… cihetiyle Sultân Selîm-i Evvel ile Mısır fethinde yigirmi beş yaşına bâliğ bir
fetâ
yiğit idim deyü Selîm Şâh'ın Sultân Gavrî ile Mercidâbık'da olan ceng-i azîmin …
Zîrâ bu [Su]kemerli Mustafâ Çelebi {cümlesinden müsin idi. Hattâ} Müftî's-sakaleyn Kemâl Paşazâde hazretlerinin telâmîzlerinden tekmîl-i fünûn etmiş bir zû-fünûn müfessir ü muhaddis ü müverrih bir kimesne idi. Hattâ Kemâl Paşa huddâmı olmaları cihetiyle Sultân Selîm-i Evvel ile Mısır fethinde yigirmi beş yaşına bâliğ bir fetâ yiğit idim deyü Selîm Şâh'ın Sultân Gavrî ile Mercidâbık'da olan ceng-i azîmin ve Sahrâ-yı Kâkûn'da olan neberd-i kebîrin ve ol cengde Gavrî Sultân câm-ı eceli nûş edüp lezzetinin gavrine erüp cengde Gavrî'nin gâ’ib olduğun ve Mısır'da oğlu Sultân Muhammed pâdişâh olup sabîdir deyü kul yine hal‘ edüp yerine Sultân Tûmânbay Mısır'a pâdişâh olup tâ Mısır feth olunca Sultân Tûmânbay Selîm Hân ile yigirmi üç yerde ceng edüp Mısır nice feth olduğun kaçan kim [Su]kemerli Mustafâ Çelebi hikâye etdükde hakîr âlem-i hayretde kalırdım. Gâyet mü’min ü muvahhid ü mu‘temed âdem idi. Mezkûr Fransa kıralı kızının sergüzeşt [ü] serencâmların anların nakl-i sahîhinden istimâ‘ edüp tahrîr etmişizdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 28b ·
metinde göster ·
… mmâ kendüsi Midilli cezîresi içinde vücûda gelüp velvele-ârâ bir levend bahâdır
fetâ
kopup Cezâyirâtda niçe livâlara vâlî olup sene 940 kendüye kapudanlık ihsân olu …
Kapudan Hayreddîn Paşa: Vardar Yenicesindendir, cümle ecdâdı; ammâ kendüsi Midilli cezîresi içinde vücûda gelüp velvele-ârâ bir levend bahâdır fetâ kopup Cezâyirâtda niçe livâlara vâlî olup sene 940 kendüye kapudanlık ihsân olunup Akdeniz'de üç bin pâre yelken söndürüp niçe kerre esîr olup ve niçe kerre kılâ‘lar feth etdüği mufassalan başka bir tevârîhdir. Fütûhât-ı Hayreddîn Paşa derler. Âkıbetü'l-emr Âsitâne'de merhûm olup Beşiktaş'da sâhil-i bahr iken kapudan-ı ber olup liman-ı gûrda ilâ-yevmi'n-nüşûr lenger-endâht olup yatır. Fevtine bu mısra‘ târîh düşmüşdür. Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 48b ·
metinde göster ·
… kaçkın köle sayd edüp Karadeniz sâhilinde Urus gelirse şikâr alırlar, şehbâz ü
fetâ
yiğitlerdir. Andan,
Bu âsitânede dahi müsâfirîne gâyet ri‘âyet ederler, ammâ gâfil gitmemek gerek. Zîrâ bunlar acemî aşkıyâlarıdır ve kaçkın köle sayd edüp Karadeniz sâhilinde Urus gelirse şikâr alırlar, şehbâz ü fetâ yiğitlerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… lerinin bu gûne esmâlı lakabları vardır kim yiğitliğiyle nâmdâr ve yarar tüvânâ
fetâ
bahâdırları vardır. (---)
Ve hâlâ cümle halkı yeniçerilerdir kim, anadan doğma kul oğlu kul yeniçeri doğar. İsimleri: Ali Peşe [Beye], Veli Peşe, Hutâverti Peşe ve Câfer Peşe, Peşîr Peşe ve Fasli Peşe ve Memi Peşe ve Meyeser Peşe ve Fahrad Peşe ve Mahmet Peşe künyeli esmaları bunlardır. Fırtuloğlu ve Foduloğlu ve Fazaraz oğlu ve Koşumburoğlu ve Kotarazoğlu ve Kalafat oğlu ve Kosdiçoğlu ve Cündeoğlu ve Ali-Pelioğlu ve Sürmenelioğlu Pipolı ve Kaşidiyarı ve Siyâmi ve Corkali ve Hacı Çeço ve Kotoz Musli ve Ali Pişar ve Göneli Alî Peşe merdânelerinin bu gûne esmâlı lakabları vardır kim yiğitliğiyle nâmdâr ve yarar tüvânâ fetâ bahâdırları vardır. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 249b ·
metinde göster ·
… e mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer
fetâ
bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… ] merd-i meydân ve sâhib-i iz‘ân ve fârisü'l-hayl, dilâver ve server-i hünerver
fetâ
yiğitdir. Ve yârân-ı bâ-safâlardan Şâhverdi Aka ve Kulu Aka ve Şehrâb Aka ve Ho …
Ve bu şehr içre cümle kırk dörd aded kârgîr binâ kârbânsarâylardır kim her birinde niçe bin tümen mâl-ı Kârûn'a mâlik sevdâgerân hâcegiyânlar mihmân [u] sâkinândırlar. Ve mihmândârları dükeli yahşı cânlardır. Ve herkes hânesin bî-kıfl sedd edüp çârsû-yı bâzârda metâ‘ın füruht edüp hânesine geldikde yine dükkânçesin metâ‘larıyla hâli üzre bırağup dîdebân u pâsbânlar nigehbânlık ederler. Tâ bu mertebe emn [ü] emân diyâr-ı Şirvân'dır. Cümle bin iki yüz dükkânçelerdir. Ammâ bezzâzistân-ı kârgîri yokdur. Lâkin yine cemî‘î zî-kıymet makûlesi bî-kıymet firâvândır. Ve kahvehâneleriyle dükkân-ı Selmânî'leri gâyet müzeyyen ve mecma‘u'l-irfân ve kân-ı zurefâ ü a‘yândır. Ve hevâsı gâyet i‘tidâl üzre sevâhildir, zîrâ iklîm-i hâmisin nihâyetidir. Ve zemîn-i mahsûldârında pirinç ve pembe ve yedi gûne engûr-ı âbdârı ve Abbâsî ve melçe emrûdu ve harbuzu ve mahbûbu u mahbûbesi memdûh-ı cihân-ârâdır. Ve ekseriyyâ halkı Sünnî, Hanefiyyü'l-mezheb ulemâsı ve sulehâsı vardır. Nihânîce cemâ‘atle namâz kılarlar. Ve bu Şemahı Hânı Takî Hân'da yedi gün mihmân olup zevk u safâlar edüp niçe ehibbâ vü dûstân [u] yârânlar ile hoş sohbetler etdük. Ammâ Takî Hân-ı ber-cân, sâhib-i tab‘ Fârisî-hân, bir civân [u] merd-i meydân ve sâhib-i iz‘ân ve fârisü'l-hayl, dilâver ve server-i hünerver fetâ yiğitdir. Ve yârân-ı bâ-safâlardan Şâhverdi Aka ve Kulu Aka ve Şehrâb Aka ve Hoca Yezden-şîr ve İmirza Ma‘sûm ve Rüstem Aka nâmân a‘yân akalar ile hüsn-i ülfet edüp hândân niçe harîr pârçe hedâyâlar ve on tümen Abbâsî ve bir karaçabuk at ihsânlar alup cümle tevâbi‘lerimize dahi ihsânlar edüp kendüsü dahi Revân Hânı düğününe Bakü kal‘asında sûra med‘uvv olmağıla kal‘a-i Şamâkı'dan bin mikdârı asker ile alâ tarîkı's-seyr sayd [u] şikâr ederek cânib-i şimâle
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313a ·
metinde göster ·
… kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi
fetâ
yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi v …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
… . Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i
fetâ
şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü ka …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… ce lisânı bilirler. Sadşe kavmi derler bir şecî‘, yarâr, bahâdır, hırsız kavm-i
fetâ
yiğitlerdir. Bu Seydî Ahmed Paşa anlardandır. Hattâ lehçe-i mahsûsu ol kavmden …
Ammâ ahvâl-i Seydî Ahmed Paşa: Kendilerinin takrîri üzre Abaza kavmi ile Çerâkise mâbeyninde bir gûne kavm vardır. Dağıstânlar içinde olur. Abazaca ve Çerkesce lisânı bilirler. Sadşe kavmi derler bir şecî‘, yarâr, bahâdır, hırsız kavm-i fetâ yiğitlerdir. Bu Seydî Ahmed Paşa anlardandır. Hattâ lehçe-i mahsûsu ol kavmden olmasın gösterirdi. Ammâ bu Sadşe kavminin ekseriyyâ ihtilâtları Abaza tâ’ifeleriyledir. Zîrâ Abaza diyârı Karadeniz sâhilinde olmağıla iskeleleri vardır. Dağlarda olan Sadşe kavmi anınçün Abaza'ya muhtâclardır. Bir gün Abazalardan Melek Ahmed Paşa akrabâlarından Zebhûs nâm-ı benâm nâmdârlar ile Sadşe dağlarına hırsızlığa gidüp Seydî Ahmed Paşa henüz on dördüne bâliğ olmadan Seydî Paşa'yı âlem-i sabâvetde serîka edüp Melek Ahmed Paşa aşîreti olan (---) kavm içinde bâliğ olup Abazalar bu Seydî'yi bir gün firâr eder deyü iskelede bâzargâna satarlar. Bâzargân dahi Mısır'a götürüp bir fertûte-i Züleyhâ-yı Mısr'a bey‘ eder. Anda yigirmisine bâliğ olunca cündîlik ve silâhşorluk fenninde ol kadar üstâd-ı kâmil olur kim yüz yetmiş altı gûne lu‘bede-bâzlığı tekmîl-i fünûn edüp ta‘tîl günlerinde cümle ahâlî-i Mısr, hâric-i Mısr'da mastabalarda cirîd oynarken at üzre kırk sekiz gûne san‘at ile kırkar ellişer dirhem tüfenk atmak ve kırk adım yirde at sıçradup rûy-i arzda üç kelle postu urup ol teng mahalde üç kerre üç silâh icrâ etmek ve Kavak meydânında altun topa ok ve kurşum atmak ve urmak, tutmak ve kapmak ve asmak ve basmak ve at üzre yay kurup yasmak misillü ma‘rifetler ile şöhre-i şehr-i Mısr olup nâmdâr bir server olur. Hikmet-i Hudâ mezkûr fertûte hâtûndan bu Seydî Paşa'yı (---)(---) bir kâşif alup bender-i Süveyş'den bahr-i Kulzum içre gemiler ile bender-i Cidde'ye giderken bi-emr-i Hudâ Şap deryâsında talattum-ı deryâ ziyâdesiyle cûş [u] hurûşa gelüp cezîre-i Hasan kurbunda Seydî'nin gemileri gark olup cümle âdemler helâk olup ancak Seydî bir tahta pâresiyle bir gün bir gice rûy-ı deryâda şinâverlik edüp âhir leyle-i Kadr'de kadre uğrayup beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b ·
metinde göster ·
… olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir
fetâ
yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi d …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… ında mahbûb gulâmı yok idi. Cümle otuzar kırkar yaşında Rüstem-i şavarıb şehbâz
fetâ
yiğitleri var idi. Bu Üsküdar sahrâsında cümle içgulâmlarına yüzer guruş ve sil …
Hılye-i Murtazâ Paşa: Kâmet-i tâm ve esmerü'l-levn, müdevverü'l-vech, yassı alınlı ve siyâh kaş ve siyâh müje kirpikli ve alâ gözlü ve lüknet sözlü idi. Zîrâ âlem-i sabâvetinde alt çenesinde on dörd aded sinni yok idi. Ol ecilden ba‘zı edâ-yı hurûfda icrâ-yı mahâric-i hurûf edemezdi. Ve henü[z] sakal salup bir mahbûbü'l-kulûb olmuş idi. Sinesi vâsi‘, beli ince, bâzûları tüvânâ, tabanları efendisi Tabanıyassı gibi yassı, halûk ve halîm ü selîmü'l-kalb âlüfte vü âşüfte ve şûh u şakrak ve satranç-bâz u şimşîr-bâz ve zor-bâz u tüvânâ şehbâz er idi. Ve dâ’imâ zîbâ ve zerbâf ve Hıtâyî alacalar giymeğe mâ’il idi. Zîrâ gâyetü'l-gâye zen-dost olup mahbûb-dostlara dost değil idi. Ol ecilden üç yüz altmış içağalarında on beş yaşında mahbûb gulâmı yok idi. Cümle otuzar kırkar yaşında Rüstem-i şavarıb şehbâz fetâ yiğitleri var idi. Bu Üsküdar sahrâsında cümle içgulâmlarına yüzer guruş ve silâhdâr [u] çukadâra birer kîse ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b ·
metinde göster ·
… ccâr-ı berr ü bihârı ubûr etdirirler. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye
fetâ
server-i hünerverleri vardır. Bu şecâ‘atlerine göre gâyet mutî‘ kavmi vardır.
Ve cemî‘i tekâlif-i örfiyyeden mu‘âf u müsellem re‘âyâlardır kim cümle sekiz bin âdem tahrîr olunmuşdur. Zâbıt [u] râbıtları on altı kethüdâlık ta‘bîr olunur hîn-i mahalde korsan kâfirlerinin ve dağ harâmîlerinin haşerâtları yola bile inseler fi'l-hâl bu şehir halkının şehbâzları cânib-i garba Kurdkulağı'na ve cânib-i kıbleye Belen ve Bakras yollarına pür-silâh olup elbette harâmîleri şikâr edüp âyende vü revende huccâc-ı müslimîni ve tüccâr-ı berr ü bihârı ubûr etdirirler. Gâyet şecî‘ ü bahâdır erleri ve bî-nihâye fetâ server-i hünerverleri vardır. Bu şecâ‘atlerine göre gâyet mutî‘ kavmi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… ve siyâh püskürme benli pîr u cüvân âdemleri vardır ve cümle şecî‘ ü tuvânâ ve
fetâ
erler birbirinden yeğ server ü hünerverlerdir (---)(---)(---).
Sitâyiş-i reng-i rûy-ı pîr ü cüvân: Bu şehr-i atîk kûh-ı Ercîs dâmeninde olmağile hevâsı bürûdet üzre olup cemî‘i halkı zinde ve yigitlik kârı özünde, kimi yüz'ünde ve kimi yüz altmışdan yüz yetmişe yetmiş buğday anlı ve siyâh püskürme benli pîr u cüvân âdemleri vardır ve cümle şecî‘ ü tuvânâ ve fetâ erler birbirinden yeğ server ü hünerverlerdir (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
… yyâ halkı tendürüst olup mahbûb u mahbûbesi çokdur, ammâ mahbûbu tez sakallanup
fetâ
yiğit olup sayd [u] şikâre ve avân zümresine mâ’il olurlar.
Der-vasf-ı mahbûb [u] mahbûbân: Bu şehir kûh-ı Ercîs dâmeninde vâki‘ olmağıla hevâsı lütf [u] i‘tidâl üzredir ve ekseriyyâ halkı tendürüst olup mahbûb u mahbûbesi çokdur, ammâ mahbûbu tez sakallanup fetâ yiğit olup sayd [u] şikâre ve avân zümresine mâ’il olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
… kana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç
fetâ
on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin o …
Menzil-i karye-i Çalıkkavak: El-ıyazen billah eyle bir çengelistân-ı hıyâbandır kim derbend-i Maşa ve derbend-i Calındır ve derbend-i Felâket. Ve'l-hâsıl Arab ve Acem'de temâşâ etdiğimiz derbendler bu Çalıkkavak derbendi yanında Sahrâ-yı Tîh [ü] vâdî-i Heyhât'dır. Zîrâ bu Çalıkkavak'da olan çınar ve çam ve mişe ve kavak bir diyarda yokdur. Cümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından zemîne bir habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı çengelistândır. Hatta Çalıkkavak namıyla şöhre-i şehr olmasının aslı üç aded birâder-i can-beraber bellerinde birer kemer mâllarıyla bu balkana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç fetâ on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin otuz aded refîkleri dahi kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Allah'a sığınup girişirler. Küffârın bir kaçı cân havliyle ba‘zı kavak dırahtlarının ardına pinhân olup ol fetâlar kavaklara kılıç urdukça hem kavağı ve hem ardında saklanan küffârları ikişer pâre ederler. Küffâr bu hâlî görüp karârı firâra mübeddel edem zann edüp kırkı da üç yiğidin elinde katl olunup ol fetâlar bu kadar mâl-ı ganâ’imlerin alup sâlimîn ü gânimîn sıla-i rahmlerine giderler. Hâlâ ol yedi aded çalık kavak şâhrâh üzre durur. Ve kırk aded küffâr leşi ol mahalde maşadlıkdır. Ol sebeb ile çalıkkavak deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk bir balkan-ı Çalıkkavak'dır. Hâlâ yüz iki yüz âdem haydûd harâmîleri kesretinden selâmetle geçilmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde tâb u tüvân kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a ·
metinde göster ·
… şüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç
fetâ
görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-M …
Menzil-i karye-i Çalıkkavak: El-ıyazen billah eyle bir çengelistân-ı hıyâbandır kim derbend-i Maşa ve derbend-i Calındır ve derbend-i Felâket. Ve'l-hâsıl Arab ve Acem'de temâşâ etdiğimiz derbendler bu Çalıkkavak derbendi yanında Sahrâ-yı Tîh [ü] vâdî-i Heyhât'dır. Zîrâ bu Çalıkkavak'da olan çınar ve çam ve mişe ve kavak bir diyarda yokdur. Cümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından zemîne bir habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı çengelistândır. Hatta Çalıkkavak namıyla şöhre-i şehr olmasının aslı üç aded birâder-i can-beraber bellerinde birer kemer mâllarıyla bu balkana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç fetâ on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin otuz aded refîkleri dahi kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Allah'a sığınup girişirler. Küffârın bir kaçı cân havliyle ba‘zı kavak dırahtlarının ardına pinhân olup ol fetâlar kavaklara kılıç urdukça hem kavağı ve hem ardında saklanan küffârları ikişer pâre ederler. Küffâr bu hâlî görüp karârı firâra mübeddel edem zann edüp kırkı da üç yiğidin elinde katl olunup ol fetâlar bu kadar mâl-ı ganâ’imlerin alup sâlimîn ü gânimîn sıla-i rahmlerine giderler. Hâlâ ol yedi aded çalık kavak şâhrâh üzre durur. Ve kırk aded küffâr leşi ol mahalde maşadlıkdır. Ol sebeb ile çalıkkavak deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk bir balkan-ı Çalıkkavak'dır. Hâlâ yüz iki yüz âdem haydûd harâmîleri kesretinden selâmetle geçilmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde tâb u tüvân kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a ·
metinde göster ·
… birlerin görmezler. Yine böyle iken eyle ince minârelerdir kim her birin ikişer
fetâ
âdemler derâğûş etseler kucaklamak mümkündür. Tâ bu mertebe rakîk u serâmed min …
Bu câmi‘-i bî-karîn ü ma‘bedgâh-ı behişt-âyîn eyle bir huld-ı berîndir kim bunun çâr-kûşesinde dörd aded minâre-i ibret nümâları çâr rükni azîm gibi vâki‘ olmuşdur. Ve kubbe-i kâse-i nîl-gûn çâr minârelerin tâ vasatında vâki‘ olmuşdur. Bir minâre bir minâreden ba‘îd değildir. 155b Hesâb-ı perkâr ile bir çırpıda olup dördü dahi üç şerîfeleri ve bir kadd [ü] kâmette ve bir kıyâfetde on altışar terek hâne-i şeş-deh tarhlı minâre-i serâmedlerdir kim birbirlerinden bir ser-i mû tefâvütleri yokdur. Bu dörd minârenin iki yan kapuları dibindeki minâreteyn üçer yolludur. Ya‘nî aşağıdaki kapudan üç mü’ezzin girüp her biri birer yola urûc edüp üç mü’ezzin üç tabakaya çıkup aslâ birbirlerin görmezler. Yine böyle iken eyle ince minârelerdir kim her birin ikişer fetâ âdemler derâğûş etseler kucaklamak mümkündür. Tâ bu mertebe rakîk u serâmed minârelerdir. Ammâ kıble dîvârı köşelerinde olan minârelerin ikisi sâdece birer yolludur lâkin kadd-i kâmetde ve kâr-ı san‘atda yektâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155a–155b ·
metinde göster ·
… un içün bu âsitâneyi gürbüz ü tüvânâ ve zorâver ü dilâver [ü] server-i hünerver
fetâ
erler içün binâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki asker-i İslâm'a revnak vermişdir. Hâlâ …
Tekye-i Küşte-gîrân ya‘nî Güreşçiyân: Âsitâne-i Seyyîd Cemâleddîn Sultân: Ba‘de'l-feth Gâzî Hudâvendigâr İslâm-ı cüyûş revnak bulsun içün bu âsitâneyi gürbüz ü tüvânâ ve zorâver ü dilâver [ü] server-i hünerver fetâ erler içün binâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki asker-i İslâm'a revnak vermişdir. Hâlâ bunda olan Rûmeli dilâverleri cem‘ olup haftada bir kerre rûz-ı cum‘ada cem‘ olup yetmiş seksen çift yağa müstağrak olmuş selefin sâhib- 158b -kırânları gibi Rüstem-akrân şecî‘ ü tüvânâ pehlivânân birbirleriyle musâfaha edüp dest-bûsdan sonra kepiş-misâl baş dokuşup gülbâng-ı Muhammedî çekilüp meydân-ı muhabbetde küştegirlik etdiklerinde âdem vâlih [ü] hayrân ve dem-beste ser-gerdân olur. Hakkâ ki pîr-i perverleri olan Hazret-i Mahmûd-ı Püryâr [vü] velînün rûh-ı şerîfin yâd edüp cümle guzât-ı müslimîni râh-ı gazâya tergîb ederler. {Bu tekye} zemîni seng-i siyâh-vâr yağ ile mülemmâ‘ bir meydân-ı arbededir. Ehil olmayan âdemler ol âsitâneye kadem bassa yağ üstinde tepesi üzre gelüp kendi kendüye yenilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158a–158b ·
metinde göster ·
… âhib olmuşlar, "Belâ on, tokuzu da hîledir" demişler. Hakkâ ki ehl-i sefer olup
fetâ
olanlara silâhşorluk ve küştegîrlik elzem-i levâzımındandır. Zîrâ sünnet-i Resû …
El-hâsıl bu zikr olunan hîle-i küştegîrânın biriyle amel edüp hasmının bir mahallin gâfil bulup andan atup intikâm olur. Zîrâ pehlivânlar mâbeyninde zorbâzû erlikdir. Ammâ bâb-ı hîle erlikden erlikdir. Zîrâ atalar lisânında "Erlik on, tokuzu hîle" demişler. Niçeler bunâ zâhib olmuşlar, "Belâ on, tokuzu da hîledir" demişler. Hakkâ ki ehl-i sefer olup fetâ olanlara silâhşorluk ve küştegîrlik elzem-i levâzımındandır. Zîrâ sünnet-i Resûldür kim Hazret-i Mefhâr-i Mevcûdât Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile güleşüp ikisini de taşlamadan yenüp çehre-i murdârları kanarada kan yalamış kelb-i akûr ağzına dönmüşler idi. Mehâbet ü salâbetli bir san‘atdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
… ekrâdlarının bir kabîlesine Pinyânişi Kürdü derler. Altı bin mikdârı bahâdır u
fetâ
yiğitlerdir. Ve yaylalarında hayvânları gâyet çokdur. Kızılbaş-ı bed-ma‘âş-ı rî …
Ammâ şimdi katı yahşi eyâlet-i emn [u] emân oldu. Lâkin pâdişâhım bu kuluna Haleb'de mühr geldikde Van eyâletinde Mahmûdî ekrâdlarının bir kabîlesine Pinyânişi Kürdü derler. Altı bin mikdârı bahâdır u fetâ yiğitlerdir. Ve yaylalarında hayvânları gâyet çokdur. Kızılbaş-ı bed-ma‘âş-ı rîş-tırâş ile hem-meşâ olmaları haysiyyet ile kızılbaş-ı evbâş top çeküp asker-keş olup Müslimînden merdüm-küş olup kerrenâyların ve sûr-ı Efrâsiyâb'ın çalarak Kürdistân-ı nehb ü gâret ederek on kerre yüz bin koyun sürüp Salmas ovalarına ve Dumdumî ve Dümbülî ve Rûmiyye kal‘alarına bu kadar mâl [u] menâli götürüp cümle kızılbaş mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim oldular. Pâdişâhımın zamân-ı sa‘âdetinde sulha muğâyir iş etdiklerinden Kürdistân serhaddi ağaları 183b cümle Haleb'e gelüp bu hakîre tazallum etdiler. Ben dahi "Aya bu Van tarafında sulha muğâyir dahi ne gûne iş zuhûr eder?!" deyü müterakkıb olup yedi ayda Haleb'den der-i devlete gelmemin aslı ol idi. Yohsa pâdişâhımın Haleb'den mührile on günde rikâb-ı hümâyûnuna yüzüm ve gözüm sürmem mukarrer idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183a–183b ·
metinde göster ·
… Ol cibâl-i sengistân içre kayadan uyûn-ı zülâl cereyân eder. Mâh-ı temmuzda bir
fetâ
içinden üç taş çıkarmağa kâdir değildir. Ta bu mertebe bârid bir mâ-i berrâkdır …
Evvelâ Diyârbekir'den cânib-i şimâle bir günde varılır kal‘a-i Palu ensesinde Bağın nâm bir bâğ-ı İrem-misâl bir köydür kim Kürdistân'da bir mesîregâh-ı kâr-ı Rezzâk'dır. Eyle hıyâbân-ı kuyahdır kim cümle Palu beğleri ve sâ’ir diyârât beğleri anda teferrüc edüp ayş [u] ışret ederler. Bu karye-i İremezât Palu beğinin hâssıdır. Ol cibâl-i sengistân içre kayadan uyûn-ı zülâl cereyân eder. Mâh-ı temmuzda bir fetâ içinden üç taş çıkarmağa kâdir değildir. Ta bu mertebe bârid bir mâ-i berrâkdır. Gûyâ billûr ve necef ve morandır. Hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir bir aynü'l-hayâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… evlâdı hâsıl olup Hazret-i Yûnus isimlerini Merâdin deyü nâm buyururlar. Bu iki
fetâ
kırkar seneye bâliğ olduklarında Hazret-i Yûnus'un ta‘lîmiyle bu iki karındaş C …
Bu kal‘a-i yed-i kudret hakkında niçe bin müverrihân-ı Arab u Acem ve Rûm u Yunaniyân ve gayrı milel-i edyân-ı bâtılân bizâyeleri zu‘munca çok evsâfın tahrîr etmişlerdir, ammâ târîh-şinâs Mıkdısî kavlince bu kal‘a-i Mardin'in imâretine sebeb bizzât Hazret-i Yûnus Nebî aleyhisselâm idi. Zirâ Yûnus Nebî vakt-i şitâda Musul kurbünde Beledü'l-hatîb şehrinde sâkin olurdu. Vakt-i yayda yaylaya çıkup bu cebel-i Mardin'de sâkin olup kisb-i tarâvet edüp ibâdet ederdi. Hâlâ kûh-ı Mardin'de niçe gâr-ı azîmler vardır, anda sâkin olup hâlâ savma‘a-i Yûnus Nebî derler bir gâr-ı yetîmân-ı kân-ı züvvârândır. Ol asırda bu cebele Kûh-ı Şâhika derlerdi. Bu cibâlin gârları içre bir ejderhâ peydâ olup Hazret-i Yûnus'a imân getürenlerden niçe bin ümmet-i Yûnus'u tenâvül etdi. Ba‘dehû Hazret-i Yûnus'dan niçe münkerîn mu‘cize isteyüp niçe bin kavm-i Yahûd. "Bu cebel-i Şâhika'da ejderi katl eyle, sana imân getirelim", dediler. Andan Hazret-i Yûnus aleyhisselâm nübüvvet kuvvetiyle ol ejdere bir taş urup katl edüp üç bin aded münkerîn İslâm ile müşerref olup bu cebelde sâkin olup Hazret-i Yûnus ile hem-civâr oldular ve günden güne bây oldular. Bu cebelde ejder hâsıl olduğundan bu kûh-ı bülende kûh-ı Mâr dediler. Bir sebeb-i tesmiyyesi dahi yine ümmet-i Yûnus Nebî'den bir ulu beğ var idi, mâl-ı firâvâna mâlik idi. Cenâb-ı Kibriyâ ana Yûnus Nebî du‘âsıyla ol sene ikiz doğar iki evlâdı hâsıl olup Hazret-i Yûnus isimlerini Merâdin deyü nâm buyururlar. Bu iki fetâ kırkar seneye bâliğ olduklarında Hazret-i Yûnus'un ta‘lîmiyle bu iki karındaş Cebel-i Mâr üzre bir sûr-ı kebîr edüp itmâm etdiklerinde Hazret-i Yûnus bu kal‘aya Merdeyn buyurdular. Zirâ iki merd-i meydân binâ etmişdir. Anınçün Merdeyn'den galat Mardin derler, ammâ diyâr-ı Acem'de yılan ve çıyan ve ejderhâ kânı olduğundan kal‘a-i Mâr-ı dîn derler. Diyâr-ı Arab'da kal‘a-i Şâhika derler, diyâr-ı Rûm'da Mardin derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 210a ·
metinde göster ·
… ndimiz eyle harâb u yebâb ideli on beş sene içinde ol kadar imâr olmuş ol kadar
fetâ
yiğitler peydâ olmuş kim ta‘bîr olunmaz. Ale's-seher atlarımıza süvâr olup hedâ …
Menzil-i urûc-ı kûh-ı Saçlı: Bu kûh-ı bâlânın ta zirve-i a‘lâsında Bapır köyü nâm mahalle üç yüz âdemle varup Bapırın ya‘nî hâkimlerinin hânesine nüzûl edüp paşanın nâmesin verüp aslâ helvâcı kâğızı yerine komayup cümle iş erleri huzûrunda okunup Mardinliler tercümânlık edüp me’âl-i kelâm anlara i‘lâm etdiler. Anlar eyitdi: "Bizi Melek Ahmed Paşa etdiğiyle korkutmasın. Eyle bir ciddî vezir ne geldi ve ne gelecekdir. Şimdi istimâ‘ etdik {Melek Paşa} Van'a gidermiş. Eğer Melek yine Diyârbekir vâlîsi olursa cümlemiz ehl [ü] ıyâlimizle hâk-i pâyine yüzümüz süreriz, mâlımız cânımız yoluna fedâ ederiz, ammâ bu Mustafâ Paşa'ya on kızıl katır yükü harîr veririz, gayrı bir şey vermeziz". On aded katır ile yüklü harîr gönderdiler ve bizimle varan âdemlerin eşbehlerine beşer vukiyye harîr verdiler, ammâ 216b niçeleri bu hakîri bilüp bir kızıl katır yükü harîr ve bir katır yükü üzüm ve incir, niçe şeyler verüp ol gice andan mihmân olup vakt-i zuhrdan gurûba dek seyr ü temâşâ etdim. Ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz eyle harâb u yebâb ideli on beş sene içinde ol kadar imâr olmuş ol kadar fetâ yiğitler peydâ olmuş kim ta‘bîr olunmaz. Ale's-seher atlarımıza süvâr olup hedâyâlar ile Firârî Paşa'ya gelüp bir katar katır bârı harîrin teslîm etdiğimizde vâfir gürleyüp fılayup gazab-âlûd oldu. "Elbette biz anların üstüne gidelim" deyü cümle eyâlet-i Diyârbekir'e emîrler yazılması fermân olundu. Ammâ ne mümkin, Saçlı dağına gitmeğe seksen bin asker gerek ve iki yüz kise masrûf gerekdir. Hikmet-i Hudâ ertesi gün çöl Urbânı olan Alî Fâris'den feryâdcılar gelüp "Amân sultânım, amân çöl pâdişâhı (---)(---) beni zebûn etdi, imdâdıma câr yetiş, sultânıma dahl düşmüşem." deyü nâmesiyle beş aded küheylân kısraklar hedâyâ geldi. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216a–216b ·
metinde göster ·
… p bir merd ü zen kal‘aya girmek ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i
fetâ
zen-i fertûte şeklinde kal‘aya girüp kılıç urup feth etdiklerinden hâlâ derûn-ı …
Andan aşağı top delikleri var ammâ sonradan delmişler. Cümle dîvârları köşe köşe çıkup her dirsek kulleleri birbirlerin gözler ve her kulle üzre dîdebânhâneler vardır. Ve cânib-i cenûba aşağı şehre nüzûl eder üç kat demir kapusu vardır kim kapu mâbeynlerinde âlât-ı silâh müzeyyen olmuşdur. Cemî‘i dîdebânlar bu bâb-ı azîmde dîdebânlık edüp bir merd ü zen kal‘aya girmek ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i fetâ zen-i fertûte şeklinde kal‘aya girüp kılıç urup feth etdiklerinden hâlâ derûn-ı kal‘aya avret bile komazlar, meğer âşinâlarından bir hâtûn-ı mestûre ola. Bu kapudan gayrı dervezesi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… dahi hasbî nöbet beklerler. Bir gedik mahlûl olsa anlara verilmek şartdır. Eğer
fetâ
oğlu var ise pederi gediği oğluna verilir. Ma‘sûmlara gedik verilmek memnû‘dur.
Evvelâ cânib-i şarkda Tebrîz kapusundan taraf-ı garbîde Yalı kapusuna gelince bu aşağı kal‘anın üç taraf dîvârı kal‘a ve bedenler üzre kâmil beş bin adımdır. Ammâ İçkal‘a kayasıyla bile hisâb olunursa kâmil on bir bin hatve-i fetâdır, ya‘nî yiğit adımlamasıdır. Bî-tâb u bî-mecâl ehl-i keyf tiryâkî adımıyla on beş bin adım dahi olur ve dâ’iren-mâdâr kâmil dörd bin dendân-ı bedendir kim hîn-i muhâsarada her dendân-ı beden mazgalında ikişer âdem bekler ammâ ile'l-ân her gice yetmiş üç aded kullede beş yüz aded pür silâh âdemler fi's-sayf ve'ş-şitâ keşik bekleyüp sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî ile feryâd edüp nigehbânlık ederler. Ve bütün gice yigirmi dörd aded ağaları ve çavuşları şebrevânî esbâblarıyla kol dolaşup rıbât bekler, bir nöbetçi hâmûş bulsa iki yüz deynek urup paşaya arz edüp gediği âhara tevcîh olunur. Zîrâ ulûfe-i mu‘ayyeneleri ve asıl mu‘teber dirlikdir. Dörd beş bin mikdârı mahlûl bekler garîbü'd-diyâr ma‘zûlcü nâm yiğitler vardır. Anlar dahi hasbî nöbet beklerler. Bir gedik mahlûl olsa anlara verilmek şartdır. Eğer fetâ oğlu var ise pederi gediği oğluna verilir. Ma‘sûmlara gedik verilmek memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… mî‘i ulemâsı ulûm-ı garîbe ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Erbâb-ı ma‘ârifi ve
fetâ
ve bahâdırânı dahi bî-kıyâsdır ve nâ-resîde püserânları gâyet tiz-fehm ve necîb …
Der-fasl-ı tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı kal‘a-i Van: Bu şehr-i Van kadîm a‘sârdan beri mecma‘-ı ulemâ ve kân-ı fuzalâdır ve iklîm-i garîbe vü acîbedendir kim cemî‘i ulemâsı ulûm-ı garîbe ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Erbâb-ı ma‘ârifi ve fetâ ve bahâdırânı dahi bî-kıyâsdır ve nâ-resîde püserânları gâyet tiz-fehm ve necîb ü reşîd ve zekiyyü't-tab‘ ciğer-kûşeleri olur ammâ tabî‘atları ebyât-ı eş‘âra ve Pârisî güftâra mâyillerdir. Kelâm-ı örfiyyede lisân-ı şarkî üzre fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyânlardır ve sığâr u kibârları âlüfte vü âşüfte ve hoş-sohbet ve pâk-meclis ve sâf-dil merd-i meydânlardır ve cümle pâk mezheb ü pâk i‘tikâd mü’min ü ehl-i tevhîdlerdir. Derûnlarında vâsi‘ mezheblik yokdur. Hakkâ ki bu dâr-ı diyârın umûmen zerâfet ü letâfeti gibi sabâhat u melâhati olmazdır. Ve dahi vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr, kend-i büleydelerinde buk‘aları hûb ve hâk-i anber-i pâki beyne'n-nâs merğûb ve mezra‘aları vâfir ve deryâsında keştîler ile berekâtı mütekâsir, deşt-i hâmûnlarında ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinânları ve müşebbek bostânları hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Cenâb-ı Allah hemîşe imâr ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a ·
metinde göster ·
… olanlara ihsânlar ederdi. Ve kâhîce bin iki bin aded "Benem, diğer nîst!" diyen
fetâ
vü bahâdır [ü] dilâver, erler ve server ü hünerverler ile esb-i sabâ-sür‘atine …
deyüp asla melâmet yüzün göstermezdi. Ve her koldan baş ve dil getirenlere ve bir şey getirenlere huzûrunda yığılmış duran altun ve guruş ve çil akçe ile mahlût olmuş mâldan cümle şehbâz gâzîlere ve ser-i kârda olanlara ihsânlar ederdi. Ve kâhîce bin iki bin aded "Benem, diğer nîst!" diyen fetâ vü bahâdır [ü] dilâver, erler ve server ü hünerverler ile esb-i sabâ-sür‘atine süvâr olup cânib-i erba‘ada olan karavulları devr ederdi. Ve cümle halka rûy-ı dil ile cenge terğîb ederdi ve ızhâr-ı gayret edüp bizzât müctemi‘ olan çarha-i hâna şahin süzülür gibi süzülüp gürûh-ı murg-ı ukâb gurâba sunar gibi sunardı ve meymene vü meyserede olan hasma murâd-ı merâm-ı maksûdu üzre sa‘b küme-i düşmanlara girüp şikâr alup sâf çıkardı. Gâyet bahâdır sâhib-i şecâ‘at er idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265a ·
metinde göster ·
… le bir gazâda bulunalım." deyü cümle guzât birbirlerin cenge terğîb eyleyüp her
fetâ
silâhlarıyla mukayyed olurlardı.
Bu keşf ü kerâmeti çok müslimîn görüp "Melek gibi bir müstecâbü'd-da‘ve vezîrin asrında böyle bir gazâda bulunalım." deyü cümle guzât birbirlerin cenge terğîb eyleyüp her fetâ silâhlarıyla mukayyed olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
… Hakkâ ki Hân askerinin Rujikiyân'ında dahi bahâdır u şehbâz u şehnâz u dilâver
fetâ
ve server-i hünerverleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları oldukda …
Bu minvâl üzre paşa huzûruna yigirmi kulak ve on burun ve on beş ve yigirmi burun ve kırk kulak ile gelmiş ulak u solak yiğitler var idi. Ammâ hakku'l-insâf budur kim bozmak, bozulmak Allah elindedir. Hakkâ ki Hân askerinin Rujikiyân'ında dahi bahâdır u şehbâz u şehnâz u dilâver fetâ ve server-i hünerverleri var imiş. Bunlar münhezim oldukları ma‘lûmları oldukdan sonra benî Âdem demi dem-be-dem nühûr gibi cereyân ederken hân askerinin "Benem diğer nîst!" diyen aşîret beğlerinden Mahmûd beği ve Manur beği ve Güvaz ve Kesvatil ve Tanahlı ve Kendir dereli kefenleri der-gerden edüp Güzeldereli Muslı Ağa güzel hempâ olup Hayderîler ile Haydâr-ı kerrâr-vâr kerrât-be-kerrât Hakkarî ve Ercîş ve Malazgirdli üzre selle seyf olup seyf-i Rujikî urmuşlardır kim bizim Hakkarî Çeluların ol kayalar içre demet demet edüp kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269b ·
metinde göster ·
… ndan lezzet verir. Her kim o sudan kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ
fetâ
olur. Anınçün ekseriyyâ Mahmûdî kavmi bahâdırlardır. Ammâ bu Rûbâcık'ın yolları …
Menzil-i Rûbâcık Sultân: Murâd Hân Revân'a avdet etdikde bu mahalde meks edüp hâlâ otağı yerinde bir soffa var. 288a Bu mahal yine Pinyaniş hudûdunda Âl-i Osmân hâkidir. {Hikmet-i Hudâ} ammâ bu Rûbâcık'da bir çâh-ı mâ vardır kim suyu Kuds-i şerîfin âb-ı Selvânından lezzet verir. Her kim o sudan kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ fetâ olur. Anınçün ekseriyyâ Mahmûdî kavmi bahâdırlardır. Ammâ bu Rûbâcık'ın yolları dahi sengistân u çengelistân yerleri vardır ve yalçın kayalarında keçi ve koyun-ı beyâbâni vardır. Ve kaplan, vaşak ve zerdevâsı bî-hisâbdır. Ammâ köyü ol kadar imâr değildir. Üç yüz hâneli ve bir câmi‘li Ekrâd-ı Pinyanişî köyüdür. Her hafta etrâfında olan kurâların halkı cem‘ olup azîm bâzâr durur. Andan şarka 6 sâ‘{atde},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b–288a ·
metinde göster ·
… ile yâd ederler. Hâlâ bir belde-i mutavassıtadır. Ammerallah. 295b Hatta bir
fetâ
atıyla murâd edüp gitse bu şehirden şehr-i {Van'a} ve Revân'a dahi dörd menzild …
Diyâr-ı Âzerbaycân'da bu da şehr-i mu‘azzam imiş. Acem destine girmek ile belde-i evsat demişlerdir. Hakkâ ki {cânib-i} garbîsinde şehr-i Şehrezûl ve şimâlinde Salmas ve şehr-i Tesûy ve şarkîsinde şehr-i Tebrîz ve cenûbunda şehr-i Erdebil cümle bu şehirler Rûmiyye'ye dörder menzil mesâfe olduğundan hâlâ müverrihân-ı İrân-zemîn bu Rûmiyye'yi "Belde-i evsat" ile yâd ederler. Hâlâ bir belde-i mutavassıtadır. Ammerallah. 295b Hatta bir fetâ atıyla murâd edüp gitse bu şehirden şehr-i {Van'a} ve Revân'a dahi dörd menzilde irer, ammâ hakîr cihânı temâşâ içün beşer ve altışar sâ‘at giderdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295a–295b ·
metinde göster ·
… n meydânı kurbünde ziyâretgâh bir makâm-ı gülistândır kim reyhânistânı içre bir
fetâ
at üzre mızrağıyla ubûr etse ol yiğit atıyla görünmez. Ta bu mertebe âlî reyhân …
Ba‘dehû azîzin vücûd-ı şerîfi muhrik olduğu yerde âteş sönmeden etrâflarında çemenistân ü sünbülistân bitmeğe başlar. Âteş sönüp bi-emrillahi Ta‘âlâ gül-i gülistân u reyhân-ı ezhâristân olur kim ilâ hâze'l-ân Rûmiyye kal‘asının cenûbîsinde Çevgân meydânı kurbünde ziyâretgâh bir makâm-ı gülistândır kim reyhânistânı içre bir fetâ at üzre mızrağıyla ubûr etse ol yiğit atıyla görünmez. Ta bu mertebe âlî reyhânı olup kendi biter, kendi yiter. Ammâ âsâr-ı binâdan bir şey yokdur. Cümle ehl-i beledin zu‘m-ı sahîhleri "Bu gül-i gülistân, Koçağa Sultân'ın mübârek külü düşdüğü yerdir." derler. Hakkâ ki gayrı yerde eyle reyhân yokdur. Hemân beş hırmen cirminde yerde vâki‘ olmuşdur ve gayrı diyârda eyle reyhân-ı gülistân hâsıl olmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296a ·
metinde göster ·
, dilâver ü server-i hünerver yiğitler vardır kim bir eline bir deste pembe alup …
Ammâ şimdi diyâr-ı Bağdâd'da gâzî şahbâz u fetâ, dilâver ü server-i hünerver yiğitler vardır kim bir eline bir deste pembe alup bir eline şemşîrin alup bî-bâk u bî-pervâ bir iki arslana hamle edüp merdüm-i şîr-hor [u] şîr-keş bahâdır erler var kim her biri kırkar ve ellişer arslan katl etmişlerdir. Ve niçe yiğitler dahi kemîngâhlardan kurşum ile urup katl edüp postun beş altı guruşa fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358a ·
metinde göster ·
Hatta bu hakîr "Selîm-i Evvel ile Çıldır'da Şâh İsmâ‘îl cenginde fetâ yiğit idim." diyen Cizre halkıyla kelimât etmişim. Ammâ be-kavl-i müverrihân-ı Kıbtıyân eyle tahrîr etmişler kim Hazret-i Nûh'un ırk-ı tâhirinden dörd oğlu var idi. Biri Sâm ve biri Hâm ve biri Yâfis ve biri Ken‘ân idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 384a ·
metinde göster ·
… lanup Bucak Tatarı'yla hem-ınân olup sefer eşerler, zîrâ gâyet şecî‘ ve bahâdır
fetâ
zor-âver ve dilâver ve server-i hünerver yiğitleri var. Hîn-i gazâda hemân Baba …
Bu kurâlardan mâ‘adâsı Karasu kazâsı çölistânıyla müşâ olmağın ol kadar bâğ u bâğçeli kurâlar değildir. 67b Ammâ tereke mahsûlünde gâyet ziyâde gılâl kânı kurâlardır ve yine bizim Babadağı kazâsının kurâlarıdır, lâkin ekseriyyâ câ-be-câ re‘âyâsı Tatarşe olup Tatar ile ülfetleri olduğundan Tatar Hân bir sefere atlansa hemân bunlar dahi haber alup kübelenüp sadak savatlanup Bucak Tatarı'yla hem-ınân olup sefer eşerler, zîrâ gâyet şecî‘ ve bahâdır fetâ zor-âver ve dilâver ve server-i hünerver yiğitleri var. Hîn-i gazâda hemân Babadağı kazâsından yigirmi bin "Benem, diğer nîst!" diyen yiğit çıkar. Ve yigirmi bin zor-batırlar Karasu kazâsından çıkar ve otuz bin yiğit Dobruca ve Hacıoğlu kazâsından çıkup Âl-i Osmân "Ha dese" bu üç kazâ yerden altmış bin salt atlı yiğit çıkar ve kırk sekiz bin yiğit dahi Bucak Tatarı'ndan çıkar. İltifât olunsa belki dahi ziyâde asker çıkar, zâdekallâhu te‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a–67b ·
metinde göster ·
… k olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver erler ve tüvânâ
fetâ
ve kağân er arslan yiğitler kim her biri bir ejder-i heft-serden nişân verir ba …
Alay-ı iç ağaları: Cümle beş yüz aded pâk u pâkîze bıyıklı şahbâz yiğitler kim her biri Rüstem-i Restân ve Sâm ve Nerîmân şecâ‘atli fetâlar kim cümlesi âlet-i silâha müstağrak olmuş fedâ’î ve Mervanî şevâribli dilâver-i server-i hünerver erler ve tüvânâ fetâ ve kağân er arslan yiğitler kim her biri bir ejder-i heft-serden nişân verir bahâdırların ellerinde kargı sırıklar ve bellerinde şeyhanî ve Ma‘arravî ve Hoş-kademî ve Sunkurî ve Esedî ve şâmî ve Mısrî ve İslâmbolî ve Hindî ve Kirmânî ve Horasanî ve Mu‘allim Dâvûdî kılıçlı iç ağalarının uylukları altında hıştlar ile müheyyâ ve hâzır-baş atbaşı berâber yiğitler selâma dururlardı kim bu asker-i müzeyyenin âlet-i silâh şa‘şa‘asından ber-havâ tayerân eden hûş [u] tuyûrların çeşmleri hîrelenüp nâbînâvâr zemîne nâzil olup piyâde âdemler ol kuşları sayd ederlerdi. Tâ bu mertebe mükellef ü müzeyyen şa‘şa‘alı alay idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82a ·
metinde göster ·
Ve benî Âdemi gâyet mehâbet ve selâbet ve şecâ‘atde Sâm ve Nerîmân-sıfat
fetâ
bahâdırânları hadden efzûndur. Hattâ Budin ve Egre ve Kanija ve Bosna eyâleti s …
Ve benî Âdemi gâyet mehâbet ve selâbet ve şecâ‘atde Sâm ve Nerîmân-sıfat fetâ bahâdırânları hadden efzûndur. Hattâ Budin ve Egre ve Kanija ve Bosna eyâleti serhadlerinde cümle yedi yüz altmış aded serhad kal‘aları vardır. Cümlesinin gâzîleri bu Bosna serhaddi gâzîlerindendirler kim şeb [ü] rûz her tarafın kâfirleriyle ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl ederler ve halkı gâyet mu‘ammer olup tenâsül bulurlar. Hattâ Cenâb-ı Bârî yârî kılup ol şehre ve kurâlarına ol kadar evlâd [u] ensâb berekâtı vermiş kim her mahalle şâhrâhlarında ciğer-kûşe püserânlardan geçilmez. Gâyetü'l-gâye sıbyân-ı ebcedhânı çokdur, zâdekallâh. 132b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 132a–132b ·
metinde göster ·
"Sultânım, vâkı‘an şimdi vâki‘ olsun" deyüp benim Receb nâmında bir
fetâ
gulâmım var idi. Ana belimden şeyhanî kılıcım verüp oğlana ‘koma hâ’ etdim. Ber …
"Sultânım, vâkı‘an şimdi vâki‘ olsun" deyüp benim Receb nâmında bir fetâ gulâmım var idi. Ana belimden şeyhanî kılıcım verüp oğlana ‘koma hâ’ etdim. Ber-hurdâr olsun ayu kâfirin boynuna bir seyf-i zülyezen eyle urdu kim Bosna lahanası-misâl kellesi galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ olmuşdur. Andan paşaya pençik veri[r]ken iki yüz aded kâfirleri, vâkı‘asında cemâ‘at içine hınzîr gibi giren kâfirlerin cümlesin gâzîlere, "Koma kurdlarım" {dedikde} ân-ı vâhidde iki yüz kâfirleri dahi dendân-ı tîğdan geçirdiler ve anların dahi kellelerin yüzdürüp tuzladılar. Cümle bin üç yüz otuz beş aded kelle olup der-i devlete göndermeğe hâzır etdiler. Meğer bu mahalde bir serhad gâzîsi bir kâfir harâmîyi diride saklamış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
… âl amâr ede ve bu mahalde cümle ümerâlara tenbîhler olup asâkir-i İslâm'dan bir
fetâ
çete ve poturaya gitmediler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Bu dahi Islovin kefereleri binâsıdır. Fâtihi sene 941 Gâzî Hüsrev Beğ binâsıdır. Bu dahi Kırka sancağında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır, ammâ hâlâ harâbdır. Hudâ-yı müte‘âl amâr ede ve bu mahalde cümle ümerâlara tenbîhler olup asâkir-i İslâm'dan bir fetâ çete ve poturaya gitmediler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140a ·
metinde göster ·
… olmayup hâb-âlûd yatırlardı. Meğer maktûl kâfirin taşrada on iki aded yunak ve
fetâ
çoyik refîkleri var imiş. Anlar dahi otak içine bir yerden girüp Peşkircibaşı n …
Bu Abaza lehceleriyle mezkûr Uskok keferesiyle söyleşirlerken meğer paşa bu kelimât-ı turrehât-ı kalenderîleri yatdığı obadan istimâ‘ edüp görse kim bir fedâ’î Uskok kâfiri pür-silâh ve âteş-pâredir. Hemân paşa-yı bahâdır başı ucundan koca Hoş-kadem kılıcın kapup obadan taşra bir kadem-i hoş-kademle pertâb edüp Uskokun kellesine bir sâtûr-ı Melek'i eyle çekdi kim felek reşk etdi, ammâ yine böyle iken mezbûr iki üç gulâmlardan gayrı bu kâfir kesilmesinden bir âdemin rûhlarının haberleri olmayup hâb-âlûd yatırlardı. Meğer maktûl kâfirin taşrada on iki aded yunak ve fetâ çoyik refîkleri var imiş. Anlar dahi otak içine bir yerden girüp Peşkircibaşı nâm Çerkes şahbâz nâm şehnâz ve Gürcî Zülfikâr nâm merd Alî-vâr Zülfikâr'ın ellerine alup bu iki nâmdâr yiğitler on iki kefereye otak içre kılıçlar ururken cümle iç ağaları içinde bir hay huy kopup on iki aded kâfirlerin kellelerin kesüp köpeğî galtân etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143a ·
metinde göster ·
… adâ-yı Hû'ya rehâ buldurup her tarafdan sadâ-yı "Yâ men Hû" gelüp gönlünde olan
fetâ
yiğitler kol kol olup kâfiristân vilâyetlerine çete ve poturalara revâne olurla …
Ve bu menzilde Atlıbeğzâde ve Yenge Kırığı ve Gırbo Bölükbaşı nâm gâzîler sekiz yüz aded pür-silâh dilâver-i cülâver ve server ü hünerver yiğitler ile İspilet bâğlarından ve gayrı kılâ‘ların dağlarından bin altı yüz re’s mugân pîçe pençe-i âfitâblar kim her biri birer maralî ve gazâlî ve nergis gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü mahbûb u mahbûbe gılmân u bintânlar getirdiler kim kâkülleri perîşân ve çîm-ender-çîm ve ham-ender-ham kadd-i âşıkânı ham kılıcı gâzîlerin kılıçların meyânlarına bend kılıcı hüsndâr gulâmlar kim her biri birer ban ve kapudanzâdeler ve evc-i melâhetde bedr-i tamâm mehpâreler ve yüzden mütecâvizi dûşîze ve nâ-şüküfte sîm-endâm gül-fâm peri-peyker ve melek-manzar duhter-i pâkîze-ahterler ordu-yı İslâm'da ubûr etdirerek otağ önüne cem‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn bu ciğer-kûşelerin şem‘-i ruhsârlarına pervâne-vâr cem‘ {olup} cümle uşşâkân sadâ-yı Hû'ya rehâ buldurup her tarafdan sadâ-yı "Yâ men Hû" gelüp gönlünde olan fetâ yiğitler kol kol olup kâfiristân vilâyetlerine çete ve poturalara revâne olurlardı. Andan Musik bayırından kalkılup yine sarp dere ve kayalar arasında ubûr edüp 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143b ·
metinde göster ·
… r. Hattâ cümle gâzîleri bizimle Erdel gazâlarında bile idiler, hakkâ ki şecî‘ u
fetâ
askerdir.
Hâlâ beğinin kanûn-ı Süleymân Hân üzre hâss-ı hümâyûnu 459.200 akçedir ve ze‘âmeti 19 ve cümle tîmârı 205. Kanûn üzre üçer bin akçede bir cebelüleri ile alaybeği ve çeribaşı ve subaşısı ve paşasının askeriyle cümle dörd bin aded güzîde yarar askeri vardır. Me’mûr oldukları sefere Rûmeli vezîriyle yâhûd mîr-i livâlarıyla sefer eşerler. Hattâ cümle gâzîleri bizimle Erdel gazâlarında bile idiler, hakkâ ki şecî‘ u fetâ askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 33b ·
metinde göster ·
… vardır. Ve gâyet Ferhâd-vâr rencberlik edüp kâr [u] kisblerine mukayyed şecî‘ ü
fetâ
Arnavud gâzîleri var. Gayri millet bu şehirde yokdur.
Bir sınıfı buheyresinde sayyâd-ı mâhîlerdir; bir bölüğü askerî tâ’ifesidir; ve bir zümresi tüccârân-ı berr [ü] bihârdır; ve bir fırkası ehl-i sanâyi‘dir; ve bir kabîlesi sûhtevât ulemâlarıdır; ve bir kavmi bâğbândır, zîrâ cümle yigirmi üç bin aded bâğları vardır. Ve gâyet Ferhâd-vâr rencberlik edüp kâr [u] kisblerine mukayyed şecî‘ ü fetâ Arnavud gâzîleri var. Gayri millet bu şehirde yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 34b ·
metinde göster ·
… kavmi mâbeynlerinde sengistân ve cengelistân içinde Sadşe kavmidir, bir gulâm-ı
fetâ
imiş.
Evvelâ ihvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola ki merhûm Melek Ahmed Paşa'nın peder-i azîz-i vâhid-i mâcidi Fâtih-i Mısır Sultân Selîm Şâh-ı Evvel'in vezîria‘zamı Hazret-i Ebâbekiri's-Sıddîk neslinden Kara Pîrî Paşa'nın hazînedârlığı hidmetiyle Mısır fethinde hâzır olmuşdur. Anların dahi maskat-ı re'sleri dâmen-i kûh-ı Elburz'da Çerkez kavmi ve Abaza kavmi mâbeynlerinde sengistân ve cengelistân içinde Sadşe kavmidir, bir gulâm-ı fetâ imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
… zkûr dörd aded kal‘aların cümle bin sekiz yüz aded cılasın ve gâzî vü tüvânâ ve
fetâ
askerîsi vardır kim her biri birer kal‘a değer şehbâz yiğitlerdir kim aslâ hîle …
Ve bu iki aded Gabele kal‘asının ve Norin kal‘asının ve Korpi kullesinin bu mezkûr dörd aded kal‘aların cümle bin sekiz yüz aded cılasın ve gâzî vü tüvânâ ve fetâ askerîsi vardır kim her biri birer kal‘a değer şehbâz yiğitlerdir kim aslâ hîle vü hud‘a ve kizb ü bühtân ve gıybet ü mesâvî bilmez gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162b ·
metinde göster ·