… imdâdlarına varmadı. Ve Tatar Hân'a ‘Kâfir taburu üzre gelme ve İslâm ordusuna
geç
gel, tîz gelme’ {deyü haber gönderirlerdi}.
Bu hâlde iken Budin vezîri Karakaş Paşa kara kaşından kurşum ile urulup şehîd olup cümle askeri meydânda kalup şehîd olup bir merd imdâdlarına varmadı. Ve Tatar Hân'a ‘Kâfir taburu üzre gelme ve İslâm ordusuna geç gel, tîz gelme’ {deyü haber gönderirlerdi}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65a ·
metinde göster ·
… dâiren Cenâb-ı İzzet'dir kim anların lisânından verelim lafzı sâdır olup er ve
geç
elbette anlar ol cezîreyi vericilerdir kim Fâtîha-i şerîf tilâvet olunup hedef- …
"Âl-i Osmân'ın güzîdesi, on altıncı pâdişâh-ı azîmü'ş-şân ebbedallahu devletehu ilâ inkırâzu'd-devrân, Mekke ve Medîne ve Kuds ve Irâk-ı Arab ve Acem pâdişâhı Sultan 274b Ahmed Hân pâdişâhımızsüz. Hak Te‘âlâ vücûd-ı şerîfiniz hatâlardan hıfz edüp devâm-ı devletiniz dâ’im ola. Bizcileyin bir pespâye ve ednâ Penç Pirim'den Girid cezîresin ricâ eylemişsüz. Altı kerre yüz bin re‘âyâsıyla ve yetmiş altı pâre kal‘asıyla ve senevî yedi Mısır hazînesi hâsıl olur yedi yüz yetmiş pâre kurâsıyla ve yedi aded altun ve gümüş ve gayrı me‘âdinleriyle yedi yüz yetmiş mil ihâta eder cezîre-i Giridimiz ki hasretü'l-mülûkdur, anı size verelim" dedikde hemân Mahmûd Efendi, bu niyyete "el-Fâtiha" deyüp cümle hâs u âm ve huzzâr-ı meclis Fâtiha-yı şerîfi tilâvet edüp Girid fethi içün du‘â ve senâ olunup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. Ve nâmenin zeylinde yazmışlar kim "Bizim gibi fakîr, sizin gibi pâdişâh-ı azîmü'ş-şâna eylece mahsûldâr cezîreyi verince sizcileyin pâdişâh-ı âlî-vekârdan ricâ [ve] temennâmız oldur kim bize Arabistân iskelelerinden Akka kal‘asın ve Sayda kal‘asın ve Beyrût kal‘asın ve ma‘bed-i kadîmiz ola[n] Hazret-i Mesîh âsitânesi kal‘a-i Kuds-i şerîfi ale't-temâm hudûdlarıyla ihsân olunmak bâbında fermân pâdişâhındır. Ve illâ cezîre-i Girid'e bundan gayrı çâre yokdur kim göz göre kimse kimseye mülkin vermek, hâmile avretin vermekden eşeddir. Ve bu bizim mülkümüzü istemeden ise sizin ecdâd-ı ızâmlarınızdan berü irsiyle intikâl eden vilâyetlerinizi celâlî ve cemâlî elinden halâs etseniz dahi ma‘kûl idi, ve's-selâm" dedikde Sultân Ahmed Hân hayli müte’ellim olup bükâ-âlûd oldular. Hemân Mahmûd Efendi eydür: "Hey beğim! Ne elem çekersin, sözü verenden alan uslu gerek. İbtidâ sernâmelerinde cezîre-i Girid'i size verelim, demişler, "elsinetü'l-halk aklamu'l-Hak'dır", anlara Girid'i verelim dâiren Cenâb-ı İzzet'dir kim anların lisânından verelim lafzı sâdır olup er ve geç elbette anlar ol cezîreyi vericilerdir kim Fâtîha-i şerîf tilâvet olunup hedef-i icâbetde vâki‘ olup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. İnşâallah feth olunması mukarrerdir" deyü gayrı mükâlemeye şürû‘ etdiler. Hikmet-i Hudâ bu nâme-i küffâr dîvânda kırâ’at olunduğundan sonra sa‘âdetlü hünkâr def‘-i gam içün Hâsbâğçe içinde Çemensoffa nâm mahalde bir çetr-i mülemma‘ı, çemenzâr ve kiyâhât u nebâtât üzre kurup bâlâda tahrîr olunan musâhib ulemâ ve sulehâlar ile cân sohbetleri ederken ânî gördük, kızlarağası (---) Ağa, Harem-i bâb-ı Dârü's-sa‘âde'den berü yedi dâne şehzâde-i âzâde-i civân-bahtın önüne düşüp kızlarağası huzûr-ı padişâhîye gelüp cümle şehzâdeler pâdişâhın ve Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve sâ’ir huzzâr-ı meclisin dest-i şerîflerin bûs ederler. Hemân Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın ve Mahmûd Efendi'nin pây-i pûşların bûs edince Mahmûd Efendi eydür "Meydân-ı ma‘reke bu İbrâhîm'e nazar olundu" der. Sultân Ahmed eydür "Sultânım! Bu şehzâdeler kullarınızdır. Hüsn-i nazarlarınız ricâ ederiz" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 274a–274b ·
metinde göster ·
… n cümle bunun hükmündedir, zîrâ her bâr molla hâzır değildir. Belki Âsitâne'den
geç
gele. 113b Andan bu şehir içre üç aded hâkim-i şer‘ nâ’ibler vardır.
Andan hâkim-i hâmis âşi[r]i bâb nâ’ibi eğer kadı ve eğer e’imme ve hutebâ ve meşâyihân cümle bunun hükmündedir, zîrâ her bâr molla hâzır değildir. Belki Âsitâne'den geç gele. 113b Andan bu şehir içre üç aded hâkim-i şer‘ nâ’ibler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113a–113b ·
metinde göster ·
… üvârının hükmü oldur kim âdemin etini şahme-misâl yumuşak edüp ser-i mûdan eser
geç
hâsıl olup sıbyânları genç olurlar. Ve cümlesi hüsn ü cemâl ve hüsn ü hulk ve h …
Der-fasl-ı sitâyiş-i mahbûb [ü] mahbûbân: Cemî‘i sıbyânları on yaşına girdikde tâ otuz yaşına girince pençe-i âfitâb ve mehtâb mahbûbları olur, zîrâ âb-ı hoş-güvârının hükmü oldur kim âdemin etini şahme-misâl yumuşak edüp ser-i mûdan eser geç hâsıl olup sıbyânları genç olurlar. Ve cümlesi hüsn ü cemâl ve hüsn ü hulk ve hüsn ü ülfet hüsn-i kelâm ile muttasıf mahbûbları var. Gâyet mümtâz ve ser-firâz ve ser-bülend ve dilârâm mahbûbları olur kim herbesa(?) ta‘bîr etdikleri gılmân-ı cüvânânları birer Yûsuf-ı Sânî olduklarından gayrı nehr-i Milaçka'nın te’sîriyle cümle gulâmları huddâmân olup garîb-dost olurlar. Cemî‘i büldânların evsâfından bunun dilberânı evsâfı meşhûrdur, zîrâ hâlâ bu asrın avâm-ı nâsı ve ehl-i irfân-ı rind-i kallâşânı bu şehre dilber kânı derler. Hattâ Fâtih Sultân Mehemmed Hân Bosna diyârın feth etdikde latîfe-âmîz olmak içün Hersekzâde Ahmed Paşa'ya hitâben buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 130a ·
metinde göster ·
… l edüp görse kim dahi henüz vakt-i şitâ bir tarafdan dahi imdâd gelmeyeceğin ve
geç
geleceğin müşâhede edüp derûn-ı hisârda olan muhâfazacı ümmet-i Muhammed ile mü …
Bu hâl üzre kırk gün Yanoş Kral muhâsarâya tahammül edüp görse kim dahi henüz vakt-i şitâ bir tarafdan dahi imdâd gelmeyeceğin ve geç geleceğin müşâhede edüp derûn-ı hisârda olan muhâfazacı ümmet-i Muhammed ile müşâvere edüp bi'z-zarûrî kal‘anın dendân-ı bedenlerine amân bayrakları diküp amân ile Yanoş Kral ve gayriler silâhlarıyla Budin'den çıkup Peşte kal‘ası cisrin geçüp vilâyet-i Erdel kralı olan kayınatasına gidüp ahvâl-i pür-melâlin Erdel irşekleriyle sa‘âdetlü pâdişâha hedâyâlarıyla bildirüp Erdel'de başına iki kerre yüz bin asker cem‘ etmeğe başladı. Çünki bu haber-i mûhiş pâdişâh-ı cem-cenâbın ma‘lûm-ı sa‘âdetleri olup hemân ol ân tuğ-ı şâhîleri cebehâne-i şâhî önüne çıkarup evvelbahârda cümle cüyûş-ı muvahhidîn ile kat‘-ı merâhil ve tayy-ı menâzil ederek şehr-i Sofya-yı sâfiyeye dâhil olunca Nemse çâsârı olan Ferdinand Ban'a bir nâme yazup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75b ·
metinde göster ·
geldiniz? Ne kadar zamândır size fermân-ı pâdişâhî gideli ve ne kadar zamândır …
"Bire mel‘ûnlar, niçün bu ana dek geç geldiniz? Ne kadar zamândır size fermân-ı pâdişâhî gideli ve ne kadar zamândır biz bu kal‘ayı döğeli. Hemân sizleri ve gayrileri katl etmek gerek" deyü cümleye hitâben bir sertîz cevâb-ı ıtâb-ı pür-savâb etdi kim her biri berg-i hazân gibi ditreyüp gaş oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… ne çıkdı ve yine me me deyü melerdi. Gûyâ lisân-ı hâl ile sen de bu cânibe gel,
geç
selâmetdir der idi.
Bir gül [ü] gülistân ve nahlistân ve bostân yerler. Hemân mezkûr gûsfend kendüyi suya urup şinâverlik edüp gâh ayakları yere değüp yürür ve gâh gavvâslık ederek bir cezîreye geçüp yine hakîre teveccüh edüp tîz tîz ve sık sık melemeğe başladı, suya girdi ve yine çıkdı ve yine me me deyü melerdi. Gûyâ lisân-ı hâl ile sen de bu cânibe gel, geç selâmetdir der idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… oy kal‘asın ta‘mîr [ü] termîm ederken Kefeli Bekir Paşa geldikde, "Niçün imdâda
geç
geldin?" deyü Gürcî Mehemmed Paşa, Bekir Paşa'nın başını kesüp Sadrıa‘zama arz …
Gürcî Mehemmed Paşa da bu kadar deryâ-misâl asker ile küffârın ardları sıra kovarak tâ kal‘a-i Kanije'ye varup Yentür Hasan Paşa'ya bir semmûr hil‘at-i fâhire geydirüp kal‘a-i Kanije'nin derûnuna kâmil beş bin aded piyâde asker-i pür-silâh imdâd koyup andan Kanije'nin cümle zahîresi ve mühimmât [u] levâzımâtların görüp andan kal‘a-i Seğitvar'da Gürcî Mehemmed Paşa meştâya karâr verüp cümle kılâ‘lara kifâyet mikdârı askerler gönderüp Süleymân Hân türbesi kal‘asın ve Peçoy kal‘asın ta‘mîr [ü] termîm ederken Kefeli Bekir Paşa geldikde, "Niçün imdâda geç geldin?" deyü Gürcî Mehemmed Paşa, Bekir Paşa'nın başını kesüp Sadrıa‘zama arz eyledi. 139a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b–139a ·
metinde göster ·
gelüp kırk yaşına varınca mahbûb gulâmları ola. Ve ol zernîh toprağından tüğlü …
"Belî pâdişâhım, ol Hersek dağlarında zernîh hâsıl olur. Eğer ol dağlarda benî Âdem olsa ol dağlarda hâsıl olan zernîha uğrayan berrâk sulardan benî Âdem içse saçı sakalı geç gelüp kırk yaşına varınca mahbûb gulâmları ola. Ve ol zernîh toprağından tüğlü âdemler kıllarına sürseler derhâl bir ser-i mû kalmayup vücûd-ı insân billûr gibi olur" dediklerinde meğer Hazret-i Süleymân'ın hâtûnu Sabâ şehri pâdişâhının kızı Belkîs Hâtûn'un topuklarından yukarusu kıllı imiş. Hemân Hazret-i Süleymân bir ifrîte emr edüp ve Hersek'de mahpûs olan dîvlere heldine nâm bir habbe gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163a ·
metinde göster ·
… . Nitekim küffâr bu kal‘ayı bizim Kanije kal‘ası hâkinde binâ edüp murâdı er ve
geç
bizim Kanije kal‘asını bu kal‘a sebebiyle elimizden alır. Bu cevâba ne dersiz v …
"Yâ bu kal‘aya ne 183b çâre edelim. Nitekim küffâr bu kal‘ayı bizim Kanije kal‘ası hâkinde binâ edüp murâdı er ve geç bizim Kanije kal‘asını bu kal‘a sebebiyle elimizden alır. Bu cevâba ne dersiz ve ne re’y [ü] tedbîr edersiz" dedikde cümle ihtiyârlar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183a–183b ·
metinde göster ·
, derindir, ammâ zarar etmez. Hemân at yelesine pek sarıl" deyü yol gösterdikde …
"Bire Evliyâ Efendi, gel şuradan geç, derindir, ammâ zarar etmez. Hemân at yelesine pek sarıl" deyü yol gösterdikde hemân at ile bir kerre suya atı urup bir kerre dalup gark oldum. Meğer kenârı amîk imiş. At yelesin zabt edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20b ·
metinde göster ·
kalınup asker-i İslâm zebûn olmuş idi. Ve asker-i İslâm kışa dutulduğun küffâr …
Ba‘dehu Alman dağları eteği olmağile bir gece bir mertebe kar ve tûfân u boran olur kim cümle asâkir-i İslâm helâk mertebesine varırlar, zîrâ bu kal‘ayı Süleymân Hân muhâsaraya gelirken yollar üzre altmış altı pâre kılâ‘ları feth edüp geç kalınup asker-i İslâm zebûn olmuş idi. Ve asker-i İslâm kışa dutulduğun küffâr haber alup askerin cânib-i erba‘asın küffâr-ı bed-kâr yedi kral-ı dâl askeri ihâta etdiğin Süleymân Hân istimâ‘ edüp cümle umûr-dîde iş erleriyle meşveret edüp Süleymân Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55b ·
metinde göster ·
yâ Resûlallâh" demişdir. Andan Hazret-i Risâlet müşrikîn içinden selâm[et] ile …
Ve bu mahalle karîb bu taşın Q 143b mukâbelesinde yine dîvârda binâ olunmuş bir boz taş vardır. Cümle huccâc anı dahi istilâm ederler. Hacer-i Fût derler, bir çukur taşdır. Hazret bu taşa dayanup mübârek dirseği hamîre girir gibi güzer etmişdir. Bu mahalden hazret ubûr etmeğe tereddüd etdükde bu hacerden bi-emrillâh "Fût yâ Resûlallâh" sadâsı gelir, ya‘nî "Geç yâ Resûlallâh" demişdir. Andan Hazret-i Risâlet müşrikîn içinden selâm[et] ile ubûr eder. Anıniçün bu taşa Hacer-i Fût derler. Bu iki taşların hakkında Sa‘î Fâşî rivâyetiyle hadîs-i sahîhe vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y350b ·
metinde göster ·
… r cem‘ edüp Mısır içinde deryâ-misâl asker olur. Ammâ beri tarafda paşa Mısır'a
geç
gelirse müsellimliğe gelen şehir havâlesinin kâr [u] kisbine çok ihtilâl verir. …
Evvelâ bu alaya Mısırlı alay-ı istikbâl derler. Paşa Mısır'a gelirken bir ay mukaddem asâkir-i Mısır dârât [u] azamet ü şevket unvânların ve deryâ-misâl cüyûşların göstermek içün cânib-i erba‘adan asker cem‘ etmek içün vilâyetden vilâyete çavuşlar gidüp birden bine ve binden yüz bine varınca asker cem‘ edüp Mısır içinde deryâ-misâl asker olur. Ammâ beri tarafda paşa Mısır'a geç gelirse müsellimliğe gelen şehir havâlesinin kâr [u] kisbine çok ihtilâl verir. Evvelâ Mısır vezîrine elzem-i levâzımından olan oldur kim şehir havâlesine biribiri ardı sıra ulaklar gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y184a ·
metinde göster ·