… sıl olur. Anıniçün Kumburgazı derler. Eyle beyâz ve rakîkdir kim kuvvet-i basar
fark
edemez. İslâmbol'un ve Frengistân'ın kum sâ‘atcileri ve zergerleri andan rimâl …
Ma‘âdin-i sânî: İslâmbol'un cânib-i cenûbunda Yedikulle'den nîm merhale Kumburgos nâm kal‘a kurbünde bir gûne beyâz sâ‘at kumu hâsıl olur. Anıniçün Kumburgazı derler. Eyle beyâz ve rakîkdir kim kuvvet-i basar fark edemez. İslâmbol'un ve Frengistân'ın kum sâ‘atcileri ve zergerleri andan rimâl alup isti‘mâl ederler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
… şları birbirlerine eyle imtizâc etdirmiş kim her hacerin mâbeynlerin değme âdem
fark
edemez.
Ammâ bu haremin kıblesi cümle kapulardan âlî bir musanna‘ bâb-ı sa‘âdetdir kim edîm-i arzda bu der-i sa‘âdete mânend beyâz mermer-i hâm atebeli ve kat-ender-kat kirişme zıhlı ve külüplü ve medeneli bir bâb 44b görülmüş değildir. Cümle beyâz mermer-i hâmdır. Üstâd-ı mermer-trâş cümle taşları birbirlerine eyle imtizâc etdirmiş kim her hacerin mâbeynlerin değme âdem fark edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44a–44b ·
metinde göster ·
… ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u] ârı
fark
edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olundu …
Bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî rahm-ı mâderden müştak olup rû-yı arza kadem basdığımız bu Sultân Ahmed Hân'ın zamân-ı saltanatında bin yigirmi Muharremü'l-harâm'ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u] ârı fark edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olunduğun a‘lâ bilürdüm. Hamd-i Hudâ kim böyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında vücûda gelmişiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 59a ·
metinde göster ·
… lerin deryâ aşırı karşu tarafı Hâsköy ve Pîrî Paşa kasabalarıdır kim merd ü zen
fark
olunur mikdârı mâbeynehümâları bahr-i mâlihdir. Ve bu şehrin dahi subaşı ve kad …
Bu câ-yı ma‘mûrun dörd aded iskelesi vardır. Biri Yâvedûd iskelesi, biri Defterdâr iskelesi, biri Zâl Paşa iskelesi, biri Hoca Efendi iskelesi. Bu iskelelerin deryâ aşırı karşu tarafı Hâsköy ve Pîrî Paşa kasabalarıdır kim merd ü zen fark olunur mikdârı mâbeynehümâları bahr-i mâlihdir. Ve bu şehrin dahi subaşı ve kadısı vardır. Eyyûb mevleviyyeti nahîyesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118a ·
metinde göster ·
… gece yatup ale's-sabâh kâse kâse satarken üzerine darçın ekerlerdi, aslâ südden
fark
olunmaz beyâz cüllâb idi. Bir günlüğü sehl-i dilberân olup cümle ulemâ ve suleh …
Esnâf-ı subyacıyan: Dükkân iki nefer on âdemdir. Bunlar Mısır'dan gelüp bir dükkân Ayasofya hammâmı mukâbelesinde, biri Karaman-ı Kebîr'de idi. Bunlar subyaların cerre ve küplerde hıfz edüp bey‘ ederlerdi. Pirinci değirmenden çeküp pâk [ü] rakîk eleyüp, andan hamîr edüp furunda pişirüp, ba‘dehu cüllâb edüp eleklerden süzüp içine mî‘âd şekeriyle bir gece yatup ale's-sabâh kâse kâse satarken üzerine darçın ekerlerdi, aslâ südden fark olunmaz beyâz cüllâb idi. Bir günlüğü sehl-i dilberân olup cümle ulemâ ve sulehâlar mübtelâ olup hayli kâr ederlerdi. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlarında subya bey‘ ederek geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… n-ı nazar ile bu minbere nazar etseler her kıt‘a taşın birbirine imtizâcı yerin
fark
edemezler. Gûyâ yekpâre bir minber-i ra‘nâdır. Cenâb-ı İzzet rûy-ı arzda ne kad …
Evsâf-ı minber-i Câmi‘-i Sinop: Eyle bir musanna‘ mermer-i ibret-nümâdır kim sitâyişinde kerrûbiyânlar dahi âcizlerdir. Lâkin alâ-kadri't-tâka bu hakîr-i pür-taksîr deryâda katre [ve] güneşde zerre kadar tavsîf edelim. Evvelâ üstâd-ı kâmil-i kudemâ bu minberi altı kıt‘a mermer-i hâmdan inşa edüp her pâresin birbirine eyle mümtezic etmiş kim ne kadar kuvvet-i basara mâlik olan Cemşîd-i hezârfen kimesneler im‘ân-ı nazar ile bu minbere nazar etseler her kıt‘a taşın birbirine imtizâcı yerin fark edemezler. Gûyâ yekpâre bir minber-i ra‘nâdır. Cenâb-ı İzzet rûy-ı arzda ne kadar nebâtât [u] şükûfe ve ezhârât halk etmişse üstad-ı mermer-bür nakkâş yed-i tûlâsın ayân edüp bu minberde icrâ etmişdir kim diyâr-ı İslâm'da bir minber buna mu‘âdil değildir. Meğer Bursa'da Ulu Câmi‘ minberi ola. Ammâ bu minberin tarz [u] tarhı rub‘-ı meskûnda yokdur. Zîrâ bunda olan üç kat biri biri altında islimî ve rûmiler ve dal kırma [ve] zülf-i nigâr ve nilüfer-i çîn ve gül-i nesrîn nakışları ile müzeyyendir. Hulâsa-i kelâm cemî‘î seyyâhân-ı berr u bihâr ve üstâdân-ı hezâr-kâr-ı zevi'l-iktidâr olanlar bu minber-i ibret-nümûnu görüp engüşt ber-dehen edüp "Bu makdur-ı beşer kârından değildir. Ancak bir kibâr-ı evliyâullahın ızhâr-ı kerâmetidir" derler. Tâ bu mertebe sihr-i i‘câz bir minber-i bî-misâldir. Bu câmi‘-i zîbâ kal‘a varoşunda olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bedgâh-ı kadîm müstecâbü'd-da‘ve yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246b ·
metinde göster ·
… u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından
fark
olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
olunmaz. Gâyet mukavvî ve serî‘u'l-hazm atlarının etleri olur. Bu menzîlde sabâ …
Bu hakîrin ibtidâ at eti yiyüp Tatar askeriyle sefer eşdiğimiz bu Azak senesidir. Bu hakîr gerçi Tatar Hâna müntesib idik. Ammâ kabîle-i Mansûrlu beğlerinden Kaya Beğ kovuşuyla eşüp yovar bar-keşi idik. Yarar nâmdâr ağırmak atlarımız var idi. Ve bu kabâ’il-i Mansûrlu Kırım'ın yurd ekeleridir, ya‘nî Kırım cezîresinin sâhibleridir. Gözleve kal‘ası tarafında Mankıt illeri bunların yurdlarıdır. Gâyet semîn atları olur lahm [ü] şahmları ceyran lahmından fark olunmaz. Gâyet mukavvî ve serî‘u'l-hazm atlarının etleri olur. Bu menzîlde sabâh olup şems-i âteş-tâb kulle-i felekden tulû‘ edince cümle 263a kovuşlardan öt ağaları taraf taraf köslerin çalınca cümle Tatar sadaklanup savatlanup atlara süvâr olup 9 sâ‘at yürüyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b–263a ·
metinde göster ·
… Paşa yanına var. Mehemmed Paşa yanında durma" dedikde "Sultânım! Üçünüzde dahi
fark
yokdur. Mehemmed Paşa efendimizin vâlidesi sizinle ve Melek Ahmed Paşa efendimi …
Ba‘dehû İpşir fermânlar yazup Varvar'ın münhedim olmuş askerinin ardı sıra İpşir kapucıbaşıları ta‘yîn olunup nefîr-i âm ile Varvar'ın askerin kırmağa başlayup günden güne Çerkeş sahrâsında yüzer ikişer yüzer âdem katl olunup mâl [u] erzâkları İpşir içün kabz olunup tevâbi‘-i İpşir'in en ednâsı bir mîr-i muhterem gibi oldu. Ve İpşir Paşa ol kadar mâl-ı Kârûn'a mâlik olup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ve Kara Sefer Paşa'nın ve Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendioğlu'nun cümle mâlların Varvar zabt etmişdi. Varvar münhedim olunca cümlesinin mâlın İpşir zabt edüp hadd [u] hesâbın Cenâb-ı Bârî bilür mâl-ı gence mâlik oldu. Ammâ hakîr havfe düşüp Varvar tevâbi‘i hakkına emirler sâdır olunca hakîre telâş el verüp ba‘de'l-asr doğru İpşir Paşa'ya varup eyitdim: "Sultânım! Şimdi ortalıkda cümle asker ayak üzre. Ben aralıkda kaldım. Bana bir dest-i hattınız ihsân eyle" dedikde "İşte Varvar'a mektûblarla geldin. Yine Varvar buyurdu versin" deyü Varvar'ın leşin gösterüp şaka edüp "Tiz şuna bir buyurdu verin. Durmasın gitsin, yohsa şimdi Varvar'ın yanına korum" dedikde "Yâ ben âsî değilim ve pâye kat‘ edüp tûğ ve sancâğ ve bayrak sâhibi değilim, aşk olsun yola" deyüp İpşir Paşa vâfir hazz edüp tebessüm edüp eydür: "Sen Defterdâroğlu yanında nişlersin. Niçin yine bizim Melek Ahmed Paşa yanında olmazsın" dedikde "Vallahi Sultânım! Bir iki vezîrin mâbeyni mahsûlüyüm. Her kankısı menâsıb-ı âlîye nâ’il olursa seyâhat hâtıriyçün anınla mansıba giderim. İnşaallah şimdi Defterdâroğlu ma‘zûldür. Bu feth-i meserret haberleriyle kelleler der-i devlete vardıkda size Şâm-ı cennet-meşâm toprağı müşk-i amber-i hâm ve Şam-ı dârü's-selâm geldikde İnşâallahu Te‘âlâ size intisâb edüp Şâm-ı Şerîfe giderim" dedikde "Yok, götürmem. Hemân yine Melek Ahmed Paşa yanına var. Mehemmed Paşa yanında durma" dedikde "Sultânım! Üçünüzde dahi fark yokdur. Mehemmed Paşa efendimizin vâlidesi sizinle ve Melek Ahmed Paşa efendimizin vâlidesiyle hısm-ı kavm [ü] kabîle değil midir ve benim vâlidem de Melek efendimin vâlidesi kız karındaşı değil midir, arada müfârakat yokdur, deyü Mehemmed Paşa efendim vâlidem tarafından, İpşir Paşa efendim sikadan zevi'l-erhâm akrabâmdır deyü tefâhur kesb eder. Siz anınla ecnebî mu‘âmelesi edersiz" dediğimde "Hây gidi ışık. Üs kes bizi Defterdâroğluyla akrabâ edüp mâbeynimiz ıslâh etdi" dedikde hemân kalkup dest bûs edüp eyitdim: 366b "Habîb-i Hudâ aşkına olsun. Paşaya bir muhabbetnâmeniz ihsân edüp bu ma‘zûllığında mahzûn kalbini dilşâd ve vîrân gönlünü âbâd idün. Allah da sizin her işde mu‘în ve zahîriniz ola. Ve mâl-ı ganâ’imden İslâmbol'a gitmeğe atdan ve esvâbdan, ba‘zı sipâhlıkdan şeyler ihsân [u] in‘âm ediniz" dedikde bisâtıyla bir at ve bir çerke çadır ve yetmiş altun verdi. Zira hisseti kemâlinde idi. Abaza kavminin "Hasîs" kabîlesinden idi. Hele mektûb-ı muhabbet-üslûbuyla bir emr alup ahîrecisi Alî Ağa ile Çerkeş'de hizmetkârlarımla ve merhûm Varvar Alî Paşa'nın geldiğim gün ihsân etdüğü metâ‘lar ve katarlar ve memlûklar ile Çerkeş'den cânib-i garba 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366a–366b ·
metinde göster ·
… mücevher zeynli küheylân at keşîde kılup şâh süvâr oldukda koltuğuna girüp yine
farkına
cevâhir ve dürr-i yetîm nisâr eder ve akîb-i şâhca üç kîse altun gönderüp şâhın …
Ba‘dehû Bâyezîd Hân şâh ile müşerref oldukda Şâh Tahmâsb Bâyezîd'in başına cevâhir nisâr edüp sene 967 târîhinde Bâyezîd Hân'a Şirvân hanlığı verüp kabûl etmeyüp bî-hadd ü bî-kıyâs ta‘yînât u nukûd-ı akçe ve iki yüz boğça verüp bir sarây-ı âlîyi zer-ender-zere müstağrak edüp anda meks edüp cemî‘i sohbeti şâh ile olup sayd [u] şikârda cân sohbeti ederlerdi. Bir gün Bâyezîd Hân, Şâhı hânesine da‘vet edüp bir ziyâfet-i azîm edüp niçe yüz bin guruş değer zî-kıymet mücevher hançer ve kılıç ve gaddâre ve zeheb-i hâlis ile mebnî elli aded mücevher suhûnlar ve sîm âvânî siniler ve leğen ve ibrîk ve buhûrdân ve gülâbdân ve münebbed Hıtâyî kâseler pîşkeş verüp şâhın başına cevâhir nisâr edüp ba‘de's-sohbe şâh sarâyına giderken üç re’s mücevher zeynli küheylân at keşîde kılup şâh süvâr oldukda koltuğuna girüp yine farkına cevâhir ve dürr-i yetîm nisâr eder ve akîb-i şâhca üç kîse altun gönderüp şâhın cemî‘i nevkerlerin ihsân ile Bâyezîd Hân bây-ı yezîd eyledi. Vilâyet-i İrân-zemînin efvâh-ı nâsında bu gûne gütf ü gû olurdu kim "Allahu A‘lem Bâyezîd Hân ihsân [u] in‘âm ile İran-zêmine şâh olacakdır derlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b ·
metinde göster ·
… ede ol kadar hâs ve beyâz asel-i musaffâ olur kim Hudâ âlimdir beyâz dülbendden
fark
olunmaz ve tenâvül edene aslâ ve kat‘â harâret vermeyüp râyiha-i tayyibesinden …
Menzil-i karye-i Sasalar: Gâzî Hudâvendigâr'ın Sasa Koca nâm bir yarar-ı benâm anda ibtidâ mesken edinmeğile karye-i Sasa derler. İki yüz hâne-i müslim ve gayrimüslim hâneleri vardır. Hatta Boşnak İshâk Ağa bunda sâkin olmağıla çâr-kûşe bir kulle-i bâlâ binâ edüp haydud [u] harâmî şerrinden emîn oldu. Ve Tatar Süleymân Ağa bir hân binâ edüp karyesi dahi ziyâde imâr oldu. Bu beledîn dağlarında olan gûnâ-gûn giyâhât [u] nebâtât, haşâyişât envâ‘ının kesretinden ve gül-i gülistân ezheriyyâtının vefretinden bu karyede ol kadar hâs ve beyâz asel-i musaffâ olur kim Hudâ âlimdir beyâz dülbendden fark olunmaz ve tenâvül edene aslâ ve kat‘â harâret vermeyüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Hakkâ ki sûre-i (---)Arapça âyeti bu engübîn hakkında nâzil olmuşdur. Bu karye câmi‘inin imâmı Alî Efendi yetmiş sene sâ’imü'd-dehr sulehâ-yı ümmetden mazanne-i kerâme bir kimesnedir. Andan yine şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
… p gûyâ yekpâre der. Bir seng-i ma‘kûk bir gayr-i hacer-i mahkûkdan bir mûr-ı pâ
farkı
yokdur. Gûyâ cümle hacerât-ı kesîre yek-pâre olup eyle mücellâdır kim cümle ben …
Ve yigirmi aded kubbe-i ser-nigûnların derûnunda olan nakş-ı bukalemûn-ı ibret-nümûn-ı ber-kubbe olan bir kubbede yokdur. Garâbet anda kim her birinin tarh [u] tarzı ve elvân boyaları birer kubbede başka başka gûne resm olunmuşdur. Bir acâ’îb dahi oldur kim üç yüz altmış yıldan berü Edirne şehrinin şiddet-i şitâsından ve kemâl-i harâretinden ile'l-ân bu kadar elvân boyaların rengâmîzlerine tagayyür gelmemişdir. Gûyâ henim Nakkâş-ı Ezel destinden çıkmışdır. Cemî‘i musavvirân-ı nakkâşın sûretinde nûr yokdur, ammâ bu kıbâblar serâpâ pür-nûr olup şükûfe-i bukalemûnu gûyâ zî-rûhdur. Âyîne-vâr bir gûne mücellâdır kim şa‘şa‘ası temâşâ edenlerin rûyine pertev urur. Ve bu haremin cânib-i erba‘asında olan pencereler üzre gûnâ-gûn ibret-nümûn hatlar ile kasâ’idler tahrîr olunmuşdur. Bu harem-i dil-küşâ eyle ruhâm-ı mermer-i hâm ile mefrûşdur kim her seng-i hurdenin imtizâcına âdem hayrân kalup gûyâ yekpâre der. Bir seng-i ma‘kûk bir gayr-i hacer-i mahkûkdan bir mûr-ı pâ farkı yokdur. Gûyâ cümle hacerât-ı kesîre yek-pâre olup eyle mücellâdır kim cümle benî Âdem'in reng-i rûları nümâyândır. Yine bu haremin tâ vasatında cemâ‘at-i kesîreye tecdîd-i vuzû’ etmek içün bir havz-ı Hanefîsi var, âb-ı hayât fevvârelerinden pertâb edüp revâne olmadadır. Cümle tâlibân-ı salât andan tecdîd-i vuzû’ edüp tâ‘at-i Sübhân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b ·
metinde göster ·
… rvler, garâbet bu kim birbirinden kadd u kâmetde ve kıyâfetde ve letâfetde aslâ
farkları
yokdur. 154a Ve birinin bir nihâl-i nâ-resîdesi ve şu‘beleri bir ser-i mû ser …
Ammâ bu harem kıbâbları Üçşerîfeli kubbeleri gibi derûnu münakkaş değildir. Hemân cümlesi sâde güzeli kıbâb-ı ebyazlardır. Ammâ bu harem tûlen ve arzen ikişer yüz kademe vâsi‘ haremdir. Ve tâ ortasında bir âbdest havzı vardır kim şadırvânı havz kubbesine pertâb eder. Ve dört aded sebz-gûn zümürrüd-misâl servler var kim bizzât Bâyezîd-i Velî dest-i şerîfleriyle dikildiklerinden nazar-ı şerîfleri ta‘alluk edüp her biri eflâke kad çekmiş müşk-bû serâmed serserî servler, garâbet bu kim birbirinden kadd u kâmetde ve kıyâfetde ve letâfetde aslâ farkları yokdur. 154a Ve birinin bir nihâl-i nâ-resîdesi ve şu‘beleri bir ser-i mû ser-i pâya {varınca} hâric ü âric değildir. Tâ bu mertebe kibâr-ı kümmelîn Mansûrî-dıraht servlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153b–154a ·
metinde göster ·
etdiğiyçün Mâ-fârıkayn derler. Hakkâ ki böyledir. 218a
Evsâf-ı eşkâl-i kal‘a-i Meyâfârikîn: Müverrihân-ı Rûm bu kal‘a hakkında cezîre-i Şat ve nehr-i Furât mâbeynindeki cezîre-i azîm içredir deyü tahrîr etmişler ammâ galat-ı fikr etmişler. Hakîr bu mahalde on sene mikdârı tek ü pûm vardır kim selîkam bu fenne düşmek ile kırat-be-kırat dakîkiyle ma‘lûmumdur. Nehr-i Furât u Murâd Malatıyye kurbünde Kömürhânı cenbinde cereyân edüp kırk menzilde kal‘a-i Kurna kurbünde nehr-i Şatt'a munsabb olup Şattu'l-Arab olur ve nehr-i Şat Diyârbekr'in Fızkayası dibinden geçüp iner, Hasankeyfâ ve Cizre ve Musul ve Bağdâd ve Kurna dibinde yine nehr-i Furât'a rîzân olur. Bu kerre Diyârbekir'den cisri geçüp şimâle iki gün gidüp bu kal‘a-i Mefârikîn'e gelir. Bu takdîrce bu kal‘a niçe Şat ile Furât mâbeynindeki cezîrede olmuş olur. Bu hakîr-i pür-taksîr im‘ân-ı nazar ile nazar edüp böyle gördük. Ancak bu kal‘a nehr-i Şat ile nehr-i Batmân mâbeyninde vâki‘ cezîrede mebnî olup nehreyn-i azîmeyn mâbeynlerini fark etdiğiyçün Mâ-fârıkayn derler. Hakkâ ki böyledir. 218a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
… yâtları Firengî şekilli esbâblar dikerler kim sûzen yerleri harîrin tellerinden
fark
olunmaz ve berber dükkânları Pâk-i Selmânî'lerdir ve sarrâcları gâyet üstâdlard …
Der-vasf-ı memdûhât-ı sanâyi‘ât: Evvelâ üstâd-ı mühendis bennâları var kim, misilleri meğer cezîre-i Sakız'da ola ve hayyâtları Firengî şekilli esbâblar dikerler kim sûzen yerleri harîrin tellerinden fark olunmaz ve berber dükkânları Pâk-i Selmânî'lerdir ve sarrâcları gâyet üstâdlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258b ·
metinde göster ·
… ri yokdur. Zîrâ bu mahalde Şattu'l-Arab deryâdır kim arzı üç mildir, merd ü zen
fark
olunmaz ol kadar arîz Şatt'dır. Ve Basra kal‘asının bu Şatt tarafı gâyet metâne …
Ve Basra'nın üç tarafında handakı vardır. Ammâ Şatt tarafında handakı ve cisri yokdur. Zîrâ bu mahalde Şattu'l-Arab deryâdır kim arzı üç mildir, merd ü zen fark olunmaz ol kadar arîz Şatt'dır. Ve Basra kal‘asının bu Şatt tarafı gâyet metânet üzre mebnîdir. Ve cümle Basra kapusu (---) aded bâb-ı haşeblerdir. Bu bâblara nâzır metîn ü kavî ebrâclar vardır. Evvelâ Bağdâd tarafına Müşrâk kapusu paşalara cirid meydânı ve ıydeyn-i şerîfeynde sıbyânlar ve fetâlar içün Salıncak ve Dollâb meydânı bu kapu tarafındadır. Ve Varoş Cisri kapusu, cânib-i (---) ve Kurna kapusu, taraf-ı (---) mekşûfdur ve Rabât kapusu, Bağdâd tarafına meftûhdur. Ve Mühennâvî kapusu, cânib-i Şatt aşrı Gürdelen'e meftûhdur. Ve Bahr kapuları cânib-i şarka küşâdedir. Ve Hasan-ı Basrî kapusu, taraf-ı kıbleye nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360b ·
metinde göster ·
olunmazdı. 112b Hattâ bu savaş-ı perhâşda yüz beş aded yiğit câm-ı şehâdetden …
Hemân küffâr kubur yolların görünce ve kal‘a altına lağım yolları girince ve sürülen toprağın handak içine dağlar gibi geldiğin görünce hemân küffâr-ı murdâr gûyâ bir kudurmuş mâr olup gece ve gündüz top u tüfeng ve kumbara vü fişeng dûdının muzlimliğinden rûz-ı rûşen leyle-i muzlimden fark olunmazdı. 112b Hattâ bu savaş-ı perhâşda yüz beş aded yiğit câm-ı şehâdetden nûş {edince mest}[ü] medhûş-ı ebed olup meşhed-i gâziyân mahallesinde cümlesin hânelerine götürdüler. Ve sıhhatde kalan gâzîler cümle meterislerde ve sıçan yollarında mükellef tabyalar ve siperler yapdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 112a–112b ·
metinde göster ·
… düp beşer onar tüfengleri ve bellerinde kılıçları var. Ve serhadli askerimizden
fark
olunmaz, eyle esbâb geyüp küheylân at binerler ve pâk gezerler ve pâk yerler ve …
Ammâ kavm-i Macar'ın gerçi devletleri za‘îfdir, ammâ sofra sâhibleridir ve müsâfir katlanırlar ve vilâyetleri ekin biçin vilâyetleri olmak ile ekinci kavmdirler. Ve hakkâ ki bahâdır kavmdirler, Tatar gibi her vilâyete çatal atlar ile seğirdüp beşer onar tüfengleri ve bellerinde kılıçları var. Ve serhadli askerimizden fark olunmaz, eyle esbâb geyüp küheylân at binerler ve pâk gezerler ve pâk yerler ve müsâfire gâyet ri‘âyet ederler ve esîrlerine Nemse gibi işkence etmezler. Ve Osmânlı gibi kılıç çalarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·
Ve iki asker ol meydânda birbirlerine girüp murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldılar. Ol gün rûz-ı rûşen vakt-i Şâfi‘î-misâl olup asker birbirlerin farkdan kalup ceng etmeğe iktidârları kalmadı. Derhâl asâkir-i İslâm bir kaytavul, ya‘nî dönek edüp cümle asker rûzgâr-ı zorkâr üzre çıkup dumandan gözlerin açdılar ve asker-i muvahhidîn birbirlerin cenge terğîb etmeğe başladılar, ammâ iki binden ziyâde âdem mecrûh olup bin mikdârı kadar yiğitler şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serhoş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
yokdur. Ammâ bu kulleden karşu kulle-i Şâhî'ye varınca nehr-i Ten üzre üç kat k …
Bu da Azak tarafındaki gibi Hünkâr kullesine müşâbihdir. Kadd [ü] kâmetde ve cebehâne ve zahîre ve metânetde ve neferâtda ve dervezelerde ve aşağıda çimden tabur handaklı tabyalarıyla aslâ karşu tarafdaki kal‘a-i Şâhî'den farkı yokdur. Ammâ bu kulleden karşu kulle-i Şâhî'ye varınca nehr-i Ten üzre üç kat kol kalınlığı demir zencîrler çekerler, azîm dollâbları var. Ve zencîrleri kayd [u] bend edecek azîm somâkî direkleri var. Bu zencîrler gece ve gündüz nehr-i Ten üzre tirinka gerili durup bir Urus kayığı ve tomruk ve bir kütük geçmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 187a ·
metinde göster ·
… . Çünki Arz-ı Mukaddese'de Hazret-i Zekeriyyâ'yı Yahûdîler erre-i Zekeriyyâ ile
farkından
iki falk edüp nübüvvet-i risâlet mührü ve tâc-ı hilâfet sikkesi Hazret-i Yahyâ' …
Netîce-i kelâm bu kal‘a-i bî-bedel günden güne dest-i Rûm'da amâr olup sevâd-ı mu‘azzam bender-âbâd bir dâr-ı diyâr oldu. Çünki Arz-ı Mukaddese'de Hazret-i Zekeriyyâ'yı Yahûdîler erre-i Zekeriyyâ ile farkından iki falk edüp nübüvvet-i risâlet mührü ve tâc-ı hilâfet sikkesi Hazret-i Yahyâ'ya değüp kavm-i Yahûdî'yi dîne da‘vet etdikde ol asrın kral-ı dâllı olan (---) nâm la‘în kızını nikâh almak içün Yahyâ Nebî'den fetvâ taleb etdikde Yahyâ Nebî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 223a ·
metinde göster ·
… sararlar. Dörd kulaç olsa kefereleri tecrîm ederler. Aslâ müselmân destârından
fark
olmaz kefere re‘âyâlarıdır.
Temâşâ-yı garîbe: Cümle zenâneleri 237a dahi kırmızı saya çukadan berata geyüp cevâhir ve incü püskülleri beratalarının depelerine zeyn edüp cümle Frengî atlâs ve kâmhâ ve hârâ ve dârâyî hil‘at-i fâhireler geyüp başlarında beyâz ızâr ve yüzlerinde kıldan nikâb ile mestûr olup gezerler. Ammâ ibret-i acîbe kefere re‘âyâlarının bir nev‘i üç kulaç beyâz sarık sararlar. Dörd kulaç olsa kefereleri tecrîm ederler. Aslâ müselmân destârından fark olmaz kefere re‘âyâlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 236b–237a ·
metinde göster ·
… rîde üstâd-ı kâmil ve mahâret sâhibi olsa ol taşların birbirlerine imtizâcların
fark
edemez. Gûyâ yek-pâre kırk arşın kaddi bir dîvâr-ı bâlâ sanırsın. Ve eyle mücel …
Ve mihrâb u minberinin vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Ve bu câmi‘in rûy-ı dîvârlarında olan beyâz mücellâ mermer taşların her biri fîl cüssesi kadar vardır. Hikmet, garâ’ib bunda kim bir âdem her ne kadar ilm-i mi‘mârîde üstâd-ı kâmil ve mahâret sâhibi olsa ol taşların birbirlerine imtizâcların fark edemez. Gûyâ yek-pâre kırk arşın kaddi bir dîvâr-ı bâlâ sanırsın. Ve eyle mücellâ ve muşa‘şa‘ dîvârdır kim ber-hevâ bir [ze]rre ve bir şemmecik uçsa ol dîvârda nümâ[yâ]ndır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b ·
metinde göster ·
Der-memdûhât-ı sanâyi‘ât: Gûnâ-gûn harîrden Cezâyir muhatteminden fark olunmaz elvân harîr muhattemler ya‘nî mühürlü makdemler kim levendât makûleleri başlarına sarup bellerine kuşak ederler. Ve siyâh zerdûz işleme poşuları olur ve harîr münakkaş destâr-ı tavîlleri ve sâfî harîrden bürüncük nâm hayâl ve rakîk gömlekleri olur. Ve bir gömleklik bezi bir boğum kamış içine koyup pâdişâhlar ve vüzerâ ve vükelâlara hedâyâ götürürler. Bir gömleği yedi sekiz dirhem gelir. Tâ bu mertebe hayâl harîr bezi olur. Ve harîri gâyet çokdur. Sığâr [u] kibâr, zen-i duhterânları cümle ipek hâsıl edüp Eyyûb Nebî kurdcuğazları besleyüp harîr peydâ ederler, zîrâ tokuz bin aded bâğlarında cümle tut ağaçları cihânı dutmuşdur. Sahrâlarında mezâri‘âtları cümle kalımbok olup sığâr u kibârı cümle kalımbok ekmeği yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 273a ·
metinde göster ·
… ü şeytânatlar ile içi ve taşrası memlû idi. Ve ka‘r-ı handakı ka‘r-ı zemînde ve
fark-ı
cevsakı çarh-ı berînde Moton tılâl-ı ke'l-cibâl Koron geçirmek ile sedd-i Ye’cû …
Bu kal‘a eyle bir hisâr-ı üstüvâr-ı nîlgûn tâk ve lem-yekün mislühâ fi'l-bilâdi ve'l-âfâk olan bu Kandiye kal‘ası yigirmi yedi yıldan berü feth [u] teshîre gelmemiş idi. Niçe sipehsâlârân-ı mu‘azzamlar ile niçe kerre yüz bin asâkir-i İslâmlar gelüp bu zîr-i kal‘ada cümle şehd-i şehâdet câmların nûş edüp sarhoş-ı vâdî-i hâmûşân olup ve niçe kerre yüz bin ibâdullâh-ı müslimîn bu kal‘anın feth [u] teshîriyçün esîr-i bend-i zencîr olup niçe bin pâre keştîler pâre pâre olup ve niçe kerre yüz bin aded re‘âyâ vü berâyâlar pârekende ve perîşân olup ve niçe bin kurâ ve kasabâtları vîrân ve alan u tâlân ve harâb [u] yebâb ahâlîleri esîr [ü] kebâb ve eser-i binâları türâb olup niçe kerre yüz bin gûne zulm [ü] ta‘addî olduğu ma‘lûm-ı âlem ve mefhûm-ı kâffe-i benî ümem olup lâkin ol bî-nihâye müttesi‘a deryâ-yı Sefîd'in ortasında vâki‘ olmuş yedi yüz yetmiş mîl Girid adasının şimâlîsine nâzır tarafında bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenger ve dilgîn kilîdi olmağile ve dâru'l-küfrün rükn-i rekîni ve metânetde sedd-i metîni olup felek-vâr üstüvâr ve enderûn [u]308a bîrûnunda esbâb-ı âlât-ı cidâl ile pür ve hiyel ü şeytânatlar ile içi ve taşrası memlû idi. Ve ka‘r-ı handakı ka‘r-ı zemînde ve fark-ı cevsakı çarh-ı berînde Moton tılâl-ı ke'l-cibâl Koron geçirmek ile sedd-i Ye’cûc-misâl ve Kahkahâ-vâr âhenden kavî ve metîn bir kal‘a olmuş idi. Ve derûnu ehrimen küffâr ile kûh-ı Kâf-misâl dolmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 307b–308a ·
metinde göster ·
… ir kim vakt-i seherde bir tarafda olan cânlar öte tarafda olan insânları gücile
fark
eder.
Bu dahi anın gibi İslâmbol'da Galata kullesi gibi evc-i âsımâna ser çekmişdir. Ve dâ’iren-mâdâr yedi (yedi) aded köşe kalın ve metîn ve kârgîr binâ-yı serâmeddir kim bir sivri külâh-misâl tahta kubbe üzre kurşum örtülü ve iki âdem kaddi âlî altun yaldızlı alemli kubbe-i serâmedli meydân-ı bahârdır, ammâ ol kadar vâsi‘dir kim vakt-i seherde bir tarafda olan cânlar öte tarafda olan insânları gücile fark eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378b ·
metinde göster ·
edemez. Ammâ mezkûr aşağı yeni kal‘a eski kal‘anın şimâlî tarafı altında alçak …
Hakkâ ki bir püşte üzre yüzük kaşı gibi taşı durur bir kal‘a-i üstüvardır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi aşağı kal‘a ile cümle üç bin adımdır. Ve cânib-i erba‘ası yalçın kaya üzredir. Etrâfında handakı yokdur. Zîra Kahkahâ-vâr gayyâ kayaları misâl uçurum kayalardır. Âdem aşağıda olanı fark edemez. Ammâ mezkûr aşağı yeni kal‘a eski kal‘anın şimâlî tarafı altında alçak tarafına düşmüşdür kalmışdır yerdedir. Sene 842 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Q 5bP 5b zamîme edüp binâ etmişdir. Şehrin alçak yerinde vâki‘ olmağile yüz arşın mikdârı kesme kaya handakı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y9a ·
metinde göster ·
… â gâyet latîfdir kim hablü metînine yapışan râh-ı hakkı bulur ve hakkı bâtıldan
fark
edüp kendü nefsin bilür. Ve akâyide müte‘allık bir risâlesi vardır kim lâ-nazîr …
Ve bu Birgili Mehemmed Efendi ulemâ-yı zâhirdendir. Hâlâ cemî‘i avâm-ı nâs içre tilâvet olunur Birgili Risâlesi deyü mu‘teber bir risâledir. Ammâ gâyet latîfdir kim hablü metînine yapışan râh-ı hakkı bulur ve hakkı bâtıldan fark edüp kendü nefsin bilür. Ve akâyide müte‘allık bir risâlesi vardır kim lâ-nazîrdir. Ulemâ-yı mütekaddimînden bir ferd bu vâdîde müşkil-küşâlık etmemişdir. Ve Sultân Süleymân asrında zuhûr etmişdir. Ve kabr-i şerîfinde kubbe ve gayri şey kabûl etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y87b ·
metinde göster ·
Kurdoğlu burnu: Menteşe hâkinde Mekri kazâsı hudûdudur. Bu burnun karşu mukâbelesindeki buruna Elbesu burnu derler. Bu dahi Mekri kazâsı hudûdudur. Bu mezkûr iki burun bir boğaz ağzı vâki‘ olup bundan içeri şarka yüz elli mîl tâ Mekri kal‘asına varınca bir körfesdir. Yine Kurdoğlu burnu kıyıları ile on mîl batı eyyâm ile gidüp Göben limanı yüz pâre gemi alur a‘lâ yatakdır. Ve bu kıyılara Farki kıyıları derler, çamlı dağlardır. Andan yigirmi mîl gûnâ-gûn burunlar dolaşarak bir yalçın püşte üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y126b ·
metinde göster ·
… mermer-i pâkler ile kaldırımlar var kim her taşın imtizâcın yüz bin dikkat ile
fark
olunmaz.
Ve bu âsitâne ve manastırdan câmi‘ olma ibâdetgâhın şâhrâhında iki bin adım tûlu beyâz mermer vâsi‘ kaldırımdır. Ve iki cânibi üzüm asması çardağı içün niçe bin beyâz mermer ve gayri amelî sütûnlar üzre tâklar ve musanna‘ ve beyâz mermer-i pâkler ile kaldırımlar var kim her taşın imtizâcın yüz bin dikkat ile fark olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y151a ·
metinde göster ·
… rine hadîd-i rusâs ile eyle mümtezic etmiş kim dikkat olunsa iki taşın imtizâcı
fark
olunmaz. Ve herbir seng-i ebyazı eyle mücellâdır kim ibret nazariyle nazar eden …
Ve dîvârlarının herbir taşı altışar zirâ‘ taşdır. Ve üstâd mühendis bennâ herbir taşı birbirlerine hadîd-i rusâs ile eyle mümtezic etmiş kim dikkat olunsa iki taşın imtizâcı fark olunmaz. Ve herbir seng-i ebyazı eyle mücellâdır kim ibret nazariyle nazar edenin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bu der-i dîvârda aslâ kireç ve cibs ve tîn yokdur. Cümle demir kened ile binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y182a ·
metinde göster ·
… ta etmiş bir sahra-yı azîmdir kim bir tarafdan bir tarafa ricâl ve nisvân idüği
fark
olunmaz bir çemenzâr vâdîdir. Dâ’iren-mâdârı kıble tarafında Mescid-i Aksâ sıra …
Sahra-i şerîfin haremini ihâta etmiş bir sahra-yı azîmdir kim bir tarafdan bir tarafa ricâl ve nisvân idüği fark olunmaz bir çemenzâr vâdîdir. Dâ’iren-mâdârı kıble tarafında Mescid-i Aksâ sırası ile dörd yüz adımdır. Ve şimâl tarafında Bâb-ı Hıtta sırası ile dahi dörd yüz adımdır. Ve şark tarafında kal‘a dîvârı sırası ile dahi altı yüz adımdır. Ve garb tarafında Mahkeme kapusu sırası ile dahi altı yüz adımdır. Bu hisâb üzre bu harem cümle iki bin adım gül [ü] gülistân ve sünbül ü reyhân ve mül bülbül-i destân âşiyânlı dırahtistândır kim gûnâ-gûn şecere-i tayyibe olan Cennet-i Me’vâ ağaçlarından Y 216a çınâr ve kavak ve bîd-i sernigûn ve niçe bin zeytûn ve incîr ve serv-i ibret-nümûn dıraht-ı mevzûnlar ile müzeyyen bir mesîregâh ve teferrücgâh yerdir. Ve seksen üç yerde ulu dırahtların sâyelerinde seksen üç yerde ibâdetgâh soffacıkları var. Ve her birinde birer mihrâbı var kim her biri birer kibâr-ı evliyâullâhın savma‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y215b–Y216a ·
metinde göster ·
… Cehil'dir. Hazret-i Ömer'e Hazret-i Resûl Ömerü'l-Fârûk dediler. Hakkı bâtıldan
fark
etdikleriyçün bunlara Fârûk buyurdular. Müddet-i hilâfetleri 10 sene şehr 2 yev …
Vâlidelerinin ismi Cesîme bint el-Hâşim bin el-Mugîre'dir kim Ebû Cehil la’înin kız karındaşıdır. Ebû Cehl Hazret-i Ömer'in dayısı olur ve Ebû Cehil'in ismi dahi Ömer'dir. Lakabı Ebû Cehil'dir. Hazret-i Ömer'e Hazret-i Resûl Ömerü'l-Fârûk dediler. Hakkı bâtıldan fark etdikleriyçün bunlara Fârûk buyurdular. Müddet-i hilâfetleri 10 sene şehr 2 yevm 4. Hazret-i Resûl cümle Sahâbe-i kirâmlarına bir künye ya‘nî lakab korlar idi. Bunlara Hafz künye kodular. Ve duhter-i pâkîze-ahterleri Hafza'dır. Gâyetü'l-gâye zekî hâfıza-i Kur’ân idi. Hattâ Hazret-i Osmân-ı câmi‘ü'l-Kur’ân Kur’ân-ı azîmi cem‘ ederken bu bint Ömer Hafza'dan istimâ‘ edüp cem‘ ederdi. Anıniçün hâlâ cemî‘i kurrâ meşâyihleri mâbeyninde kırâ’at-i Hafz i‘tibâr etdikleri Hazret-i Ömer kızı Hafza'dan kalmışdır. Ve hayli mu‘ammere olmuşdur. Ammâ Hazret-i Ömer'in müddet-i ömürleri sene 23 Hicret'den sonra vefât etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y290a ·
metinde göster ·
… a binâ olunmuş mîl minâre-vâr alemleri vardır kim Harem-i şerîf hudûdu gayriden
fark
olunur. Bu alâmetleri Adnân binâ etmişdir. Ve Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnü'r-Reşîd …
Ve her tarîkın hudûdlarında binâ olunmuş mîl minâre-vâr alemleri vardır kim Harem-i şerîf hudûdu gayriden fark olunur. Bu alâmetleri Adnân binâ etmişdir. Ve Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnü'r-Reşîd ve oğlu Me’mûn Halîfe dahi Harem-i şerîfe çok âsâr-ı binâlar zamm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y340b ·
metinde göster ·
… sır Emîrü'l-haccı Rıdvân Beğ merhûm tathîr etmiş. şâm ile Mısır yolu bu mahalde
fark
olunduğıyçün akabe-i Derbbeyn derler. Ve bu akabe'yi ubûr edüp muğaylânlı ve ka …
Menzil-i Cüdeyde, andan beş sâ‘at gidüp Bedr-i Huneyn yolu solumuzda kalup Mısır yoluna bir dere içre saptığımız mahalde şâm-ı şerîf huccâcının delîl bayrakları nümâyân oldukda acele ile Mısır yoluna revâne olup akabe-i Derbbeyn derler bir mahûf u muhâtara sa‘b kayalı yer imiş. Mısır Emîrü'l-haccı Rıdvân Beğ merhûm tathîr etmiş. şâm ile Mısır yolu bu mahalde fark olunduğıyçün akabe-i Derbbeyn derler. Ve bu akabe'yi ubûr edüp muğaylânlı ve kayalı yollar ile ubûr ederek 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y369a ·
metinde göster ·
yokdur, ammâ bunda olan san‘at sihr-i mübîndir. Ve iki lisânı var. Kaçan şimâl …
İki başı var, biri cânib-i şarka nâzır, biri cânib-i garba nâzır. Me’âl-i kelâm hemân zolta guruşundaki kuş tasvîridir, aslâ farkı yokdur, ammâ bunda olan san‘at sihr-i mübîndir. Ve iki lisânı var. Kaçan şimâl rûzgârı şiddet üzre eser, şark cânibindeki başının lisânı bir savt-ı hazîn eyle P 187a sadâ verir kim âdeme dehşet hâsıl olup kartal kuşu sadâsı istimâ‘ olunur. Kaçan yıldız rûzgârı şiddetle esse ol sûretin cânib-i garba nâzır olan başındaki dilinden bir mehîb sadâ ile leylek kuşu sadâsı istimâ‘ olunur. Ammâ bu sûretin iki başında olan lisânları biri pirinç tenekedendir, biri pûlâd-ı Nahcıvânî'dendir, hakîr im‘ân-ı nazar ile dikkat edüp nazar etdim. Ve bu dillerin nihâyeti yine taş içre perçinli, ammâ bıçak gerdânesi gibi rezeli. Rûzgâr urdukda lisânları hareket edüp iki rûzgârda eyle sadâ verir. Ammâ gayrı rûzgârlarda öğü kuşu gibi ve saksağan gibi ve tavşancıl gibi sadâlar istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y79b ·
metinde göster ·
… mi‘i ne tarza üzre ise bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ
farkları
yokdur. Ancak farkı bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce se …
Âl-i Eyyûbiyân'ın güzîde pâdişâhlarından sene 631'de bir şecî‘ ü nâmdâr dîndâr kâmil pâdişâh imiş. Ammâ câmi‘i tahtânî vâki‘ olmuşdur. Ve aslâ ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Sultân Berkûk câmi‘i ne tarza üzre ise bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak farkı bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce ser çekmiş bir kubbe-i âlîdir, ammâ ağaçdan müdevver kubbedir. Ve kurşum ile mestûr olan kubbenin biri dahi budur. Ancak farkı minâre ve kubbededir, ve's-selâm. Andan câmi‘-i Berkûkiyye bunun bir cânibindedir. Yine ol sırada,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y97a ·
metinde göster ·
… bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak
farkı
bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce ser çekmiş bir kubbe-i …
Âl-i Eyyûbiyân'ın güzîde pâdişâhlarından sene 631'de bir şecî‘ ü nâmdâr dîndâr kâmil pâdişâh imiş. Ammâ câmi‘i tahtânî vâki‘ olmuşdur. Ve aslâ ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Sultân Berkûk câmi‘i ne tarza üzre ise bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak farkı bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce ser çekmiş bir kubbe-i âlîdir, ammâ ağaçdan müdevver kubbedir. Ve kurşum ile mestûr olan kubbenin biri dahi budur. Ancak farkı minâre ve kubbededir, ve's-selâm. Andan câmi‘-i Berkûkiyye bunun bir cânibindedir. Yine ol sırada,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y97a ·
metinde göster ·
… an müdevver kubbedir. Ve kurşum ile mestûr olan kubbenin biri dahi budur. Ancak
farkı
minâre ve kubbededir, ve's-selâm. Andan câmi‘-i Berkûkiyye bunun bir cânibinded …
Âl-i Eyyûbiyân'ın güzîde pâdişâhlarından sene 631'de bir şecî‘ ü nâmdâr dîndâr kâmil pâdişâh imiş. Ammâ câmi‘i tahtânî vâki‘ olmuşdur. Ve aslâ ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Sultân Berkûk câmi‘i ne tarza üzre ise bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak farkı bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce ser çekmiş bir kubbe-i âlîdir, ammâ ağaçdan müdevver kubbedir. Ve kurşum ile mestûr olan kubbenin biri dahi budur. Ancak farkı minâre ve kubbededir, ve's-selâm. Andan câmi‘-i Berkûkiyye bunun bir cânibindedir. Yine ol sırada,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y97a ·
metinde göster ·
… küttâbları ve ağaları ile köslerin çalarak ubûr ederler, ammâ bunların anlardan
farkı
şoldur kim ellerinde bayrakları sarıdır. Andan,
Alay-ı sipâh-ı tüfengciyân: Bâlâda tahrîr olunan sipâh askeri gibi kethudâ ve küttâbları ve ağaları ile köslerin çalarak ubûr ederler, ammâ bunların anlardan farkı şoldur kim ellerinde bayrakları sarıdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y187b ·
metinde göster ·
… berâber ubûr ederler. Ammâ bunlar cümle kırmızı bayrak taşırlar, öbür askerden
farkları
şoldur. Andan,
Alay-ı sipâh-ı gönüllüyân: Bunlar dahi bâlâdaki gibi rikâb rikâba pür-silâh kırmızı şalvârları ile çavuşları ve kethudâları ve küttâbları ve ağavâtları ile köslerin döğerek atbaşı berâber ubûr ederler. Ammâ bunlar cümle kırmızı bayrak taşırlar, öbür askerden farkları şoldur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y187b ·
metinde göster ·
Bu dahi bâlâda tahrîr olunan mukarrer alayı gibidir, aslâ
farkı
yokdur. Mısırlı bu alaya çıkmayup cümle paşa askeri sâde nakâre ile Âdiliyye'ye …
Bu dahi bâlâda tahrîr olunan mukarrer alayı gibidir, aslâ farkı yokdur. Mısırlı bu alaya çıkmayup cümle paşa askeri sâde nakâre ile Âdiliyye'ye bir gün mukaddem matbah gidüp ni‘metler tenâvül olunup gelen ağa ile paşa kethudâsı berâber Y 197a Bâb-ı Nâsır'dan içeri Mısır içinde temâşâcı benî âdem içinden alay-ı azîm ile ubûr edüp kal‘ada sarâya varup dîvân-ı pâdişâhîde emirler tilâvet olunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y196b–Y197a ·
metinde göster ·
yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâh ince boynuzları var, uclar …
Lisân-ı Arab'da bagal-i berrî derler. Katırdan aslâ farkı yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâh ince boynuzları var, ucları nîşterden nişân verir, ve tırnakları çataldır. Mezâhib-i erba‘ada yenilmesi helâldir. Ve gâyet cüst [ü] çâpükdür, gûyâ ceyrândır. Ve iki senede bir vaz‘-ı haml edermiş, garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411b ·
metinde göster ·