… s ile mu‘azzezdir vücûd-ı insânın rüknüdür. Bunu techîz ü tekfîn ile defn etmek
gerekdir." deyü
kefenleyüp ve cema‘ât-i kesîre ile namâzın kılup hâlâ kubbe-i pür-envârı kurbün …
"İnsân-ı kâmil, bu nefs ile mu‘azzezdir vücûd-ı insânın rüknüdür. Bunu techîz ü tekfîn ile defn etmek gerekdir." deyü kefenleyüp ve cema‘ât-i kesîre ile namâzın kılup hâlâ kubbe-i pür-envârı kurbünde bir küçük kabirde medfûndur. Anıniçün elsine-i nâsda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99a ·
metinde göster ·
… deler. Bâ-husûs her yerde alem-i Resûlullâh olursa ol alayda tabl-ı Âl-i Osmânî
gerekdir" deyü
ser-i mehterân ve serkâr-ı sâzendekâr bu gûne da‘vâ-yı merd edince çalıcı mehte …
"Bizim hidmetimiz pâdişâhıma her bâr lâzımız kim bir cânibe müteveccih olsa mehâbet [u] salâbet, şân, şöhret [ü] şevket içün dosta düşmana karşu tabl, kudüm, nefîrin döğerek gider. Bâ-husûs ceng mahallinde guzât-ı müslimîni cenge terğîb edüp yüz yigirmi koldan ceng tablına ve kös-i hâkânîlere turralar urulup asker-i İslâmı cenge kılındırmağa sebeb oluruz. Bâ-husûs pâdişâhım bir şeye elem-zede oldukda def‘-i gam içün huzûrunda on iki makâm yigirmi dörd şu‘be ve yigirmi dörd usûl ve kırk sekiz terkîb ilm-i mûsikârdan fasl edüp pâdişâhım mesrûr olur. Hukemâ-yı kudemâ kavlince sâz [ü] söz ve hânende ve mahbûb rakkâs âdemin rûhuna safâ verir. 202b Bu gûne rûha gıdâ verici esnâflar hod bize mensûbdur. Sen ki mi‘mârbaşısın, senin cümle esnâfın Ermenî ve Urum kefereleri ve egserci Çingâneler ve löküncü ve suyolcu Arnavudlar ve lağımcı ve necisli Ermenîlerdir kim cümle esnâfın mezmûm u menhûs kâfirlerdir. Pâdişâhım biz bu esnâfı üzerimize tasaddur etdirmeziz. Cümle mehterhâne ocağı halkı kırılmağı irtikâb ederiz. Irz-ı pâdişâhî yok mıdır kim bir alay haşerât alayımıza tekaddüm edeler. Bâ-husûs her yerde alem-i Resûlullâh olursa ol alayda tabl-ı Âl-i Osmânî gerekdir" deyü ser-i mehterân ve serkâr-ı sâzendekâr bu gûne da‘vâ-yı merd edince çalıcı mehterler mukaddem alay etmek içün fermân-ı şehriyârî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202a–202b ·
metinde göster ·
… up yine kul guluv edüp "Pâdişâhımız koca oldu, bize bir tüvânâ pâdişâh-ı zî-şân
gerekdir" deyü
sene 855 târîhinde yine Ebü'l-feth Sultân Mehemmed mâh-ı Muharremin on altıncı …
Evvelâ kal‘a-i İzmir, kal‘a-i Güvercinlik ve vilâyet-i Cânik, tekrâr Selânik ve kal‘a-i Yanya ve kal‘a-i Yenişehr, kal‘a-i Tırhala, kal‘a-i Semendire, kal‘a-i Novoborda. Ve Destipot oğlunu harâca kesdi. Kul gulgule-i âm edüp ihtiyâr oldu deyü hal‘ edüp oğlu Sultân Mehemmed-i Sânî on üç seneye bâliğ iken sene 847 târîhinde Ebü'l-feth tahta geçüp iki sene taht-nişîn pâdişâh olup "Bir tâze oğlandır, hılâfet hakkından gelemeyüp her tarafdan düşman baş kaldırdı" deyü kul guluv edüp yine Koca Murâd-ı Sânî'yi taht-nişîn pâdişâh edüp Ebü'l-feth'i Mağnîsa'ya gönderdiler. Sene (---) yine Murâd Hân pâdişâh olup yine kul guluv edüp "Pâdişâhımız koca oldu, bize bir tüvânâ pâdişâh-ı zî-şân gerekdir" deyü sene 855 târîhinde yine Ebü'l-feth Sultân Mehemmed mâh-ı Muharremin on altıncı günü ki yevm-i hamîsdir, müstakil pâdişâh-ı kâm-kâr oldu. Sinn-i şerîfleri yigirmi bir seneye bâliğ idiler ki Edirne'de taht-nişîn olduğuna târîhdir: Rahmeti Rabbih, sene 855. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236a ·
metinde göster ·
… âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler
gerekdir" deyü
vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz ha …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… pa ve ırgad ve bennâ çalışup ittisâline sehl kalmışken "Vâfir genc ve ömr-i Nûh
gerekdir" deyü
İzmit halkının ığvâsıyla ferâğat etdiler. Ammâ eğer Sakarya nehri halîce ve hal …
Nehr-i azîm Sakarya : İki sâ‘at karîb ubûr edüp Kocaili içinde kasaba-i İrva kenarında bahr-i Siyâh'a munsab olup sehl himmet-ile nehr-i Sakarya bu buhayreye mahlût olmak şey-i kalîl idi. Ve bu buhayre İzmit körfezine üç sâ‘at karîb olmağıla bu gölün ayağı İzmit tuzlası önünde deryâya karışır. Hatta Sultân (---) asrında bu buhayreyi İzmit körfezine ilhâk eylemeğe niçe kerre yüz bin kazma ve çapa ve ırgad ve bennâ çalışup ittisâline sehl kalmışken "Vâfir genc ve ömr-i Nûh gerekdir" deyü İzmit halkının ığvâsıyla ferâğat etdiler. Ammâ eğer Sakarya nehri halîce ve halîc İzmit körfezine mahlût olsa Karadeniz'den bir dahi nehr-i Sakarya ile düşman girmez ve İzmit şehri iç il olup şehr-i Bolu'ya varınca beş konak yer ammâr olup Bolu şehri iskeleye karîb olup cümle İslâmbol'un gemileri tâ Bolu'ya yanaşup İslâmbol'da bir tahta üç akçeye ve bir kantar odun beş akçeye olup hayrat-ı azîm olurdu. Allahümme yessirü'l-hayr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277b ·
metinde göster ·
… almak bahânesiyle Revân tüccârın müte’ezzî etdiler, anların haklarından gelmek
gerekdir" deyü
cümle iş erleriyle Kars'dan atlarımıza süvâr olup cânib-i kıbleye bir çemenzâr …
Bu Kars'dan cânib-i şimâle 12 sâ‘atde Orçivek köyün geçüp Bağarsık deresin geçüp ve Ulğar yaylasın 12 sâ‘atde aşup üç günde kal‘a-i Ahıska'dır ve Kars'dan Kargabâzârı'n geçüp Ardahân'a bir konakdır ve Kars'dan yine şimâle 10 sa‘atde kal‘a-i Göle'dir bu kal‘a-i {Kars'a} dâhil olduğumuz günde vali-i vilâyet (---) Paşa'ya ve sâ’ir kul ağalarına Erzurûm Vâlisi efendimiz Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın mektûb-ı dürer-bârların verüp dîvân-ı pâdişâhîde kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûmları olunca cümle a‘yân-ı huzzâr-ı meclis "Hâşâ ki biz Revân'ın Acem kârbânın urup rencîde etmiş olak. Bu bize Acem'in ve Kağızmânlı'nın iftirâ-yı mahzıdır. Geçen hafta Kağızmânlı bâc almak bahânesiyle Revân tüccârın müte’ezzî etdiler, anların haklarından gelmek gerekdir" deyü cümle iş erleriyle Kars'dan atlarımıza süvâr olup cânib-i kıbleye bir çemenzâr sahrâ ile bir konak gidüp nehr-i Araz kenarına varup andan karşu tarafa keleklerle ubur edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 324b ·
metinde göster ·
… r kim "Sizlerin esâmelerin tashîh edüp nişânlı olmuşsuzdur. Sizleri cümle kırsa
gerekdir" deyü
haber vardıkda üç bin yiğit bu haberi istimâ‘ edince Silivri'den gemilerle ve a …
{Tetimme-i vekâyi‘ât-ı Atmeydânı: Çün sene 1058 mâh-ı Şevvâl'inin 15 yevmü'l-hamîs oldu. Paşa sarâylı ve Galatasarâyı'nın zorba iç ağaları ve gayrı (---) sarâyı ocakları helvacı ve aşcı ve ekmekcileri cumhûr ile zorba zorba sarâylarından çıkup İslâmbol'da Elçi Hânı'nda zorba Bıyıklı Mahmûd Ağa'nın yanına cem‘ oldular. Ve şâdırvân ahûrlu ve teberdârân-ı hâssalı dahi geldiler. Mâh-ı mezbûrun altıncı günü yevmü'l-cum‘a idi. Pâdişâh tarafından Silâhdâr Ağa Atmeydânı'na varup cümle içağalarına "Oğullar bir çıkma dahi olacakdır, kapu ağası çıkacakdır ve kânûn üzre el urulacakdır, ısyân etmen. Harem-i Hâssa gelin" deyü Galatalıyı ve Paşa sarâylıyı içeri götürüp Kapu ağası pâdişâha i‘lâm edüp çıkmabaşı doğancıbaşı (---) Ağa olup Silistre eyâleti ihsân olundu ve Hâsodada Cündîbaşı Mustafâ Ağa ve yine Hâne-i hâssadan altı kişi dahi çerâğ olup cümle bin yedi yüz gulâm sipâhîlik ile Zadra seferine me’mûr oldular. Mukaddema Zadra ve Girid seferine gidenlere bu yeni çıkan sipâhîler haber gönderdiler kim "Sizlerin esâmelerin tashîh edüp nişânlı olmuşsuzdur. Sizleri cümle kırsa gerekdir" deyü haber vardıkda üç bin yiğit bu haberi istimâ‘ edince Silivri'den gemilerle ve atlar ile İslâmbol'a gelüp sepişdiler ve Atmeydânı'nda Şâdırvân ahûru eşkıyâları ile cem‘iyyet-i kübrâ etdiler}. Âhir bir dahi Koca Ken‘an Paşa'yı sulha gönderdiklerinde 371b başın bir kaç yerden yarup katl edecekleri mahalde Ken‘an Paşa ol pîr-i fânî ve bir vezîr-i Âl-i Osmânî'yi mecrûh etdiler. Andan niçe meşâyih-i izâmları gönderdiler. Anlara şütûm-ı galîzalar edüp bir kânûn üzre veledeşlerimiz ve gulâmiyyelerimiz ve cülûs-bahâ tîrkeş akçelerimiz isteriz ve üç yıldan sonra sefere gideriz" deyü niçe nâ-hemvâr tekâlîf-i hâmlar edüp bu meşâyih-i ızâmları dahi "Vur a gidileri!" deyüp anlar dahi cân [u] başların kurtarup cem‘iyyet-i kübrâ olan Sultân Bâyezîd-i Velî Câmi‘ine gelüp cemî‘î ulemâ ve sulehâya ve Şeyhülislâm Abdürrahîm Efendi'ye ahvâl-i pür-melâli takrîr edüp Şeyhülislâm ol ân cümlesinin hakkına Besmeleyle fetvâ-yı şerîf verüp fetvâsı mûcebince sa‘âdetlü pâdişâhdan ibtidâ cülûsu günü bu kadar ibâdullahın katline hatt-ı şerîf verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371a–371b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
"Tîz bu ma‘bedgâha bir mihrâb ve bir minber ü nîk eser ve bir kürsî vü mahfil-i mü’ezzinân-ı hûb-manzar inşâ et kim bir vâcibü's-seyr eser bünyâd oluna kim bu câmi‘-i pür-nûra revnak u fer vere ve cemâ‘at-i müslimîn ve gürûh-ı gâziyân-ı muhavvihidîn tâ‘at-ı Sübhânî ve şükr-i Yezdânî edüp namâzlar kılınup niyâzlar oluna. Elbette bu mezkûr âsârlar yevm-i Cum‘aya yetişmek gerekdir" deyü ibrâm-ı mâlâ-kelâm edüp kal‘a içre gezerken vâlide sultâna câmi‘ olmağiçün Nemse deyrin bulup fi'l-hâl bir kenîse-i ibret-nümâyı asnâm-ı kerâhat-intizâmdan cümle tathîr ve Süvâ‘ ve Yeğûs ve Vedd ve Ye‘ûk misilli putlardan tebzîr etdirüp minber ü mihrâb ve kürsî [vü] mahfil inşâ olunmak fermân olundu, ammâ bu deyr-i azîmden çıkan lâşe-i murdâr bir deyrde çıkmayup kâmil bir haftada gücile tathîr olup şeb [ü] rûz ûd u amber çerâğân olup yine bed râyihadan bu deyrin yanına varılmazdı. Meğer cümle mürd olan Nemseleri bunda meşad ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
"Hazret-i Îsâ Hazret-i Allâh'ın yanında kuzu sıfatlı ve kuzu gibi halûk ve yavaş ve kuzu gibi meler ve enîs ü mûnis kuzu sıfatlı olduğundan sizin pâdişâhlarınızın vezîr mührü nice pâdişâhlarınıza dedelerinden kalmış ise bu kuzu tasvîri elmâs dahi iki bin altı yüz yıldan berü çâsârlara dedelerinden intikâl edüp, ‘Cihân pâdişâhları bu eşkâlde ve bu kıt‘ada böyle elmâsa mâlik olmuşdur’ {dediler}. Ve her bâr kral bu kuzuya nazar etmesinin aslı, kaçan kim kral bir kimesneye gazab-âlûd olsa ‘Pâdişâhlar Îsâ gibi kuzu olmak gerekdir’ deyü kuzuya bakup celâl-i gazabı teskîn olur" deyü cevâb [verdi].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67a ·
metinde göster ·
… nındır, koç yiğit kurbân içün doğar. Sere yazılan bozulmaz, elbetde olacak olsa
gerekdir" deyü
cevâb etdiklerinde cümlemiz bir yere gelüp meşveret etdik. Her biri birer gûne …
"Vallâhi Vallâhi zulümden kurâlarımızda oturmağa iktidârlarımız kalmayup dâğ-ı derûnumuzdan varalım kırmân-ı(?) Alman'da doyum olalım, deyü gelüp ceng edüp işte kendimiz bu gûne doyum olduk. Emir Hudâ'nındır, koç yiğit kurbân içün doğar. Sere yazılan bozulmaz, elbetde olacak olsa gerekdir" deyü cevâb etdiklerinde cümlemiz bir yere gelüp meşveret etdik. Her biri birer gûne pâ der-hevâ tama‘-ı hâm kelimâtlar etdiler. Hakîr eytdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y67a ·
metinde göster ·
mısra‘ı mazmûnu üzre bu şehir halkı âhir-i kâr mekânımız olsa
gerekdir, deyü
borca harca girüp mevtâlarının sandûkalarını beyâz kirec ile inşâ edüp hece taş …
mısra‘ı mazmûnu üzre bu şehir halkı âhir-i kâr mekânımız olsa gerekdir, deyü borca harca girüp mevtâlarının sandûkalarını beyâz kirec ile inşâ edüp hece taşı üzre târîhler tahrîr edüp niçe yüz bin şecerler diküp amâr etmişlerdir. Ve niçe fukarâlar bu garâfede yatup hayvânât girmesin deyü muhâfaza eder. Tarîk-ı âm üzre olmağile niçe yüz sebîlleri vardır. Binden mütecâviz beyâz nûr-misâl kubbelerinde niçe bin Sahâbe-i kirâm ve evlâd-ı zevi'l-ihtirâm âsûdedirler. Ehl-i beledin şehâdeti(ni) ile hîn-i muhâsarada şehîd olmuş yedi yüz Ashâb-ı güzîn medfûndur derler. Hakkâ ki cümlesinin kabr-i şerîfleri ma‘lûmdur, eğer tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Eyle bir mezâristân-ı münevverdir kim anda âsûde olanlar, mısrâ‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y369a ·
metinde göster ·
ricâ etdiler. Melik dahi eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz e …
"Su âteş kusana gerekdir" deyü ricâ etdiler. Melik dahi eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan devenin üstühânlarından ve postundan ve muzahrefâtından bakâyâyı cümle necisiyle bile tenâvül edüp beş kırba suyu beklemeden [yenilmeden?] bilâ-cür‘a nûş etdi. Et kusan pehlivân-ı evvel feryâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·