Ve bu câmi‘ içre olan maslûbât âvîze-i gûnâ-gûnlar bir câmi‘de yokdur. Ehl-i basîret cevher-für[û]ş olanların hisâbları üzre bu câmi‘in âvîzeleri yüz Mısır hazînesi değer deyü bahâ takdîr etmişlerdir. Zîrâ merhûm Ahmed Hân bir pâdişâh-ı azîmü'ş-şân bir çelebi sâhib-i tab‘ [u] ehl-i iz‘ân olmağile cedd-i izâmlarından berü ne kadar zî-kıymet ibret-nümâ cevâhir makûlesi hedâyâlar var ise câmi‘e âvîzeler eyledi ve cemî‘i divelden niçe hedâyâlar gelüp ve cemî‘i diyârın erbâb-ı ma‘rifeti ihsân ümniyyesiyle birer ibret-nümâ eşyâlar ihtirâ‘ edüp getirdiklerinde câmi‘[i] tezyîn etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60a ·
metinde göster ·
Bu tamgacıbaşı cemî‘i kuyumcuların işlerine nâzır olup kârların tamgalamağa
getirdiklerinde
tamgacıbaşı Memiç demir kalem ile her gümüş âvânından bir vasla çâşni kesüp âte …
Bu tamgacıbaşı cemî‘i kuyumcuların işlerine nâzır olup kârların tamgalamağa getirdiklerinde tamgacıbaşı Memiç demir kalem ile her gümüş âvânından bir vasla çâşni kesüp âteşe bırağup yine âteşden çifte ile çâşniyi çıkarup eğer hâs beyâz kurs-ı gümüş âteşden çıkarsa tamga-i şâhî urup, her tamgadan altı akçe alup üç akçesin tamga nâzırı kulle sofîleri alup rûz-merre bu üç kulle sofîleri tamgacıbaşı üzre havâlelerdir kim alçak gümüşe tamga ururlarsa tamgacıbaşı ve üç kulle sofîsinin boyunların urup yerlerine bir müstakîm âdem nasb ederler. Eğer âteşden kuyumcu işleri gök-gûn çıkarsa isterse ol işi pâdişâhın olsun tamgacıbaşı ol işleri çekiç ile hurd edüp sâhibine verir. Eğer içi boş dökme makûlesi bir kâr olursa içine alçak lehem doldurup hâlis gümüş hisâbına sâhibine muhâsebe veren kuyumcunun bu gûne dökme işlerinin bir kaçın kırup içinde ziyâde lehem bârı var ise gayrıların dahi kırup sâhibine verüp tamga vurmaz. Eğer hâlis gümüş ise de içinde hîle vardır deyü kırar. Kânûn-ı Selîm Hân-ı Evvel'dir, zîrâ Selîm Hân sikkezân ve tamgacı idi ve bu tamgahâne kârhânesi anların hayrâtıdır. Bu tamgacıbaşı dahi dükkânsız alay edüp geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
… sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna
getirdiklerinde
azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
… -ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna
getirdiklerinde
ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye k …
Evsâf-ı kal‘a-i Kehrevân-ı Azerbaycân: Sene (---) târîhinde Avşar hânlarından Seyfi Kulu Hân Şah Tahmasb asrında Süleymân Hân havfinden binâ etmişdir. Ne Âl-i Osmân'a ne âl-i şâh-ı şâhâna tâbi‘ değil idi. Âhir sene (---) târîhinde Tebrîz'den Koca Ferhâd Paşa Bağdâd'a giderken bu Kehrevân Sultânı Meymendî Hân-ı Avşarî, Ferhâd Paşa askerinin önünden ardından guzât-ı müslimîni nehb u gâret edüp kal‘asına mütehassın olurdu. Âhir Ferhâd Paşa ı‘mâz-ı ayn edüp selâmetle Bağdâd-ı behişt-âbâda vâsıl olunca derhâl Solak Ferhâd Paşazâde Bağdâd askeriyle üzerine gelüp on yedi gün kal‘asın toplayup fethi müyesser olmayup bî-feth vilâyet-i Şehrezûl'a gelüp Ferhâd Paşa Bağdâd'da serdâr-ı mu‘azzam kaldı. Beri tarafda bu Kehrevân Hâkimi Meymendî Hân şîrînleyüp Bağdâd'dan Tebrîz'e gelen tüccârdan ve guzâtdan âdem geçirmeyüp ol vâsi‘-mezheb ve bed-meşreb niçe bin ehl-i İslâm'a mühîn-i bî-dînlik edüp bir kerre kırk elli bin tülüngî asker cem‘ edüp Tebrîz-i dilâvîzin cânib-i erba‘asın nehb ü gâret ederken Tebrîz'den Ca‘fer Paşa ale'l-gafle on iki bin cengâver-i dilâver [u] server ile kal‘a-i Tebrîz'den çıkup bu yağî ve bâğî Hân-ı Meymendî'ye bir kılıc-ı Osmânî urup askerinin meymenetin 305b bozup cümle Yezîdî Ekrâdı ve Türkmân'ın bozup Meymendi Hân-ı bî-meymenet ancak öz başıyla kal‘a-i Kehrevân'ına firâr edüp Ca‘fer Paşa yedi bin kelle ve beş bin dil ile on bin kadar at ve katar ve deve ve sâ’ir ganâ’imiyle sâlîmîn ve gânîmîn kal‘a-i Tebrîz'e gelüp top u tüfenk şâdmânları edüp ertesi gün yetmiş bin asker ile kal‘a-i Kehrevân üzre yedi pâre balyemez ve kırk pâre şâhı-bilmez alay toplarıyla üç günde kal‘a-i Kehrevân'ı muhâsara edüp bi-inâyetillah üçüncü günde fethi müyesser olup derûn-ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna getirdiklerinde ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye kâdir olup nitse gerek?" deyü Tebrîz ülkesin tılâva geldikde Tavâşî Ca‘fer "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını keser ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} gelüp mâbeyne muslıhîn girüp "Hayâsın kesmeden mâl-ı mâye-i {sermâye}sin kesmek iyidir" deyü bin kîse ve bin yük pârecesin alup ba‘dehû kal‘a kapusu üzre Hân-ı Meymendi salb edüp "Hakkından geldim", deyü bir tarafda şâha i‘lâm edüp bir tarafdan hânın başın kesüp kal‘a miftâhlarıyla ve iki yüz deve mâl-ı ganâ’imle miftâhları Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'e gönderüp hâlâ derûn-ı kal‘ada Murâd Hân nâmına bir câmi‘ var. On bir sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba Erdebîl kapusu var. Hâlâ sultânlıkdır kim bin askere mâlikdir. Ve kadısı ve kelenteri ve münşî ve darûgası vardır. Ammâ taşra varoşu bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı yedi bin hâk-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Cümle altmış mihrâbdır. Lâkin on bir yerde cum‘a kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı ve sekiz yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çârşaf yüzleri memdûh-ı âlemdir. Bâğı ve bâğçesi cihânı bezemişdir. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbe-i surhserân civân-ı hoş-elhân-ı nevâhân hânende ve sâzendeleri vardır. Bu şehrden cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a–305b ·
metinde göster ·
… kleri mahalde paşa ile iç ağaları yetişüp fakîr Halîl Efendi['yi] paşa huzûruna
getirdiklerinde
bî-tâb u tüvân gelüp eydür: "Sultânım! Niksârda Erzurûm'a giderken ve gelirken …
Menzil-i karye-i Merece {ve sebeb-i katl-i Varvar Re’isi Halîl Efendi}: Beğpâzârı nâhiyesinde yüz hâneli kurâdır. Bunda bir çarıklı Etrâk gelüp "Müjde sultânım! İpşir Paşa bölükleri Varvar Alî Paşa'nın dîvân efendisi Halîl Efendi'yi kova kova bu mahalle getirdiler. İşte Sakarya suyu kenarına kaçıyor" deyü haber etdiklerinde müjde eden âdeme ihsânlar edüp "Alıkon şu gidiyi" deyüp yedi bayrak bölükbaşılar cümle atlanup haber eden herîfi kulağız edüp ol gün ılgar edüp ale's-seher Bahşılı nâm bir karye kurbuna vardıklarında köyden bir Etrâk gelüp "Bre ağalar! Şu köyde Varvar Alî Paşa'nın bozulmuş celâlî bayrakları vardır. İpşir Paşa haklarına nefir-i âm emirleri vermişdir. Hemân basın" deyince bizim bayraklar köyü ale'l-gafle basup ceng ederken anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşir Paşa bayraklarıyuz" derler. Bizim bayraklar i‘timâd etmeyüp cenge âheng edüp niçesin tu‘me-i şimşîr ve niçesi firâr edüp cümlesinin atları ve katarların alup bu kadar mâl-ı ganâ’imle paşaya geldiler. Yine on bayrak asker seçilüp Varvar dîvân efendisi üzre gidüp nehr-i Sakarya kenarında yetişirler. Bir sa‘b yerde olmağıla ceng-i azîm edüp âhir Halîl Efendi kendüyi atıyla nehr-i Sakarya'ya ururken bir yiğit dahi ardı sıra suya at sürüp bir hışt ile Niksârlı Halîl Efendi atdan yıkup su içinden taşra çıkarup dest ber-kafa kayd-bend ederler. Ol mahalde yedi katar katır ve beş katar-ı deve mâl [u] erzâkı zabt [u] rabt etdükleri mahalde paşa ile iç ağaları yetişüp fakîr Halîl Efendi['yi] paşa huzûruna getirdiklerinde bî-tâb u tüvân gelüp eydür: "Sultânım! Niksârda Erzurûm'a giderken ve gelirken hâneme konup mümkün olduğu mertebe ni‘metim yiyüp sultânıma hizmet etmişim. Evlâdın Mustafâ başiyçün olsun mâlımı alup kuşça cânım âzâd eyle" dedikde dahi "Nerede mâlın vardır", "İşte bunda kırk üç bin altunum ve yedi kisem vardır ve Engürü'de Mütevellî Hasan Ağa'da on bin altun ve kırk kîse vardır ve bu kadar mâl [u] menâlim vardır" deyü hazînedârında olan pusulayı alup cellâd deyüp nehr-i Sakarya kenarında fakîr Halîl Efendi'nin ve Çıplak Alî Ağa'nın ve hazînedârının kelleleri kesilüp Emîr-i ahûr (---) Ağa ile der-i devlete ser-i bî-devletleri gönderilüp Alacaatlı Hasan Ağa ile hakîri Halîl Efendi kâ’imesi mûcebiyle Mütevellî Hasan Ağa'dan tahsîl olunmak kayd-bendine emirler tahrîr edüp üç yüz yiğit ile cânib-i kıbleye Sakarya nehri kenarından (---) sâ‘atde kasaba-i Ayaş nâhiyesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
… edikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile
getirdiklerinde
alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâ …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… e Dıraç ve Avlonya ve Delvinye ve Sayada iskelelerine çuka metâ‘ı ve gayrı kâlâ
getirdiklerinde
aslâ ve kat‘â maviye müte‘allık bir metâ‘ getirmeğe kâdir değillerdir.
Bu havfden Fireng küffârları kaçan kim Arnavudistân iskelelerinde Olgün ve Bar ve Leş ve Dıraç ve Avlonya ve Delvinye ve Sayada iskelelerine çuka metâ‘ı ve gayrı kâlâ getirdiklerinde aslâ ve kat‘â maviye müte‘allık bir metâ‘ getirmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351b ·
metinde göster ·
… Gazâ-yı Bedir'de Ka‘b b. Ömer-i Ensârî kayd ü bend ile huzûr-ı Resûl-i Ekrem'e
getirdiklerinde
Abbâs ve Ukayl muvâcehe-i Resûl'de İslâm ile müşerref olup Hazret-i Resûl Ömer- …
Ba‘dehû Hicretin ikinci senesinde Hazret-i Alî yigirmi yaşında idi. Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ binti Hazret-i Resûl-i Ekrem on sekiz yaşında iken izdivâc-ı Alî bâ-Fâtıma vâki‘ olup ibtidâ Hazret-i Hasan vücûda geldikde Hazret-i Alî'ye "Ebü'l-Hasen" deyü künye kodular. Bu günde bâ ceng-i azîm-i pehlivân Ebû Cehil ve Ebû Leheb-i hîlekâr Hazret ile Ebû Cehil güleş edüp Hazret Ebû Cehil'e gâlib gelüp ceng-i azîm oldukda Ebû Cehil münhezim olup yetmiş nefer müte‘addid a‘yân-ı cühele-i Kureyş katl olunup Hazret-i Resûl'ün ammîleri Abbâs ve ammizâdesi Ukayl kim Hazret-i Alî'nin bürâder-i kihteridir, bunlar ile yetmiş nefer kimesneleri bu Gazâ-yı Bedir'de Ka‘b b. Ömer-i Ensârî kayd ü bend ile huzûr-ı Resûl-i Ekrem'e getirdiklerinde Abbâs ve Ukayl muvâcehe-i Resûl'de İslâm ile müşerref olup Hazret-i Resûl Ömer-i Ensârî gazâsı mukâbelesinde Hükûmet-i Tâyif'i verdi ve ammîsi Abbâs'a diyâr-ı Abbâs'ı verdi. Ukayl ibn Ebî Tâlib'e bürâderi Hazret-i Alî hâtıriyçün Hazret-i Resûl kendi maskat-ı re’si olan vâlidesi Emîne Hâtûn hânesin Ukayl'a ihsân eyledi. Hazret-i Alî ile Hazret-i Ukayl Hazret'in irs ile intikâl eden hânesinde olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 354b ·
metinde göster ·
… yıkup başın kesüp Murtazâ Paşa'ya Kahveci Mehemmed ve Bitlisli Deli Ahmed başı
getirdiklerinde
ikisine birer kîse altun verüp Murtazâ Paşa yedi kerre secde-i şükür eyleyüp ce …
Vüzerâ ve mîr-i mîrânların cümlesin bî-te’essüf ve bilâ-usret Hasan Paşa'yı hüsn-i tedbîr ile Haleb'de Murtazâ Paşa sarâyında katl sadedinde iken Hasan Paşa gâfil bulunmayup hayli ceng ederken Murtazâ Paşa kahvecisi Arnavud Mehemmed, Hasan Paşa'nın depesinden bir hançer-i zü'l-ficcâm-ı mühlik urunca "Hay kahbe hîz" deyü Hasan ana hamle ederken âhir-i kâr Bitlisli İbrikdâr Deli Ahmed Hasan Paşa'yı yıkup başın kesüp Murtazâ Paşa'ya Kahveci Mehemmed ve Bitlisli Deli Ahmed başı getirdiklerinde ikisine birer kîse altun verüp Murtazâ Paşa yedi kerre secde-i şükür eyleyüp cenâb-ı Hakk'a hamd u senâ etdikden sonra cümle celâlî kelleleri birer keyd-i mekîn ü kemîn ile kimi ma‘nûken ve kimi şilim şilim ve dilim dilim ile ve kimi kemend-i ayyârân ile boğulup her biri birer hâl-i pür-melâl ile kelle paça olup başları pişmeden ve şiddet-i hârdan her baş şişmeden sâde tuz ile kutular içre basdırup fitrâklere asdırup Hasan Paşa ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Tayyaroğlu ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Vanlı Erciş Beği Deli Ferhâd Paşa ve Cân Mirzâ Paşa ve Ma‘nek Siyâvuş ve Beğzâde ve Deli Ferhâd Paşa oğlu Yahyâ Beğ'i (---) ve niçe celâlî haşerâtlarının kelleleri Murtazâ Paşa huzûruna gelüp galtân olmada ve ba‘zı celâlîler meyhâne ve bozahâne ve konaklarında zevk u safâda iken ve niçesi keyd-i mekînden emîn olduk zann edüp sûk-ı sultânîde bey‘ ü şirâda iken ve kimi bâğ u bâğçede ayş [u] işretde iken ve kimisi kahvehâne ve hammâmda ve hazz-ı nefsi olan seyr-i sulûklerde bulunduğu yerlerde bu celâlîlere bir tîğ-i âteş-tâb urdular kim Haleblilerin derûnlarındaki âteşleri teskîn olup kellelerin sarây meydânına yığup andan Haleb'in kal‘a kapuların küşâde edüp ahâlî-i Haleb'in ata dona kâdir olan şahbâzları atlanup taşra varoşda ve gök meydânda hayme vü hargâhlarıyla konan celâlîlere eyle kılıç urdular kim Haleb'in Çürük Kana suyuna benî Âdem kanı revân olup mahlût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74b ·
metinde göster ·
… ile ol kâfiri getirin" dedikde ol ân paşa huzûruna ol gâzî ile mezkûr kefereyi
getirdiklerinde
, hemân paşa, "Tîz-e cellâd" deyüp kâfiri meydân-ı siyâsete çökerdikleri gibi he …
"Tîz ol âdem ile ol kâfiri getirin" dedikde ol ân paşa huzûruna ol gâzî ile mezkûr kefereyi getirdiklerinde, hemân paşa, "Tîz-e cellâd" deyüp kâfiri meydân-ı siyâsete çökerdikleri gibi hemân ol yiğit kâfirin boynuna sarılup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
… âr bir kâfir-i bed-kâr ve sitemkârı dil dutup Yûsuf Kethüdâ serdârımız huzûruna
getirdiklerinde
eydir:
Bu kal‘a-i hısn-ı metîn altında sehel istirâhat edüp ba‘de't-ta‘âm cümle guzât bir yere geldikden sonra serdârımız fermânıyla niçe gâzîler şikâr almak içün tâ kal‘anın handakı kenârına dek seğirdüp aslâ ve kat‘â ganîmet bir şey bulmayup hâ’ib u hâsir dönmüşler iken hikmet-i Hudâ bâğlar içre mahmûr ve evkâr bir kâfir-i bed-kâr ve sitemkârı dil dutup Yûsuf Kethüdâ serdârımız huzûruna getirdiklerinde eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145a ·
metinde göster ·
Hattâ Kız Kralın vezîrin ve Zirinoğlu ammîsin ve Danimarka kralı oğlunu ve'l-hâsıl yetmiş aded kapudan ve haçlı peyker ve tablhâne sâhiblerin cümle dest ber-kafâ bend-i zincîr ile Sadrıa‘zama getirdiklerinde hemân ol Âsaf-ı dilîr vezîrin cûd-ı vücûdı bahri temevvüc edüp Kanije kal‘asının imdâdına Hazret-i Hızır gibi yetişüp küffârdan halâs etdiğinden mâ‘adâ cümle Kanije gâzîlerine dil-nüvâzlıklar ve dildârlıklar ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a ·
metinde göster ·
… rderek gelüp "Muşduluk kâfirden kırk aded esîr dil aldık" deyüp dilleri meydâna
getirdiklerinde
diller eydir:
Ammâ Süleymân [Hân] dahi bunda gelüp bir âlî toprakdan hunka depe yığmış, kal‘ası bir batak kenârında bir alçak yerde sa‘b bir hisâr-ı üstüvârı var, yanına varmak muhâl, zîr[â] niçe yüz bin küffârı kal‘a altında cenge âmâde dururlardı. Bunu dahi ubûr edüp giderken ileride çarhacı giden âdemlerimizden altı nefer yiğitlerimiz at boynuna düşüp seğirderek gelüp "Muşduluk kâfirden kırk aded esîr dil aldık" deyüp dilleri meydâna getirdiklerinde diller eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
hidmet ederler. Birkaç kerre küffârın donanması gemileri gelüp bu kal‘ayı döğüp …
Ve cümle kırk üç pâre balyemez topları olup Yırtlas İbrâhîm Paşa askeriyle ve bir ota yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir ota topçu ve bin aded Girid'in zeytûn sipâhîleri muhâfazacıları âmâde olup imdâd gemileri askere zahîre getirdiklerinde hidmet ederler. Birkaç kerre küffârın donanması gemileri gelüp bu kal‘ayı döğüp ikişer üçer aded keştîleri kal‘adan toplar ile urup zahmnâk olduklarında gemileri gark olup gayri küffâr gemileri hâ’ib ü hâsir giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 320a ·
metinde göster ·