… r deyü müte’ellim olup feryâd etdiler. Âhir-i kâr cümle kârların takdîre havâle
eyleyüp bu
beyt ile amel etdiler. Beyt:
"Bire sa‘d sâ‘at olmadı, sabr edin" deyü feryâd etdiler. Mümkün olmayup binâya nahs sâ‘atde mübâşeret etdiler. Bu kal‘a içinden tâ‘ûn ve âteş ve askerî tâ’ifesinden isyân [u] tuğyân eksik olmaz. Ve şekl-i müselles vaz‘-ı esâs olundu, nuhûsetten halâs olmaz, bu diyâr yine harâb [ü] yebâb olur deyü müte’ellim olup feryâd etdiler. Âhir-i kâr cümle kârların takdîre havâle eyleyüp bu beyt ile amel etdiler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10b ·
metinde göster ·
… le Akka'ya ve şehr-i Askalân'a ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Taberistân'a istîlâ
eyleyüp bu
kadar mâl-ı ganâyim alup ve niçe bin ümmet-i Muhammed'i ehl [ü] iyâlleri ile es …
Hikmet bir gün Mısır'ın cânib-i şimâlinde on merhale karîb Bahr-i sefîd sâhilinde Kudüs-i Şerîf iskelesi olan Akka kal‘asına Fransa küffârı ale'l-gafle altı yüz pâre gemi ile Akka'ya ve şehr-i Askalân'a ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Taberistân'a istîlâ eyleyüp bu kadar mâl-ı ganâyim alup ve niçe bin ümmet-i Muhammed'i ehl [ü] iyâlleri ile esîr edüp keştîlerine leb-ber-leb eyleyüp yine Fransa diyârında karâr etdüği haberi Ma‘nisa'da Sultân Mehemmed'in mesmû‘-ı hümâyûnları olup beyne'l-ulemâ bu hâdisâtı söyleşüp Ebü'l-feth gâyet müte’ellim olup ibâdullâh-ı müslimîn içün zâr [u] giryân olup bükâlar eyledi. Hemân Akşemseddîn hazretleri cemî‘i huzzâr-ı meclis huzûrunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 24b ·
metinde göster ·
esrâr-ı ilâhî bunda kalsın; asker-i İslâma ihsânlar edüp hüsn-i dil göster" ded …
"Beğim sen yine ihtimâm-ı tâm eyle, bu esrâr-ı ilâhî bunda kalsın; asker-i İslâma ihsânlar edüp hüsn-i dil göster" dedi. Hemân Ebü'l-feth Timurtaş Paşa'yı iki bin askerle Kâğızhâne cânibindeki hıyâbân içre elli pâre kadırga yapmak fermân edüp ba‘zı kurâları gâret edüp levha ve haşebâtlarının mümkün olanların gemiler binâ etmeğe sarf eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
gün görelim sana bundan ni‘met müyesser olur mu?" der. Ân-ı sâ‘at mürûr edüp he …
"Sabr eyle bu gün görelim sana bundan ni‘met müyesser olur mu?" der. Ân-ı sâ‘at mürûr edüp hemân karşu tarafda bir âdem önündeki kılıcı alup bir küçük âdem oğlanı zâhir olunca ol âdem kılıç ile zâhir olan şahsın başın kat‘ eder. Hemân Gülâbî Ağa, "Cânım ol âdemi niçün öldürdü?" deyü su’âl etdükde yeniçeri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
dahi geysûdâr olup harâbâta yüz dutdu. Ammâ bunlardan gûnâ-gûn hâletler zâhir o …
Ve Geysûdâr Mollâ Mustafâ Çelebi: Kazancılar câmi‘i müderrisi iken Geysûdâr Mehemmed Efendi'yle ihtilât edüp cemî‘i kitâbların Hayreddîn câmi‘ine vakf eyleyüp bu dahi geysûdâr olup harâbâta yüz dutdu. Ammâ bunlardan gûnâ-gûn hâletler zâhir olurdu kim kürsî nâsıhlarından zâhir olmazdı. Hakîr Tarabefsûn diyârı seyâhatine gitdiğimizde merhûm olup kabr-i şerîfleri ma‘lûmumuz değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a ·
metinde göster ·
… ezkîr edüp vücûdların ifnâ ile ihyâ ederler. Kapudan Halîl Paşa mâl-ı gazâ sarf
eyleyüp bu
âsitâneye bir âb-ı zülâl getirüp fukarâlara imâret inşâ edüp bay [u] gedâya ni‘ …
Cümlesinden 126a Hazret-i Emîr Sultân tekyesi tarîk (---) ulu âsitânedir. Yüzden mütecâviz hücre ve fukarâları vardır. Her leyle (---)(---) cümle fukarâ Arapça âyeti emrine imtisâlen tevhîd [ü] tezkîr edüp vücûdların ifnâ ile ihyâ ederler. Kapudan Halîl Paşa mâl-ı gazâ sarf eyleyüp bu âsitâneye bir âb-ı zülâl getirüp fukarâlara imâret inşâ edüp bay [u] gedâya ni‘meti mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125b–126a ·
metinde göster ·
… a natrûn kalmışdır. Ve Mısır'da tavuğu fışkı içinde yavru çıkarmağı Kârûn peydâ
eylemişdir. Bu
dünyâda anı görmeyen bir şey görmemişdir. Üçüncü cild kitâbımızda Mısır evsâfın …
Esnâf-ı tavukcuyân: Dükkân 105, neferât 400, pîrleri Kârûn'dur kim ibtidâ tavuğu re’s-i mâl deyü besleyüp kendisi yere geçdikde tavukları sahrâda bulunup mâl-ı Kârûn'dan tavuk ve Mısır'da natrûn kalmışdır. Ve Mısır'da tavuğu fışkı içinde yavru çıkarmağı Kârûn peydâ eylemişdir. Bu dünyâda anı görmeyen bir şey görmemişdir. Üçüncü cild kitâbımızda Mısır evsâfında mufassal tahrîr olunmuşdur, ana nazar oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a ·
metinde göster ·
"Hayır bir latîf bal verdim" deyüp baldan bir parmak yiyince bakkâl kadının yüzüne karşu edebde part par[t] kavarazânlık edüp on bir kişi mahkeme içre zartazenlik eylediklerin bu Çıkrıkcızâde Süleymân taklîd etdikde âdemin gülmeden hayâtı gidüp memât kıyıları nümâyân olurdu. Sâ’ir taklîdleri dahi ana göre idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
Evvelâ hamd edelim, Hâlık-ı eflâke ve mâ-fîhe ki ızhâr u ayân
eyledi: Bu
cümle acâ’ib u garâ’ib ve yir ü gök ve melek-i cennet ve rıdvân ve dahi hûr ile …
Evvelâ hamd edelim, Hâlık-ı eflâke ve mâ-fîhe ki ızhâr u ayân eyledi: Bu cümle acâ’ib u garâ’ib ve yir ü gök ve melek-i cennet ve rıdvân ve dahi hûr ile gılmân ve gül ü sünbül ü reyhân ve mül ü bülbül ü destân ve dahi çeşme-i hayvân ve dürr ü lü'lü ü mercân ve meh-i mihr-i dırahşân. Mesnevî
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b ·
metinde göster ·
… -i hâs edüp keklik avı ve mâhî avları ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri
eyledik. Bu
Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim leyle-i Ramazânın hilâli nümâyân …
Menzil-i Bakacak: Bunda dahi dırahtistân içre meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâs edüp keklik avı ve mâhî avları ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim leyle-i Ramazânın hilâli nümâyân olur mu ve olmaz mı deyü hilâl-i Ramazâna bakdıklarıyçün "bakacak" derler. Eğer hilâli görürlerse ol Bakacak mahallinde âteşler yakup aşağı şehre işâret ederler. Anda dahi kal‘adan toplar atılur sabahı sâ’im olurlar. Bakacak mahalli fîl hortumu-misâl şehre hâyil bir yalçın kayadır. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp, aklı perîşân olur. Bu mahalden Bursa'nın Filedâr sahrâsında olan kurâ ve kasabât u mezâri‘ ve bâğ u besâtîn nehr-i Nilüfer ile saky olmuş sahrâ, nakş-ı bukalemun olmuş sahîfe-i evrâk gibi nümâyândır. Ol kadar âlî kûh-ı bülenddir kim şehr-i Bursa altına girüp Ulu Câmi‘ ve iç kal‘a ve Bedâsten semtleri aslâ görünmez. Ammâ ba‘îd yerleri bir bir temâşâ olunur bir mekân-ı âlîdir. Bu mahalde eflâke ser çekmiş yalçın kayalar vardır kim kimi ejderhâ gibi kimi fil-sıfat, kimi keştî, kimi ukâb gibi gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe ve acîbeli muhavvif ve mehîb kayalar vardır. Andan yine atlara süvâr olup kıble cânibine yokuş yukaru yine sünbülistân ve tûtyâ-yı reyhânistân içre ubûr ederken bu mahallerde dıraht-ı müntehâlar yokdur. Ancak çemenzâr [u] şükûfezâr yerlerdir. Beşinci sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… e tahrîr edüp "Var şu varakı Timur ordusunda bir Koca Eskici vardır, ana teslîm
eyle. Bu
menzilden hareket buyursunlar" deyü bu tezkîreyi bir fukarâsına verüp der-akab …
Menâkıb-ı Emîr Sultân : Timur Acem diyârından hurûc 238b{idüp} Bursa üzre gelirken Hazret-i Emîr'e derler kim: "Sultânım, Bursa üzre bâğî geliyor. Ahvâl-i fukarâ neye müncer olur" derler. Emîrde eydür: "Tahta'l-kal‘a sâhibi işini bilir. Eskici Koca'ya ve Hazret-i Hızır'a ısmarlamışdır. Anlar ser-i kârda me’mûrlardır. Anlar bilür" derler. Âhir-i kâr Yıldırım Bâyezîd Hân münhezim olup âhirete intikâl etdikden sonra Emîr Sultân bir tezkire tahrîr edüp "Var şu varakı Timur ordusunda bir Koca Eskici vardır, ana teslîm eyle. Bu menzilden hareket buyursunlar" deyü bu tezkîreyi bir fukarâsına verüp der-akab dervîş tezkireyi Eskici Koca'ya teslîm edince "Azîz hazretleri eyle mi buyurdular. Nola bu mekândan kalkalım" deyü iğnesin başına sokup gayrı âletlerin tobrasına koyup kalkınca azametullah Timur ordusunda bir kurulmuş hayme ve hargâh kalmayup cümle asker-i Timur ol mahalden nakl edüp gürûh gürûh giderler. Meğer ol eskici kutbu'l-aktâb imiş. Niçe bunun gibi menâkıbları var. Bir mücelled kitâb Menâkıb-ı Emîr Sultândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a–238b ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘a-i Revân: Yüz elli bin asâkir-i İslâm-ı zafer-encâm, dîn-i mübîn gayretine cidd ü cehd-i tâm edüp niçe bin bennâ-yı benâm ve kühken ü beldârân ve hâs [u] âm himmetiyle kal‘a-i Revân'ı kırk beş günde tamâm ve kırk günde dahi cemî‘î cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtıyla itmâm bulup ibtidâ mîr-i mîrânı Süleymân Hân'ın harem-i muhtereminde neşv ü nemâ bulan Cığalazâde Yûsuf Paşa'ya vezâret ile verilüp ve andan ma‘zûlen ılgar ile kal‘a-i Revân'a gelüp ibtidâ hâkim vezîr-i Revân Yûsuf Paşa oldu. Ve muhâfazasına yetmiş bin asker-i imdâd koyup Ferhâd Paşa eyâlet-i Revân'da kal‘a-i Şurakil'i ta‘mîr u termîm edüp asker kodu. Andan kal‘a-i Kars'ı meremmât edüp cüyûş-ı muvahhidîn ile mâl-â-mâl etdi. Andan kal‘a-i Ardahân'ı feth [u] imâr edüp derûn-ı kal‘aya yeniçeri kodu. Ve kal‘a-i Ahıçka'yı termîm edüp dürr-i beyz-âsâ oldukda üç bin kul dahi ziyâde koyup vezâret ile Tomris Hân oğlun hâkim edüp Ferhâd Paşa azm-i Âsitâne-i Sa‘âdet edüp beri tarafda Revân vezîri Cağalazâde Yûsuf Paşa eyâlet-i Revân'ı adl [u] dâd ile eyle imâr eder kim Süleymân Hân asrında Lala Mustafâ Paşa imâr etdüğünden bed-ter ma‘mûr u âbâdân olup cânib-i çârında olan her bir karyesi birer belde-i mu‘azzama-misâl olup re‘âyâ vü berâyâya kemâl-i adl [u] ihsân ve kerem üzre hareket etmeğile âbâdân etmişlerdi. Ekseriyyâ cümle evkât kârları zevk u sohbet ile güzerân etmişlerdi. Ba‘dehû sene 1012 târîhinde kızılbaş-ı bed-ma‘âş Gence ve Şirvân'a istîlâ edüp bu Revân'ı yedi ay döğüp cânib-i Erzurûm'dan imdâd gelmeyüp derûn-ı kal‘ada olan guzât-ı müslimîn aç ve susuz bi'z-zarûrî kal‘ayı Tokmak Hân'a verüp emân ile cümle guzât-ı müslimîn bî-silâh kal‘a-i Kars'a piyâde çıkup andan Erzurûm'a geldiler. Sene [10]37 dest-i sürhserânda durup evvelkiden dahi ziyâde imâr olup içinde olan Mîr Gûne Hân asker-i bed-ma‘âş-ı evbâş ile kal‘a-i Kağızmân ve Kars ve Çıldır ve Ahıçka ve Ardahân taraflarına dest-dırâzlık etdüğü Ahıçka ve Gürcîstân beğleri ve Erzurûm valisi taraflarından feryâdcılar ile Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e arz-ı mahzarlar gelince ol ân Acem Şâhına elçiler gidüp tûğ-ı hümâyûn Üsküdar bâğçesinde karâr edüp cemî‘î Rûm ve Anadolu eyâletlerine mîr-i mîrânlar ve mu‘temed ve mukdim kapucubaşılar asker sürmeğe gidüp Tabanıyassı Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup bir sene mukaddem cânib-i Revân'a revân olup sene 1044 (---) ayında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ yer götürmez deryâ-misâl asker ile Üsküdar'daki bâğ-ı İremi önünde serâperde-i Süleymânîsinde meks edüp âyîn ü kavânîn-i Osmân'ı ve şevket u şöhret-i şehnişânı ve savlet-i sâhib-kırânı yerine getirüp cemî‘î tekmîl levâzımâtı mükemmel edüp kırk bin yeniçeriyâna ve yigirmi iki bin sipâh-ı dilîrâna ihsân [u] in‘âmların bezl edüp {Bayrâm Paşa der-i devletde kâ’im-makâm kalup} sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâlü'l-mükerreminin beşinci günü menzil-i Üsküdar-ı dilâvîzden hareket edüp atf-ı ınân, râh-ı Revân üzre askeriyle revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Konya şehrine andan kasr-ı Kayseriyye şehrine ve andan menâzil kat‘ ederek kal‘a-i Sivas'a, bu menzilde Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya vezâret-i sânî olup taşra çıkdılar, ammâ yine nedîm-i şehriyârî idi ve Silâhdâr Mûsâ Paşa otâğ-ı hümâyûn hizmetine "Konakçı Paşa" ta‘yîn olunup ba‘dehû nişâncı olan (---) paşa ol gün silâhdâr olup Melek Ahmed Ağa çukadâr ağa oldu, andan niçe menâziller ubûr ederek kal‘a-i sahrâ-yı Erzurûm'a girerken "İki kerre yüz bin asâkir-i deryâ-misâl add olundu" deyü Murâd Hân'a i‘lâm etdiler. Hemân Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa'nın otuz bir bin askeri add olunup "Cümle eyâleti askerinde bin yedi yüz Hasanî ve Hüseynî Tunageçdi kınalı ve başı ablaklı küheylân atlar yancıkları ve bahrî hatayîleriyle yedek çekildi" deyü pâdişâha i‘lâm etdiler. Erzurûm Valisi Halîl Paşa 309a mağzûb-ı şehriyârî olup adüvleri Silâhdâr Paşa ve Murtazâ Paşa şâdân u handân olup Erzurûm, Şâm Vezîri Küçük Ahmed Paşa'ya sadaka olunup eyâlet-i Şâm ber-vech-i arpalık Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya tevcîh olundu. Ba‘dehû Erzurûm'dan üç günde Hasankal‘ası andan Kars yoluyla cânib-i Revân'a revân olundu. Ve yigirmi birinci günde Erzurûm'dan iki kerre yüz bin asker ile Revân altına meks-i hıyâm olundu. Ve kal‘adan sürhserân dırâz-kad toplar ile asker-i İslâm'ı muztarib eyleyüp bu mahalde cüyûş-ı muvahhidîn kızılbaşın top-ı kûbüne bakmayup nehr-i Zengî'yi karşu tarafa ubûr edüp bir solak pâdişâh-ı Cem-cenâbın rikâbında piyâde nehr-i Zengî'yi ubûr ederken nehr-i azîm mezkûr solağı toparlayup götürürken Murâd Hân nehr içre at ile solağa yetişüp girîbânından şîrâne pençe salup solağı sol eliyle nehr-i Zengî'den çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır. Bu nehri bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i'n-nâs meterise koyup Rûmeli eyâletiyle ve zağarcıbaşıyla yigirmi oda yeniçeriyle Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa Tebrîz Kapusu tarafından meterise girerler. Ve yemîninden Anadolu Vezîri Gürcî Mehemmed Paşa eyâletiyle ve yigirmi oda dergâh-ı âlî yeniçeriyânıyla meterise girer. Ve Sadrıa‘zam Tabanıyassı Mehemmed Paşa kapusu kulu ve yigirmi oda yeniçeriyle Rûmeli ve Anadolu miyânına girüp cenge âheng eder. Ve Yeniçeri Ağası olan Kara Mustafâ Paşa yeniçeri kethüdâsıyla on cemâ‘at oda yeniçeriyle cânib-i Zengî'de meterise yigirmi aded toplar ile şeb [u] rûz kal‘aya amân vermeyüp döğerdi. Cümle beş koldan yigirmişer aded toplar ile amân u zamân vermeyüp döğerlerdi. Bir gün bizzât Murâd Hân Rûmeli eyâletinin meterisine girüp Karabali nâm topu nişâna alup hân sarâyına bir top urdu. Ve Erzurûm Valisi Küçük Ahmed Paşa, cânib-i şimâlinde elli pâre şâhî darbzânlar ile bir tabye-i âlî üzre derûn-ı kal‘ayı ve burc [u] bârû üzre sürhserânlara ser çıkardmayup derûn-ı kal‘ayı harâb [u] yebâb ederdi. Ve Kapudan Deli Hüseyin Paşa Revân kal‘asına hâ’il Muhnâd depesinden derûn-ı kal‘a-i bîrûnu leylen ve nehâr döğüp harâb ederdi. Kal‘anın bedenleri ve mazgallarında ve çârsû-yı bâzârında değil herkes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe kâdir değiller idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul beklemeğe me’mûrlar idi. Ve Mûsâ Paşa ve Ken‘an Paşa müteferrika-i dergâh-ı âlîler ile serâperde-i pâdişâhîyi muhâfazaya me‘mûr idiler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asında beşer sâ‘at ba‘îd âdem deryâsı ihâta edüp karavul bekleyüp iki vilâyeti nehb ü gâret etmeğe bir ferd-i âferîdenin cânı olmayup günden güne niçe bin Sünniyân re‘âyâ vü berâyâ istîmân ile hedâyâlar getirüp gelirler idi. Bu himmet ile kal‘aya göz açdırmayup tokuzuncu günde kal‘anın burc [u] bârûları üzre niçe bin Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar "Amân, amân ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘adan taşra miftâhlar ile (---) Hân rehn-i istîmâna çıkup cüyûş-ı muvahhidîn kal‘aya leb-ber-leb olup ertesi ale's-sabâh derûn-ı kal‘adan amân ile Mâzenderân tüfenkciler ağası pür-silâh Mîr Fettâh-ı bî-ıslâh pây-bûs-ı şehriyâr ile şerefyâb olup muhâfazacılarıyla cânib-i Nahşivân'da dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Ol yevm-i mezbûrda Revân Hâkimi Mîr Gûne Yûsuf Hân Gürcîyyü'l-asl yedi aded hân ile hâk-i pây-ı pâdişâhı bûs edüp her birine birer serâperde ihsân olunup birer vezîre müsâfir verildi. Ve burc [u] bârû-yı kal‘ada ezân-ı Muhammedîler kırâ‘at olunup yedi gün yedi gice burc [u] bârû-yı kal‘a sancağ ve bayrağlar ile zeyn olup evkât-ı hamsede ba‘de's-salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup leyle-i muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin hayme ve hargâh çerâğân olup sadâ-yı Allah Allah ile gulgule-i Rûm evce peyveste olup diyâr-ı Acem'e bîm ü ru‘b düşdü. Bu hâl ile kırk günde kal‘a ta‘mîr u termîm olunup Murtazâ Paşa hâkim-i Revân olup kırk bin guzât-ı müslimîn muhâfazacı kalup Sultân Murâd Hân 309b şikârı olan Revân hânı Emîr Gûne Hân'ı ve gayrı hânları önüne katup {yolda eyâlet-i Haleb ihsân olunup kethüdâsı Murâd Ağa'yı katl etdüğünde Emîr Gûnezâde Haleb'den ma‘zûl olup eyâlet-i Haleb, Küçük Ahmed Paşa'ya verilüp Emîr Gûne Yûsuf Paşa der-i devlete gelüp musâhib-i şehriyârî olup Murâd Hân intikâl edince Kara Mustafâ Paşa Emîr Gûne oğlun katl etdi}. Erzurûm şehrinden Tabanıyassı Mehemmed Paşa ve Cânpolâdzâde'yi Erzurûm'da yetmiş bin asker muhâfız-ı Revân olmağiçün bırağup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Nahşivân ve Karabâğlar ve {ve kal‘a-i Şorakil'i ve kal‘a-i Çûres'i ve şehr-i Bihistân'ı ve kal‘a-i Hoy ve kal‘a-i Ordubârı ve şehr-i Tebrîz'i yedi gün yedi gicede harâb [u] yebâb ve halkın esîr [u] kebâb ve kal‘a-i Lur'u hânî edüp andan kal‘a-i Bâğ-ı cinân ve kal‘a-i Ûcân ve kal‘a-i Kehrân ve kal‘a-i Kumla ve kal‘a-i Merend ve kal‘a-i Salmas vilâyetlerin nehb ü gâret ederek Van üstünden Bitlis'e ve Diyârbekir'e gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdete mansûr u muzaffer gelüp şâdmânîler oldu. Ba‘dehû} şâh-ı dâll-ı bed-fi‘âl yüz bin asker-i sürhserân ile kal‘a-i Revân'ı yedi ay döğe döğe amânın kesüp Tabanıyassı, Revân'da mütehassın olan Murteazâ Paşa'ya adâveti olmağıla Revân imdâdına yetişmeyüp {şâh-ı gümrâhın Revân üzre hareketin istimâ‘ edüp Erzurûm'a gelüp Revân imdâdına yetişmedi} yedi ayda derûn-ı kal‘ada zehâ’ir ve top ve barut kalmayup âhir bir gice Murtazâ Paşa elmas hâtemin yudup merhûm olıcak ertesi ale's-sabâh cümle cüyûş-ı muvahhidîn uryânen emân ile kal‘adan çıkup kal‘ayı şâha teslîm edüp giderken cümle guzât-ı müslimîni kızılbaş-ı nâ-tırâş şehîd edüp niçesi nehr-i Araz'a {gark} ve niçesi Sünnî eliyle Araz'dan çıkup halâs olup kal‘a-i Kars'a ve kal‘a-i Bâyezîd'e düşüp halâs oldular. Bu ahvâl-i pür-melâli Murâd Hân istimâ‘ edüp niyyetü'l-gazâ-yı Bağdâd-ı Behişt-âbâd deyüp iki yerden gayret kılıcın miyânına bend kılup mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i ihtimâm etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle dek 12 sene {dest-i Acemde} olup adl-i adâletleriyle Revân bir azîmü'ş-şân kaviyyü'l-bünyân, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuş ammâ yine hücûm-ı Âl-i Osmân'a yedi gün tahammülü yokdur. Zîrâ cümle yalın kat dîvâr ile mebnî bir kal‘a-i üstûvârdır. Sâhil-i Zengî'de vâkı‘ cânib-i cenûbdan cânib-i şimâle tûlânîdir. Ve arzı gâyet ensizdir. Hattâ Sultân Murâd Hân'ın urduğu balyemez top-ı kûblerin darbından gülleleri bir yanından urup cânib-i Tebrîz Kapusu tarafı dîvârın münhedim edüp gülle taşra çıkarmış ve niçe yüz gülleler kulle-i metînelerde te’sîr edüp nümâyândır. Kal‘a-i Revân'ın Ferhâd Paşa binâ etdüğü dîvârları kırkar zirâ‘-ı melikiy-yi âlîdir. Ammâ Tokmak Hân binâ etdüğü elli zirâ‘ enli ve yigirmi zirâ‘ arîz rıhtım binâdır. Cümle (---) burc-ı azîmdir ve cümle (---) benddir ve dâiren-mâdâr (---) adımdır. Zengî tarafından handakı yokdur, ammâ mazgal delikleri çokdur. Cenûbî ve şarkî ve şimâlî tarafında handakları vardır. Ammâ sulu yerde olmağıla handakı ol kadar amîk değildir. Lâkin ba‘zı yerleri yüz ellişer zirâ‘-ı bennâ enli handakdır. Ve cümle edvârında üç aded hadîd, kavî derveze-i sedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308b–309b ·
metinde göster ·
sahrâlarda Moğol ve Kumuk ve Terekeme ve Yaka Türkmânları vakt-i zemistânda oba …
Der-beyân-ı dühn-i neft: Kimi leb-i deryâda ve kimi nâhiye-i Müskir'de bi-emrillah yerden kaynayup çıkar. Lâkin germâb suları gibi ılıca sular gölcük gölcük olup suların yüzünde kaymak gibi yığılup durur. Şâh tarafından başka emânetdir kim taraf-ı şâha senevî yedi bin tümen akçe verir. Neft emîninin âdemleri mezkûr gölceğiz içre girüp kepçelerle nefti cem‘ edüp keçi tulumlarına doldurup diyâr diyâr sudâger tüccâr alup götürürler. Yedi sekiz gûne neft olur, ammâ sarı nefti gâyet makbûldür ve siyâh nefti şâhlıkdır kim cemî‘î Acem diyârının Özbekistân ve Hindistân ve Irâk ve Kürdistân ve Al-i Osmân ve Gürcîstân ve Moğol ve Dağıstân 315a serhadleri haddinde olan kılâ‘lara bu kara nefti götürüp hîn-i muhâsarada şeb-i muzlimde meş‘aller ile kal‘a etrâfına çerâğân ederler ve asker-i İslâm kal‘alarına hücûm etdiklerinde üzerlerine ve hâk-i pâlarına neftli yorgan ve köhne eşyâlar atup âteş-bâzlık ederler ve niçesine dahi kal‘aları ve şehrleri mühimmâtlariyçün lâzımdır. Hattâ Şâh huzûrunda ve cümle der-i devletlerinde çerâğân olan meş‘aller bu Bakü neftinden hâsıl olur. Azîm vezni üzre sun‘-ı Hudâdır. Ammâ şeb [u] rûz nigehbânları var kim âteş değerse inkırâzu'd-devrân sönmeyüp ıhrak-bi'n-nâr olur. Anınçün her neft ma‘deninin kenarında dağlar gibi elenmiş hâk-i pâk âmâde yığılmış durur. Bir neft ma‘denine bir şerer isâbet etse hemân cümle re‘âya ve berâyâ üşüp neft üzre türâb nisâr edüp bi-emrillah def‘ olur. Bundan gayrı ilâcı yokdur. Ve niçe yerde kaya ve gârlarda dahi neft ma‘âdinleri var imiş, ammâ manzûrumuz olan bu Bakü neftidir. Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at leb-i deryâda gidüp nâhiye-i Müskir'de Terekeme obalarında meks eyledik. Bu sahrâlarda Moğol ve Kumuk ve Terekeme ve Yaka Türkmânları vakt-i zemistânda obaları ile meks edüp sevâhillenirler, gâyet mahsûldâr dârü'l-karâr diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b–315a ·
metinde göster ·
târîhden ma‘lûm oldu kim kal‘a-i kadîm ve binâ-yı Kerîmüddîn ısmet-karîn mu‘ave …
Hakkâ ki üstâd-ı hattât, seng-i kirâz-ı mücellâ üzre yazmış, ammâ üstâd-ı mermer-bür sikke mermerde kazımış, bânî-i Kars Lala Paşa bu âsâr-ı atîkaya kemâl-i ri‘âyeten ol mahall-i hâ’ita vaz‘ edüp âsâr-ı hayrâtı ayân eylemiş. Bu târîhden ma‘lûm oldu kim kal‘a-i kadîm ve binâ-yı Kerîmüddîn ısmet-karîn mu‘avenet [u] muzâheret ile binâ olunmuşdur. İkinci bânî Lala Paşa olup yetmiş günde kal‘ayı itmâm edüp cümle cebehânesi ve sâ’ir elzem-i levâzımâtlarından cümle mühimmâtların âmâde edüp derûn-ı kal‘ayı imâr ederken askerî tâ’ifesinden sulehâ-yı ümmet bir hâfız-ı hamele-i Kur’ân kimesne bir vâkı‘a-i sâliha görüp Lala Mustafâ Paşa'ya nakl etdiği rü‘yâ budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323b ·
metinde göster ·
hakîr dahi karâbetimiz takrîbiyle ma‘an gitmeğe me’mûr olup hayme ve hargâhımız …
Ba‘dehû Sâlîh Paşa, Civân Kapucubaşı vezîrin azlinden sonra sadrıa‘zam olup paşaya yeniçeri ağalığı ihsân edüp ağalığı kabûl etmeyüp Erzurûm eyâletin ihsân eyleyüp bu hakîr dahi karâbetimiz takrîbiyle ma‘an gitmeğe me’mûr olup hayme ve hargâhımızı ve bâr-ı bengâhımızı ve üç at ve bir Gürcî gulâm-ı memlûk ve bir yorga mu‘teber at ve üç yüz guruş ihsân edüp Sadrıa‘zam Sâlih Paşa dahi bu hakîre iki yüz altun ve bir semmûr kürk-i nazîf ihsân edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bâlâda tahrîr olunduğu üzre yetmiş günde kal‘a-i Erzurûm'a dâhil {olup} adl-i adâletle cemî‘î re‘âyâ vü berâyâ âsûde-hâl oldular. Ammâ intihâ-i serhadlerde olan Acem hânları ve sultânları ve Gürcîstân ve Mikrilistân beğleri askerinin çokluğundan hazz etmeyüp her bâr her tarafdan hedâyâlar ile nâmdâr elçiler gelirdi. Dârât [u] azametde ve mehâbet ve salâbetde ve vecîh [u] melâhatde ve zarâfet u felâhatde bî-nazîr bir vezîr-i dilîr idi. Ve vecâhet [ü] nümâyişi bî-mânend bir şehbâz [u] şehlevend, fârisü'l-hayl, meydân-ı bezm [ü] rezm-i arbede-gîr bir şîr-i dilîr, cemî‘î bisâtı uyğun ve bâzûsunda bâz [u] toykun ile şikâr-bâz, şehbâz, ser-efrâz [u] mümtâz vezîr-i mahbûb [u] dilir Âsaf-ı Berhayâ-vâr bir halûk [ve] kerîmü'ş-şân vezîr idi. Anın matbahında tabh olunan ta‘âm-ı ni‘met-i nefîse-i sükkerîyi bir vüzerâ sofrasında görmedim, illâ Bayrâm Paşa merhûmda görüp dâhil-i meclis olup ni‘metin tenâvül etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336b ·
metinde göster ·
kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Ve cânib-i (---) nâzır bir demir kap …
Ba‘dehû Süleymân Hân tahrîrinde Erzurûm eyâleti hükmünde paşanın hâss-ı hümâyûndan ifrâz olma, hâkimi subaşıdır ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve cümle (---) nâhiye kurâları vardır. Senevî kadıya altı kîse ve subaşıya on kise hâsıl olur hükûmetdir. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yüz elli aded erbâb-ı timar kal‘a neferâtları ve bir muhtesib ağası ve şehir nâ’ibi hâkimleri vardır. Kal‘ası bir düz bâğ u bâğçeli ormanistânî bir düz sahrâ-yı ferah-fezânın 341b ortasında şekl-i murabba‘ bir taş binâ bir küçücük kal‘a-i ra‘nâdır. Ammâ der-i dîvârları gâyet alçakdır. Ve cânib-i erba‘asında kulleleri metânet üzre değil, kâr-ı kadîm bir kal‘a-i köhnedir. Handakı dahi dâiren-mâdâr alçakdır. Abaza, Erzurûm'da ısyân etdikde handakın tathîr edüp burc [u] bârûların ta‘mîr ü termîm edüp muhâfaza etdiler, ammâ çâre olmayup bi'z-zarûrî kal‘ayı Abaza Paşa'ya teslîm eylediler. Bu kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Ve cânib-i (---) nâzır bir demir kapusu vardır. Taşra varoş-ı şehre andan handak üzre cisr ile ubûr olunur. Derûn-ı kal‘ada cümle üç yüz aded bâğsız ve bâğçesiz hâk-i amber-i pâk ile mestûr müfîd u muhtasar hânelerdir. Bir câmi‘i var. Çârsû-yı bâzârı ve hân ve hammâmları ve gayrı imâretleri yokdur. Zîrâ kal‘a içi teng mahaldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341a–341b ·
metinde göster ·
ziyâretlerden sonra Bârû köyünden kalkup yine cânib-i şimâle 8 sa‘atde,
Hamd-i Hudâ bu sene kabr-i şerîfin ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp sevâbın rûh-ı şerîfine hîbe eyledik. Bu ziyâretlerden sonra Bârû köyünden kalkup yine cânib-i şimâle 8 sa‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342b ·
metinde göster ·
… k olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle
eyleseler bu
şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… inde Hünkâr Sarâyı'nda meks edüp "On gün tekâ‘üddür" deyü alay çavuşları tenbîh
eylediler. Bu
şehr-i azîmin dahi evsâfın ale't-tafsîl hacca gitdiğimiz sene cild-i (---) de c …
Bu şehre dâhil olurken cemî‘i ahâlî-i Haleb deryâ-misâl olup paşanın alay-ı istikbâline çıkup niçe şâhrâhlar üzre pâyendâzlar edüp paşa Haleb kal‘ası hâricinde Hünkâr Sarâyı'nda meks edüp "On gün tekâ‘üddür" deyü alay çavuşları tenbîh eylediler. Bu şehr-i azîmin dahi evsâfın ale't-tafsîl hacca gitdiğimiz sene cild-i (---) de cemî‘i imâratı ve bânîsi ve vâlîsi ve kal‘a-i âlîsi ve a‘yân [u] eşrâf-ı ahâlîsi bir kerrâs hat ile ta‘rîf ve tavsîf olunmuşdur. Ammâ bu gelişimizde Kevâkibîzâde Efendi'den Halebü'ş-Şehbâ hakkında bu eş‘âr-ı pâkîze-güftârı istimâ‘ edüp bu mahalle tahrîr olundu kim ol şi‘r-i belîğ budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b ·
metinde göster ·
… kâ ki mahbûb [u] mahhûbesi çok olduğundan Hüsn-i ziyâd derler. Hakk dahi ziyâde
eyleye! Bu
kal‘a niçe yüz mülûkden mülûke nasîb olup âhir sene (---) târîhinde Selîm-i Evv …
Bi-kavl-i Târîh-i Mığdîsî Hazret-i Zekeriyyâ asrında Buhtu'n-nasr binâsıdır. Ba‘dehû Hazret-i isâ âsumâna urûc edince himâr-ı İsâ kalup havâriyyûnları ve ümmetleri himâr-ı İsâ'yı bu Harput çerâgâhına koyup tâ Hazret-i Risâlet-penâhın zamân-ı sa‘âdetlerinde himâr hayâtda olup cümle millet-i Mesîhe ol himâra tapdıklarından lisân-ı Acemde bu şehre dâr-ı Har-pût dediler. Bir kavlde yine lisân-ı Acem üzre havâriyyûna sâyedâr olmuş bir dikenli söğüd dırahtı var idi. Anın içün Hâr-bîd dediler. Bir rivâyetde Hârberîd derler, ya‘nî diken getirci derler. Niçesi Har-bürd derler (---) . Niçeler Har-bûd ya‘nî (---)(---) derler. (---)(---)(---)(---)(---) Hulâsa-i kelâm her elsine-i muhtelife lehçesi üzre birer gûne sebeb-i tesmiyyesi var. Ammâ Âl-i Osmân'ın defterhâne-i kadîminde ülke-i Hüsn-i ziyâd tahrîr olundukda sefer-i hümâyûnlar oldukda her vilâyetin birer gûne esmâsı olup alaylarda ve cemî‘i kübrâlarda bir şehir halkı bulunmak murâd olunsa Haleb şehri halkında "Yâ ahad" derler, buna oran derler. Bu "Yâ ahad" sedâsın Haleb halkı istimâ‘ edince anlar dahi "Yâ ahad" derler. İzdihâm-ı seferde her kavim oranıyla bulunur. Sivas'a "Rûm Rûm" çağırılır, Diyârbekir'e Âmid Âmid oran çağırılır, ammâ bu Harput'a Hüsn-i ziyâd çağırılır. Hakkâ ki mahbûb [u] mahhûbesi çok olduğundan Hüsn-i ziyâd derler. Hakk dahi ziyâde eyleye! Bu kal‘a niçe yüz mülûkden mülûke nasîb olup âhir sene (---) târîhinde Selîm-i Evvel Çıldır fethinden sonra vezîr-i mükerremi Bıyıklı Vezîr Mehemmed Paşa'yı serdâr ta‘yîn edüp Diyârbekir' (---)(---) destinden emân ile feth etdikde bu kal‘a-i Harput dahi itâ‘at edüp emân ile kal‘a teslîm edüp hâlâ Diyârbekir eyâletinde sancakbeği tahtıdır. Beğinin hâssı (---) yük akçedir. Timarı (---) ve ze‘âmeti vardır. Alaybeği ve çeribaşı ve yüzbaşısı vardır. Hîn-i seferde beğinin askeriyle cümle bin iki yüz müsellah asker olur ve üç yüz pâyesiyle kazâdır. Cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Bu nevâhîlerde kadıya senevî altı kîse hâsıl olur. Sancak beğine livâsında yigirmi kazâ yerden on sekiz bin gurûş hâsıl olur. Müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir subaşısı ve muhtesibi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 82b ·
metinde göster ·
… up sâ’ir gemiler ile Melek Paşa galyonu dahi âteşe urup bu gûne sû-i tedbîr ile
eyle bu
donanma-yı azîm münhezim olup cümle kırk bir pâre gemi nâkıs olup mâ‘adâsı Sakı …
Ammâ meydân-ı ma‘rekede Ereğli kapudanı kalyonu Ahmed Paşa ile ve Mağribli Alî Kapudan ve Kara Mavuna ve Vâlide Kalyonuyla cümle yedi aded kalyon bir gün bir gice ceng ede ede küffârdan kırk pâre kalyon ve kadırga ve mavuna helâk olup âhir Ahmed Paşa şehîd olunca Mustafâ Kapudan uluç âdemîsi idi, gemisinde kimesne kalmayup gemiyi âteşe vurup şehîd olup sâ’ir gemiler ile Melek Paşa galyonu dahi âteşe urup bu gûne sû-i tedbîr ile eyle bu donanma-yı azîm münhezim olup cümle kırk bir pâre gemi nâkıs olup mâ‘adâsı Sakız limanına sâlimîn ü gânimîn vâsıl olduğun Adana Paşası Abdullah Paşa haber getirince efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın aklı başından gidüp gûyâ sar‘ dutup ol ân pâdişâha telhîs edüp ale'l-akîb kendüsi pâdişâha girüp 98a mührü ferâğat etmek murâd edindi. Pâdişâh aslâ rızâ vermeyüp "Eyle olur Lala! {Âyet, sûre-i Neşrah}Arapça "Elhamdü lillahi Rabbi'l-âlemîn"dir, "Rabbu'l-müslimîn" değildir. Hikmeti ve kudret-i ezeliyyesi böyle imiş" dedükde "İmdi, pâdişâhım! Var kuvveti bazuya getirüp böyle bir donanma-i azîm edüp bu dahi böyle olup ma‘lûm oldu kim küffâr ile deryâda muhâsamet ve mukâvmet müşkildir. Bu intikâmı küffâra komayalım. Ecdâd-ı ızâmlarının pâk rûhlariyçün ve Hazret-i Risâlet-penâhın rûh-ı şerîfiyçün olsun, mührile karadan deryâ-misâl asker ile tâ Arnavudluk içinde Kilimente ve Karadağ ve Pava ve Nikşik ve Daternak ve Durubrak ve Banyan âsîlerin kırarak Hersek sancağı hudûdunda Kutur kal‘asın ve Kilis kal‘asın ve İspilet kal‘asın ve Kamin ve Kaminkrad ve Ribniçe ve Mandaline ve Bodguriçse ve Tekeli Paşa döğdüğü Şibenik kal‘ası ve Zadra kal‘ası ve Kotar vilâyeti ve Dodonişka vilâyetleri bu zikr etdiğim kılâ‘ların cümlesi bizim Bosna eyâleti hudûdunda deryâ kenarında sağîr ü kebîr kal‘alardır, bunları karadan birer birer muhâsara edelim. Küffâr bunların tedârikinde iken başına vâveylâ düşüp cezîre-i Girid hâlî kalup serdârın Hüseyin Paşa lalan da defterhâne ile yüz bin asker vardır. Anlar da Kandiye kal‘asın muhâsara edeler. Bi-emrillahi Te‘âlâ her tarafdan küffâra göz açdırmayup bu donanmamızın intikâmın alırız" dedikde sa‘âdetlü pâdişâh "Allah âsân getire, bir müşâvere edelüm" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97b–98a ·
metinde göster ·
… . Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şükr-i Hudâ
eyledi. Bu
kerre bizi bu çeşmeye getiren Yürük kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, beni …
Andan Resmî Çelebi Bismillah ile varup bilâ-tereddüd nûş etdi. Andan Muhzırzâde vardıkda kesilüp yine akdıkda alup nûş etdi. Buna cümle yârân bir netîce-i kelâm veremediler. Andan bizim bir gulâmımız varup bî-bâk u bî-pervâ nûş etdi. Hemân cümle yârân teveccüh-i asâyı hakîre dikdiler. Elbette siz de içersiz, deyü ibrâm [u] ilhâh teklîf-i mâlâ yutâk etdiler. Hakîr eyitdim "Bre âşıkân-ı sâdıkân, biz bu gûne âlüfte ve âşüfte hezâr âşinâ seyyâh-ı âlemiz. Bu hakîre bu teklîfi etmen" deyü ricâ etdikçe cümle yârân gülerek musırr olup "Elbette bizim mâhiyyetimize vâkıf oldun. Bir de seni görelim" deyü cebr-i mübrem-i kesîr etdiler. Hakîr dahi kendi hâlimden haberdârım ammâ yine derûnumda bir havf eseri idi. Hemân ecdâd-ı nâmım Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretlerinin rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp Bismillah ile keşkülü ele alup mâ-i tâhirden 143a bu hakîr-i pür-taksîr tâhir sudan nûş etdim. Cümle yârân şâdumân oldular. Andan Sarrâc Mehemmed Çelebi aldı ve şükr-i Hudâ eyledi. Bu kerre bizi bu çeşmeye getiren Yürük kocasına teklîf etdiklerinde "Oğullar, benim tâli‘im yokdur. Belki su kesile" sevdâsında olup vardıkda alamayup ana dahi gülüşüp "Bre koca sen de mef‘ûl imişsin" deyü vâfir şakalar etdiler. Netîce-i merâm bu yalçın kayadaki çeşmeden yetmiş aded kimesne su içmeğe kasd edüp ancak beş kimesne nûş edüp gayriye müyesser olmadı. Bir garâ’ib ve acâ’ib mutalsam-ı ayn-ı câriyedir. Kimesne bu çeşmenin keyfiyyet-i esrârından vâkıf olamayup ertesi kırk birinci gün Sofya'ya dâhil olduk. Ammâ bu Vitoş yaylasında niçe yüz ibret-nümâ alâmetler ve âsâr-ı binâlar var kim âdemin aklı gider. Hatta bir ibret-nümâ binâ-yı kadîm var, cemî‘i mülûk anı Ferhâdî külünkler ile nakb edüp bir isr-i kâr etdirememişler. "Tûfândan sonra Sofya'da sâkin olan Sırfâyil oğlu Sırfa'nın kenzidir ve kabri kendidir" deyü kavm-i Latin ol zu‘mdadır. Ammâ diyâr-ı Rûm'da ve eyâlet-i Rûm-ı merzbûm-ı edna'l-arzda Hâlık-ı Kevneyn'in halk etdiği yetmiş aded kûh-ı serbülend ve yaylağ-ı dil-pesendler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b–143a ·
metinde göster ·
… eyledi. Ve sol tarafda koçu araba içre Kaya Sultân üç kise altun bezl [u] in‘âm
eyledi. Bu
uslûb ile ol gün,
Andan kalkup yine cânib-i şarka (---) sâ‘atde giderken cümle a‘yân [u] eşrâf-ı İslâmbol ve Sadrıa‘zâm Bıyıklı Çerkes Dervîş Mehemmed Paşa Kethüdâsı Alî Ağa ve niçe bin a‘yân paşaya istikbâle çıkup paşa dahi ol gün Bismillah ile taht-ı revândan nüzûl edüp çakal ata süvâr oldu. Ve cirid oynansın deyü fermân edüp Melekli ve sadrıa‘zamlı iki başdan cirid oynayup eyle silâhşorluk ve gûnâ-gûn lu‘bedebâzlık etdiler kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Bu gûne arz-ı mehâret etdiler. Paşa efendimiz bu hakîrin defteriyle iki bin altmış altun ihsân eyledi. Ve sol tarafda koçu araba içre Kaya Sultân üç kise altun bezl [u] in‘âm eyledi. Bu uslûb ile ol gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 172a ·
metinde göster ·
Paşa efendimiz bu hâli görüp tarîk-i Hâcegân'da iken fırsat ganîmetdir deyüp ol dahi bî‘at edem deyü temennâ etdikde dervîş eyitdi "Ey âşık, siz Melek Ahmed Paşa değil misiz? Siz bî‘at-ı ezeliyyeye iktidâ etmişsiz kim biz sizin hâtırınız içün kat‘-ı menâzil ederdik. Gelüp hamd-i Hudâ sıhhatle mülâkât müyesser oldu. İmdi ey Melek Dede, İşpaniye erenlerinden Mübtecil Hoca Ca‘fer ve Dervîş Angel Haydar millet-i Mesîhiyye şeklinde geçinirler ammâ ikisi de mü’mîn ü muvahhid nihânîce sâhib-i seccâdedirler. Ve pişvâ-yı tarîk-i Hâcegân birer pâdişâh-ı Cem-cenâbdırlar. Anlar hakîre bî‘at verüp "Var ey Dervîş Sünnetî! İslâmbol'da Melek Ahmed Paşa ile buluş ve görüş ve nedîmleriyle biliş ve Allah emâneti olsun Melek Baba'ya selâmımızı teblîğ eyleyüp bu sûre-i Yûsuf âyetiyle tesellî bulsun ve sûre-i (---)Arapça(---) ilâ âhirih, âyetin evrâd etsin. Âyet-i Yûsuf emâneti budur deyüp (---)Arapça âyetidir. Anlar sizlere bu âyeti gönderüp selâm eylediler ve İpşir'den havf eylemesin. Allah ona yâverdir, dediler" deyince hemân paşa ayağa kalkup "Yâ Allah! şükür elhamdülillah ve aleykümü's-selâm rahmetullahi ve berekâtihi, gönderen getiren sağ esen olsun. Hamdülillah ki derûnumda olan İpşir havfi gitdi. Evhâm-ı tahayyülâtdan ve gıll u gışdan berî olup kesâfetden halâs oldum. Ve bu âyet-i şerîfi bunların nutk-ı dürerbârlarından istimâ‘ etdiğim gibi râhatü'l-ervâh buldum. Maksad [u] merâmıma vâsıl oldum," deyü Dervîş Sünnetî'nin elin eline alıp diyâr-ı İşpaniye'de ve gayri büldânlarda hâl sâhibi kimler var ise su’âl ederken "Kurtuba şehrinde Mübtecil Baba Sâdık size selâm etdi ve Tanca şehrinde Şeyh Mansûr selâm etdi ve Fes-i Merânkûşî şehrinde İzzeddîn Burnâvî selâm etdiler" diyince paşa ayağa kalkup selâm alup "Biz anlara Cezâyirli Alî Sipçinoğlu ile mektûblar göndermiş idik. Vâsıl olduğu haberleri geldi" deyüp paşa Dervîş Sünnetî ile yine öpüşüp koç-kucağ ve birbirlerin derâğûş edüp künc-i bucağda bir çağ dahi sohbet-i hâssa meşğûl 176a oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175b–176a ·
metinde göster ·
… fermân edüp yüz koyun ve elli deve kurbân edüp cümle fukarâya ve zu‘afâya bezl
eylediler. Bu
mahalde Kapudan Murâd Paşa bir dârât [u] azametle gelüp İpşir Paşa'ya buluşup b …
Ba‘dehû İpşir fermân edüp yüz koyun ve elli deve kurbân edüp cümle fukarâya ve zu‘afâya bezl eylediler. Bu mahalde Kapudan Murâd Paşa bir dârât [u] azametle gelüp İpşir Paşa'ya buluşup birbirleriyle eyle muhabbet üzre mu‘âmele etdiler kim gûyâ birbirleriyle rahm-ı mâderde yatmışlar idi. Murâd Paşa gidüp yine Melek Ahmed Paşa efendimiz kaldı. İpşir'e gâfil me-bâş deyü gûnâ-gûn va‘z [u] nasîhatlar etdi. İpşir Paşa mahzûz olup eydür: "Benim birâder-i cân-beraberim. Sen benim yedi ay kâ’im-i makâmım idin. Sizinle muhâsebe görmek lâzım değildir. Biz muhâsebeyi Kudde Kethüdânız ile görürüz. Hemân sizden ricâ ve temannâmız oldur kim siz bizi sabâhın Eyyûb Sultân'dan alay-ı azîm ile İslâmbol'da sarâyıma dâhil edüp bizi setr edesüz" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179b ·
metinde göster ·
Bu kapulardan içeri yemîn ü yesârda cisrin temeli berâberliğinde cisrin altında hânlar vardır kim âyende vü revendegânlar yemîn ü yesârdan geldiklerinde mihmân olurlar. Ve cisrin kemeri altında müte‘addid hücreler vardır ve demir pençereli şâhnişînlerde müsâfirîn meks edüp kemerin karşu tarafındaki âdemler ile kimi musâhabet eder ve kimi şebeke ve olta ile balık avlarlar. Ve bu cisrin yemîn ü yesârında dahi niçe pencereli hücreler vardır. Üstâd-ı şîrînkâr kasd edüp "Cisrin kemerine bâr olmasın" deyü bu kantara-i ibret-nümânın için boş edüp kat-ender-kat revzenli ve kâ‘alı hücreler de eylemiş. Bu cisrin yemîn ü yesârında korkulukları cümle polad-ı Nahçevânî demirdendir, ammâ üstâd-ı haddâd dahi var makdûrun sarf edüp bir gûne musanna‘ şebeke korkuluklar etmiş kim hakkâ ki yed-i tûlâsın ayân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… a Halitî ve Çekvânî ve Zıbarı Yezîdî Kürdleri vardır ammâ anlar ile bey‘ u şirâ
eylemezler. Bu
şehrin cânib-i şimâlinde (---)(---) kal‘asıdır.
Sitâyiş-i rıbât-ı Hazzo: Kal‘anın kıble cânibi dâmeninde bir vâsi‘ce zemînde bin aded hâneli henüz ma‘mûr olmada, cümle türâb ile mestûr büyût-ı ma‘mûrlardır. Cümle (---) aded mihrâbdır. Cümleden çârsû içinde (---)(---) câmi‘i (---)(---) câmi‘i ve Şeref Hân medresesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve bir küçük kenîse hammâmı var ve üç yüz aded esvâk-ı muhtasarı var. Ve hâlâ hâkim-i vakt olan Murtezâ Beğ bir kârgîr binâ-yı metîn bir hân inşâ etmiş kim gûyâ bir hısn-ı hasîndir. Sengistân zemîn olmağile bâğ u bâğçeleri memdûh değildir, ammâ halkı şecî‘ ve tüvânâ fetâları olur. Piyâdesi ve hüssân süvarîsi meşhûrdur. Şeyhânî ve Ma‘arravî ve zıvzik kılıç urmada ve câb gödelec taşıyup ok atmada bî-bedel kavmdir. Ve gâyet musallî ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb mü’min ve muvahhid recül-i sâlihleri vardır. Gerçi yaylalarında Halitî ve Çekvânî ve Zıbarı Yezîdî Kürdleri vardır ammâ anlar ile bey‘ u şirâ eylemezler. Bu şehrin cânib-i şimâlinde (---)(---) kal‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 220b ·
metinde göster ·
Hele hakîr bunları görüp mebhût olup Cenâb-ı Bârî'nin gazabından yine kendüye sığındım. Hudâ-yı Bîçûn azametiyle cümle ümmet-i Muhammed'i âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arazîden masûn u mahfûz eyleye. Bu temâşâları edüp yine cânib-i şimâle giderken refîklerimiz eydür: "Sultânım, eğer kadem dirîğ etmezseniz bu mahalle karîb bir temâşâgâh vardır. Ta ki acâ’ib göresiz." dediklerinde hakîr eyitdim: "Ey nûr-ı dîdem, bu seyâhatde ifnâ-yı vücûd etmeden murâd [u] merâmım sun‘-ı Hudâ'yı temâşâ etmekdir." dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
… hl-i tüccâr ile ve re‘âyâ vü berâyâlar ile hüsn-i zindegâne eyle, deyü vasiyyet
eylediğim bu
maslahatlar içün idi. İmdi ol pendnâmelerimiz sana zerre kadar te’sîr etmeyüp b …
Devlet-i Âl-i Osmân'ın mûhini olan sen ki Abdâl Hân-ı dâl nâm şakî-i pür-ızlâl, kavm-i Rujikiyân eri, âr [u] nâmûsdan berî vü ârî olup "Âl-i Abbâsiyân neslinden ve Sultân Evhadullah'ın ırk-ı tâhirindenim." deyü ol zu‘m-ı fâsid ile la‘anallahu'd-dâhilu ve'l-hâric la‘netin kabûl eden Hâricîlerden ashâb-ı rıfz-ı ilhâd ve erbâb-ı fitne vü fesâd, ehli ile âlûde olan Yezîdî-Ekrâd, urûk-ı nâ-tâhirindensin kim mezâhib-i erba‘adan hâric olan Hâricî ve Ca‘ferî ve Cebrî ve Kaderî ve Hulûlî ve Hurûfî ve Zemînî ve Hamzavî ve vâsi‘î-mezheb olan fırak-ı dâldan bir bî-mezhebler ile ihtilât etmiş Hâricî mezhebin ve cemî‘i mudhıkân u kışmirân u mutrıbân zümresiyle lû‘b u lehve meşgûl ve hem-celîs ü hem-enîs olup fısk u fücûr ile âlûde olup ve Arapça ıtâbına mu‘âteb olan dalâlet-âbâd hâkimi Abdâl Hân-ı bî-mecâlsin kim bu hakîr mülk-i diyâr-ı Erz[urûm] vâlîsi iken etdiğin şenâ‘at ü şekâvet ve cinâyetlere "Tâze yiğitdir!" deyü mezâ-mâ-mezâ diyerek afv ederdim. Henüz sen bu sinn-i sâlde iken ıslâh-ı nefs etmeyüp âyende vü revende ehl-i tüccârın bâc bahânesiyle {tâcların kapup} yüklerün çözüp ale'l-kabz mâlların ucuz bahâ ile alursun ve Erzurûm eyâleti hâki müşânda olan Malazgird Beği Mehemmed Beğ'in kırk bin aded gûsfendlerin sürüp elin memleketin nehb ü gâret edüp üç yüz aded âdemlerin katl edüp serlerine serbendleri dâr olan Halitî ve Çekvânî ve Celüvî ve Rûzikî 261a nâm Yezîdî Ekrâdı kabâ’illerin başına cem‘ eyleyüp dâr-ı diyârları hasâre etdirüp âyende vü revendegândan kapu kullarının eşedd-i ukûbet ile mâlların alup kolların kesüp mecrûh edersin ve her cânibe dest-dırâzlık edüp kuttâ‘u't-tarîklık edersin. Hatta dâr-ı diyârında olan ulemâ-yı Ekrâd, "Niçün böyle edersin", deyü va‘z u nasîhat etdiklerinde, "Kürdistân'dır, birbirimiz mâbeyninde gûşmâl içün gâhîce müşâmızda olan kimesneleri gâret etmek kânûn-ı Âl-i Abbâsiyân'dır." demişsin. Sana Âl-i Osmân devletinde emr-i Hudâ ile bir gûşmâl ideyim ki gûşine mengûş olup ehl-i ıyâlinle halka-begûş zer-harîd gibi Âl-i Osmân'a kul olasın. Hatta bu abd-i ahkarın derûnunda cilve-ger olan mel‘anetini ilhâm-ı Rabbânî ile azharu mine'ş-şems bilüp on gün hânende pinhân olup Rahova nâm mahalde haymen içre tek ü tenhâda sana pend ü nasîhatler edüp, ey cânım hân nitekim ben Van eyâleti hâkimi iken müşânızda olan ümerâlar ile ve ehl-i tüccâr ile ve re‘âyâ vü berâyâlar ile hüsn-i zindegâne eyle, deyü vasiyyet eylediğim bu maslahatlar içün idi. İmdi ol pendnâmelerimiz sana zerre kadar te’sîr etmeyüp bu kadar fitne vü fesâd edüp, ili vilâyeti gâret edüp sulha muğâyir nâ-şer‘î dest-dırâzlıklar etdiğün ecilden kuttâ‘u't-tarîk olduğuna şüphemiz kalmayup nass-ı kâtı‘la vücûdun şecere-i bî-meyvesin kat‘ etmek helâldir kim el-âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b–261a ·
metinde göster ·
… î ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ
eylemesiyle bu
dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn e …
"Evvelâ hamd idelim Hâlık-ı Bîçûn'a kim benî Âdeme akl-ı küll verüp cümle hayvânâtdan evvel eşref-i mahlûk etdi kim hayr u şerri ve zarar [u] nef‘i bilüp müfsidîn ve hâsidîn ve mekkârların hiyel ü şeytanatına aldanmayup bî-garaz Müselmanlara taşra umûrun su‘âl edüp hâkimü'l-vakt olan adâlet ide. Yürü ümîddir kim bu zerre-i nâçîzin zerre kadar hatâsın sütür etmeyüp sû-i zan 261b ile deryâ-misâl askeri ser-i sa‘âdetinize cem‘ eyleyüp tarafeynde ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ola da rûz-ı mahşerde sizden su‘âl olunmaz mı ve memâlik-i Âl-i Osmân'ın Bitlîs şehri nehb ü gâret olunursa ve bu kadar evlâd [u] ıyâl haşerât-ı Ekrâd tuğyânıyla pâymâl-i rimâl olursa sa‘âdetlü pâdişâhıma ne cevâb verirsin ve sa‘âdetle bu şehrimize gelüp hânemizde mihmân oldukda bu kadar va‘de-i kerîmeler etdiğinizi ne aceb ferâmûş etdiniz Elkerîmü izâ ahede vefâ" değil midir? Ve bir gün yine bu dâ‘î-i muhlisinizin külbe-i ahzânında buyurdunuz kim "İnşâallah hân karındaşım sana Muş sancağın ihsân etdirüp yarlığ-ı belîğlerin getirdirim." buyurduğunuzdan memnûn olup cihân cihân sürûr-ı şâdân olup bu kadar ahd-i mîsâk emrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı merd ü zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir üzre gelesin, âsûde-hâl olmak kande kalır ve kande cây-ı menâs bulunur ve bir kerre dahi buyurdunuz kim "Hân karındaşım sen benim velîni‘am efendim Sultân Murâd Hân Gâzî'nin çerâğ-ı efrûhtesi idin, Revân senesinde çok ni‘metin yedik ve hâlâ şimdi bî-hadd ü bî-hisâb ni‘met-i uzmânı tenâvül eyledik, sen dahi ehl [ü] ıyâlinle du‘â-yı hayrımızda olup devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân ed‘iyyesine müdâvim olup zevk u safâda ol." deyü du‘â-yı hayrınızla behremend olduk mülâhazasıyla âsûde-hâl olup kavm-i Ekrâd Malazgird yaylağına çıkarken kânûn-ı pâdişâhî üzre aded-i ağnâm hakkın alalım derken hudûdumuzda olan Mehemmed Beğ Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eylediler, biz de anları hor eyleyüp mâbeynden bir kaç âdem düşüp demleri heder olduklarına biz dahi mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler almışızdır ve yeniçeriler dahi bâc-ı sultânî vermediklerinden mâ‘adâ sâ’ir tüccârın şütür-bârlarına bir zibidi ve zübeydî ve Zeydî ve Zeynî-mezheb yeniçeri bâc-ı sultânîmize mâni‘ olup cebren kânûn üzre bâcımız alup gulüvv-i âm ile bâğımıza silâh ile gelüp niçe âdemlerimiz mecrûh etdikleri sicill-i şer‘-i Resûl'de kayd olunup huccetleri huzûr-ı izzete gönderilir. Yine böyle iken ol zalemeler mukaddem târîh ile sultânıma varup tasdî‘ edüp anların dürûğ kelâmlarıyla yine niçe iftirâ-gûne ta‘n-âmîz kelimâtlar tahrîr etmişsüz. Mu‘ammer olun, eğer bu abd-i kemter Abdâl za‘îf-i ahkar sultânım ile hukûk-ı sâbıkamıza mağrûr olup bir bed evzâ‘ [u] etvâr bu bendelerinden sâdır oldu ise " Arapça âyeti üzre tevbeler olsun. Arapça mazmûnu üzre cemî‘i cürmümüzü afv edin kim bizim üzerimize hüsn-i nazarınız olmuşken ahd [ü] emânınızdan rücû‘ etmen. Zirâ siz halîfe-i rûy-ı zemin vüzerâlarısuz kim ve hulefâ’i'r-râşidîni'l-mürşidîn min ba‘dihî ve vüzerâ’i fî ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh başıyçün olsun beyne'l-akrân bu hakîri şermsâr edüp münkesir-i hâtır ile huzûr-ı şerîfe küstâhâne mektûbumuz ile Zeynel Ağa'mız gönderüp hilâf-ı inhâ eyle şikâyet eyleyenlerimizi tatyîb-i hâtır edüp mâbeynimiz ıslâh edüp bu hakîri pâymâl etmeyesiz, ve's-selâm.. Bâkî olasız, bâkî."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a–261b ·
metinde göster ·
… atları yanında âmâde durup gâfil olmayalar deyü alây çavuşları tenbîh ü te’kîd
eylediler. {Bu
sahifeden beş sahife aşağıdaki sağ tarafdaki sahifedeki imdad isteyen herkes ba …
Menzil-i Hüsrev Paşa Hânı: Paşa yine kânûn-ı kadîm-i serdâr-ı şehriyârî üzre meks edüp serâperdesinin cânib-i erba‘asın asâkir-i İslâm kuşadup yine kânûn üzre her tarafa ince karavullar ve çerhalar ve otlukçular gidüp cümle askere fermân olundu kim herkes cebe vü cevşeniyle pür silâh atları yanında âmâde durup gâfil olmayalar deyü alây çavuşları tenbîh ü te’kîd eylediler. {Bu sahifeden beş sahife aşağıdaki sağ tarafdaki sahifedeki imdad isteyen herkes başına ve etlerine beyâz makramaler asup asker tarhı bu mahalle yazıla. Matlab}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a ·
metinde göster ·
… et-i hamiyyet-i Âl-i Abbâsiyân'ı vücûda getirüp otuz kırk bin asker başına cem‘
eyleyüp bu
gûne harekâtlar eyleyüp Ahlat kal‘asından berü kâh bizim asker Hân tarafından v …
Bu haber-i mûhiş paşaya gelince, "Bre bre" deyüp tarfetü'l-ayn içre bunlara karîb vardıkda cümle başları bırakdırup elimize teklîf-i mâlâ-yutak edüp Mahmûdî Beği İbrâhîm Beğ ileride bulunup hânlılar da Bitlîs derelerine girme sadedinde iken İbrâhîm Beğ anları çevirüp çoğunun atları kalup Bitlîs deresine cân atam derken anları da kayd ü bend edüp çıt-a-çıt tüfengleşerek paşa dahi yetişüp altı yüz hân askerinden ancak iki yüz ellisi piyâde sengistâna düşüp halâs oldular. Üç yüz ellisi hemân ol mahalde dendân-ı tîğdan geçüp cümle kelleleri paşa leşkeri yanında bırakdırup bizim şehîdlerin iki yüz aded kellelerin hemân ol mahalle bir dere içre bir bayır altında defn edüp ba‘de'l-asr ordu-yı İslâm'a girüp paşa eydür: "Bre bre şu nâmerd hân gerçi hânesinde mihmân olduğumuzda bize hokkabâz şekilli göründü ammâ müdebbir imiş. Kemîngâhlarda yiğit saklarmış. Tiz dellâllar nidâ eylesünler kim her kim çete ve yağma ve talana giderse katl ederim." deyü yemîn edüp münâdîler nidâ edüp ol gice cemî‘i ümerâlara fermânlar gidüp taraf taraf cânib-i erba‘ada ince karavullar ta‘yîn olunup "Herkes çadırlarında hâzır-bâş olsunlar ve çadırlarından bir hay huya çıkmasınlar ve ata binmesinler ve âteş yakmasınlar ve tüfeng atmasınlar." deyü gûnâ-gûn tenbîh ü te‘kîdler olunup ordunun cânib-i erba‘asına birer tüfeng menzili ba‘îd kat-ender-kat ince karavullar konulup herkes haymesinde hâzır-bâş dururlardı. Zîrâ imdâda gelmeyen Kürdistân beğlerinden havf olunurdu. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân'ın umûr-dîde olduğundan ve müdebbir ü mubassır olup hıyel u şeytanatda yegâne-i asr u ferîdü'd-dehr olduğundan ve asker-i bî-pâyân olduğundan hân bir gice ale'l-gafle şîrînlenüp bir hîle ile şebhûn eder deyü paşa ve asker-i İslâm havf ederlerdi. Ammâ Allah âlim ü dânâdır, ol hân-ı âlîşân âlüfte vü âşüfte hân-ı mazlûm bir şeyden haberi yok iken bir alây gammâz-misâller hân-ı bî-günâhı paşaya gamz ide ide cümle müfsidîn ü hâsidînler hâh-nâ-hâh hân-ı bî-günâhı âk edüp cenge âheng etdirdiler. Âhir Hân dahi gayret-i hamiyyet-i Âl-i Abbâsiyân'ı vücûda getirüp otuz kırk bin asker başına cem‘ eyleyüp bu gûne harekâtlar eyleyüp Ahlat kal‘asından berü kâh bizim asker Hân tarafından ve kâh Hân askeri bizim tarafımızdan kelle ve dil alırlardı. Ammâ Paşa-yı müdebbire Pinyanişî beği tarafından bir dil gelüp meğer gâyet fasîh ü belîğ söz ebesi diller imiş, Paşa'ya eydür: "Sultânım, ol hân-ı bed-gümân-ı bî-îmân Ekrâd-ı Yezîdî'den ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî ve Çelevî'den ve Tüvanî ve Mervânî 265a ve Beddî ve Nankî ve Küvarî ve Güvaşî ve Bezikî ve Mornî ve Kanahî'den ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kavm-i Yezîdîlerden kâmil yigirmi bin tüfeng-endâz ve kırk bin cürd atlı hayyâl-i mümtâz cem‘ edüp vezîri Çâker Ağa ile bu Ekrâd a‘râb-ı hâne-harâblar Hâna imdâd etmeğiçün kûh-ı Dehdîvân'ın Cehennem deresinden bu gice sizi basacaklardır." deyü bu hânın asker-i bî-pâyânı evsâfın ve mehâbet-i dârât-ı azamet-i salâbeti tarafın ol kadar ta‘rîf u tavsîf etdi kim gûyâ Sâm [u] Nerîmân'ı ve Zâl [u] Güstehem'i meddâhlar medh etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b–265a ·
metinde göster ·
… tân efendim, sultânım hazretlerine selâm eyleyüp sıhhan u âfiyetler olsun. Lutf
eylesinler bu
cümle ta‘âm âvânîlerin kabûl eylesinler kim Dede Gâzî Zâl Paşa'dan kalmışdır. Y …
Netîce-i kelâm ba‘de't-ta‘âm bir gayrı deste-hân ile yigirmi kâse-i Çîn ile sükkerî ve amberîn ve mümessek hoş-âblar tenâvül olunup deste-hânlar kalkup eller gasl olundukda yine Amber Ağa dest-bûs edüp "Sultân efendim, sultânım hazretlerine selâm eyleyüp sıhhan u âfiyetler olsun. Lutf eylesinler bu cümle ta‘âm âvânîlerin kabûl eylesinler kim Dede Gâzî Zâl Paşa'dan kalmışdır. Yine anlara lâyık değilse de bize hiç lâyık değildir. Kabûl eylesinler." deyüp ricâ etdi. Paşa'nın cân-ı azîzine minnet olup "Berekât versin, tîz ağaya benim eğerli atım çekün, bir atımıza binsin." deyüp bir at ihsân edüp "Sultâna selâm eyle." deyü Amber Ağa'yı gönderdi. Paşa Ziyâeddîn Hân'a eydür: "Oğul, vâlîden bizi aceb hicâba kodu, ammâ olmaya, illâ hayr" deyüp paşa ve hân gayrı kârda oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278b ·
metinde göster ·
… mi oğlanı eşkıyâlarından on bin mikdârı haşerât cem‘ edüp ulemâyı kırmak fermân
eyledikde bu
kadar pür-silâh temerrüdîn-i bî-dîn Ebü'l-feth Câmi‘i'nin cânib-i erba‘asından …
Bu esnâda Acem fürce bulup Bağdâd taraflarında niçe şehirlere istîlâ etmeğe başladı. Beri tarafda Merre Paşa eyle cabbâr oldu kim gûyâ Dahhâk-i Mârî idi. Hatta bir gün dîvânda bir mîr-i mîrânı alâ mele’i'n-nâs aşağı alup bin deyenek urdu ve yine bir gün İzmir'den ma‘zûl bir monlâya dîvânda bin tâziyâne urdu. Cümle ulemâ bu hâl-i pür-melâli görüp Sultân Mehemmed Câmi‘ine cemî‘i ulemâ cem‘ olduklarında Merre Paşa'nın mesmû‘u olup at gemisi maryolundan ve acemi oğlanı eşkıyâlarından on bin mikdârı haşerât cem‘ edüp ulemâyı kırmak fermân eyledikde bu kadar pür-silâh temerrüdîn-i bî-dîn Ebü'l-feth Câmi‘i'nin cânib-i erba‘asından hücûm edüp vakt-i asrdan vakt-i gurûba dek üç bin mikdârı ulemâyı şehîd etdiler. Niçelerin çâhlara ilkâ etdiler. Niçelerin tâ sabâha dek Unkappanı'ndan ve Cübbe Alî kapusundan deryâya dökdüler. Asla biri de deryâya batmayup rûy-ı deryâda şinâverlik ederlerdi. Bu haşeri Anadolu'da Abaza Paşa istimâ‘ edüp Erzurûm'a sapup âsî oldu ve Diyârbekir'de Hâfız Ahmed Paşa da isyân etmeğe âğâze etdi. Ve Abaza Paşa ulemâyı katl eden 335a ve Sultân Osmân'ı şehîd eden yeniçerileri katl etmeğe başlayup "Engürü'ye gelince otuz bin yeniçeri kırdı." deyü Sultân Mustafâ Hân'a arz-ı mahzarlar her diyârdan geldi. Sene 1032 târîhinde Abaza Paşa üzre {Cığalzâde} Vezîr Mahmûd Paşa'yı kırk bin asker ile serdâr edüp Karamazak Abaza üzre me’mûr olan yeniçerilere ağa yerine serdâr oldu ve Engürü'ye vardılar ve Abaza üzre gidemeyüp İslâmbol'a geldiler. Ol sene,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334b–335a ·
metinde göster ·
… c edüp elli bin kadar Arab u Urbân ve Kürd ü Türkman kavmine mâl-ı firâvân bezl
eyleyüp bu
kadar ummâl-i bennâlar ile yedi ayda bu nehr-i Dücle tur‘asın müceddeden minâre …
Ve nehr-i Dücle, bu nehirden birkaç tur‘a-i azîm münşa‘ib olduğundan nehr-i Düceylân dahi derler. Ammâ bu nehrin mahreci zamân-ı kadîmde Bağdâd'a evvel varup gördüğümüzde nehr-i Şatt'dan çıkdığı mahal Sürremin Rey nâm mahalden aşağıda Şatt'dan ayrılup niçe kurâ vü kasabâtları reyy edüp ba‘dehû Batâyıh nâm nevâhîlerin altında ve cânib-i şarkîsinde ve taraf-ı garbîsinde bu nehr-i Dücle'den tur‘alar ayrılup müdün-i Furât'a müştemil küre-i kebîre kendlerin saky edüp çölde gâyip olur ya‘nî vücûd-ı âbdan eser kalmaz, ammâ şimdi Murtezâ Paşa efendimiz bu temâşâ etdiğimiz mahalde bu nehr-i Dücle'nin Sürremin'den gelen yerin sed eyleyüp bir menzil Şatt'ın bâlâsından bir hafr-i azîm açup kendü mâlından kâmil bin kise harc edüp elli bin kadar Arab u Urbân ve Kürd ü Türkman kavmine mâl-ı firâvân bezl eyleyüp bu kadar ummâl-i bennâlar ile yedi ayda bu nehr-i Dücle tur‘asın müceddeden minâre kaddi kazup deryâ-misâl nehr-i Şatt'ı bu nehr-i Dücle hafrine akıdup Deşt-i Kerbelâ'yı seylâb etdirüp bu nehrin yemîn ü yesârına üç yüz pâre kurâlar iskân etdirüp hâk-i Irâk'ı hulefâ asrından ziyâde âbâdân edüp Düceylân hâkimi nâm bir mîr-i benâm nasb edüp bu imâr olan kurâlardan hâlâ pâdişâha beher sene beşer yüz kise ve üç yüz kise vâlî-i Bağdâd'a ve yüz kise hâkim-i Düceylân'a tahsîl olur bir nehr-i azîm oldu. Ammâ bu nehr-i Dücle'nin cânib-i şarkîsine nehr-i Ehvâz'dan gayrı ulu nehirler karışmaz. Cümleden evvelki nehr-i Ehvâz'dır. Ammâ Şatt'ın cânib-i garbîsinde nehr-i Şatt'a bî-hadd ü bî-pâyân sular mahlût olur. Hatta cümle keştîbân-ı Şatt-ı Furât kavilleri üzre bu "Nehr-i Şatt'a bin aded enhârdan ziyâde mahlût olur." deyü kelekçi Hacı Hüsâm bir ihtiyâr-ı benâm eyle takrîr eyledi ve sahîh söyledi. Zîrâ anlar mellahân-ı Şatt u Furât'dır. Bu nehreyn-i azîmeynin kûçe-be-kûçe umkunu ve sayını ve kurb [u] bu‘dunu cümle kırât be-kırât bilirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344b ·
metinde göster ·
… ubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ
eyledim. Bu
da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurb …
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
Sene 1032 târîhinde Murâd Hân-ı Râbi‘in henüz tahta cülûs etdiği sene Murâd Hân'dan ve müftî-i zamân Hüseyin Efendi'den ve Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Doğanî Efendi ve Kapânî Geysûdâr Mehemmed Efendi ve hakîrin pederi Dervîş Mehemmed Zıllî'den me’zûn olup sıla-i rahm etmeğe Üsküdar'a geçüp taban kakup Bostâncıbaşı nâm cisre varup tecdîd-i vudû edüp vakt-i zuhur ezânın tilâvet edüp görse kim cisrin yemîn ü yesârında asker-i deryâ-misâl, asker hayme vü hargâhlarıyla meks etmişler. Ammâ bir beğ ve paşa askerine ve benî Âdeme benzemez asker, Üsküdar tarafında beyâz çadırlı ve beyâz hil‘atli âdemler ammâ karşu tarafda siyâh haymeli ve siyâh çerde ve siyâh geysûlu ve eli hıştlı âdemlerdir. Bu Mehemmed Efendi {bunları görüp} "Sübhânallah ayâ bu ne asker ola." deyü ta‘accüb-künân olup vakt-i zuhuru edâ idem derken başına niçe âdem üşüp "Tiz bize imâmet eyle, bu kerre bu namâzı benî Âdem imâmetiyle kılmış olavuz." dediklerinde edâ-yı salâta mübâşeret mahallinde "Biz ehl-i seferiz, iki rek‘at kıl." derler. Mehemmed Efendi ben dahi ehl-i seferim deyü bunlar salât-ı zuhuru kılıverüp ba‘de's-salât ta‘âmları meydâna getirüp tenâvül mahallinde Armağanî görse kim aslâ bu dünyâ ta‘âmından değil, cümle hubûbât ve nebâtât kökleri. Mehemmed Efendi bi'z-zarûrî yerken görse kim lezzetde dahi dünyâ ta‘âmı lezzeti yok, ta‘accüb edüp ba‘de't-ta‘âm bunların serçeşmesi Melik Şiyam eydür: "Âdem sen eyi âdemsin, bizler tâ‘ûn askerinin ervâh-ı tayyibesiyiz. Bizim urduğumuz bi-emrillah halâs olur ammâ karşu kara çadırlılar ervâh-ı habîselerdir, anların urduğu şehîd olur." dedikde Mehemmed Efendi eydür: "Sultânım, şimdi İslâmbol'da uracak âdemler var mıdır?" dedikde, "Çok vardır, istersen uracağımız âdemleri defter eyle." dedikde Armağanî'nin cân başına sıçrayup derdest devât ve kalem alınca melik eydür "Tiz habîse meliğin dahi çağırın. Şehîd olacakları da yazasın." dedikde habîse meliği dahi gelüp kâmil ahşama dek tayyibe vü habîseden vurulacaklardan üç bin kırk yedi âdem tahrîr eder. Ol gice anda bunlar ile mihmân olup çîl aded âdem dahi tarafeynden yazup vakt-i sabâh olunca Armağanî bunlardan me’zûn olup defteriyle dosdoğru Murâd Hân'a gelüp "Beğim sana müjde olsun. İslâmbol içine yarın tâ‘ûn askeri girüp kıyâmet kopar ammâ senin hâsodanda Hazret-i Risâlet hırka-i şerîfi ve dendân-ı şerîfi vardır ve anda aslâ cimâ‘ olmadığından tâ‘ûn hâsodaya girmese gerek, ammâ yarınki gün bu şehr-i tayyıbeyene kıyâmet kopar!" deyü tâ‘ûn defterin Murâd Hân'ın eline verüp kaziyye-i sergüzeştin bir bir Murâd Hân'a nakl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Ferîdûn Şâh'ın Hazret-i Hûd du‘âsıyla on bir aded oğlu bu şehr-i Musul'da vücûda geldi. Büyük oğlu Tûr'dur, anın oğlu Nâdîm'dir, anın oğlu Peşeng'dir ve anın zâdesi Efrâsiyâb'dır. Ferîdûn'un gemide bile olan evlâdı Ebrec Şâh'dır, anın oğlu Kûşeng'dir ve anın zâdesi Menûçehr'dir kim Hazret-i Mûsâ Nebî'ye îmân getirmişdir ve yüz yigirmi yıl pâdişâhlık edüp hükmünde olan kal‘aları âbâdân eyleyüp bu şehr-i Musul'un cânib-i etrâfına handaklar kazdırup nehr-i Şatt'ı handaklar içre ve çölistân-ı Irâk içre cereyân edüp hayli mu‘ammer oldu ve merhûm olup Deşt-i Kıpçak'da Kazan şehrinde Menûçehr Şâh medfûndur. Andan sonra bu Musul'a Ferîdûn'un Selem nâm bir oğlu şâh oldu ve anın zâdesi Gâv-ı Isfahânî hâkim oldu ammâ Isfahân'da tevellüd etdi. Anın oğlu Kareb şâh oldular kim her biri birer pehlivân-ı cihân idiler. Bunlar cümle oğul oğula nebîrezâdeler İrân u Turan ve Semerkand u Luristân u Moltân diyârları sâhibi olmuşlar iken devlet-i Mısr'a tama‘ edüp cebel-i Heremeyn'den mâl-ı defâyin-küşâlık idelim derken Mısır'da merhûm olup cebel-i Heremeyn'de medfûnlardır deyü müverrihân-ı Acem ve müverrih Mıkdısî-i Yarmenî böyle tahrîr etmişlerdir ve gerçi Me’mûn Halîfe mezkûr Ehrâm dağlarından İdrîs Nebî tevârîhleri âşikâre olunandan mukaddem Arab u Acem ve Kabâbıta ve Yunaniyân-ı Rûm ve İsrâîlî târîhleri var idi ammâ bu cebel-i Heremeyn'den Me’mûn'un ihrâc etdiği târîhler cihâna velvele-ârâ oldu. Ve bu şehr-i Musul Ferîdûn ve Menûçehr devletinden sonra Âl-i Ekâsire'den Enûşirvân-ı âdile intikâl edüp Hazret-i Risâlet'in vilâdeti gicesi Tâk-i Kisrâ ve âteşgede-i Nemrûd ve niçe mutalsamâtlar ve kıbâb-ı Ayasofya ve kubbe-i Kızılelma münhedim olup ol leyle-i mübârekede bu şehr-i Musul serâpâ münhedim olup ecinne pâdişâhlarından Melik Sırfeyâîl mâlik-i Musul olup benî Âdem varamaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400b ·
metinde göster ·
… i, ikimizin de oğulları Siyâvuş ve Mehemmed İslâmbol denizinde boğuldılar. Lütf
eyle, bu
haberi Erzurûm'da sizin Melek Ahmed Paşa'ya bu haberi söyle. Anların derdine bi …
Anlar eyitdi, "Ey Evliyâ Efendi, ikimizin de oğulları Siyâvuş ve Mehemmed İslâmbol denizinde boğuldılar. Lütf eyle, bu haberi Erzurûm'da sizin Melek Ahmed Paşa'ya bu haberi söyle. Anların derdine birer dermân edüp anları boğulmuşken diri eylesin" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15b ·
metinde göster ·
… olmada ve niçesi dağlara kaçarken el vilâyet halkı erişüp taraf taraf hücûmlar
eyleyüp bu
kadar küffâr karârı firâra dönüp cân baş halâsıyçün leb-i deryâda olan şaykalar …
Paşa ta‘âmı bırağup "Bire at" deyüp bilâ-rikâb çakal ata süvâr olup ol ân yetmiş aded sekbân ve sarıca bayrakları ve muhâfazaya me’mûr olan Silisre ve Kırkkilise ve Nigebolı ve Çirmen ve Vidin [ve] Vize sancaklarının erbâb-ı zu‘amâsı ve erbâb-ı tîmârı ve paşanın yedi bin aded ağavâtları esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup fi'l-hâl Varna şehri ile Galata köyü arasına varup bâğlar içre cümle asker piyâde olup kemîngâhlarda âmâde olunca hemân küffâr-ı hâksâr Kazak-ı Ak bî-bâk u bî-pervâ yigirmi pâre şaykasıyla kenâra yanaşup altı pâre gemisi deryâya açıldı, ammâ yine kenârdan ayrılmazlardı. Beri tarafda Kazak-ı Ak-ı bed-ahlâk bî-havf [ü] haşyet şehri âlân u tâlân ve nehb ü gârete başlayup şehr-i Varna içre Rûm keferesinden gayrı bir cân kalmayup cümle dağlara zî-kıymet mâllarıyla firâr etmişlerdi, ammâ yine Varna Urûmları içre bir vâveylâ vü feza‘ ü çeza‘ kopdu kim istimâ‘ edenlerin ciğeri hûn-ı siyâh olur. Hemân paşa-yı müdebbir şehir içini yağma eden Kazaklara aslâ bakmayup hemân cümle asker ile ale'l-gafle bâğlar içinde leb-i deryâda olan Urus-ı menhûsun kayıkları üzre hücûm edüp kayıklara bir yaylım kurşum urunca şayka içre olan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp sademât-ı kurşuma tahammül edemeyüp salpa demir edüp 29b bi'z-zarûrî alarka olup şehri gârete çıkan cümle küffâr meydânda kalup cân başlarına düşüp aldıkları mâl-ı ganâ’imi bırağup serseri gezerken kal‘a-i Varna'dan ve limanda yatan şaykalardan Kazağa eyle toplar urup darebât-ı top-ı kûpdan niçesi helâk olmada ve niçesi dağlara kaçarken el vilâyet halkı erişüp taraf taraf hücûmlar eyleyüp bu kadar küffâr karârı firâra dönüp cân baş halâsıyçün leb-i deryâda olan şaykalarına gelüp gördüler kim deryâya alarka olmuşlar. Hemân cân başlarına sıçrayup kimi silâhın bırağup deryâya girüp yüzer. Kimi karaya cân atup cândan bezer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a–29b ·
metinde göster ·
… ek çekerek alarka olan şaykalara amân u zamân vermeyüp on iki pâresin dahi feth
eyleyüp bu
kadar mâl-ı ganâ’im ile ve bu kadar ümmet-i Muhammed esîrler ile paşaya getirüp …
Hemân bizim bâğlar içre pusuda yatan sekbân ve sarıca bayrakları nümâyân olup bir ağızdan "Allâh" deyüp küffârın üzerlerine hucûm edince küffârın henüz kenâra yanaşmamış gemileri yine alarka olup içlerinde gayrı diyârlardan gâret etdikleri mâl-ı ganâ’im ile ıskarça ve niçe yüz esîr ümmet-i Muhammed ile mâl-â-mâl idi, ammâ kenâra yanaşup feth olan şaykalara garîb gâzî yiğitler leb-ber-leb olup kürek çekerek alarka olan şaykalara amân u zamân vermeyüp on iki pâresin dahi feth eyleyüp bu kadar mâl-ı ganâ’im ile ve bu kadar ümmet-i Muhammed esîrler ile paşaya getirüp teslîm eylediler. Ve cümle feth olan firkateleri Varna kal‘ası limanına gönderildi. Ve paşa dağlarda olan re‘âyâ vü berâyâya fermânlar yazup, "Firâr eden Kazaklar anların olsun" deyü buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29b ·
metinde göster ·