… İllâ lodos rûzgârı Marmara cezîrelerinden berü cûş u hurûş edüp temevvüc ederek
geldikde bu
hattın levni ve bahreynin mâbeynleri müteğayyir olur. Ve âsûde hevâda niçe keşt …
Ve bu râdde yine deryâ iken sekiz rûzgâr-ı zorkârın telattumundan müteğayyir olmak ihtimâli yokdur. İllâ lodos rûzgârı Marmara cezîrelerinden berü cûş u hurûş edüp temevvüc ederek geldikde bu hattın levni ve bahreynin mâbeynleri müteğayyir olur. Ve âsûde hevâda niçe keştîbânlara hakîr bu mahalli gösterdikde cümlesi pesend [ü] hezâr ahsend etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
… den galat Istavroz derler. Bir rivâyetde Yıldırım Hân, şehr-i Kostantîn fethine
geldikde bu
rabtadan İslâmbol'a geçerken bunda bir kenîse-i azîmde ceng olunurken biz bunu …
Bu mahallerde deryâ mahlûklarında ıstavriz balığı çok olduğundan lisân-ı Rûm'da ıstavrizden galat Istavroz derler. Bir rivâyetde Yıldırım Hân, şehr-i Kostantîn fethine geldikde bu rabtadan İslâmbol'a geçerken bunda bir kenîse-i azîmde ceng olunurken biz bunu isterüz dediklerinden galat-ı meşhûr evlâ olup Istavroz derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 141a ·
metinde göster ·
… varınca bin sığır tokatları vardır. İslâmbol'un rûz-ı Kâsım'da pasdırma zamânı
geldikde bu
tokatlar niçe kerre yüz bin sığır ile mâl-â-mâl olup beslerler. Cümlesinde beş …
Evsâf-ı tokad-celebân-ı sığır: İslâmbol'un su kemerleri taraflarından tâ Terkoz ve Karataşlar'a varınca ve Istıranca dağları'na varınca bin sığır tokatları vardır. İslâmbol'un rûz-ı Kâsım'da pasdırma zamânı geldikde bu tokatlar niçe kerre yüz bin sığır ile mâl-â-mâl olup beslerler. Cümlesinde beş bin sürücü ma[tı] ter-oğlan vardır. Bunlar dahi pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
seccâde üzre iki rek‘at namâz kıldı" deyü rivâyet etdiler. Ammâ halıça-yı ibret …
Garîbe ve acîbe-i Üçkilise: Bu deyrin büyüğü Enûşirvân binâsıdır. Anda senede bir kerre kırk elli bin kefere vü fecere dîb-i Firengistân'dan cem‘ olup bu Üçkilise dağının zirve-i a‘lâsında, pür-çemenzâr sahrâda bir halıça-i atîkleri vardır, anı döşerler ve ol dağlarda ne kadar nebâtât u giyâhât makûlesi nâfi‘ edviye-i ahşâbâtlar var ise cümle nebâtâtı bir azîm kazan içine koyup mezkûr halıça üzre saçayak koyup kazanı ana tahmîl edüp mezkûr halı üzre germâ-germ âteş edüp kâmil bir sâ‘atde kazgan içre cümle nebâtât ve kerefis ve mi‘denüvâz pişüp bir sâ‘at yanan âteşden aslâ halıça yanmayup niçe bin âdem temâşâsına hayrân olur, vâcibü's-seyr bir halıçadır. Ba‘dehû ta‘âm-ı nebâtâtı cümle keferelere bezl edüp teberrüken hokkalar ile dib-i Firengistâna götürüp ba‘zılar ol mahalde yiyüp hamd ü zevk u safâ ederler. 294a Hakîr bu ahvâli râhiblerden su‘âl etdim: "Vallahi bu halıça oldur kim Hazret-i İsâ bu halıça üstünde rahm-ı mâderden müştakk olmuşdur ve İsrâ‘ilî havfinden bir gâra kapanup on iki halîfeleriyle dağdan otluk cem‘ edüp bu halıça üzre pişirirdi. Ve Benî İsrâ‘îlî İsâ Nebî'den mu‘cize isteyüp bu halıça üzre bir melik ölüsün ihyâ etdi. Ve cümle İsrâ‘îlîye mu‘cize içün bu halıça üzre ta‘âm pişirüp bezl-i it‘âm etdi. Ba‘dehû bu halıça Buhtunnasr eline girdi. Andan Enûşirvân'ın eline girüp bu deyri bînâ etdikde yılda bir kerre üzerinde ta‘âm pişirüp yine pâk u pâkîze edüp boğçalar içre başımıza berâber hıfz ederiz. Hattâ "Süleymân Hân Nahçevân seferine geldikde bu seccâde üzre iki rek‘at namâz kıldı" deyü rivâyet etdiler. Ammâ halıça-yı ibret-nümâ ne harîrdir, ne pembedir ve ne sûfdur. Bir gûne zincâbî elvân bir seccâde-i kebîrdir. Lâkin gâyet sakîldir. Ammâ bu hakîrin akl-ı kâsıriyle eyle mülâhaza etdim ki cezîre-i Kıbrıs'da (---) nâm mahalde bir kûh-ı azîm vardır. Hikmet-i Hudâ ol kûhun taşını tokmak ile döğüp kettân gibi olur. Ba‘dehû hayyâl iplik eğirüp âbdest makramaları ve latîf ve zîbâ donlar ve gömlekler edüp a‘yân-ı İslâmbol'a ve pâdişâha hedâyâ getirirler. Hatta Kaya Sultân efendimize Sultân Murâd Hân latîfe edüp "Kayam, sana kayadan hâsıl olma bir taş gömlek vereyim" deyü bir don gömlek ihsân etmişdi. Birkaç eyyâm Kaya Sultân kayadan kamîsı giyüp kirlendikde âteşde yakup pâk ve beyâz olup ibret içün yine giyerdi. Hayâl ü rakîk bir gömlek idi. Ekseriyyâ a‘yân-ı kibârda çokdur. Hattâ Kapudan Hüsâmzâde hakîre bir makramasın bağışlayup mülevves oldukda Melek Ahmed Paşa huzûrunda âteşe yakup gül-i pembe-misâl oldu. Allahu a‘lem mezkûr halıça dahi Kıbrıs taşından dokunmış ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b–294a ·
metinde göster ·
… r-ı mühendisîden sehel haberdâr olduğumuz haysiyyet ile bu şehr-i Edirne'ye her
geldikde bu
câmi‘-i ibret-nümûna im‘an-ı nazar ile nazar edüp alâ kadri'l-imkân evsâfına cü …
Netîce-i merâm-ı me’al-i kelâm oldur kim bu hakîr bu Selîm Hân câmi‘inin bu mertebe evsâfın tahrîr etmeden murâd-ı merâmın oldur ki bu kemter-i ahkar ilm-i 156a mi‘mârîden ve kâr-ı mühendisîden sehel haberdâr olduğumuz haysiyyet ile bu şehr-i Edirne'ye her geldikde bu câmi‘-i ibret-nümûna im‘an-ı nazar ile nazar edüp alâ kadri'l-imkân evsâfına cür’et olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155b–156a ·
metinde göster ·
… inşâ edüp içine müstahfızân kodu kim haydud küffârı bu büleydeyi nehb ü gârete
geldikde bu
kulleden toplar ve tüfengler atılıp kullenin tâ zîrve-i a‘lâsında fânûslar ve â …
Der-sitâyiş-i kasaba-i Fener: (---) hâkinde Silivri nevâhîsinde kâhîce Eyyûb Mevleviyyetinde olur bir rabta-i ma‘mûrdur. Fener nâmıyla müsemmâ olmasının aslı oldur kim Ebü'l-feth Gâzî asrında henüz feth olmuş diyâr-ı nevşâr olmağıla dağlarında olan küffâr bu büleydeyi nehb ü gâret edip yine 171a kûh-ı hıyâbânları cây-ı menâs edinirlerdi. Âhir Mehemmed Hân-ı Gâzî'ye bu büleyde ahâlîsi tazallum edüp bu rabta hâricinde eflâke ser çekmiş bir kulle-i bâlâ inşâ edüp içine müstahfızân kodu kim haydud küffârı bu büleydeyi nehb ü gârete geldikde bu kulleden toplar ve tüfengler atılıp kullenin tâ zîrve-i a‘lâsında fânûslar ve âteşler ile çerâğân ederlerdi. Bu çerâğistânı sâ’ir kurâlardan görenler ve leb-i deryâda Silivri kal‘ası askeri görüp atlarına süvâr olup bu Fener kasabası imdâdına yetişüp küffârdan halâs ederlerdi. Anınçün bu rabtaya kasaba-i Fânûs-ı Vize derler. Hâlâ ol kulle-i bâlâ esâsı {yel değirmânları kulleleri kurbunda} ma‘lûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 170b–171a ·
metinde göster ·
… i tutuşup eydür: "Hay nâmerd dizdâr, Sultân Murâd Hân efendimle yine bu mahalle
geldikde bu
kadar top atılmadı. Şimdi bu kadar barûd-ı siyâh vakfullahdan isrâf oldu" deyü …
Paşa bu hâli görüp barûd gibi tutuşup eydür: "Hay nâmerd dizdâr, Sultân Murâd Hân efendimle yine bu mahalle geldikde bu kadar top atılmadı. Şimdi bu kadar barûd-ı siyâh vakfullahdan isrâf oldu" deyü dizdâra gazaba gelmişken hemân Van'ın İskelebaşı köyüne karîb geldikde Van kayasının evc-i âsumâna çıkmış yerlerinin ta ortalarından birer yaylım şayka toplarına âteş edüp sepet sandûkası kadar taş gülleler kimi Van sahrâsına kimi Van deryâsına düşünce paşa dibelik âteş-i mahz olup bir atlı mehter dizdâra, atmasın deyü tenbîhe gitdi. Ammâ ne fâ’ide, atılan gülle ve yanan barûd gerü gelmez. Bu hâl üzre paşa şehir halkının istikbâline çıkan bây [u] gedâlara selâm vererek bin altmış beş Receb'i âhirinde İskele kapusundan içeri Van'a dâhil olup şehir içinde ahâlî-i esnâfât şâhrâh üzre pâyendâzlar edüp ve tarîk-ı âm üzre niçe yüz kurbânlar kesilüp paşa sarâya dâhil olunca Müsellim Arganalı Ahmed Ağa dîvânhâne-i Van'da bir sımât-ı Muhammedî çeküp bir ziyâfet-i azîm olmuşdur kim gûyâ ziyâfet-i Bitlîs Hânı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a ·
metinde göster ·
Âhirü'l-emr sene (---) târîhinde Timur Hân Şâm-ı şerîfe geldikde bu Hazret-i Mu‘âviye'nin kabrinden vücûdun çıkarup âteşe göyürdürmeğe murâd edindikde, "Hazret'in vahiy kâtibidir ve Hazret'in halası oğlu akrabâsıdır incitmen." deyü ricâ etdiler. Kabrin küşâde etmeden ferâğat edüp Yezîd'in kabrine gelüp gördü kim cemî‘i Yezîdîler bu Yezîd'in kabrini ravza-i Rıdvân'dan nişân verir bir İrem edüp "Rabb-i hafî" nâm deyü hâşâ böyle bir nâm komuşlar. Hemân Timur gördü kim cemî‘i Mısr u Şâm ve Haleb ü Tarabulu's-Şâm halkı cümle Yezîdî olmuşlar. Timur, "Ben de Yezîdîyim." deyü halka çav çalup efvâh-ı nâsa söz bırakdı. Ve "Yezîd'in kabrini altundan ve gümüşden ve cevâhirden yaparım." deyü iklîm-i Şâm'dan bin deve yükü mâl-ı hazâ’in olup kabrinden Yezîd'i çıkarup gördü kim na‘ş-ı Yezîd altı yüz yıldan berü ter ü tâze beyâz pembe-misâl durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 350b ·
metinde göster ·
… Ubbâdân deyü tesmiye olunmuşdur. Ba‘dehû Hazret-i Resûl'e kırk yaşında nübüvvet
geldikde bu
kavim cümle Hazret'e varup tecdîd-i İslâm etdiklerinde Hazret buyurdular kim "Y …
Ba‘dehû Bağdâd'da Tâk-i Kisrâ münhedim olup Urfa'da âteşgede-i Nemrûd sönüp niçe bin alâmetler zuhûr edüp Hazret-i Resûl vücûda geldiği gice cümle kavm-i Ubbâdân tecdîd-i îmân etdiler. Anınıçün bu kavme kavm-i Ubbâdân deyü tesmiye olunmuşdur. Ba‘dehû Hazret-i Resûl'e kırk yaşında nübüvvet geldikde bu kavim cümle Hazret'e varup tecdîd-i İslâm etdiklerinde Hazret buyurdular kim "Yâ kavm-i ibâdullah-i âbidân-ı Ubbâdân! Size müjde olsun kim Cenâb-ı Allah sizin üzerinize ve şehriniz üzre cennetden bir kapu açdı kim subh u mesâ size ve hayvânlarınıza ve türâb-ı pâkinize ve cümle mevtânıza ol rahmet kapusundan rahmet saçılup yetmiş aded âfât-ı semâvî ve âfât-ı arızîden halâs oldunuz." deyü bu kavm-i Ubbâdân'a tebşîr etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 363b ·
metinde göster ·
şehri Durak Hân âbâdân etdiğiyçün şehr-i Durak derler. Dal-ı mazmume ve vâv-ı m …
Sene (---) târîhinde Kör Hudâbende Şâh'ın Durak Hân nâmında bir benâm hânı vilâyet-i Hürmüz'ü Portukal Firengî destinden feth etdiği sene-i mezkûrde bu hâk-i amber-pâke geldikde bu şehri Durak Hân âbâdân etdiğiyçün şehr-i Durak derler. Dal-ı mazmume ve vâv-ı müczem râ-yı meftûh ve elif-i meskûn ve kaf-ı müczem ile Duvrak şehri derler. Başka hânlıkdır kim üç bin nökere mâlikdir ve on iki aded hâkimi mukarrerdir. Şehri bir vâsi‘ çemenzâr fezâda nehr-i Kârûniyye kurbünde altı bin hâneli ve câmi‘ ü hân u hammâm ve çârsû-yı bâzârlı şehr-i şîrîndir. Mahbûb u mahbûbesi dahi şîrîn zebân ve marâlî vü gazâlî gözlü ve münevver yüzlü Arab u Acem mahbûbları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 365a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Konya'da Sultân Alâ’eddîn inkırâz bulduğu mahalde Ermeni ve Rûm kefereleri fürce bulup bu kal‘aya bir takrîb ile istîlâ eylemişlerdi. Ol sene Sultân Hacı Bektaş Velî-i Horasanî cedd-i ızâmımız Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Horasan'dan diyâr-ı Rûm'a gelüp Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i tulû‘unda Ertuğrul'a ve Osmâncığa imdâd etmeğe geldikde bu kal‘a-i Tokad'a karîb gelirken cümle kefere istikbâline çıkup şehrin şimâli hâricinde Sünbüllü nâm bâğ-ı merâma kondurup i‘zâz [ü] ikrâm etdiler. Hazret-i Hacı Bektaş Velî kefereden {bu kal‘ayı} istedi, vermediler. "İnşâ’llâh an-karîb Yıldırım gibi bir er zuhûr edüp bunu feth eder" deyü Sünbüllü nâm makâmda bir halîfesin sâhib-i seccâde edüp anda alıkodu. Hâlâ Sünbüllü Sultân nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne anda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19b ·
metinde göster ·
… çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış
geldikde bu
dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve …
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… eniçse: Sene 1062 Silisre vilâyetinden Rûmeli'ne Melek Ahmed Paşa efendimiz[le]
geldikde bu
kasaba memdûhdur, ammâ şimdi bu gelişimizde birkaç gün meks etmek iktizâ etdi, …
Menzil-i kasaba-i Düşeniçse: Sene 1062 Silisre vilâyetinden Rûmeli'ne Melek Ahmed Paşa efendimiz[le] geldikde bu kasaba memdûhdur, ammâ şimdi bu gelişimizde birkaç gün meks etmek iktizâ etdi, zîrâ yollar muhâtara olduğundan Melek Ahmed Paşa efendimizin bizde olan Arnavudistân'dan getirdiğimiz emânet mâllar başımıza belâ olup ol ecilden kasaba-i Düşeniçse'de tekâ‘üd etdik, ammâ bir gün ahâlî-i vilâyetden üç yüz kadar cürd atlı pür-silâh âdemler ile Düşeniçse'den cânib-i garbî ve cenûbî mâbeynine gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39a ·
metinde göster ·
havz-ı azîm içre şinâverlik eden mâhîlerden iki dâne semek dutdurup kulaklarına …
Hattâ Celâlî Abaza Paşa bu şehre geldikde bu havz-ı azîm içre şinâverlik eden mâhîlerden iki dâne semek dutdurup kulaklarına altun halhallar geçirüp ol zamândan berü bircüğezi hayâtda bir mefret koca nehengdir, ammâ her bâr taşra havuza çıkmayup içeri gârda durur, ammâ bu mâhîleri Abaza Paşa dutdurup yemek kasdında olmayup ibret-nümâ-yı nîk-nâm içün halhal korken Abaza Paşa semmûr kürkiyle bu havza düşüp gark olayazdı deyü ihtiyâr kimesneler nakl etdiler. {Bundan anlanan me’âl-i kelâm oldur kim bu âsitânede olan mâhîlere aslâ vaz‘-ı yed etmemek gerek}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
… isini kânûn üzre biz alup âmadâne bir gazâ-yı garrâ dahi olup cümlemiz bir yere
geldikde bu
yeni gelen gâzîlerden vezîr-i a‘zamı ve asâkir-i İslâmı su’âl etdikde anlar cev …
"Bire biz kâfiri kovmadan atlarımız kalmışdır ve kâfirlerin dahi atları kalmışdır. Bire gâzîler şu kâfiri kaçırmayalım kovalım" deyü ricâ etdiklerinde hemân bizim Tatar askeri tarfetü'l-ayn içre atları kalmış küffârlara yetişüp beş yüz aded küffârı aman u zamân vermeyüp el kaldırmadan cümle esîr edüp nısfını kovan gâzîlere verdik, iki yüz ellisini kânûn üzre biz alup âmadâne bir gazâ-yı garrâ dahi olup cümlemiz bir yere geldikde bu yeni gelen gâzîlerden vezîr-i a‘zamı ve asâkir-i İslâmı su’âl etdikde anlar cevâb etdiler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6a ·
metinde göster ·
… -i Hudâ selâmet geçdik, ammâ sene (---) târîhinde Alî Paşa ile Erdel seferinden
geldikde bu
Demirkapu'nun iç yüzünde Haçek sahrâsı tarafında kar üzre meks olup üç gün üç g …
Andan 6 sâ‘atde Hasek ve Haçek dahi derler. Bu sahrâyı geçüp andan yine garba İskender-i Zülkarneyn'in binâ etdiği Demirkapu'yu ubûr etdik. Hamd-i Hudâ selâmet geçdik, ammâ sene (---) târîhinde Alî Paşa ile Erdel seferinden geldikde bu Demirkapu'nun iç yüzünde Haçek sahrâsı tarafında kar üzre meks olup üç gün üç gecede bu Demirkapu dağları ve ormanların aşınca şiddet-i şitâdan on bin esîr kırıldı ve bir kaht-ı azîm olduğu cümle bâlâda merkûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 92b ·
metinde göster ·
… n'ın baş şehrinden Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ile çapul civerüp bu mahalle
geldikde bu
Gergiçse kasabasının mâl-ı ganâ’imin alup ihrâk bi'n-nâr etmişdik. Hâlâ henüz m …
Mukaddemâ gâyet ma‘mûr iken görmüşdük, ammâ sene 1071 târîhinde Boğdan ve Eflak isyân etdiklerinde hakîr Boğdan'ın baş şehrinden Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr ile çapul civerüp bu mahalle geldikde bu Gergiçse kasabasının mâl-ı ganâ’imin alup ihrâk bi'n-nâr etmişdik. Hâlâ henüz ma‘mûr olmadadır. Şehri bir sahrâya vâki‘ olup bâğ u bâğçeli ve iki manastırlı ve elli aded dükkânlı Eflak şehridir. Boyar hâkimi Eflak beğinin kâğızına amel edüp cümle me’kûlât [ü] meşrûbâtılarımız ve rûz-merre birer(?) guruş harc-ı râhımız verüp i‘zâz [u] ikrâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
… ca "İskender-i Zülkarneyn Sedd-i Ye’cûc'u cemî‘i ma‘âdinlerden yapup bu mahalle
geldikde bu
tılsımâtı bu mağârada edüp cemî‘i hazîne ve girân-bahâ tuhaf-ı sîm âvânî ve cev …
Bu kavmin zu‘mlarınca "İskender-i Zülkarneyn Sedd-i Ye’cûc'u cemî‘i ma‘âdinlerden yapup bu mahalle geldikde bu tılsımâtı bu mağârada edüp cemî‘i hazîne ve girân-bahâ tuhaf-ı sîm âvânî ve cevâhirlerini bunda hazn ü dahme edüp Karadeniz boğazın kesüp Karadeniz'i Akdeniz'e mahlût etmeğe gitmişdir" deyü nakl etdiler ve tahkîkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… karîb olduğundan at ile geçilir dediler, ammâ bu mahalde donmuş idi. Tuğyân ile
geldikde bu
Ten suyu at ile geçilmezmiş. Ammâ bu mahalde içmek içün buzu niçe bin yerden de …
Ve bu mahalde nehr-i Ten azdır, zîrâ ibtidâ tulû‘u gâyet karîb olduğundan at ile geçilir dediler, ammâ bu mahalde donmuş idi. Tuğyân ile geldikde bu Ten suyu at ile geçilmezmiş. Ammâ bu mahalde içmek içün buzu niçe bin yerden delüp su alırlar, âb-ı hayât nehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180b ·
metinde göster ·
Bu kal‘a Süleymân Hân asrında binâ olunmuşdur. Hattâ sene 943 târîhinin mâh-ı Zilhiccesi'nin yedisinde bizzât Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân deryâ-misâl asker ile Körfös gazâsına geldikde bu Dalyan kal‘ası yerinden deryâyı doldurmağı başlayup Körfös'e nîm mîl kalup üzerine balyemez toplar koyup kal‘ayı döğmeğe mübâşeret edüp hemân ol gün donanma-i hümâyûn ile Hayreddîn Paşa ve Kapudan Pılak Mustafâ Paşa cezîreye asker döküp germâ-germ cenge âheng ederler. Karadan dahi Serdâr-ı zafer-şi‘âr Lütfî Paşa seksen bin askerle Hayreddîn Paşa'ya imdâd yetişüp kemâ-kân savaş-ı perhâş ederler. Akîblerince Süleymân Hân yüz bin asker ile ve Şehzâde-i âzâd[e] Sultân Mehemmed ve Şehzâde Sultân Selîm ile ma‘an bu Körfez kal‘ası gazâsına gelüp cezîre içre bir ma‘mûr kurâlar koymayup âteşlere urup bî-nihâye esîr ve mâl-ı ganâ’imler alup kâmil bir ay kal‘ayı döğüp hevâya tağayyür gelüp asâkir-i İslâmın cenge iktidârları kalmayüp sa‘âdetlü pâdişâha Budin tarafından âdemler gelüp Ungurus kralının ısyân [u] tuğyânı haberleri gelince hemân sa‘âdetlü pâdişâ[h] Sadrıa‘zam Ayas Paşa'ya haber gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 351b ·
metinde göster ·
… ve'c‘alnî nûran bi-rahmetike yâ erhame'r-râhimîn" deyüp Câmi‘-i Aksâ tarafından
geldikde bu
harem kapusu dibinde bir küçücük minber vardır. Ol mahalde züvvâr olan kimesne …
"Allâhümme'c‘al fî kalbî nûran ve fî sem‘î nûran ve fî basarî nûran ve'c‘alnî nûran bi-rahmetike yâ erhame'r-râhimîn" deyüp Câmi‘-i Aksâ tarafından geldikde bu harem kapusu dibinde bir küçücük minber vardır. Ol mahalde züvvâr olan kimesne pâypûşların eline alup yalın ayak bu beyâz mermer döşeli harem üzre kâmil yüz adım gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y212a ·
metinde göster ·
… btî Mısır hâkimi iken Hazret-i Risâlet'e ta‘aşşukundan hedâyâları ile Medîne'ye
geldikde bu
(---)(---)(---) ve Düldül nâm bu ol bir katır getirdi. Hazret-i Alî, "El-hedâ …
Ve bu kubbede yine Ehl-i Beyt-i Resûlullâh'dan Ümmüveled İbrâhîm câriye-i Mâriye (---)(---)(---) Mukavkıs-ı Kıbtî Mısır hâkimi iken Hazret-i Risâlet'e ta‘aşşukundan hedâyâları ile Medîne'ye geldikde bu (---)(---)(---) ve Düldül nâm bu ol bir katır getirdi. Hazret-i Alî, "El-hedâyâ tüşterek" deyüp katırı aldı. Q 123a Ve düldül-i Alî dedikleri ol bagldir. Ve Yağfûr nâm bir hımâr-ı sa‘îdî ve gayri P 124b tuhef-i yâdigârîler getirüp Mukavkıs İslâm ile müşerref olup yine Mısır'a gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y297b ·
metinde göster ·
iki peygamberi bile götürmüşdü. Ba‘dehu Kürdistân'a götürmüşdür.
Ve Hazret-i Dânyâl'ı ve Hazret-i Ermiyâ'yı Buhtunnasr esîr edüp Mısır'ı harâb etmeğe geldikde bu iki peygamberi bile götürmüşdü. Ba‘dehu Kürdistân'a götürmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y11b ·
metinde göster ·
… e bârûd-ı siyâh ve kilâr-ı âmire ve hazîne-i sükker içün on ikişer pâre kadırga
geldikde bu
tershâne önünde lenger endaht olup Y 326b yatırlar. Ve deryâ beğlerine teferr …
Ve Kadırga limanı kenârında tershâneler vardır. Cümle azebistân odaları ve neferât ağaları ve çorbacı ve odabaşıları bu mahalde sâkinlerdir. Cümle yigirmi bölük ve yigirmi aded odalardır. Tershâne mahzenlerinde cümle âlât [u] mühimmât-ı keştî ile mâl-â-mâldir. Her sene bârûd-ı siyâh ve kilâr-ı âmire ve hazîne-i sükker içün on ikişer pâre kadırga geldikde bu tershâne önünde lenger endaht olup Y 326b yatırlar. Ve deryâ beğlerine teferrüc içün ârâmgâh bir kasr-ı âlî vardır, sâhil-i bahrdedir. Ve bir Tershâne dîvânhânesi dahi vardır, cümle levendât-ı gurebâya mihmânhâne-i bî-minnetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y326a–Y326b ·
metinde göster ·
… a haber gönderüp ‘Sen dahi bir ma‘rifet izhâr edüp imdâdıma gelesin’ deyü haber
geldikde bu
dahi yed-i tûlâsını ayân u beyân etmeğiçün bu yedi başlı su‘bânı sihr ile kırmı …
"Hazret-i Mûsâ ile Fir‘avn kıssaları cemî‘i tevârîh kütüblerinde mastûrdur. Ol asırda bu Rümeyle'de bir sehere var imiş. Fir‘avn buna haber gönderüp ‘Sen dahi bir ma‘rifet izhâr edüp imdâdıma gelesin’ deyü haber geldikde bu dahi yed-i tûlâsını ayân u beyân etmeğiçün bu yedi başlı su‘bânı sihr ile kırmızı somâkîden edüp kuyruğun kavs-i kuzah-vâr devr edüp harekete başlar, tâ binâ olunduğu dağdan gıjgırup yürüyerek bu çemenzâr mahalle gelince bi-emrillâh taş olup kalmışdır" deyü melik ve ulemâları nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429a ·
metinde göster ·
… fesi derdinden vâlidesi Meryem Ana ile Nâbulus şehrinden seyâhate çıkup Mısır'a
geldikde bu
Cîze'ye gelüp sâyesinde oturup Arapça âyeti üzre hûrmâsın tenâvül etdikleri h …
Ziyâret-i nahl-i Îsâ: Kaçan kim Hazret-i Îsâ Yahûd tâ’ifesi derdinden vâlidesi Meryem Ana ile Nâbulus şehrinden seyâhate çıkup Mısır'a geldikde bu Cîze'ye gelüp sâyesinde oturup Arapça âyeti üzre hûrmâsın tenâvül etdikleri hûrmâ ağacı bir köhne bî-hâsıl kurumuş nahl idi, Hazret-i Îsâ du‘â edüp ol ân semer verdi. Hâlâ bu Cîze'dedir, evc-i âsumâna ser çekmiş bir köhne serâmed ağacdır. Cîze şehrinin nahllerine bu Îsâ nahlinden birer yaprak gayrı hûrmâların kalbine sokarlar, dahi ziyâde hûrmâ verir, temâşâdır. Ve ba‘zı hâl sâhibi kimesneler bu hûrmânın altında teberrüken ibâdet edüp Hakk'a tekarrüb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·