… ve bed-meşreb ve cîfe-hâr ve har-süvâr-ı bî-dîn, murdâr kavmdirler, ammâ su’âl
eylesen
"Hazret-i Hamza neslindeniz" derler. Savm u salât ve hacc [u] zekât vermezler v …
Ahvâl-i kabâyil-i İt-til: Lisân-ı Moğolîde İt-til demek köpek lisânlı demekdir. Ya‘nî ceng mahallinde bir gûne av‘av ve va‘va‘ eder kelb-i akûr kavm-i lecûcdur. Meselâ Mardin kal‘ası kurbunda Melek Ahmed Paşa efendimizle kırdığımız Sincar dağındaki Saçlı Kürdü gibi yigirmi bin mikdârı kavm-i nâ-pâk ve Hakdan bî-bâk bed-mezheb ve bed-meşreb ve cîfe-hâr ve har-süvâr-ı bî-dîn, murdâr kavmdirler, ammâ su’âl eylesen "Hazret-i Hamza neslindeniz" derler. Savm u salât ve hacc [u] zekât vermezler ve edâ-yı alâ mâ-farazallah nedir bilmezler. Bir avreti yedi sekiz kişi alup tezvîc ederler. Ol nisvân-ı sahib-i ussândan bir şakî veled-i zinâsı hâsıl olsa yedi sekiz babası bir yire cem‘ olup harâmzâdesinin eline sâhib-i zinâ vâlidesi bir elma verüp oğlan elmayı kankı zânîye verirse babası oldur, deyü hükm edüp ba‘dehû avret anın hükmünde olup kimesne müdâhale edemez ve Acem diyârında mum söndürürler, deyü meşhûr olan bu kavm-i habîsin içindedir. Yohsa gayrı diyârda görmedik ve istimâ‘ etmedik. Ammâ her diyârda teberrüken şâh pabucundan su içmeleri mukarrerdir kim şâhlarına ve hânlarına gâyet mutî‘ kavmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 311a ·
metinde göster ·
… taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc
eylesen
berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha beni …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… p gider. Ve cümle kal‘aların kapuları ağaç üzre hadîd kaplu kapulardır kim âteş
eylesen
ağacı yanup demirleri dökülür ammâ bu kal‘a-i Hoşâb kapusunun her kanadı üçer y …
Ba‘dehû Süleymân-ı zamân nâm bir azîmü'ş-şân bir hân bu kal‘ayı tevsî‘ edüp cânib-i şarkîsinde sehel havâlesi olmağile ol havâleye hâ’il Süleymân Beğ bir kal‘a-i Süleymânî inşâ etmiş kim her taşı fil-i Menkûsî cüssesindedirler ve her seng-i hârâsının tûlu yigirmi ayak uzunluğun dîvâra koyup uçlarını rûy-ı dîvâra komuş ve darabât-ı kûp-ı top te’sîr etmesin içün kal‘a dîvârın kaplıbağa arkası gibi şak yapmış. Ne kadar top ursalar aslâ gülle te’sîr etmeyüp kayar. Hattâ sene 1060 târîhinde Şemsî Paşa oğlu {Mehemmed Emîn Paşa} yigirmi gün bu kal‘ayı döğüp bir taşı koparamayup hâ’ib ü hâsir rücû‘ eder ve rüsvâ-yı âm olup gider. Ve cümle kal‘aların kapuları ağaç üzre hadîd kaplu kapulardır kim âteş eylesen ağacı yanup demirleri dökülür ammâ bu kal‘a-i Hoşâb kapusunun her kanadı üçer yüz kantar polâd-ı Nahşevânî'dir. Aslâ ağacı yokdur ve üstâd-ı bennâ bu kapuyu iki kal‘a mâbeynine pinhân etmişdir kim aslâ görünmez. Gûyâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb'dır. Bu kal‘a içre hâkim Mahmûdî İbrâhîm Beğ'den gayrı kimesne olmazdır. Gâyet küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin iki yüz adımdır. İçinde bir zâviyesi ve beğe mahsûs bir hammâmcığızı vardır. Gılâl anbârları ve zîr-i zemînleri ve müstevfâ cebehânesi ve on pâre şâhî topları vardır. Suyu bârân-ı rahmetden cem‘ {olur su sahrınçları vardır}. Ve kal‘anın bir kayası fil hortumu gibi taşra uzanmış bir kayadır. Merhûm Süleymân Beğ ol kayalar üzre Süleymânî san‘atlar ile demir çarhlar eyleyüp yüz kulaç demir zencîrler ile aşağıda cereyân eden nehr-i Hoşâb'dan san‘at-ı dollâb ile su çekdikleri Aşağı Rabât halkı çârsûdan seyr ederler, garîb temâşâgâh-ı kal‘a-i seyrângâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… mâ câmi‘ içindeki gibi yek-pâre sütûnlar değillerdir. Lâkin her ne kadar dikkat
eylesen
bu haremdeki sütûnların imtizâc yerlerin dahi göremeyüp yek-pâre mermer direkle …
Ve taşra hareminin cânib-i erba‘asında altmış aded beyâz şeşhâne sütûn-ı müntehâ-yı ibret-nümâların kadleri yigirmi beşer arşındır, ammâ câmi‘ içindeki gibi yek-pâre sütûnlar değillerdir. Lâkin her ne kadar dikkat eylesen bu haremdeki sütûnların imtizâc yerlerin dahi göremeyüp yek-pâre mermer direklerdir dersin, zîrâ cümle amûdları üstâd-ı nakkâd-ı mermer-bür zıhlı ve oluklu ve burmalı musanna‘ ve tarz-ı kadîm şeşhâne direklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b ·
metinde göster ·
… le bâğ u bâğçesi cihânı dutmuşdur. Ve şehrin cevânib-i erba‘asından şehre nazar
eylesen
çınâr ve kavak ve bîd-i sernigûn ve gayri eşcârât-ı gûnâ-gûnun kesretinden şehi …
Ve şehri bir düz yere vâki‘ olmağile bâğ u bâğçesi cihânı dutmuşdur. Ve şehrin cevânib-i erba‘asından şehre nazar eylesen çınâr ve kavak ve bîd-i sernigûn ve gayri eşcârât-ı gûnâ-gûnun kesretinden şehir görünmeyüp bir hıyâbân içinde kalmış bir şehr-i mürgzârdır. Ammâ cümle mürgânları dahi Türkçe nevâht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y32a ·
metinde göster ·
… hâlâ üç bin adım tûlu sun‘-ı Hudâ bir kaldırımdır kim im‘ân-ı nazar ile nigerân
eylesen
çeşm-i ibret hîrelenir. Makdûr-ı beşer değildir. Eyle hemvâr taşlardır kim her …
"Güzeller du‘âmız kabûl oldu, gelün tarîk-ı Muhammed'e girin. Görün nice kaldırım döşenmişdir" deyüp ale's-sabâh âsitâneden taşra çıkup görseler kim murâd-ı şerîfleri olan mahalde hâlâ üç bin adım tûlu sun‘-ı Hudâ bir kaldırımdır kim im‘ân-ı nazar ile nigerân eylesen çeşm-i ibret hîrelenir. Makdûr-ı beşer değildir. Eyle hemvâr taşlardır kim her biri üstâd-ı hakkâk elinde inhikâk olunmuş musaykal ve mücellâ taşlardır. Eyle tertîb ile dizilüp zeyn olmuşdur kim gûyâ bir râdde-i hattâtdır. Gören seyyâhâna hafî değildir. Bunun emsâli niçe kerâmâtları tevârîhâtlarda ve menâkıblarda mastûrdur. Himmetleri hâzır ola. Andan kıbleye altı sâ‘at taşlıklı yerler ile ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130a ·
metinde göster ·
… zannî mine'l-fityâ‘i(?) el-cerân, bir şey olmaz Azâz hâkinden, akreb üzre nisâr
eylesen
mürd olur} Ve şehri bir küçük kasabadır. Kadîm-i eyyâmda şehr-i azîm imiş. Hâlâ …
Ve nâhiyesi üç yüz pâre kurâdır. Ve sancağında dörd kazâdır. Ve kadısına senevî on kîse hâsıl olur. {Ve hâkinde bi'l-mesel(?) min Azâze inde zannî mine'l-fityâ‘i(?) el-cerân, bir şey olmaz Azâz hâkinden, akreb üzre nisâr eylesen mürd olur} Ve şehri bir küçük kasabadır. Kadîm-i eyyâmda şehr-i azîm imiş. Hâlâ (---)(---)(---)(---)(---) cânib-i erba‘ası kal‘alı değildir. Bir perîşân kasabadır. Birkaç ev bir yerde ve beş on hâne bir yerde vâki‘ [[(---) (---) (---)]] olmuş toprak olmuşdur, üstü Y 168a örtülü evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y167b–Y168a ·
metinde göster ·
… f olduğundan mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ammâ herbirinin hasîb [ü] nesîbin su’âl
eylesen
birer peygambere müntehî olur.
Ve bu şehir gerçi iki kûhsârın derûnuna düşüp mahbûb-ı cihân gibi dirâgûş etmişlerdir. Ammâ âb [u] hevâsı gâyet latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ammâ herbirinin hasîb [ü] nesîbin su’âl eylesen birer peygambere müntehî olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y206b ·
metinde göster ·
… attâ bu elmadan müselles-i şer‘iyye içre beş on dânesin mukaşşer edüp bile tabh
eylesen
bir kâsesin nûş eden hayât-ı câvidân bulup hem mukavvî hem müferrih bir latîf e …
Ve tüffâhı gâyet latîfdir ve "Ve râhin râhrâhın misle tüffâh" bunun hakkındadır. Hattâ bu elmadan müselles-i şer‘iyye içre beş on dânesin mukaşşer edüp bile tabh eylesen bir kâsesin nûş eden hayât-ı câvidân bulup hem mukavvî hem müferrih bir latîf eşribe olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y251b ·
metinde göster ·
… r eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar
eylesen
Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ …
Ve bu harâbe şehirlerin sahrâsı etrâfında sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ kayalar var kim misli ne Kürdistân'da ne Hakkâri ve Nahcivân'da ve ne Manya ve Alman'da böyle bir sun‘-ı aceb ibret-nümâ-yı garîb dağlar görmedim. (---)(---)(---) "Sübhâne'l-Hallâk" deyü engüşt ber-dehen eder. Zîrâ bu dağların kimisi servi gibi serâmed kimi evc-i semâya ser çekmiş ve kimi surâhî kabak-misâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa havf eder kim (---)(---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ-misâl ve kimi esed-misâl ve kimi keştî ve niçesi kûh-ı Bîsütûn gibi altı boş asker geçer ammâ âdemin aklı gider. Gûyâ bir mu‘allak sahra-i mu‘allâkdır. Ve kimi hücre hücre ve kimi göz göz Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir. Ve ba‘zısı fîl hortumu gibi birbirlerine uzanmış ammâ mâbeynlerinde bir vâsi‘ fezâ var, altından ubûr eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. Hikmet-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri ve yengeç ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecnâs-ı mahlûkât ise deryâda olur. Bundan anlanan oldur kim zamân-ı kadîmde bu mahaller deryâ imiş. Hattâ hakîr bir tevârîh-i Yûnâniyân'da gördüm İskender-i Zülkarneyn Sebte boğazın açmazdan evvel bu şâm ve Mekke ve Medîne çölleri cümle deryâ imiş. İskender Sebte boğazın kat‘ edicek Bahr-i Rûm Bahr-i Muhît'e akup bu mahaller çölistân olmuşdur. Ve akla mülâyimdir kim bu kayalara temevvüc-i deryâ ura ura hâk-i amber-fâmı gidüp yalçın kayalar kalduğu deryâ tellatumu alâmetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271a–Y271b ·
metinde göster ·
… îlsiz olmaz. Eğer âlim dahi olup menâsik-i hac risâleleri okuyup sa‘y [u] tavâf
eylesen
elbette delîl lâzımdır. Mısra‘:
İmdi bu âyet-i şerîfelerin fermânına teba‘iyyeten edâ-yı farz bu yüzden tamâm olur kim ibtidâ Umre nâm mahalle gelüp pâk gusl edüp yine ihrâmların geyüp şart-ı evvel bir delîl peydâ eylemekdir. Delîlsiz olmaz. Eğer âlim dahi olup menâsik-i hac risâleleri okuyup sa‘y [u] tavâf eylesen elbette delîl lâzımdır. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y314b ·
metinde göster ·
… ûn eşkâl-i acîbe ve garîbeler nümâyân olur. Ve ne kadar im‘ân-ı nazar ile nazar
eylesen
ol kadar âdeme safâ ve sürûr hâsıl olur. P 132b
Ve cebel-i Arafât cebel-i Mehîb'in cenûbuna vâki‘ olmuş gök elvân bir alçak sivri dağdır. Ve kayaları hammâm kubbesi kadar pâre pâre biri biri üzre yığılı dağcuğazdır. Ehl-i siyer kavli üzre bu cebel-i Arafât'ın pâre pâre olmasının sebebi oldur kim kaçan Cenâb-ı Bârî yâ cebel-i Arafât deyü nidâ olunup tecellî-i cemâle tâkat getiremiyüp pâre pâre olmuşdur, derler. Ammâ her pâresi birer rumûz [u] künûza işârettir ve her kıt‘ası bir gûne mehîb ibret-nümâ pârelerdir. Her ne cânibden bu cebel-i Arafât'a nazar olunsa gûnâ-gûn eşkâl-i acîbe ve garîbeler nümâyân olur. Ve ne kadar im‘ân-ı nazar ile nazar eylesen ol kadar âdeme safâ ve sürûr hâsıl olur. P 132b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y318a ·
metinde göster ·
Ve Mısır'ın her kankı şehrine varup im‘ân-ı nazar ile nazar
eylesen
, âdem deryâsından omuz omuzu sökmeyüp tarîk-ı âmlar içre bir "zahrek" ve "cenbe …
Ve Mısır'ın her kankı şehrine varup im‘ân-ı nazar ile nazar eylesen, âdem deryâsından omuz omuzu sökmeyüp tarîk-ı âmlar içre bir "zahrek" ve "cenbek" ve "hüşşek" ve "yemînek" ve "yesârek" ve "tarîk tarîk" sadâsından geçilmez. Ve çârsû-yı bâzâr içre at ve katır ve deve ve hımâr ve sakâyîn izdihâmından râhat üzre ubûr olunmaz. Zîrâ halkı gâyet fellâhdır, ya‘nî rencberdir. Ferhâd gibi çalışup Mısır'ı ganîmet edüp bu cümle devâbât [u] mahlûkât beslendiğiyçün Ümmü Dünyâ derler. Ve cemî‘i dünyâyı ana gibi Y 228b besleyüp cümle metâ‘ı ekâlîm-i seb‘aya mebzûldür. Allâhümme âfinâ, cümle dünyâ kaht olsa, Mısır mâder gibi dünyâyı besler. Ammâ Hudâ hıfz ede, eğer Mısır kaht olsa, cemî‘i dünyâ Mısır'ı besleyemez. Zîrâ cemî‘i dünyâda ne kadar hayvânât var ise hemân Mısır diyârında andan ziyâde gûnâ-gûn bî-had ü bî-hisâb devâbât u mahlûkât vardır. Ve benî âdem dahi kezâlik eyle bî-had ü bî-pâyândır. Ammâ askerî tâ’ifesi zulmünden re‘âyâsı kavm-i Fir‘avnî olup Yâ Kahhâr ismine mazhar olduklarından fakîr ü hor hakîr ve zelîl olmuşlardır. Cümle tahsîlâtların askerü's-sultân alup fellâh zelîl kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228a–Y228b ·
metinde göster ·
… i garîbe: Ol sûret olan kumluk içinde cemî‘i ecnâs-ı mahlûkâtın kemiklerin defn
eylesen
yedi günden sonra bi-emrillâh taş olur, aceb sun‘-ı Hudâ-yı Lem-yezel'dir; âye[ …
Ve mine'l-iber-i garîbe: Ol sûret olan kumluk içinde cemî‘i ecnâs-ı mahlûkâtın kemiklerin defn eylesen yedi günden sonra bi-emrillâh taş olur, aceb sun‘-ı Hudâ-yı Lem-yezel'dir; âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y388a ·
metinde göster ·