Ammâ cemî‘i re‘âyâ ve berâyâ ve a‘yân [u] eşrâf [ve]
fukarâ ve
ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutebâ ve meşâyih [ve] sâdât ve vüzerâ ve vükelâ v …
Ammâ cemî‘i re‘âyâ ve berâyâ ve a‘yân [u] eşrâf [ve] fukarâ ve ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutebâ ve meşâyih [ve] sâdât ve vüzerâ ve vükelâ ve sarây-ı hâssda olan mukarreb-i enderûn [u] bîrûn ol kadar müteyakkız oldular ve zorbalar elinden ehl [ü] iyâl hammâmlara ve çârsû-yı bâzâra çıkamaz oldular. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
zu‘afânın ahvâllerine vâkıf-ı esrâr olmağiçün şeb-revânî esbâblar ile tebdîl-i …
Ve fukarâ ve zu‘afânın ahvâllerine vâkıf-ı esrâr olmağiçün şeb-revânî esbâblar ile tebdîl-i câme olup şeb [u] rûz İslâmbol içre çârsû-yı bâzârda ve kûçe ve puçada tûl-ı nehârda piyâde gezüp def‘-i cû‘ içün bir âşbâz dükkânına girüp refîkleri ile ta‘âm yiyüp giderdi. Bu mertebe gedâ-meşreb pâdişâh idi. Ve bunların etdiği zorâverlikleri bir pâdişâh etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
nassı üzre ol Rabbü'l-âlemîn İslâmbol'un fethin Ebü'l-feth'e ihsân edüp ol dahi Kerîm ve Ganî ismine mazhar düşüp hünkârlık edüp ibtidâ gurebâ ve fukarâ ve zu‘afâya ni‘met-i uzmâyı bezl etmek içün ibtidâ imâret-i sarây-ı cedîd mâh [u] sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl bay u gedâya ve hâs [u] âmma yevmiyye üç kerre ni‘meti mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
mesâkîne ve pîr [u] cüvâne ve âyende vü revendeye birer nân-pâresiyle birer tâs …
Bunlardan mâ‘adâ niçe yüz tekyelerde matbah-ı Keykâvûslar vardır. Ammâ imâret-i selâtîn-i selef bunlardır kim beher yevm ilâ-hâze'l-ân merreteyn fukarâ ve mesâkîne ve pîr [u] cüvâne ve âyende vü revendeye birer nân-pâresiyle birer tâs şûrbâsı ale'd-devâm mebzûldür. Bu hakîr elli bir senede on sekiz pâdişâhlığ u kırallık yer seyâhat etdim, bu mertebe manzûrumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… ne-i Sultân Ahmed Hân. Bu dahi cümleden a‘lâ evkâf-ı metîn olduğundan ekseriyyâ
fukarâ ve
dîvâneleri bu dâr-ı şifâya getirirler. Zîrâ bunun dahi hevâsı hûbdur ve huddâml …
Andan bîmârhâne-i Sultân Ahmed Hân. Bu dahi cümleden a‘lâ evkâf-ı metîn olduğundan ekseriyyâ fukarâ ve dîvâneleri bu dâr-ı şifâya getirirler. Zîrâ bunun dahi hevâsı hûbdur ve huddâmları mahbûb ü mergûb âdemlerdir kim dâ’imâ hastalara cân u gönülden hidmet ederler. Zîrâ nâzır-ı nuzzârı kızlar ağası olmağile her bâr gelüp hastaların hâllerin su’âl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
hâs u âmm nâ-resîde tıflân-ı ebced-hânları içün binâ olunmuş bir dârü't-ta‘lîm- …
Cümle (---) aded mektebdir. Evvelâ Orta Hisâr'da Mekteb-i Ebü'l-feth Gâzî ve Mekteb-i Yeni Câmi‘ Şeyh Ricâlî hazretleri mu‘allim-i sıbyân [ve] sâhib-i feyz bir nûrânî azîzdir kim bunlardan bir kerre "Bismillah" diyen ma‘sûm-ı pâk elbette feyz-yâb olup âlim ve fâzıl olması mukarrerdir. Ve Mekteb-i mükellef-i Hâtûniyye: Câmi‘in cânib-i garbîsinde kârgîr binâ ve kubbe-i ra‘nâ mekteb-i sıbyân-ı fukarâ ve hâs u âmm nâ-resîde tıflân-ı ebced-hânları içün binâ olunmuş bir dârü't-ta‘lîm-i Kur‘ândır kim cümle eytâma cânib-i vakfdan rûz-merreteyn ta‘âmları ve îd-ı şerîfde libâsları ve arakıyye ve serâvîl kamîsları ve surre ve atıyyeleri dâ’imdir. Bu dârü't-ta‘lîmin itmâmına târîhdir "fe-temmet" [920] lafzı kapusu üzre tahrîr olunmuşdur. ve Mekteb-i İskender Paşa: (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) . Meşhûr mektebler bunlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251b ·
metinde göster ·
… r kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î
fukarâ ve
suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-mer …
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… akrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş
fukarâ ve
bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… yla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire,
fukarâ ve
türbedârları gülâb nisâr ederler.
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… munu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe
fukarâ ve
zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… lâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp
fukarâ ve
zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle b …
Ve mine'r-rü’yâ-yı sâliha: Hakîr Evliyâ ol gün ki kal‘a-i Engürü'ye dâhil olup ibtidâ âsitâne-i Hacı Bayrâm-ı Velî'ye varup ziyâretiyle müşerref olup bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp konağımıza gelüp ba‘de'l-ışâ evrâd [u] erkânımız edâ edüp du‘â-i istihâre ile hâb-âlûd olup menâmımda görürüm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilmîzim olan Kösec Bayrâm-ı Velî'ye giderken beni basup geçesin, anı ziyâret edüp bir hatme mübâşeret idesin. Bana bir Fâtîha tilâvet edüp geçmeyesin, lâyık mıdır?" dedi. Hakîr eyitdim "Sultânım cenâb-ı şerîfiniz kimdir? Ben sizi bilmem ve kande sâkin olursun?" dedim. Anlar eyitdi "Âlem-i fetâlığında Güleşciler Tekyesin'de ve Sultân Murâd huzûrunda pehlivânlara du‘âcılık ederken "Engürü'de er yatır, Rûm'da Sarı Saltık, demez miydin. İşte Engürü'de Er Sultân benim. Aşağı tahta'l-kal‘a kurbunda Odunbâzârında bir kesîf kubbe içinde kaldım. Anda gelüp beni ziyâret edüp bir Fâtiha'yla şâd eyle. Sen dahi dünyada ve âhiretde şâd [u] ber-murâd olasın. Sabâh namâzından sonra sana bir âdem göndereyim, hemân bana benzer, anın ile el ele verüp bu şehr içre reftâr ederek bana gelüp ziyâret eyle. Selâmün aleyküm" deyüp gâ’ib oldu. Hemân hâbdan bî-dâr olup pâk âbdest alup vakt-i sabâha muntazır durup ba’de salâti'l-fecr paşadan bir mehter-i enderûn gelüp "Buyurun tahta'l-fıtûra" dedi. "Hayır oğlum! Bu gün sâ’imim" deyü mehteri savdım. Hemân anı gördüm, ahşam vâkı‘amda gördüğüm kimesne çıkageldi. Selâm verüp "Evliyâ Çelebi, siz misiz? Buyurun Er Dede Sultân vâkı‘amızda bizi size gönderdi. Ziyâretine gidelim" dedi. Ammâ sözü gûya yer altında zîr-i zemînden çıkar. 358b Hakkâ yüzü münevver ve sözü şîrin mü’essir, hemân ferâcem giyüp Bismillah ile kapudan taşra çıkup piyâdece giderken ilerü şehri içre on bir mahalde medfûn kibâr-ı evliyâullahları ism [ü] resimleriyle söyleyüp ziyâret etdirüp ba‘zısına "bizim çerâğımızdır" der, ba‘zısına "Azîzim Hâmid Efendi halîfesidir" deyü elime yapışup ziyâret ziyâret gezdiklerimiz de inşâallahu Te‘âlâ tahrîr olunur. Hemân kim elime yapıştı, elinde aslâ kemiği yok idi. Ne cânibe eğsem hamîr gibi eğilirdi. Hemân elin elimden çeküp sağ eliyle bir ziyâret gösterdi ve yine elime yapışdı. Ba‘zı âhirete müte‘allık kelimâtlar ederek Odunbâzârı nâm bir mahalle vardıkda meydânın cânib-i garbîsinde bir kubbe-i sağîr nümâyân olup "İşte Er Sultân kubbesi şudur" deyü sâğ eliyle gösterüp hakîr dahi ol tarafa nazar edince bir dahi yanıma bakdım, ol kimesne gâ’ib olmuş. "Bre meded ben anın elin elimden koyurmasam gerek idim. Bre meded hâlim neye müncer olur" deyü cânib-i erba‘aya vakt-i seherde serâsîme olup gezerdim. Hemân ol şahsı gâ’ib etdiğim bir şâhrâh-ı azîm idi. Önümde ve ardımda görünmeyüp gâ’ib olmuşdu. İmdi şu keçe kaplı küçük kapudan içeri girmiş ola, deyü hemân kapuyu açup içeri girdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş. Bu kadar paşalı ve bu kadar harbende ve harkeşân ve kimi çöğür ve kimi tambura çalup bir hây-hûy kim ta‘bir ü tavsîf olunmaz. Hemân biri "Evliyâ Çelebi! Gel bir bozacığımız iç" dedi. "Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler" deyü hicâbımdan yire geçdim. Hemân taşra çıkup doğru Er Sultân kubbesine varup bâbın açup içeri girdikde "Esselâmü aleyküm yâ pîr-i azîz" deyü bükâ ederek atebe-i süflîsine bu âsî yüzüm rûmâlîde kılup eyitdim "Ey Sultânım! Vâkı‘ama girüp sana bir mürşid-i kâmil vesîle görderirim dedin, ahde vefâ edüp gönderdin. Henüz irşâd olmadan elimden aldın. Kapuna yüz süregelüp ziyâret etdim. Habîb-i Hudâ aşkına beni dünyâ ve âhiretde mahrûm koma. Allah ile ahdim olsun, rûh-ı şerîfiniçün bir hatm-i şerîf tilâvet ideyim" deyüp bir hatm-i şerîfe başlayup kabr-i şerîfinin sandûkası olan yeşil sûf ile mestûr zarfının altına girüp, "Himâye yâ Er Sultân, himâye" deyüp girdim. Ol sâ‘at hâb-âlûd olup eyle gark-ı arak olmuşum kim esbâblarımdan taşra ter çıkup mukaddemâ yine vâkı‘amda gördüğüm gibi Er Sultân'ı evvelki eşkâliyle görüp selâm verdi ve aleyk alup eyitdim: "Sultânım! Bana vesîle gönderdiğin âdemi yitirüp bî-vesîle kalıp kapuna geldim. Beni teh-dest koma" dedim. Hemân eyitdiler: "Sen hâfız-ı Kur’ân olduğundan ve muhibb-i evliyâ olup kibâr-ı evliyâullahın âsitânelerine yüz sürdüğünden mahrûm kalmazsın. Biz sana muhabbetimizden vâkı‘ana girüp sana vesîle göndeririz. Anın eline yapışup bre gel dediğim sabahısı yine ben varup eline yapışdım. Seni tarîk-ı hakka götürür mürşid-i kâmil kim elem çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle benim himâyemde olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî etmesin ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlullah'ı nasîb edüp sıhhat-i bedenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve ilme çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı Azîm'inde âyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a–358b ·
metinde göster ·
… nde her gice ziyâfetleri meşhûrdur. Ve cümle halkı gâyet garîb-dost ve muhibb-i
fukarâ ve
muhibb-i hânedânlardır. (---)(---)
Ve şehr-i Baba'nın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ammâ şiddet-i şitâsı gâyet şedîd olur. Lâkin mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ekseriyyâ a‘yânı semmûr ve zerdeva ve zincab u kakum ve tilki boğazı kürkler giyerler. Vasatü'l-hâl olan ehl-i hırefi ve tüccârı elvân bogasiyeya kuzu kürkü kaplı ton giyüp başlarına Tatar kalpağı şıprıtma çalma börk geyüp her sene Bucak Tatarlarıyla sefere atlanup adüv-şikâr ederler. Gâyet er ve bahâdır, server-i hünerver fetâları olur. Ve ganîmet şehir olmağıla âyende vü revende müsâfirîne ni‘metleri mabzûldür. Ve kış giceleri sıra sohbetlerinde her gice ziyâfetleri meşhûrdur. Ve cümle halkı gâyet garîb-dost ve muhibb-i fukarâ ve muhibb-i hânedânlardır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
… lan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i
fukarâ ve
ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı n …
Hân eydür: "Ey cânım Evliyâ akay, lutf eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemîşe kırup köklerin cûyiserlerdir. Pes niçün Vezir Kara Mustafâ Paşa'yı ve Hezârpâre Ahmed Paşa'yı ve fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa'yı ve Sâlih Paşa'yı ve Koca vezîr'i ve niçe vezîrlerin katl eder. Husûsan şimdi İpşir-i beşîr vezîr-i bî-nazîri ve ol mankâle sâhib-serîri niçün katl edüp kellesin galtân ederdi ki eyle bir nâmdâr kahramân-ı zamân u sâhibkırân-ı bî-amân, yahşiye yahşı yamana yaman bir vezîr-i Âl-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ederler ve ne Peygamber'den hicâb ederler. İpşir Âsaf'a olan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i fukarâ ve ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı niçün bî-günâh eyle vezîri niçün katl etdi. Munı mena bir hoşça bildiresen." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293a ·
metinde göster ·
… 'nin mahbûbu ve mahbûbeleri memdûhdur ve halkı gâyet garîb-dost olup ni‘metleri
fukarâ ve
mesâkîne mebzûdur.
Ve âb [u] havâsı gâyet latîf olduğundan Dobniçse'nin mahbûbu ve mahbûbeleri memdûhdur ve halkı gâyet garîb-dost olup ni‘metleri fukarâ ve mesâkîne mebzûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
üç mekteb-i nücebâ ve bir hammâm-ı rûşinâ Gâzî Murâd Hân binâsıdır kim câmi‘e v …
Ve bir medrese ve iki tekye-i fukarâ ve üç mekteb-i nücebâ ve bir hammâm-ı rûşinâ Gâzî Murâd Hân binâsıdır kim câmi‘e vakıfdır ve üç aded sağîr ü kebîr hân-ı bâzergânları var, ammâ kurşumlu değildir ve cümle yüz elli aded dükkânları var, ammâ ma‘mûr u müzeyyen değillerdir. Ekseriyyâ ağaçdan yapılmış çotra derler bir gûne müdevver kapaklı bardakdır. Ba‘zı serhadliler ana şarâb koyup taşırlar bir tuhfe bardakdır. Çârsû-yı bâzârında andan çok bir metâ‘ yokdur, ammâ bâğ u bâğçe gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182a ·
metinde göster ·
Ve dâ’imâ hem-celîs ve hem-enîsi ulemâ ve sulehâ ve
fukarâ ve
zu‘afâ ve mesâkînler ve vâ‘iz ve nâsıhlardan Velî Efendi ve Erdebîlîzâdeyi pek …
Ve dâ’imâ hem-celîs ve hem-enîsi ulemâ ve sulehâ ve fukarâ ve zu‘afâ ve mesâkînler ve vâ‘iz ve nâsıhlardan Velî Efendi ve Erdebîlîzâdeyi pek severdi. Ve Pendnâme-i Hoca Attâr vird-i zebânı olup cümle ebyâtların hıfzen zabt etmişdi. Ve ilm-i sarf ve nahivde çok nüsha görüp ilm-i fıkh [u] ferâizde lâ-nazîr idi. Ve sekiz yüzden mütecâviz mesâil-i şer‘iyye ve binden ziyâde hadîs-i Nebeviyyeleri ezber zabt u rabt eylemişdi, ammâ tarîk-i dervîşâna meyyâl olmağın ilm-i şi‘rde ve kelâm-ı Mevlânâ'da Mesnevî-i Şerîf'den ve kelâm-ı İbrâhîm-i Gülşenî, Ma‘nevî'sinden niçe bin ebyât-ı eş‘âr-ı Fârisî ve Türkî kasâid ve penç beyt-i tasavvuflar hâtır-nişânı idi, ba‘zı mahalde mezkûr ebyâtları mahalleriyle icrâ ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48b ·
metinde göster ·
… rufunda olan mâl-ı ganâ’imden bir şey komayup cümlesin tevâbi‘ât u levâhıkât ve
fukarâ ve
mesâkînlere bezl eder.
Bu sultân-ı Cem-cenâb üç aded bürâderlerdi. Biri Mübârek Geray Sultân, Çerâkese vilâyetinde Zaba kabîlesi içinde ösmüşdür, ya‘nî perveriş bulup büyümüşdür. Biri Dede Mehemmed Geray Sultân'dır, ammâ bu Selîm Geray Sultân bu bürâdereynlerden uluca olup Dede Geray ile şehr-i Bâğçesarây'da neşv [ü] nemâ bulup cemî‘i ulûm-ı garîbe-i acîbeye mâlik olduğundan gayri hâfız-ı hamele-i Kur’ân ve Fârisî ve Mesnevî-hân bir şûh ve hezârfen pâdişâh-ı zekîdir kim her ne cânibe teveccüh etse bi-emrillâhi te‘âlâ mansûr u muzaffer olup sâlimîn ü gânimîn Kırım'a dâhil olur, ammâ kabza-i tasarrufunda olan mâl-ı ganâ’imden bir şey komayup cümlesin tevâbi‘ât u levâhıkât ve fukarâ ve mesâkînlere bezl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129a ·
metinde göster ·
… n zekâtların vermeyüp kuvveti olanlar aslâ hacca gitmeyüp garîbü'd-diyârlara ve
fukarâ ve
mesâkîn ve zu‘afâlara ri‘âyet ve ikrâm etmeyüp müsâfir katlanmaz olup hisset ü …
Ahâlîsi gâyet ankâ bâzergânlar olup mâllarının zekâtların vermeyüp kuvveti olanlar aslâ hacca gitmeyüp garîbü'd-diyârlara ve fukarâ ve mesâkîn ve zu‘afâlara ri‘âyet ve ikrâm etmeyüp müsâfir katlanmaz olup hisset ü denâ’etlerinden kapularını kapayup ulemâ ve sulehâ ve gurebâlardan yüzlerin saklar oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 137b ·
metinde göster ·
… e kalga ve nûreddîn ve gayri sultânlara 141b ve cemî‘i vüzerâ ve vükelâlar ve
fukarâ ve
zu‘afâlara ni‘met-i ihsân [u] in‘âmı mebzûl bir âdemdir.
Der-terkîm-i müşerref olduğumuz yârân-ı ihvân: Evvelâ Hüsâm Efendi ve Ahmed Efendi ve kâ’immakâm Ak Mehemmed Paşa, Durmuş Ağa ve Abdülbâkî Çelebi ve Şeyhülislâm Efendi ve Yağcızâdeler ve Emîr Efendi ve oğlu Seyyid (---) Çelebi ârif ü zarîf ü nedîm ve hoş-sohbet ve hoş-lehce bir sebük-rûh zât-ı şerîf hakkâ ki şerîf çelebidir. Ve ilm-i kâfda kâmil ve sâhib-i ayâr Nâ’ib İbrâhîm Efendi, mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde bir nâ’ibdir, ammâ cemî‘i hânlara ve kalga ve nûreddîn ve gayri sultânlara 141b ve cemî‘i vüzerâ ve vükelâlar ve fukarâ ve zu‘afâlara ni‘met-i ihsân [u] in‘âmı mebzûl bir âdemdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141a–141b ·
metinde göster ·
… tahrîr olunmuşdur. Ve yüz bin aded dahi ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutebâ ve
fukarâ ve
zu‘afâ ve kudât ve meşâyihân tahrîr olunmuşdur. Yüz bin kadar âdem dahi tüccârâ …
Ve altı kerre yüz bin Kazak-ı Âk esîr tahrîr olunmuşdur. Ve yüz bin aded dahi ulemâ ve sulehâ ve e’imme ve hutebâ ve fukarâ ve zu‘afâ ve kudât ve meşâyihân tahrîr olunmuşdur. Yüz bin kadar âdem dahi tüccârân-ı berr [ü] bihâr ve ehl-i hıref tahrîr olunmuşdur. Beher yevm üç bin koyun ve iki yüz sığır ve kırk elli at ve kırk elli deve boğazlanup beher yevm yedişer bin kîle buğday harc olup on kerre yüz bin atlara yem asılup cümle Kırım halkı at besler. En makbûl kârları gazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200a ·
metinde göster ·
… kal‘asın seyr [ü] temâşâ ederler. Bir acâ’ib ü garâ’ib köşk-i bâlâ-yı mecma‘-ı
fukarâ ve
kân-ı zurefâdır.
Ve bu mahal kal‘anın cümleden yüksek yeri olmak ile bir karavulhâne kasrı var kim cihân-nümâ nâmıyla iştihâr bulup cümle şehrin erbâb-ı ma‘ârifân yârânları anda cem‘ olup cavk cavk zevk [u] şevkler edüp rûy-ı deryâda cezîre-i Çukaları ve Manya vilâyetini ve Zarnata kal‘ası ve Kalamata kal‘asın seyr [ü] temâşâ ederler. Bir acâ’ib ü garâ’ib köşk-i bâlâ-yı mecma‘-ı fukarâ ve kân-ı zurefâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271a ·
metinde göster ·
Ve cümle yigirmi iki medrese vardır, zîrâ ulemâsı gâyet çokdur. Ve
fukarâ ve
sulehâsı bî-hisâbdır. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at musallî halkı vardır.
Ve cümle yigirmi iki medrese vardır, zîrâ ulemâsı gâyet çokdur. Ve fukarâ ve sulehâsı bî-hisâbdır. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at musallî halkı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y155b ·
metinde göster ·
… n alâ mele’i'n-nâs bir şey versen mâlı değil âdemi bile pâre pâre ederler. Zîrâ
fukarâ ve
ağniyâsı yılda bir kerre huccâc-ı müslimînin gelmesine muntazırlardır. Ne kadar …
Hulâsa-i kelâm her ne ihsân etsen nihânîce gerekdir. Zîrâ Hazret-i Risâlet-penâh'ın yedi yüz tavâşî siyâh çerde huddâmları herbiri muhteşem semmûr kürklere müstağrak mülebbes ankâ lalalar vardır. Cümleye hâkim şeyhü'l-haremdir, bu dahi tavâşî'dir. Hazret-i Risâlet-penâh'ın üç yüz altun ve gümüş miftâhları bunların destindedir. Bunlardan mâ‘adâ câmi‘ huddâmlarından bin âdem dahi bu mahalde hâzırdır. Hemân ki nezerâtdan alâ mele’i'n-nâs bir şey versen mâlı değil âdemi bile pâre pâre ederler. Zîrâ fukarâ ve ağniyâsı yılda bir kerre huccâc-ı müslimînin gelmesine muntazırlardır. Ne kadar ihsân olunsa vechi vardır. Ammâ hufyeten vermek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y290b ·
metinde göster ·
Ve şehr-i Mekke içre bu büyût-ı âlîler ve sarây-ı vâlîlerden mâ‘adâ ağniyâ ve
fukarâ ve
zu‘afâ hâneleri cümle kârgîr binâ ve sütûhları kireç ile mestûr (---) hânelerdi …
Ve şehr-i Mekke içre bu büyût-ı âlîler ve sarây-ı vâlîlerden mâ‘adâ ağniyâ ve fukarâ ve zu‘afâ hâneleri cümle kârgîr binâ ve sütûhları kireç ile mestûr (---) hânelerdir. Bunlardan mâ‘adâ şehr-i azîm Bekke içre ve Harem-i şerîfin cânib-i erba‘asında cümle yüz yetmiş altı medresedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y354b ·
metinde göster ·
… ı bintân ve sûr-ı hitân-ı sıbyân ve hüsniyyât-ı ahâlî-i Mısır ve kâr [u] kisb-i
fukarâ ve
sergüzeşt-i hakîri beyân eder.
(---) 65 varakda, der-vasf-ı tâc-ı Fir‘avn ve sûr-ı hitân-ı bintân ve sûr-ı hitân-ı sıbyân ve hüsniyyât-ı ahâlî-i Mısır ve kâr [u] kisb-i fukarâ ve sergüzeşt-i hakîri beyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y455b ·
metinde göster ·
… r. Ammâ cümleden câmi‘-i kadîm ve ma‘bed-i azîm ve du‘â müstecâb olacak ka‘be-i
fukarâ ve
mesken-i zu‘afâ Mısır-ı atîkde,
Evvelâ şehr-i Mısır içre yüz elli altı aded selâtîn-i selef câmi‘leri var kim Rûm ve Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyyede bu kadar câmi‘-i mülûk [u] selâtîn binâ olunmamışdır. Ve her biri cennet-âbâd câmi‘lerdir. İnşâallâh ale't-tertîb ziyâret etdiğimiz gibi tahrîr olunur. Ammâ cümleden câmi‘-i kadîm ve ma‘bed-i azîm ve du‘â müstecâb olacak ka‘be-i fukarâ ve mesken-i zu‘afâ Mısır-ı atîkde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y89a ·
metinde göster ·
Gâyet ulu âsitânedir. Her sebt gecesi beş altı bin
fukarâ ve
zu‘afâ cem‘ olup sabâha dak ihyâ edüp iki yüz üç yüz hatm-i şerîf tilâvet olunu …
Gâyet ulu âsitânedir. Her sebt gecesi beş altı bin fukarâ ve zu‘afâ cem‘ olup sabâha dak ihyâ edüp iki yüz üç yüz hatm-i şerîf tilâvet olunur. Başka bir mahalledir. Cümle fukarâ-yı Şâfi‘îlerdir. Vakfullâhından fukarâlarına ni‘metleri mebzûldür. Ve mevlûd-ı Şâfi‘îde on bin âdem me’kûlât [u] meşrûbâtları ile varup ihyâ ederler kim ol gece ervâh-ı Resûl-i Ekrem anda hâzırdır, derler. Ve ana karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y108b ·
metinde göster ·
… zât [ve] mücâhede sâhibi kimseler vardır kim yüzlerinden nûr tamar. Ve mecma‘-ı
fukarâ ve
ulemâ kânı bir âsitâne-i Kâdirîdir. Ve evkâf-ı gâyet kavîdir, âyende vü revende …
Ve bu âsitânenin sağ köşesinde bir kapudan içeri üstü mestûr bir meydândır. Etrâfı kat-ender-kat fukarâ-yı Kâdirî hücreleridir. Ve ol meydânda Q 199b cümle fukarâ semâ‘, tevhîd, safâ ederler. İki yüzden mütecâviz fukarâları vardır. Fakr [u] fâkada riyâzât [ve] mücâhede sâhibi kimseler vardır kim yüzlerinden nûr tamar. Ve mecma‘-ı fukarâ ve ulemâ kânı bir âsitâne-i Kâdirîdir. Ve evkâf-ı gâyet kavîdir, âyende vü revendeye ni‘met-i mebzûldür. Nâzırı Mısır vâlîlerinin imâmlarıdır. Senevî toksan bin para imâma hulvânı hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y110a ·
metinde göster ·
… bu Kayıtbay'da hânedânları harâb olup ancak on bir sarây ve bin mikdârı hâne-i
fukarâ ve
yetmiş dekâkîn ve bir hammâm ve yetmiş mihrâb ve on yedi câmi‘-i selâtîn kalmış …
Mısır'ın şark tarafına Bâb-ı Nâsır'dan taşra tâ Âdiliyye'ye varınca İslâmbol yolu ve hac yoludur ve Kayıtbay bu şâhrâh üzre vâki‘ olup ol tarîk-ı âmmın yemîn [ü] yesârında on bin ma‘mûr [u] âbâdân sarây-ı âlîler etmiş. Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufuna Mısır girelden berü âl-i Çerâkeseye inkırâz gelüp bu Kayıtbay'da hânedânları harâb olup ancak on bir sarây ve bin mikdârı hâne-i fukarâ ve yetmiş dekâkîn ve bir hammâm ve yetmiş mihrâb ve on yedi câmi‘-i selâtîn kalmışdır, ammâ her biri binâ-yı azîm ve selâtîn-i kadîm câmi‘leridir kim tahrîr olunur. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y136a ·
metinde göster ·
meşâyihân sancağ u bayrakları ile alaya çıkup mahmel-i şerîfi getürmezler ve bu …
Ve huccâc evvel gitdüği alaydaki gibi cümle fukarâ ve meşâyihân sancağ u bayrakları ile alaya çıkup mahmel-i şerîfi getürmezler ve bu alayda azebistân ve yeniçeriyân askeri dahi çıkmazlar, kânûn değildir. Ancak beş bölük halkı ve emîrü'l-hac alay ile ubûr eder. Cümle ata dona kâdir olan tüfeng-endâz bölüğü ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y209b ·
metinde göster ·
Bu dahi bir alay-ı azîm ile niçe bin fukarâ ve meşâyihân deff [ü] kudümlerin çalarak sancakların açarak yalın ayak, başları kabak esmâ-i "Yâ Rezzâk" çekerek tevhîd [ü] tezkîr ile âdâb-ı Resûlullâh üzre hulû‘ [u] huşû‘ üzre ubûr ederler. Bunlarda melâmiyyûn ve mecâzibûn yokdur, zîrâ bu tarîk-ı Burhânî tarîk-ı sultânîdir. Üslûb-ı sâbık üzre dîvân-ı Kayıtbay'a çıkup paşadan izin buyurduları alup tevhîd-i erreye meşgûl olarak ubûr ederler. Bunların teşrîfât üzre hâliyeleri yokdur, ammâ Mısır vezîri merhameten bir yeşil destâr ve bir vukiyye ûd ihsân edüp şeyhi Şerefüddin hazretlerinin du‘â-i hayırların ricâ eder. Anlar dahi alay-ı azîmler ile şeyhlerin hânelerine götürüp herkes vatanına giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y220b ·
metinde göster ·
… uta‘azzım u mütekebbir kimesne varamaz, varırsa ol âsitânenin muhibbidir. Cümle
fukarâ ve
zu‘afâ ve gurebâ ve mesâkîn ve budalâ ve melâmiyyûndan kimesneler varır.
Ve bu mevlûda muta‘azzım u mütekebbir kimesne varamaz, varırsa ol âsitânenin muhibbidir. Cümle fukarâ ve zu‘afâ ve gurebâ ve mesâkîn ve budalâ ve melâmiyyûndan kimesneler varır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y222a ·
metinde göster ·
… eşrâfdır. Ve âyende vü revendeye ni‘met[i] mebzûl olduğundan mâ‘adâ muhtâc olan
fukarâ ve
müsâfirîne birer hırkası dâ’imdir. Bir Hâtem-i Tay sâhib-i hâl ve pîr-i zâl kim …
eş-şeyh Seyyid Burhâneddîn-i Eğirdirî: Rûm'da Hamîd sancağında Eğirdir nâm kasabadandır. Seksen senedir Mısır'da sâkin olup nakîbü'l-eşrâfdır. Ve âyende vü revendeye ni‘met[i] mebzûl olduğundan mâ‘adâ muhtâc olan fukarâ ve müsâfirîne birer hırkası dâ’imdir. Bir Hâtem-i Tay sâhib-i hâl ve pîr-i zâl kimesnedir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248a ·
metinde göster ·
… ular. Azîzin rumûz-ı künûzları üzre niçe yüz bin asâkir-i İslâm ve niçe yüz bin
fukarâ ve
hâs u âm deryâ-misâl olup azîzin salât-ı cenâzesin câmi‘-i Ezher'de edâ edüp va …
Hikmet-i Huda, mâh-ı mezbûrun on sekizinci gün ale's-sabâh cümle asâkir-i Mısır pür-silâh olup huccâc-ı müslimîni alay-ı azîm ile Bürketü'l-hacc'a velvele ve gulgule ve debdebe ve tantana ile alay sadedinde iken ol sâ‘at şeyh hazretlerinin rûh-ı pür-fütûhları cânib-i Hakk'a teveccüh etdükde câmi‘-i Ezher'de ve Mısır'ın cemî‘i hulefâ câmi‘lerinde salâlar tilâvet olunup şeyhin merhûm olduğu dâsitân-ı dostân olup cümle huccâc ve asâkir-i Mısır pür-silâh câmi‘-i Ezher'e varup cenâze-i şeyhe hâzır oldular. Azîzin rumûz-ı künûzları üzre niçe yüz bin asâkir-i İslâm ve niçe yüz bin fukarâ ve hâs u âm deryâ-misâl olup azîzin salât-ı cenâzesin câmi‘-i Ezher'de edâ edüp vasıyyetleri üzre dörd âdem hayvânı üzre tahmîl edüp niçe kerre yüz bin şukka-i alemler ile tevhîd [ü] tezkîr ederek huccâc-ı müslimîn alay ile şeyhi karâfe-i müsâfirîne götürüp anda seferleri tamâm olup karârgâhları dârü'l-karâr oldu ve rûh-ı şerîfleri dâhil-i evc-i illiyyîn olup dâr-ı fânîden dâr-ı bâkîye irtihâl etdi, rahmetullâhi-aleyh. Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y276b ·
metinde göster ·
mesâkîn ve yetîm ve esîr cümle mevcûd idi. Cümle mahlûk-ı Hudâ ni‘met-i Celîl'i …
Bu cem‘iyyet-i kübrâda ise nass-ı kâtı‘ üzre fukarâ ve mesâkîn ve yetîm ve esîr cümle mevcûd idi. Cümle mahlûk-ı Hudâ ni‘met-i Celîl'i berekât-ı Halîl ile tenâvül edüp def‘-i cû‘ eyleyüp ba‘de'd-du‘â ve senâ tevhîd [ü] tezkîre mübâşeret olunup vakt-i ışâda rîh-i sarsar sâkin olup şeyh Mustafâ akabesinden bir top atılup muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile cereyân ederek her gemide niçe bin kanâdîller ile eşâreler çerâğân olup ecnâs-ı mahlûkât kimi top ve kimi tüfeng ve kimi fişeng atarak ol gece Nîl kenârının tarafeyninde niçe yüz bâğ-ı behişt-misâl âbâdân belîdeler ubûr olunup Nîl-i mübârek yüzü çerâğân olmuş müzeyyen akabeler ile zeyn olup gemilerin mellâhları yemînek ve yesârek diyerek ba‘zı gemiler kürek çekerek ve "Yâ Mevlâ" ve "Yâ Fettâh" sadâsı ile ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280a ·
metinde göster ·
… r havz-ı azîmdir. Cânib-i erba‘ası hâcethânelerdir. Dahi mâ-fevkı dâyiren-mâdâr
fukarâ ve
talebe hücreleridir.
Ve buna karîb aşren fe-aşren İmâm şâfi‘î havuzu vardır, birke-misâl bir havz-ı azîmdir. Cânib-i erba‘ası hâcethânelerdir. Dahi mâ-fevkı dâyiren-mâdâr fukarâ ve talebe hücreleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y285a ·
metinde göster ·
… a bezl olunur. Ammâ sâ’ir zamânda kifâyet mikdârı tabh olup sofra-i bî-imtinânı
fukarâ ve
mesâkîn ve zu‘afâya mebzûldür.
Ve Bedevî câmi‘inin bir imâreti var, âyende ve revendeye ve cümle fukarâya merreteyn buğday ve mercimek şorbası ve birer nân pâresi mebzûldür. Câmi‘in e’imme ve hutebâsı ve meşâyihânı cümle sekiz yüz âdem evkâf-ı Bedevî'den vazîfe ve cirâye alurlar. Ve imâretinde yevmiyye üç erdeb buğday ve bir erdeb mercimek ve bir sığır ve beş koyun tabh olup mevlûd günleri fukarâya bezl olunur. Ammâ sâ’ir zamânda kifâyet mikdârı tabh olup sofra-i bî-imtinânı fukarâ ve mesâkîn ve zu‘afâya mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y288a ·
metinde göster ·
… niçe kazgan buğday çorbası tabh olunup ve yigirmi bin hurde etmek pişüp cemî‘i
fukarâ ve
mesâkînlere sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. On gün on gece bu hâl üzre ta‘âm bez …
Ve bu âsitânenin imâretinde azîm kazganları var kim yevm-i mevlûdda içine üçer dörder câmûs eti ve onar ganem eti koyup ve niçe kazgan buğday çorbası tabh olunup ve yigirmi bin hurde etmek pişüp cemî‘i fukarâ ve mesâkînlere sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. On gün on gece bu hâl üzre ta‘âm bezl olur. Ammâ sâ’ir zamân bir kazgan ades ve hınta çorbası ve üç bin nân mücâvirîn ve zu‘afâ ve mesâkîn ve talebelere bezl olur. Zîrâ haremin cânib-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz ilme ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b ·
metinde göster ·
… âkîn ve talebelere bezl olur. Zîrâ haremin cânib-i erba‘asında yüzden mütecâviz
fukarâ ve
talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz ilme ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ü …
Ve bu âsitânenin imâretinde azîm kazganları var kim yevm-i mevlûdda içine üçer dörder câmûs eti ve onar ganem eti koyup ve niçe kazgan buğday çorbası tabh olunup ve yigirmi bin hurde etmek pişüp cemî‘i fukarâ ve mesâkînlere sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. On gün on gece bu hâl üzre ta‘âm bezl olur. Ammâ sâ’ir zamân bir kazgan ades ve hınta çorbası ve üç bin nân mücâvirîn ve zu‘afâ ve mesâkîn ve talebelere bezl olur. Zîrâ haremin cânib-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz ilme ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b ·
metinde göster ·
… â müstecâb olacak mahaldir. Evkâf-ı kavî olduğundan imâretinde ni‘meti ulemâ ve
fukarâ ve
mesâkîne merreteyn mebzûldür. Ammerahullâh ila'nkırâzı'd-devrân. Andan yine sâh …
Bu câmi‘in içinde subh [u] mesâ cemâ‘at-i kesîre ile mâl-â-mâldir. Zîrâ tâlib-i ilm kânıdır. Kırk elli yerde gûnâ-gûn fünûnlar görülür. Hasbî vazîfe-i mu‘ayyeneli ders-i âmları vardır. Ve şeb [ü] rûz yüz iki yüz hatm-i şerîf tilâvet olunur. Hâfız-ı Kur’ân a‘mâ-yı mâderzâdları vardır. Bu câmi‘ gûyâ Mısır'da câmi‘-i Ezher'dir kim bu şehrin âb-ı rûyidir. Kân-ı ulemâ vü sulehâ olduğu Arab u Acem'de meşhûr ve du‘â müstecâb olacak mahaldir. Evkâf-ı kavî olduğundan imâretinde ni‘meti ulemâ ve fukarâ ve mesâkîne merreteyn mebzûldür. Ammerahullâh ila'nkırâzı'd-devrân. Andan yine sâhil-i Nîl'de bir zemîn-i âlî üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y364b ·
metinde göster ·
… Cum‘ada şeyh ibn Âyid bu ziyâretgâh-ı eş-şeyh Ebû Mencâ'da mevlûd-ı şerîf edüp
fukarâ ve
zu‘afâya ziyâfet eder. Ve hakîre bir deste kuyruk Havvâre tayı bağışladı.
eş-şeyh Ebû [Me]ncâ hazretleri anda bir kubbe-i sagîre içinde hâzırdır, himmetleri nâzır ola. Her leyle-i Cum‘ada şeyh ibn Âyid bu ziyâretgâh-ı eş-şeyh Ebû Mencâ'da mevlûd-ı şerîf edüp fukarâ ve zu‘afâya ziyâfet eder. Ve hakîre bir deste kuyruk Havvâre tayı bağışladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y371a ·
metinde göster ·
gurebâlara ni‘metleri mebzûl hânedân sâhiblerinden evvelâ Boşnak Mahmûd Ağa ve …
Ve bu şehr içre olan fukarâ ve gurebâlara ni‘metleri mebzûl hânedân sâhiblerinden evvelâ Boşnak Mahmûd Ağa ve mukâbelesinde Hüseyin Çorbacı ve Mehemmed Çelebi ibn Şu‘ayb ve Mehemmed Çorbacı ve Yûsuf Çorbacı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·