Pîrleri ibtidâ Kârûn'dur kim kîmyâya meşgûl iken tuç
eylemek
yolun buldu. Ba‘dehu Hazret asrında pîrleri Talha bin Abderî'dir, Medîne-i Müne …
Pîrleri ibtidâ Kârûn'dur kim kîmyâya meşgûl iken tuç eylemek yolun buldu. Ba‘dehu Hazret asrında pîrleri Talha bin Abderî'dir, Medîne-i Münevvere'de îmân ile müşerref olup Aşere-i Mübeşşere'den oldu. Tuç sahanlar ve tuç tâslar ederdi. Kabri Şâm'da Bilâl-i Habeşî kurbünde medfûndur. Bu dökmeciler, tahtırevânlar üzre dükkânlarında kâr ederek tay ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 189a ·
metinde göster ·
… n her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc
eylemek
arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
… mümkün değildir. Elsine-i muhtelife üzre hatt-ı gûnâ-gûn ve hüsn-i hatlar seyr
eylemek
isteyen girdâb-ı Bozburun'a varup hatları ve dünya kaç bucakdır ol mahbes-i lim …
Zamân-ı kadîmde ma‘mûr ve bender iskele imiş, bir bî-emân girdâb-ı bî-bâd burunda vâkı‘ olmağıla cemî‘î âyende vü revende keştîler elbette girdâb gamına düşüp beş on gün ve bir iki ay yatup metâ‘ı çürümüş tüccâr ve sevdâger ve keştîbân tâ’ifeleri bed-du‘â ide ide bu iskele harâb olup iskele başında bir hân ve bir kaç müsâfirhâne ve bir câmi‘-i muhtasarı var ve birkaç bakkal ve ekmekçi ve bozacı dükkânları var, gayrı âsâr yokdur. Lâkin cânib-i erba‘asında bâğ ve bostânları çokdur. Ve iskele başındaki câmi‘in der-i dîvârlarının rûyında şikâyetnâme-i müsâfirînden bir nokta tahrîr edecek yer kalmamışdır. Zîrâ her gemi bu girdâba düşmeyince halâs olmak mümkün değildir. Elsine-i muhtelife üzre hatt-ı gûnâ-gûn ve hüsn-i hatlar seyr eylemek isteyen girdâb-ı Bozburun'a varup hatları ve dünya kaç bucakdır ol mahbes-i liman-ı belâyı seyr eylesin. Rûy-ı dîvârda bu gûne niçe bin şi‘ir ebyâtlar vardır: Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… Beyân buyurula. el-Cevâb: Allahu a‘lem pâdişâh-ı İslâm kefere ile ol zamân sulh
eylemek
meşrû‘ olur kim kâffe-i müslimîne menfa‘at ola. Olmayıcak aslâ sulh meşrû‘ deği …
Hâzâ sûret-i nâme-i fetvâ-yı şerîf : "Sâbıkan bir vilâyet dârü'l-İslâm'dan olup mürûr-ı eyyâm ile küffâr istilâ edüp cevâmi‘ ve mesâcid ve medâris ve minâre ve mahâfili kefere ve dalâlet-âyîn ile mâl-â-mâl olsa ve niçe ef‘âl-i habîse ile reh-zenlik edüp me‘âbir-i huccâc [u] tüccârı nehb u gâret etseler ve dîn-i Muhammedîye şe’n u rahne verseler ve etrâf-ı âleme evzâ‘-ı kabîhaları isâ‘at eyleseler pâdişâh-ı dîn-penâh hazretleri hamiyyet-i İslâm muktezâsınca diyâr-ı mezkûru küffâr-ı hâk-sâr elinden alup dâr-ı İslâma ilhâk eylemeğe kâdir olur mu? Beyân buyurula. el-Cevâb: Allahu a‘lem pâdişâh-ı İslâm kefere ile ol zamân sulh eylemek meşrû‘ olur kim kâffe-i müslimîne menfa‘at ola. Olmayıcak aslâ sulh meşrû‘ değildir. Menfa‘at müşâhade olunup mü’ebbed veyâhûd muvakkat oldukdan sonra menfa‘atlü zamânda sulh bozulması enfa‘ görülse elbette bozmak vâcibdir ve elzem-i levâzımîndendir. Hattâ Hazret-i Risâlet-penâh ehl-i Mekke ile sulh edüp altıncı senede Hazret-i Alî sulhu bozmağı enfa‘ görüp sulha mugâyir ba‘zı işler işleyüp Hicret-i Nebevî'nin sekizinci senesinde Mekke-i Mükerreme üzre varup bizzât Hazret-i Risâlet-penâh Mekke gazâsında bulunup feth etdiler. Sa‘âdetlü pâdişâh sünnet-i Resûlullah'a iktidâ buyurmuşlar. Gazâların Allah mübârek eylesün. (---)Ketebehu'l-fakîrü'l-hakîr (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 269a ·
metinde göster ·
ile hâlâ yine dest-i Acem'de iken Şamhâl hükmünde kalmışdır. Beş yüz hâneli ve …
Menzil-i kend-i Çarhî: Demirkapu hudûdunda Dağıstân pâdişâhı Şemhâl Şâh'ın hâssıdır. Özdemirzâde Osmân Paşa ihsân eylemek ile hâlâ yine dest-i Acem'de iken Şamhâl hükmünde kalmışdır. Beş yüz hâneli ve câmi‘ ve hammâmlı ve kârbânsarâylı ve çârsû-yı bâzârı endekli büleydecikdir. Halkı ekseriyyâ Dağıstân'ın Kumuk kavmidirler. Yahşi zırh düzerler. Andan yine cânib-i cenûba (---) sâ‘at gidüp kasaba-i Rükâl sol cânibimizde kalup yine nâhiye-i Müskir içre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b ·
metinde göster ·
… m-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele
eylemek
muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal ki …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… um gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân
eylemek
işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âd …
Ammâ başında havâlesi çokdur, dediğü dağdağa-i âleme uğrayup tevâbi‘ çokluğu ve başım havâleli olup şişdiğidir. Ve gemi içinde safrası yokdur, dediği hâlâ perhiz ile karnım açdır ve fırtınaya dayanamaz dedüğü halk üzerime hücûm edüp teklîf-i mâlâ yutâk mu‘âleceler etdikleridir, ve fırtına-i rûzgâra paşayı çıkarman işâretidir ve bu geminin altına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp kan akıtmak gerek, dediği başım vücûdum gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âdemimin vücûdu amûdu keslüp benim sıhhatim alâmetidir, ve geminin yedi demirinin beşi kırılması beş aded sâhib-i lenger âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden gemiciler 'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü feryâd etdikleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… edüp isminden nefret ederler. Ammâ sâhib-i sülûk olan kimesneler dillerin zabt
eylemek
içün İblîs'e ve Yezîd'e la‘net demeğe revâ görmemişler. Netîce-i kelâm bu edîm- …
Hülâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifede niçe İblîs esmâları vardır ammâ biz muhtasar kıldık. Hatta ıstılâh-ı sûfiyyûnda ismine Nedîm derler. Hatta bâlâda tahrîr olunduğu üzre Hazret-i Risâlet ile {İblîs} yedi sâ‘at kelimât edüp anda dahi merdûd olup gitdikde Hazret-i Alî buyurmuşlardır kim "Eğer İblîs mel‘ûn olmasa iyi musâhib olurdu. Zîrâ devr-i dünyâdan berü mu‘ammer olup çok umûr u ser-encâmlar görmüşdür, ammâ la‘îndir." buyurmuşlardır. Ammâ cemî‘i elsinede ismi yâd olunsa la‘n edüp isminden nefret ederler. Ammâ sâhib-i sülûk olan kimesneler dillerin zabt eylemek içün İblîs'e ve Yezîd'e la‘net demeğe revâ görmemişler. Netîce-i kelâm bu edîm-i arzda ve yedi kat ka‘r-ı zemînde ve yedi kat gökde ismi vardır. Hatta lisânları olmayan kavm-i bî-zebânlarda ya‘nî dilsizler lisânı üzre şeytânın işâreti sağ elinin salavât parmağın sağ gözü yanına koyup parmağın eğri etse şeytân demek işâretidir. Ammâ be-kavl-i Cerîr-i Taberî ve be-kavl-i Keşşâf hazretleri ve Sultânu'ş-şüyûh Hazret-i Ekber Arabî ya‘nî eş-Şeyh Muhyiddînü'l-Arabî bunlar müttefekun aleyhdirler kim evvelâ İblîs bâlâda tahrîr olunduğu üzre cân kavminden bir âbid ü zâhid gulâm-ı necîb idi. Cenâb-ı Kibriyâ bu Hâris-i İblîs'e melâyikeleri imdâd verüp âsî olan cân kavimlerin kırup rûy-ı arzda İblîs yedi bin yıl pâdişâh olup zühd [ü] takvâsıyla bile Cenâb-ı Allah'a takarrub edüp kâhîce âsumâne urûc edüp yedi kat gökde ve sekiz kat uçmakda cemî‘i melâyike-i kerrûbânlara karışup emr-i Hak ile cümle meleklere mu‘allim olup yedi kat göğün her katında yedişer bin yıl ibâdet edüp âhir-ı kâr Hazret-i Âdem'e secde etmeyüp Allah'a âsî olduğu ecilden merdûd olup yine vatan-ı aslîsi olan 395b edîm-i arza Hazret-i Âdem ve Havvâ ve yılan ve tâvûs ile dördü rûy-ı zemîne dergâhdan hubût etdiklerinde cenâb-ı Allah Racîm'e ibtidâ nefsi havâle kıldı. Zîrâ Âdem ile Havvâ cennetde hırâmânî reftâr [u] güftâr ederlerken İblîs anların cimâ‘ına hased edüp Âdem'i ta‘kîb ederdi. Rûy-ı arzda ana dahi Allah şehveti havâle edüp serserî vü sergerdân ve zâr u giryân gezerdi ve dâ’imâ cânından bezerdi. Âhir sihr-i efsûn ile hâkden kendüye bir dişi peydâ edüp anınla cimâ‘ ederdi. Eşinün ismin Sanâ‘ koyup her anda niçe bin kerre serçe kuşu gibi cimâ‘ ederdi ve cimâ‘ı dahi hemân kuş gibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395a–395b ·
metinde göster ·
… k bu hakîr ü pür-taksîr pederimizi ve Fâtih-i Budin Süleymân Hân'ı hayr ile yâd
eylemek
içün fütûhât-ı Budin'i bu kalîlü'l-bizâ‘a bu yüzden tahrîr etdik.
İmdi azîz-i men, men hakîr u fakîr bu Budin hakkında bu kadar tatvîl-i {kelâm} edüp dörd kerre muhâsarasıyla tahrîr etdiğimiz cümle peder-i azîzimizden istimâ‘ etdiğimiz üzre ale'l-ihtisâr tahrîr etdik, zîrâ elbette gayri tevârîhlerde cemî‘i ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl ve muhâsara ve feth [ü] fütûhların yazmışlardır. Ancak bu hakîr ü pür-taksîr pederimizi ve Fâtih-i Budin Süleymân Hân'ı hayr ile yâd eylemek içün fütûhât-ı Budin'i bu kalîlü'l-bizâ‘a bu yüzden tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78a ·
metinde göster ·
… e-i bî-bedelin sâhibü'l-hayrâtı olan Mihaloğulları bu âsitânenin akârâtını kavî
eylemek
ile matbah-ı Keykâvûs'unda ni‘met-i nefîsesi âyende vü revende ve pîr ü cüvâna …
Ve bu tekye-i bî-bedelin sâhibü'l-hayrâtı olan Mihaloğulları bu âsitânenin akârâtını kavî eylemek ile matbah-ı Keykâvûs'unda ni‘met-i nefîsesi âyende vü revende ve pîr ü cüvâna ve gebrâ vü tersâ ve pîr-i muğâna sofra-i bî-imtinânı mâh u sâl bi'l-guduvvi [ve]'l-âsâl ni‘meti mebzûldur. Ve bizzât Hazret-i Gül Baba ürd-i behişt heşt-behişt-vâr bir püşte-i şükûfezâr üzre bir kurşum örtülü kubbe-i âlî içinde medfûndur. Sandûkası yeşil çuka ile mestûr ser-i sa‘âdetinde tâc-ı Bektaşî pür-nûrları var ve etrâfında gûnâ-gûn hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile zeyn olmuşdur. Hattâ cemî‘i züvvârâna fukarâları ve pâ-bürehne ve ser-bürehne cânları ve mahbûb cân-ı cânân köçekleri her gelen kimesnelere mâ-i gül nisâr edüp micmereler ile ûd u amber yakup âdemin demâğın mu‘attar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 86a ·
metinde göster ·
… le bir zîk uçurum yerde bu câmi‘e temel tutdurup böyle bir minâre-i Bilâlî inşâ
eylemek
makdûr-ı benî Âdem değildir.
Ve taşra sofası üç kubbe-i nîlgûn-ı ser-nigûn kubâb-ı müdevverlerdir, ammâ nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn kubâblardır, ammâ haremi dardır. Ve bu câmi‘ bir minâre-i bânghâne-i mevzûn-ı serâmed [u] ser-bülende mâlikdir kim ilm-i mi‘mârîye mâlik olan im‘ân-ı nazar ile nazar edüp engüşt ber-dehen ederek "Sad lek hezârân bârekallâh" deyüp âlem-i hayretde kalır, zîrâ böyle bir zîk uçurum yerde bu câmi‘e temel tutdurup böyle bir minâre-i Bilâlî inşâ eylemek makdûr-ı benî Âdem değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 145a ·
metinde göster ·
El-hâsıl Karadeniz’in yemîn [ü] yesârın iki kerre devr
eylemek
müyesser olup bu mahallerde olan limanlar gibi sekiz rûzgârdan emîn liman-ı cây …
El-hâsıl Karadeniz’in yemîn [ü] yesârın iki kerre devr eylemek müyesser olup bu mahallerde olan limanlar gibi sekiz rûzgârdan emîn liman-ı cây-ı menâslar görmedim. Cümle limanlar sekiz rûzgârdan masûn u mahfûzlardır. Her ne eyyâmda bu limanlara gemiler girse aslâ demir bırakmayup yatırlar. Ve cümle gemilerin başları bağlatmadan yatmak mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 120b ·
metinde göster ·
… savaş-ı perhâş-ı hâzır-bâşdır kim aslâ bir tarafından lağım ve siba ve meteris
eylemek
kâbil-i imkân değil iken "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" derler. Hîn-i muhâsa …
Ve cânib-i erba‘ası yalçın kayalardır ammâ eflâke kad keşân değildir. Ancak bir minâre kaddi püşte-i âlî üzre seng-i tırâş bir kal‘a-i savaş-ı perhâş-ı hâzır-bâşdır kim aslâ bir tarafından lağım ve siba ve meteris eylemek kâbil-i imkân değil iken "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" derler. Hîn-i muhâsarada Küçük Hüseyin Paşa bu iç kal‘anın namâzgâha nâzır köşesindeki tabyayı lağım ile atup ol tarafdan guzât-ı muvahhidîn yürüyüş edüp ol gün bu kal‘a-i zîbâ feth olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286b ·
metinde göster ·
… ukarrerdir. Zîra cemî‘i halkının kâr [u] kisbleri ve kifâf-ı nefsleri bâğbânlık
eylemek
ile geçinirler ve hayli mâl tahsîl ederler.
Ve her bâğda birer külbe-i ahzân-hâne ve beşer altışar soffa sergi-hâne ve beşer altışar şıra-hâne havz-ı azîmler mukarrerdir. Zîra cemî‘i halkının kâr [u] kisbleri ve kifâf-ı nefsleri bâğbânlık eylemek ile geçinirler ve hayli mâl tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y90b ·
metinde göster ·
… aşa hâkimü'l-vakit iken cemî‘i hânelerin hânesin hâne-i avârızdan ref‘ edüp arz
eylemek
murâd etdüği mahalde ol takrîb ile şâm içre ne kadar ibâdullâh var tahrîr etmek …
Ve bu şâm içre niçe ibret-nümâ şeyler vardır ammâ tahrîri tasdî‘ verir. Ve Defterdârzâde Mehemmed Paşa hâkimü'l-vakit iken cemî‘i hânelerin hânesin hâne-i avârızdan ref‘ edüp arz eylemek murâd etdüği mahalde ol takrîb ile şâm içre ne kadar ibâdullâh var tahrîr etmek murâd edüp ve ne kadar koyun tenâvül olunup ve ne kadar müsâfirîn ve mücavirîn var ise tahrîr edüp altı kerre yüz bin âdem bulunmuşdur. Böyle bir âdem deryâsıdır. Ammâ bî-vefâ halkı vardır. Ammâ hâk-i Rûm olan askerî tâ’ifesi garîb-dostlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y252a ·
metinde göster ·
… zdan birer uzuv bulunsun deyü teberrüken defn ederler. Tırâş kılların dahi defn
eylemek
âdâb-ı sulehâdır. Ve tırâş tamâm oldukda bu du‘âyı okuya:
Ve cümle tırâş kıllarını yere dökmeyüp bir yerde hıfz edüp Mu‘allâ mezâristânında defn ede. Zîrâ ihrâm ve umre ve tavâf-ı Arafât ve Müzdelife ve Mîne ve kurbânda bulunmuş kıllardır. Pâymâl olunmamak içün ba‘zı erbâb-ı sülûk defn ederler. Ve ba‘zı kimesneler mecrûh olup çıkan esnânların ya‘nî dişlerin bu hâk-i amber-pâkde defn ederler kim vücûdumuzdan birer uzuv bulunsun deyü teberrüken defn ederler. Tırâş kılların dahi defn eylemek âdâb-ı sulehâdır. Ve tırâş tamâm oldukda bu du‘âyı okuya:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y324b ·
metinde göster ·
… i ve tırnağile kaşınup sayd [u] şikâr etmek gibi ve ehli ve cevârîleriyle cimâ‘
eylemek
misilli şeyler cümle harâm iken helâl olur.
İhvân-ı safâya pûşîde olmaya kim tırâş olup ihrâmdan çıkup cümle pâk libâsların bu ıyd-ı adhânın evvelki günü geydikden sonra cümle huccâca harâm olan şeyler helâl olur, ya‘nî pire ve kehle öldürmek gibi ve tırnağile kaşınup sayd [u] şikâr etmek gibi ve ehli ve cevârîleriyle cimâ‘ eylemek misilli şeyler cümle harâm iken helâl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y324b ·
metinde göster ·
Cebel-i Ve'l-mürselât: Bir küçük cebel-i sağîredir, ammâ gûyâ nûr-ı mübîndir. Anda bir gâr vardır, Gâr-ı Resûlullâh derler. Hazret-i Mefhar-i mevcûdât Mîne bâzârına geldikde sa‘âdetle bu gârda sâkin olurlar imiş. Cenâb-ı Hak tarafından Cibrîl-i Emîn vâsıtasıyla sûre-i Ve'l-mürselât nâzil oldukda bu gârın cânib-i şarkîsi şakk olup Hazret-i Cibrîl zâhir olduğu mahal bir mücellâ kayadır, hâlâ âşikâredir. Ve bunda yine kayadan bir mihrâb vardır. Hazret-i Risâlet ol mihrâbda ibâdet edermiş. Ve ser-i sa‘âdetleri kıyâmları hâlinde mağâranın fevkıne te’sîr etdüği ser-i sa‘âdetleri yeri nümâyândır. Cümle züvvâr ol kayaya ellerin sürüp sağ elin yüzüne sürerler. Ve sûre-i Mürselât bu gârda nâzil olduğıyçün Mürselât kayası derler. Ve bu gârda ibâdet edüp sûre-i Ve'l-mürselât'ı tilâvet edüp vâlideyn rûhlarına hibe eylemek savâbdır. Andan cebel-i Sebîre'de,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y326a ·
metinde göster ·
fehvâsı üzre herkes metâ‘ın meydân-ı mahabbete çıkarup bir alma ve bir Y 327a verme benî âdem izdihâmından [[(---) (---) (---)]] cüz’î ve küllî bey‘ [u] şirâ edüp levendâne ve mütekebbirâne ve muta‘azzımâne reftâr [u] güftâr eylemek [[(---) (---) (---)]] reftâr eylemek gâyet kabîh şeydir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y326b–Y327a ·
metinde göster ·
fehvâsı üzre herkes metâ‘ın meydân-ı mahabbete çıkarup bir alma ve bir Y 327a verme benî âdem izdihâmından [[(---) (---) (---)]] cüz’î ve küllî bey‘ [u] şirâ edüp levendâne ve mütekebbirâne ve muta‘azzımâne reftâr [u] güftâr eylemek [[(---) (---) (---)]] reftâr eylemek gâyet kabîh şeydir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y326b–Y327a ·
metinde göster ·
… mreye varup gelmek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Safâ ve Merve'ye varup sa‘y
eylemek
bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Ka‘be'yi tavâf eylemek bir hac savâbıdır. Hemâ …
Umreye varup gelmek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Safâ ve Merve'ye varup sa‘y eylemek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Ka‘be'yi tavâf eylemek bir hac savâbıdır. Hemân cidd [ü] cehd eyle kim niçe Ka‘be savâbları kâr edesin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… ve Merve'ye varup sa‘y eylemek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Ka‘be'yi tavâf
eylemek
bir hac savâbıdır. Hemân cidd [ü] cehd eyle kim niçe Ka‘be savâbları kâr edesin …
Umreye varup gelmek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Safâ ve Merve'ye varup sa‘y eylemek bir hac savâbıdır. Ve yedi kerre Ka‘be'yi tavâf eylemek bir hac savâbıdır. Hemân cidd [ü] cehd eyle kim niçe Ka‘be savâbları kâr edesin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330a ·
metinde göster ·
… b vardır. Herkese bu mibrâbda iki rek‘at namâz kılup hukûk-ı vâlideyn içün du‘â
eylemek
lâzımdır.
Ve bu kubbenin solundaki bucakda bir yeşil taşlı küçük mibrâb vardır. Herkese bu mibrâbda iki rek‘at namâz kılup hukûk-ı vâlideyn içün du‘â eylemek lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y352a ·
metinde göster ·
… Ümîzdir ki tahta cülûs edince cümlemizin girîbânın değşire. Hemân bununla ceng
eylemek
evlâdır" deyü cenge âheng etdiler. Beri tarafda Selîm ma‘hûddur, ceng yokdur, m …
"Bir hûnhâr şehzâde-i cüvân-bâhtdır. Ümîzdir ki tahta cülûs edince cümlemizin girîbânın değşire. Hemân bununla ceng eylemek evlâdır" deyü cenge âheng etdiler. Beri tarafda Selîm ma‘hûddur, ceng yokdur, mülâhazasıyla âsûde dururken Selîm askeri üzre bir yaylım top ve bir yaylım tüfengler atılup Uğraş deresinde iki asker birbirine uğrayup karılup katılınca niçe kerre yüz bin tîr kemânından atılınca Şehzâde Selîm'in askeri münhezim olup Tuna cânibine firâr edüp Şehzâde Selîm ârifâne yan verüp Karadeniz sâhiline sınup Varna nâm mahalde ârâste bir gemiye süvâr olup yine taht-ı kadîmi olan Tarabefzûn'a varup gayret [ü] hamiyyetinden baş göstermeyüp hâmûş-bâş oldu. Ammâ kâ’immakâmı olan Sarı Kaya Beğ Tarabefzûn'da hükm [ü] hükûmât etmede ve Canha'da Mallı Alî Beğ dahi hıfz [u] hırâset etmede, Şehzâde Süleymân Kefe'i zabt etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y41b ·
metinde göster ·
… 176a⟧ ve keşîde kaleminden cümle askerî tâ’ifesinin beytü'l-mâlların paşa zabt
eylemek
kânûn-ı Selîm Hân oldu. Ammâ bin yetmiş senesinden berü mustahfızân ya‘nî yeniç …
Ve kısm-ı sâbi‘i, cümle yeniçeriyân ve azebistân ve müteferrikagân ve gönüllüyân ve tüfengciyân ve sipâhân ve eytâm ve cevâlî P 176a ve keşîde kaleminden cümle askerî tâ’ifesinin beytü'l-mâlların paşa zabt eylemek kânûn-ı Selîm Hân oldu. Ammâ bin yetmiş senesinden berü mustahfızân ya‘nî yeniçeriyân ocağı ve azeb ocağı tegallüb eyleyüp beytü'l-mâlların kendüler zabt edüp niçe bin fellâhîn yoldaşdır, deyü beytü'l-mâlın zabt edüp bir sefere me’mûr olsalar, ortalarının cemî‘i masârıfların beytü'l-mâldan görürler. Ve bir kefere İslâm'a gelüp kapularına varsa, kisve ederler. Ve garîb yiğide kisve ve dirlik verüp atlandırırlar. Ve bu yoldaşları küffâra esîr olsa, anı on bin guruş da olursa halâs ederler. Ol seneden berü paşa beytü'l-mâllarına vaz‘-ı yed edemez oldu, ammâ mâdde-i azîmdir. Ammâ gayrı hâssa ve âmmın beytü'l-mâlını paşa zabt edüp yedi bölükden çavuşlar ve kadıasker tarafından kassâm nâ’ibleri yazup çizüp paşa ağası izniyle paşa hazînesine teslîm olur. Zîrâ paşanın üstü iltizâmdır ilzâmdır elzemdir. Tahsîl olan mâlı mevâcibine verir. Eğer merhûmun vârisi gelüp isbât-ı vücûd ederse, akrabâsı mâlın paşadan yedi bölük çavuşları ve kassâm defteri mûcebince devede kulak taleb edüp alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y58b ·
metinde göster ·
"Belî, böyle oldu" deyü şehâdet eylediler. Zîrâ ol diyârda timsâh ile cimâ‘
eylemek
ve timsâh katl edüp derilerin kapularına mıhlamak ayıb değildir ve yiğitlikdir. …
"Belî, böyle oldu" deyü şehâdet eylediler. Zîrâ ol diyârda timsâh ile cimâ‘ eylemek ve timsâh katl edüp derilerin kapularına mıhlamak ayıb değildir ve yiğitlikdir. Ve timsâh ile ceng etmeyen fetâ değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y162b ·
metinde göster ·
… â kim atı Cenâb-ı İzzet rûzgârdan halk etmişdir, rûzgâr üzre bu kadar hüner arz
eylemek
hakkâ ki pehlivânlıkdır.
Bir tarafda mızrak silâhbâzlığı, bir tarafda matrakbâz ve şemşîrbâz ve at üzre tüfengbâz ve gûnâ-gûn kemândârlık ve at üzre berpâ durup at ile seğirtmek ve at üzre iki eller rikâbda sernigûn olup ayakları ber-hevâ at seğirtmek gibi ve Mısır tarzı cilit oynamak gibi pesendîde hünerler gösterüp kâşiflerden ihsân [u] in‘âmlar alınup tarafeynden tabl-ı âl-i Osmâniyân ve kös-i hâkâniyân çalınup tâ vakt-i hâr olunca bu meydânda azîm vezni üzre seyr [ü] temâşâlar olur kim at binüp kılıç kuşanan bu zevkin mezâyâsına vâsıl olur, gayrı kes anlayamaz. Hakkâ kim atı Cenâb-ı İzzet rûzgârdan halk etmişdir, rûzgâr üzre bu kadar hüner arz eylemek hakkâ ki pehlivânlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y291a ·
metinde göster ·
gerek boyı uzun burla ḫatunını getürüp ṣaġraḳ sürdürmek gerek didi boyı uzun bu …
bilür-misiz ḳazana niçe hayf eylemek gerek boyı uzun burla ḫatunını getürüp ṣaġraḳ sürdürmek gerek didi boyı uzun burla ḫatun bunı işitdi yüregi-y-ile canına odlar düşdi ḳırḳ ince billü ḳızuŋ içine girdi