Hudâ âlimdir, başka bir fütüvvetnâme-i edvâr olur. Ancak bu tahrîr olunan üstâd …
İhvân-ı bâ-safâya şöyle ma‘lûm ola kim eğer İslâmbol içre meşhûr-ı âfâk üstâd-ı kâmil zâkirleri ve hânendeleri cümle bildiklerimizi tahrîr eylesem Hudâ âlimdir, başka bir fütüvvetnâme-i edvâr olur. Ancak bu tahrîr olunan üstâd-ı kâmil hânendeler pâdişâhların şeref-i sohbetleriyle müşerref olup her biri muhteşem kârhâne sâhibleri nedîm-i vüzerâ ve a‘yân-ı {kibârlardır cümle 35}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206a ·
metinde göster ·
… hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl
eylesem
kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizi …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
Eğer bu mahalde olan vakayi‘ât-ı turrehâtı birer birer tahrîr
eylesem
başka bir mücelled Vâkı‘anâme-i Veysî gibi ümmü'l-ahbâr nâm bir tevârîh olur. A …
Eğer bu mahalde olan vakayi‘ât-ı turrehâtı birer birer tahrîr eylesem başka bir mücelled Vâkı‘anâme-i Veysî gibi ümmü'l-ahbâr nâm bir tevârîh olur. Ancak bu kadarla iktifâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 7b ·
metinde göster ·
gerek idi" deyü niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre …
Hân eyitdi: "Âferim Evliyâ! Hakkâ ki nân u nemek hakkın bilir merd-i meydânsın. Ol Allâh hakkı derûnum âteşinden şöyle böyle edem dedim, ammâ eğer Melek bu dereçeye gelende men anı ihsân [u] in‘âm ile utandurup tâ Diyârbekir'e varana dek zahîresin verüp evlâdlarımı ve hân etdiği oğlum Ziyâeddîn'i bilesince koşup ‘Tâ Diyârbekir'e varana dek hidmetinde olalar’ deyü fermân eylesem gerek idi" deyü niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre niçe bî-günâh mazlûmları iftirâ-yı mahz edüp "Sen Melek Ahmed Paşa'yı bu diyâra getirmeğe bâ‘is u bâdî olduğuz" ve "Haydar Kethüdâ çerâğısınız" deyü niçe ibâdullâhları Bitlis kal‘ası burcundan aşağı âdemleri atup pâre pâre olup niçesin kılıç üşürüp rîze rîze ederlerdi. Ve kimin Bâğ kayalarından ve Dehdîvân ve Âvih kayalarından dest ber-kafâ bağlı âdemleri endâht edüp garîb-i benî Âdem tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp zemîne nüzûl etdikde sad pâre olup herîse olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… i niçe kerre yüz bin aded içinde benî âdem olmayan imâretleri târîhlerin tahrîr
eylesem
hemân bir mecmû‘a-i tevârihât olur. Hâlâ niçe kerre yüz bin aded binâ-yı azîm h …
Hulâsa-i kelâm ve netîce-i merâm eğer bu şehr-i atîkde olan bî-hadd ü bî-pâyân hân ve câmi‘ ve hammâm ve mesâcid ve tekye ve medrese ve gayri niçe kerre yüz bin aded içinde benî âdem olmayan imâretleri târîhlerin tahrîr eylesem hemân bir mecmû‘a-i tevârihât olur. Hâlâ niçe kerre yüz bin aded binâ-yı azîm henüz üstâd-ı mühendis elinden çıkmış gibi binâ-yı metîn olduklarından hâlâ dururlar, ammâ bûm u gurâb ve masasa ve yarasa kuşlarına lâne olmuş bir şehr-i azîm-i harâb-âbâddır. Bu sinn-i sâlimizden sonra yine ma‘mûr u âbâdân görmemiz Cenâb-ı Allâh müyesser ede âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 138a ·
metinde göster ·
… îrânların şühedâların ve mükerrer mükerrer azl [u] nasbların birer birer tahrîr
eylesem
Hudâ hakkıyçün bir Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ tatv …
Ve eğer bu kal‘a-i ibret-nümâ altında rûz-merre manzûrûmuz olduğu üzre cemî‘i vekâyi‘ât, tebdîlât, tağyîrâtı ve ahvâlât-ı a‘yân, eşrâf, vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânların şühedâların ve mükerrer mükerrer azl [u] nasbların birer birer tahrîr eylesem Hudâ hakkıyçün bir Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ tatvîl-i kelâma ne hâcet. Ancak hemân müfîd [ü] muhtasar tahrîre şürû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a ·
metinde göster ·
Eğer bu cümle girüp bildiğimiz ahvâlâtları firâden firâdâ tahrîr
eylesem
bir mücelled kitâb olur, ammâ bu seyâhatde tahrîr etmeğe aslâ liyâkatim olmayup …
Eğer bu cümle girüp bildiğimiz ahvâlâtları firâden firâdâ tahrîr eylesem bir mücelled kitâb olur, ammâ bu seyâhatde tahrîr etmeğe aslâ liyâkatim olmayup bu kadarca ile iktifâ olundu, zîrâ cemî‘i vekâyi‘âtların terkîm etmek makdûr-ı beşer değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304a ·
metinde göster ·
… cebehâneyi ne Budin'de ve ne Belgrad ve Eğre'de görmedim, eğer tahrîr u tavsîf
eylesem
, kilk-i zebânım âcizmânde olur.
Süleymân Hân ile fetihde yigirmi yaşında hâzır olan Koca Mahmûd Re’îs hakîri cebehânesine götürüp temâşâ etdim. Hudâ alîmdir bu cebehâneyi ne Budin'de ve ne Belgrad ve Eğre'de görmedim, eğer tahrîr u tavsîf eylesem, kilk-i zebânım âcizmânde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y123b ·
metinde göster ·