahrîr etsem tasdî‘-i re’se bâ‘is olur. Hâsıl-ı merâm gark-ı âbdan halâs olan ağalar Kızılırmağ'ın karşu tarafında bây-ı muhteşem ve kerr u ferr ü dârât [u] azamet ve katar [u] mehâr sâhibi anka-yı zî-kudret âdemler iken suyun beri tarafına gelince bir habbe ve bir cübbeye muhtâc ve aç ve ihtiyâc olup sebük-bâr olup 352b cânların halâs etdiklerine bî-hadd u bî-pâyân şükr-i Yezdân eylediler. Hamd-i Hudâ bu hakîr ol Kızılırmak geçidinde bir rahne görmeyüp selâmetle ubûr etdim. Bu nehir kenarında perîşân-hâl olup yine nehr kenarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 352a–352b ·
metinde göster ·
… di. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr
etsem
gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su …
İbtidâ bu nehrin sebeb-i tulû‘ı bi-kavl-i müverrihîn sâhib-i Tuhfe oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh asrında Hamâ şehri gâyet susuz olup tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ sudan bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr etsem gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp gitdikçe nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile şehrine gelüp andan Yafa şehri hâmûnu içre gelürken ol fezâda bilâd-ı Askalân'dan Cezîre-i Kıbrıs'a varılır deryâ içre bir incecik yol var idi, cemî‘i kârbân halkı şehr-i Askalân ve Arz-ı Hâsân ve şehr-i Arîş ve şehr-i Taberistân ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı berr [u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i Nîl bu Menzile şehrinden geçerken {ol sehhâr şîşenin birin yere uruncu bi-emrillah yerden Nîl kaynayup bir buhayre-i azîm olup} Kıbrıs yolun gark edüp Arîş ve Gazze ve Askalân ve Yafa ve Teyme kal‘ası şehirlerine varınca hâlâ başka bir buhayre-i azîmdir. Şâm'dan Mısır'a giderken Arîş tarafların geçerken bu buhayre nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23b ·
metinde göster ·
… ar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar
etsem
gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesi …
Ve bostâncıbaşıyla gemime bir Frenk hekîm girdüğü Kaya Sultân'ım 145a tarafından bir hekîm ile baltacı gelüp vücûduma hekîm-i hâzık timar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar etsem gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesilüp ten gemisinden ayrılup benim yoluma revâne olup ben marazdan halâs olurum inşâallah" deyüp bir Fâtiha deyüp ba‘de'l-Fâtiha eydür: "Evliyâm işe sen bizim sâdıkâne muhibb-i yâr-ı kadîmimiz olmağıla sen bizim içün bu vâkı‘ayı görüp ol gice bize de işâret olup Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayı kendüden su’âl edün, deyü bize tebşîr etdiklerinden bu gün bu vâkı‘anın vâkı‘-ı hâlin senden su’âl etdiğimin aslı ol idi. İmdi bu hakîr ilhâm-ı Rabbânî ile böyle ta‘bîr etdim, hayr ola" deyüp kesret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı râhata vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşanın bu vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdüğüne engüşt ber-dehen ederek "Âferîn, sad hezârân âferîn yâ Melek Ahmed Paşa sad-lek tahsîn ola. Hakkâ ki hâl sâhibisin. Hudâ sıhhat vere" deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhabbet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b–145a ·
metinde göster ·
… mu yecürrü'l-kelâm" üzre yedi günde müşâvere ve mükâlemeleri birer birer takrîr
etsem
bir tomar-ı dırâz olur. Me’âl-i kelâm: Bir gün İpşir Paşa eydür: "Evliyâm, doğr …
deyüp seğirderek dest-i şerîfin bûs etdim. Hemân buyurdular kim "Evliyâ hoş geldin, biz seninle Varvar Alî Paşa senesinden berü görüşmedik. İslâmbol'dan çıkalı kaç gündür?" "Sultânım, beş gündür, ammâ gâyet kış çekdim" dedim. "Devlet tarafında ne var ne yok" dedikde, hakîr eyitdim "Bây u gedâ ve pîr u cüvân ve hâs u âmm sultânımın şeref-i kudûmiyle müşerref olmağa muntazırlardır. Husûsen Melek Ahmed Paşa karındâşınız, âh Sultânım Murâd efendimin çerâğ-ı efrûhtesi ve nazarkerdesi karındaşım gelse, deyü sultânımın intizârında olup sultânıma bu mektûbları gönderdi" deyü yetmiş aded atlas kîseli mekâtibleri verüp zemîn-bûs edüp gerüye çekildim. Hemân hazînedârına tenbîh edüp 177b "Evliyâ senin müsâfirindir, bir hoş gözedüp bir semmûr kürk ve bir kat esbâb ve bir kîse guruş hammâm akçesi ver" deyü tenbîh etdikde hazîne çadırına varup def‘-i cû‘ edüp bî-mecâl olduğumdan hâb-ı râhata vardım. Netîce-i merâm sahrâ-yı Konya'da İpşir Paşa ile yedi gün sohbet edüp "el-kelâmu yecürrü'l-kelâm" üzre yedi günde müşâvere ve mükâlemeleri birer birer takrîr etsem bir tomar-ı dırâz olur. Me’âl-i kelâm: Bir gün İpşir Paşa eydür: "Evliyâm, doğru söyle Murâd Paşa ve yeniçeri ocağı beni isterler mi?" yemin edüp "Belî cümle pâdişâh kulları ve vüzerâ vü vükelâları sultânıma muntazırlardır. Âh der-i devlete gelse de devlet-i Âl-i Osmân nizâm bulsa, derler. Ve cemî‘i ulemâ ü sulehâ ve a‘yân [u] kibâr, Sultân Murâd çerâğıdır, Husrev Paşa revişindedir. Âh gelse de cemî‘i umûr-ı mu‘azzamayı görüp Venedik küffârından intikâm alup Mısır'ın deryâ yolları küffârdan emîn olsa, derler" dedim. "Yâ Evliyâ, doğru söyle, Moralı Defterdâr mühr içün iki bin kîse verdiği sahih midir?" "Belî, merhûm Bıyıklı Dervîş Mehemmed Paşa meflûc iken mühri taleb etdi. Ammâ sa‘âdetlü pâdişâh rızâ vermeyüp mührü karındaşın Melek Ahmed Paşa'ya sadaka olunmasın re’y-i ahsen gördüler. Paşa karındaşınız 'Ben bir kerre mühr sâhibi olup lezzetin aldım. Pâdişâhım benim hüsn-i rızâm ile mühri elbette İpşir Paşa lalana ihsân eylen. Asker sâhibi vü müdebbir ü âkıl ü cerîdir. Mühr anın bin kez hakkıdır ve eski vezîrindir,' deyü bir sâ‘at ta‘rîf ve tavsîfinizde olup Şeyhülislâm Ebû Sa’îd ve kızlarağası ve (---)(---)(---)(---) cümlesi, "Pâdişâhım İpşir Paşa lalana mühr istihâldir" deyü Fâtiha tilâvet olunup mühr-i şerîfi sultânıma gönderdiler. Kâ’immakâmlığı Melek Paşa karındaşınıza ihsân etdiler. Ve yedinci günde anlar dahi var kuvveti bâzûya getirüp cümle ocağa ulûfe çıkardılar" deyü niçe bin kelimâtlar oldu kim tahrîri mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177a–177b ·
metinde göster ·
… amapur memleketinden biz gelince itmâm bulup azametimle ben ol kal‘ayı muhâsara
etsem
fethinde usret çekem." deyü böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn binâ …
Ba‘dehû hâbdan bîdâr olup ol uyûn-ı câriyenin mahreci mahallinde kâmil yedi gün nûş eder, hayât-ı câvidân buldum zann edüp hikmet-i Hudâ ol mâ-i zülâlin te’sîri sebebiyle boynuzunun biri düşüp biri kalır. "Bre meded, işte âb-ı hayât bunda imiş. Basra şehrinden berü nef‘in müşâhede ide ide nûş etdiğimiz âb-ı zülâl meğer bu mâ-i Kevser imiş kim Şattu'l-Arab'a dâhil olurmuş. Bre Bedlîs nâm hazînedârı kığırın." deyü fermân etdükde Bedlîs gelüp eydür: "Ey gulâm-ı hâs! Eğer hâssu'l-hâs olmak dilersen benim mâlımdan niçe bin kîse mâl-ı firâvân harc edüp bu mahalde bana bed-leys bir kal‘a inşâ eyle kim Camapur memleketinden biz gelince itmâm bulup azametimle ben ol kal‘ayı muhâsara etsem fethinde usret çekem." deyü böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn binâ olunmasın Bedlîs hazînedâra fermân edince "el-Emrü emrüküm" deyüp kal‘ayı Bismillah ile esâsına şürû‘ etmede. Andan İskender bir karn ile Camapur diyârına gitmede. Beri tarafda Bedlîs cemî‘i hukemâları ve mühendis-i üstâd-ı kâmil bennâları ve cemî‘i ulûm-ı garîbe vü acîbe sâhibi keheneleri cem‘ edüp bu kal‘anın tâli‘-i imâretinin sa‘d sâ‘atin bulup vilâdet-i Server-i Kâ’inât'dan sene 872 mukaddem kal‘a-i Bitlîs binâ olunup sene 882 târîhinde İskender vefât etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
… Pâdişâhım! Kaçan kim bana bir kal‘a-i metîn inşâ et kim azametimle ben muhâsara
etsem
, fethinde usret çekem, bana eyle bir kal‘a yap!, buyurdunuz. Ben dahi emrinize …
Hemân Bedlîs eydür: "Pâdişâhım! Kaçan kim bana bir kal‘a-i metîn inşâ et kim azametimle ben muhâsara etsem, fethinde usret çekem, bana eyle bir kal‘a yap!, buyurdunuz. Ben dahi emrinize fermân-berlik edüp işte böyle bir sedd-i İskender kal‘a binâ etdim. Fermân pâdişâhımındır" deyince İskender insâf edüp kal‘anın hükûmetin Bedlîs'e ihsân eyledi. Anınçün Bedleys'den galat Betlîs derler, sebeb-i tesmiyyesi oldur ve bânîsi ta‘lîm-i İskender ile yine Bedlîs'dir. Anınçün tevârîh-i Acem'de taht-gâh-ı İskender nâmıyla yâd olunur, ammâ Târîh-i Yunaniyân-ı Yanvân'da bu Bitlîs içün Pırgaz-ı makal-ı Aleksandıra derler, ya‘nî Büyük İskender kal‘ası derler. Hakkâ ki kal‘a-i atîkdir. Hâlâ niçe yerlerinde Rûm binâsı alâmetleri vardır. İnşâallah mahalliyle bu kal‘anın mutalsamâtları dahi beyân olunur. Bilâd-ı Ermen'dendir ammâ vilâyet-i Kürdistân'dandır. Niçe mülûkdan mülûka intikâl etmiş kal‘adır, ammâ ekseriyyâ Âzerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Yûsuf Celâyirli ve Akkoyunlu Uzun Hasanlı mutasarrıf olagelmişler idi. Ammâ dahi mukaddem-i ibtidâ Ermen destinden dest-i bâzû-yı kuvvet ile feth eden Âl-i Abbâsiyân'dan Sultân Evhadullah'dır. Anların 223a devletleri sehel bergeşte olmak ile Âzerbaycân Şâhı Uzun Hasan Bitlîs'e mâlik olmuşdu. Ba‘dehû sene 878
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b–223a ·
metinde göster ·
midhati zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi yokdur ve i‘tibârı olmayan nesne …
Bu şehr-i harâbı niçe gûne şerh etsem midhati zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi yokdur ve i‘tibârı olmayan nesnelerin medhi kelâmında melâmet vardır. Zîrâ kâr-ı dünyâ böyledir kim Hazret-i Dâvûd aleyhisselâm oğlu Hazret-i Süleymân'dan su‘âl eder kim "Ey oğul, bu dünyada ma‘mûr mu çokdur, harâb mı çokdur" Süleymân eydür "Baba, harâb çokdur kim cemî‘i imâristânlar dahi harâb olsa gerekdir" der. Hakîkatü'l-hâl Kur’ân-ı Azîm ile sâbitdir kim âyet Arapça nass-ı kâtı‘ı delîl-i bürhândır kim cümle imârlar harâb olsa gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240b ·
metinde göster ·
… ıyla geçinirler. Bunda bir sarây-ı azîm vardır kim eğer harâbının medhin tahrîr
etsem
başka bir tomar-ı azîm olur. İçinde kavm-i Urbân sâkin olup Sarây-ı Sultân Mehd …
Ziyâret-i kubbe-i İmâm Mehdî ibn: (---)(---) Hazretleri medfûndur. Bu kıbâbların aslâ evkâfları kalmamışdır ammâ yine muhibb-i Hânedân'dan fukarâ-yı Bektaşiyân'dan tekye-nişîn-i zîşân fukarâları vardır, âyende vü revendenin nezerâtlarıyla geçinirler. Bunda bir sarây-ı azîm vardır kim eğer harâbının medhin tahrîr etsem başka bir tomar-ı azîm olur. İçinde kavm-i Urbân sâkin olup Sarây-ı Sultân Mehdî derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407b ·
metinde göster ·
Eğer rûz-merre olan vekâyi‘âtları birer birer tahrîr
etsem
bir tomar-ı dırâz olması mukarrer idi, ammâ alâ kaderi'l-imkân deryâda katre ve …
Eğer rûz-merre olan vekâyi‘âtları birer birer tahrîr etsem bir tomar-ı dırâz olması mukarrer idi, ammâ alâ kaderi'l-imkân deryâda katre ve güneşde zerre mikdârı tahrîre cür’et edelim. (---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 5b ·
metinde göster ·
El-hâsıl bin kadar ebyât-ı hüsniyât ile mersiyesin tahrîr
etsem
güneşde zerre ve deryâda katre kadar hüsniyât ve mersiyesin tahrîr edemem ve se …
El-hâsıl bin kadar ebyât-ı hüsniyât ile mersiyesin tahrîr etsem güneşde zerre ve deryâda katre kadar hüsniyât ve mersiyesin tahrîr edemem ve sebeb-i şehâdeti niçe cild-i kürrâs-ı tafsîle muhtâcdır, lâkin biz bu seyâhatnâmemizde muhtasar kıldık ve bu makûle mersiyeler iltizâm mâ-lâ-yelzem kabîlindendir. Bu gûne mûhiş havâdisâtları yazmakdan ise yazmamanın lutfü çokdur ve tatvîl-i kelâmın hüsnü yokdur, zîrâ âdeme kelâl verir. Hemân ol merhûm hânın kabri pür nûr olup meskeni dâr-ı huld-i berîn ola. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15a ·
metinde göster ·
… urla'ya nâzır bir kral-ı dâl sarâyı var kim eğer mâ-vaka‘ı üzre ta‘rîf ü tavsîf
etsem
başka bir tomar-ı dırâz olur kim, mısra‘:
Ve Sultân Bâyezîd câmi‘i var. Bir minâreli câmi‘-i müferrahdır. Ve aşağı hisâr-pîçede bir hammâmcığı var. Ve iç kal‘ası Galata kullesi gibi dörd aded kulle-i ibret-nümâlar biri biri içinde musanna‘ ibret-nümâ kulle-i azîmlerdir kim her birinin içlerinde niçe yüz yıllık dânedâr darılar yığılmışdır. Ve bu iç kal‘ada dizdâr sâkin olduğu Turla'ya nâzır bir kral-ı dâl sarâyı var kim eğer mâ-vaka‘ı üzre ta‘rîf ü tavsîf etsem başka bir tomar-ı dırâz olur kim, mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36a ·
metinde göster ·
… ardır. Bugünkü günü gözedirler. Kelâm-ı sahîh oldur kim, anların birin müsellim
etsem
ma‘kul müşâvere değil mi?" dedikde, hemân,
Melek eydir: "Vallâhi sultânım, senin ricân câna başa geçer, ammâ senin himâyenle bana müsellim olan benimle tarla kuzı söyleşüp yukardan aşağı mu‘âmele etdikde ben dahi ma‘zûl edüp sana geldikde gûnâ-gûn şikâyetler edüp seninle mâbeynimize nifâk bırağır ve benim derd-i belâmı çekmiş hüsn-i hulkların bildiğim garîblerim vardır. Bugünkü günü gözedirler. Kelâm-ı sahîh oldur kim, anların birin müsellim etsem ma‘kul müşâvere değil mi?" dedikde, hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 79a ·
metinde göster ·
?" derken hikmet-i Hudâ sene 1073 Şa‘bân'ında sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh Sul …
"Âyâ ne cânib azm-i râh etsem?" derken hikmet-i Hudâ sene 1073 Şa‘bân'ında sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân-ı âlîcâh Nemse gazâsına teveccüh edüp deryâ-misâl alay-ı azîm ile İslâmbol'dan çıkup Dâvûdpaşa nâm sarâyı kurbunda serâperde-i çetr-i mülammâ‘-ı Osmânî'de karâr-dâde olup cemî‘i kullarına bin kîse mâl ihsân u in‘âm-ı âm 49b edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şâhrâh ile Edirne mahmiyyesine revâne oldular. Bu hakîr dahi bir gayri yoldan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49a–49b ·
metinde göster ·
Bu günlerde Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Hünkâr Hazînedârı Yûsuf Ağa sene 1074 mâh-ı Zilka‘de'sinde Şehzâde Mustafâ ibn Mehemmed Hân-ı Sâlis'in sülâle-i zülâlesi vücûda geldiğinin müjdesiyle gelüp ordu-yı İslâm'da top u tüfeng şâdumânları olageldiği minvâl üzre üç gün şâdumânlar oldu, ammâ ne çâre dahi kal‘a feth [ü] fütûh olmadığından hakîr kal‘a altında mahpûs gibi oturmadan bîzâr olup âyâ ne cânibe bir teveccüh etsem derken hikmet-i Hudâ Tatar Hânzâde Sadrıa‘zamdan hil‘at geyüp yigirmi bin Tata[r] askeri ve beş yüz aded tüfengli serhad gâzîleri kâfiristânı nehb ü gârete me’zûn olduklarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184b ·
metinde göster ·
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr
etsem
tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde b …
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr etsem tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve hasır pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi âdem başlı ve kuş başlı ve balık başlı ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gibi ve niçe bininin başları yine insân başı gibi olup gözleri insân gibi açılup kapanmayup yanına açılup kapanır müdevver gözleri var. Ve burunlarının orta direkleri yok, yüz kerre yüz bin gûne eşkâl ile görünmüş kavm-i ecinneler birbirleriyle boğuşarak ve kovuşarak ve gûnâ-gûn mashariyyât ederek bunlar dahi bir tarafa ubûr etdiler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b–69a ·
metinde göster ·
… ivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e karışdırup bu kazdığım on konak ihâta eder kal‘a
etsem
gerek" dedikde Yanvan Kral eydir:
"Belî ben de Rac‘îm Kral'dan ve babası Süleymân Kral'dan eyle işitdim, ammâ ben de mukaddem târîh ile Karadeniz'i Terkoz kal‘ası yapacağım boğa[z]dan kesüp Azâdlı derelerinden Karadeniz'i tâ Silivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e karışdırup bu kazdığım on konak ihâta eder kal‘a etsem gerek" dedikde Yanvan Kral eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96b ·
metinde göster ·
… -i Çîndir. Eğer bu bâğ-ı cinâne nüzhet-âbâdların mâ-vaka‘ı üzre ta‘rîf ü tavsîf
etsem
bir tomar-ı dırâz olur. Hudâ-yı Lem-yezel sâhibine mübârek ede. Hattâ bu du‘âya …
Nehr-i Kazıklı Özek kenârında bir bâğ-ı Merâm misilli köydür kim Mehemmed Geray Hân'ın anda bir sarây-ı azîmi var. Gûnâ-gûn kasr-ı Havarnaklar ve müzehheb kâşâneler var kim gûyâ her biri birer gûne nakş-ı nigârhâne-i Çîndir. Eğer bu bâğ-ı cinâne nüzhet-âbâdların mâ-vaka‘ı üzre ta‘rîf ü tavsîf etsem bir tomar-ı dırâz olur. Hudâ-yı Lem-yezel sâhibine mübârek ede. Hattâ bu du‘âya münâsib bir ebyât hâtıra hutûr edüp rûy-ı dîvâra tahrîr etdim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b ·
metinde göster ·
… ı esâs-ı binâsı üzre cemî‘i tarz-ı tavr-ı eşkâliyle birer birer ta‘rîf ü tavsîf
etsem
imâretnâme nâmında bir gûne müsevvedât olur. Ancak bu câmi‘lerin niçesi kurşum …
Eğer bu mezkûr cevâmi‘lerin cümlesin vaz‘-ı esâs-ı binâsı üzre cemî‘i tarz-ı tavr-ı eşkâliyle birer birer ta‘rîf ü tavsîf etsem imâretnâme nâmında bir gûne müsevvedât olur. Ancak bu câmi‘lerin niçesi kurşum örtülü kubâblar ile ma‘mûr u âbâdân cevâmi‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 219b ·
metinde göster ·
… -i binâları ve tâk-i Kisrâ ve kubâb-ı Dîvâb[âd-ı] musanna‘ların ta‘rîf ü tavsîf
etsem
bir kürrâs-ı tomâr-ı dırâz olur. Ancak hâlâ üç yüz hâneli bir kefere köyü kadar …
Bir azîm kal‘adır. İbtidâ Afrika pâdişâhlarından Sultân Mansûr-ı Âl-i Fâtımiyyûn bu kal‘anın 282b fethinde âciz-mânde olup bâde'l-feth münhedim [etmiş] ammâ sehel şey ile ta‘mîr ü termîm olmak mümkindir, ammâ acâ’ib ü garâ’ib bir şehr-i mu‘azzam ve âbâdân-ı mukaddem imiş. Ve biri biri içine kat-ender-kat sekiz rûzgârdan emîn dâr-ı emân kapulu limanları var. Ve taşra limanı bin pâre gemi alır hudâyî liman-ı cây-i emândır. Ve eğer bu kal‘anın harâb-âbâd olan eser-i binâları ve tâk-i Kisrâ ve kubâb-ı Dîvâb[âd-ı] musanna‘ların ta‘rîf ü tavsîf etsem bir kürrâs-ı tomâr-ı dırâz olur. Ancak hâlâ üç yüz hâneli bir kefere köyü kadar hâneleri kalmış. Ammâ bu Kasro dağlarında(n) âb-ı hayât sular vardır kim gûyâ âb-ı zülâldir. Hâlâ kemerleri ve niçe bin kârgîr binâ âsiyâb-ı mâları ve niçe bin çeşme-sârları ve niçe bin çuka dezgâhları ve niçe bin kâğızhâne kârhâneleri râygân durur. Be-kavl-i müverrihân-ı Rûm cezîre-i Girid'de olan Kasro kal‘ası halkı Sultân Mansûr asrında bundan kaçup Girid Kasrosun amâr etdikleriyçün ana dahi Kasro derler. Hudâ-yı Bîçûn anın dahi fethin müyesser ede, bi-hakkı evliyâ vü enbiyâ. Ve bu Mora Kasrosu limanından,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282a–282b ·
metinde göster ·
… işâhı Melik Mansûr münhedim etmişdir. Eğer bu şehr-i harâbı mâ-vaka‘ı üzre vasf
etsem
bir müdevven olur, ammâ bunda olan ibret-nümâ sütûnlar ve gûnâ-gûn biçilmiş iri …
Bunu dahi Afrika pâdişâhı Melik Mansûr münhedim etmişdir. Eğer bu şehr-i harâbı mâ-vaka‘ı üzre vasf etsem bir müdevven olur, ammâ bunda olan ibret-nümâ sütûnlar ve gûnâ-gûn biçilmiş iri ruhâm-ı mermerler ve niçe kerre yüz bin aded kubâb-ı tâk revâk-ı kisrâlar ve bî-hisâb havz sarây-ı azîmler içre fıskiyye ve şâzrevânlar var kim görenler vâlih ü hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282b ·
metinde göster ·
… r hafta içre olan temâşâ-yı âyîn-i ibret-nümâ-yı aceblüyü mâ-vaka‘ı üzre tahrîr
etsem
bir tomâr-ı dırâz zifâfnâme olur.
Hulâsa-i kelâ[m] bu hakîr-i ez‘afu'l-ibâd bu cem[‘]iyyet-i kübrâyı bir hafta temâşâ edüp bir Arnavud tarzı sûr-ı zifâf temâşâları etdim ki vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Eğer bir hafta içre olan temâşâ-yı âyîn-i ibret-nümâ-yı aceblüyü mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsem bir tomâr-ı dırâz zifâfnâme olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 356a ·
metinde göster ·
Bunda olan âsâr-ı kadîmeleri ve amûd-ı müntehâları birer birer ta‘bîr ü tavsîf
etsem
tazyî‘-i evkât olup ve vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir, ammâ garîb câ …
Bunda olan âsâr-ı kadîmeleri ve amûd-ı müntehâları birer birer ta‘bîr ü tavsîf etsem tazyî‘-i evkât olup ve vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir, ammâ garîb câmi‘ vîrâna yüz dutmuşdur. Niçe musanna‘ pirinc kapuları ve sadefkârî pençere kanatları fenâ bulmuşdur, zîrâ aslâ cemâ‘ati yokdur. Cümle kefere içinde kalmışdır. Eğer müstakillen kefere elinde kalsa bu câmi‘i ürd-i behişt ederlerdi. Ancak haftada bir kerre cum‘a gün kapuları açılup hüddâmları silüp süpürüp beş on aded pâsbânlar Cum‘a namâzın kılup yine kapuların sedd edüp giderler. Ve hîn-i fethde Fethiyye câmi‘i bu idi, Hudâ amâr eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 370a ·
metinde göster ·
… le çeküp atsam ol ân nişân ururdum. Bi-emri Hudâ sayf u şitâda ne cânibe azîmet
etsem
elbetde ol diyâra vasıl olurdum. Ammâ İslâmbol'da altı ay meks edüp başıma zind …
Bu hakîr Evliyâ âlem-i şebâbda ve devr-i felek-i pür-şitâbda bu kuvâ-yı beden terakkîde iken kuvvet-i basarım ile her ne tarafa nazarım tîrini şast ber-kabza-i sa‘y kavsı ile çeküp atsam ol ân nişân ururdum. Bi-emri Hudâ sayf u şitâda ne cânibe azîmet etsem elbetde ol diyâra vasıl olurdum. Ammâ İslâmbol'da altı ay meks edüp başıma zindân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2a ·
metinde göster ·
… ] gönülden seyâhate tâlib [ü] râgıb olup kuvvet-i basar ile her ne tarafa nazar
etsem
ol kez nazarım tîri atılup ol ân nişânın bulup tayy-i mekân ederdim ve murâd [u …
Fasıl, iclâl [ü] ikrâma mahsûs olan Beytullâhü'l-harâm'ın cemî‘i ahvâlâtın beyân eder: Evvelâ bu hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ âlem-i şebâbda ve ömr-i nâzenîn ber-hevâ perîşânda ve kuvâ-yı beden terakkîde iken derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden seyâhate tâlib [ü] râgıb olup kuvvet-i basar ile her ne tarafa nazar etsem ol kez nazarım tîri atılup ol ân nişânın bulup tayy-i mekân ederdim ve murâd [u] maksûdum olan diyâra kadem basardım. Ve ekâlîm-i seb‘ayı seb‘a-i seyyâre-vâr bürûc bür[û]c seyrân ederek kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp esb-i sabâ- Y 339a -sür‘at ile geşt-i diyâr ederek kilk-i cevâhirimi güftâre getirüp gâh evsâf-ı büldân ve gâh emdâh-ı peygamberân ve gâh tilâvet-i Kur’ân ederek ve gâh seyr [ü] temâşâ etdiğimiz şehr-i azîmeleri ve kılâ‘-ı kadîmeleri ile ve nehr-i azîm ve cibâllerin irtifâ‘ıyla ilm-i hey’et üzre Papamunta ve Atlas ve Coğrâfiyye kitâbları gibi cümle geşt [ü] güzâr etdiğimiz memâlik-i mahrûseleri sûrete getirüp muharrir-vâr cemî‘i âsârları ile tahrîr etmeğe bezl-i himmet etmişdim ki "Ulüvvü'l-himmeti mine'l-îmân"dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y338b–Y339a ·
metinde göster ·
… takrîb ile ol âsitâneye bu âciz yüzüm sürüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb
etsem
" derken hikmet-i Hudâ bin seksen üç mâh-ı Rebî‘ü'l-âhir'in on ikinci gün Mısır …
"Âyâ, ne takrîb ile ol âsitâneye bu âciz yüzüm sürüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb etsem" derken hikmet-i Hudâ bin seksen üç mâh-ı Rebî‘ü'l-âhir'in on ikinci gün Mısır içinde bir velvele ve gulgule zâhir olup deff ü kudüm ve tabl u nakâre ve tevhîd-i erre sadâsı evc-i semâya münkalib oldu. Gamhânemizde olan ahbâblardan su’âl etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y277b ·
metinde göster ·
… . Pâdişâh Mısır'ı bana mansıb ihsân etdi, şimdi ben aşağı enüp mansıbım ferâgat
etsem
sonra pâdişâha ne cevâb vereyim? Pâdişâhdan mu‘âteb mu‘azzeb olurum ve sizlere …
"Yâ ihtiyârlar, bu ne hâldir? Biz Mısır'a gireli elli yedi gün oldu, benim dahi bir nâ-hemvâr ve nâ-şer‘î işim gücüm ve bir zellem sâdır olmadı. Pâdişâh Mısır'ı bana mansıb ihsân etdi, şimdi ben aşağı enüp mansıbım ferâgat etsem sonra pâdişâha ne cevâb vereyim? Pâdişâhdan mu‘âteb mu‘azzeb olurum ve sizlere sonra ikâb olur. Ben enmem" deyü cür’et edemeyüp şehir havâlesinin ve birkaç cühmel mühmellerin re’yiyle iki eteklerin dermiyân edüp ata süvâr olunca cümle eşirrâ-yı Mısır atlı ve piyâde paşanın (---)(---) ardına düşüp "acıyla [?açıla?] yoldaşlar, tüfeng atman kardaşlar, ayıbdır, gerüye dur alarka" diyerek paşayı (---)(---) oradan çıkarup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·