"Ey inpiretore Kostantîn İpol" ya‘nî "Ey pâdişâhlar pâdişâhı Kostantîn Kıral" ve "Ey megalo Hırıstos" ya‘nî "Ey büyük Allâh" ve Latin kavmi olanlar "Boğ çarna Kostantîn" ya‘nî "Allâh Kıralı Kostantîn" ve Urum olanlar, "Va pedakimo vandirfa bidemu va mavra matyamu va psiçemu va psihulemu" ya‘nî "Vay oğul vay cânımdan sevgülüm vay iki gözlerim vay (---)" deyü feryâdları evce peyveste olup her biri birer gûne girye ve feza‘ u çeza‘ etdüklerin Kostantîn işidüp "Anpiretor İpol" dedikleri ya‘nî "Azîmü'ş-şân pâdişâhlar pâdişâhı" dediklerin kendüye zann edüp ve yigirmi otuz bin benî âdemin feryâd [ü] figânları Kostantîn'e hoş gelmeyüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 13a ·
metinde göster ·
Âhirü'l-emr ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir
feza
‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet kopdu. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıris …
Âhirü'l-emr ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir feza‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet kopdu. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıristiyan zî-kıymet eşyâları ile burc [u] bârûlar üzre beyâz vere bayrakları diküp "El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı vere ile teslîm edüp cümle küffâr bir gün mehil alup berren ve bahren her biri birer diyâra ve deyre ve îre gitdiler. Meğer kal‘a içre melâmiyyûndan Yâvedûd Sultân merhûm olunca küffârın başına kıyâmet kopup kal‘ayı emân ile verüp deryâ-misâl asker-i İslâm sadâ-yı Allâh Allâh {ile} şehr-i İslâmbol'un cânib-i selâsından asker-i bî-pâyân yürüyüş edüp mâl-ı ganâyim almağa şürû‘ etdüklerinde Koca Ebü'l-feth örf-i 30a izâfetiyle ayağında âsumânî çizmesiyle katıra süvâr olup elinde seyf-i Muhammedîyi kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b–30a ·
metinde göster ·
"Hay zâlim pâdişâh olurmuşun, yohsa böyle ölürmüşün" derken hemân şehzâde kabrinden bir siyâh tuman zâhir olup Süleymân Hân'ın atı ürküp {Süleymân Hân} zemîne pâymâl-ı rimâl olup cümle musâhibler atdan ayrılup ol mezâristân içinde bir vâveylâ ve feza‘ kopup Süleymân Hân'ı piyâde bulup bir köşede âh-ı serd çeküp durur. Anı görseler Sarı Rüstem Paşa'nın çehresi ve Çârkâb Alî musâhibin çehreleri simsiyâh olmuş. Bu hâle hayrân kalup ol günden Süleymân Hân'ın sağ ayağı nıkrîs marazına mübtelâ olup Kaysûnîzâde tîmâr ederdi. Rüstem Paşa'nın yetmiş gün yüzü kara olup dîvâna varmayup yüzünün bir kat derisi yüzülüp yine asfaru'l-levn oldu. Meğer ol şehzâde-i mazlûmun katline sebeb Rüstem Paşa ve Çârkâb musâhib olup ol mahalde Süleymân Hân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 102b ·
metinde göster ·
… ‘d ü berk ve zulemât olur kim Bursa içinde âdem âdemi görmeden kalup cümle halk
feza
‘ u çeza‘a başlar. Âhir-i kâr bir gün bir gece bu zulemât Bursa üzre ber-karâr o …
Hikmet-i Hudâ bir gün bu remmâyı âşiyânlarından uçurup evc-i âsumânda pervâz u çevlân ederken hikmet-i Hudâ kazâ-yı âsumânî bir ra‘d ü berk ve zulemât olur kim Bursa içinde âdem âdemi görmeden kalup cümle halk feza‘ u çeza‘a başlar. Âhir-i kâr bir gün bir gece bu zulemât Bursa üzre ber-karâr olup Sa‘dîzâde'nin güvercinleri gelmeyüp aklı başından gidüp âhir dâğ-ı 191a derûnundan başın alup Arab u Acem seyâhati olup cihânı geşt [ü] güzâr ederek diyâr-ı Mağrib-zemînde Cezâyir vilâyetine varup erbâb-ı ma‘ârif ve zürefâsıyla ihtilât ederek bir gün bir âsitâneye varup görse kim yedi seneden berü kendinin gâ’ib olan ta‘aşşuk etdüği güvercinler kim Rûm'a mahsûs olan murg-ı zeyreklerdir. Esnâ-yı kelâmda sâhib-i hâneye nezâketle bu kuşları sorup hâne sâhibi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190b–191a ·
metinde göster ·
… da sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir
feza
‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donan …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u
feza
‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçların …
Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey peder! Bu ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" dedi. Hakîr eyitdim: "Eğer hâmile ise karnındaki birâderini bek bağlan, belki vâlidesi masdarından müddeti tamâm olmadan düşe. Zirâ böyle kelle ile mâsdardan sâdır olunca haylice kabîh masdar olmak var" dedim. Pederi meğer ârif imiş. "Oğul! Cevâbın anladım. Murâdın latîfedir ammâ vâlidesi bu ma‘sûmu doğurdukda "Aslâ haberim olmadı. Bî-renc ü bî-anâ ve bî-zahmet, larkkadak doğurdum" deyü hamd eder" deyü ma‘sûmun pederi vâlidesinin ağzından bu gûne nakl etdi. Hakîr eyitdim "Cânım baba! Bu ne hikmetdir kim benî Âdemde böyle kelleli ve bu gûne çehreli ve dişli ve başlı benî Âdem bu karîbü'l-ahdde halk olunmamışdır. Eyâ hiç zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a Herîf-i zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe gitdiğimizde rücûliyyetdir, vecd-i hâlet-i merdân tokana gelüp ehlim ile dağda bir güleş edüp ehlim beni ben ehlimi yenüp cân sohbeti etdik. Ehlim altımdan kalkup bir dıraht-ı müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u feza‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçlarına berâber başı büyük, kolları çınâr-pâre-misâl zeker-i dırâzı elinde bizi kova kova firâr edüp hânemize gelüp ehlim bir ay havfinden haste-hâl olup günden güne karnı şişüp hamli âşikâre olup kâmil bir seneden sonra bu ma‘sûm vücûda bu eşkâl ile gelüp günden güne başı büyümededir. Hâlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol herîfi görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] ser-encâmı ve ehlinin gül-fâmından geçeni bu ta‘bîr ile takrîr etdi. Hakîr eyitdim: "Ey imdi baba! İnşâallah bu ma‘sûm büyüdükçe kellesi büyürse seninle bu evlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ etdirelim. Bir yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp bu ma‘sûmu bu gûne temâşâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b–344a ·
metinde göster ·
… nî gördük, sabah namâzında şehr içre bir velvele ve bir gulgule ve bir feryâd u
feza
‘ u çeza‘ kopup bir Allah Allah ve bir hay-hûy kim zemîn u âsumân dir dir ditred …
nassı böyle nâzil olmuşdur. Ve cümle bâr-ı sakîllerimi ve âmedânı ve Cenâb-ı Bârî'nin hazâ’in-i gaybından harâmîler yatağı mezkûr Hacı Baba yediyle ihsân etdüğü eşyâları cümle hânemiz sâhibi veliyyü'n-ni‘am Kederzâde efendimize Allah emâneti koyup yedi aded memlûk-i pür-silâh ile ve bir aded sebük-bâr seyishâne ile kalup ale's-sabâh göç olacak mahalde ânî gördük, sabah namâzında şehr içre bir velvele ve bir gulgule ve bir feryâd u feza‘ u çeza‘ kopup bir Allah Allah ve bir hay-hûy kim zemîn u âsumân dir dir ditredi. Bre nedir aslı, derken hemân bu kadar âdem ayağa kalkıp "Biz paşadan hoşnuduz, cürmü yokdur" derler. Bir fırkası dahi "Emîr pâdişâhındır. Varvar ile birlik olmuş celâlîlerdir, tevâbî‘leri harâmîlerdir". Meğer Paşanın katline hatt-ı şerîf ile hünkâr kapucubaşılarından Mustafâ Ağa kırk kapucuyla gelüp cümle kal‘a kapuların sedd edüp nefîr-i âm dellâlların nidâsın etdirir. Hikmet-i Hudâ, paşa ol gice bir muhavvif ve muhâtara vâkı‘a görüp bir sarrac ile tebdîl-i câme olup birer esb-i tâzîye süvâr olup Seydî Battâl Gâzî pederi Hüseyin Gâzî ziyâretine kal‘a kapusu açılınca tebdîl-i kıyâfet giderler. Ekseriyyâ mu‘tâdı bu idi. Bu kadar halk kapucubaşıyla paşanın sarâyın basup bulamadılar. Şehrin enderûn [u] bîrûnunu ol kadar tecessüs etdiler kim mümkün olup nâm [u] nişânından haberdâr olamadılar. Bu haberi paşa istimâ‘ edüp gayrı şehr-i Engürü'ye dâhil olmayup şehrin şimâli tarafında Erkeksu nâm mahalle varup bir re‘âyâ ile Kethüdâ Alî Ağa'ya bir kâğıd gönderüp bayrak askerlerin 359b istemiş. Berü tarafda paşayı bulmayıcak kal‘a kapuları açılup şehr içre dellâller nidâ edüp "Vây ol paşalının hâline kim bu sâ‘atden gayrı bulunurlarsa mâlları garet olunup kendileri katl olunmasına fermân-ı şehriyârî sâdır olmuşdur" deyü cümle paşalıyı mübâşirler ile nefy-i beled etdiler. Paşalının dahi cân-ı azîzine minnet kim minâreli şehre girmeyeler. Hakîr dahi hâne sâhibimizle vedâlaşup Hacı Bayrâm-ı Velî ve Er Dede Sultân'ı dahi vedâ‘-ı ziyâret edüp Engürü'den cânib-i şimâle 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359a–359b ·
metinde göster ·
… a ile Kum Baba Sultân tekyesine gidüp ziyâret etdükde Alî Paşa ağlayup ol kadar
feza
‘ u çeza‘ edüp "İlâhî! Beni huzûruna yüzü kara kullarınla iletme. Âhir nefesde h …
Menzil-i tekye-i Kum Baba: Kızılırmak kenarında ve Kankırı hâkinde iki yüz hâneli ve bir câmi‘li ma‘mûr karyedir. Bunda yine Alî Paşa ile Kum Baba Sultân tekyesine gidüp ziyâret etdükde Alî Paşa ağlayup ol kadar feza‘ u çeza‘ edüp "İlâhî! Beni huzûruna yüzü kara kullarınla iletme. Âhir nefesde hüsn-i hâtime-i tâm ihsân eyle" deyü du‘âlar edüp tekye fukarâlarına tasadduklar ihsân eyledi. Andan kalkup şimâl cânibinde Kankırı hâkinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 362b ·
metinde göster ·
… arından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin
feza
‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kay …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… u‘munca Keyümerz savma‘asında secde ederken dâ’imâ secdede birer sâ‘at-i nücûmî
feza
‘ u ceza‘ı Rabbü'l-izzet'e ererdi. Hasımları fürce bulup başına bir taş urup hel …
Ziyâretgâh u teferrücgâh-ı Mıgdisî: Ermenîleridir. Anların zu‘munca Keyümerz savma‘asında secde ederken dâ’imâ secdede birer sâ‘at-i nücûmî feza‘ u ceza‘ı Rabbü'l-izzet'e ererdi. Hasımları fürce bulup başına bir taş urup helâk etdikleri taş hâlâ Sıp-nişân deyrinde mahfûzdur. 79a ve sıp-nişân Geyümers'in üçüncü dedesidir. Abdülvehhâb Gâzî ki Süheyb-i Rûmîdir ol Sıp-nişân neslinden olmağıla Süheyb-nişân-ı Rûmî derlerdi. Silsilesi Geyümers'e andan Sıp-nişân'a müntehî olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b–79a ·
metinde göster ·
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… kerre Yâsîn-i Şerîf tilâvet etdim. Cümlemizin içine bir vâveylâ ve vâveledâ ve
feza
‘ u çezağ düşdü. Ve cümle ağavâtın hâl-i pür-melâlleri diyer-gûn oldu. Ve cümle …
Hikmet-i Hudâ; günden güne tâ‘ûn şehr içre şâyi‘ olmağa başlayup bir ay mümted olup yevmiyye beşer yüz âdem merhûm ve merhûme olurdu. Tâ bu mertebe kim niçe bin âdem Sofya'dan firâr edüp sâ’îr bilâdlara gitdiler. Hemân sâhib-i devlet efendimizin altmış yedi benâm nâmdâr iskemle sâhibi ağaları merhûm olup paşa dahi ağrı hastalığı deyüp sâhib-firâş oldu. Hattâ başı Adana kabağı kadar olup dili kapkara yanup kulaklarından cerâhat akup bir kaç kerre hâlet-i nez‘a vardı. Bu mahalde re’îsü'l-küttâbımız olan Gınâyî Efendi gâyetü'l-gâye sikeste-âtır olduğu paşa-yı selîmü't-tab‘ın mesmû‘-ı şerîfleri olup her bâr Gınâyî Efendi'yi su‘âl edüp tesliye-i hâtırlarıyçün yük yük me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi ve birer kise hammâm akçesiyle 144a Gınâyî Efendi'yi anardı. Ve bir gün bir pîçe-i âfitâb duhter-i pâkize ahter Çerkes câriyesi gönderdi. Böyle iken paşa dahi ala vereye düşüp arada hemân bir sedd-i ramak kalup hakîr niçe kerre Yâsîn-i Şerîf tilâvet etdim. Cümlemizin içine bir vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çezağ düşdü. Ve cümle ağavâtın hâl-i pür-melâlleri diyer-gûn oldu. Ve cümle hukemâ paşaya ilâc etmeden kaldı. Ve cümle gılmân-ı enderin paşanın sıhhatinden me’yûs oldu. Ol gün paşanın burnu kanayup sehel ifâkat buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143b–144a ·
metinde göster ·
… olup cevr-hâr olur. Derûn-ı zevrakda olan yetmiş yedi nefer kimesneler feryâd u
feza
‘ u çeza‘a âğâze ederler.
Müverrihân-ı Arab u Acem kavilleri üzre bu kal‘a-i kadîme Sincâr denmesinin aslı oldur kim Hazret-i Nûh Nebî Tûfân'da zulmet-i yem üzre şinâverlik ederken keştî-i Nûh talattum-ı deryâ ile bu kûh-ı Sincâr'ın bir köşesine isâbet edüp sehel keştî-i Nûh rahnedâr olur. Hazret-i Nûh gâyet müte’ellim olup cevr-hâr olur. Derûn-ı zevrakda olan yetmiş yedi nefer kimesneler feryâd u feza‘ u çeza‘a âğâze ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 212a ·
metinde göster ·
… -sâhib sahrâ-yı hâmûnda licâmın sürüdüp gezmede ve bu mevtâ sâhibleri nisvânlar
feza
‘ u çeza‘ etmede.
Ammâ hakkâ ki kavm-i Urbân'da fârisül-hayl bahâdır ve şecî‘ ve dilîr silâhşör ve mızrakbâz fetâlar var imiş kim Dâvûdî zırhlardan derzi iğnesi 217a atlasdan niçe güzer ederse eyle geçermiş ve niçe bin mecrûh atlar bu cesed-i benî Âdem içre serserî gezmede ve niçe bini bî-sâhib sahrâ-yı hâmûnda licâmın sürüdüp gezmede ve bu mevtâ sâhibleri nisvânlar feza‘ u çeza‘ etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216b–217a ·
metinde göster ·
‘ u çeza‘-ı vâveylâ ve feryâd oldu kim gûyâ eşrât-ı sâ‘atden bir nişân oldu. Amm …
Hulâsa-i kelâm bu sarây meydânında bir feza‘ u çeza‘-ı vâveylâ ve feryâd oldu kim gûyâ eşrât-ı sâ‘atden bir nişân oldu. Ammâ bu hakîr paşa kasrında temâşâ ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
… hâkisterin Cenâb-ı Allah bir ma‘sûm-ı pâk hey’etinde halk etmiş. Bunu görenler
feza
‘ u çeza‘ edüp Tokmak Hân'a rû be-rû vâfir şütûm ederler.
Ba‘dehû sene (---) târîhinde merhûm olmuş cesed-i şerîf beyâz billûr gibi berrâk ve ter ü tâze ve pembe gibi yumuşak. Tokmak Hân eydür: "Hay hay sihr ile ve riyâzet ü perhîz ile şeyh kendüyi bu hâle koymuş." der. "Tiz bu şeyhi bir kilim içine koyasuz ve kal‘a-i kule handakı kenârına getüresiz" dedikde zâlimler Koçağa Sultân'ın na‘şını ol mahalle getürüp niçe yüz araba ve deve yükü odunları yığup âteş-i Nemrûd edüp cesed-i azîzi âteşe endâht ederken "Menem İbrâhîm-i sânî, yâ Hay, yâ Hay!" sadâsı istimâ‘ olunup yedi sâ‘atden sonra âteş sönüp cesed-i azîzin hâkisterin Cenâb-ı Allah bir ma‘sûm-ı pâk hey’etinde halk etmiş. Bunu görenler feza‘ u çeza‘ edüp Tokmak Hân'a rû be-rû vâfir şütûm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296a ·
metinde göster ·
… i Serendil'de kalup Rabbü'l-İzzet'den cüdâ düşüp bî-refîk ü bî-enîs kaldığından
feza
‘ u nâlişinden semâda kerrûbiyânlar âh [u] enîn-i Âdem'den müte’ezzî olup Cenâb- …
Evvelâ müverrihân-ı selef ve ulemâ-yı diyâr-ı Necef ü Müverrih Hıtat-ı Mıkrısî kavilleri üzre Hazret-i Âdem Safiyyullah civâr-ı Rabbü'l-İzzet'den bu edîm-i arza hubût etdikde diyâr-ı Hindistân'da cezîre-i Serendil'e indi. Murg-ı tâvûs (---) indi ve Hazret-i Havvâ ana Cidde'ye indi ve yılan (---)(---) nüzûl etdi. Çünki Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de kalup Rabbü'l-İzzet'den cüdâ düşüp bî-refîk ü bî-enîs kaldığından feza‘ u nâlişinden semâda kerrûbiyânlar âh [u] enîn-i Âdem'den müte’ezzî olup Cenâb-ı İzzet'e melâyikeler feryâd-ı Âdem'den şikâyet etdiler. Hikmet-i Hudâ kırlangıç kuşu Hazret-i Âdem'e gelüp "Yâ Âdem, sana refîkan Havvâ'yı bulayım, bana sakalın telinden birkaç kıl ver." deyüp gîsû-yı şevârib-i Âdem'den birkaç tel alup {ba‘zı müverrihîn Hazret-i Âdem melek sıfat olup cennetde sakalı yok idi. Ve cümle âdem cennetde yine gılmân sıfat sakalsız olup illâ çenesinde sehelce lihye alâmeti ve bıyık olsa gerekdir. Hazret-i Âdem fırâk-ı Rabbü'l-İzzet ile gamından sakalı diyâr-ı Yemen'de geldi, derler. Niçe müverrihler Havvâ ana derdinden sakalı geldi, derler. Netîce-i merâm kırlangıç murgı ol ân} per açup Cidde'de Havvâ'ya gelüp anın {dahi} gîsû-yı kaküllerinden birkaç tel alup Havvâ'yı Cidde'den Yemen'e, Âdem'i Serendil'den Hürmüz'e Hürmüz'den bu hâk-i Kûfe'ye getirüp Havvâ'yı dahi Yemen'den Lahsa'ya andan Kûfe'ye getirüp andan Âdem ü Havvâ'yı ba‘de'l-hubût birbirlerine gîsûları alâmetleriyle mülâkât etdirüp vâsıtalık eden ibtidâ murg-ı kırlangıçdır. Bu murgun âşinâlığ-ı ezelîsi olmağın hâlâ benî Âdem sâkin olduğu beytlerde âşiyân etmek ezelîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356b ·
metinde göster ·
… kâr etdi. Âhir sabâh ki oldu el-azametullah İslâmbol içre bir kıyâmet kopup bir
feza
‘ u çeza‘ kopup kırk günde üç kerre yüz bin âdem cenâzesi taşındı {kim Mehemmed …
Murâd Hân defteri okuyup "Bir meczûb kaydıdır" deyü deftere i‘timâd etmeyüp Armağanî Vücü bostâncıbaşıya verüp göz hapsine ısmarlayup bu ahvâli Murâd Hân niçe kimesnelere deyüp defteri gösterüp kimi i‘timâd etdi kimi inkâr etdi. Âhir sabâh ki oldu el-azametullah İslâmbol içre bir kıyâmet kopup bir feza‘ u çeza‘ kopup kırk günde üç kerre yüz bin âdem cenâzesi taşındı {kim Mehemmed Efendi'nin tahrîr etdüği esâmîler üzre kimi halâs ve kimi merhûm olup defteri sahîhe çıkdı}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396b ·
metinde göster ·
… ıymet mâllarıyla firâr etmişlerdi, ammâ yine Varna Urûmları içre bir vâveylâ vü
feza
‘ ü çeza‘ kopdu kim istimâ‘ edenlerin ciğeri hûn-ı siyâh olur. Hemân paşa-yı müd …
Paşa ta‘âmı bırağup "Bire at" deyüp bilâ-rikâb çakal ata süvâr olup ol ân yetmiş aded sekbân ve sarıca bayrakları ve muhâfazaya me’mûr olan Silisre ve Kırkkilise ve Nigebolı ve Çirmen ve Vidin [ve] Vize sancaklarının erbâb-ı zu‘amâsı ve erbâb-ı tîmârı ve paşanın yedi bin aded ağavâtları esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup fi'l-hâl Varna şehri ile Galata köyü arasına varup bâğlar içre cümle asker piyâde olup kemîngâhlarda âmâde olunca hemân küffâr-ı hâksâr Kazak-ı Ak bî-bâk u bî-pervâ yigirmi pâre şaykasıyla kenâra yanaşup altı pâre gemisi deryâya açıldı, ammâ yine kenârdan ayrılmazlardı. Beri tarafda Kazak-ı Ak-ı bed-ahlâk bî-havf [ü] haşyet şehri âlân u tâlân ve nehb ü gârete başlayup şehr-i Varna içre Rûm keferesinden gayrı bir cân kalmayup cümle dağlara zî-kıymet mâllarıyla firâr etmişlerdi, ammâ yine Varna Urûmları içre bir vâveylâ vü feza‘ ü çeza‘ kopdu kim istimâ‘ edenlerin ciğeri hûn-ı siyâh olur. Hemân paşa-yı müdebbir şehir içini yağma eden Kazaklara aslâ bakmayup hemân cümle asker ile ale'l-gafle bâğlar içinde leb-i deryâda olan Urus-ı menhûsun kayıkları üzre hücûm edüp kayıklara bir yaylım kurşum urunca şayka içre olan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp sademât-ı kurşuma tahammül edemeyüp salpa demir edüp 29b bi'z-zarûrî alarka olup şehri gârete çıkan cümle küffâr meydânda kalup cân başlarına düşüp aldıkları mâl-ı ganâ’imi bırağup serseri gezerken kal‘a-i Varna'dan ve limanda yatan şaykalardan Kazağa eyle toplar urup darebât-ı top-ı kûpdan niçesi helâk olmada ve niçesi dağlara kaçarken el vilâyet halkı erişüp taraf taraf hücûmlar eyleyüp bu kadar küffâr karârı firâra dönüp cân baş halâsıyçün leb-i deryâda olan şaykalarına gelüp gördüler kim deryâya alarka olmuşlar. Hemân cân başlarına sıçrayup kimi silâhın bırağup deryâya girüp yüzer. Kimi karaya cân atup cândan bezer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a–29b ·
metinde göster ·
… paşanın sıhhatinden me’yûs olup gamnâk [ü] derdnâk birbirimizle baş başa verüp
feza
‘ u çeza‘ etmedeyiz. Paşanın gerdenindeki mâddeden bir şey zuhûr etmeyüp ancak p …
Hulâsa-i kelâm cümlemiz paşanın sıhhatinden me’yûs olup gamnâk [ü] derdnâk birbirimizle baş başa verüp feza‘ u çeza‘ etmedeyiz. Paşanın gerdenindeki mâddeden bir şey zuhûr etmeyüp ancak paşanın ağzından ve burnundan cerâhatler cereyân ederdi ammâ hakîr {paşaya} karâbetimiz sebebiyle yanından şeb [ü] rûz bir ân münfek olmazdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
Böyle iken beri tarafda kal‘a içre tâ’ife-i nisvân-ı sâhib-isyân ve sıbyânların
feza
‘ ü çeza‘ından ve gûnâ-gûn güft u gûy-ı mesâvîden ve mecrûhların câ-be-câ gırîv …
Böyle iken beri tarafda kal‘a içre tâ’ife-i nisvân-ı sâhib-isyân ve sıbyânların feza‘ ü çeza‘ından ve gûnâ-gûn güft u gûy-ı mesâvîden ve mecrûhların câ-be-câ gırîv [u] feryâdlarından ve kal‘a içinde kesret-i nâsın izdihâmından bu kadar benî Âdem ve devâbbâtın muzahrafâtları râyiha-i kerîhelerinden ekseriyyâ halkın meşâmları tutulmuş idi. Ve anbârda bir günlük hınta ve sâ’ir zahîre kalmamış idi. Ancak herkes hânesinde cânı başı içün kifâyet mikdârı kût-ı lâ-yemût açlık zahîre hıfz edüp tedrîc ile yerken bir iki kerre asker ba‘zı evleri basup zahîrelerin gasben alup âhir-i kâr Yûsuf Kethüdâ ol gâret olunan gılâlın sâhiblerine akçesin verüp helâllik taleb etdi, ammâ yine ol gün Paşa'nın sekbân ve sarıcaları Yûsuf Kethüdâmız üzre gulû edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… tân'ın yüreğine yapışup ol gece ve sabâhısı şehr-i Eyyûb içre sür[ûr] u şâdumân
feza
‘ ü çeza‘ mübeddel olup Paşa'nın ve cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkın başına kıyâmetl …
Amma, Hikmet-i Bârî yârî kılmayup ana rahminde son ta‘bîr etdikleri ma‘sûmlar tevellüd edince mezkûr son dahi akabince rahimden inüp ana masdarından taşra çıkar, ammâ bu Kaya lahm u şahm sâhibi olmağile rahm içre son kalup Sultân'ın yüreğine yapışup ol gece ve sabâhısı şehr-i Eyyûb içre sür[ûr] u şâdumân feza‘ ü çeza‘ mübeddel olup Paşa'nın ve cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkın başına kıyâmetler kopup Sultân'ı kilimler içre koyup çalkaya çalkaya tamâm etdiler ve baş aşağı Sultân'ı iki kerre asdılar ve bir bal fıçısı içre leb-ber-leb çiçek suyu koyup Sultân'ı fıçı içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77b ·
metinde göster ·
… asvîr edüp bin bir ayak bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve
feza
‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü t …
Ve bu deyrin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin bir ayak bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir. Tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ma‘lûm değildir, ammâ bu hakîr im‘ân-ı nazar ile bu tasvîrât-ı ibret-nümâlara nazar edüp engüşt ber-dehen etdim, ammâ cümleden ziyâde temâşâsında haz etdiğim tasvîr oldur kim şeytân aleyhi'l-la‘ne fakîri ve iblîs-i pür-telbîs ve darrât u züll ü künnes ü vesvâs er-racîm tasvîrlerin birer gûne eşkâl-i garîbe vü acîbe ve ucube bed-lika ile yazup zebânîler bunları bir hâl-i elîm ile azâb eder yazmış kim gören âdemler safâ edüp gülmeden bî-tâb ü bî-mecâl olup hakîr dahi görüp handeler etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… e-emri Hudâ iki aydan bu kabir sâhibi Meyyitoğlu Gâzî Mehemmed Beğ vücûda gelüp
feza
‘ [u] çeza‘ından kabirden çıkarup mürûr-ı eyyâm ile Sultân Mûsâ ibn Yıldırım Bây …
Ziyâret-i Meyyitoğlu: Ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır kim bu Meyyitzâde'nin vâlidesi hâmile iken merhûme olup be-emri Hudâ iki aydan bu kabir sâhibi Meyyitoğlu Gâzî Mehemmed Beğ vücûda gelüp feza‘ [u] çeza‘ından kabirden çıkarup mürûr-ı eyyâm ile Sultân Mûsâ ibn Yıldırım Bâyezîd Hân asrında ümerâ-yı kirâm olup merhûm oldukda üzerine Çelebi Sultân Mehemmed bir kubbe-i pür-envâr ve bir câmi‘ ve bir imâret-i dârü'l-it‘âm dârü'l-ızz edüp hâlâ ma‘mûr ziyâretgâhdır. Bunu mukaddemâ ziyâret etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40b ·
metinde göster ·
… düşüp efendimiz bu hâlde görüp ve bu kadar mâlımız avretler elinde kalup henüz
feza
‘ u çeza‘a âheng etdik. Hikmet-i Hudâ bu mahalde Sadrıa‘zam Köpürlüoğlu Ahmed Pa …
Biz dahi henüz vâveylâya düşüp efendimiz bu hâlde görüp ve bu kadar mâlımız avretler elinde kalup henüz feza‘ u çeza‘a âheng etdik. Hikmet-i Hudâ bu mahalde Sadrıa‘zam Köpürlüoğlu Ahmed Paşa geldikde hemân hakîrin gözleri tas-ı pür-hûna dönmüşken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45b ·
metinde göster ·
… en vefât edenlere "Hayfâ dirîğ vâ hasretâ ve vâ firkatâ" deyü feryâd u fiğân ve
feza
‘ u çeza‘ ederler.
İmdi bâlâda tahrîr olunan nass-ı kâtı‘ların hükm-i şerîfleri üzre ve bu ebyâtların mazmûnları üzre gerdiş-i devvâr-ı kec-reftâr felekde cemî‘i zerrât-ı katarât-ı ünâs-ı mahlûkât ve arz [u] semâvât cümle cümle fânî olup ecelden halâs olmayacakları mukarrerdir, ammâ yine benî Âdem birbirine mahabbetden vefât edenlere "Hayfâ dirîğ vâ hasretâ ve vâ firkatâ" deyü feryâd u fiğân ve feza‘ u çeza‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
… değillerdir. Hattâ biz anda iken ba‘zı kefere evlerinde vâveylâ vü vâveledâ ve
feza
‘ u çeza‘ları var idi ve ba‘zısı hasta-misâl yatırlardı. Meğer dağda bizimle cen …
Ammâ bu nehr-i Yantura bu ceng etdiğimiz Şıpka dağından çıkup cânib-i şimâle akup Nigebolı kal‘ası kurbunda nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu Kabirova köyü vezîria‘zamların hâssı yedi yüz saz ve kiremit örtülü Bulgar kâfiri köyüdür kim üç bin kadar kefere vü fecereleri vardır. Allâhümme âfinâ cümle âsî köydür, beş on âdem konmağa kâdir değillerdir. Hattâ biz anda iken ba‘zı kefere evlerinde vâveylâ vü vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ları var idi ve ba‘zısı hasta-misâl yatırlardı. Meğer dağda bizimle ceng edüp mürd olan keferelerin akrabâları mâtem ederlerdi. Ve niçe evlerde hasta-misâl yatanlar yaralı gelenler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
… le gâziyâna alay çavuşları tenbîh etdiler kim "Kimse âteş yakmaya ve hây hûy ve
feza
‘ u çeza‘ etmeye ve tüfeng atmayup tütün âteşi ve fitil nârı göstermeyüp herkes …
İbrâhîm Paşa efendimiz dahi bu re’y-i ahsen ile cânib-i erba‘asın bu tertîb üzre karavulları berk edüp kendü askeriyle Lara dağı ve Lak bayırları zeylinde atından enüp bir seccâde üzre oturup cümle gâziyâna alay çavuşları tenbîh etdiler kim "Kimse âteş yakmaya ve hây hûy ve feza‘ u çeza‘ etmeye ve tüfeng atmayup tütün âteşi ve fitil nârı göstermeyüp herkes yerinde sâbit kadem olup askerden taşra gezişmeye, her kes atlarının dizginleri elinde pür-silâh âmâde duralar" deyü İbrâhîm Paşa askerine bu yüzden alay çavuşlarla tenbîh ü te’kîdler edüp vakt-i ışâ dahi oldukda edâ-yı salât olup herkes küme küme cavk cavk olup yârânlarıyla zevk u şevke meşgûl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b ·
metinde göster ·
… cân havliy[l]e cümle evlâd [u] iyâlleriyle taşra çıkup âteş-i Nemrûd içinde bir
feza
‘ u çeza‘ ve vâveylâ kopup cümlesi giriftâr-ı kayd-ı bend oldular ve bakıyyetü's …
Ba‘dehu kal‘ayı yetmiş seksen yerden âteşe urduk. Meğer derûn-ı kal‘adaki zîr-i zemînlerde küffâr mâl-â-mâl imiş. Hemân küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Tatar'ı görünce cân havliy[l]e cümle evlâd [u] iyâlleriyle taşra çıkup âteş-i Nemrûd içinde bir feza‘ u çeza‘ ve vâveylâ kopup cümlesi giriftâr-ı kayd-ı bend oldular ve bakıyyetü's-seyf olup mahzenlerde kalanlar ıhrâk bi'n-nâr oldular. Ve bu yevm-i şûmun şeb-i zulmeti gidüp mâl [u] menâle mâlik olan gâzîlerimize leyle-i Kadr oldu, rûz-ı r[û]şenleri îd-i ekber oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
‘ u çeza‘lar etdiler. Lâkin bu kal‘a altında meks etdiğimizde bir azîm yağmurlar …
Hâlâ Nemse çâsârı hükmünde bir ma‘mûr şehr-i azîmdir. Bunda dahi azîm vezni üzre manastırları olup nâkûshâne kullelerinde papaslar çanları çalup niçe gûne feza‘ u çeza‘lar etdiler. Lâkin bu kal‘a altında meks etdiğimizde bir azîm yağmurlar yağdı kim arabalarımız başımıza belâ olup hakkâ ki ayağımıza bağ olup ba‘zı kâfirleri kayd [u] bend ile taşıma kaydına düşdük, ammâ ormandan ormana gücile bir çamursuz yerde meks edüp bu şehri ve kal‘ayı alarkadan seyr-i temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a ·
metinde göster ·
… ların gösterüp binbir ayak bir ayak üzre bir helc ü melc vâveylâ [ve] vâledâ ve
feza
‘ u çeza‘ {eder} şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar göstermiş kim âdem gördükde vücû …
Ammâ üstâd nakkâş yed-i tûlâsını ayân içün bu deyrde bir A‘râf tasvîri etmiş kim bir tarafın gören şâd u handân olur, bir tarafı tasvîrin gören müte’ellim olur. Ve bir tarafda meydân-ı Arasât tasvîrâtların gösterüp binbir ayak bir ayak üzre bir helc ü melc vâveylâ [ve] vâledâ ve feza‘ u çeza‘ {eder} şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar göstermiş kim âdem gördükde vücûdu berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Hulâsa-i kelâm bu cennet ve cehennem ve a‘râf tasvîrlerinin evsâfları deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr ve tavsîf olunmak mümkin değildir, tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeyince olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61a ·
metinde göster ·
… tabura cân atup geldikde gördüler kim tabur içinde bir vâveylâ vü vâ-veledâ ve
feza
‘ u çeza‘ oluyor. Hemân kralzâde tekrâr gerüye dönüp bir cânibe rehâ bulam derke …
Andan Maskov kralzâdesi yüz bin leşkeriyle bir cânibde ceng ederdi. Ol dahi bu inhizâmı görüp askeriyle tabura cân atup geldikde gördüler kim tabur içinde bir vâveylâ vü vâ-veledâ ve feza‘ u çeza‘ oluyor. Hemân kralzâde tekrâr gerüye dönüp bir cânibe rehâ bulam derken iki Tatar askerinin ortasında kalup yüz bin küffâra yine eyle bir seyf-i miczem urdular kim bu gûne seyfi Mısır diyârında kabâ’il-i Benî Seyf Arabı Berberistân ve Funcistân Arablarına urmamışlardır. Hattâ bu günkü gün ceng [ü] cidâl bir mertebe karışdı ve her bahâdırlar adûlarıyla duruşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… a‘sûm-ı pâk kundağıyla ağaçların nihâlleri üzre kalup bir zamândan sonra ma‘sûm
feza
‘ u çeza‘a başlar. Bir yanından anası yukaru zindân bacasından âh u vâveylâya ba …
Ma‘sûm-ı pâk kundağıyla ağaçların nihâlleri üzre kalup bir zamândan sonra ma‘sûm feza‘ u çeza‘a başlar. Bir yanından anası yukaru zindân bacasından âh u vâveylâya başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123a ·
metinde göster ·
… değildir. Anayı oğuldan ve oğulu baba ve karındaşdan ayırup her biri birer gûne
feza
‘ u çeza‘ ederek fürûht ederler.
Bu bâzârı görmeyen cihânda {bir şey} görmüş değildir. Anayı oğuldan ve oğulu baba ve karındaşdan ayırup her biri birer gûne feza‘ u çeza‘ ederek fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 135a ·
metinde göster ·
… (...) ve tebeşirler düşmeğe başlayınca taşrada olan atlarımız gıriv ü feryâd ve
feza
‘ u çeza‘dan ve âteş-i azîm yere yağup saçıldığından niçe atlarımız boşanup güc …
Niçe bin gûne gıjıldı ve sayha-i elîmlerden kulaklarımız sağır olup cümlemize bir dehşet el verüp kâmil altı sâ‘at germâ-germ ceng-i azîm mütemâdî olup üzerlerimize keçe ve hasîr ve sırık pâreleri düşmeğe başladı, ardı sıra âdem ve at ve deve kelleleri ve leşleri düşmeğe başladı. Andan küp kırıkları ve tekne pâreleri ve araba tekerlekleri pâreleri ve furûn silecek sırıklı söykeler ve abâ ve kebe ve pösdeki ve (...) ve tebeşirler düşmeğe başlayınca taşrada olan atlarımız gıriv ü feryâd ve feza‘ u çeza‘dan ve âteş-i azîm yere yağup saçıldığından niçe atlarımız boşanup güc ile zabt etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151b ·
metinde göster ·
… edüp hikmet-i Hudâ baş hatmanları ve baş vornikleri mürd olup küffâr içinde bir
feza
‘ u çeza‘ vâveylâ kopup kal‘aya istîlâ etmeden me’yûs olup firâr edüp Heyhât sah …
Bu kulle-i azîmi itmâm edüp her mühimmât [u] levâzımâtların yerli yerlerinde görüp cemî‘i asâkir-i islâm bu kal‘ayı "Allâh'a ısmarladık" deyüp gitdiklerinde hemân evvel ayın(?) âhirinde yigirmi bin Maskov küffârı ve yer götürmez Kalmık Tatarları bu Sultâniyye'yi muhâsara edüp yigirmi gün yigirmi gece kal‘a-kûp toplar ile döğüp niçe yerlerin münhedim edüp küffâr dururken hemân bir gün vakt-i seherde kulle-i azîmin toplarına bir fitîlden âteş edince niçe bin küffârı top gülleleri helâk edüp hikmet-i Hudâ baş hatmanları ve baş vornikleri mürd olup küffâr içinde bir feza‘ u çeza‘ vâveylâ kopup kal‘aya istîlâ etmeden me’yûs olup firâr edüp Heyhât sahrâsı içre giderlerken yine bunlara Mehemmed Geray Hân'ın oğullarıyla kalga sultânı yetişüp tîr ü kemân ve şemşîr-i perrân çıkarmadan cümlesin esîr-i kayd [u] bend edüp vilâyet-i Kırım'a götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 187a ·
metinde göster ·
‘ u çeza‘da olup bu kadar mâl-ı menâl târumâr yatdığından hakîr dahi bunda yatma …
Hakîr vâveylâ üzre varup ehl [ü] ıyâl evlâd feza‘ u çeza‘da olup bu kadar mâl-ı menâl târumâr yatdığından hakîr dahi bunda yatmayup bir sâ‘atde nehr-i Lonka, andan Eski Kal‘a dibinde nehr-i Yunalida'yı geçüp andan nehr-i Velika'yı ubûr edüp andan nehr-i Çiçor'u güzer etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 272b ·
metinde göster ·
… gece rûz-ı mahşer-misâl kıyâmet kopup asker içinde bir feryâd u vâveylâ ve bir
feza
‘ u çeza‘ düşdü.
Bu hâl-i pür-melâli sene 1077 Zilhiccesi'nden berü guzât meterise gireli bu şühedâları {böyle} göreli mu‘tâdları olmuş. Ve Hak Te‘âlâ guzâta kuvvet-i kâhireler vermiş. Hattâ ibtidâ meterisler kal‘a-i Kandiye'nin cenûb tarafında Karanlık kapusundan veyâ Panıgrad kapusundan ve Taşlı tabya nâmlı mahallerden bir top menzili ba‘îd yedi kol yerlerden kal‘aya meterislere şürû‘ olundukda bu kadar mesâfe-i ba‘îde iken ordu-yı İslâm içinde aslâ bir âdem baş göstermeğe kâdir olmayup kırk gün kırk gece rûz-ı mahşer-misâl kıyâmet kopup asker içinde bir feryâd u vâveylâ ve bir feza‘ u çeza‘ düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 289b ·
metinde göster ·
… -misâl taşlar altında basdırılup birkaç yüzü mecrûh olup kal‘a içre dibelik bir
feza
‘ u çeza‘ vâveylâ vâki‘ olup derhâl başpapasları cemî‘i ruhbânları başına cem‘ e …
"İşte Türk askeri bize amân u zamân vermeyüp şeb [ü] rûz göz açdırmayup ceng ederek Kızıl tabyamız alup andan içeri bin âdem girüp bir kat Yeni dîvârımız dahi alup andan içeri yedi yüz âdem öbür yeni dîvâr dibinde meterise girüp dağlar gibi şehrimiz içre şehre havâle tabyalar yapup henüz cengî harbîler çalmağa başlayup elbette bir gün yürüyüş edüp cümlemizi evlâd [u] ıyâlimizle kırup elbette kal‘ayı alır, buna ne çâre ve ne ilâc ve hîle ve tedârik edelim" deyü cümle kapudanları ve ceneralleri ve sâ’ir ser-i kârda olan mel‘ûnları müşâvere-i bî-savâb ederlerken hikmet-i Kâdir [ü] Kayyûm Sadrıa‘zam kolunda karakatır nâmlı bir mefret azîm topumuza âteş edince bu mezkûrûn melâ‘înlerin meşveret etdikleri kubbe-i âlîsinin tâk-i Kisrâsına top güllesi isâbet edince ol kubbe-i azîm münhedim olup müşâverede olan mel‘ûnların yetmiş üç aded belli başlıları yam yassı basdırma-misâl taşlar altında basdırılup birkaç yüzü mecrûh olup kal‘a içre dibelik bir feza‘ u çeza‘ vâveylâ vâki‘ olup derhâl başpapasları cemî‘i ruhbânları başına cem‘ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b ·
metinde göster ·
… mîn âmîn deyüp bir rûhânîce du‘â hırmeni etdim ki Hudâ âlimdir girye vü nâliş ü
feza
‘ u çeza‘ ile âmîn deyüp feryâd etmedik âdem kalmayup elhamdü lillâh sümme elham …
Ba‘dehu cemî‘i guzât-ı İslâm kal‘a içine taşra ordudan taşınup gürûh gürûh kal‘aya girüp bir haftada Hunkâr câmi‘i olan kenîse-i azîmi pâdişâh-ı âlem-penâh içün bir câmi‘-i beytullâh-ı mu‘azzam edüp bu hakîr yine beyâz buyurdu-i şerîf ile ibtidâ bu câmi‘de Cum‘a ezânın tilâvet [edüp] cemî‘i mü’ezzinânlara re’îs-i Bilâlî olup du‘â-i hayr ile cemî‘i şehîd [ü] şühedâları ve hukûkun kesb etdiğimiz efendilerimizi ve cümle huccâc-ı müslimîn ve guzât-ı müslimîni ve pâdişâh-ı dîn-i İslâmı ve Serdâr-ı mu‘azzam Fâzıl Ahmed Paşa ibn Köpürlü Mehemmed Paşa'yı ve sâ’ir hâzırûn-ı cemâ‘at-i gâziyân-ı mücâhidânları du‘â-i hayr ile yâd edüp cemî‘i yetmiş seksen bin aded huzzâr sığâr u kibâr guzât-ı müslimîn âmîn deyüp bir rûhânîce du‘â hırmeni etdim ki Hudâ âlimdir girye vü nâliş ü feza‘ u çeza‘ ile âmîn deyüp feryâd etmedik âdem kalmayup elhamdü lillâh sümme elhamdü lillâh ki yigirmi yedi yıldan berü bu hasretü'l-mülûk olan Kandiye fethinde sağ bulunup ibtidâ Cum‘a namâzında böyle d[u‘â-yı] hayr hırmeninde bulunduk, deyü cümle guzât hamd [ü] senâ edüp yüzlerin gözlerin yere sürüp sürûr [u] şâdımânîler edüp du‘âları kabûl-i dergâh-ı Hayy [u] Vedûd ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304b ·
metinde göster ·
… iyçün cümle ta‘allukâtları ücretler ile niçe âdemler dutup âmedânî bir evde bir
feza
‘ u çeza‘ ve nâliş [ü] vâveylâ kopup bu kafile ağlayu ağlayu sağular sağlayup fe …
Kırk elli ve seksen yıldan berü ölmüş âdemlerin esmâların akrabâları yâd edüp elbette her bâzâr günü ol merhûmun rûhiyçün cümle ta‘allukâtları ücretler ile niçe âdemler dutup âmedânî bir evde bir feza‘ u çeza‘ ve nâliş [ü] vâveylâ kopup bu kafile ağlayu ağlayu sağular sağlayup feryâd ederler kim ol şehirde bâzâr günleri feryâd u nâliş vâveylâ kopup feza‘ u çeza‘dan âdem bu şehirde duramaz. Anıniçün bu şehre hakîr şehr-i nâliş dedim. Ammâ garâbet anda kim ücret ile dutulan avretler ve âdemlerin alâkaları yok iken yüz yıllık ölü içü[n] akrabâlarından ziyâde nice ağlayup eşk-i çeşm-i ciğer-hûn dökebilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 355a ·
metinde göster ·
… ğlayup feryâd ederler kim ol şehirde bâzâr günleri feryâd u nâliş vâveylâ kopup
feza
‘ u çeza‘dan âdem bu şehirde duramaz. Anıniçün bu şehre hakîr şehr-i nâliş dedim …
Kırk elli ve seksen yıldan berü ölmüş âdemlerin esmâların akrabâları yâd edüp elbette her bâzâr günü ol merhûmun rûhiyçün cümle ta‘allukâtları ücretler ile niçe âdemler dutup âmedânî bir evde bir feza‘ u çeza‘ ve nâliş [ü] vâveylâ kopup bu kafile ağlayu ağlayu sağular sağlayup feryâd ederler kim ol şehirde bâzâr günleri feryâd u nâliş vâveylâ kopup feza‘ u çeza‘dan âdem bu şehirde duramaz. Anıniçün bu şehre hakîr şehr-i nâliş dedim. Ammâ garâbet anda kim ücret ile dutulan avretler ve âdemlerin alâkaları yok iken yüz yıllık ölü içü[n] akrabâlarından ziyâde nice ağlayup eşk-i çeşm-i ciğer-hûn dökebilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 355a ·
metinde göster ·
… ben böyle mi cimâ‘ ederdim? Hay sikişine doyamadığım şehîd kocacığım" deyü eyle
feza
‘ u çeza‘ u nâliş eder kim girde-bâlişinde seyl-i eşk ceyhûn-vâr revân olunca fa …
"Hay benim gazâda şehîd olan on yedinci kırk yıllık kocacığımla ben böyle mi cimâ‘ ederdim? Hay sikişine doyamadığım şehîd kocacığım" deyü eyle feza‘ u çeza‘ u nâliş eder kim girde-bâlişinde seyl-i eşk ceyhûn-vâr revân olunca fakîr herifin aklı başından gidüp vâveylâ vü vâveledâ sikişi cânına geçüp erliği feryâd [u] figân ile kopup fakîr herif bâzâr günün andığına peşîmân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 355a ·
metinde göster ·
… ruş ve birer saya çuka ve birer Sakız atlası ihsân edüp dest-i şerîfin bûs edüp
feza
‘ [u] çeza‘ ile birbirimiz ile vedâlaşup kethudâsıyla bizi aşağı Sakız şehrindek …
Hamd-i Hudâ bu hakîr iki haftada bu cây-i müferrihde Dârâ-vâr dârât [u] azametle fakîrânece zevk [u] safâ edüp Hakk'ın ihsânına hamd [ü] senâ ederek ibâdet edüp pâdişâhâne safâlar etdim. Ba‘dehu Mühürdâr Paşa efendimizden âhirü'l-emr müfârakat mukarrer oldukda hüsn-i rızâları ile me’zûn olup hakîre iki yüz bundukanî Venedik altunu ve yine bir semmûr paçası serhaddî yol kürkü ve bir kat esvâb ve yine bir Alman sâ‘ati ve bir Cezâyir kürdesi kılıç ve bir Cezâ’ir tüfengi ve bir eğerli küheylân at ve huddâmlarıma serâpâ onar guruş ve birer saya çuka ve birer Sakız atlası ihsân edüp dest-i şerîfin bûs edüp feza‘ [u] çeza‘ ile birbirimiz ile vedâlaşup kethudâsıyla bizi aşağı Sakız şehrindeki sarây-ı azîmine gönderüp bâğ-ı İremli ve gül [ü] gülistân bostânlı âbâdân kurâlar ubûr ederek bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y55a ·
metinde göster ·