… ı destine girüp esîr-i bend-i hicrân olup bir cân-ı Kazak rehâ bulmayup deryâda
gemileri dahi
temevvüc-i yemmden kenar-ı deryâya düşüp pâre pâre olup ahâlî-i vilâyet mâl-ı g …
Ammâ kal‘asın harâb etmişdir kim küffâr-ı dûzah-karâr Saltık Sultân'a kesret-i muhabbetleri olduğundan yine küffâr istîlâ etmesin içün sûrunu münhedim etmişdir. Ammâ niçe kerre yine Kazak, Yenisalâ nâm mahalden nehr-i Tuna kayıklarıyla gelüp bu Babadağı şehrin basup âsitâne-i Saltık Sultân'dan cümle sahûn u tancereleri ve haliçe ü kilimlerin alup giderken bir gün bir gice serserî gezüp şaykalarına vâsıl olamayup cümle bakır avânîleri yine tekyeye getirüp avdetde cümle küffâr il-vilâyet halkı destine girüp esîr-i bend-i hicrân olup bir cân-ı Kazak rehâ bulmayup deryâda gemileri dahi temevvüc-i yemmden kenar-ı deryâya düşüp pâre pâre olup ahâlî-i vilâyet mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim oldular. Ol zamândan berü küffar Babadağı'na çıkmak ihtimâli yokdur. Ba‘dehû bu ahvâl-i pür-melâl Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in mesmû‘-ı şerîfleri olup der-ân eyâlet-i Özi muhâfazasına me’mûr Sultân Ahmed Hân dâmâdı Âtike Sultân kocası Koca Ken‘ân Paşa'ya bir kıt‘a hatt-ı şerîf gidüp "Elbette başın sana gerek ise Babadağı şehri içinde cây-ı emân olmağiçün mahalle münâsib bir mürtefi‘ zemînde bir kal‘a-i metîn bünyâd edüp der-i devletime miftâhların îsâl edesin!" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî dergâh-ı âlî kapucubaşı yediyle vâsıl oldukda Ken‘ân Paşa "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp şehr-i Babadağı'nın cânib-i şarkîsinde bâğlar ucunda bir mürtefî‘ püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i zîbâya esâs bırağup bu kulle-i azîm itmâm bulduğu mahalde Ken‘ân Paşa ma‘zûl olup hâlâ esâs-ı kal‘a ve kulle dizdâr ve neferâtsız hâlî ve mu‘attal kaldı. Ammâ kal‘a itmâm bulsa Babadağı şehri cây-ı emân olurdu. Ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘ayı itmâm etmeğe murâd edinüp rikâb-ı hümâyûna arz etdikde paşa dahi ma‘zûl olup eyâlet-i Özi'yi Vezîr Siyâvuş Paşa'ya ihsan edüp Melek Ahmed Paşa'ya Rûmeli eyâleti in‘âm olundu. Hâlâ Babadağı kal‘aya muhtâcdır. Zîrâ bender-i şehr-i mu‘ammerdir kim imâret kal‘a lâzımdır. Bu şehir Özi eyâletinde Paşa hâssı voyvodalığıdır. Yüz aded tevâbi‘iyle hükm-i hükûmât edüp paşaya beş kîse, hâkime dörd kîse ve zahîre bahâsı ağasına ve paşaya dörder kîse hâsıl olur, a‘lâ hükûmetdir. Ve hâkim-i şer‘-i Resûl-i mübîni üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ammâ niçe kerre beş yüz akçe mollalara sadaka olunmuşdur. Cümle yedi aded nevâhî nâ’ibleri vardır ve cümle yüz aded nâhiye kurâlardır kim zahîre-bahâ tahsîline gidüp geşt ü güzâr etdiğimiz kurâlardır kim tahrîr olunur. Evvelâ karye-i Hergeleci ve karye-i Sebil-i İlyâs ve karye-i Küçük Sarı ve Düğlek ve Sabança ve Acıgöl ve Sarı Nasûh ve Kara Hâbil ve Ahmed Fakı ve Tatar Çamurlusu ve Sarıgöl ve Konkaz ve Hacılar ve Teretsinlik ve Na‘lband ve Kızılhisâr ve Kamber ve Armudlu ve Karka ve Başköy ve Bahşâyiş ve Çineli ve Atmaca ve Çukurova ve Kayalıdere ve Eskibaba ve Çağatay-ı zîr ve Çağatay-ı bâlâ ve Kargalığ-ı zîr ve Kargalığ-ı bâlâ ve Demlik-i zîr ve Demlik-i bâlâ ve Deliâlî ve Seleli ve Lütfîbeğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıbeğ ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarıgöl ve Kızılca Velî ve Kâsımça ve Kaçamak ve Karye-i Eski ve Koçubeğ 127a ve Uzun İnehân ve Toksofu ve Kulalı ve Gevherli ve karye-i Yeni ve Kireçlik ve Çonkar ve Kavacıkköy ve kasaba-i Ester-i azîm ve Bâzârlı ve Gerencik ve Bilâl Kışlası ve Dânehacı ve kasaba-i Karamurâdlı ve Köstelli ve Karatay ve Durhanlar ve Mamay ve Hoca Alî ve Karakoyunlu ve Çıkrıkçı ve Şeyh Emân ve Taşağılı-i zîr ve Taşağılı-i bâlâ ve Arnavutlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karaharman ve Sultânkara ve Pelidli ve Yuvacı ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Sarı ve Kara Nasûh ve Kasaplı ve Düğüncü ve Sofular ve Ganîbucak ve Karamân ve kal‘a-i Yenisala bir yalçın kaya üzre evc-i semâya ser çekmiş bir kal‘a-i serâmeddir. Ammâ içinde koyun çobanları sâkin olur. Bâyezîd Hân-ı Velî fethidir. Karaharman'a cereyân eden Tuna tur‘ası nümâyândır, ammâ etrâfında kurâları gâyet ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126b–127a ·
metinde göster ·
… çisin alup bizim Tuna kapudanı kadırkalarına elçiyi koyup kendülerinin niçe yüz
gemileri dahi
bile top u tüfeng şâdımânları ederek Tuna üzre alarka dururlar.
"Etdik" deyü ahidnâmeler yazılup buna münâsib niçe yüz gûne münâza‘a kelimâtlardan sonra hemân küffârın elçisi bizim paşanın göğsün öpüp ibtidâ orta milden içeri bizim hudûda girüp gidince bizim Âl-i Osmân askeri kâfirin elçisin alup bizim Tuna kapudanı kadırkalarına elçiyi koyup kendülerinin niçe yüz gemileri dahi bile top u tüfeng şâdımânları ederek Tuna üzre alarka dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45b ·
metinde göster ·
… ş gemileri var idi kim içinde aslâ cengcisi olmayup ve kürekçileri kalmayup iki
gemileri dahi
avret ve oğlanları ile gark oldular. Ve cemî‘i tahmîlât mühmelât mâl-â-mâl iken …
"Devletli vezîr! Kânûn-ı sultânî üç gündür. Bunlar yigirmi beş günde kal‘ada top ve tüfeng ve cebehâne komayup cümle gemilere taşırlar" deyü feryâd etdiklerinde feryâdları mesmû‘a olmayup yigirmi beş günde kal‘anın cümle zî-kıymet esbâb-ı eşyâların ve cemî‘i girân-bahâ âlât-ı silâh cebehâneleri ve mahbûb ve muhakkaş serâmed topların ve niçe kerre yüz bin güllelerin gülle gülle taşıyup ve cemî‘i sağîr ü kebîr avret ve oğlanlar gemilerle karşu Istandiye adasına taşırken meğer kalyonlara topları korken ku[r]nal nâm iplerden toplar gemilerinin içine uçup karşu tarafa giderken üç pâre gemileri bu kadar bin avret ve oğlanlarıyla döne döne üç pâre gemileri gark oldular. Eyle bozulup târumâr olmuş gemileri var idi kim içinde aslâ cengcisi olmayup ve kürekçileri kalmayup iki gemileri dahi avret ve oğlanları ile gark oldular. Ve cemî‘i tahmîlât mühmelât mâl-â-mâl iken karaya vurdular. Ve ba‘zı soltat gemileri doldurup anbâr ağızlarına dak yükledüp bu neferâtsız gemileri donanmış gemilerinin ortasına alup yelken açup üçer üçer gemiler bu hâl üzre karşu Istandiye adasına geçerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 303b ·
metinde göster ·
… dâd gemilerimize Girid'e karşu bir ârâmgâh liman 336a olup bizim kal‘alarımız
gemileri dahi
bu Manya'ya gidüp gelmek âsân olur" dediklerinde hakîr yine cemî‘i iş erlerinin …
"Eğer bunda bir metîn kal‘a-i Zarnata gibi olursa henüz Manya feth olup Akdeniz küffârdan emn [ü] emân olup cümle Tunus ve Tarabulus ve Cezâyir ve Girid'e gidüp gelen imdâd gemilerimize Girid'e karşu bir ârâmgâh liman 336a olup bizim kal‘alarımız gemileri dahi bu Manya'ya gidüp gelmek âsân olur" dediklerinde hakîr yine cemî‘i iş erlerinin müşâvereleri ile bu mahalle kal‘a binâ olunması vech-i ahsen görüldüğün cümle kal‘anın mühimmât [u] levâzımâtların firâden firâdâ yazup Serdâr Alî Paşa efendimize i‘lâm etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 335b–336a ·
metinde göster ·
Bu tuç direkler dahi Süleymân Hân'ın binâsıdır. Her biri üç âdem kaddi tuç ve musaykal sütûnlardır. Süleymân Hân'ın Seyyidvar altında rikâbdârı olan Kuzu Alî Ağa'dan mesmû‘umuz olmuşdur kim Süleymân Hân bu kırk bir aded tuç direkleri Mısır'da Tavâşî Süleymân Paşa'ya inşâ etdirüp Yemen gazâsına götürmek içün toplar idi. Ba‘dehu Süleymân Hân Ungurus seferlerinden Yemen gazâsına gidemeyüp Süleymân Paşa Yemen'i ve Hindustân'da Dîvâbâd'ı ve Ahmedâbâd'ı ve Bender'i ve Suratâbâd nâm benderleri iki yüz pâre keştî ile Süveys deryâsından varup altı ay kâmil ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl ile mezkûr benderleri Portakal keferesi destinden kuvvet-i bâzû-yı Âl-i Osmân ile alup ve tokuz bin aded Portekiz küffârı esîr olup kırk bir pâre balkarmata gemileri dahi feth olup mezkûr kal‘alara asâkir-i Âl-i Osmân'dan cengâver fetâlar konulup Süleymân Paşa, Süleymân Hân'a neccâblar ile bu feth-i meserreti arz etdükde Süleymân Hân'dan hatt-ı şerîf vârid olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y344b ·
metinde göster ·
… dahi Nîl'in iki cânibinde yalçın kayalar olmağile gâyet dar boğazdır. Şellâlât
gemileri dahi
bundan yukaruya gidemezler. Başka gûne tennâre gemileri vardır, anlar gider.
Bu mahalde hayme ve hargâhlarımızı sekiz yüz âdem ile kurup tınâb tınâba çatup meks etdik. Ve cânib-i erba‘amıza biner adım ba‘îd atlı karavullar koyup ol gece bu vâdîde mihmân olduk. Bir otlu ve mahsûllü sahrâ olduğundan Vâdî Halfa derler. Bu diyârda halfa, otluğa derler. Hakîr Nîl kenârında bir dıraht sâyesinde haymemizde zevk u safâ eyledik. Bu mahalde dahi Nîl'in iki cânibinde yalçın kayalar olmağile gâyet dar boğazdır. Şellâlât gemileri dahi bundan yukaruya gidemezler. Başka gûne tennâre gemileri vardır, anlar gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y392b ·
metinde göster ·