… Hân-ı Râbi‘in devr-i adlinde olup Hak Ta‘âlâ ömr-i şerîfin tavîl edüp mu‘ammer
eyleye
ve niçe gazâlar dahi müyesser eyleye. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe ga …
Bu bâlâda tahrîr olunan kılâ‘lar feth olup hamd-i Hudâ memâlik-i İslâma zamm olunup cümle kenîseleri ma‘bedhâne-i müslimîn olup içinde âyîn-i Muhammedî olup tevhîd ü tecvîd kırâ’at olup salât-ı hamse edâ olunur. Hamd-i Perverdigâr bu fütûhâtlar, Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in devr-i adlinde olup Hak Ta‘âlâ ömr-i şerîfin tavîl edüp mu‘ammer eyleye ve niçe gazâlar dahi müyesser eyleye. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe gazâlarda Cenâb-ı Bârî hâzır eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în. Beyt der hakk-ı pâdişâh-ı Haremeyni'l-muhteremeyn:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
… k Ta‘âlâ ömr-i şerîfin tavîl edüp mu‘ammer eyleye ve niçe gazâlar dahi müyesser
eyleye
. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe gazâlarda Cenâb-ı Bârî hâzır eyleye, âm …
Bu bâlâda tahrîr olunan kılâ‘lar feth olup hamd-i Hudâ memâlik-i İslâma zamm olunup cümle kenîseleri ma‘bedhâne-i müslimîn olup içinde âyîn-i Muhammedî olup tevhîd ü tecvîd kırâ’at olup salât-ı hamse edâ olunur. Hamd-i Perverdigâr bu fütûhâtlar, Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in devr-i adlinde olup Hak Ta‘âlâ ömr-i şerîfin tavîl edüp mu‘ammer eyleye ve niçe gazâlar dahi müyesser eyleye. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe gazâlarda Cenâb-ı Bârî hâzır eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în. Beyt der hakk-ı pâdişâh-ı Haremeyni'l-muhteremeyn:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
… ser eyleye. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe gazâlarda Cenâb-ı Bârî hâzır
eyleye
, âmîn ve yâ Mu‘în. Beyt der hakk-ı pâdişâh-ı Haremeyni'l-muhteremeyn:
Bu bâlâda tahrîr olunan kılâ‘lar feth olup hamd-i Hudâ memâlik-i İslâma zamm olunup cümle kenîseleri ma‘bedhâne-i müslimîn olup içinde âyîn-i Muhammedî olup tevhîd ü tecvîd kırâ’at olup salât-ı hamse edâ olunur. Hamd-i Perverdigâr bu fütûhâtlar, Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in devr-i adlinde olup Hak Ta‘âlâ ömr-i şerîfin tavîl edüp mu‘ammer eyleye ve niçe gazâlar dahi müyesser eyleye. Ve bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîri niçe gazâlarda Cenâb-ı Bârî hâzır eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în. Beyt der hakk-ı pâdişâh-ı Haremeyni'l-muhteremeyn:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
"Yâ Bûsırî bir şeycüğez terennüm eyleye" dediler. Hemân Bûsırî E‘ûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahîm deyüp kasîde-i (---)(---) bed’ edüp Hazret-i Risâlet-penâh'ı (---) beyt ile bir medh etdi kim hâlâ bir mısra‘ına nazîre denmeyüp her lügatı Kâmûs-ı Ahterî ve Şem‘î Lügatına muhtâc bir kasîde-i bî-nazîrdir. Bu kasîde sohbetinde olan münkirîn ü müşrikînler Bûsırî'ye ta‘n-âmîz sözler söyleyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210a ·
metinde göster ·
… tilâvet etdiler. Gel imdi oğul, şimden gerü sana seyâhat göründü. Allah mübârek
eyleye
. Ammâ sana nasîhatim var" deyü elimden yapışup huzûrunda ber-zânû oturup sağ el …
"Sen bin elli Muharrem'inin yevm-i aşûrasında gâ’ib olduğun leyle-i mübârekede niçe ed‘iye-i mü’essire tilâvet edüp ve sûre-i innâ a‘teynâ'yı bin kerre kırâ‘at edüp ol gice vâkı‘amda seni görürüm. Bursa'da Emîr Sultân hazretlerin ziyâret edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb {idüp} seyâhat ricâ edüp bükâ ederdin ve ol gice bana niçe kibâr-ı evliyâullahlar ricâ edüp senin seyâhata gitmen içün izin taleb etdiler. Ben dahi ol gice cümlenin rızâsıyla sana destûr verüp Fâtiha tilâvet etdiler. Gel imdi oğul, şimden gerü sana seyâhat göründü. Allah mübârek eyleye. Ammâ sana nasîhatim var" deyü elimden yapışup huzûrunda ber-zânû oturup sağ eliyle sol kulağıma berk yapışup nasîhate âğâze etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a ·
metinde göster ·
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… hu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser
eyleye
" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… . Hâlâ cümle âlât-ı bisatları bu câmi‘ içre mahfû[z]dır. Hudâ ta‘mîrin müyesser
eyleye
. Meremmât olunsa bir dârü't-tedrîs olurdu kim edîm-i arzda misli olmazdı.
Câmi‘in 287a bir tarafında Revân zahîresiçün mahfûz beksamâtı var. Ve bu câmi‘in cânib-i şarkîsine muttasıl dîvâr dîvâra Câmi‘-i Eski Medrese {ve Çifte Minâre derler} Ba‘zılar Akçakoyunlu pâdişâhları binâsıdır, derler, ba‘zılar Sultân Uzun Hasan Şâh binâsıdır, diler. El-hâsıl ma‘bedhâne-i kadîm imiş. Niçe kerre Erzurûm muhâsara olup top-ı kûb zarbından câmi‘in ekser yerleri münhedim olup evkâfı olmamak ile harâb olmuşdur. Tebrîz kapusunın iç yüzünde bir bâb-ı bî-bedeli ve iki minâre-i ser-âmedî var kim Kâşî çînine hurşid-i dırahşân pertev urdukda şa‘şa‘asından çeşm-i benî Âdem bir dem nazar etmek mümkün değildir. Tâ bu mertebe sıhr-i mübîn minâre-i mübînlerdir ve eflâke ser çekmiş minâreler olmağıla seyyâhân-ı resen-bâz-ı üstâdân anda iplerin bend edüp cânbâzlık eder. Bu câmi‘ harâbe olmağıla Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ ta‘mîr u termîm etmeyüp içinde balyemez toplar dökmek için tophâne kârhânesi etdiler. Hâlâ cümle âlât-ı bisatları bu câmi‘ içre mahfû[z]dır. Hudâ ta‘mîrin müyesser eyleye. Meremmât olunsa bir dârü't-tedrîs olurdu kim edîm-i arzda misli olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286b–287a ·
metinde göster ·
… sser ide. Ammâ yine harâb u yebâb olur. Hudâ-yı müte‘âl dâ’imâ ma‘mûr ve âbâdân
eyleye
. Zîrâ bu diyârda çok zevk u safâ ederek Hân ile yine şehre gelüp her bâr Hânın …
Nâhiye-i heftüm Bedûstân'dır. Cânib-i Şimâl-i Tebriz'dir. Nâhîye-i Rûdkat'ın halfindedir kim cümle yetmiş pâre âbâdân câmi‘li ve hân ve hammâmlı kurâlardır. Eğer Hân ile kâmil yigirmi gün bu kurâlarda etdiğimiz sayd [u] şikârları ve zevk [u] safâları rûz-merre Tebrîz'in cümle ahvâlâtına vâkıf-ı esrâr olduğumuz kadar evsâfın tahrîr ve tastîr eylesek Hudâ âlimdir bir mücelled kitâb olur. Zîrâ memâlik-i İrân-zemînde Tebrîz-i dilâvîz ve Isfahân-ı nısf-ı cihân kadar bir şehr-i azîm ve sevâd-ı kadîm yokdur. Ve âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi ve binâ-yı aliyyesi ve'l-hâsıl niçe bin hayrât [u] hasenât-ı vâfiresi var kadîm şehr-i azîmdir. Hudâ Âl-i Osmân'a yine müyesser ide. Ammâ yine harâb u yebâb olur. Hudâ-yı müte‘âl dâ’imâ ma‘mûr ve âbâdân eyleye. Zîrâ bu diyârda çok zevk u safâ ederek Hân ile yine şehre gelüp her bâr Hânın şeref-i sohbetiyle müşerref olup rûz-merre sohbet-i hâs ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b ·
metinde göster ·
… Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser
eyleye
.
Ve derûn-ı kal‘ada olan imâretleri beyân eder: Evvelâ kal‘anın cümle dîvârında olan taşları cümle fil cüssesi kadar çâr-kûşe taşlardır kim hâlâ zamânemiz benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa kâdir değillerdir. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne-i tarz-ı kadîmdir. Lâkin kal‘anın cenûb tarafındaki dîvâra muttasıl bir sarây-ı azîm vardır kim bunda olan ilm-i hendese üzre mi‘mâr-ı bennâ hurdekârlığı İrân-zemînin bir sarâyında yokdur. Ve bu sarâya muttasıl bir câmi‘-i kebîr var. Minâresi münhedim olmuşdur. Bu dahi ibret-nümâ bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve bu câmi‘ kurbunda âb [u] hevâsı latîf bir hammâmı vardır. Osmânlı tarzı binâ olunmuş ammâ bânisi ma‘lûm değildir. Ve bir çeşme-i âb-ı hayâtı var. Ve cânib-i şarka mekşûf Kayık kapusu kurbunda Özdemiroğlu câmi‘i ve hânları ve dükkânları vardır. 317b Ve kal‘adan taşra bir varoş-ı müzeyyeni vardır. Cümle bin mikdârı hâne-i zîbâlardır. Cânib-i selâsında bâğ u bâğçesi çokdur ammâ dârü'l-it‘âmı, imâreti yokdur. Câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârı çokdur. Gûnâ-gûn ehl-i sanâyi‘i vardır. Ammâ ekseriyyâ halkı gûnâ-gûn ibrişim mebrûm edüp kifâflanırlar. Ve câ-be-câ Kumuk halkının çoğu göbe gerevge zırh düzerler. Ekseriyyâ cümle halkı Sünnî ve Şâfi‘î-mezheblerdir. Muhteşem ve sâhib-i dârât ankâ kimesneleri yokdur. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi çokdur. Zirâ İbn Havkal (?) kavli üzre on sekizinci ıklîm-i örfiyyedendir. Ammâ yedinci iklîm-i hakîkînın ıklîm-i hâmisi vasatında ve bahr-i Haraz kenarında vâkı‘ olmağıla hevâsı sevâhile karîbdir. Anınçün mahbûb ve mahbûbesi memdûhdır. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî on yedi sâ‘at ve yedi derece ve iki dakîkadır. Karşu cânibi deryâ aşrı garb tarafına Moskov hükmünde üç yüz mil ba‘îd Heşdek ve Kazan ve Alatar vilâyetleridir, dahi anların mâverâsı Deşt-i Kıpçak ve Heyhât sahrâlarıdır kim hâlâ ol sahrâ-yı ferah-fezâlara yigirmi sâldir kim Kılmah Tatarlarından Taysı Şâh ve Moyoncak Hân ve Koba Kalmah Hân beşer altışar kerre yüz bin kavm ile sahrâ-yı Heyhât'da konup göçerler. Ba‘zı sene tâ Kırım diyârına ılgar edüp şebhûn salanlar Azak kal‘ası kurbunda Gügümlü Suyu kenarında Mısır'dan ma‘zûl Gürcî Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü] dalâlet ve dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî sahrâ-nişîn mahlûk-ı pîl-tenlerdir. Ekser evkâtda bâzârlığa Bahr-i Haraz kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelüp emân ile yağların fürûht edüp niçeleri Moskov tüccârlarıyla gemilere süvâr olup bu Demirkapu'ya gelmeğe başladılar. Ve bu Demirkapu bender-i iskele olmağıla ta Çîn [u] Mâçîn'den ve Hıtâ vü Hoten'den ve Fağfûr u Moskov diyârlarından her sene niçe bin keştî gelüp azîm gümrük hâsıl olur. Al-i Osmân hükmünde iken iskelesinden ve eyâlet-i Şirvân'dan senevî iki yüz kırk yedi yük akçe tahsîl olup cümle nökerlerine ve eyâlet-i Şirvân'da yedi sancak sultânlarına ve sulh [u] salâh içün Dağıstân pâdişâhına hâslar ve ulûfeler verilir. Hâlâ bu nizâm [u] intizâmı Özdemiroğlu Osmân Paşa fethinde Dal Mehemmed Efendi tahrîri üzre zabt edüp adâlet ederler. Hâlâ ol tahrîr üzre eyâlet-i Şirvân yetmiş kazâdır ve yedi hânlık ve on iki sultânlıkdır. Ammâ Osmân Paşa tahrîri üzre timar ve ze‘âmet yokdur, ammâ sultânların ve gayrı hâkimlerin hâslarına vaz‘-ı yed olmayup gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân diyâr-ı Şirvândır. "Allahu Te‘âlâ yine Âl-i Osmân'a müyesser ide" deyü cümle ahâlîsi du‘â ederler. Hattâ biz bu Demirkapu'da iken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından bir Gökdolak çaşıt hâna gelüp eydür: "Hânım! Geçen sene Osmânlı Akdeniz içinde cezîre-i Girid'de Yûsuf Paşa nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i meserreti haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Mehemmed nâm evlâdı dünyâya gelüp yine azîm şâdmânîler olup yedi gün yedi gice azîm çerâğân-ı Kayser-zemîn oldu" deyince kızılbaşlar hazzitmeyüp Şirvân [ve] Şamâkî ve Gîlânî sünnîler zevk [u] safâ edüp raks etdiler. Zîrâ Âl-i Osmân'ın bir yeşil alem-i Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317a–317b ·
metinde göster ·
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
… ene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek
eyleye
" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… li sekiz şevvalinin onuncu günü Şâm-ı cennet-meşâma dâhil olundu. Allah mübârek
eyleye
. (---)(---)(---)(---)(---)29a
Andan paşanın bir yüğrük bayrağı ve bir dündâr bayrağı ve iki tuğları geçüp ardı sıra paşanın doku[z] aded küheylân atları zer-ender-zer murassa‘a gark olmuş yedekleri ve mücevvezeli yedekçiler emîr-âhûr ağa ile çeküp ardı sıra paşa dîbâ ve şîb ve zerbâf ve murassa‘a gark olup kırmızî katîfe cevâhir düğmeli semmûr kapaniçse ile üçer kat tîrkeş ile iki yanında kırmızî dolamalı ve zerdûz üsküflü mataracılar ve altun taşlı sâtırlar ile ve dörd yüz aded âlât-ı silâha gark olmuş iç ağalarıyla mehterhânesin döğerek bin elli sekiz şevvalinin onuncu günü Şâm-ı cennet-meşâma dâhil olundu. Allah mübârek eyleye. (---)(---)(---)(---)(---)29a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b–29a ·
metinde göster ·
… eyüp niçe gûne şütûm-ı galîzalar eder. Kimisi "Hay şâhbâz yiğit idi, Hak rahmet
eyleye
!" deyü ağlar.
Niçesi ata süvâr olup çeşminin kuvvet-i basarı ve kudret-i nazarı kalmayup burnuna gözlüğün geçirüp bakar. Kimi dûrbîn ile Bulgurlu dağında meydân-ı ma‘rekede atılan çarhacı tüfenklerine bakup, "Hay kahpe oğlu, ne pek gülbânklı tüfenk atdı!" deyüp Bulgurlu dağında atılan tüfenkden Miskinler tekyesi önünde, "Bre miskîn tiryâkî! Korkarak hay urdu, hay kodu, hay düşdü, hay kaşdı. Acebâ bizden midir?" der. Birisi, "yok onlardandır" der. Birisi eydür, "Ya anlar kâfir midir?" der, birisi "Kâfirden beş beterdir kim buldu belâsın" deyüp niçe gûne şütûm-ı galîzalar eder. Kimisi "Hay şâhbâz yiğit idi, Hak rahmet eyleye!" deyü ağlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
… e zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup râhat ile tebevvül
eyleye
. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bevle mübtelâ olur. Gây …
Karye-i Mağâr: Sıfet hâkinde yüz hâneli Timâni köyüdür. Bu mahallerde bir kayalı derelerde Benî İsrâ‘îl şehirlerinden şehr-i Hayyân nâm bir şehir var imiş. Lâkin cümle mağârlarda sâkinlermiş kim kat-ender-kat mağâra-i azîmlerdir. Hak Te‘âlâ bu kavme azâb edüp cümle arpa ve buğday ve pirinçleri ve zeytûnları cümle taş olmuşdur. Ol derenin içi mâl-â-mâl hurda taş pirinçdir, hacerü'r-revz derler. Hukemâlar ishâl olmuş kimesne ma‘cûnuna idhâl edüp zahîr marazından bile halâs olur. Ve taş olan zeytûnlarına zeytûnu'l-Yahûd ve haceru'l-Yahûd derler. Aynı zeytûn cirminde ve şeklinde bir sengîn taşdır. Mesâne marazına mübtelâ olanlara bu haceru'l-Yahûd gülâb ile bileğiye sürüp ezilir. Ol sudan aç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup râhat ile tebevvül eyleye. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bevle mübtelâ olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu haceru'l-Yahûd'u Rûm'a, Arab ve Acem'e ve diyâr-i Hindistân'a götürür başka tüccârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
… kâ ki mahbûb [u] mahhûbesi çok olduğundan Hüsn-i ziyâd derler. Hakk dahi ziyâde
eyleye
! Bu kal‘a niçe yüz mülûkden mülûke nasîb olup âhir sene (---) târîhinde Selîm-i …
Bi-kavl-i Târîh-i Mığdîsî Hazret-i Zekeriyyâ asrında Buhtu'n-nasr binâsıdır. Ba‘dehû Hazret-i isâ âsumâna urûc edince himâr-ı İsâ kalup havâriyyûnları ve ümmetleri himâr-ı İsâ'yı bu Harput çerâgâhına koyup tâ Hazret-i Risâlet-penâhın zamân-ı sa‘âdetlerinde himâr hayâtda olup cümle millet-i Mesîhe ol himâra tapdıklarından lisân-ı Acemde bu şehre dâr-ı Har-pût dediler. Bir kavlde yine lisân-ı Acem üzre havâriyyûna sâyedâr olmuş bir dikenli söğüd dırahtı var idi. Anın içün Hâr-bîd dediler. Bir rivâyetde Hârberîd derler, ya‘nî diken getirci derler. Niçesi Har-bürd derler (---) . Niçeler Har-bûd ya‘nî (---)(---) derler. (---)(---)(---)(---)(---) Hulâsa-i kelâm her elsine-i muhtelife lehçesi üzre birer gûne sebeb-i tesmiyyesi var. Ammâ Âl-i Osmân'ın defterhâne-i kadîminde ülke-i Hüsn-i ziyâd tahrîr olundukda sefer-i hümâyûnlar oldukda her vilâyetin birer gûne esmâsı olup alaylarda ve cemî‘i kübrâlarda bir şehir halkı bulunmak murâd olunsa Haleb şehri halkında "Yâ ahad" derler, buna oran derler. Bu "Yâ ahad" sedâsın Haleb halkı istimâ‘ edince anlar dahi "Yâ ahad" derler. İzdihâm-ı seferde her kavim oranıyla bulunur. Sivas'a "Rûm Rûm" çağırılır, Diyârbekir'e Âmid Âmid oran çağırılır, ammâ bu Harput'a Hüsn-i ziyâd çağırılır. Hakkâ ki mahbûb [u] mahhûbesi çok olduğundan Hüsn-i ziyâd derler. Hakk dahi ziyâde eyleye! Bu kal‘a niçe yüz mülûkden mülûke nasîb olup âhir sene (---) târîhinde Selîm-i Evvel Çıldır fethinden sonra vezîr-i mükerremi Bıyıklı Vezîr Mehemmed Paşa'yı serdâr ta‘yîn edüp Diyârbekir' (---)(---) destinden emân ile feth etdikde bu kal‘a-i Harput dahi itâ‘at edüp emân ile kal‘a teslîm edüp hâlâ Diyârbekir eyâletinde sancakbeği tahtıdır. Beğinin hâssı (---) yük akçedir. Timarı (---) ve ze‘âmeti vardır. Alaybeği ve çeribaşı ve yüzbaşısı vardır. Hîn-i seferde beğinin askeriyle cümle bin iki yüz müsellah asker olur ve üç yüz pâyesiyle kazâdır. Cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Bu nevâhîlerde kadıya senevî altı kîse hâsıl olur. Sancak beğine livâsında yigirmi kazâ yerden on sekiz bin gurûş hâsıl olur. Müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir subaşısı ve muhtesibi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 82b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle şehr-i Sivas'a dâhil olup Kara Murtezâ Paşa efendimizle yine müşerref olup cân sohbetleri edüp niçe gûne seyr [u] temâşâlar edüp niçe bin ahvâl-i pür-melâle vâkıf olduk. Âkıbet Murtezâ Paşa efendimiz bir kevkeb u baht-ı sa‘âdet sâhibi vezîr-i âlî-şân olmağıla Âsitâne tarafından Sadrıa‘zam Kara Murâd Paşa mühür sâhibi olur deyü havfa düşüp gâh Azağ'a gâh Kazağ'a ve gâh Silifke ve Kars'a atmak murâd edindikde Murtezâ Paşa dahi Âsitâne tarafında Koca Vâlide Sultân'a ve kızlarağasına yigirmişer bin altun gönderüp kendüyi der-i devlete getirdmeğe amel etdi. Bu mahalde Melek Ahmed Paşa efendimiz dahi eyâlet-i Bağdâd'dan ma‘zûlen Sivas'a dâhil olup evvelki Bağdâd'a gidişimizi yâd edüp "Hayfâ kim Bağdâd henüz yeniçeriler zulmünden harâb olmadadır" deyü te’essüf çeküp üç gün ol zemistânda şehr-i Sivas içre tekâ‘üd edüp Murtezâ Paşa efendimiz beher yevm yüzer koyun ve beşer yüz somar arpa ve onar bin nân ve sâ’ir sebzevât ve gayri me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ‘adâ şeker ve kahve ve misk u amber-i hâm ve za‘ferân u şem‘-i aseline varınca ta‘yînâtın verüp üç kerre ziyâfet-i azîm edüp birer İbrâhîm Hân kürkü geydirüp birer zerrîn rahtlı ve sîm zeynli küheylân atlar hedâyâ çeküp Melek Paşa'ya Murtezâ Paşa i‘zâz [u] ikrâm ederdi. Vedâ‘dan bir gün mukaddem Melek Paşa'ya beş katâr-ı katır raht [u] bisâtlarıyla keşîde edüp Melek Paşa Murtezâ Paşa emîrâhûruna bir semmûr kürk giydirdi ve Melek Ahmed Paşa dahi Murtezâ Paşa'yı hânesine da‘vet edüp bir ziyâfet-i âlî etmişdir kim diller ile ta‘bîr olunup kalemler ile tahrîr olunmaz. Bu ziyâfet mahallinde âsitâne tarafından Murtezâ Paşa efendimizin ulağı Tatar Aliş gelüp ma‘zûllük haberi getirüp Murtezâ memnûn oldu ve ertesi Melek Ahmed Paşa vedâ‘laşup gitdükde hakîr beş sâ‘at bile gidüp anlar Yenişehir'e gitdiler. Hakîr yine Sivas'a gelüp tedârik-i râh görmeğe mukayyed iken âsitâne-i sa‘âdet tarafından Şâm-ı Tarabulus'dan ma‘zûl Hamâlı Arnavud Mehemmed Paşa'ya Sivas-ı Rûm eyâleti ihsân olunup sene (---) târîhinde mâh-ı (---) gurresinde müsellim gelüp dîvân-ı pâdişâhîde Murtezâ Paşa emr-i şâhîyi kırâ’at etdirüp "Bu mansıb-ı dünyâ bir el destmâli-misâl elden ele gezer. Paşa karındaşımıza Allah mübârek eyleye!" deyü Müsellim Kâfirzâdeye bir semmûr lipâçe geydirüp cümle a‘yân-i vilâyet müsellimi alup gitdiler. Paşa sarâyda on gün dahi meks edüp cemî‘i levâzımâtların görüp konakçıyla doğru Eskişehir'e gidüp eyâlet-i Sivas'a cümle sekiz ay mutasarrıf olmuşuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 90a ·
metinde göster ·
… hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs
eyleye
. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… rüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek
eyleye
. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam ol …
El-hâsıl üç kerre sa‘âdetlü pâdişâh tarafından kapucular kethüdâsı ve baş haseki ağa ve hâsodabaşı gelüp paşayı da‘vet etdiler. Paşa sûre-i (---) âyetinde Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre ben kendümü tehlikeye ilkâ edüp bu Cemâpur askeri cem‘iyyeti içinden huzûr-ı pâdişâhîye varamam, umûma muhalefet kuvvet-i hatâdandır, elbette gidemem dedikde dördüncü def‘ada kapucular kethüdâsıyla Hâsodabaşı Hasan Ağa gelüp "Ya huzûr-ı pâdişâhîye gelirsin, size zarâr yokdur; ya mührü verirsin!" deyince paşa hamd-i Hudâ edüp paşa eydür "Ağalar! Vallahi ben mührü pâdişâhıma üç kerre verdim, almadılardı. Bana bir nân-pâre ihsân eylesinler, bir eyâletine gideyim" deyü mührü kapucular kethüdâsına verüp birer kise altun ve birer hil‘at-ı semmûr verüp "Pâdişâhımın pây-ı sa‘âdetine yüzüm sürerim" deyüp anlar giderken "İşte mührü vezîrden aldık. Dağılın ümmet-i Muhammed" dediklerinde feryâd [u] figânların dahi ziyâde edüp "Biz yetmiş âdemin katlin isteriz" dediler. Hemân Bâb-ı hümâyûn açılup Şeyhülislâm Azîz Efendi'yi içeri huzûr-ı pâdişâha da‘vet edüp yüz elli mikdârı ulemâ ve ser-i kârda olan ihtiyârlar ile muvâcehe-i şehriyârîye varup müşâvere edüp mührü Siyâvuş Paşa'ya verüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek eyleye. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam olasın" dediler ve cümle guluvv-i âm halkı dağılup gitdiler. Hemân ol dem Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı beşer altışar yüz küheylân atlı pür-silâh askerleriyle paşaya gelüp buluşduklarında "Sultânım, niçün bize haber etmeden mührü verdiniz? Senin uğuruna cümle kırılırdık" deyü paşaya ıtâb-âmîz sözler söyleyüp ağladılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet edüp on dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i Hudâ selâmetle halâs oldum. Ammâ sizler şimden gerü başınıza tedârik görün" dedikde "Biz bize bir su‘ûb ne etdikse kendi kendimize etdik" deyüp ağlaşarak paşa ile nân u nemek hakkın helâlleşerek çekilüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa'ya rağmen kapusu önünden ubûr edüp mübârek-bâda varmadıklarından Siyâvuş Paşa müte’ellim oldu. Ertesi gün Hâsodabaşı'yla hatt-ı şerîf gelüp "Benim lalam Melek Ahmed Paşa! Sana Mısır'ı ve Bağdâd'ı ve Budin'i ve Özi eyâletini ihsân etmişimdir. Kankı eyâleti murâd edinirsen bilâ-kalemiyye sadaka olunmuşdur, arz edesin" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelince paşa Özi eyâletin arz edüp üç kise altun ve elli katar-ı katır ve elli katar-ı deve ve bir otak ihsân olunup sa‘âdetlü pâdişâha vedâ‘a varup andan Sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa'ya varup birbirleriyle ol kadar ca‘lî âşinâlık etdiler kim âdem hayrân kalırdı. Niçe bin nasîhat-âmîz kelimâtları birbirlerine söyleyüp ba‘dehû şerbet ve buhûr gelüp ba‘dehû bir semmûr kürk ve iki kîse altun Siyâvuş Paşa bizim paşaya verüp birbirleriyle öpüşüp vedâlaşup andan şeyhülislâma varup andan paşa ortak sarâya gelmeyüp Bismillah ile doğru Edirne kapusundan taşra çıkup paşanın Otakçılar nâm sarâyında meks etdikde paşanın tuğlarıyla ve cümle askeriyle Kudde Mehemmed Kethüdâ mehterhâne-i paşayı döğerek topçulara gelüp meks etdiler. Paşa efendimizin akîbince Kaya Sultân efendimiz dahi göç edüp sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar görülürken 104b işbu sene 1061 târîhinin şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin altıncı çihârşenbe günü idi, İslâmbol içre bir gulgule-i azîm olup İslâmbol kapuları kapanup Bektâş Ağa'ya Bursa sancağı ve Yeniçeri ağasına Erzurûm, Çelebi Kul Kethüdâsına (---) ihsân olunup (---)(---)(---)(---) iken Bektâş Ağa'yı kayd-bend ile bir hammâlın semerli bârgiri üzre Siyâvuş Paşa katl etdi ve Yeniçeri ağasını katl etdi. Sarı Kâtib bu ahvâl-i pür-melâli felâketi istimâ‘ edüp kendüyi bıçağıyla urup katl etdi ve yüz âdemleri katl edüp Bektâş Ağa ve Çelebi Kethüdâ ve (---) Yeniçeri ağasının cemî‘i mülk-i emlâklerin zabt edüp ka‘r-ı zemînden niçe mâl-ı defâyin çıkarup hazîne-i pâdişâhîye teslîm olundu. Yine ol sâ‘atde ümm-i dünya olan Sultân Ahmed Hân hâtûnu olan Osmân Hân'ın, Orhân Hân'ın ve Bâyezîd Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlidesi olan Koca Kösem Vâlide'nin Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa, vâlidenin gîsûların gerdenine bağlayup ma‘nûkan katl edüp ol sâhibü'l-hayrât hâtûnı şehîde eylediler. Ahâlî-i İslâmbol bu hâli istimâ‘ edüp üç gün üç gice derûn-ı İslâmbol'da câmi‘ler ve çarsû-yı bâzârlar kapanup gulgule-i azîm olup pes ü perdeden ve âşikâre niçe yüz âdemler katl olunup İslâmbol içi helc ü melc oldu. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu ahvâlât-ı pür-melâlât-ı çîlât işleri istimâ‘ edince Siyâvuş Paşa hakkında eydür: "Elli altmış gün vezîria‘zam olmak içün ümm-i dünyâ olan efendimiz Murâd Hân ve İbrâhîm Hân vâlidesi fakîreyi mazlûmen bi-gayrı hakkın katl etdi. Ammâ Siyâvuş Paşa iflâh [u] ber-hurdâr olmaz. Hemân Cenâb-ı Bârî anasını ağlatmayup birâderi Hüseyin Beğ sağ ola ve Hudâ selâmetle vezâretden kurtara. Azîm vartada vezîr oldu" deyü Melek Paşa'nın gözleri tas-ı pür-hûna döndü. Andan ertesi gün Siyâvuş Paşa tarafından on aded habbâr mübâşir çavuşlar gelüp "Elbette Özi eyâletine gidersiz!" deyü ibrâm [u] ilhâh edüp paşa "Emir pâdişâhın. Tiz tuğlar gitsin!" deyü çavuşlar huzûrunda tuğları Çekmece'lere gönderüp çavuşlara ihsân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104a–104b ·
metinde göster ·
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---)(---) ve bânîsi (---)(---)(---)(---)(---) . İbtidâ fâtihi sene 793 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân'dır. Esmâ-i büldân içre müverrihler bu hısn-ı hasîne "Dâr-ı Eflâk" derler. Ammâ cümle ârifler "Dâr-ı Gâziyân-ı sedd-i îmân" derler. Hakkâ ki Uruscuk kal‘ası ve bu Silistre kal‘ası nehr-i Tuna kenarında sedd-i metîn olma vakt-i şitâda nehr-i Tuna buz olduğu vakit Eflâk ve Boğdan kâfiri tâ Edirne'ye dek iki günde şebhûn ederdi. Hudâ-yı Müte‘âl bu kılâ‘ları âfât-ı dehrden masûn [u] mahfûz eyleye, âmîn. Süleymân Hân kânûnu üzre Özi eyâletinin tahtgâhıdır. Lâkin hazîne defterdârı ve timar defterdârı ve defter emîni ve defter kethüdâsı ve çavuşlar kethüdâsı ve emîni ve kâtibi yokdur. Zîrâ sonradan eyâlet-i Rûmeli'nden ifrâz olup eyâlet olmuşdur kim eyâleti cümle sekiz sancakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… deryâdan bî-emân liman olmuşdur. Ba‘zı sene niçe gemiler helâk olur. Hudâ imâr
eyleye
, âmîn.
Ba‘dehû ol mâl-ı defîne ile Süleymân Hân şehr-i Köstence'yi imâr etdi. Ammâ leb-i deryâda bî-kal‘a olmak ile niçe kerre Kazak-ı Ak nehb ü gâret edüp ihrâk bi'n-nâr etmişdir. Hâlâ ol kadar imâristân değildir. Silisre eyâletinde Karadeniz kenarında Karasu hükmünde yüz elli akçe kazâdır. (---) pâre kurâ nâhiyesi vardır. Kadısına senevî üç kîse hâsıl olur. Cümle yüz elli mikdârı kiremitli ve şındıra tahta örtülü hânelerdir. Ancak bir mahalle ve iskele başında müfîd ü muhtasar bir câmi‘ ve bir hân ve iskele başında kırk elli aded hân-misâl anbarlar ve bir kaç aded dekâkînleri var. Gayri imâret ü hammâm u medrese ve bâğ u bostân yokdur. Ancak bir kaç bekâr odaları vardır. Ve zamân-ı kadîmde küffâr İslâmbol tekürü havfinden ve Tatar-ı adüv-şikâr derdinden bu Köstence'den tâ Karasu kurbunda Tuna nehri azmağından bir handak-ı azîm kesüp nehr-i Tuna'yı Karaharman'a akıdup Babadağı ve Tulca kal‘ası ve Beşdepe nâm mahal cezîrede kalmış idi. Hâlâ memerr-i nâs üzre handak kenarında olan âsâr-ı binâ kulleler nümâyândır. Bu câniblerde olan kurâların imâristânı mezkûr handakın taşlarıyla imâr olmuşdur. Ve bu Köstence'ye Karadeniz Köstencesi derler. Sofya kurbundakine Bana Köstencesi derler. Rûm'da iki Köstence'dir. Biri berrî ve biri kenar-ı bahrîdir. Bu bahrî Köstence'nin kefere zamânı bir liman-ı azîmi var imiş kim hâlâ âsâr-ı binâları nümâyân olup limanına bin pâre gemi müstevfâ girer. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile hâr u hâşâk rimâl-i türâb ile liman memlû olup temevvüc-i deryâdan bî-emân liman olmuşdur. Ba‘zı sene niçe gemiler helâk olur. Hudâ imâr eyleye, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… taş ata gelmişlerdir. Taş atup kapu kakana da ve Saltık Sultân'a da Hak rahmet
eyleye
. Rahmetullahi aleyhim {ecma‘în}. 128b
İmdi azîzîm, Muhammed Saltık Bay hakkında her kim şakk-ı şübhede olursa ne‘ûzübillah âsim olur. Anlar mücâhid fî sebîlillah idiler. Eyle olur, bir bağda meyvelü dırahta taş ata gelmişlerdir. Taş atup kapu kakana da ve Saltık Sultân'a da Hak rahmet eyleye. Rahmetullahi aleyhim {ecma‘în}. 128b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128a–128b ·
metinde göster ·
… Karasu şehrine kadem basdıklarından ol kadar ma‘mûr şehir değildir. Allah ıslâh
eyleye
, âmîn.
Hâkim-i şer‘ ü hâkim-i örf men‘ etmeğe kâdir değillerdir. Zîrâ men‘ine cümle ahâlî-i vilâyet râzî değillerdir. Hâlâ ki bu gûyendeler niçe hânedânları berbâd edüp sâhib-i hâneleri müflis mendebûr edüp kendülere hüddâm etmişlerdir. Bir alay arabalar ile göçer evli fâhişe-i cihân-ârâlardır. Ne‘ûzü billah bir gûne mekr-i şeytândır. Hulâsa-i kelâm ol fâhişe gûyendeler Karasu şehrine kadem basdıklarından ol kadar ma‘mûr şehir değildir. Allah ıslâh eyleye, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129b ·
metinde göster ·
… lemim böyle bir kal‘a-misâl hân-ı azîm görmedim. İnkırâzu'd-deverân Hudâ âbâdân
eyleye
. Ammâ bu şehrin âb [u] hevâsı gâyet şiddet-i hâr üzre olduğundan hevâsı sehel s …
Bir muğlak vezîndir ammâ böyle tahrîr olunmuşdur. El-hâsıl Rûm ve Arab ve Acem'de ve İsfaç ve Leh ve Çek'de kırk bir yıldır seyyâh-ı âlemim böyle bir kal‘a-misâl hân-ı azîm görmedim. İnkırâzu'd-deverân Hudâ âbâdân eyleye. Ammâ bu şehrin âb [u] hevâsı gâyet şiddet-i hâr üzre olduğundan hevâsı sehel sakîlcedir. Germâ hevâ olmağıla ekseriyyâ vasatü'l-hâl olan ricâl [u] nisvân-ı sâhib-isyânları cümle beyâz aba ferrâce giyerler. Ammâ sulehâ-yı ümmetden mazanne-i kerâme kimesneleri vardır. Memdûhâtından şıh abası ve yürük ihrâmı meşhûrdur ve ekseriyyâ halkı yürük tâ’ifesidir kim mâh-ı temmûzda Despot yaylasına çıkarlar, Rûmeli eyâletine mahsûs bir gûne kavmdir. Başka lehçe ve ıstılâhât-ı ibârâtları vardır. İnşâallah mahallinde elfâz-ı tumturaklarıyla tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136a ·
metinde göster ·
!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zi …
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
!" deyü cümle a‘yân mübârek-bâd deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâh, efendimize bir s …
Cevâb-ı Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘: Pâdişâh-ı Cem-kişver eydür: "Bak a lala! Bu dergâhda niçe Celâlî ve Cemâlî ve zorba ve aşkıyâların kelleleri galtan-ı por-potur olmuşdur. İnşâallah an-karîbi‘z-zamân anların da haklarından gelinüp murâd [u] merâmın üzre cemî‘i ibâdullah anların şûr [u] şerlerinden halâs olur" deyüp sa‘âdetlü pâdişâh derhâl gazab-âlûd olup ayak üzre kalkıp bizzât kendü mübârek dest-i şerîfiyle mühr-i şerîfi bizim Melek Ahmed Paşa'ya verüp bir hil‘at-i semmûr giydirüp eydür: "Yürü Allahu Te‘âlâ her umûrunda Bârî [vü] yârî ola. Ve her işinde cenâb-ı Bârî mu‘în u zahîrin ola. Ve her kârında Rabbü'l-izzet tevfîkin mukadder refîk etmiş ola. Göreyim seni her umûr-ı dîn-i mübîn içün niçe sa‘y-i himmet edersin. Ve uğur-ı hümâyûnuma niçe bezl-i kudret edersin. Hazîne cem‘ine takayyüd edüp cemî‘i birden bine, binden yüz bine varınca vazîfe-hârân kullarıma mevâciblerin niçe verirsin, göreyim seni!" deyü du‘â vü senâ-yı firâvân edince her taraafdan "Allah mübârek eyleye!" deyü cümle a‘yân mübârek-bâd deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâh, efendimize bir semmûr lipâçe dahi giydirüp ol gün iki kürk oldu. Ammâ paşa koynuna mührü kodu ammâ gûyâ bir akreb-i Kâşiyân koynuna girüp aslâ hazz etmeyüp muğber-hâtır oldu. Zîrâ mâl ü hazîne tedâhülün fikr edüp "Mevâcibe on gün var. Bâb-ı hümâyûnda ancak on yedi kîse var ve bahr-i Sefîd'de cümle cezîrelere küffâr-ı bed-kirdârın istilâsı var. Beri tarafda mühimmât [u] levâzımât-ı Tershâne-i âmire var ve Anadolu'da Celâlî ve Cemâlî haşerâtının zulm-i sarîhi var. Ol taraflardan bir filûs-i ahmer gelmemesi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174a ·
metinde göster ·
… kâsır ve kalemler kâsirdir. Cenâb-ı Kayyûm ınkırâzu'd-deverân metîn ü müstahkem
eyleye
, âmîn ve yâ Mu‘în.
Bu cisr-i bî-hemetânın Hazzo tarafındaki hânda Hazzo beği âdemleri ubûr eden tüccârdan bâc alurlar. Mefârikîn tarafındaki hânda (---) beği âdemleri bâc alırlar, ammâ bu hân dediğimiz binâdan taşralarda bir âsâr-ı binâ yokdur. Cümle cisrin iki tarafı altında hân-ı azîmlerdir. Gerçi eyâlet-i Erzurûm'da 220a Hasan kal‘ası sahrâsında nehr-i Araz üzre Sultân Çoban cisri dahi bir azîm muvassatdır ammâ bu cisr-i Batmân'a mânend değildir. Hatta Bursa şehri içre cebel-i Ruhbân'dan gelen nehr-i Irgandı üzre cisr-i Irgandı'yı bu Batmân cisri gibi murâd edinmişler ammâ ne münâsebet, anın yanında bu cisr-i Batmân kehkeşân-âsâ semâya kad çeküp zirve-i evce kemend-i bî-mânend atmışdır. Hakkâ ki üstâd-ı mühendis var makdûrun sarf edüp ol binâ-yı bânî bu cisrde tasarruflar etmişdir kim atlas-ı gerdûnda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Zîr u bâlâsından zirve-i a‘lâsına varınca Diyârbekir kal‘ası taşından taş döşenmişdir kim çakmak taşı anın yanında rahmetdir. Yedi yüz seneden berü bu cisr üzre bu kaldırım asla fenâ bulmayup gûyâ bennâ elinden henüz çıkmışdır. Bu hakîr at ile ubûr etmeğe havf edüp piyâdece ubûr edüp selâmetle karşu tarafa vâsıl olduk. Hülâsa-i kelâm bu cisrin midhatinde lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Cenâb-ı Kayyûm ınkırâzu'd-deverân metîn ü müstahkem eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b–220a ·
metinde göster ·
… yle cümle ümmet-i Muhammed'i âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arazîden masûn u mahfûz
eyleye
. Bu temâşâları edüp yine cânib-i şimâle giderken refîklerimiz eydür: "Sultânım, …
Hele hakîr bunları görüp mebhût olup Cenâb-ı Bârî'nin gazabından yine kendüye sığındım. Hudâ-yı Bîçûn azametiyle cümle ümmet-i Muhammed'i âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arazîden masûn u mahfûz eyleye. Bu temâşâları edüp yine cânib-i şimâle giderken refîklerimiz eydür: "Sultânım, eğer kadem dirîğ etmezseniz bu mahalle karîb bir temâşâgâh vardır. Ta ki acâ’ib göresiz." dediklerinde hakîr eyitdim: "Ey nûr-ı dîdem, bu seyâhatde ifnâ-yı vücûd etmeden murâd [u] merâmım sun‘-ı Hudâ'yı temâşâ etmekdir." dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
"Görürüm kim bir alây kara karıncalar ayağıma üşüp yürürler ammâ ısırmadılar. Lâkin içlerinden bir ulu kara karınca beli ince inciğime tırmaşup durduğundan hayli gocunurdum. Anı gördüm, bir siyâh kara karınca arık u za‘if topraklı yer üzre seğirderek bu kadar bin âdemi geçüp bana gelüp ayağıma çıkup ısırdı ve gâyet pek pek acıtdı. 267b Ben dahi cân havliyle iki elimle baldırımı sığardım. Cümle ayağıma çıkan karıncalar helâk olup yere döküldüler. Anı gördüm niçesi dahi cânlıca. Anlara merhamet edüp içlerinden bir kaçın çıkarup on altısın Evliyâ'ya verüp bunları yuvalarına koduydum. Bir kaçın Van Ağası Demircioğlu'na verüp var şunları deliklerine ko, inşâallah halâs olur derken meğer ölmüş karıncalar içinde ayağım ısıran kara za‘if karınca sağ imiş, ey imdi seni dahi âzâd edeyim, deyü ol karıncayı yerden alup Yûsuf Kethudâ'ya verüp "Şu karıncayı timâr eyle." dedim. Ve ölü karıncalar içinde elli altmış kadar diri karıncaları çıkarup pabucumla urup helâk eyledim, Allah hayr eyleye." deyü vâkı‘ayı takrîr eyledükde cümle "Hayr ola!" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a–267b ·
metinde göster ·
… Âhir Mu‘âviye ile Alî 354b mâbeynleri ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ile güzer
eyleye
" deyü istihrâc etdiler.
Ba‘dehû vilâdet-i Resûl'ün sene 34 Mu‘âviye ibn Ebî Süfyân vücûda geldi ve ol ân Mu‘âz ibn Cebel-i Elhem dahi müştakk olup Ebû Süfyân kabîlesiyle Ebû Tâlib kabîlesi şehr-i Mekke'de birbirleriyle ceng-i azîm edüp tarafeynden bî-hisâb âdemler merhûm oldular. Kavm-i Hâşimî ve kavm-i Kureyş mâbeyninde ilm-i nücûmda kâmil olanlar eyitdiler: "Bu Mu‘âviye mevlûdü günü böyle ceng-i azîm olup nahs-ı ekber oldu. Âhir Mu‘âviye ile Alî 354b mâbeynleri ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ile güzer eyleye" deyü istihrâc etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 354a–354b ·
metinde göster ·