… r. Zîrâ latîf limanlı kenâr-ı bahr olmağile cümle gemiler anda kışlaya bağlanup
gemicileri
meyhâne erbâblarıdır.
Bunlardan mâ‘adâ hân ve imâret ve medrese ve kurrâ yokdur. Cümle Yahûdî ve Rûm ve Ermenî kefereleri müstevlî olmuşdur. Ve hammâmı (---) ve iskele başında iki yüz mikdârı dükkânlardır. Çoğu meyhâne ve bozahânelerdir. Zîrâ latîf limanlı kenâr-ı bahr olmağile cümle gemiler anda kışlaya bağlanup gemicileri meyhâne erbâblarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123b ·
metinde göster ·
… olmağile cümle bâğbândır. Ve Rûm kefereleri cümle balıkcılar ve meyhâneciler ve
gemicilerdir
.
Bir câmi‘i (---) binâsıdır. Ve (---) mescidi ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Halkının çoğu Anatolu halkı olmağile cümle bâğbândır. Ve Rûm kefereleri cümle balıkcılar ve meyhâneciler ve gemicilerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı kum sâ‘atciyân: Dükkân 15, neferât 20, bu tâ’ife
gemicilere
deryâda lâzım olmağile alaylarında yamak olup tahtırevânlar üzre gûnâ-gûn kum s …
Esnâf-ı kum sâ‘atciyân: Dükkân 15, neferât 20, bu tâ’ife gemicilere deryâda lâzım olmağile alaylarında yamak olup tahtırevânlar üzre gûnâ-gûn kum sâ‘atleri bağlayup kumların elekler ile eleyerek ubûr ederler. Pîrleri mukaddemâ Hazret-i Yûsuf gârda iken evkât-ı salâtı bilmek içün inşâ etdi. Ammâ Hazret asrında pîrleri Talha bin Abderî'dir. Hazret'in sâ‘atcisi idi. Bunlar mü’eddebâne güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a ·
metinde göster ·
… zîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup
gemicilere
fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz r …
Esnâf-ı hartacıyân: Nefer 15 ve dekâkîn sekiz, bu tâ’ife cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâliklerdir ve bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim selef hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâfiyye ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve Akdeniz'i ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr-i Harez'i ya‘nî Gîlân Denizi ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Hürmüz'ü ve Halîc-i Bundukân'ı ve Bahr-i Van'ı ve'l-hâsıl cümle ebhurları ve halîcleri ve tur‘aları ve bu deryâlara mahlût olan nehr-i azîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup gemicilere fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz rûzgâr ve yetmiş kerte üzre ne diyâra gideceğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve kumsal mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsler bu hartılar ile amel edüp Bahr-i Ummân'da mellâhlık ederler, ilm-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı navluncıyân-ı buğday ve şa‘îr: Dükkân 400, neferât 1005, bu kavm,
gemicileri
berbâd etmişlerdir. Getirdikleri buğdayların ellerinden ucuz alup der-anbâr edü …
Esnâf-ı navluncıyân-ı buğday ve şa‘îr: Dükkân 400, neferât 1005, bu kavm, gemicileri berbâd etmişlerdir. Getirdikleri buğdayların ellerinden ucuz alup der-anbâr edüp kaht [u] galâ ederek kırât ile bey‘ ederler. Şûm mezmûm mühtekir kavmdır. Ekseriyyâ Unkapanı'nda ve Mısır İskelesi'nde sâkin olur Medân Şârı Türkleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164a ·
metinde göster ·
… nî yâ kara îmânî" derler, bî-rahm ribâhor âdemlerdir. Bunların kâr [u] kesbleri
gemicilerle
olmağın anların yamağı olup seyishâneler üzre dükkânlar edüp harar harar buğday …
Bunların hakkında Mekke delîlleri "Yâ Karamanî yâ kara îmânî" derler, bî-rahm ribâhor âdemlerdir. Bunların kâr [u] kesbleri gemicilerle olmağın anların yamağı olup seyishâneler üzre dükkânlar edüp harar harar buğday ve arpa ölçerek ve halk üzre arpa ve buğday saçarak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164a ·
metinde göster ·
… r. Dağda kömür yakıcı bî-hisâb kavm-i rû-siyâhdır ammâ akçeleri akdır. Ve kömür
gemicileri
bunlar dahi davk-ı la‘net-i dünyâda ve âhiretde siyeh-rû Rûm kefereleridir.
Ehl-i mihnet, kömürcüyân: Dükkân 400, neferât 800, bu tâ’ife dörd esnâfdır. Dağda kömür yakıcı bî-hisâb kavm-i rû-siyâhdır ammâ akçeleri akdır. Ve kömür gemicileri bunlar dahi davk-ı la‘net-i dünyâda ve âhiretde siyeh-rû Rûm kefereleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 184a ·
metinde göster ·
… uf'dur. Mısır'ın Cîze şehrinde zindânda mahpûs iken kumdan sâ‘at yapduğı bâlâda
gemiciler
esnâfında tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu sâ‘at-ı musanna‘ı peydâ etmek yine Hazret- …
Esnâf-ı sâ‘atciyân: Dükkân 45, neferât 1000, bunlar çok kavmdir ammâ niçe yüzü hânelerinde işlerler. Pîrleri Hazret-i Yûsuf'dur. Mısır'ın Cîze şehrinde zindânda mahpûs iken kumdan sâ‘at yapduğı bâlâda gemiciler esnâfında tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu sâ‘at-ı musanna‘ı peydâ etmek yine Hazret-i Yûsuf'dan kalmışdır kim gece ve gündüz karanlık zindânda ma‘lûm olup ibâdet etmeğiçün {ağacdan sâ‘at} te’lîf etmişdi. Hakkâ ki bu sâ‘at yapmak makdûr-ı beşer değildir, kerâmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186b ·
metinde göster ·
… rahmet halk olalı rûy-ı deryâda eyle bir fasl-ı Hüseyn-i Ba[y]kara olmamışdır.
Gemicilerden
Kışlakcı Dayı ve Çördüm Dayı ve Cıvık Velî nâm dayılar çögürleriyle gelüp anlar …
ilâhîlerin terennüm [ü] âğâze ederken meğer refîkimizden biri Sultan İbrâhîm Hân'ın Karcıbaşısı Sefer Ağa'nın tanbûrcusu ve santurcusu ve neyzen ve kemânçecisi var imiş ve Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa'nın Ulak Kara Recep Ağa*sının bir çöğürcüsü ve iki hânendesi var imiş, cümlesiyle bir yire gelüp "Gelin sizinle bu girdâb-ı gamda teşvîş-i endîşe-i gamı def‘ etmek içün bir segâh faslı eyleyelim" deyü hakîr muharrik olup segâh u mâye ve gerdâniyye makâmı evlerinde deverân ederek gerdâniyyede karâr edüp iki peşrevden sonra Dervîş Ömer bestelerinden üç murabba‘ bir semâ‘î faslı edüp bir cân sohbeti olmuşdur kim deryâ-yı rahmet halk olalı rûy-ı deryâda eyle bir fasl-ı Hüseyn-i Ba[y]kara olmamışdır. Gemicilerden Kışlakcı Dayı ve Çördüm Dayı ve Cıvık Velî nâm dayılar çögürleriyle gelüp anlar dahi âşıkâne ve sâdıkâne bir fasl etdiler kim çögür erbâbı olanların ağızlarından salyarları akdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a ·
metinde göster ·
… da bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der.
Gemiciler
dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i …
Hikmet-i Hudâ sebeb-i hilkat-i dil: Bir gün bir seyyâh-ı âlem, Orhân Gâzî asrında bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der. Gemiciler dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i billah eteğine toprak doldurup "Biz karşuya bi-emrillahi Te‘âlâ böyle geçeriz" deyü eteğinden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür. Gemiciler bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'dan İzmit'e gemiler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki bin adım kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil derler, bir sivri kumsal burundur. Ve dervîş hazretleri karşu cânibe geçüp keşf [ü] kerâmet etdikleriyçün derhâl rûh-ı pâklerin cânib-i Hakka teslîm edüp Gekbiziye dili iskelesi hânı kurbunda Dil Baba Dede medfûndur. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… nden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür.
Gemiciler
bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'da …
Hikmet-i Hudâ sebeb-i hilkat-i dil: Bir gün bir seyyâh-ı âlem, Orhân Gâzî asrında bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der. Gemiciler dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i billah eteğine toprak doldurup "Biz karşuya bi-emrillahi Te‘âlâ böyle geçeriz" deyü eteğinden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür. Gemiciler bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'dan İzmit'e gemiler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki bin adım kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil derler, bir sivri kumsal burundur. Ve dervîş hazretleri karşu cânibe geçüp keşf [ü] kerâmet etdikleriyçün derhâl rûh-ı pâklerin cânib-i Hakka teslîm edüp Gekbiziye dili iskelesi hânı kurbunda Dil Baba Dede medfûndur. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… erinin lisânı kaleme ve imlâya gelmez bir gûne turfe lisândır. Bu kavmin ekseri
gemicilerdir
. Nehr-i Çoruğ ile Mikrilistân'a varup çimşir ve esîr alup Tarabefzûn limanına g …
Bu gûne lehçeleri vardır. Ammâ Lezgilerinin lisânı kaleme ve imlâya gelmez bir gûne turfe lisândır. Bu kavmin ekseri gemicilerdir. Nehr-i Çoruğ ile Mikrilistân'a varup çimşir ve esîr alup Tarabefzûn limanına gelüp kâr ederler. Bir hoş limân-ı azîmi vardır, a‘lâ demir dutar körfezli limandır. Lâkin garb tarafı küşâdedir. Garb tarafına üç yüz mil cezîre-i Kırım'da kal‘a-i Kefe limanıdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)253b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 253a–253b ·
metinde göster ·
… yle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır
gemiciler
ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğin …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… ndır. Hâlâ yine gelen keştîler bu liman temeli hudûdu içre yatarlar, ammâ zâlim
gemiciler
safra taşları limana taşlar döke döke liman dolup emn [u] emân olmaz oldu. Lâki …
Ve iskele başında ve gayri mahallâtlar içre cümle üç yüz aded mahzenlerdir. Zîrâ tüccâr kânıdır. Ve cümleden mükellef Serdâr hânıdır. Ammâ şehrine göre dekâkînleri azdır. Meyhâneleri serâpâ sazdır, bâde erbâbı cümle Lazdır ve sulehâsı gâyet azdır, ammâ âb [u] havâsı latîf yazdır. Ve bender iskelesi azîm olmağıla beher sene bin pâre şayka ve karamürsel ve zarbune ve çekelve gılâl doldurup İslâmbol'a giderler. Zîrâ bu bender Dobruca vilâyetinin iskelesi olmağıla galle ve sâ’ir hubûbât çok olur. Ammâ zâlim iskelenin limanı kıble ve gün doğusına nâzır ağzı açık olmağıla talattum-ı deryâ dağlar gibi gelüp dörder beşer demir üzre gemilerin yatmağa iktidârları olmayup hemân yüklerin alup yelken yırtup firâr ederler. Zîrâ her sene çok gemiler helâk olur. Ammâ Yanko ibn Madyan kral devrinde iki kapulu bir liman-ı azîm imiş. Hâlâ umk-ı deryâda dağlar gibi liman taşları tertîb üzre râyegândır. Hâlâ yine gelen keştîler bu liman temeli hudûdu içre yatarlar, ammâ zâlim gemiciler safra taşları limana taşlar döke döke liman dolup emn [u] emân olmaz oldu. Lâkin mülûk murâd edinse Kapudan Paşa donanma-yı hümâyûn ile varup limanı tathîr edüp gayri safra limana dökmeseler, dökeni gemi cundasına salb etseler liman selâmet olurdu. Allah tathîrin müyesser ede. Zîrâ gâyet elzem-i levâzımından liman-ı dâr-ı îmândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
… ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden
gemiciler
feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda b …
Ve mine'l-acâ’ib, rüyâ-yı sâliha-i hakîr Evliyâ-yı bî-riyâ: Paşaya hakîr eyitdim: "Sultânım bu gice menâmımda cümlemiz İslâmbol'da imişiz. Cenâb-ı şerîfiniz Bâğçekapusunda bir kalyon inşâ etmişsiz. Ammâ karada durduğu yerde kıçı ve başı evc-i âsumâne ser çekmiş, cümle halk bu kalyonun başına üşmüş, ayâ bu kalyon bu karadan selâmetle deryâya niçe iner, deyü ta‘accüb ederlerken tarîk-i hâcegân-ı Nakşîbendiyye'den bir fukarâ gelüp eydür: İnşâallah bu kalyon karadan dünyâ deryâsına selâmetle iner yine çıkar, deyü cümle halk mâbeyninde bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb tilâvet edüp gitdi. Ba‘dehû sizin geminin cânib-i etrâfına niçe bin âdem cem‘ olup Allah diyerek geminizi karadan selâmetle deryâya indirüp şâdumân topları atılup geminizi karşu Kurşumlu Mahzen önüne yedek ile götürüp anda yedi yerde demir bırağup yatdı. Cümle halk-ı âlem bu geminin temâşâsına gelüp bu geminin şurası şöyle burası böyle gerek, deyü sizin geminin hakkına gûnâ-gûn müşâvere ederlerdi. Ol mahalde bir saçlı Frenk hakîm gelüp eyitdi: Biz bu deryâda çok gemi gördüm. Ammâ böyle yeraklı ve yasaklı, kerastesi metin ve içi dışı sağ gemi görmedim. Ammâ başında havâlesi çokdur ve içinde safra yokdur. Bu deryâ fırtınasına dayanmaz. Altını bu geminin elbette yağ sürüp kalafat etmek gerek ve dümen evinden kurbânlar edüp kan akıtmak gerek. Ve direği bu kalyona gâyet havâledir, kesmek gerek kim bu gemi dünyâ fırtınasından halâs ola, deyüp hakîm Frenk bu gûne kelimât-ı nasâyihleri söyleyüp gidicek hikmet-i Hudâ bir fırtına-i azîm olup sizin geminiz yedi demir üzre yatamayup beş demiri kırılıp demirler deryâda kalup sizin gemi iki demir üzre serserî talattum-ı deryâda deverân ederken sehel kaldı kim gemi gark olacak mahalde gemi içinden gemiciler feryâd u figân edüp 'Bre meded hay, imdâd vay' dediler. Derhâl Sarâyburnu'nda bostâncıbaşı, sa‘âdetlü pâdişâhın fermânıyla on pâre kayığa askerile süvâr olup sizin kalyonun cânib-i erba‘asına üşüp gemiler içine girdiler. Anı gördüm, mukaddemâ gelen Frenk hakîm bostâncıbaşıya eydür: Sultânım bu geminin halâsın isterseniz elbette bu geminin direğin kesesiz. Zîrâ bu gemiye bu direk çok havâledir, deyince cümle bostâncı ve baltacılar direğe balta urup deryâya uçurdukları ân deryâ fırtınası teskîn olup geminiz halâs olup Kurşumlu Mahzen önünde karâr etdi" deyü bu vâkı‘ayı paşaya mâ-vaka‘ı üzre bir bir takrîr etdiğimde paşa bu vâkı‘ayı cân kulağıyla istimâ‘ etdikde iç ağalarına "Beni bu döşekten kaldırın" deyince kaldırup bir gayri köşede girde-bâlişe dayanup nâliş ederek sadâ-yı zenbûr gibi söyleyerek eydür: "Bu rü’yâ-yı sâlihayı Evliyâ'dan sorun" deyü hakîre vâkı‘amda tenbîh etdiler. Bu gice sen beni vâkı‘anda görüp bu vâkı‘ayı bana söyle dediğim bu vâkı‘a idi" 144b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a–144b ·
metinde göster ·
… er âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden
gemiciler
'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü f …
Ammâ başında havâlesi çokdur, dediğü dağdağa-i âleme uğrayup tevâbi‘ çokluğu ve başım havâleli olup şişdiğidir. Ve gemi içinde safrası yokdur, dediği hâlâ perhiz ile karnım açdır ve fırtınaya dayanamaz dedüğü halk üzerime hücûm edüp teklîf-i mâlâ yutâk mu‘âleceler etdikleridir, ve fırtına-i rûzgâra paşayı çıkarman işâretidir ve bu geminin altına yağ lâzımdır, dedüğü yetmiş günden berü sâhib-i firâş olup altımda mak‘adım delik delik olup hakîkatü'l-hâl yağ sürmek gerek dediğidir. Ve dümen evinden kurbân edüp kan akıtmak gerek, dediği başım vücûdum gemisinin dümenidir. Hekimler hacamat edüp kan akıdup sıhhat buldukda kurbân eylemek işâretidir ve direği bu gemiye 'havâledir, kesmek gerek' dediği bir müdebbir âdemimin vücûdu amûdu keslüp benim sıhhatim alâmetidir, ve geminin yedi demirinin beşi kırılması beş aded sâhib-i lenger âdemlerim merhûm olup iki müdebbir âdemim kalması işâretidir ve gemi içinden gemiciler 'gemi batıyor' deyü feryâd etdikleri iç ağalarım havfe düşüp 'Paşa ölür' deyü feryâd etdikleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… a'yı, der-akab Hâsodabaşı Hasan Ağa'yı sinirlerinden ip takup "Allâh Allâh" ile
gemiciler
gibi keşân-ber-keşân sürüyerek getirüp yine Atmeydânı'nda çınara sinirlerinden …
Bundan sonra maktûl Caco İbrâhîm Ağa'yı, der-akab Hâsodabaşı Hasan Ağa'yı sinirlerinden ip takup "Allâh Allâh" ile gemiciler gibi keşân-ber-keşân sürüyerek getirüp yine Atmeydânı'nda çınara sinirlerinden asdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6b ·
metinde göster ·
küreğe koyup limanlı havâ-yı latîfde Kazak firkateleri kal‘a altına gelirken bu …
Hikmet-i Hudâ bu gûne zevk-i surûr-ı safâda iken deryâdan on pâre Urus şaykaları nümâyân olup kal‘a-i Varna deyüp gelmede. Meğer bunlar Kavarna iskelesi câniblerin nehb ü gârete gidüp bu Varna ahvâlin istimâ‘ edüp var kuvveti bâzûya getirüp imdâda gelirken hemân paşa-yı kâr-âzmûde küffârdan alınan yigirmi altı pâre Urus şaykalarına sekbân ve sarıcadan pür-silâh seksener {aded} fitoz ve bahâdır fetâlar koyup Varna kal‘ası limanında yatan yigirmi pâre şayka ve karamürsellerin sandallarına yigirmişer aded pür-silâh yiğitler koyup cümle Varna gemicilerin küreğe koyup limanlı havâ-yı latîfde Kazak firkateleri kal‘a altına gelirken bunlar dahi âmedânî kal‘a limanından kâfire kırk pâre gemi karşu çıkup bunlar anlara Kazaklar bunlara bir yaylım kurşum elbeştisi edüp sadâ-yı Allâh Allâh ile aslâ kâfire amân vermeyüp on pâre gemileri feth etdiler, zîrâ bu mel‘ûnlar Kavarna {şehri} altında ceng edüp içlerinde yaralı ve bereli kâfirleri olup cenge iktidârları olmayup keştîbânlık edecek ve âlât-ı levâzımât-ı bâdbânların ve cümle âlât-ı halatın kullanmağa ve içlerinde "orsa poca" demeğe hükm-i hükûmât eder hatmanları bile mürd olup {mukaddemâ gemiler} içinde esîr olan ümmet-i Muhammedler dahi bizim gemiler sarıldığın göricek anlar dahi imdâd edüp bu vak‘ada bizden bir âdem şehîd olmadan on pâre şaykalar feth olup azîm şâdumânlar edüp küffârın haçlı bayrakların ser-nigûn ederek dankiyolar çalup top u tüfeng şâdumânları edüp yine sâlimîn ü gânimîn on pâre şayka ile Varna limanına lenger 30a endâht olup şâdumân-ı top u tüfeng ve fişengden şehr-i Varna murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde {kalup} ba‘dehû paşanın serâperdesi gelüp cümle ordu-yı İslâm tınâb tınâba çıt-a-çıt kurulup ceng-i harbî tablları döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldukda ibtidâ Yûsuf Kethüdâ'ya bir semmûr hil‘at-i fâhire ve kapucular kethüdâsına ve sâ’ir kapucubaşılardan yigirmi ağaya ve yetmiş bayrak bölükbaşılarına birer hil‘at-i fâhire ve ihsân-ı vâfireler ile behremend [ü] behreyâb olup baş dil getiren garîb yiğitlere kırkar guruş ve birer gümüş çelenk ile ser-firâz etdiler ve sandalların imdâd veren yigirmi pâre şayka kapudanlarına birer hil‘at ve kürek çeken levendâtlarına onar guruş in‘âm olunup Kazak-ı Ak'ın şaykalarında {esîr} bulunan ümmet-i Muhammed esbâbların başka yığup esîr olan ibâdullâh halâs olduklarına hamd [ü] senâ ederken cümle ibâdullâha isbât etdiği mâlların verüp niçesine harçlık ihsân edüp herkes gemiler ile vatan-ı aslîlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29b–30a ·
metinde göster ·
… kal‘ası önünde {Karadeniz'e karışır. Tuna'dan ayrılmış bir boğazdır. Karadeniz
gemicileri
ol nehre Burdiçse derler bir küçük boğazdır. İçinde her sene niçe yüz pâre gemi …
Cezîre-i Yılanlı: Bu adanın sol tarafında ana Tuna Kili kal‘ası dibinde Karadeniz'e karışır ve küçük Tuna bu adanın sağında Tulça kal‘ası boğazında Karadeniz'e karışacak mahalde Tuna yine iki bölünüp birine Solona boğazı ve birine Hızır İlyâs boğazı derler küçük boğazlardır. Küçük gemiler girir ve yine Tulça boğazından bir fırka Tuna dahi ayrılup Beşdepe nâhiyesin dolaşup gelir Karahırman kal‘ası önünde {Karadeniz'e karışır. Tuna'dan ayrılmış bir boğazdır. Karadeniz gemicileri ol nehre Burdiçse derler bir küçük boğazdır. İçinde her sene niçe yüz pâre gemiler kışlar}. Bu Tuna dahi Karadeniz'e karışır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… -i Baraklu ve karye-i Cillu ve karye-i Temürhânlu ve karye-i Celilli ve karye-i
Gemiciler
ve karye-i Nâ’iblü ve karye-i Logoniçe ve karye-i Radoniş ve karye-i Büyük Hasa …
"Biz top-keşân askerîsiyiz. Ellerimizde emrlerimiz vardır. Biz zahîre-bahâ vermeziz" deyü hayli ceng edüp bizden bir yiğidi şehîd edüp, anlardan on âdem mecrûh olup beş aded âdemlerin hâh-nâ-hâh giriftâr edüp şehîdimiz mahkeme-i Resûl'e getirüp üç pâre kurâ halkından üç bin guruş kan-bahâ ve üç yük akçe zahîre-bahâ alup, andan karye-i Kullalar ve karye-i Erdoğmuşlar ve karye-i Karabınar ve karye-i Durgutlar ve karye-i Solinar ve karye-i Eynel Obası ve karye-i Kurdlar ve karye-i Tirepişte ve karye-i Gıranova ve karye-i Evrene ve karye-i Tirebne ve karye-i Fırankofça ve karye-i İn Obası ve karye-i Sindellü ve karye-i Evreşe ve karye-i Haydarlu ve karye-i Baraklu ve karye-i Cillu ve karye-i Temürhânlu ve karye-i Celilli ve karye-i Gemiciler ve karye-i Nâ’iblü ve karye-i Logoniçe ve karye-i Radoniş ve karye-i Büyük Hasançi ve karye-i Negoçan ve yine kasaba-i Na‘lband şeşan dağlarında Manastır şehrin gâret eden Yano kâfir olmağile ol dağlarda olan kurâların mâlları tahsîl olmayup kaldıkda, cümle tevâbi‘lerimiz bırağup yalnız bir gulâmımla at boynuna düşüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 179b ·
metinde göster ·
… s ve berata ve baldırları çıplak Cezâyir levendleri gibi gezerler, zîrâ cümlesi
gemiciler
ve firkatecilerdir, ammâ yine Boşnakça ve Latince kelimât ederler. Cümle hodi s …
Cümle ahâlîsi Nova kal‘ası kuludur ve Novalı esbâbı gibi beyâz daracık sıkma dimi esbâb geyüp başlarında kırmızı fes ve berata ve baldırları çıplak Cezâyir levendleri gibi gezerler, zîrâ cümlesi gemiciler ve firkatecilerdir, ammâ yine Boşnakça ve Latince kelimât ederler. Cümle hodi sedi bilmez gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a ·
metinde göster ·
… Ve cümle Poturca kelimât edüp ticâret ile geçinüp ekseriyyâ cümle halkı tıransa
gemicilerdir
.
Ve bu şehri nehr-i Sava ihâta etmişdir. Hâkim murâd edinse bir Savadan bir Savaya kurâsını kesse bu Raça şehri cezîre olmak mümkün idi. Ve âb [u] hevâsı latîf olduğundan cümle ünâsı ten-dürüstlerdir. Ve cümle Poturca kelimât edüp ticâret ile geçinüp ekseriyyâ cümle halkı tıransa gemicilerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 170a ·
metinde göster ·
… nâreli câmi‘i ve bir etmekçi dükkânı var, gayri imâret yokdur. Cümle halkı Tuna
gemicileridir
.
Semendire sancağı hâkinde voyvadalıkdır ve niyâbetdir. Kal‘ası harâbca olmuş. İmârethâneleri leb-i Tuna'da bir düzlük çemenzâr ve iremistân ve mişeyistân kûh-ı bülendler dâmeninde vâki‘ olup bâğ u bâğçeli cümle iki yüz aded tahta örtülü ve tahta havlılı ma‘mûr hânedânlardır. Mahsûlâtı çok olduğundan lisân-ı Latince Dobrinova, ya‘nî eyi ova demek olur. Ancak bir tahta örtülü ve bir tahta minâreli câmi‘i ve bir etmekçi dükkânı var, gayri imâret yokdur. Cümle halkı Tuna gemicileridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kasaba-i Dırınkova: Lisân-ı Latin'de (---)(---) demekdir. Bu dahi Semendir[e] sancağı hâk-i pâkinde voyvadalıkdır ve niyâbetdir. Mâ tekaddem bir ma‘mûr palankası var imiş, iç el olmak ile harâb olup amâr olunmamış. Ammâ şimdi Tuna kenârında bir dağ eteğinde ve bir vâsi‘ dere ağzında sâfî bâğlı ve bâğçeli bir şîrîn kasaba-i ra‘nâdır kim bir câmi‘i minâresi tahtadan olup küçük câmi‘dir, bir mescidi var, ammâ keferesi çokdur. Hammâmı ve hânı ve çârsû-yı bâzârı yokdur, ancak bir etmekçi dükkânı ve bir bozahânesi ve bir balıkçı dükkânı var. Cümle imâretleri tahta örtülüdür. Yüz on yedi evdir, ammâ âb [u] hevâsı latîfdir. Bunun dahi cümle ahâlîsi Tuna gemicileridir. A‘yân [u] eşrâfları yokdur, ammâ hadîka-misâl bâğları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a ·
metinde göster ·
… dükkânı ve bir medrese ve bir tekye ve bir mektebi var. Bunun dahi cümle halkı
gemicilerdir
. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bu kasaba nehr-i Tuna'nın bir bucağında vâki‘ …
Bu mahal Vidin sancağı toprağı ve Feth-i İslâm kal‘ası kadısının niyâbetidir ve Vidin subaşısı hâkimdir. Şehir nehr-i Tuna sâhilinde bir dere ağzında ensesi dağları cümle bâğlar ve bâğlarında zâğlar bâğların üzümlerin yedikçe bâğlar sâhibleri zâğlardan feryâd edüp ağlarlar ve ol bâğlı dağların dâmeninde vâki‘ olmuş bir kasaba-i Poraçacıkdır. Bir câmi‘i ve üç mahalle mescidi ve bir hânı ve bir hammâmı ve on aded dükkânı ve bir medrese ve bir tekye ve bir mektebi var. Bunun dahi cümle halkı gemicilerdir. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bu kasaba nehr-i Tuna'nın bir bucağında vâki‘ olup azîm limandır. Tahtalı Girdâbı'ndan halâs olan Tuna'nın transa nâm gemileri cümle bu limanda yatırlar. 95b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a–95b ·
metinde göster ·
… a karîb Kapospata burnun yâhûd bu Kavcelce burnu ki Suda limanı burnudur, cümle
gemiciler
bu mezkûr olan iki aded burunları üzleyüp bu iki burnun mâbeynlerinde Hanya kal …
Bu temâşâları edüp yine ceneral-i la‘îne gelüp vâfir ni‘metlerin yeyüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâların alup yine bir kayığa binüp atlarımıza süvâr olup andan şimâle bir sâ‘at gidüp Suda Burnu ki ana Freng tâ’ifesi Kavcelce burnu derler. Deryâ mellâhları cezîre-i Mora'da Benefşe kal‘asının Kaya burnundan Hanya'ya karîb Kapospata burnun yâhûd bu Kavcelce burnu ki Suda limanı burnudur, cümle gemiciler bu mezkûr olan iki aded burunları üzleyüp bu iki burnun mâbeynlerinde Hanya kal‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321a ·
metinde göster ·
Ve taşrasında aslâ bâğ u bâğçe yokdur. Ammâ bostânları gâyet çokdur. Ve suları kuyulardır. Ve halkı gemicilerdir. Ve reng-i rûyları sarışınlardır. Ammâ kal‘aları gâyet şîrîn binâ-yı İslâmdır. Bundan refîkler alup şark tarafına rub‘ sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y63b ·
metinde göster ·
Bu esnâflar cümle Bulak şehrinde mevcûd olup cemî‘i
gemiciler
pür-silâh olup küçük kayıkları ve kayasaları kızaklar üzre filandıra ve bayrakl …
Bu esnâflar cümle Bulak şehrinde mevcûd olup cemî‘i gemiciler pür-silâh olup küçük kayıkları ve kayasaları kızaklar üzre filandıra ve bayraklar ile donadup Mısır içinden bu gemileri çekerek, "Eyya mola ya mola" deyüp feryâd ederek Bulak re’îsleri ile Eski Mısır re’îsleri birbirlerile top u tüfeng atup ceng eder şeklinde şâdumânîler ederek bu ecinne askeri ile Süveys kapudanının kethudâsı filandıra bayrakların ve orsa filandıra ve sancakların açup yetmiş seksen dilberânıyla muhteşemâne marankoz Y 169b başıyla atbaşı berâber mehterhânesin çalarak ubûr ederler. Bunların alayından gayrı sancak ve bayrak yokdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y169a–Y169b ·
metinde göster ·
Bu mahalde gemiler ra‘d gibi Nîl ile dağlardan uçar. Urbân
gemicilerinden
gayrı bir âdem bu cür’ete tahammül etmeyüp cümle tüccârı taşra çıkup boğazı ubû …
Bu mahalde gemiler ra‘d gibi Nîl ile dağlardan uçar. Urbân gemicilerinden gayrı bir âdem bu cür’ete tahammül etmeyüp cümle tüccârı taşra çıkup boğazı ubûr edince karadan giderler. Bu mahallin kayaları birbirine karîb dar boğazdır kim bir tüvânâ zorâver fetâ el kayası atsa bir tarafdan bir tarafa taş yetişir, tâ bu mertebe dar boğazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y388b ·
metinde göster ·
Deryâya çıkup gördüm, bu geminin yelkenleri hasırdan, ne‘ûzu billâh Şeb deryâsı içre gidüp geminin rübbânları ve mellâh fellâhları ya‘nî gemicileri keştînin başına oturup dâ’imâ deryâya nâzırdır. Kaçan önlerine şeb gelse, yemînek yâhûd yesârek deyü geminin kıçında re’îse haber eder, ol dahi dümeni ana göre çevirir. Vây eğer bu yemînek yesârek diyenin hilâfında re’îs bir amel ederse dedeni deryâya cump bil. Ve her adımda Y 437a bin kerre Fâtiha Fâtiha diyerek, gemi Fâtiha ile mâl-â-mâl oldu. Hakîkatü'l-hâl bu gemilerde Fâtiha olmasa ol gemi bu deryâda bir ân selâmetle şinâverlik edemez. Zîrâ yelkeni hasîr ve rübbânları fakîr ve safrası taş çakır [ve] yükü karhâ-yı akîr ve mismârları habl-i hasîr ve gemileri altında yağı dühn-i ba‘îr ve içi mâl-â-mâl dakîk-i şa‘îr; el-hâsıl bu hâl üzre Süveys deryâsı içre şeb arasında şeb [ü] rûz ubûr ederek kıyı sıra kıyı sıra renc [ü] anâ çekerek altı günde niçe cezîrelere uğrayup temâşâlar ederek ve niçe cezîreleri ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436b–Y437a ·
metinde göster ·
bey‘ ederler. Bunun dahi âb [u] havâsı gâyet latîfdir. Ve esmerü'l-levn mahbûb …
Bunlardan gayrı imâret makûlesi binâları yokdur. Ve her hânede birer âb-ı rahmetden cem‘ olmasıyçün su sarnıcları mukarrerdir. Ol şiddet-i hârda suları buz pâresidir. Müstevfâ suları vardır, kifâyet mikdârından gayrı sularını ba‘zı kimesneler gemicilere bey‘ ederler. Bunun dahi âb [u] havâsı gâyet latîfdir. Ve esmerü'l-levn mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ve bu cezîrede câ-be-câ yerlerde darı zirâ‘at ederler. Ve bostânları dahi vardır. Ve keçileri gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y437a ·
metinde göster ·