… p müttehem âdemleri sayd edüp kayd [u] bend ile kapularına gönderüp haklarından
gelinir
.
On üçüncü hâkim: Çorbacıyândır. Her gece sabâha dek on iki yeniçeri çorbacıları beşer altışar yüz tevâbi‘iyle kol dolaşup müttehem âdemleri sayd edüp kayd [u] bend ile kapularına gönderüp haklarından gelinir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33a ·
metinde göster ·
… Zîrâ şer‘-i şerîfden me’zûn olmadan nâ-şer‘î iş edenin emr-i şer‘ile hakkından
gelinir
" dedükde Ebü'l-feth,
"Emr-i şer‘ budur kim mi‘mâr da‘vâ etse şer‘an sizin dahi elleriniz kat‘ olunur. Zîrâ şer‘-i şerîfden me’zûn olmadan nâ-şer‘î iş edenin emr-i şer‘ile hakkından gelinir" dedükde Ebü'l-feth,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 40b ·
metinde göster ·
ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cüml …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… adan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından
gelinir
" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafa …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… a Van vezîrinden mektûblarımız vardır, dahi çok dolaşırız. Siz sonra Rûmiyye'ye
geliniz
." dedim. Hazz etdiler ve bize hayli hedâyâ verdiler ve bu rabta içre cereyân ed …
Ammâ Kızılbaş azîm asker ile üzerlerine gelüp ceng ederek kırk bin koyunların yaylalarından sürdü ve biz anların koyunların tahsîl içün mübâşir olduğumuz ma‘lûmları olup bizimle Rûmiyye hânına bile gitmeğe murâd edindiler. Hakîr eyitdim: "Biz yine sizin koyunlarınız içün, niçe Acem sultânlarına Van vezîrinden mektûblarımız vardır, dahi çok dolaşırız. Siz sonra Rûmiyye'ye geliniz." dedim. Hazz etdiler ve bize hayli hedâyâ verdiler ve bu rabta içre cereyân eden bu nehr-i Davdan'ı su’âl etdim. "Harîr dağlarından ve Ardalân bellerinden ve Hakkarî kûhlarından cem‘ olup şehrimiz içre ubûr edüp maşrık tarafında Çevlân sultân hâkinden güzer edüp Rûmiyye deryâsına rîzân olur." dediler. Ammâ âb-ı hayâtdır, her bâr geçit verir nehr-i sağîredir. Andan şarka 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 289a ·
metinde göster ·
ammâ bizler âheste âheste geldik. Bu kasaba Necef hâkinde ve Kerbelâ sahrâsında …
Bağdâd'dan ara yatıda bu rabtaya gelinir ammâ bizler âheste âheste geldik. Bu kasaba Necef hâkinde ve Kerbelâ sahrâsında Mekke türâbında (---)(---)(---)(---) kenârında (---) nahlistân-ı gülistân [ve] bâğ [u] bostânlı cümle (---) aded hâne-i âbâdânlı kasaba-i ma‘mûrdur. Câmi‘i ve medrese ve imâreti vardır kim cemî‘i ehl-i züvvâra ni‘meti mebzûldür. Ve hânları ve hammâmı ve üç yüz mikdârı dekâkînleri ve mesîregâhları vardır. Gerçi her mülûk [u] selâtîn bu İmâm Hüseyin şehrin imâr etmişlerdir. Ammâ ibtidâ bânîsi halîfe-i Bağdâd'dan Sultân Adud binâsıdır. İlâ hâze'l-ân Acem şâhlarından niçe yüz bin tümen mâl-ı nezerât gelüp ve niçe bin âdem mâlın İmâm Hüseyin'e vasiyyet edüp merhûm oldukda diyâr-ı Acem'den vücûdun getirüp civâr-ı İmâm Hüseyin'de defn edüp mâllarıyla bu şehir âbâdân olmadadır. Hâlâ bu hayrâtın nâzır-ı nuzzârı Bağdâd mollalarıdır. Deşt-i Acem'de iken nâzırı bizzât şâh-ı Acem'dir. Zîrâ cemî‘i kavm-i Acem Ka‘be'ye gidüp gelirken bu İmâm Hüseyin'i ziyâret ederler. Niçe bini hemân "İmâm Hüseyn'i ziyâret edüp bir hacc etdim." deyüp vilâyetine gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349a ·
metinde göster ·
… inde Şatt'ı cisir ile geçüp andan nehr-i Hizel'i geçüp iki menzilde İmâdiyye'ye
gelinir
.
Der-vasf-ı enhâr-ı âb-ı hayvân: Evvelâ İmâdiyye kal‘asından aşağı Kophan cisri altından iki aded âb-ı hayât uyûnlar cereyân eder. Her biri aynu'l-hayâtdan nişân verir âb-ı kevserlerdir. Birine Serkehînân-ı Müzgân derler. (---) dağlarından gelüp bu nehir altından ubûr eder. Birine ayn-ı Kehînâ Hâtûn derler. Beşiş dağlarından tulû‘ edüp niçe kılâ‘ u kendlere uğrayup bu İmâdiyye altında Kophan cisrinde iki nehir bir olup İmâdiyye'den aşağı bâğ u bâğçe ve besâtînleri saky ederek nehr-i Habur'a mahlût olur. Habur dahi (---) altında nehr-i Şatt'a munsab olur. Ve bir nehr-i sağîr dahi yine kal‘a altında hânın bâğ-ı İremin reyy eden nehr-i Kehîne Since derler, âb-ı hayâtdır. (---) dağlarından gelüp Kobhan cisrinden aşağı ayn-ı Kehînâ Hâtûn'a karışır. Ve nehr-i Hizel (---) dağlarından gelüp kal‘a-i Zaho kurbünde nehr-i Habur-ı Sindiyân'a karışır ve Cizre'den İmâdiyye'ye giden Cizre dibinde Şatt'ı cisir ile geçüp andan nehr-i Hizel'i geçüp iki menzilde İmâdiyye'ye gelinir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 379b ·
metinde göster ·
… an yine cânib-i şimâle ara yatıda nehr-i Şatt'ı cisr ile geçüp kal‘a-i Cizre'ye
gelinir
ammâ hayli mişvâr-ı azîmdir. Ve yine Musul'un cisir aşrı şarkında ara yatıda Da …
Andan yine cânib-i şimâle ara yatıda nehr-i Şatt'ı cisr ile geçüp kal‘a-i Cizre'ye gelinir ammâ hayli mişvâr-ı azîmdir. Ve yine Musul'un cisir aşrı şarkında ara yatıda Dasni beği aşîreti (---) hâkimi hükmünde on bin güzîde Yezîdî mel‘ûn tüfeng-endâzlara mâlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 401b ·
metinde göster ·
… lde nehr-i Şatt karîbdir ammâ Şatt dolaşık cereyân etdiğinden bu mahalle çölden
gelinir
ve Toprakkal‘a'dan murâd edinen iki günlük Şatt suyun develeriyle taşırlar ammâ …
Menzil-i Acısu: Tikrit sancağı hâkinde Şatt'dan ba‘îd çölistân içre harâb u yebâb bir mahaldir kim Şakakî Kürdleri haymeleriyle kışlarlar. Varan kârbân halkı ve sâ’ir âyende vü revendegân hayme vü hargâhlarıyla meks ederler. Sâhibü'l-hayrâtlar niçe yerlere çâh-ı mâlar hafr etmişler ammâ bi-emri İlâh suları sehel nemekîn olduğundan acı sudurlar ammâ bir menzilde nehr-i Şatt karîbdir ammâ Şatt dolaşık cereyân etdiğinden bu mahalle çölden gelinir ve Toprakkal‘a'dan murâd edinen iki günlük Şatt suyun develeriyle taşırlar ammâ bu mahallin garbında karîb yerde ormanlar ve büklük dereler çemenzâr u hıyâbân yerleri vardır. Cümle Ekrâd-ı uryân ile memlûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
… Ve Diyârbekir'den Bağdâd yigirmi üç konak yerdir ve yigirmiden dahi eksiklikle
gelinir
ammâ şiddet-i hâr olmağile bizler âheste âheste reviş geldik. Ve seyâhat içün Y …
Ammâ ihvân-ı seyyâhâna şöyle ma‘lûm ola kim İslâmbol'dan Bağdâd-ı behişt-âbâda gelince kâmil 449 sâ‘atlik yerdir ve cümle 64 konaklık yerdir. Bağdâd ile İslâmbol'un nısıf menzili Malatıyye kurbünde karye-i Hasan Badrık'dır ve's-selâm. Ammâ şimdi Diyârbekir'den Bağdâd'a gelişimiz 161 sâ‘atlik yerdir. Ve Diyârbekir'den Bağdâd yigirmi üç konak yerdir ve yigirmiden dahi eksiklikle gelinir ammâ şiddet-i hâr olmağile bizler âheste âheste reviş geldik. Ve seyâhat içün Yeni Ruhbe ve şehr-i Hızır'a uğradık. Şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet oluna. 408b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408a–408b ·
metinde göster ·
… r kimesne karşuya bir hâl ile ubûr edüp çete ve poturaya gidenlerin haklarından
gelinir
" deyü dellâllar nidâ eyleyüp tenbîh ü te’kîd olundu.
Ve nehr-i Tise'nin karşu mağrib tarafı Nemse çâsârının memleketidir. "Bir kimesne karşuya bir hâl ile ubûr edüp çete ve poturaya gidenlerin haklarından gelinir" deyü dellâllar nidâ eyleyüp tenbîh ü te’kîd olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10a ·
metinde göster ·
… z kıldıkda bizi 45a hayr ile yâd ve mahzûn gönlümüz şâd ediniz ve kâhîce bize
geliniz
" deyü şeyhülislâma niçe rumûzlar söyleyüp birbiriyle ol kadar vedâ‘laşdılar ve …
"Bizi hayr du‘âdan unutman ve namâz kıldıkda bizi 45a hayr ile yâd ve mahzûn gönlümüz şâd ediniz ve kâhîce bize geliniz" deyü şeyhülislâma niçe rumûzlar söyleyüp birbiriyle ol kadar vedâ‘laşdılar ve ol kadar ağlaşdılar kim gûyâ bir dahi görüşmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44b–45a ·
metinde göster ·
… i du‘âdan unutman ve bizi namâz kıldıkda bizi hayr ile yâd eylen ve kâhîce bize
geliniz
’ deyü rümûzler eyledi. Biz bu müselmânın namâzın kılarız" deyü na‘ş-ı Melek huz …
Hemân ol ân Şeyhülislâm Sun‘îzâde eydir: "Biz pâdişâhlar ve şâhzâdeler ve sultânlar namâzın kılmağa me’mûruz, ammâ bu Melek Paşa beş gün mukaddem bize gelüp, ‘Efendi bizi du‘âdan unutman ve bizi namâz kıldıkda bizi hayr ile yâd eylen ve kâhîce bize geliniz’ deyü rümûzler eyledi. Biz bu müselmânın namâzın kılarız" deyü na‘ş-ı Melek huzûrına geçüp Şeyhülislâm muktedâ-yı nâs olup edâ-yı salât edüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45b ·
metinde göster ·
… şağı tâ nehr-i Tuna'ya varup alınır, bir yoldan gidilir ve bir yoldan su alınup
gelinir
. Hîn-i muhâsarada izdihâm olmasın içün iki kat su yolu etmişler. Aslâ düşman bu …
Ve bu iç yüzündeki handak içre yine kesme kayadan nerdübânlar ile yer altından iki aded su yolları vardır. Yokuş aşağı tâ nehr-i Tuna'ya varup alınır, bir yoldan gidilir ve bir yoldan su alınup gelinir. Hîn-i muhâsarada izdihâm olmasın içün iki kat su yolu etmişler. Aslâ düşman bu yollardan gidip gelenleri göremez. Bu Suluk kapusundan yokuş aşağı cânib-i şarka bin adım gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
, cümleniz atlarınızla içeri kal‘aya giriniz" dedikde bunların iki yüz mikdârı a …
"Geliniz, cümleniz atlarınızla içeri kal‘aya giriniz" dedikde bunların iki yüz mikdârı atlarıyla kal‘aya girüp yüz mikdârı cisir üzre dururlar. Kimisi de kal‘a kapusun alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
… kdılar. Bu kal‘amızın bu gûne harâb olduğun gördünüz ve nice olacağın bildiniz.
Geliniz
imdi ırzımız ve ehl [ü] iyâllerimiz yerinde iken kal‘a üzre amân bayrağı dikeli …
"Bire cânım, bir kerre bizim Fargaçi kapudan zamânı Nemse çârnâsârı yedi kralın yedi kerre yüz bin askeriyle gelüp bu kal‘ayı yedi ay döğüp aslâ kal‘amızın yanına gelemeyüp meterise komayup top menzili alarkadan döğdü ve yedi aydan sonra kış geldi ve çâsâr hâ'ib ü hâsir gitdi. Bâ-husûs ol zamân kal‘amız yalın kat idi. Kal‘adan bir taş kopartmadan yıkılup gitdi. Şimdi ise kal‘amız sedd-i İskender iken ve içinde bu kadar askerimiz ve bu kadar yarar top u tüfengimiz ve bî-hisâb cebehânemiz 118a var iken Türk askeri geldiği gibi hemân ol gece amân u zamân vermeyüp bize aslâ göz açdırmayup kal‘anın her tarafında güpe gündüz kat-ender-kat meterise girüp topa tüfenge bakmayup beşinci gün handak kenârına geldiler ve Yassı Tabya'yı aldılar ve kırk gündür kim çekdiğimiz derd-i belâ-yı mihnet [ü] serencâmı Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Meryem Ana bilir. Ve hâlâ kal‘amızın der [ü] dîvârları kalmayup bayır bayır olup sokak sokak yollar oldu. Ve altı yedi kerre Türk yürüyüşler edüp birkaç kerre kal‘a içine bî-bâk ü bî-pervâ kudurmuş yılanlar gibi kal‘aya girüp her girişde beşer altışar yüz nefer Hıristiyanlarımız Türk yılanları sokdu ve kılıçları zehrinden bu kadar âdemlerimiz öldü ve bu kadar esîrlerimiz anlara gitdi ve kendiler bî-bâk ü bî-pervâ şikârların alup ordularında karâr etdi. Ve üç kerre Aktabya'mıza yürüyüş edüp almışlar iken anların ardları sıra imdâd göndermeyüp tabya üzre çıkanların ağızlarına Türk kılıçlar ile vurup ‘Gerüye dönün’ derler idi. Anlar da dönüp geri giderlerdi. Meğer yürüyüş etmeğe ve kal‘aya girmeğe Türk'ün rızâları yok idi. Meğer yürüyüş edüp kal‘aya girenler büyük Türk'ün haberi yok iken gelenler idi. Şimdi ise Türk dellâllar çağırdup ‘Yarın yürüyüşdür’ deyü bu kadar bin nerdübânlar hâzır etdiler. Nerdübânlara dahi ihtiyâc yeri komadılar. Her nereden olsa kaç kerre girdiler ve kaç kerre çıkdılar. Bu kal‘amızın bu gûne harâb olduğun gördünüz ve nice olacağın bildiniz. Geliniz imdi ırzımız ve ehl [ü] iyâllerimiz yerinde iken kal‘a üzre amân bayrağı dikelim ve Türk'den yarar âdemler rehinler alalım. Biz de anlara varalım ve kal‘ayı teslîm edelim. Sonra her birimiz bir yana gidelim. Görürsüz kim kırk günden berü bize bir imdâd gelmedi. Bu kadar çaşıtlar ve bu kadar feryâdcılar gönderdik. İmdâda gelenlerimizi de taşrada Türk kırdı. Hemân, ‘Amân ey güzîde-i asker-i Âl-i Osmân’ diyelim. Yüzümüz suyuyla Türk'e kal‘ayı vere ile verelim ve illâ yok derseniz yâ bugün ve yâ yarın bu Uyvar sahrâsında olan deryâ-misâl Türk askeri kal‘anın yıkık bayırlarından ve gördüğünüz hâzır nerdübânlardan cümle Türk bir kerre ‘Muhammed Muhammed’ deyü yürürler ve durun bilmezler ve bize amân vermezler. Cümlemizi Ciğerdelen ovasındaki gibi kırarlar. Siz bilirsiniz ve bu müşâvereye ne dersiniz, siz de söylen" deyüp başpapas hâmûş-bâş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117b–118a ·
metinde göster ·
… i direklerinden yedi göz cisr-i azîmdir kim elçi paşa varoşuna bu cisrden gidüp
gelinir
bir ma‘mûr varoş-ı azîmdir.
Ve Beç suyu cisrinden aşağı nehr-i Tuna kenârınca Köprü kapusu şimâle nâzır üç kat demir kapulardır. Ve bu kapu önünde amelî gelen Tuna nehri üzre gemi direklerinden yedi göz cisr-i azîmdir kim elçi paşa varoşuna bu cisrden gidüp gelinir bir ma‘mûr varoş-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57a ·
metinde göster ·
… i kapudan gayri yerden cezîre-i Kırım'a girilmez oldu. Meğer deryâdan gemilerle
gelinir
, girir ola. Ve bu Or'un iki kapusundan çıkan Heyhât sahrâsın geçüp 109b ister …
Ve dîvârı zemîn dibinden on arşın bâlâ taş dîvâr edüp üç arşın enli edüp bu dîvârın iki başındaki kulleleri mahsûs kal‘a gibi azîm kulleler edüp ikişer yüz yiğit kodu. Ve Or kal‘ası dibinde bu dîvâra yan yana iki aded ikişer kat kulle-i azîmler inşâ edüp her kullede ellişer aded Rûm yiğitlerinden ergen, ya‘nî azeb odabaşılar koyup cemî‘i kullelerdeki yiğitlere bunları zâbıt edüp her gece dendân-ı beden üzre kol dolaşup uyuyan müstahfızânları ta‘zîr edeler. Ve bu orta kullelere dahi beşer aded şâhâne kolomburna toplar ve yüz yiğit topçular ve ellişer yiğit cebeciler koyup bu iki kulle-i azîmlere birer azîm vâsi‘ ve âlî demir kapular eyledi kim bu iki kapudan gayri yerden cezîre-i Kırım'a girilmez oldu. Meğer deryâdan gemilerle gelinir, girir ola. Ve bu Or'un iki kapusundan çıkan Heyhât sahrâsın geçüp 109b isterse şark cânibine kal‘a-i Azak'a isterse şimâl tarafında ol sâ‘at Kazağ'a isterse garb cânibinde otuz(?){altı} sâ‘at çöl ile kal‘a-i Kılburun kal‘asına gider, ammâ bu mezkûr yollara yüz iki yüz âdem gidemez, beş altı yüz âdem gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a–109b ·
metinde göster ·
… lâzım, ya‘nî ri‘âyet etmek lâzım. Meğer oba sâhibinin arabası üzre bir mahbûbe
gelini
var imiş kim cânından azîz imiş. Hemân koyunlarından bir semiz koy basup boğazl …
{Hikâye}: Zîrâ bir kerre Heyhât sahrâsında konar göçer Tatar'ın birine bir Noğay Tatarı konak olup oba sâhibi bu müsâfir Noğayı sıylamak lâzım, ya‘nî ri‘âyet etmek lâzım. Meğer oba sâhibinin arabası üzre bir mahbûbe gelini var imiş kim cânından azîz imiş. Hemân koyunlarından bir semiz koy basup boğazlayup mahbûbesinin arabası tekerleğinin birini kırup kebâb pişirir. Ne çâre deşt-i Kıpçak'da odun yok. Ma‘şûkasını Heyhât'da bırakmağı irtikâb edüp koyun kebâbın pişirüp müsâfir Noğay'ı sıylar. Ba‘dehu ol Noğay elinden ale'l-fevr yedi araba mâl getirüp konak bayına verir. Ol zamândan berü Tatar kavmi mâbeyninde birbirlerine ta‘zîmen araba tekerleğiyle pişmiş koyun kebâbı yedirüp birkaç tostağan boza, ya‘nî kulplu kadeh bozayı içirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128b ·
metinde göster ·
… an taşra bir burunda vâki‘ olup Ağrıboz'dan bu mahalle gelirken maşrık tarafına
gelinir
. Ve bu mahalle eyle sığnaklı rûzgâr-ı zorkâr düşer kim âdemi atdan tepesi üzre …
Ve bu kal‘a Ağrıboz adası körfezinin ağzından taşra bir burunda vâki‘ olup Ağrıboz'dan bu mahalle gelirken maşrık tarafına gelinir. Ve bu mahalle eyle sığnaklı rûzgâr-ı zorkâr düşer kim âdemi atdan tepesi üzre yıkup atı dahi yüzü üzre yıkar. Ba‘zı zamân rûzgâr cümle ekinleri kökünden çıkarup niçe bin dıraht-ı müntehâları bîhından devirüp rûzgâr her şey’i deryâya döker.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250a ·
metinde göster ·
… arafına deniz kenârıyla dolaşdıkdan sonra şehr-i Atina'nın Eski limanı kenârına
gelinir
. Bu limanın ismine lisân-ı Freng'de Porto-Veko derler. Mezkûr limanın gün batıs …
Andan bu tuzla burnun gün batısı ve karayel tarafına deniz kenârıyla dolaşdıkdan sonra şehr-i Atina'nın Eski limanı kenârına gelinir. Bu limanın ismine lisân-ı Freng'de Porto-Veko derler. Mezkûr limanın gün batısı tarafına Atina'nın Ejder limanıdır. Bu limanın ismine lisân-ı Efrenc üzre Porto-Liyo derler. Zamân-ı kadîmde bu liman ağzına kâfirler taş dökmüşlerdir. Bu limana girirken gâyet ihtirâz lâzımdır. Mezkûr taşlar limanın gün doğusu tarafındadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 256a ·
metinde göster ·
… tliği içre sâkindir. Gâyet hânedân-ı azîmdir kim vasfında lisân kâsırdır. Bunda
gelini
yüz bin gûne şâdımânlar ile getirüp Cum‘a gecesi beğe arûsu teslîm edüp ol gece …
Ergiri kazâsı hudûdunda bâğ-ı İrem-misâl âb-ı hayâtları cârî ve revân bir dağ eteğinde cümle iki yüz aded kayağan örtülü Ârnâbûd evleridir, ammâ ahâlîsi müselmânlardır. Bir câmi‘i ve bir mescidi ve bir hânı ve bir küçük hammâmı var. Zeynel Paşa oğlu bunda çiftliği içre sâkindir. Gâyet hânedân-ı azîmdir kim vasfında lisân kâsırdır. Bunda gelini yüz bin gûne şâdımânlar ile getirüp Cum‘a gecesi beğe arûsu teslîm edüp ol gece sabâha dak bir ayş u ışret ve sâz söz ve hây hûy zevk u safâ-yı Hüseyin Baykara meclisleri oldu kim sabâhısı "Yetmiş aded şarâb fıçısı boş kaldı ve iki bin kebâbı tenâvül olundu" deyü tefâhur kesb etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 356a ·
metinde göster ·
… ât, Meryem Ana bu mahalde medfûn olduğıyçün Bâb-ı Meryem derler. Beş yüz adımda
gelinir
. şark cânibinde Cebel-i Tûr'a mekşûf iki kat demir kapudur.
Bu mahalden gayri kıble cânibine eniş aşağı handak içre Bâb-ı şubât, Meryem Ana bu mahalde medfûn olduğıyçün Bâb-ı Meryem derler. Beş yüz adımda gelinir. şark cânibinde Cebel-i Tûr'a mekşûf iki kat demir kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y209b ·
metinde göster ·
… e bu mahalden cânib-i şarka dağlar içre Medîne-i münevvereye bir gün bir gecede
gelinir
, bir şâh-râh vardır, ammâ deve ve katâr ve taht-ı revân gitmez imiş. Ve Istabl- …
Ve bu mahalden cânib-i şarka dağlar içre Medîne-i münevvereye bir gün bir gecede gelinir, bir şâh-râh vardır, ammâ deve ve katâr ve taht-ı revân gitmez imiş. Ve Istabl-ı Anter'den yine taraf-ı garba enişli ve yokuşlu Emîrü'l-hac Rıdvân Beğ'in tathîr etdüği yollar ile muğaylân ağacı ve nabık ağacı ve belisân ağacı ve misvâk dırahtları hıyâbânı içre ubûr ederek 15 sâ‘atde vakt-i Hanefîde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y373b ·
metinde göster ·
… errika ve çavuşândan mâ‘adâ kırmızı şalvârlı kavim var ise ayıbdır, haklarından
gelinir
. Bunlardan gayrı Mısır kavmi yeniçeri ve azeb [[(---) (---)]] gûnâ-gûn çuka dol …
Ve bu Mısır içre bâlâda mastûr olan [[(---) (---)]] Çerâkize ve tüfengci ve gönüllü ve müteferrika ve çavuşândan mâ‘adâ kırmızı şalvârlı kavim var ise ayıbdır, haklarından gelinir. Bunlardan gayrı Mısır kavmi yeniçeri ve azeb [[(---) (---)]] gûnâ-gûn çuka dolama ve harvânî ve başlarında serbend ve bellerinde muhattem kuşak ve kürdeli geyüp bellerinde iri aşcı bıçağı kullanırlar (---)(---) sokarlar. Zîrâ hâlâ Mısır'da yeniçeri ve azebân mu‘teberlerdir. Çok ağavâtları gördüm ki müteferrika ve sipâhdan çıkup yeniçeri ve azeb P 182a oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y66b ·
metinde göster ·
Bu şehre Dimyât'ın şarkında olan Tîne'ye gitdiğimiz buhayreden dahi gemi ile
gelinir
, bir tarafı Nîl, şark tarafı mezkûr buhayredir. Ammâ âb [u] havâsı ve bâğ [u] n …
Bu şehre Dimyât'ın şarkında olan Tîne'ye gitdiğimiz buhayreden dahi gemi ile gelinir, bir tarafı Nîl, şark tarafı mezkûr buhayredir. Ammâ âb [u] havâsı ve bâğ [u] nahlistânı latîfdir. Nîl ile Dimyât buhayresi mâbeyninde bir şehr-i müzeyyendir. Ziyâretleri ma‘lûmumuz değildir. Bunun mukâbelesinde Garbiyye hâkinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y351b ·
metinde göster ·
… oḳraduḳda ṣaḳalı uzun tat eri baŋladuḳda aḳlu ḳaralu seçilen çaġda ḳalın oġuzuŋ
gelini
ḳızı bezenen çaġda göksi gözel ḳaba ṭaġlara gün degende big yigitler cilasunlar …
issin görüp 'oḳraduḳda ṣaḳalı uzun tat eri baŋladuḳda aḳlu ḳaralu seçilen çaġda ḳalın oġuzuŋ gelini ḳızı bezenen çaġda göksi gözel ḳaba ṭaġlara gün degende big yigitler cilasunlar bir
hazine bol aḳçasını biz yaġmalamışuz ḳaza beŋzer ḳızı
gelini
biz yesir itmişüz ḳırḳ yigidi-ilen ḳazanuŋ oġlını biz getürmişüz ḳırḳ ince bill …
hazine bol aḳçasını biz yaġmalamışuz ḳaza beŋzer ḳızı gelini biz yesir itmişüz ḳırḳ yigidi-ilen ḳazanuŋ oġlını biz getürmişüz ḳırḳ ince billü ḳız-ıla ḳazanuŋ ḥalalını biz getürmişüz bere çoban ıraġuŋdan yaḳınuŋdan berü gelgil baş indürüp baġır
ṭutup aṭam anam ivine iletmesünler didi ḳan turalınuŋ atını için ṭutdı geydürdi …
ṭutuban yigidüm öldürmesünler aġça yüzlü men gelini ṭutup aṭam anam ivine iletmesünler didi ḳan turalınuŋ atını için ṭutdı geydürdi kendü daḫı için ṭutdı geyindi süŋüsin eline aldı bir yüksek yire çıḳdı
… bası yanına irişdiler babası oġlançuġın gördi allaha şükürler eyledi oġlı-y-ıla
gelini-y-ile
ḳaŋlı ḳoca oġuza girdi gök ala görklü çemene çadır dikdi atdan ayġır devedan bu …
binüben yortışdılar big babası yanına irişdiler babası oġlançuġın gördi allaha şükürler eyledi oġlı-y-ıla gelini-y-ile ḳaŋlı ḳoca oġuza girdi gök ala görklü çemene çadır dikdi atdan ayġır devedan buġra ḳoyundan ḳoç ḳırdurdı