"Âyâ bu ne ola" deyü perişân hâl olup derûn-ı kal‘ada beyne'l-küffâr bir
güft [ü]
gû oldu. Andan cümle guzât-ı müslimîn yüz elli pâre gemileri Tershâne bâğçesi d …
"Âyâ bu ne ola" deyü perişân hâl olup derûn-ı kal‘ada beyne'l-küffâr bir güft [ü] gû oldu. Andan cümle guzât-ı müslimîn yüz elli pâre gemileri Tershâne bâğçesi dibinde Şâhkulu nâm iskelede deryâya indirdikleri yerler hâlâ Okmeydânı içre nümâyândır. Ve ol asırda keştîlerin altına nisâr olunan dârûlar ile'l-ân ol câ-yı ma‘hûdda kendü bitüp kendü yiter.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı Revân-ı Azerbaycân: Hamd-i Hudâ Revân Hânı Takî Alî Hân hemşîresinin sûrundan Bakü kal‘asından gelüp doğru anların sarâyına mihmân olup ertesi Kars ağaları ve Kağızmân ağalarıyla hân dîvânına varup Karslı ve Kağızmânlı "Hânım! Bizi Erzurûm vezîrine hılâf-ı inhâne arz edüp kârbân urdılar deyüp üzerimize Evliyâ Ağa'yı ne mübâşeret göstermişsiz, lâyık mıdır?" deyü mâbeynlerindeki güft [ü] gû tahrîr olunmaz. Âhiru'l-kelâm kal‘a ağaları bî-günâh çıkup iftirâ edenler kârbân halkı imiş. Anlar hod Erzurûm'da mâ-beyne muslıhîn girüp Takî Alî Hân cümle ağalara üç gün ziyâfet-i uzmâ edüp hakîre yine beş tümen Abbâsî ve bir at ve paşaya bir katar tâvûsî maya devesiyle Revân pirinci ve serhad ağalarına dahi beşer onar pârçe ihsân edüp kal‘a-i Revân'dan hân mektûblarıyla tekrâr
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325b ·
metinde göster ·
Karye-i Sarı, nâm mahalle kondukda Varvar Alî Paşa'nın askeri içinde bir
güft [ü]
gû olup asker pür-silâh olup cânib-i erba‘aya karavullar ta‘yîn olunup (---) pa …
Karye-i Sarı, nâm mahalle kondukda Varvar Alî Paşa'nın askeri içinde bir güft [ü] gû olup asker pür-silâh olup cânib-i erba‘aya karavullar ta‘yîn olunup (---) paşa çarkaya (---) paşa dümdâr ta‘yîn olunup cümle asker hayme ve hargâhlarında pür-silâh âmâde olup cenge müterakkıb olup durdular. Hakîrin cân başıma sıçrayup paşanın ciğer-kûşesi beğden su’âl edüp "Bu ne fetret u ısyân u tuğyândır kim asker birbirine girüp hâzır-baş oldu" dedim. Hazînedâr eyitdi "Vallahi Evliyâ Çelebi! Şimdi çâşıdımız geldi. Köprülü Mehemmed Paşa üzerimize gelmeğe hatt-ı şerîf ile serdâr olmuş ve Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa ve Divriği Beği Kara Sefer Paşa ve niçe paşalar cem‘ olup yarınki gün ceng-i azîmdir" dedikde hakîr paşanın yanına varup paşa eydür: "Gördün mü Evliyâ Çelebi! Ben seninle bileyim ve yoluna kurbânım diyenlerden biri Köprülü Mehemmed Paşa dörd eyâlet sancâğı askeriyle üzerime geliyor" dedi. Hakîr eyitdim: "Bundan size hisse var paşa. Sultânıma mektûbunda yazduğu mâddenin biri dahi budur kim seninle bile olurum, diyenlere i‘timâd etme. Seni meydânda korlar, deyü tahrîr etdiği mevâdd-ı kebîrin biri dahi budur. Ammâ bi-emrillah bunda nesne yokdur. Geçende Kızılırmak kenarında Kum Baba Sultânı ziyâret etdiğiniz gün bir teveccüh-i tâm ile İlâhî beni şerm-sâr edüp halk mâbeyninde yüzüm 363a kara eyleme deyü hayr du‘â etdiğinde bildim ki ol du‘â hedef-i icâbetde kabûl oldu. İnşâallah mansûr [u] muzaffer olup selâmet bulursun". Lâkin afv ile ol gün mu‘âmele edüp mehibbâten niçe nasîhat-âmîz cevâblar ile muzaffer olmuş, tebşir etdim. Ol mahalde paşa "cümle asker âmâde olsun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp cümle âlât-ı silâh meydân-ı muhabbete dökülüp cebe ve cevşenler giyilüp nısfu'l-leyle dek cümle asker âlât-ı silâha müstağrak olup her biri birer Sâm [u] Nerîmân-akrân pehlivânlara döndüler. Beyt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 362b–363a ·
metinde göster ·
… ekellüf olduğundan hazz etdim. Bre hazînedâr gel" deyü hazînedârın kulağına bir
güft [ü]
gû edüp bir ândan sonra bir kîse guruş ve bir yeşil çukaya kaplu kunduz siyâhı …
"Evliyâ Çelebi! Medrese köşesinde sizinle ilme meşgûl olduğumuz sebebiyle Cenâb-ı İzzet ilm [u] berekâtıyla bu sarây ve Üsküdar'da ve vilâyetimizde ve niçe yerde çiftlikler ve niçe gûne ihsân [u] in‘âmlar etdi" deyü bî-had hamd [u] senâ etdi. Hakîr eyitdim "İnşâallah sultânım! İlm tilâvet etmede şerîk idim. İnşâallah devletinizde dahi dünyâlığile şerîk oluruz" dedikde "Vallahi bî-tekellüf olduğundan hazz etdim. Bre hazînedâr gel" deyü hazînedârın kulağına bir güft [ü] gû edüp bir ândan sonra bir kîse guruş ve bir yeşil çukaya kaplu kunduz siyâhı bir semmûr kürk ve bir lokmalı bol kadı haftânı el-hâsıl başdan başa bir kat esvâb ihsân edüp ta‘âm tenâvül edüp destûr deyüp giderken aşağı inüp gördüm, binek taşında bizim at yerine bir fil-i Mahmudîye 370b benzer bir küheylân at, Şâm didiği ve sîm eğerli ve vüzera rahtlı bir küheylan at, "Efendi size ihsân etdi" deyince yine efendi huzûruna çıkup "Sultânım! Bizi hâkden ref‘ eyleyüp piyâde iken atlandırdınız. Hudâ sizden râzî ola" deyüp temennâ edüp yine ata binüp hâneme gelüp sehl istirâhat etdikde ba‘de'l-asr ânî gördüm, bir hây hû ile elli aded hammâl yükü kahve şeker ve şem‘-i asel ve revgan ve asel ve'l-hâsıl gûnâ-gûn me’kûlât [ü] meşrûbât ile hâne-i tehim mâl-â-mâl ni‘met-i Rabb-i Rahîm olup cihân cihân hazz edüp gelen âdemine bir şerbetî yağlık verüp gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 370a–370b ·
metinde göster ·
… ân-ı şehriyârî sâdır olunca kırâ‘at olunup cümle asâkir mezkûr cisr başında bir
güft ü
gû ve gulgule kopup "Bu kadar baş var. Ha kimin başları kurusun. Bu kadar baş i …
Andan mansûr [u] muzaffer iki günde Dil nâm mahalle gelince akîbimizce yüz kırk dil âdem ve yetmiş kelle kazâlardan gelüp yetişdi. Mezkûr Dil'den gemilerle dilleri ve cümle mâl-ı ganâ’imleri geçirüp kasaba-i Gekbezî'de meks edüp andan kalkup Üsküdar'a karîb Bostâncıbaşı {Cisri} nâm mahalle gelince Âsitâne-i Sa‘âdet'de Melek Ahmed Paşa efendimizden emr-i şerîf gelüp "Sen ki Serdâr Abdullah Paşa'sın! Emr-i şerîfim vüsûl buldukda giriftâr olan Celâlîlerin cümlesin katl edüp ser-i bî-devletlerin der-i devlete getirüp galtân edesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olunca kırâ‘at olunup cümle asâkir mezkûr cisr başında bir güft ü gû ve gulgule kopup "Bu kadar baş var. Ha kimin başları kurusun. Bu kadar baş ile bir baş İslâmbol'a varırız, ya bu fakîrleri ne kırarız" deyü azîm kîl [u] kâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101a ·
metinde göster ·
Herkes birer yumurta alup gitdiklerinde sâhib-i sülûk olan kişiler eyitdiler kim "Benim beyzam küçük idi, bana büyük beyza vermişler, kimisi dahi benim beyzam büyük idi küçüğün aldım" deyü birbirleri mâbeyninde bir hây hûy güft [ü] gûyâ düşdüklerinde âkıbet-endîşleri eyitdi: "Biz şimden gerü biribirimizin hakk-ı sarîhlerin yedik. Bu şehirden bed ve berekât kalkup bu şehir harâb u yebâb olmasına bu beyzalar sebeb olur." deyüp bize ne gûne belâ nâzil olur, diyerek havfe düşdüler. Âhir bunlara bir tâ‘ûn müstevlî olup bir gice on iki bin oba evcik âmedânî kalkup kat‘-ı menâzil ederek şehr-i Mısır'da Âl-i Abbâsiyân'dan Kal‘atü'l-Kepş sâhibi Sultân el-Müstekfî Billah'a gelüp bir yurd isterler. Halîfe-i Mısır bunlara Mısır'ın cânib-i şarkîsinde Kayıtbay yaylası nâm mahalde bu kavme mesken verüp bir senede toprakdan mebnî bir şehr-i kavî ederler kim ol zamâne dek Mısır diyârında kireçden dîvâr ve türâbdan sütûh imâr görülmemiş idi. Hâlâ Mısır'ın şarkında Tophâne tarafında Ahlad Mahallesi derler niçe bin hâne-i harâb zîr-i türâb olup yatur. Niçe bininin âsâr-ı binâları ve hâne-i câmi‘leri esâsları {hâlâ} zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238b ·
metinde göster ·
… iş bin asker ile bu mahalle geldiğinizde şehr-i Bitlîs içre hân askeri içre bir
güft [ü]
gû havf u haşyet düşüp iki asker-i bî-amân mâbeyninde kaldık, yaman-ender-yaman …
Herîf-i zarîf-i dürüst-gû eyitdi "Vallahi sultânım Diyârbekir eyâletinden Çapakçur beği ve Çemişgezek beği hânın imdâdına gelirken Diyârbekir vâlîsi istimâ‘ edüp asker gönderüp siz niçün fermânsız pâdişâha âsî olan hâna imdâd edersiz deyüp Diyârbekir vezîri askeri gelüp Çemişgezek beğin ve Çapakçur beğinin ikisin dahi kayd [ü] bend ile Diyârbekir'e götürdüler." deyince, cihân paşanın oldu, ammâ sultânım Diyârbekir eyâletinde Hazzo beği hânın dâmâdı olmağile bu cengden mukaddem hânın yanında idi. Hâlâ askeriyle Hazzo Beği Murtezâ Beğ Bitlîs içindedir ve Diyârbekir beğinden Cıska beği hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Zerikî beği askeriyle hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Esuk beği ve Karkar beği ve Şervi beği ve Karni beği ve Hero beği ve Ağakis beği ve Kesân beği ve Müküş beği ve Berda‘ beği ve Ladik beği ve Erecik beği ve Alagöz beği ve Çobanlar beği ve Hakkarî hâkimi ve Benî Kator beği ve Abagay beği Evliyâ Beğ ve'l-hâsıl bu zikr olunan Van eyâleti beğleri cümle hâna imdâda gönderüp kendüleri de size imdâda gelmek üzrelerdir ammâ gelmezler. Hâlâ bu ensenizdeki dağlar içre kemîngâhlarda pinhân olmuşlardır. "Ahvâl neye müncer olur?" deyü anlar pusularda size muntazırlardır. Allahümme âfinâ eğer siz hân cenginde münhezim olursanız, anlar dağlardan sizin ardınız alup cümle sizi hân üzre götürmeğe sebeb olan Vanlıyı kılıçdan geçirirler. Eğer koca vezîr bu Yağcıoğlu sözün dinlersiz, hândan korkma, kavm-i Rujikî'dir. Cengâver değillerdir ammâ bu size imdâda gelen bâlâda zikr etdiğim Kürdistân beğlerinden ihtirâz 263b üzre olun. Zîrâ anlar hân ile kasem billah u tallah edüp hândan donluk hedâyâlar almışlardır. Gâfil-mebâş ey vezîr!", dedi. "Ammâ sultânım cenâb-ı şerîfiniz mukaddemâ Diyârbekir vâlîsiyken imdâd taleb etmişsüz. Anlar da yigirmi bin asker ile gelmek üzre cenâbınız dahi yetmiş bin asker ile bu mahalle geldiğinizde şehr-i Bitlîs içre hân askeri içre bir güft [ü] gû havf u haşyet düşüp iki asker-i bî-amân mâbeyninde kaldık, yaman-ender-yaman oldu, deyü derûn-ı Bitlîs hâyâ kıyâmetden bir nişân olup ammâ yine cenge âmâdedirler. Zîrâ Diyârbekir tarafında Deliklika'ya yolların bu sizin tarafınızda dîvârın ve iç kayalardan sedd edüp onar kat meteris çatmışdır ve hâlâ hân pür-silâh cengâver bin askere mâlikdir." deyü bu dil, tarafeynin ahvâllerinden böyle mâ-vaka‘ı üzre bî-garazâne hakîkat haberlerin verdiğinden paşa bu hakîre yüz altun ihsân edüp âzâd etdi ve yanına âdem koşup hân tarafına gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a–263b ·
metinde göster ·
… â haşerât-ı nökerât-ı tülüngîleri lisân-ı Kaytakî ve lisân-ı Moğolî lehcesi vâr
güft ü
gû ederler. İnşâaallahu Ta‘âlâ mahalliyle terkîm olunur.
Der-beyân-ı ahâlî-i ıstılâhât: Cümle halkı lisân-ı Kürdî ve Yaka Türkmanî ve Fârisî ve Arabî ve lisân-ı Pehlevî bilirler ammâ haşerât-ı nökerât-ı tülüngîleri lisân-ı Kaytakî ve lisân-ı Moğolî lehcesi vâr güft ü gû ederler. İnşâaallahu Ta‘âlâ mahalliyle terkîm olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… de Hazret-i Mu‘âviye Şâm vâlîsi bulunup hilâfet iddi‘âsında olup mâbeynde hayli
güft [ü]
gûy-ı nifâk bulunup Hazret-i Alî ile Hazret-i Mu‘âviye nehr-i Furât sâhilinde C …
Âhir-ı kâr sene 36 Hicret-i Nebevî'de Alî hilâfetinde Hazret-i Mu‘âviye Şâm vâlîsi bulunup hilâfet iddi‘âsında olup mâbeynde hayli güft [ü] gûy-ı nifâk bulunup Hazret-i Alî ile Hazret-i Mu‘âviye nehr-i Furât sâhilinde Ca‘ber kal‘ası nâm hisâr-ı üstüvârın fezâsında bin ceng-i azîm olup tarafeynden niçe bin Sahâbe-i kirâm ve tebe-i tâbi‘in evlâd-ı zevi'l-ihtirâm şehîd olup bu ceng-i perhâşa Sıffîn cengi dediler. Âhirü'l-emr Mu‘âviye gâlib ve Hazret-i Alî tarafı bi-emrillah mağlûb olup Hazret-i Resûl'ün dâmâdı Hazret-i Alîyy-i Velî dâğ-ı derûnundan cümle ehl [ü] ıyâliyle Mekke'ye ve Medîne'ye uğramayup diyâr-ı Kûfe'de şehr-i Hille'ye hicret edüp anda sâkin olup Irâk-ı Arab şâhı idi. Cemî‘i Hind ü Sind ü Acem ve Horasân u Belh [u] Buhârâ {kavimleri} kendüye fermân-ber idiler. Mu‘âviye ancak Şâm u Haleb ve Kuds ü Mısır'a mâlik idi. Ammâ yine Hazret-i Alî ile hüsn-i zindegânesi yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 354b ·
metinde göster ·
… Pesanî gayrı gûnedir ve lisân-ı Zaza bir gûne kelimâtdır ve lisân-ı Lulu gayrı
güft ü
gûdur. Ve kûh-ı Sincâr'ın lisân-ı Bapırîsi bir turfe lehcedir kim anı kavm-i Ek …
Meselâ Erzurûm'un eyâletinde olan Avnik ve Ziyâeddîn ve Hınıs ve Kiğı Tekmân ve Mamrevân ve Malazcird kal‘alarının Ekrâdları lisânı başka lehcedir kim bâlâda tahrîr olunmuşdur. Ve eyâlet-i Van'da Pinyanişî ve Mahmûdî lehcesi başkadır ve Hakkarî ve Pîzânî ve Şatakî ve Çölümerkî ve Celüvî lisânı başka lehce-i mahsûsadır. Mahallinde tahrîr olunur. Ve şehr-i Bitlîs'in lisân-ı Rujikî'si başkadır ve lisân-ı Pesanî gayrı gûnedir ve lisân-ı Zaza bir gûne kelimâtdır ve lisân-ı Lulu gayrı güft ü gûdur. Ve kûh-ı Sincâr'ın lisân-ı Bapırîsi bir turfe lehcedir kim anı kavm-i Ekrâd fehm idemez. Ve lisân-ı kavm-i Harîr başkadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380b ·
metinde göster ·
… r Van'da ve eğer bir ulu hânda oturmak paşaya Mısır'da oturmadan yahşıdır, zîrâ
güft ü
gûdan paşanın kulağı dinç olur" dedim.
"Lâ, vallâhi ve billâhi eğer Van'da ve eğer bir ulu hânda oturmak paşaya Mısır'da oturmadan yahşıdır, zîrâ güft ü gûdan paşanın kulağı dinç olur" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 5b ·
metinde göster ·
Minkârîzâde fetvâsında buyurmuşlar kim, "Ol kimesneye taraf-ı Hak'dan burun büyüklüğü verilmiş, gurûriyyetinden değildir ve ol kişi burun büyüklüğüne göre sâhib-i hâlâtdır. şeytân gibi secde etmemeden ise rû-gerdân olup kulağı üzre secde etse câ’izdir, zîrâ el-özrü makbûl inde kirâmi'n-nâs. Biz dahi tenhâmızda teheccüd ve işrâk-ı ebvâbın ve duhâ namâzların kılarken kulağımız üzre secde edüp bu gûne güft [ü] gû su’âllerin işitmeziz, ammâ burun büyüklüğü ehl-i cehennem alâmetidir. Nakl-i Keşşâf."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31a ·
metinde göster ·
… iden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ deyüp niçe bin
güft [ü]
gû etdiler. Aslâ ve kat‘â bir âdem bir netîce cevâb vermediler. Gördüm ki bu ce …
{Hakîr eyitdim}: "Sultânım, anı gördüm ki, sultânım bir al ata binüp cümle ağavâtlarınız ile ve câmi‘-i Süleymâniyye ahvâlin sultânıma i‘lâm eden âdemlerle Mısır'ın iç kal‘asındaki Süleymâniyye câmi‘ine varup gördünüz kim mihrâbın sol tarafı taşra yıkılıyor. ‘Bire meded, buna bir çâre gerek’ deyü Mısır şehrinin cemî‘i a‘yân [u] eşrâfın cem‘ edüp ta‘mîr [ü] termîmi içün gûnâ-gûn müşâvereler eylediler. Kimi ‘Minâresi havâledir, yıkalım’ der. Kimi ‘Kubbesi büyükdür, küçük edelim’ der. Kimi ‘Eğri olan yerlerine bordınar direkleri ile pâyeler uralım’ der. Kimi ‘Taşradan dibin kazup birez yerin yıkup yeniden yapalım’ der. Kimi ‘Taşradan bir kat yanından dîvâr edelim’ deyüp niçe bin güft [ü] gû etdiler. Aslâ ve kat‘â bir âdem bir netîce cevâb vermediler. Gördüm ki bu cem‘iyyet-i kübrâ içinde merhûm pederimin elinde Sultân Süleymân Hân'ın ihsân etdiği arka kaşağısı ile câmi‘ içinde gezer gibi olup câmi‘in ba‘zı yerlerine ta‘mîr ü termîm eder şekilli işâretler edüp mi‘mârlık eder şeklinde câmi‘in harâb olan yerlerin gösterir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32b ·
metinde göster ·
… ar, hemân Kaya'yı bir kocaya dahi vermek içün fakîr Melek'i öldü deyü niçe gûne
güft [ü]
gûlar etdiler" deyü mektûbları Telhîsî Ramazân Ağa ile sa‘âdetlü pâdişâha hakîr …
"Elhamdülillâh sıhhatde imiş. Hay gidi avratlar, hemân Kaya'yı bir kocaya dahi vermek içün fakîr Melek'i öldü deyü niçe gûne güft [ü] gûlar etdiler" deyü mektûbları Telhîsî Ramazân Ağa ile sa‘âdetlü pâdişâha hakîri bile gönderüp Yalı Köşkü'nde hakîr huzûr-ı pâdişâha varup yer öpdükde paşanın sıhhat haberin bildirüp pâdişâh-ı hakîm paşanın hayâtda olduğın hazz edüp hakîre yüz on altun ihsân edüp taşra çıkdıkda kızlar ağasının mektûbların dahi verüp taşra çıkup yine Topçular Sarâyı'nda Kaya Sultân'a gelüp yine perde-i zenbûrî ardında hakîr ile sa‘âdetlü pâdişâhın niçe gûne kelimât etdiklerin su’âl buyurup Paşa'nın za‘af-ı hâlin ve ahvâl-i pür-melâlin su’âl ederken hikmet-i Hudâ Karadeniz'den muvâfık eyyâm ile üç günde Uzun Ömer Re’îs gemisi gelüp mektûblar içinde paşa kendi hattıyla "Elhamdülillâh sıhhatdeyiz" deyü ancak yazabilmiş ve yine cerrâh ve hekîm istemiş ve bir gemi zahîre ve sâ’ir metâ‘-ı gûnâ-gûnlar göndermiş. Bu kerre sultân hakîre i‘timâd edüp iki yüz sikke-i hasene şerîfî altun ve bir semmûr kafâsı kürk ve hânemize muttasıl bir hâneyi seksen yedi bin akçeye olup hüccet [ü] temessükâtların hakîre ihsân edüp ol gün cerrâh Çipilyanoğlu kefereye bir kîse guruş harc-ı râh ile sâ’ir ma‘ûnâtların verüp hakîr yine Köprülü'ye varup ve her a‘yân-ı kibârdan mektûblar alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33b ·
metinde göster ·
… nce bu ahvâl-i pür-melâl cümle asâkir-i İslâma girân gelüp asker mâbeyninde bir
güft ü
gû olup eyitdiler,
Ve yemîn ü yesârın mesâfe-i ba‘îdesine ince karavullar fermân olunup serdâr-ı ekremin sağında Anadolu Beğlerbeğisi Çavuşzâde Mehemmed Paşa sol tarafında Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa zi'l-cenâheyn-vâr, iki deryâ-misâl askerin kalbinde serdâr-ı muzaffer kırk oda kapukullarıyla ve dörd aded aşağı bölük sipâhiyânlarıyla ve yigirmi aded mîr-i mîrânlar ile ve yüz yigirmi aded mîr-i livâlarla sahrâ-yı Vârat'a vardıkda sâf u sâf ve mevc u mevc ve fevc u fev[c] asker-i bî-pâyân şukka-i alemlerin kaldurup sancağ u bayrağ ve tuğ u sünü yalmanlarından ve zırh [u] zereh-külâh ve cebe vü cevşen şa‘şa‘asından âfitâb-ı âlem-tâbın pertevi müzmahill olup cemî‘i mîr-i mîrân ve ümerâların tabl [u] kudûm ve nefîr ve sûrnâlarının savtından eflâk-ı semâ ra‘d-vâr güm güm gümleyüp cümle guzât-ı müslimîn ejder-i heft-ser gibi gürleyüp tekbîr-i sadâ-yı Allâh Allâh ile birbirlerin cenge terğîb ederek Vârat kal‘ası nümâyân oldukda derûn-ı kal‘adan Gâzî Seydî Ahmed Paşa tabl-ı alemin döğerek çıkup cânib-i şimâle kendünün ordusuna gidüp bârgâhında meks edince bu ahvâl-i pür-melâl cümle asâkir-i İslâma girân gelüp asker mâbeyninde bir güft ü gû olup eyitdiler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123a ·
metinde göster ·
Bu hâl-i pür-melâl üzre on gün dahi güzer edüp eyyâm-ı şitâ dahi gelmede deyü efvâh-ı nâsda gûnâ-gûn güft [ü] gû olmada iken Hikmet-i Hudâ "{İzâ erâde'llâhu şey’en heyye’e esbâbehû" mazmûnu üzre bir fertûte-i cihâne ve bir delle-i pîrezen-i zamâne} bir Macar avratı bir gece Alî Paşa'[ya] gelüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… biz de anlara esîr olsak anlar dahi bizi kırarlar" deyü bunun emsâli niçe gûne
güft ü
gûlar oldu.
"Serhaddimizin âdeti budur ve kanımız bahâsıdır kim pây-berâber hissedâr oluruz. Eğer devletli vezîr kırmak lâzım gelirse sultânıma ortadan verilen esîrleri dahi kırmak iktizâ eder. Ve eğer kırmak olmasa biz anları esîr etdikden sonra Porolok dağında cümle kırardık. Ve Allâhümme âfinâ biz de anlara esîr olsak anlar dahi bizi kırarlar" deyü bunun emsâli niçe gûne güft ü gûlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136a ·
metinde göster ·
… Paşa Fâtıma Sultân ile leyle-i zifâfda çekişmişler" deyü efvâh-ı nâs-ı hannâsda
güft [ü]
gû olarak âhir-i kâr Sultân Mehemmed Hân'ın sem‘-i hümâyûnlarına bu haber vâsıl …
"Melek Ahmed Paşa Fâtıma Sultân ile leyle-i zifâfda çekişmişler" deyü efvâh-ı nâs-ı hannâsda güft [ü] gû olarak âhir-i kâr Sultân Mehemmed Hân'ın sem‘-i hümâyûnlarına bu haber vâsıl olunca bir arz günü sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-[pe]nâh hazretleri paşaya buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44b ·
metinde göster ·
… mamışdı. Ve az söyleyüp çok ağlayup az gülmüşdü. Ve meclislerinde mâlâ-ya‘nî ve
güft ü
gûy-ı mesâvî kelimât olmazdı. Bu hâl ile yine huzûrunda edebden hâric olmayan l …
Ve kendülerden aslâ cemî‘i zamânda kizb sâdır olmamışdı. Ve az söyleyüp çok ağlayup az gülmüşdü. Ve meclislerinde mâlâ-ya‘nî ve güft ü gûy-ı mesâvî kelimât olmazdı. Bu hâl ile yine huzûrunda edebden hâric olmayan latîfe-âmîz gûnâ-gûn şakalar olunup dişleri görünecek mertebe tebessüm edüp hazz ederdi. Ve hergiz lisân-ı şerîflerinden sikem sikem lafzı makûlesi kelâm-ı fâhişler sâdır olmayup gazab-âlûd oldukları mahal ki bir âdeme şer‘an katl îcâb etse yâhûd katl-i şer‘î hükm olunsa ol âdeme,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48a ·
metinde göster ·
… istersen, ayıb değil midir? Mü’min olana böyle etmek düşer mi?" deyü niçe gûne
güft [ü]
gûyumuz olup hele mâbeyne nâ’ib ve imâmlar ve niçe munsıf cemâ‘atler girüp cüml …
"Baka ağa, sen vezîria‘zam ağası isen biz de İbrâhîm Kethudâ'nın hocası Evliyâ Çelebi'yim. Şimdi gazâya gidüp İbrâhîm Kethudâ'ya 54b ve Köpürlüoğlu'na senden şikâyet ederiz. Nedir bu senin etdiğin. Nezâketle elimizden hayduk kâfirlerin almak mı isterdin? İşte ol kırk aded kâfirleri de kılıçdan geçirdik. Dağda bu kadar yiğitlerimiz şehîd olup bunda bu kadar yaralımız var. Yedi sâ‘at ceng-âşûb etdik. İmdâdımıza yetişmediğinden gayri bize yaygara edüp mâl-ı ganâ’im almak istersen, ayıb değil midir? Mü’min olana böyle etmek düşer mi?" deyü niçe gûne güft [ü] gûyumuz olup hele mâbeyne nâ’ib ve imâmlar ve niçe munsıf cemâ‘atler girüp cümlemizle barış görüş edüp beleğan-mâ-belağ zahîrelerimiz verüp "Gazânız kutlu olsun" demeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54a–54b ·
metinde göster ·
Niçeler de "Yok diyâr-ı Alaman'dan nehr-i Tuna ile sallar üzre zamân-ı keferede getirüp bu mahalle vaz‘ etdiklerinde ba‘dehu Kâsım Paşa bu hammâm kubbesin üzerine binâ etmişdir" deyü niçe yüzden güft ü gûlar ederler, ammâ ibret-nümâ-yı mücellâ havz-ı latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a ·
metinde göster ·
… yü cemî‘i krallar ve cemî‘i ban ve hersekler ve şaglar mâbeyninde niçe bin gûne
güft ü
gûlar olur. Ba‘zı kral-ı bed-fi‘âl tama‘a düşüp,
"Süleymân Igrando Budin'i bir küçük gulâma verdi ve hâlâ hükûmet-i Ungurus Alaman bir avret elinde kaldı. Millet-i Mesîhiyye bu kötü bugünlere mi kaldı?" deyü cemî‘i krallar ve cemî‘i ban ve hersekler ve şaglar mâbeyninde niçe bin gûne güft ü gûlar olur. Ba‘zı kral-ı bed-fi‘âl tama‘a düşüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75a ·
metinde göster ·
… ân u tuğyân ederler. İslâmbol'da gûyâ Atmeydânı ve Etmeydânı gibi bir dernek ve
güft ü
gû yeridir.
Ve bu zindân kapusundan içeri aslâ evler yokdur, bir vâsi‘ vâdîdir kim Balı Paşa meydânı nâmıyla müte‘âref bir fezâ-yı ma‘rekegâhdır kim kâhîce Budin kulları paşa üzre gulû etdikde bu Balı Paşa meydânına cem‘ olup fetret ü ısyân u tuğyân ederler. İslâmbol'da gûyâ Atmeydânı ve Etmeydânı gibi bir dernek ve güft ü gû yeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… ın, kal‘ayı elimizden alsın" deyü Macar küffârıyla Nemse küffârı mâbeyninde bir
güft ü
gû ve bir kîl u kâlde iken,
"Eğer siz Türk'e kal‘ayı verirseniz, biz sizi ibtidâ kırarız, sonra Türk de bizi kırsın, kal‘ayı elimizden alsın" deyü Macar küffârıyla Nemse küffârı mâbeyninde bir güft ü gû ve bir kîl u kâlde iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 118a ·
metinde göster ·
gûlar ederler, ammâ hakkâ ki kasaba-i Çaçka halkı sulehâ-yı ümmetden hâl sâhibi …
Ahâlî-i vilâyetler mâbeynlerinde böyle güft ü gûlar ederler, ammâ hakkâ ki kasaba-i Çaçka halkı sulehâ-yı ümmetden hâl sâhibi ehl-i ırz ve bî-garaz âdemlerdir. Ve kasabaları du‘âları berekâtıyla ma‘mûr olup cümle altı aded mahalle ve cümle altı yüz aded kiremitli ve şindire tahta örtülü tahtânî ve fevkânî evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI mük. 137a ·
metinde göster ·
gûy lecc ü cidâller olup hamd-i Hudâ elçi paşamız küffâr-ı hâksârın zerre kadar …
El-hâsıl bu hâl üzre niçe gûne güft ü gûy lecc ü cidâller olup hamd-i Hudâ elçi paşamız küffâr-ı hâksârın zerre kadar sözlerine mütâba‘at etmeyüp cümle sözlerine mu‘âraza üzre oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… n Mesköv vilâyetin urup yere berâber edelim, olmaya [illâ] hayr" deyü niçe gûne
güft [ü]
gûlar etdiler.
"Hânım bu Leh mektûbu ötrükdür. Sizi bu vilâyetden kalkup gitsin belki benim Daniska vilâyetim de ururlar, deyü havfinden bu ötrük-nâme yazmışdır. İ‘timâd etme hânım. Hemân bu vilâyetlere şu cem‘iyyetinle gelmişken Mesköv vilâyetin urup yere berâber edelim, olmaya [illâ] hayr" deyü niçe gûne güft [ü] gûlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 116a ·
metinde göster ·
… iyle âhirete gidüp Süleymân Hân müstakil pâdişâh oldukda kul tâ’ifesi bir hayli
güft ü
gû edüp,
Hemân bostâncıbaşı Selîm Şâh'ın hâlet-i nez‘inde yüz bin yemîn billâh ile Sarı Süleymân'ı Kullebâğçesi'nde külâh-ı zeriyle ve elind[e] çapasıyla Selîm Şâh huzûruna bostâncıbaşı Süleymân'ı getirüp baba ve oğul birbirlerin bağrına basup hemân ol ân Selîm Hân kırk gün dahi sıhhat-i emân bulup bostâncıbaşıyı kubbe vezîri edüp kırkıncı gün Selîm Hân Arapça emriyle âhirete gidüp Süleymân Hân müstakil pâdişâh oldukda kul tâ’ifesi bir hayli güft ü gû edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
"Selîm Hân vasiyyet etmişdi. Biz Osmân Şâh'ı pâdişâh ederiz, zîrâ ulu şehzâde-i cüvân-bahtdır" deyü niçe gûne güft ü gûlar olunca hemân Süleymân Hân-ı âkıbet-endîş Osmân Şâh'ı hemşîresiyle ya‘nî Osmân Şâh'ı vâlidesiyle bir gecede ılgar ile bu Tırhala sancağına nefy edüp kayd-ı hayât ile mü’ebbed bu livâyı Osmân Şâh'a ihsân edüp Süleymân Hân güft ü gûdan halâs olup müstakillen pâdişâh olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
… fy edüp kayd-ı hayât ile mü’ebbed bu livâyı Osmân Şâh'a ihsân edüp Süleymân Hân
güft ü
gûdan halâs olup müstakillen pâdişâh olur.
"Selîm Hân vasiyyet etmişdi. Biz Osmân Şâh'ı pâdişâh ederiz, zîrâ ulu şehzâde-i cüvân-bahtdır" deyü niçe gûne güft ü gûlar olunca hemân Süleymân Hân-ı âkıbet-endîş Osmân Şâh'ı hemşîresiyle ya‘nî Osmân Şâh'ı vâlidesiyle bir gecede ılgar ile bu Tırhala sancağına nefy edüp kayd-ı hayât ile mü’ebbed bu livâyı Osmân Şâh'a ihsân edüp Süleymân Hân güft ü gûdan halâs olup müstakillen pâdişâh olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
Der-esmâ-i a‘yân-ı kibâr-ı ağavât: Evvelâ Dizdâr (---) ağa ve Sarı Beğzâde ve (---)(---)(---)(---)(---)(---). Gâyet şecî‘ ve bahâdır ve ankâ sofra sâhibi kerem kânları âdemleri var. Lâkin Moton halkı ile bu Koron ahâlîsi aralarında sehel gerd-i kudûretleri vardır. Bâ‘is ü bâdîsi oldur kim kaçan Süleymân Hân asrında küffâr-ı dûzah-karâr ibtidâ Moton kal‘asına istîlâ etmek murâd etdiklerinde gâziyân-ı Moton ceng-i azîm edüp küffârı münhedim edüp kal‘ayı vermediler. Küffâr kal‘a-i Koron'a varup bilâ-te’hîrin kal‘a-i Koron gibi bir hısn-ı hasîni kâfire 272a verdiklerinden Moton halkı Koronluyu ta‘n-ı zebân-dırâzlık ile teşnî‘-i serzeniş etdiklerinden Koronlu da Motonluya "Bire ciğerciler" deyü ta‘n-ı ta‘arruz ederler. Elbette her diyârda iki kabâ’il mâbeynlerinde böyle güft [ü] gûlar mukarrerdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 271b–272a ·
metinde göster ·
… ân meyyitine sihir etmişdir, sakının âteş hîlesinden" deyü her kafâdan bir sadâ
güft [ü]
gû olup âhır-ı kâr bu na‘ş-ı şerîfi sâhil-i bahre çıkarup gördüler kim sağ kolu …
Kimisi dedi kim "Kâfir bir müselmân meyyitine sihir etmişdir, sakının âteş hîlesinden" deyü her kafâdan bir sadâ güft [ü] gû olup âhır-ı kâr bu na‘ş-ı şerîfi sâhil-i bahre çıkarup gördüler kim sağ kolu yemyeşil, bir kol kim avucunun tâ ortasında bir delik var. Cümle yeşil ve mâvî ve kırmızı alev-ber-alev âteşler ol avucundaki delikden çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… nanmış kadırgalar ile limana girüp lenger endâht oldukda asker-i İslâm içre bir
güft [ü]
gû olup,
Bu hâl üzre kâmil yigirmi beş gün tamâm olup yigirmi altıncı gün(ki) on pâre mükemmel donanmış kadırgalar ile limana girüp lenger endâht oldukda asker-i İslâm içre bir güft [ü] gû olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 303b ·
metinde göster ·
… i şerîfin bûs etmeğe kasd etdükde rızâ vermediler ve aslâ bu ahvâle münâsib bir
güft [ü]
gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretler …
"Vallâhi Demirci şehrinden bunlar bizi ayardup aldığımız mâl ve atlar ve rahtlar cümle bunlardadır. Bir gecede bizi bu şehre Q 14aP 14a getirüp bu bâğ evlerinde bizi hıfz ederlerdi." deyü cevâb edince yeniçeri serdârı bunları zencîre kayd-bend edüp anlardan bize üç yüz guruş cerîme alıverüp hamd-i Hudâ memâliklerimiz ve sâ’ir serîka olan havâyiclerimiz bî-kusûr hâsıl oldu. Ve rü’yâmızda müjde eden sâhib-i hânemiz Şeyhî Çelebi'ye gelüp mübârek dest-i şerîfin bûs etmeğe kasd etdükde rızâ vermediler ve aslâ bu ahvâle münâsib bir güft [ü] gû etmediler. Böyle bir ulu sultân hânemiz sâhibini vâkı‘amızda görüp işâretleri sebebiyle gulâmlarımızı bulduk. Ve köleler tâ’ib ü tâhir olup birin sünnet edüp Kula şehrinde azîm şâdumânlar edüp bir kaç gün dahi seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y25b ·
metinde göster ·
… anın aksi ol kadar pür-gûydur kim ân-ı vâhid hâlî durmayup âyende vü revendeye
güft ü
gû edüp niçe keşf [ü] kerâmet izhâr etmede.
Ve def‘a-i sâlisede şâm'a vardığımızda mürşid-i kâmilimiz olan Hazret-i şeyh Bekkâr civâr-ı rahmete intikâl edüp kabr-i şerîfi (---) âsûdedir. Yerine ma‘nâ oğlu şeyh (---) on seneye bâliğ bir uryân pençe-i âfitâb bir veled-i pâk idi. şeyh Bekkâr hazretleri ne kadar "Sümmün ve bükmün" idi, bu ma‘nâzâdesi anın aksi ol kadar pür-gûydur kim ân-ı vâhid hâlî durmayup âyende vü revendeye güft ü gû edüp niçe keşf [ü] kerâmet izhâr etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y256a ·
metinde göster ·
… lsa gerek. Bin tedârükde bir şey âmâde değil, hâl neye müncer olur" deyü herkes
güft [ü]
gûyâ vardılar. Âhir cümle halk çadırları içre cümle esbâbların yığup herkes esb …
"Mâh-ı Zilka‘de'ye de üç gün kaldı ki gurre-i şehri görüp kalkılsa gerek. Bin tedârükde bir şey âmâde değil, hâl neye müncer olur" deyü herkes güft [ü] gûyâ vardılar. Âhir cümle halk çadırları içre cümle esbâbların yığup herkes esbâbı üzre oturdu. Hakîr hemân üç re’s atlarımı kilim ve keçe ile sarup tîz tîz yerlerin tayy-ı mekân etdirüp rûzgâra kıçın verirdim. Ve başlarından tobra ile arpa ve samanın eksik etmezdim. Ammâ yağmur göz mü açdırır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b ·
metinde göster ·
Bu mahalden huccâc güzer ederken huccâc içre Arab geldi
güft [ü]
gûsu oldu. Bu havfden huccâcın ba‘zısı yine ulu yola sapup niçe yüz develerin ç …
Bu mahalden huccâc güzer ederken huccâc içre Arab geldi güft [ü] gûsu oldu. Bu havfden huccâcın ba‘zısı yine ulu yola sapup niçe yüz develerin çatıları ayrılup helâk olunca yükleri meydânda kaldı. Cümle huccâc bu vâdî içre pârekende ve perîşân herbiri fırka fırka ta‘allukâtı ile cân bâzârına düşüp herkes emvâl [ü] erzâkdan ayrılmada. Cümle at ve katır ve deve ve hımâr gark olup niçe kerre yüz bin guruşluk mâllar harâr gırâr pâymâl olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
… 0a⟧ cengde şehîd oldu gibi, orduda yokdur" deyü taraf taraf su’âl olunurmuş bir
güft [ü]
gû kim bir vecihle ta‘bîr olunmaz.
Hamd-i Hudâ bize bir hatâ ermeyüp köpek cengi ede ede, anlardan bir kelle ve bir mızrak alup Bedr-i Huneyn'e selâmetle dâhil olduk. Ammâ gelüp ordu-yı İslâm içre bir vâveylâ olmuş kim "Evliyâ Çelebi gerüde devesiyle kaldı, tüfengler atılırdı, Q 150a cengde şehîd oldu gibi, orduda yokdur" deyü taraf taraf su’âl olunurmuş bir güft [ü] gû kim bir vecihle ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368a ·
metinde göster ·
Hukkâm-ı vilâyet-i Afrika. On neferdir. Bunlara Ağlebiyân derler. Dâ’imâ ceng [ü] cidâlleri İşpanya ile idi. Devletleri (---) sene. Hâlâ Mağrib-zemîn'de bir âdem bir âdeme tasaddurâne güft ü gû eylese "Kavm-i Ağleb misin?" deyü efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir. Bi-emrillâh on âdemleri düşman üzre gitse gâlib olurlardı. Ve devletleri (---) sene. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y31b ·
metinde göster ·
… muşuz" deyü haber gelince şehir havâlesi ve Mısır kâ’immakâmı beğ metânet bulup
güft ü
gûdan emîn olurlar. Ba‘dehu Gazze'den elbette bir ulak dahi mâh-ı filânın filân …
"İşte filân günde, filân yere vâsıl olmuşuz" deyü haber gelince şehir havâlesi ve Mısır kâ’immakâmı beğ metânet bulup güft ü gûdan emîn olurlar. Ba‘dehu Gazze'den elbette bir ulak dahi mâh-ı filânın filâncı günü inşâallâhu'r-rahmân Gazze'den kalkarız, deyü haber gelmesi elzem-i levâzımındandır. Zîrâ ol gün cümle Mısır'ın ocak ağaları hedâyâları ile hayme vü hargâhları ile istikbâle çıkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y184a ·
metinde göster ·
… rd ile aslâ ihtilât etmez. Ancak senede bir gece mevlûdü'n-nebîye çıkar. Dâ’imâ
güft ü
gûdan perhîz üzre gece kâ’im, gündüz sâ’imdir. Dâ’imâ tâ‘at u ibâdât edüp tilâv …
Ve bu Çelebi Efendi aslâ hânesinden taşra çıkup avâm-ı nâsdan bir merd ile ve gayrı bir derd-i merd ile aslâ ihtilât etmez. Ancak senede bir gece mevlûdü'n-nebîye çıkar. Dâ’imâ güft ü gûdan perhîz üzre gece kâ’im, gündüz sâ’imdir. Dâ’imâ tâ‘at u ibâdât edüp tilâvet-i Kur’ân ile mukayyeddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y221b ·
metinde göster ·
… li âşikâr olup bu Elvâhât ve gayrı, şeyhin kızı hâmile kalmış, deyü cihân cihân
güft ü
gû olup âlim
"Sübhânelhallâk, ne güzel şecer-i tayyibe olur, gûyâ zî-rûhdur ve âdem güzeli gibi şîrîndir", deyü bu şecereyi temdîh ü tavsîf edüp dırahtın cânib-i erba‘asın deverân ederken ol nahlin yaprağından bir dâne yeyüp bi-emrillâhi te‘âlâ kız hâmile kalup günden güne kızın hamli âşikâr olup bu Elvâhât ve gayrı, şeyhin kızı hâmile kalmış, deyü cihân cihân güft ü gû olup âlim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·