… i adın keme takma ve keme yoldaş olma zararın çekersin. Yürü ileri gözüm, kalma
geri
. Alay bozma, tarla basma, yârân pâyine sarkma. Komadığın yire el uzatma. İki ki …
Pendnâme-i peder-i büzürgvâr : "Oğul, âdem yohsul olur, Besmelesiz ta‘âm yime. Ser verecek sözün var ise sakın avretine deme. 241b Cünüb olup yemek yime. Esbâbın söküğün üstünde dikme,. İyi adın keme takma ve keme yoldaş olma zararın çekersin. Yürü ileri gözüm, kalma geri. Alay bozma, tarla basma, yârân pâyine sarkma. Komadığın yire el uzatma. İki kişi söyleşirken dinleme, nân u nemek hakkın gözet, nâ-mahreme nazar edüp ihânet etme,. Da‘vetsiz bir yire varma, varırsan emn [ü] emân yirde ehl-i ırza var. Mahrem-i esrâr ol, her meclisde istimâ‘ etdiğin sözleri hıfz eyle. Evden eve müsâferet edüp söz gezdirme, zemm ü nemm ü gıybet u mesâvîden ârî ol. Halûk ol, herkesle hüsn-i ülfet edüp lecûc ve zebân-dırâz olma. Senden ulular önünde gitme, ihtiyârlara ri‘âyet et. Dâ’imâ tâhir olup her muharramât-ı menhiyyâtdan perhizkâr ol. Evkât-ı hamseye müdâvemet edüp salah-ı hâl ile mukayyed olup ilme meşgûl ol. Beyt-i nasîhat:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a–241b ·
metinde göster ·
… sonra cümleye akîb Bitlîs hânı cümle askeriyle kazan dibi kalup dündâr olur kim
geri
kalanları indire ve bindire ve hastaları gözleye, gerüye firâr edenleri kırmağa …
Ba‘dehû Van paşasının akîbince Âl-i Osmân vüzerâları Van'dan bizzât pâdişâh-ı cem-kişver veyahûd serdâr-ı mu‘azzam olan vezîr-i server gider. Andan sonra cümle mîr-i mîrânlar, andan sonra cümleye akîb Bitlîs hânı cümle askeriyle kazan dibi kalup dündâr olur kim geri kalanları indire ve bindire ve hastaları gözleye, gerüye firâr edenleri kırmağa me’mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b ·
metinde göster ·
… bizleri dereler içinde kat-ender-kat görünce hemân anları kovan kâfirlere "Bire
geri
dönün" diyesiye kalmadı.
Hemân sâ‘at bir azîm küme atlı ve piyâde kâfirler geçdi. Anların akîbince bir küme yayan ve bir küme elli mikdârı atlı kefereler geçüp anlar dahi har har soluyup giderlerdi. Hemân beş on aded kâfirler kayalar üzre seğirdüp giderlerken bizleri dereler içinde kat-ender-kat görünce hemân anları kovan kâfirlere "Bire geri dönün" diyesiye kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… up anlar bizlere, biz anlara bizler sokup kırarken ileri kaçan yayalarımız dahi
geri
dönüp kâfir iki asker arasında kalup cümle kefere kayalar arasına sepişüp merdâ …
Hemân bizim Yûsuf Kethüdâ'mız ibtidâ "Allâh Allâh" deyüp at bırağınca cümlemiz dal-sâtûr-ı Muhammedî olup aç kurd koyuna sunar gibi ve sunar zağar gibi kâfirin ardına düşünce kâfir gördü kim kendü câniblerinden Türk askeri gelir. Hemân kıranlarındaki yayanları kovmadan ferâgat edüp bizüm üzerimize döndüler. Hemân cümle kâfirle alak bulak olup anlar bizlere, biz anlara bizler sokup kırarken ileri kaçan yayalarımız dahi geri dönüp kâfir iki asker arasında kalup cümle kefere kayalar arasına sepişüp merdâne ve dilîrâne hakkâ ki ey ceng etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… ın ağızlarına Türk kılıçlar ile vurup ‘Gerüye dönün’ derler idi. Anlar da dönüp
geri
giderlerdi. Meğer yürüyüş etmeğe ve kal‘aya girmeğe Türk'ün rızâları yok idi. M …
"Bire cânım, bir kerre bizim Fargaçi kapudan zamânı Nemse çârnâsârı yedi kralın yedi kerre yüz bin askeriyle gelüp bu kal‘ayı yedi ay döğüp aslâ kal‘amızın yanına gelemeyüp meterise komayup top menzili alarkadan döğdü ve yedi aydan sonra kış geldi ve çâsâr hâ'ib ü hâsir gitdi. Bâ-husûs ol zamân kal‘amız yalın kat idi. Kal‘adan bir taş kopartmadan yıkılup gitdi. Şimdi ise kal‘amız sedd-i İskender iken ve içinde bu kadar askerimiz ve bu kadar yarar top u tüfengimiz ve bî-hisâb cebehânemiz 118a var iken Türk askeri geldiği gibi hemân ol gece amân u zamân vermeyüp bize aslâ göz açdırmayup kal‘anın her tarafında güpe gündüz kat-ender-kat meterise girüp topa tüfenge bakmayup beşinci gün handak kenârına geldiler ve Yassı Tabya'yı aldılar ve kırk gündür kim çekdiğimiz derd-i belâ-yı mihnet [ü] serencâmı Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Meryem Ana bilir. Ve hâlâ kal‘amızın der [ü] dîvârları kalmayup bayır bayır olup sokak sokak yollar oldu. Ve altı yedi kerre Türk yürüyüşler edüp birkaç kerre kal‘a içine bî-bâk ü bî-pervâ kudurmuş yılanlar gibi kal‘aya girüp her girişde beşer altışar yüz nefer Hıristiyanlarımız Türk yılanları sokdu ve kılıçları zehrinden bu kadar âdemlerimiz öldü ve bu kadar esîrlerimiz anlara gitdi ve kendiler bî-bâk ü bî-pervâ şikârların alup ordularında karâr etdi. Ve üç kerre Aktabya'mıza yürüyüş edüp almışlar iken anların ardları sıra imdâd göndermeyüp tabya üzre çıkanların ağızlarına Türk kılıçlar ile vurup ‘Gerüye dönün’ derler idi. Anlar da dönüp geri giderlerdi. Meğer yürüyüş etmeğe ve kal‘aya girmeğe Türk'ün rızâları yok idi. Meğer yürüyüş edüp kal‘aya girenler büyük Türk'ün haberi yok iken gelenler idi. Şimdi ise Türk dellâllar çağırdup ‘Yarın yürüyüşdür’ deyü bu kadar bin nerdübânlar hâzır etdiler. Nerdübânlara dahi ihtiyâc yeri komadılar. Her nereden olsa kaç kerre girdiler ve kaç kerre çıkdılar. Bu kal‘amızın bu gûne harâb olduğun gördünüz ve nice olacağın bildiniz. Geliniz imdi ırzımız ve ehl [ü] iyâllerimiz yerinde iken kal‘a üzre amân bayrağı dikelim ve Türk'den yarar âdemler rehinler alalım. Biz de anlara varalım ve kal‘ayı teslîm edelim. Sonra her birimiz bir yana gidelim. Görürsüz kim kırk günden berü bize bir imdâd gelmedi. Bu kadar çaşıtlar ve bu kadar feryâdcılar gönderdik. İmdâda gelenlerimizi de taşrada Türk kırdı. Hemân, ‘Amân ey güzîde-i asker-i Âl-i Osmân’ diyelim. Yüzümüz suyuyla Türk'e kal‘ayı vere ile verelim ve illâ yok derseniz yâ bugün ve yâ yarın bu Uyvar sahrâsında olan deryâ-misâl Türk askeri kal‘anın yıkık bayırlarından ve gördüğünüz hâzır nerdübânlardan cümle Türk bir kerre ‘Muhammed Muhammed’ deyü yürürler ve durun bilmezler ve bize amân vermezler. Cümlemizi Ciğerdelen ovasındaki gibi kırarlar. Siz bilirsiniz ve bu müşâvereye ne dersiniz, siz de söylen" deyüp başpapas hâmûş-bâş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117b–118a ·
metinde göster ·
… n ve selâmet Ustolni-Belgrad'dir. Gerçi kâfir içidir, ammâ selâmete doğrudur ve
geri
kaçmayup ileri kâfiristân sökerek çıkmış oluruz. Ve eğer Üstürgon'a ve Uğvar'a …
"Bire devletli vezîr, yakın yol selâmet istersen cümleden yakın ve selâmet Ustolni-Belgrad'dir. Gerçi kâfir içidir, ammâ selâmete doğrudur ve geri kaçmayup ileri kâfiristân sökerek çıkmış oluruz. Ve eğer Üstürgon'a ve Uğvar'a giderseniz ve Budin'e çıkarsanız cümle şâhrâh yoldur ve ol yola gitdiğimizden düşman dahi havf edüp ‘Türk belki Yanık kal‘asına gider, yâ Tata yâ Papa kal‘alarına yâ Pirestpirim veyâ Senmartin kal‘asına gider’ mülâhazasıyla küffâr havfe düşüp görürsüz. Elbette elçiyi çıkar" dediklerinde bu müşâvere cümlenin makbûlü ve pesendîdesi olup hadîs-i şerîfi tilâvet edüp Arapça deyü Fâtiha-i şerîfe tilâvet olunup Tatar Hânzâde Ahmed Geray Hân Sultân'ı Sadrıa‘zam huzuruna çağırup bir hil‘at-i fâhire ihsân edüp üç bin at toplara koşmak içün Tatar askerine yevmiyye üçer bin altun ücret verdiler ve yigirmi kerre yüz bin ok ve yedi bin aded yay Tatar askerine ihsân olunup hakîr bu mahalde Tatar ile konup göçerdim ve cebehâneden ba‘zı sakîl eşyâları ihrâk bi'n-nâr edüp üç bin gülleleri Defterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü tevâbi‘ u levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle hasta ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (---) teslîm edüp bu mahalde 23b yeniçeri ağalığı mahlûlden Siyâvuş Paşa kethudâsı Muharrem Ağa'ya ihsân olundu. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23a–23b ·
metinde göster ·
Hemân kim vakt-i zuhur oldukda ibtidâ bu İstifan kenîsesinin büyük sâ‘ati bir kerre urunca dahi âhengi tamâm olmadan Beç kal‘ası içre cemî‘i sâ‘at kullelerinde çanları darb-ı vâhidede çala düşer aceb irtibât buldurmuşlardır, ammâ Rûm'da bir âdemin iki sâ‘ati olsa biri bir derîce ve iki dakîkada ileri yâhûd geri kalup yürür, ammâ Beç sâ‘atleri cümle yek darbdan çalar musanna‘ sâ‘at kulleleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61b ·
metinde göster ·
… dim ki Erdel kralı Apofi Mihal Hayduşak vilâyetine gitmiş. Bi'z-zarûrî biz dahi
geri
dönüp ol taraflara gitmek iktizâ edüp Kolojvar'dan kâh şimâle ve kâh garba ve k …
Bu Kolojvar kal‘asında bu hakîr istimâ‘ etdim ki Erdel kralı Apofi Mihal Hayduşak vilâyetine gitmiş. Bi'z-zarûrî biz dahi geri dönüp ol taraflara gitmek iktizâ edüp Kolojvar'dan kâh şimâle ve kâh garba ve kâhîce cenûb taraflarına bir hafta gezüp niçe kurâ ve kasabât ve kılâ‘ları seyr [ü] temâşâ etdiğimiz yerler çokdur, ammâ gayri meşhûrların zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi olmayup niçe menâzillerin dahi esmâları ma‘lûmumuz olmayup evsâfları tahrîr olunmadı. Andan bir menzil-i güm-nâmdan kalkup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91b ·
metinde göster ·
… e olup meğer bizim yılkı atların yanında olan koş kazan tübi şuralar {ağırlıkta
geri
kalan oğlanlar} imiş, at boynuna düşüp "Bire meded! Bir azîm asker gele turıyor …
"Âyâ bu kâfire ne re’y tedârik edüp taburdan çıkarsak" deyü kartlar {ihtiyârlar} ile müşâvere üzre iken Heyhât sahrâsının kıble cânibinden bir toz evc-i âsumâna peyveste olup meğer bizim yılkı atların yanında olan koş kazan tübi şuralar {ağırlıkta geri kalan oğlanlar} imiş, at boynuna düşüp "Bire meded! Bir azîm asker gele turıyor, muna {işde} göründü" deyü haber etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
… lçi ban-ı müdebbir on pâre topların arabalar ile ileri ve on pâre şâhî topların
geri
koyup at başı berâber gidüp ertesi bir gün cânib-i şimâle gidüp,
Hemân elçi ban-ı müdebbir on pâre topların arabalar ile ileri ve on pâre şâhî topların geri koyup at başı berâber gidüp ertesi bir gün cânib-i şimâle gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174b ·
metinde göster ·
Andan Taysı Şâh oğlu Moyinçak Şâh ve anın oğlu Kodal Alp ve Dar Alp ve Kolat Alp ve Olgoy Alp ve Soloy Alp ve (...) Alp ve gayri mirzalarıyla cümle vedâlaşup kurtulduğumuza yüz bin hamd [ü] senâ ederek cümle Maskov arabaların tabur gibi küren çatup toplarımız ileri ve geri âmâde edüp cümle Maskov askerimiz pür-silâh atbaşı berâber yine Kalmığistân içre bir gün şimâl cânibine Heyhât-ı bî-pâyân içre seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
… olunup cümle arabaları kal‘a gibi küren çatup üç pâre top ileri ve üç pâre top
geri
koyup beş yüz aded cürd atlı gâzîler ileri çarkacı gidüp 2 sâ‘atde,
Evvelâ bism-i İlâh ile Azak'dan çıkup kıble tarafına Heyhât sahrâsı içre basîret üzre giderek 2 sâ‘at ileri ve gerü ve yemîn ü yesâra ince karavullar ta‘yîn olunup cümle arabaları kal‘a gibi küren çatup üç pâre top ileri ve üç pâre top geri koyup beş yüz aded cürd atlı gâzîler ileri çarkacı gidüp 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·
… bârân-ı rahmet nâzil olup saf saf kürdeledüp(?) giderken beş aded yârânlarımız
geri
dönüp mîrî furûnlara esbâblarını kurutmağa gitdiler.
"Elbette ben anı söyledirim" deyü niçe ahbâb yanında da‘vâ-yı merd edüp küffârın Göllük tarafında mezkûr münhezim olan Fransa kâfiri arbedesinden üç gün sonra azm-i râh-ı bî-zebân Alî Dede deyüp yedi aded yârân-ı zarîfân-ı nükte-şinâsân ile piyâdece giderken bir bârân-ı rahmet nâzil olup saf saf kürdeledüp(?) giderken beş aded yârânlarımız geri dönüp mîrî furûnlara esbâblarını kurutmağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 299a ·
metinde göster ·
tur, ileri gel, sağa var, sakın yoldan" deyü giderlerken bu Karanlık kapu yolla …
Andan tâ Karanlık kapuya varınca üç bin adım yerde olan kapular cümle mesdûddur, işlemeyüp hîn-i mahalde açılır. Ammâ Karanlık kapu cânib-i garba nâzır olup üç kat metîn kapulardır. Lâkin tabyaların kemerleri altından gidilüp gâyet karanlık yer olmak ile Karanlık kapu derler, gâyet muzlim yolları vardı[r]. Hattâ ba‘de'l-feth cümle halk bu karanlık yolların izdihâmında giderlerken niçe âdemler birbirlerine başların urup "Geri tur, ileri gel, sağa var, sakın yoldan" deyü giderlerken bu Karanlık kapu yollarında ba‘zı levendât makûlesi gâzîler ba‘zı dilberin ardı sıra gözedüp ol karanlık yere geldikde ol mahbûbların bûselerin aldıklarıyçün uşşâkân mâbeyninde bu kapuya "Şeftâlû kapusu" dediler. Hakkâ ki karanlık kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310a ·
metinde göster ·
… kîre dahi ziyâde dehşet hâsıl olup telâş el verdi, ammâ ne çâre, yolumuz oldur,
geri
dönmek mümkin değil. El-hâsıl bu hâl üzre dağlar ve ormanlar içre 3 sâ‘at gidüp …
Dibelik hakîre dahi ziyâde dehşet hâsıl olup telâş el verdi, ammâ ne çâre, yolumuz oldur, geri dönmek mümkin değil. El-hâsıl bu hâl üzre dağlar ve ormanlar içre 3 sâ‘at gidüp Pireveze deryâsı kenârın geçüp dahi büyük çengelistân ormanlara girdikde 345a cân başımıza sıçrayup giderken hemân on ad[ed] pür-silâh haydud harâmî kefereleri bizi gördüklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 344b–345a ·
metinde göster ·
kalan huccâc-ı müslimînden kul kethudâsı Ahmed Ağa ve vezîr-i a‘zam dâmâdı kapu …
Ve şâm'da geri kalan huccâc-ı müslimînden kul kethudâsı Ahmed Ağa ve vezîr-i a‘zam dâmâdı kapucular kethudâsı Siyâvuş Ağa bir remmâ huccâc ile mezkûr Sanemeyn nâm mahalde bu dipi ve borana râst gelüp bu kadar emvâl [ü] erzâkdan ayrılup ve niçe huccâc sovukdan helâk olup yetmiş bin renc [ü] anâ çekerek salt cânların halâs edüp ordu-yı İslâma dâhil oldular. Ammâ bir meks edecek cây-ı râhat yok. Âhir paşa bunları otağına aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y261a ·
metinde göster ·
… diyerek tablbâzlara turralar urarak ve gûnâ-gûn şakâlar ederek gâh ileri ve gâh
geri
gidüp alay düzerek ubûr olunur.
Dahi ardı sıra çaşnigîr başı bayrağile atbaşı berâber dahi ardı sıra bayrağile âhûr kethudâsı ve sarrâcân dahi pür-silâh atbaşı berâber andan sakkâlar ve akkâm u meş‘alciyân bu askerin mâbeyninde sâhib-şakâ on iki nefer alay çavuşları küheylân atların yancıklar ile bahrî hotaslar ve zîl [ü] bem ile atların zeyn edüp kendüler dahi katîfe ve atlas şalvarlar ile serlerinde serbend ve hartâvî destârlar üzre Zâl ve Sâm u Nerîmân-vâr sâm süvâr tellerin ve gûnâ-gûn otagaların başlarına zeyn kılup destlerinde gümüş çevgânları ile asker içinde, "Aş-a, dur-a, sür-e" diyerek tablbâzlara turralar urarak ve gûnâ-gûn şakâlar ederek gâh ileri ve gâh geri gidüp alay düzerek ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312a ·
metinde göster ·
Ve eğer vakt-i sabâh karîb ise ol şeb-i zulmetde konağa varup konmazlar. Zîrâ gece karanlığında konarken asker içre bir vâveylâ vü vâveledâ kopup herkes kollu kolun bulmada ve ileri geri kalanlar katârın bulmada usret çekilmek mukarrer olduğundan sabâha karîb cümle develeri yükleriyle çökürüp rada ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y376b ·
metinde göster ·
… ri tarafda Sultân Sâlih yüz bin asker ile ılgar edüp Gazze cânibine gidüp andan
geri
dönüp ibtidâ Dimyât'ı halâs edüp küffârın iki yüz pâre gemisin kabza-i tasarruf …
Ba‘dehu Mısır sultânlarından es-Sâlih Eyyûb bu şehrin âb [u] havâsın beğenüp dahi ziyâde ma‘mûr [u] âbâdân etdi kim bâğ-ı behişt etdi. Ba‘dehu İşpanya la‘în bin pâre gemi ile Dimyât'a gelüp istîlâ etdi, andan tâ Mansûre'de karâr edüp milk edindi. Beri tarafda Sultân Sâlih yüz bin asker ile ılgar edüp Gazze cânibine gidüp andan geri dönüp ibtidâ Dimyât'ı halâs edüp küffârın iki yüz pâre gemisin kabza-i tasarrufa Y 352b alup Mansûre'de olan küffârın ardın alup deryâ-misâl asker ile Mansûre'yi muhâsara edüp yedi gün yedi gecede iki kerre yüz bin küffârdan bir cân kurtulmaduğı cemî‘i tevârîhlerde mastûrdur. Andan sonra bu Dakhel şehrine Mansûre dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y352a–Y352b ·
metinde göster ·
… ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve
geri
geri gidüp karâr edüp eyitdi:
Anlar fasılların tamâm edince karşudan bir arık kara kuru kadîd-i mahz âdem zâhir olup pâ-bürehne ve ser-bürehne, ammâ yine siyâh deriden avret yerine bir kisbet geymiş, eyle daracık kim kelpedân ile yapışılmaz, yâdest kemiğine benzer bir kadîd cüst ü çâlâk ve zinde, ammâ ayyârlık alâmeti yüzünde, pehlivânlık kelâmları sözünden sâdır olup bir gûne reftâr ederek meydân-ı ma‘rekeye geldi kim gûyâ ayağı altında karınca vardır. Hemân ki huzûr-ı melike geldikde "Yâ Hayy" deyüp havâya pertâb urup beş âdem kaddi gûyâ tayerân edüp zemîne endikde âdâb-ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve geri geri gidüp karâr edüp eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b ·
metinde göster ·
… livân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve geri
geri
gidüp karâr edüp eyitdi:
Anlar fasılların tamâm edince karşudan bir arık kara kuru kadîd-i mahz âdem zâhir olup pâ-bürehne ve ser-bürehne, ammâ yine siyâh deriden avret yerine bir kisbet geymiş, eyle daracık kim kelpedân ile yapışılmaz, yâdest kemiğine benzer bir kadîd cüst ü çâlâk ve zinde, ammâ ayyârlık alâmeti yüzünde, pehlivânlık kelâmları sözünden sâdır olup bir gûne reftâr ederek meydân-ı ma‘rekeye geldi kim gûyâ ayağı altında karınca vardır. Hemân ki huzûr-ı melike geldikde "Yâ Hayy" deyüp havâya pertâb urup beş âdem kaddi gûyâ tayerân edüp zemîne endikde âdâb-ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve geri geri gidüp karâr edüp eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b ·
metinde göster ·