"Ey tâlib, gerçi âşık-ı sâdıksın ammâ dahi feleğin
germ
[ü] serdin çekmeyüp nâ-puhtesin, seni bir kaç kerre tecrübe içün itâb [ü] şitâb …
"Ey tâlib, gerçi âşık-ı sâdıksın ammâ dahi feleğin germ [ü] serdin çekmeyüp nâ-puhtesin, seni bir kaç kerre tecrübe içün itâb [ü] şitâb edüp kulûbuna 38a dokundum, ammâ yine benden rû-gerdân olmayup i‘tikâd-ı tâm ile eteğimden ayrılmadın. Ammâ seni bir pîre götürürüm, içeri girüp selâm verüp sana dediğim köşede kırk gün çille-i merdân çeküp otur, ammâ anda olan kimesnelerin bir fi‘line karışmayup sümmün bükmün durup aslâ dünyâ kelâmın etme,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37b–38a ·
metinde göster ·
… , gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler
germ
ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü …
deyü katresin harâm etmişdir. Ol Cenâb-ı Kahhâr'dan korkarım kim cemî‘î mevcûdât-ı ademden vücûda getirdi. Anın emrin sımayup bâde içmenem" dedikde hemân Hân "Vallah yahşi mü’min ve muta‘assıbsın" dedi. Hakîr eyitdim "Vallah hânım muta‘assıb değilim, illâ Nu‘mân ibn Sâbit mezhebinde pâk-i‘tikâd seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî Âdem [ü] muhibb-i hânedân-ı merd-i Hudâyım" dedikde cümle huzzâr-ı meclis nüdemâları dembeste ve mest [ü] medhûş-i bî-hûş sarhoş kaldılar. Hemân musırr olup cümle dilberânlarıyla ayağa kalkup yanıma gelüp eydür "Gel gözümin nûrı! Çığı çığı Evliyâ ağam! Bu menim çâker efkende gulâmlarımdan Yezden Şîr mi ve Mirza Şâh'ı mı ve Fîrûz mı ve Pervîz mi ve Alî-yi Yâr'ı mı ve Zevâlîzen mi ve Şehland mı ve Seyf Kulu mı ve Hâl Hân'ı mı bu gulâmlarımın kangısını dilersen sana cabalarım. Kırmızı Murtazâ Alî ve Düvâzde imâmları seversin, gel mü’minim! Püserlerimin destinden bir câm çakır nûş et. Gelen kim kelleler germ ve sîneler nerm olup şu fezâ bezmgâhında bir kâm alalı ve bir dem süreli" deyü cümle pençe-i âfitâb [u] nûr-ı mahz gulâmlarıyla sarılup anlar beni, ben anları şarp şarp öperim, ammâ yine Feyyâz-ı Mutlak'dan isti‘ânet taleb ederim. Hemân hakîr eyitdim: "Ey Hânım! Cân sohbeti bu mıdır kim imdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çeküp mest [ü] medhûş olup huzûrunda Hoca Nağdî 302a nakd-i rîhiyle bâd'efeşânlık edüp yüzüne karşu zartazârlık eder. Keyfiyyet [u] germiyyet-i ıyş [u] nûş-ı İrân-zemîn bu mıdır?" dediğimde hemân Hân depme urarak Hoca Nağdî'yi kaldırdıp başına tomlar urarak ser-i meclisde hâzır etdiler. Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 301b–302a ·
metinde göster ·
… tese men bunı vermenem ve cihân halkı muna behâ yetişdirmeyelerdir." deyü vâfir
germ
atdı.
Yine öte başdan bir baş dahi dolu dizgin kayadan kayaya atını çökerderek ra‘d gibi güzer edüp gerü hân askeri içine girdi. Hemân herîfin yanına vardım, atı solur mu deyü atının yüzüne gözüne bakdım, ne gözünde nûr var, ne solur ve ne durur. Hemân raks edüp çöm çöm çömrüdür. Ammâ bu esb-i lâğara im‘an-ı nazar ile nazar etdim. Ne aygırdır ve ne iğdişdir ve ne kısrakdır. Bunda eyle bir alâmet yok. Sübhânu'l-Hallâk bu ne sırdır derken hemân esb-süvâr hakîre hitâb edüp tebessüm ederek eydür: "Kişi ne şoh bahmışsan. Yohsa satın mı alursun. Mu benim ecdâd-ı ızâmımdan berü kalmış atımdır. Paşa kendü dahi istese men bunı vermenem ve cihân halkı muna behâ yetişdirmeyelerdir." deyü vâfir germ atdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221b ·
metinde göster ·
… e kemânım âsumâna asup felekden nâm [u] kâmlar alup niçe kere bu atlas-gerdûnun
germ
[ü] serdin çekmişem. Hâşâ sümme hâşâ ben bundan sonra hânlığı kabûl idem. Hemân …
"İmdi oğul ben seksen yaşına girüp okum atup, yayım yasup niçe kerre kemânım âsumâna asup felekden nâm [u] kâmlar alup niçe kere bu atlas-gerdûnun germ [ü] serdin çekmişem. Hâşâ sümme hâşâ ben bundan sonra hânlığı kabûl idem. Hemân siz on iki aded ciğer-kûşe ve nûr-ı dîdelerimsiz. Hemân yek-dil [ü] yek-cihet olup basîret üzre olup hükûmet-i Bitlis'i bir hoşça zabt u rabt edüp halka gülünç olman. Bana da bir nânpâre verin. Vâliden ehlimle bir kûşe-i vahdetde sizlere hayır du‘âda olam. Kaldır şu berâtların. Allâh mübârek eylesün" dedi, ammâ ciğeri pür-hûn olarak nutk edüp yukarudan aşağı mu‘âmele-âmiz kelimâtlar ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… leymân odur. Husûsan bu Köpürlü sâ’ir vezîria‘zamlar gibi değildir. Feleğin çok
germ
ü serdin ve çok fakr u fâka ve âlâm-ı şedâ’idi çeküp çok seferlerde vukûf tahsî …
Paşa eyitdi: "Belî Evliyâm, eyle gerekdir. Mühür kimde ise Süleymân odur. Husûsan bu Köpürlü sâ’ir vezîria‘zamlar gibi değildir. Feleğin çok germ ü serdin ve çok fakr u fâka ve âlâm-ı şedâ’idi çeküp çok seferlerde vukûf tahsîl eyleyüp ahvâl-i dünyâya vâkıf olmuşdur. Husûsan sene (---) târîhinde merhûm Hüsrev Paşa mühr ile Bağdâd-ı behişt-âbâd üzre serdâr-ı mu‘azzam olup bu Köpürlü ol asırda Hüsrev Paşa ile Bağdâd altında bile olup hazînedârı idi. Ve bunun re’y [ü] tedbîriyle Hüsrev Paşa Acem diyârında Hemedân ve Dergezîn ve Erdebil ve şehribân ve Mehribâne {şehirlerine} varınca diyâr-ı Acem'i âlân u tâlân ve halkın 32a cümle esîr [ü] nâlân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b–32a ·
metinde göster ·
Mazmûnunca her biri bu felek-i kec-reftâr-ı gerdûn-ı devvârın
germ
ü serdin çeküp terk ü tecrîd ihtiyâr etmişler kim, kimi mîr ve kimi emîr ve kim …
Mazmûnunca her biri bu felek-i kec-reftâr-ı gerdûn-ı devvârın germ ü serdin çeküp terk ü tecrîd ihtiyâr etmişler kim, kimi mîr ve kimi emîr ve kimi mîr-i mîrân ve kimi tâ’ife-i kuzâtdan olup, âhir fânî dünyânın ahvâline vâkıf olup cümle raht ü baht u dârât [u] ihtişâmdan geçüp "Bir dost ve bir post" deyüp Memi şâh Sultân matbahında sûhte olup giryân ü nâlân ve biryân olmağı ihtiyâr edüp evkât-ı hamseleriyle mukayyed ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at bir alay âşıkân-ı sâdıkân-ı Rûm cânlardır, ey cânımın cânı ve ey ömrümün varı eyliğim îmânım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… er-i mûdan eser komayup aşağı kapuları pâk billûr gibi olup kulak şahmesi-misâl
germ
ü nerm olup ehl [ü] iyâlile kisb-i safâ etmeğe müsta‘id olur, bir nâfi‘ debbâğh …
Havâss-ı âhar: Bu germâbın kaynağı mahallinden aşağı bir gûne balçık cem‘ olur. Ol balçıkdan bizim vâlideler ve hemşîreler avret yerlerine ve sîm-endâmlarına dürtseler nûre, ya‘nî hırızamdan a‘lâ bâb-ı rahm-i masdar yerlerin pâk ü pâkîze edüp bir ser-i mûdan eser komayup aşağı kapuları pâk billûr gibi olup kulak şahmesi-misâl germ ü nerm olup ehl [ü] iyâlile kisb-i safâ etmeğe müsta‘id olur, bir nâfi‘ debbâğhâne ılıcasıdır. Ve bu mahalde niçe hânelerde dahi ılıcalar vardır. Bu ılıcalar cihetinde Tabahâne varoşu ahâlîsinin zevk u safâları vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85b ·
metinde göster ·
… bir âkıbet-endîş ve çok iş görmüş ve niçe arklar atlamış ve feleğin niçe kerre
germ
[ü] serdin çekmiş yiğidimizin birisi kulağızlarımız olan kâfirlerin arasına gir …
"Zîrâ sahrâ ile götürsek kâfirler sizi kal‘adan görüp haber topları atılup cümle el vilâyet kâfirleri sizin geldiğiniz duyup bir şikâr bulamazsız" dediklerinde hemân bizim serhadli gâzîlerinden bir âkıbet-endîş ve çok iş görmüş ve niçe arklar atlamış ve feleğin niçe kerre germ [ü] serdin çekmiş yiğidimizin birisi kulağızlarımız olan kâfirlerin arasına girüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
… âr olup ceyrân pâ-leng ber-seng sendireyerek atlarımız giderek hamd-i Hudâ hevâ
germ
ü nerm olup şems-i tâbânın şiddet-i harâretinden guzâtın cür’et tamarları harek …
Andan yine asker-i zede-hor ile esb-i rehvârımıza süvâr olup ceyrân pâ-leng ber-seng sendireyerek atlarımız giderek hamd-i Hudâ hevâ germ ü nerm olup şems-i tâbânın şiddet-i harâretinden guzâtın cür’et tamarları harekete gelüp yüzleri güldü. Gûyâ asker-i İslâm içre yevm-i nevrûz-ı Hârzemşâhî oldu. Cüyûş-ı muvahhidîn bîcân iken pür-cân oldu ve ol gün on bir sâ‘at yol alınup selâmetle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… svâkları gibi kârgîr kemer ve toloz kubbeler ile mebnî Temmûz'da serdâb, şitâda
germ
ü nerm esvâk-ı sultânîlerdir kim cümlesi iki bin sekiz yüz dükkândır. Ahi Baba' …
Ve bu Tire şehrinin çârsû-yı bâzârının çoğu Bursa esvâkları gibi kârgîr kemer ve toloz kubbeler ile mebnî Temmûz'da serdâb, şitâda germ ü nerm esvâk-ı sultânîlerdir kim cümlesi iki bin sekiz yüz dükkândır. Ahi Baba'dan haber alup tahrîr etmişizdir. Ve ekseri serâpâ nîlgûn kurşum örtülüdür. Yayladan bu şehre nazar olunsa gûyâ Haleb şehri gibi kurşumlu bir şehr-i benderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y82b ·
metinde göster ·
… rûh gürûh gelüp bu Kadı bâğlarında cilveler ederek kesb-i tarâvet edüp kelleler
germ
ve sîneler nerm olup kavl-i edvâr üzre ilm-i mûsıkîye ri‘âyet edüp her âşıkân b …
Şehrin şarkında yine şehre muttasıl câmi‘li ve müte‘addid hânlı ve hammâmlı ve imâret ve mescid [ve] medreseli ve çârsû-yı bâzârlı binden mütecâviz sûk-ı sultânlı bir bâğ-ı İrem-misâl bâğ u bâğçeli ve uyûn-ı enhârı firâvânlı üç bin kiremitli ma‘mûr ve âbâdân hıyâbânlı evlerdir. Cümle Tire şehri halkının ba‘de'l-asr teferrücgâhları bu Kara Kadı semtidir. Ve yakın olmak ile her gün cümle yârân-ı bâ-safâ ve erbâb-ı ma‘ârif-i ehl-i vefâ ve zümre-i zurefâ gürûh gürûh gelüp bu Kadı bâğlarında cilveler ederek kesb-i tarâvet edüp kelleler germ ve sîneler nerm olup kavl-i edvâr üzre ilm-i mûsıkîye ri‘âyet edüp her âşıkân bülend-âvâz-ı muhrik ile hoş-elhânlık edüp nevâhânlık ederek makâm-ı uşşâkda uşşâkda uşşâka âşıkâne kavl-i uşşâk terennümâtların terennüm edüp birbirlerine müselsel âheng olurlar. Ve bu kasabanın her köşesinde niçe yüz yerde gülistân [u] bostânlar içre Hüseyin Baykara fasılları olur. Ve cümle mahallâtları çârsû-yı bâzârları içre çemenzâr soffalar üzre çınâr-ı ra‘nâ ve bîd-i sernigûnlar sâyesinde cümle yârân [u] ihvân zevk [u] safâ ederler. Böyle bir cây-ı sürûr kasaba-i ra‘nâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y84a ·
metinde göster ·
edüp üç sâ‘atden sonra endirüp say yağı-misâl müşk [ü] amber-i hâm râyihalı bir …
Ba‘dehu hekîmbaşı kepçe ile alduğı yılan yağı üzre Mağrib vilâyetinde Sûsa şehrinin âb-ı hayâta benzer âlü'l-âl zeyt yağı ile yılan yağın vezn edüp beş vukiyye yılan yağı ve beş vukiyye zeyt-i hâlis yağı berâber bir şîşelere doldurup şîşeleri âteş-i nerm üzre koyup ba‘dehu âteşi germ edüp üç sâ‘atden sonra endirüp say yağı-misâl müşk [ü] amber-i hâm râyihalı bir yağ oldu kim râyiha-i tayyibesinden huzzâr-ı meclisin demâğları mu‘attar oldu. Hakîr sabra tahammülüm kalmayup hekîmbaşıya su’âl etdim;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y123a ·
metinde göster ·
… sadedi açıldı. Hâne sâhibimiz Ebû Ceddullâh derler bir şeyh-i kebîr ve feleğin
germ
[ü] serdin çekmiş yârândan bir kimesne idi, ol hikâyet eder:
Hattâ hakîr Şellâl diyârın geşt [ü] güzâr ederken esnâ-yı kelâmda bu timsâh sadedi açıldı. Hâne sâhibimiz Ebû Ceddullâh derler bir şeyh-i kebîr ve feleğin germ [ü] serdin çekmiş yârândan bir kimesne idi, ol hikâyet eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y162a ·
metinde göster ·