… unda niçün şehîd etmeyüp zehirli ustura ile hîle etdiler. Bundan bir hîle olmak
fehm
olunur kim gayrı kefere katl etmiş olalar. Ve bir âdil-i şâhid dahi oldur kim B …
Ammâ Fransa zu‘munca "Zehirli mûs ile gayrı âdem trâş edüp reng-i vechi bozulup katl etdük ve Cem'dir deyü Rûm'a gönderdik ammâ hâlâ kırallarımız Cem neslindendir kim Selîm-i Evvel'de Cem Şâh Fransa kıralı oldu" derler. Hakîkat böyle şeytanatları olmasa Bâyezîd Hân tarafından fermân sâdır olunca Sa‘dî Çelebi'[n]in ve Haydar Çelebi'[n]in huzûrunda niçün şehîd etmeyüp zehirli ustura ile hîle etdiler. Bundan bir hîle olmak fehm olunur kim gayrı kefere katl etmiş olalar. Ve bir âdil-i şâhid dahi oldur kim Bursa'da Gâzî Murâd Hân türbesine na‘ş-ı Cem'dir deyü defn edelim derken ol gâzî pâdişâh bi-emrillâh kabûl etmeyüp âhir gayrı yere defn etdiler. Bu dahi bir alâmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b ·
metinde göster ·
… izzât mübârek eliyle dikdiği bir servi var kim anı gören, sun‘-ı Hudâ ne idüğin
fehm
eder. Böyle bir serv-i sebiz-gûndur kim bir nihâli hâric değildir. Sübhâne'l-Ha …
Ve Süleymân Hân bizzât mübârek eliyle dikdiği bir servi var kim anı gören, sun‘-ı Hudâ ne idüğin fehm eder. Böyle bir serv-i sebiz-gûndur kim bir nihâli hâric değildir. Sübhâne'l-Hallâk. Ve bu bâğçenin gûnâ-gûn mevye-i âbdârlarından incîri gâyet memdûh-ı âlemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 140b ·
metinde göster ·
… tuç havânlardır. Ve gûnâ-gûn çarhları vardır kim görmeğe muhtâcdır, takrîr ile
fehm
olunmaz. Nehir üzre çarhları ve dollâbları vardır. Nehrin bendlerin açup dollâb …
Bu kârhâne içre yüz aded tuç havânlardır kim her biri onar kantâr gelir tuç havânlardır. Ve gûnâ-gûn çarhları vardır kim görmeğe muhtâcdır, takrîr ile fehm olunmaz. Nehir üzre çarhları ve dollâbları vardır. Nehrin bendlerin açup dollâblar deverân etdikce içeride çarhlar dönüp kırkar ellişer vukıyye demir desteler darb edüp havân içre bârûdu döğüp cümle huddâmlar ağaçlar ile havân içini karışdırmadadırlar. Allâhümme âfinâ, demir el havâna dokunursa âteş çıkup cümle huddâmları tayr-ı ebâbîl gibi hevâya perrân giderler, bir muhâtara yerdir, temâşâsında dahi hüsn yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145b ·
metinde göster ·
… ha her lisândan birer şemme lâzımdır kim ol âdem kendüye zarar u nef‘ geleceğin
fehm
edüp kendüye nân-pâre ve vesîle peydâ edecek kadar bilüp seyâhatde râhat ola. Z …
Bu lisânlardan mâ‘adâ niçe lisânlar dahi vardır, ammâ bey‘ [u] şirâ edüp ihtilâf ederken hâtırda kalan bu kelimâtlardır. Ammâ bu lisânlar kaleme gelmede bu gûne tahrîr olunur, ammâ telaffuzda gâyet müşkil lehçe-i mahsûsalardır. Gûyâ tuyûr saksığân lisânıdır. Gâyet zeküyyü't-tab‘ ve necîb ve reşîd ve mukallid âdem gerekdir kim Abaza kavmiyle musâhabet ide, ammâ seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olan ârifü-billaha her lisândan birer şemme lâzımdır kim ol âdem kendüye zarar u nef‘ geleceğin fehm edüp kendüye nân-pâre ve vesîle peydâ edecek kadar bilüp seyâhatde râhat ola. Zîrâ "kellimu'n-nâs(e) alâ-kadari ukûlihim" buyurmuşlar. Eyle olsa her lisândan ma‘ûnet-i dünya içün ba‘zı lisânlardan öğrenmek ma‘kûldür. Diyâr-ı gurbetde ol kişi hayât [ve] necât bulup selâmete vâsıl ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259a ·
metinde göster ·
… dir. Cennetbınarı ismiyle müsemmâ bir bınarı Temmûz'da nûş eden Arapça âyetin
{fehm
eder}
Evsâf-ı hevâ vü âb-ı hayvân: Üç ay hevâsı gâyet latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Suyu zülâl-i cândır. Ata ve nisvâna suyu gâyet nâfi‘dir. Cennetbınarı ismiyle müsemmâ bir bınarı Temmûz'da nûş eden Arapça âyetin {fehm eder}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287b ·
metinde göster ·
… azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn
Fehmu'l-Temerrî
ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş- …
Evvelâ Hazret-i İkrime ibn Ebû Cehil ve Sâbir ibn Cürhüm min Benî Cürüm ve Arem Kabile b. Atfân ve Eddes b. Ukayli'ş-Şems ve Mercân ibn Âmir ve Sâlim ibn Buhayra kabîle-i Ensâr'dandır ve Hâşim b. Benî Neccâr ve Buhayr b. Âsım el-Eslemî ve Kân Halîfetü'l-Eşteri'n-Necefî ve Câşin ibn Halef, Ahmed Benî Abdullah ibn Neccâr ve Huveylid ibn Sehlü'l-Ayâdî ve Mu‘arrec b. Zâyidü'l-Kelbî ve Mu‘ammer b. el-Kaysu'l-Mahzûmî ve Hassân ibn Ganemi'l-Mahzûmî ve Cem‘ ibn Harbu'l-Yetîmî kuddise sırruhu'l-azîz ve Talha ibn Abdullah ve Utbe ibn Hişâmü'n-Nehafiyyü'l-Ensârî ve Mâlik ibn Fehmu'l-Temerrî ve Gallâd ibn Eslemü'l-Hayfî ve Mu‘ammer ibnü'ş-Şeybânî ve Müslîm b. Haffâfü'ş-Şeybânî ve el-Minfâl ibn Âmiri's-Selmî ve Câbir ibn Huveylîdü'r-Rem‘iyyü'l-Ensârî Âl-i Emeviyyûndan Hazret-i Ömer ibn Abdüzazîz ibn Mervân'ın vâlideleri Hafza binti Âsım b. Ömerü'l-Fârûk'dur Abdülazîz b. Mervân Mısır hâkimiyken bu Ömer b. Abdülazîz Mısır'da Halvân nâm bir büleydede müştak olup aşkıyâ-yı Ümeyye sebb-i Âlî ederlerken bu Abdülazîz minberde sebb yerine Arapça âyetin tilâvet etdirdi. Âhir hicret-i Nebeviyye'nin sene 110 Recebinde müddet-i ömrü sene 39 olup merhûm oldukda bu Hımıs şehri hâricinde Sem‘ân nâm karyede medfûndur. Rahmetullâhi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… e ma‘ûnet içün ekmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceği kelâmı
fehm
edüp gâfil olmamak içün her ne gûne lisân olursa yüz kırk lisânı bilüp seyyâh-ı …
Evvelâ seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem olan kimesnelere lâzımdır kim herkes ile hüsn-i ülfet etmek içün lisân-ı Arabî'den bile ve kendüye ma‘ûnet içün ekmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceği kelâmı fehm edüp gâfil olmamak içün her ne gûne lisân olursa yüz kırk lisânı bilüp seyyâh-ı âlem ve âmil ve kâmil ola. Zîrâ her şey’in cehlinden ilmi yeğdir. Evvelâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29a ·
metinde göster ·
… u dalyanı gören benî Âdem neye mâlik olduğu ve ne kadar şeytanâta mâlik olduğun
fehm
eder. Hakkâ ki sihr-âsârdır, ammâ zâlim Silistre'nin eyyâm-ı bahârda eyle çamur …
Ammâ baht-ı yâver olunca yetmiş seksen bin guruş fâ’ide etmiş âdem biliriz. İbret-nümâ bir temâşâgâh-ı azîmdir kim bir diyâra mahsûs değildir. Ve nehr-i Tuna gibi bir deryâyı bend edüp çit ile örüp balık sayd etmek hiç mutasavver değildir ve makdûr-ı beşer dahi değildir. Bu dalyanı gören benî Âdem neye mâlik olduğu ve ne kadar şeytanâta mâlik olduğun fehm eder. Hakkâ ki sihr-âsârdır, ammâ zâlim Silistre'nin eyyâm-ı bahârda eyle çamuru olur kim pîl-i Mahmûdî ve fîl-i Menkûsî tîn-i siyâhında gark olur. Hattâ Nasûh Paşazâde Hüseyin Paşa'nın bir delisi bal suyu keyfiyetiyle bâzâr meydânında atına mahmûz edüp at kolanına dek yire ha bre ha deyince at altına deli kalup at ve deli çamurda {Kârûn gibi} gark olup beş on uslu âdem {deliyi} kurtarmağa kâdir olmadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121a ·
metinde göster ·
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… snelere her lisândan ekmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceğin
fehm
edecek kadar gûnâ-gûn lisân bile kim kendüyi girdâbdan halâs ide. Zîrâ her şey’ …
Lisân-ı Bulgar, ya‘nî kavm-i küffâr (---)(---)(---). Gerçi bu makûle lisân-ı turrehâtı tahrîr etmede fâ’îdesi ve beyânında â’îde yokdur. Ammâ seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem olan kimesnelere her lisândan ekmek ve su isteyecek kadar ve kendüye bir zarar geleceğin fehm edecek kadar gûnâ-gûn lisân bile kim kendüyi girdâbdan halâs ide. Zîrâ her şey’in cehlinden ilmi yeğdir. Anınçün bu lisân-ı Bulgar bu mahalle tastîr olundu. Ammâ lisân-ı Latin gibi fasîh değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 147a ·
metinde göster ·
… ekellüm olunur ındiyyât elfâz-ı dürer-bârları vardır, anı gayrı diyâr Ekrâdları
fehm
idemez ammâ bunlar on iki lisân-ı Ekrâd'ı fasîh ü belîğ bilürler. Bitlîs hânı o …
Gerçi bunlar güzîde Ekrâd-ı atîklerdir ammâ bu kavmin mâbeynlerinde bir gûne fesâhat ü belâğat üzre nâzikâne tekellüm olunur ındiyyât elfâz-ı dürer-bârları vardır, anı gayrı diyâr Ekrâdları fehm idemez ammâ bunlar on iki lisân-ı Ekrâd'ı fasîh ü belîğ bilürler. Bitlîs hânı olan velîni‘metimiz Abdâl Hân, şu‘arâ-yı fusehâdan musannif ü mü’ellif ve her fünûnda Cemşîd-i hünerver bir server olmağile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226b ·
metinde göster ·
… Kisrâ oldur kim her sene birer tulası kadar zemîne gark olur dedikleri galat-ı
fehmdir
. Eğer eyle olsa bin yüz yıldan beri tâkdan âsâr kalmayup gark olurdu ammâ şedîd …
{Kelâm-ı sitâyiş-i Tâk-i Kisrâ oldur kim her sene birer tulası kadar zemîne gark olur dedikleri galat-ı fehmdir. Eğer eyle olsa bin yüz yıldan beri tâkdan âsâr kalmayup gark olurdu ammâ şedîd rûzgâr-ı zorkârlara turâb u rimâl Tâk-i Kisrâ dibine yığılup bir tula kaddi gark oldu derler, yine rûzgâr rimâlleri bir tarafa götürür, Tâk-i Kisrâ ke'l-evvel durur metîn binâ-yı kavîdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342b ·
metinde göster ·
… ve lisânları müsta‘cemdir kim gayrı lehceleri vardır kim tercümân ile lisânları
fehm
olunur}. Ve bu şehr-i Ummân Basra'dan aşağı yine Basra ve Ummân bahri üzredir. …
Hakîkatü'l-hâl gâyet zinde kavmi vardır ve gâyet ganîmet şehirdir kim hurması cihânı {dutmuşdur ve şehr-i Merre bu şehr-i Ummân'a karîbdir ammâ ol kadar imâr değildir. Bunda buğday olmaz. Me’kûlât u ekmekleri ve meşrûbât [u] bozaları cümle pirinçdir ve mâlları cümle devedir ve gâvları çokdur ve lisânları müsta‘cemdir kim gayrı lehceleri vardır kim tercümân ile lisânları fehm olunur}. Ve bu şehr-i Ummân Basra'dan aşağı yine Basra ve Ummân bahri üzredir. Hind ü Sind ü Sîn gemileri limanında yatır kim a‘lâ lenger bırağacak yerdir. 364a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363b–364a ·
metinde göster ·
… ur. Ve kûh-ı Sincâr'ın lisân-ı Bapırîsi bir turfe lehcedir kim anı kavm-i Ekrâd
fehm
idemez. Ve lisân-ı kavm-i Harîr başkadır.
Meselâ Erzurûm'un eyâletinde olan Avnik ve Ziyâeddîn ve Hınıs ve Kiğı Tekmân ve Mamrevân ve Malazcird kal‘alarının Ekrâdları lisânı başka lehcedir kim bâlâda tahrîr olunmuşdur. Ve eyâlet-i Van'da Pinyanişî ve Mahmûdî lehcesi başkadır ve Hakkarî ve Pîzânî ve Şatakî ve Çölümerkî ve Celüvî lisânı başka lehce-i mahsûsadır. Mahallinde tahrîr olunur. Ve şehr-i Bitlîs'in lisân-ı Rujikî'si başkadır ve lisân-ı Pesanî gayrı gûnedir ve lisân-ı Zaza bir gûne kelimâtdır ve lisân-ı Lulu gayrı güft ü gûdur. Ve kûh-ı Sincâr'ın lisân-ı Bapırîsi bir turfe lehcedir kim anı kavm-i Ekrâd fehm idemez. Ve lisân-ı kavm-i Harîr başkadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380b ·
metinde göster ·
… ultândır kim tarîk-i ser (---) ser-çeşme-i mektûbcıyândır kim pîr [ü] perverini
fehm
eden nâme tahrîr eden hattâtlar bu ebyâtı mektûb üzre tahrîr etseler elbette ol …
Kuşlar kal‘asında bir bî-emân yerde bir ziyâretgâh-ı azîmdir. Fukarâ-yı hattâtân tarîk-i Hazret-i Osmân-ı Zünnûreyn'den ulu sultândır kim tarîk-i ser (---) ser-çeşme-i mektûbcıyândır kim pîr [ü] perverini fehm eden nâme tahrîr eden hattâtlar bu ebyâtı mektûb üzre tahrîr etseler elbette ol mektûb sâhibine varup vâsıl olur. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 1b ·
metinde göster ·
… ardır kim birbirlerinin 159b lugat [ü] ıstılâhâtların tercümânlar ile güc ile
fehm
ederler. Hakkâ ki vech-i arzda olan sağîr ü kebîr cibâllerin aslı budur kim müv …
Ve bu kûh-ı Elburz'un etrâfında on bir aded {ülke sâhibi} pâdişâhlar sâkinlerdir. Ve yetmiş nev‘a lehçe-i mahsûsalarıyla tekellüm eder elsine-i muhtelifeli benî âdemler vardır kim birbirlerinin 159b lugat [ü] ıstılâhâtların tercümânlar ile güc ile fehm ederler. Hakkâ ki vech-i arzda olan sağîr ü kebîr cibâllerin aslı budur kim müverrihân-ı Arab bu kûha Ebü'l-cibâl deyü tesmiye etmişler, zîrâ cemî‘i cibâller tâ Çîn ü Mâçîn ve Hıtâ vü Hoten ve Fağfûr u Hindistân'a varınca cümle dağlar bu kûh-ı Elburz'a mülâsıkdır. Ve bu cebelin cânib-i şarkîsi Îrân-zemîndir, ya‘nî Acem vilâyetidir kim Âzerbâycân ve Tiflis ve Tomanis ve Serîrü'l-lân ve Gîlân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 159a–159b ·
metinde göster ·
… dullâhı halâs ede. Ammâ seyyâh-ı âlem olana bunların da lisânlarından bir şemme
fehm
edecek kadar bilmek lâzım olduğundan her ne kadar yâve gûne sözler ise de tahrî …
Ammâ bu Kabâbıta kavminin dahi on iki gûne lisân-ı mühmele-i müstekrehleri vardır. Cenâb-ı Kibriyâ şûr [u] şerlerinden sâ’ir ibâdullâhı halâs ede. Ammâ seyyâh-ı âlem olana bunların da lisânlarından bir şemme fehm edecek kadar bilmek lâzım olduğundan her ne kadar yâve gûne sözler ise de tahrîr olunduğu ta‘yîb olunmaya, zîrâ bu kavm-i çingane ciğerim hûn, dîdelerim eşk-i la‘l-gûn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 210b ·
metinde göster ·
… em olsa anların lisân-ı mühmelelerin tercümân ile anlaya. Hakîr dahi bu kadarca
fehm
edüp tahrîr etdim.
Ve niçe yüz bin gûne kendülere mahsûs ıstılâhât ibârâtları var kim yanlarında enâyîden bir gayri âdem olsa anların lisân-ı mühmelelerin tercümân ile anlaya. Hakîr dahi bu kadarca fehm edüp tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259a ·
metinde göster ·
… r du‘âlar ederiz. Zîra kavanîn-i Sultân akılda merkûm ve resm-i âyin-i şehriyâr
fehm-i
hıredde mersûmdur ki mecmû‘-ı efkâr ve ezkârda belki her kârda pâdişâh-ı zıllul …
Ve hayr du‘â ve senâ ve pâdişâh-ı İslâm: Güzîde-i sultân vâcibü'l-i‘zâm hallede mülkehu ve ebbede saltanatahu ilâ inkırâzı'd-devrân es-Sultân ibnü's-Sultân es-Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ibn Sultân İbrâhîm Hân'a hadden efzûn ve kıyâsdan bîrûn hayır du‘âlar ederiz. Zîra kavanîn-i Sultân akılda merkûm ve resm-i âyin-i şehriyâr fehm-i hıredde mersûmdur ki mecmû‘-ı efkâr ve ezkârda belki her kârda pâdişâh-ı zıllullâha senâ ve midhat olsa savâb-ı lâ-yuhsâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2a ·
metinde göster ·
… â verüp ol dahi "es-Seferu kıt‘atun mine's-sakar ve lev-kâne fersahen" mazmûnun
fehm
edüp râh-ı Hicâz'a âmâde oldu.
deyüp hasbihâl-i diyergûnum nakl edüp kendüye âlâm-ı renc [u] anâ-yı seferi bir bir takrîr edüp nasîhat-âmîz kelimâtlar etdim. Ol yâr-ı gârımız olan Sâ’ilî Çelebi pend [ü] nasîhatlerimize rızâ verüp ol dahi "es-Seferu kıt‘atun mine's-sakar ve lev-kâne fersahen" mazmûnun fehm edüp râh-ı Hicâz'a âmâde oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
Evvelâ seyyârân-ı bihâr u ebrâr ve seyyâhân-ı kuvâr-ı efkâr
fehm-i
nazar ve ilm-i haberle rütbe-i zâhir ve bedîdâr ola ki ekall-i ibâdullâhi'l-Hâl …
Evvelâ seyyârân-ı bihâr u ebrâr ve seyyâhân-ı kuvâr-ı efkâr fehm-i nazar ve ilm-i haberle rütbe-i zâhir ve bedîdâr ola ki ekall-i ibâdullâhi'l-Hâlık ve bu za‘îf mahlûk-ı Râzık seyyâh-ı âlem Evliyâ-yı bî-rîyâ ibn Dervîş Mehemmed-i Zıllî ki Serzergerân-ı Dergâh-ı âlî olup Mekke-i Mükerreme'nin sütûh-ı şerîfi üzre zeheb-i hâlisden mîzâb-ı rahmeti inşâ edüp fermân-ı Sultân Ahmed Hân ile surre emâneti hidmetiyle sütûh-ı Ka‘be üzre mîzâb-ı rahmeti vaz‘ edüp selâmetle Âsitâne'ye geldükde hakîre Mekke-i Mükerreme müyesser olmak içün hayr du‘â etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
etmişler. Hakka Zannûn'dur ammâ ol Zannûn'dur kim Melik Mukavkıs bu Mısır'da me …
Ve ziyâretgâh-ı Hazret-i Nûn bin Hazret-i Efrâyim bin Hazret-i Yûsuf bin Hazret-i Ya‘kûb aleyhimüsselâmdır. Bunlar dahi Tarabulus hâricinde cânib-i şarkîde Yûşa‘ Nebî civârında Cebelü'l-Lübnân-ı sağîr üzre medfûndur. Ammâ Mısır ulemâsı zu‘munca İmâm Şâfi‘î hazretlerinin âsitâne-i sa‘âdetlerinden kıble cânibinde râvî-i hadîs Sahâbe-i kirâmdan Şeyh Ukbe-i Cüheynî hazretleri civârında âsûde olan Hazret-i Zannûn oldur derler. Ammâ hilâf fehm etmişler. Hakka Zannûn'dur ammâ ol Zannûn'dur kim Melik Mukavkıs bu Mısır'da medfûn olan Zannûn'u bir Habeş'e ve bir Kıbtî câriyesi ve bir katır ve bir tîğ ile Hazret-i Risâlet'e hedâyâ ile gönderdikde hemân Zannûn Hazret-i Risâlet'in cemâl-i bâ-kemâlin müşâhede edince İslâm ile müşerref olup Sahâbe-i kirâm oldu. İlm-i tıbda Lokmân ve ilm-i şi‘irde Hassân akrân idi. Mısır'a Amr ibnü'l-Âs ile varup anda merhûm olup Şeyh Ukbe-i Cüheynî civârında defn olunan Zannûn-ı Mısrî'dir yohsa Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim oğlu Nûn Nebî değildir. Bu Nûn Nebî be-kavl-i tevârîh-i Kabâbıta bu Şâm-ı Tarabulus'da bu âsitânede medfûndur ve kavl-i sahîh budur. El-uhdetü ale'r-râvî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y187b ·
metinde göster ·
… 71b⟧ nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin
fehm
ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. …
Ve bu harâbe şehirlerin sahrâsı etrâfında sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ kayalar var kim misli ne Kürdistân'da ne Hakkâri ve Nahcivân'da ve ne Manya ve Alman'da böyle bir sun‘-ı aceb ibret-nümâ-yı garîb dağlar görmedim. (---)(---)(---) "Sübhâne'l-Hallâk" deyü engüşt ber-dehen eder. Zîrâ bu dağların kimisi servi gibi serâmed kimi evc-i semâya ser çekmiş ve kimi surâhî kabak-misâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa havf eder kim (---)(---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ-misâl ve kimi esed-misâl ve kimi keştî ve niçesi kûh-ı Bîsütûn gibi altı boş asker geçer ammâ âdemin aklı gider. Gûyâ bir mu‘allak sahra-i mu‘allâkdır. Ve kimi hücre hücre ve kimi göz göz Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir. Ve ba‘zısı fîl hortumu gibi birbirlerine uzanmış ammâ mâbeynlerinde bir vâsi‘ fezâ var, altından ubûr eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. Hikmet-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri ve yengeç ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecnâs-ı mahlûkât ise deryâda olur. Bundan anlanan oldur kim zamân-ı kadîmde bu mahaller deryâ imiş. Hattâ hakîr bir tevârîh-i Yûnâniyân'da gördüm İskender-i Zülkarneyn Sebte boğazın açmazdan evvel bu şâm ve Mekke ve Medîne çölleri cümle deryâ imiş. İskender Sebte boğazın kat‘ edicek Bahr-i Rûm Bahr-i Muhît'e akup bu mahaller çölistân olmuşdur. Ve akla mülâyimdir kim bu kayalara temevvüc-i deryâ ura ura hâk-i amber-fâmı gidüp yalçın kayalar kalduğu deryâ tellatumu alâmetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271a–Y271b ·
metinde göster ·
… zret-i Ömer'in dahi mübârek kâ’bından çeker, işâretin eder. Hazret-i Ömer andan
fehm
ederler kim kendüler dahi anda defn oluna.
"Ta‘al indî yâ evvele'r-refîk ta‘al" sadâsı gelüp cümle ehl-i Medîne bu sadâyı istimâ‘ edüp ale's-sabâh hâzır edüp Hazret-i Ömer lahde nüzûl etdirirken hazretin dest-i mübâreki nûr-ı münevver gibi merkad-i pür-envârından çıkup cenb-i şerîflerinde yer ederler. Ve Hazret-i Ömer'in dahi mübârek kâ’bından çeker, işâretin eder. Hazret-i Ömer andan fehm ederler kim kendüler dahi anda defn oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y289b ·
metinde göster ·
"Gelen mülûk hasır ile pûşîde kılsın" dedüğinden bir rumûz
fehm
edüp derhâl Me’mûn fermân eyleyüp ol ehrâmı nısfına dek Mısır hasırıyla mestûr …
"Gelen mülûk hasır ile pûşîde kılsın" dedüğinden bir rumûz fehm edüp derhâl Me’mûn fermân eyleyüp ol ehrâmı nısfına dek Mısır hasırıyla mestûr etdükleri mahalde bir rîh-i âsıf zâhir olup hasırı ve huddâmların havaya doğancı pefterisi-misâl perrân edüp hasırları çâk çâk edüp herîfler bî-cân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y232b ·
metinde göster ·