… Münevvere'ye hicret edüp on sene Medîne'de mutavattın olup ikinci senede sıyâm
farz
olup ve kıble Kudüs'den Mekke'ye:
Bu tarz üzre cümle Ashâb-ı güzîn mâl-ı gazâ ile muğtenim olup ümmet-i Resûlullâh yevmen-fe-yevmen mansûr [u] muzaffer oldular. Ve Hazret-i Risâlet-penâh'a kırk yaşında nübüvvet gelüp müddet-i risâletleri 23 sene oldu ve müddet-i ömr-i azîzleri 63 sene olup nübüvvetden sonra Mekke münkirleri ile hüsn-i zindegâne etmek mümkün olmayup emr-i İlâh ile Medîne-i Münevvere'ye hicret edüp on sene Medîne'de mutavattın olup ikinci senede sıyâm farz olup ve kıble Kudüs'den Mekke'ye:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19b ·
metinde göster ·
… e müdde‘în ile berâber olaydın. Anıniçün sana ta‘zîm etmedik. Şimdi sana ta‘zîm
farz
mesâbesindedir" deyü seccâde üzre teklîf etdiler.
"Pâdişâhım şer‘-i şerîfe hoş geldin, ol mahalde da‘vâcın var idi, iktizâ-yı şer‘ ol idi kim huzûr-ı şer‘de müdde‘în ile berâber olaydın. Anıniçün sana ta‘zîm etmedik. Şimdi sana ta‘zîm farz mesâbesindedir" deyü seccâde üzre teklîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41a ·
metinde göster ·
… kde kendiden ber vâcib-i müstehabbât terk etmiş olsa ana cinâye içün bir kurbân
farz
olmuşdur kim cürmü afv ola. Tarîk-i dervîşânda dahi 150b eyledir kim bir derv …
Ve vücûdunda olan dâğlar{ın ma‘nâsı} huccâc-ı müslimîn kaçan Mekke'de ihrâma girdikde kendiden ber vâcib-i müstehabbât terk etmiş olsa ana cinâye içün bir kurbân farz olmuşdur kim cürmü afv ola. Tarîk-i dervîşânda dahi 150b eyledir kim bir dervîş tarîkinde cürm etse Allâh ile cânına kendü bildiği cürmüne mu‘terif olup dünyâ cezâsıyçün Rabbisi havfından vücûdun âteşlere yakup dâğlar yakar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 150a–150b ·
metinde göster ·
eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
… -) (---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı
farz
edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhat …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
… fer ve hazerde bir vaktin kazâya komayup evkât-ı hamsesin vakt-i evvelde edâ-yı
farz
edüp ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at bir dindâr hâmî-i dîn-i mübîn idi. Ve ekseriyyâ …
El-hâsıl bu Melek efendimiz hakkâ ki melek haslet olup cemî‘i evkâtı hayr [u] hasenât ile geçerdi. Ve sefer ve hazerde bir vaktin kazâya komayup evkât-ı hamsesin vakt-i evvelde edâ-yı farz edüp ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at bir dindâr hâmî-i dîn-i mübîn idi. Ve ekseriyyâ ömrü savm-ı Dâvûd ile geçüp cemî‘i zamânda lisânından sikem sikem lafzı çıkmayup pek gazab-âlûd oldukda "Hay nâmerd" ve "Hay hayâsız" der idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33b ·
metinde göster ·
… biri birer hâne-i bî-minnetde meks edüp yine ehl-i sefer namâzın ikişer rek‘at
farz
kılup ehl-i hazer değillerdir. Devletinizde şu Haleb kal‘asında birkaç gün huzû …
Tayyaroğlu Ahmed Paşa eydir: "Behey Murtazâ Paşa karındaşım, bizim bu bir alay âdemlerimiz yolumuza mâldan ve cândan ve başdan olup derd-i belâ-yı râh çekmişlerdir, harc-ı râha sıkılmışlardır ve niçe kerre sefer serencâmların görmüşlerdir. Hâlâ serlerin birer girde bâliş-i râhata komamışlardır. Fi'l-cümle her biri birer hâne-i bî-minnetde meks edüp yine ehl-i sefer namâzın ikişer rek‘at farz kılup ehl-i hazer değillerdir. Devletinizde şu Haleb kal‘asında birkaç gün huzûr etseler mahzûz oluruz. Felek-i kec-rev eğer vefk-i murâdımız üzre deverân ederse bir gün kalkar gideriz. Görelim, şu giden arzlardan ne haber zuhûr eder?" deyü hatm-i kelâm edüp Tayyaroğlu dahi Haleb içinden askerinin taşra çıkdığından hazz etmeyiyor. Sarı Ken‘ân Paşa dahi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73b ·
metinde göster ·
eylemiş, ne güzel emrullâhdır, ammâ Allâh'ın emri farzdan ziyâde sizin sünnet n …
"Allâh beş vakit namâzı farz eylemiş, ne güzel emrullâhdır, ammâ Allâh'ın emri farzdan ziyâde sizin sünnet namâzlarınız var. Bu halkı ta‘cîz etmekdir. Yâ garîb insân kifâf-ı nefs-i ehl [ü] iyâl içün ne zamân kâr [u] kisb eder. Hele ben Allâh'ın farz etdiği namâzdan gayri namâz kılmam" der ve yine Cingiz Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
… kifâf-ı nefs-i ehl [ü] iyâl içün ne zamân kâr [u] kisb eder. Hele ben Allâh'ın
farz
etdiği namâzdan gayri namâz kılmam" der ve yine Cingiz Hân eydir:
"Allâh beş vakit namâzı farz eylemiş, ne güzel emrullâhdır, ammâ Allâh'ın emri farzdan ziyâde sizin sünnet namâzlarınız var. Bu halkı ta‘cîz etmekdir. Yâ garîb insân kifâf-ı nefs-i ehl [ü] iyâl içün ne zamân kâr [u] kisb eder. Hele ben Allâh'ın farz etdiği namâzdan gayri namâz kılmam" der ve yine Cingiz Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b ·
metinde göster ·
… im gecesi kalîl iki sâ‘atden egilli vakitde sabâh olup Hak Te‘âlâ'nın beş vakit
farz
eyledüğü yatsı namâzının vakti yok,
Mâ-tekaddem Cingiz Hân asrında Ulu Noğay ve Yamanca Noğay ve Şıdak Noğay ve Urumbet Noğay ve niçe yüz aded kavm-i Noğay bu şehr-i azîmde ve sahrâsı olan Büyük Heyhât'da sâkin olurlar imiş. Timur Hân gelüp harâb edüp Maskov kralını dahi mutî‘ [u] münkâd etmeğe murâd edindikde gördü kim gecesi kalîl iki sâ‘atden egilli vakitde sabâh olup Hak Te‘âlâ'nın beş vakit farz eyledüğü yatsı namâzının vakti yok,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172b ·
metinde göster ·
… mîzân ü terâzû, cennet ve cehennem ve a‘râf nedir ve dörd kitâb ve peygamber ve
farz
ve sünnet nedir aslâ bilmezler. Hemân bir behâ’im makûlesi âdem şekilli benî as …
"Seni beni yıldırak tavı olı canı(?) yasadandır" dedi, ya‘nî hâşâ sümme hâşâ hele bu sözü yazmağa cür’et edemem, eyle dediler. Ammâ küfr [ü] dalâlet nedir haşr ü neşr ve mîzân ü terâzû, cennet ve cehennem ve a‘râf nedir ve dörd kitâb ve peygamber ve farz ve sünnet nedir aslâ bilmezler. Hemân bir behâ’im makûlesi âdem şekilli benî asfarlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176b ·
metinde göster ·
… eti nâzil olup kıble Kudüs'den Mekke'ye tahvîl olundu. Ve bu mahalde sıyâm dahi
farz
oldu. Ammâ kıble-i kadîm Kudüs-i şerîf idi. Hakkâ ki kıblegâh-ı fukarâ imiş.
âyeti nâzil olup kıble Kudüs'den Mekke'ye tahvîl olundu. Ve bu mahalde sıyâm dahi farz oldu. Ammâ kıble-i kadîm Kudüs-i şerîf idi. Hakkâ ki kıblegâh-ı fukarâ imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y208a ·
metinde göster ·
"Elhükmü lillâh. Bu sene huccâc gidemezse emn-i tarîk olmayınca {hacc-ı şerîf
farz
değildir.} Ben huccâcı götürmeğe me’mûr değilim. Ancak mahmil-i şerîfi ve vakfu …
"Elhükmü lillâh. Bu sene huccâc gidemezse emn-i tarîk olmayınca {hacc-ı şerîf farz değildir.} Ben huccâcı götürmeğe me’mûr değilim. Ancak mahmil-i şerîfi ve vakfullâhın iki Mısır hazînesi mâlı Mekke-i mükerremeye vâsıl etmeğe me’mûrum. Mısır mahmili Mekke'ye vara da şâm-ı şerîf mahmili varmaya. Ol zamân Âl-i Osmân'ın ırzına şe’n gelür. Yohsa benim ırzıma bundan ne noksân gelse gerek? Mahmil-i şerîfi bozup sarup sarmalarım. Ve yarar katırlarım var, hazîne-i mahmili yükledirim. Salt üç konağı bi-emrillâh bir ederim. Çekilüp Ka‘betullâh'a giderim" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y261a ·
metinde göster ·
Ve "Her kimin isti‘dâdı var ise böyle ılgar ile gitsin vüs‘ati olmayana
farz
değildir, avdet P 110a eylesin {Zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ hacc-ı şerîfi Kur’ân-ı A …
Ve "Her kimin isti‘dâdı var ise böyle ılgar ile gitsin vüs‘ati olmayana farz değildir, avdet P 110a eylesin {Zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ hacc-ı şerîfi Kur’ân-ı Azîminde sûre-i Âl-i İmrân'da Arapça âyetin buyurmuşdur.}" dedikde cümle pîr ü cüvân taraf taraf "ma‘kûl ma‘kûl" denilüp Fâtiha tilâvet olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y261a ·
metinde göster ·
idi. Bu mahalden cemî‘i huccâc ubûr edicek Hazret-i Sâlih'in deve köçeği feryâd …
Ve Hazret-i Sâlih asrında yine Ka‘be-i şerîf farz idi. Bu mahalden cemî‘i huccâc ubûr edicek Hazret-i Sâlih'in deve köçeği feryâd etdüğin huccâc develeri istimâ‘ edüp niçe bin deve kalırmış. P 113b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270a ·
metinde göster ·
… in Sahâbe-i kirâm ile hicret edüp on yıl mutavattın oldukda ikinci senede sıyâm
farz
olup Kudüs'den Mekke'ye âye[t]: Arapça âyeti ile kıble Mekke'ye tahvîl olundu …
Hil‘at-i nübüvvet ile on üç sene Mekke kavmin dîne da‘vet edüp mi‘râcı Mekke'de vâki‘ oldukda elli bir yaşında ve tokuz aylık idi. Andan Mekke münkirleri ile geçinmek mümkin olmayup emr-i Rabbü'l-âlemîn ile Mekke'den Medîneye yetmiş bin Sahâbe-i kirâm ile hicret edüp on yıl mutavattın oldukda ikinci senede sıyâm farz olup Kudüs'den Mekke'ye âye[t]: Arapça âyeti ile kıble Mekke'ye tahvîl olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y287b ·
metinde göster ·
İmdi bu âyet-i şerîfelerin fermânına teba‘iyyeten edâ-yı
farz
bu yüzden tamâm olur kim ibtidâ Umre nâm mahalle gelüp pâk gusl edüp yine ihrâm …
İmdi bu âyet-i şerîfelerin fermânına teba‘iyyeten edâ-yı farz bu yüzden tamâm olur kim ibtidâ Umre nâm mahalle gelüp pâk gusl edüp yine ihrâmların geyüp şart-ı evvel bir delîl peydâ eylemekdir. Delîlsiz olmaz. Eğer âlim dahi olup menâsik-i hac risâleleri okuyup sa‘y [u] tavâf eylesen elbette delîl lâzımdır. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y314b ·
metinde göster ·
olup yine Safâ ve Merve mâbeyninde cümle Ashâb ile sa‘y ederken Hazret-i Ömer e …
Bu mahal içün niçe kîl ü kâl yazmışlardır. Ammâ kavl-i sahîh budur. Hattâ Hazret-i Risâlet'e kırk yaşında nübüvvet gelüp hacc-ı şerîf farz olup yine Safâ ve Merve mâbeyninde cümle Ashâb ile sa‘y ederken Hazret-i Ömer eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316b ·
metinde göster ·
… er bin adımdır. Bu mîller içinde yevm-i arefede vakfe mahallinde bulunsa edâ-yı
farz
edüp dürüst hacc etmiş olur. Tâ ol mahalle dek kim arefe günü hatîb Arafât dağı …
Cebel-i Arafât'dan bu cânib-i erba‘a mîllerine varınca dörder bin adımdır. Bu mîller içinde yevm-i arefede vakfe mahallinde bulunsa edâ-yı farz edüp dürüst hacc etmiş olur. Tâ ol mahalle dek kim arefe günü hatîb Arafât dağından enüp salât-ı mağrib mahallinde gurûb oldu olmadı deyü vakt-i mekrûhda iken bir âdem cânib-i erba‘adaki hudûd-ı Arafât mîlleri içinde bulunsa dürüst hacc etmiş olur. Eğer vakfeye dahi durmasa haccı tamâm olur. Ammâ ba‘de'l-gurûb varsa edâ-yı farz nâkıs olup haccı tamâm olmaz. Sene-i âtiyeye mücâvir kalup hacc etmek gerekdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y320a ·
metinde göster ·
… ur. Eğer vakfeye dahi durmasa haccı tamâm olur. Ammâ ba‘de'l-gurûb varsa edâ-yı
farz
nâkıs olup haccı tamâm olmaz. Sene-i âtiyeye mücâvir kalup hacc etmek gerekdir …
Cebel-i Arafât'dan bu cânib-i erba‘a mîllerine varınca dörder bin adımdır. Bu mîller içinde yevm-i arefede vakfe mahallinde bulunsa edâ-yı farz edüp dürüst hacc etmiş olur. Tâ ol mahalle dek kim arefe günü hatîb Arafât dağından enüp salât-ı mağrib mahallinde gurûb oldu olmadı deyü vakt-i mekrûhda iken bir âdem cânib-i erba‘adaki hudûd-ı Arafât mîlleri içinde bulunsa dürüst hacc etmiş olur. Eğer vakfeye dahi durmasa haccı tamâm olur. Ammâ ba‘de'l-gurûb varsa edâ-yı farz nâkıs olup haccı tamâm olmaz. Sene-i âtiyeye mücâvir kalup hacc etmek gerekdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y320a ·
metinde göster ·
… at ile tavâf etmeyeler. İşte Arafât vakfesinde durmak ile bu tavâf-ı ziyâretdir
farz
olan. Mîne kurbânından sonra bu tavâfa pek tekayyüd etmek gerekdir. Tavâf etmes …
Ve tırâşdan sonra ihrâmdan çıkup pâk libâsların geyüp ale'l-acele Mekke'ye Y 325a varup tavâf-ı ziyâret edeler. Bu tavâf dahi hemân tavâf-ı kudûm gibidir. Ammâ sür‘at ile tavâf etmeyeler. İşte Arafât vakfesinde durmak ile bu tavâf-ı ziyâretdir farz olan. Mîne kurbânından sonra bu tavâfa pek tekayyüd etmek gerekdir. Tavâf etmese farzın biri nâkıs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y324b–Y325a ·
metinde göster ·
Ve bu mescidde vuzû‘ tahâret ve salâtın şerâyitin ve iki rek‘at namâz bunda
farz
olunup Cibrîl-i Emîn ta‘lîm edüp yine Cibrîl imâm olup salât-ı zuhuru edâ etdil …
Ve bu mescidde vuzû‘ tahâret ve salâtın şerâyitin ve iki rek‘at namâz bunda farz olunup Cibrîl-i Emîn ta‘lîm edüp yine Cibrîl imâm olup salât-ı zuhuru edâ etdiler. Ve Hazret-i Risâlet imâm-ı enbiyâ olmağa dahi bî‘at verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y326b ·
metinde göster ·
… pmek ve kisve-i şerîfe yapışmak ve halkalara yapışmak ve Mültezim dîvârın öpmek
farz
u vâcib ve müstehab ü sünnet değildir, ammâ Beytullâh'a mahabbeten hidmetde bul …
Ve Mültezim dîvârı bâb-ı Mekke ile Hacerü'l-esved mâbeyninde olan dîvârdır. Yüzlerin ve göğüslerin süreler. Ve Hacerü'l-Esved'i mümkin ise her bâr öpeler. Ve Ka‘be kisvesine yapışup kırk iki pirinç halkalar vardır, kisve-i şerîfin dâmenlerin bu halkaya bağlarlar, ol halkalara yapışup çevireler. Gerçi Ka‘be eşiğin öpmek ve kisve-i şerîfe yapışmak ve halkalara yapışmak ve Mültezim dîvârın öpmek farz u vâcib ve müstehab ü sünnet değildir, ammâ Beytullâh'a mahabbeten hidmetde bulunmakdır. Savâbdan hâlî değildir. Ammâ Hacerü'l-esved öpmek sünnet-i Resûlullâh'dır. Hattâ rivâyetdir, Hazret-i Ömer buyurmuşlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y330b ·
metinde göster ·
… lup huccâc-ı müslimîn bârân-ı rahmet içinde şinâverlik ederek tavâf edüp edâ-yı
farz
etmek vâki‘ olmuşdur. Zîrâ ins ü cinnin tavâfından hâlî olmaduğından mâ‘adâ Ka‘ …
İhvân-ı zevî'l-ukûle şöyle ma‘lûm-i sa‘âdet ola kim bu Mekke-i mükerrem ve Beytullâhi'l-harem, Bekke nâm bir teng ü dar bir dere içine vâki‘ olup dâ’imâ yedi dereden cereyân eden bârân-ı rahmetin seylânı gark-ı harem edermiş. Selef mülûkleri buna ilâc bulamayup niçe kerre Harem-i P 139a Şerîf matar-ı rahmet ile deryâ-misâl olup huccâc-ı müslimîn bârân-ı rahmet içinde şinâverlik ederek tavâf edüp edâ-yı farz etmek vâki‘ olmuşdur. Zîrâ ins ü cinnin tavâfından hâlî olmaduğından mâ‘adâ Ka‘be üzre kerrûbiyânlar dahi tavâf etmeden hâlî değillerdir. Ol ecilden Süleymân Hân Ka‘be-i şerîfi seylâba gark olmadan halâs içün Mi‘mâr Sinân'ı ve Kara Mahmûd Paşa'yı mu‘temed nasb edüp yedi senede Harem-i şerîfi müceddeden tevsî‘ edüp ve cânib-i erba‘asında olan otuz tokuz aded bâb-ı kebîrlerin atebe-i tahtânîlerin âlî edüp beşer altışar kademe Y 334a taş nerdübân ile urûc olunup onar ve on ikişer kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur bâb-ı âlîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y333b–Y334a ·
metinde göster ·
… . Tâ Tûfân-ı Nûh'a gelince benî âdemin ziyâretgâhı olup her sene tavâf etmeleri
farz
idi.
Âdem ve Havvâ tavâf ederken cümle kerrûbiyânlar dahi Cenâb-ı Rab'dan me’zûn olup Âdem ile ma‘iyyeten tavâf etdüklerinden cümle melekler bu Beyt-i Ma‘mûr'e Arşu'l-arz dediler. Tâ Tûfân-ı Nûh'a gelince benî âdemin ziyâretgâhı olup her sene tavâf etmeleri farz idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y339b ·
metinde göster ·
Bu günlerde şurût [u] kuyûdıyla alâ-kadri'l-imkân edâ-yı farz edüp cânib-ı Mısır'a azîmet etmeğe bel bağladığımız mahalde şerîf Berekât hazretlerinin iclâsında bulunmamız sebebi ile harcırâh üç yüz sikke-i hasene ve bir Habeşî gulâm ve bir heccân-ı benâm ve bir hussân-ı surh-endâm ve bir boğça esvâb ile bir şemâme amber-i hâm ihsân edüp hakîr ile serdâr-ı zafer-şi‘ârımız olan vezîr-i rûşen zamîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y364b ·
metinde göster ·
… evenin binde biri halâs olup Akabe'yi aşmaz. Bu Akabe derelerinde Ka‘be-i şerîf
farz
olaldan berü at ve katır ve deve ve hımâr sünükleri ol Akabe'nin dere ve depele …
"Bire, benim devem sağdır, bu dağı aşar" deyü feryâd ederken gerüden "Bire yolu kapama" deyü feryâd edüp fakîr deve çıkmak ümîdinde iken anı dahi boğazlarlar, dahi cânı çıkmadan aşağı atarlar, kuş gibi uçarak fakîr deve pâre pâre olarak derk-i esfele ener. Ba‘zısı yüküyle izdihâmdan aşağı uçup sâhibi âlem-i hayretde kalır. Ba‘zı deve halâs olurken yükün yıkup anı dahi yâ boğazlarlar yâhûd dip diri aşağı atarlar. Ammâ bu yokuşda bir kerre û‘ deyüp kalan devenin binde biri halâs olup Akabe'yi aşmaz. Bu Akabe derelerinde Ka‘be-i şerîf farz olaldan berü at ve katır ve deve ve hımâr sünükleri ol Akabe'nin dere ve depelerinde Y 379b mâl-â-mâl üstühânlar olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y379a–Y379b ·
metinde göster ·
Sonra bu Beytü'l-Ma‘mûr'u tavâf etmeği Rabbü'l-İzzet Âdem'e farz eyleyüp Hazret-i Cibrîl-i Emîn ta‘lîm edüp Âdem Beytü'l-Ma‘mûr'da ibâdet ederdi. Ve niçe müddet bu hâl üzre Mekke'de sâkin olup bi-kavli müverrihîn Hazret-i Âdem'in kırk bin oğlu olup tenâsül bulup her sene evlâd-ı evlâdları ile Beytü'l-Ma‘mûr'u tavâf edüp edâ-yı hac ederlerdi. Ammâ kifâf-ı nefsleriyçün Mekke'de zirâ‘at yeri olmamak ile hayli ıztırâb çeküp ba‘dehu emr-i Hak ile arz-ı Mısır'a gelüp sâhil-i Nîl'de tavattun edüp dördüncü vatanları hâk-i Mısır oldu. Ve ol kadar zirâ‘at edüp hubûbât-ı ganâyime mâlik oldular kim bir buğday dânesinden niçe yüz başak hâsıl olup her başakdan, âye[t]: Arapça hâsıl olup mahsûl olup ibtidâ arz-ı Mısır'a Hazret-i Âdem cümle evlâdları ile bir yere cem‘ olup arz-ı Mısır'a du‘â etdüği lisân-ı İbrî üzre ol du‘â budur. Zîrâ Hazret-i Âdem cennetden hübût etdikde cennet lisânı olan Arabî'yi sudûr eden zelleleri sebebiyle isyân sebebiyle nisyân üzre olup Cibrîl-i Emîn ta‘lîmiyle lisân-ı İbrîce kelimât edüp Mısır'a etdüği du‘â budur kim hakîr Kıbtî tevârîhinden ahz edüp tercümesiyle bu mecmû‘amıza tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y2a ·
metinde göster ·
… verrihîn ve ehl-i hey’et eyle yazmışlar kim rûy-ı arzı bir siyâh öküz sûretinde
farz
eylemişler. Cemî‘i vücûdunda ne kadar siyâh kılları var ise kara şapkalı kâfire …
Hâlâ yine ol kadar küffâr vardır kim müverrihîn ve ehl-i hey’et eyle yazmışlar kim rûy-ı arzı bir siyâh öküz sûretinde farz eylemişler. Cemî‘i vücûdunda ne kadar siyâh kılları var ise kara şapkalı kâfire teşbîh eylemişler. Ve ol sığırın iki gözleri ve iki boynuzları arasında bir beyâz nokta-misâl kıllar olsa ümmet-i Muhammed'e teşbîh etmişler. Hamd-i Hudâ mu‘cizât-ı Muhammed el-Mustafâ'nın berekâtıyla cümle ümmet-i Muhammed küffârı pârekende ve perîşân ederek mansûr [u] muzaffer olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y38b ·
metinde göster ·
… 'l-yevm dahi sezâvâr-ı istihdâm-ı umûr-ı dîn ü devlet olanlara imtisâl-i itâ‘at
farz
olduğuna vâkıf olup umûr-ı dîniyyede ve evâmir [ü] nevâhî-i vülât bi-umûr-ı muh …
mazmûn-ı itâ‘at-nümûnu üzre itâ‘at-i emr-i pâdişâhî ve imtisâl-i fermân-ı zıllullâhdan semîn sâk-ı ihtimâm ve tahrîk-i akdâm etmekleri ile ba‘de'l-yevm dahi sezâvâr-ı istihdâm-ı umûr-ı dîn ü devlet olanlara imtisâl-i itâ‘at farz olduğuna vâkıf olup umûr-ı dîniyyede ve evâmir [ü] nevâhî-i vülât bi-umûr-ı muhâlefet şer‘a muhâlif olduğu ma‘lûmları olmağile min-ba‘de'l-yevm umûr-ı mezkûrede tağyîr ü tebdîl ve tahrîf ü tavzîh ve tahvîl cilveger-i muhallâ‘-ı zuhûr olmasından ictinâb edüp matbah-ı erzâk-ı âlem ve menba‘a-i Nîl-i kesîr cereyân-ı ma‘âyiş-i benî âdem olan mahrûse-i Mısır-ı nâdiretü'l-asrda fukarâ-i Haremeyn-i şerîfeyn tarafına ve sâyir meşâyih-i kirâm-ı atebe-i aliyye-i husrevânîden bahş olunan mürettebât ve in‘âmât-ı ma‘âne sadaka-i câriye olmağın âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y72b ·
metinde göster ·
… e ve hutebâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân cümlesine huccâca istikbâle çıkmağa
farz
mesâbesinde olduğuyçün cemî‘i a‘yân [u] eşrâf [u] tavâşiyân ve yüz kırk tarîk f …
Evvelâ Mısır'ın yetmiş aklâmında birden bine binden yüz bine varınca ulûfe-hârân cümle e’imme ve hutebâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân cümlesine huccâca istikbâle çıkmağa farz mesâbesinde olduğuyçün cemî‘i a‘yân [u] eşrâf [u] tavâşiyân ve yüz kırk tarîk fukarâsı bile cümle istikbâle çıkup dükkânlarda ve çârsû-yı bâzârlarda seyr [ü] temâşâya âmâde olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y209b ·
metinde göster ·
… du kim hakîrin rub‘ dâ’iresi anın koynundan gitmeyüp vakt-ı salât olunca edâ-yı
farz
ederdi.
Cümlemiz tebessüm edüp Dervîş Alî hicâb edüp sonra ol kadar musallî oldu kim hakîrin rub‘ dâ’iresi anın koynundan gitmeyüp vakt-ı salât olunca edâ-yı farz ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y425b ·
metinde göster ·