tahta kulle ve başına şikenbe ve burnundan ve kulağından mıhlamak içün me’mûr b …
Sekizinci hâkim: Muhtesib ağasıdır kim cemî‘i ehl-i sanâyi‘e hükm edüp ta‘zîr ve siyâset edüp bey‘ [ü] şirâsında hilâf edenin gerdenine tahta kulle ve başına şikenbe ve burnundan ve kulağından mıhlamak içün me’mûr bir hâkim-i mağfûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33a ·
metinde göster ·
… pişmiş kuşlar nüzûl edüp tenâvül ederlerdi. Ve yine ol sekel taş Hazret-i Mûsâ
gerdenine
alup giderlerdi. İşte hikâyet-i sekel budur.
Hazret-i Mûsâ, ol taşa on iki asâ urup her delikden birer ırmak cereyân edüp bir ırmakdan asker-i merd, birinden zenân, birinden at ve birinden deve ve birinden sığır ve birinden koyun ve birinden keçi, her uyûndan birer mahlûk âb-ı hayâtlar nûş edüp def‘-i atşân ederler. Ve asker-i Mûsâ'ya âsumândan helvâ ve tere ve kezengû helvâsı ve selvâ nâm pişmiş kuşlar nüzûl edüp tenâvül ederlerdi. Ve yine ol sekel taş Hazret-i Mûsâ gerdenine alup giderlerdi. İşte hikâyet-i sekel budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
… mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin
gerdenine
bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde
gerdenine
kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Amm …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
El-hâsıl üç kerre sa‘âdetlü pâdişâh tarafından kapucular kethüdâsı ve baş haseki ağa ve hâsodabaşı gelüp paşayı da‘vet etdiler. Paşa sûre-i (---) âyetinde Arapça nass-ı kâtı‘ı üzre ben kendümü tehlikeye ilkâ edüp bu Cemâpur askeri cem‘iyyeti içinden huzûr-ı pâdişâhîye varamam, umûma muhalefet kuvvet-i hatâdandır, elbette gidemem dedikde dördüncü def‘ada kapucular kethüdâsıyla Hâsodabaşı Hasan Ağa gelüp "Ya huzûr-ı pâdişâhîye gelirsin, size zarâr yokdur; ya mührü verirsin!" deyince paşa hamd-i Hudâ edüp paşa eydür "Ağalar! Vallahi ben mührü pâdişâhıma üç kerre verdim, almadılardı. Bana bir nân-pâre ihsân eylesinler, bir eyâletine gideyim" deyü mührü kapucular kethüdâsına verüp birer kise altun ve birer hil‘at-ı semmûr verüp "Pâdişâhımın pây-ı sa‘âdetine yüzüm sürerim" deyüp anlar giderken "İşte mührü vezîrden aldık. Dağılın ümmet-i Muhammed" dediklerinde feryâd [u] figânların dahi ziyâde edüp "Biz yetmiş âdemin katlin isteriz" dediler. Hemân Bâb-ı hümâyûn açılup Şeyhülislâm Azîz Efendi'yi içeri huzûr-ı pâdişâha da‘vet edüp yüz elli mikdârı ulemâ ve ser-i kârda olan ihtiyârlar ile muvâcehe-i şehriyârîye varup müşâvere edüp mührü Siyâvuş Paşa'ya verüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa Bâb-ı hümâyûn'dan taşra çıkınca "Allah mübârek eyleye. Hemân defterimizde olan yetmiş aded âdemleri katl edüp müstakil vezîria‘zam olasın" dediler ve cümle guluvv-i âm halkı dağılup gitdiler. Hemân ol dem Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı beşer altışar yüz küheylân atlı pür-silâh askerleriyle paşaya gelüp buluşduklarında "Sultânım, niçün bize haber etmeden mührü verdiniz? Senin uğuruna cümle kırılırdık" deyü paşaya ıtâb-âmîz sözler söyleyüp ağladılar. Paşa eyitdi "Bak a ağalar! Allah sizden râzı ola. Sizler ile hüsn-i ülfet edüp on dörd ay sadrıa‘zam olup dîn-i mübîne alâ kadri'l-imkân hizmet eyledik. Hamd-i Hudâ selâmetle halâs oldum. Ammâ sizler şimden gerü başınıza tedârik görün" dedikde "Biz bize bir su‘ûb ne etdikse kendi kendimize etdik" deyüp ağlaşarak paşa ile nân u nemek hakkın helâlleşerek çekilüp alay-ı azîm ile Siyâvuş Paşa'ya rağmen kapusu önünden ubûr edüp mübârek-bâda varmadıklarından Siyâvuş Paşa müte’ellim oldu. Ertesi gün Hâsodabaşı'yla hatt-ı şerîf gelüp "Benim lalam Melek Ahmed Paşa! Sana Mısır'ı ve Bağdâd'ı ve Budin'i ve Özi eyâletini ihsân etmişimdir. Kankı eyâleti murâd edinirsen bilâ-kalemiyye sadaka olunmuşdur, arz edesin" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî gelince paşa Özi eyâletin arz edüp üç kise altun ve elli katar-ı katır ve elli katar-ı deve ve bir otak ihsân olunup sa‘âdetlü pâdişâha vedâ‘a varup andan Sadrıa‘zâm Siyâvuş Paşa'ya varup birbirleriyle ol kadar ca‘lî âşinâlık etdiler kim âdem hayrân kalırdı. Niçe bin nasîhat-âmîz kelimâtları birbirlerine söyleyüp ba‘dehû şerbet ve buhûr gelüp ba‘dehû bir semmûr kürk ve iki kîse altun Siyâvuş Paşa bizim paşaya verüp birbirleriyle öpüşüp vedâlaşup andan şeyhülislâma varup andan paşa ortak sarâya gelmeyüp Bismillah ile doğru Edirne kapusundan taşra çıkup paşanın Otakçılar nâm sarâyında meks etdikde paşanın tuğlarıyla ve cümle askeriyle Kudde Mehemmed Kethüdâ mehterhâne-i paşayı döğerek topçulara gelüp meks etdiler. Paşa efendimizin akîbince Kaya Sultân efendimiz dahi göç edüp sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar görülürken 104b işbu sene 1061 târîhinin şehr-i Ramazânu'l-mübârekinin altıncı çihârşenbe günü idi, İslâmbol içre bir gulgule-i azîm olup İslâmbol kapuları kapanup Bektâş Ağa'ya Bursa sancağı ve Yeniçeri ağasına Erzurûm, Çelebi Kul Kethüdâsına (---) ihsân olunup (---)(---)(---)(---) iken Bektâş Ağa'yı kayd-bend ile bir hammâlın semerli bârgiri üzre Siyâvuş Paşa katl etdi ve Yeniçeri ağasını katl etdi. Sarı Kâtib bu ahvâl-i pür-melâli felâketi istimâ‘ edüp kendüyi bıçağıyla urup katl etdi ve yüz âdemleri katl edüp Bektâş Ağa ve Çelebi Kethüdâ ve (---) Yeniçeri ağasının cemî‘i mülk-i emlâklerin zabt edüp ka‘r-ı zemînden niçe mâl-ı defâyin çıkarup hazîne-i pâdişâhîye teslîm olundu. Yine ol sâ‘atde ümm-i dünya olan Sultân Ahmed Hân hâtûnu olan Osmân Hân'ın, Orhân Hân'ın ve Bâyezîd Hân'ın ve Murâd Hân'ın ve İbrâhîm Hân'ın vâlidesi olan Koca Kösem Vâlide'nin Kızlarağası Dîv Süleymân Ağa, vâlidenin gîsûların gerdenine bağlayup ma‘nûkan katl edüp ol sâhibü'l-hayrât hâtûnı şehîde eylediler. Ahâlî-i İslâmbol bu hâli istimâ‘ edüp üç gün üç gice derûn-ı İslâmbol'da câmi‘ler ve çarsû-yı bâzârlar kapanup gulgule-i azîm olup pes ü perdeden ve âşikâre niçe yüz âdemler katl olunup İslâmbol içi helc ü melc oldu. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu ahvâlât-ı pür-melâlât-ı çîlât işleri istimâ‘ edince Siyâvuş Paşa hakkında eydür: "Elli altmış gün vezîria‘zam olmak içün ümm-i dünyâ olan efendimiz Murâd Hân ve İbrâhîm Hân vâlidesi fakîreyi mazlûmen bi-gayrı hakkın katl etdi. Ammâ Siyâvuş Paşa iflâh [u] ber-hurdâr olmaz. Hemân Cenâb-ı Bârî anasını ağlatmayup birâderi Hüseyin Beğ sağ ola ve Hudâ selâmetle vezâretden kurtara. Azîm vartada vezîr oldu" deyü Melek Paşa'nın gözleri tas-ı pür-hûna döndü. Andan ertesi gün Siyâvuş Paşa tarafından on aded habbâr mübâşir çavuşlar gelüp "Elbette Özi eyâletine gidersiz!" deyü ibrâm [u] ilhâh edüp paşa "Emir pâdişâhın. Tiz tuğlar gitsin!" deyü çavuşlar huzûrunda tuğları Çekmece'lere gönderüp çavuşlara ihsân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 104a–104b ·
metinde göster ·
bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmaz …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… bin esb-süvâr hadeng-endâza mâlik idi. Burka‘ın rûyına bend edüp siyâh poşusın
gerdenine
bend edüp küheylân at üzre meydâna tarîl-i cevelân etdikde gûyâ hayyâl-ı Sâm u …
Ve bu eyâlet-i Şehrezûr'da tahrîr olunan on sekiz sancakdan mâ‘ada iki aded sancak dahi hükûmetdir. Kânûn-ı Süleymân Hân üzre azl u nasb kabûl etmezler. Hâkimi merhûm olursa evlâdlarına yâhûd akrabâ ve akrebine yâhûd duhter-i pâkîze-ahterine verilmek kânûndur. Bir eyâletde avrete sancak verilmek kânûn değildir illâ bu eyâlet-i Şehrezûl'da var. Hatta zamân-ı Murâd Hân-ı Râbi‘de Hânzâde Sultân nâm hâtûn-ı hurme vilâyet-i Harîr ve Sûrân'a hâkim olup on iki bin tüfeng-endâza ve on bin esb-süvâr hadeng-endâza mâlik idi. Burka‘ın rûyına bend edüp siyâh poşusın gerdenine bend edüp küheylân at üzre meydâna tarîl-i cevelân etdikde gûyâ hayyâl-ı Sâm u Nerîmân idi. Niçe kerre bu hâtûn kırk elli bin askeriyle diyâr-ı Acem'in Hemedân ve Dergezîn ve Cem-cenâb ve şehr-i güzînleri nehb ü gâret edüp yine sâlimîn ü gânimîn vilâyet-i Sûrân'a duhûl etmişdir. Tâ bu mertebe şecî‘a-i hâtûn kağan idi. Anınçün bu diyâr-ı Şehrezûr'da iki hükûmet avrete verilmek kânûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 372b ·
metinde göster ·
Hemân hakîr dal-hançer olup keferenin bir hançer-i zü'l-fecâm
gerdenine
ve sîne-i pür-kînesinde memesine birkaç kerre hançer urup hamd-i Hudâ keferenin …
Hemân hakîr dal-hançer olup keferenin bir hançer-i zü'l-fecâm gerdenine ve sîne-i pür-kînesinde memesine birkaç kerre hançer urup hamd-i Hudâ keferenin kellesin keserken üstüm necâset ile mülemma‘ iken bu kerre kızıl kana müstağrak oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
… dedikde Hazret-i Mûsâ ilhâm-ı Rabbânî ile ol taşı alup deliğinden bir habl ile
gerdenine
bend etdi. Bir rivâyetde beline bağladı, derler. Hâlâ dervîşânın gerdenlerindek …
"Yâ Musâ! Beni bile al sakla. Bir gün ola kim ben senin bir mühim maslahatında bulunam" dedikde Hazret-i Mûsâ ilhâm-ı Rabbânî ile ol taşı alup deliğinden bir habl ile gerdenine bend etdi. Bir rivâyetde beline bağladı, derler. Hâlâ dervîşânın gerdenlerindeki sekil taş Hazret-i Mûsâdan kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y383a ·
metinde göster ·
… n {ibtidâ} bûs eden kimesnenin ismin su’âl edüp ana bir künye ya‘nî lakab koyup
gerdenine
iki üç zirâ‘ dülbend ridâ sarup fukarâlarından olmağa me’zûn olur.
Ve bu mahalde şeyh hazretinin dest-i şerîfin {ibtidâ} bûs eden kimesnenin ismin su’âl edüp ana bir künye ya‘nî lakab koyup gerdenine iki üç zirâ‘ dülbend ridâ sarup fukarâlarından olmağa me’zûn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y224a ·
metinde göster ·
… nefes-i mübâreklerinin Y 224b te’sîri sebebiyle zevk u safâdayız. Ve hakîrin
gerdenine
bir Keşmîrî şâl sardılar. Ve ba‘zı eşrâfa dahi gûnâ-gûn şâl-ı Lâhûrî ve Gîlânî …
Her mevlûdda üç bin dörd bin âdemin boynuna ridâ sarup bir lakab buyururlar. Aceb hikmetdir, bir âdeme buyurdukları künyeyi bir âdeme dahi komazlar. Ve müddet-i ömründe hilâfetleri asrında bir lakabı iki âdeme dememişlerdir. Aceb sırrullâhdır kim "El-esmâü tenzilü mine's-semâi" ilhâm-ı rabbânî ile lakab korlar. Hakîre Ebussafâ deyü künye verdiler. Hamd-i Hudâ nefes-i mübâreklerinin Y 224b te’sîri sebebiyle zevk u safâdayız. Ve hakîrin gerdenine bir Keşmîrî şâl sardılar. Ve ba‘zı eşrâfa dahi gûnâ-gûn şâl-ı Lâhûrî ve Gîlânî verüp du‘â-i hayr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y224a–Y224b ·
metinde göster ·