… îrine me’mûr olmuşlardır. Ba‘de't-tahrîr gördüler kim Mısır'da gökde uçan yerde
gezen
ve deryâda yüzen cümle vakfullâhdır, Pâdişâha dâne-i hardal â’id ü fâ’ide olmad …
Evvelâ Mevlânâ Şemseddîn Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Paşa: Bunların evsâfı bir mücelled kitâb olur. Ammâ yüz kırk pâre mücelled kitâb te’lîfâtları ve âlimâne pâkîze tasavvufâne eş‘ârları vardır. Ammâ bî-mahlaslıkları kendülere mahlas olmuşdur. Mısır fethinde kadı‘asker-i Rûm bulunup mevleviyyet ile Mısır kendülere ihsân olunup Vâlî-i Mısır Hayre Beğ ve Gazâlî Mısır'ın tahrîrine me’mûr olmuşlardır. Ba‘de't-tahrîr gördüler kim Mısır'da gökde uçan yerde gezen ve deryâda yüzen cümle vakfullâhdır, Pâdişâha dâne-i hardal â’id ü fâ’ide olmaduğun Selîm Hân'a i‘lâm etdiklerinde Selîm Hân buyururlar kim "Bize Hâdimü'l-Haremeyn huddâmı olduğumuz kifâyet eder". Ba‘dehu Kemâl Paşazâde Mısır mevleviyyetinden ma‘zûl olup Der-i devletde müfti's-sakaleyn olup intikâl edüp Edirnekapusu hâricinde medfûndur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 101a ·
metinde göster ·
… , ihtimâldir kim tuç eridirken âteşinden bir şerâre dama isâbet ederse dam üzre
gezen
âdemler sular ile ol âteşi teskîn ederler.
Ve bu damın tâ zirvesinde ve cânib-i erba‘asında niçe yüz bal fıçıları ile sular hâzırdır, ihtimâldir kim tuç eridirken âteşinden bir şerâre dama isâbet ederse dam üzre gezen âdemler sular ile ol âteşi teskîn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… emîni: Ağalık değildir kitâbetdir ammâ mahsûldâr emânetdir. Gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen cümle bu şehremîni masârıfıyla olur. Muhâsebesi senevî bin kîs …
Yigirmi beşinci, esnâf-ı şehremîni: Ağalık değildir kitâbetdir ammâ mahsûldâr emânetdir. Gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cümle bu şehremîni masârıfıyla olur. Muhâsebesi senevî bin kîse, kâhîce iki üç bin kîse ile görülür. İslâmbol kal‘ası ve hünkâr bâğçeleri ve'l-hâsıl mîrî ne kadar meremmât ve cedîd binâlar var ise bu şehremîni eliyle olur. Bu dahi kendü neferâtları üç yüzdür, anlar ile alayda ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
attâr: Dükkânları yokdur, cümle üç yüz neferdir. Bunların pîri (---)(---) Ebâ …
Esnâf-ı çerçiden hâcetciyân ya‘nî ayakda gezen attâr: Dükkânları yokdur, cümle üç yüz neferdir. Bunların pîri (---)(---) Ebâ Zer-i Gıffârî belin bağladı. Kabri Kudüs-i Şerîf Kerek'indedir. Bunların ellerinde sepetler içinde cemî‘i edviyeler mevcûd olup sepetlerinin yüzünde ma‘sûmlar oyuncakları asup "Çerçiden ne hâcet" deyü feryâd ederek alayda güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 196b ·
metinde göster ·
Ammâ bu şehir böyle emn-i emân olmağile Bitlîs kal‘asında mahsûr olan Yezîdî ve Haltî ve Çekvânî melâ‘înleri şehr içre gezen âyende vü revendeleri kal‘adan kurşuma dutup niçe bî-haber âdemleri hâk-i mezellete saldılar. Paşa-yı muzaffere bu haberi ifşâ etdiklerinde cemî‘i asâkir-i İslâm henüz atlar üzre iken Bitlîs kal‘asiyçün cemî‘i ümerâlar ile ve cemî‘i ocak ağalarıyla müşâvere etdiler. Cümle Van kulları eyitdiler: "Devletlü vezîr! Hamd-i Hudâ meterisler bozulup zamân-ı devletinde böyle feth [ü] fütûh oldu. Ammâ bu kal‘a-i Bitlîs'i feth etmeyince gitme. Zîrâ hânın cemî‘i mâlı ve mâmeleki ve cevâhir makûlesi zî-kıymet metâ‘ları cümle kal‘adadır. Hümâm-ı ihtimâm-ı tâm ile kal‘aya sarılalım ve balyemez toplar uralım. Olmaya illâ, hayr." dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270b ·
metinde göster ·
Bu enhârlarda ve Basra içinde cereyân eden Aşşâr tur‘asında
gezen
kayıklara ma‘şûk derler. Bir turfe-gûne binâ olunmuş kayıklardır. Medrile derle …
Bu enhârlarda ve Basra içinde cereyân eden Aşşâr tur‘asında gezen kayıklara ma‘şûk derler. Bir turfe-gûne binâ olunmuş kayıklardır. Medrile derler bir gûne ağaçlarla bu gemileri sürerler ve Yemen'den gelen hasır ile örülmüş celbe gemilerine bu Basra diyârında merkeb derler. Ve Hind gemilerine gurâb derler beşer bin âdem alır kalyonlardır. Bu gemilerin cümlesi Makâm-ı Alî önünde nehr-i Şatt'ın medd ü ceziminde üç ay oturup eyyâm-ı müsâ‘idde Hindistân'a giderler. 362b Ammâ kal‘a-i Kurna cezîresinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 362a–362b ·
metinde göster ·
küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve sa …
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… in talattumu bu halîce girüp acı eder. Bu gölde kış günleri gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen hûş u tuyûr bu gölde kışlar. Bâ-husûs kaz ve ördek ve angıt ve …
Sitâyiş-i buheyre-i Terkoz: Dâ’iren-mâdâr cirmi on bir mîl sehel şorca âb-ı berrâkı var. Ol kadar amîk değildir. Buheyre-i mâlih olmasına sebeb vakt-i şitâda Karadeniz'in talattumu bu halîce girüp acı eder. Bu gölde kış günleri gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen hûş u tuyûr bu gölde kışlar. Bâ-husûs kaz ve ördek ve angıt ve karabatak ve sürhâb ve vezneboşaldan ve kuğu ve saka kuşu ve balıkçıl ve martı ve yelve ve yelkovan ve niçe bunun emsâli su kuşları bu halîcin yüzünü zeyn edüp bu buheyre etrâfında olan kurâ vü kasabât ahâlîleri tüfeng-i pür-reng ile ve doğan ve şâhin ve balaban ve zağanos ve çakır ve taştülek bâzlar ile niçe kerre yüz bin kazları sayd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… üp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda
gezen
kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa …
Bu kerre Cenâb-ı Allâh'ın ihsânını gör. Hemân ki küffârın altındaki atları müddet-i ömürlerinde 104b çanlı ve çınkıraklı katâr katır develer görmüş değiller ve kâfirler dahi hem-çünân bu makûle hayvânât görmüş değiller, hemân kâfirin altındaki atlar yıldırım gibi şakıyup gelirken hemân develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan tepeleri üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın atları deve ve katârlardan ürküp fırradak gerüye dönüp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda gezen kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde gezen kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda gezen kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i nerre-i gırrendeye dönüp tâvûsî ve arvana ve buğur ve mâya ve beserek {nâm} tüğlü develer cümlesi küffâr üzre seğirdüp vardıkça küffâr atları kaçup küffâr içre bir gırîv [ü] feryâd [ü] vâveylâ vü vâveledâ kopup gûyâ cemelullâhı ricâlü'l-gayb gördüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a–104b ·
metinde göster ·
… ı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde
gezen
kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng …
Bu kerre Cenâb-ı Allâh'ın ihsânını gör. Hemân ki küffârın altındaki atları müddet-i ömürlerinde 104b çanlı ve çınkıraklı katâr katır develer görmüş değiller ve kâfirler dahi hem-çünân bu makûle hayvânât görmüş değiller, hemân kâfirin altındaki atlar yıldırım gibi şakıyup gelirken hemân develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan tepeleri üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın atları deve ve katârlardan ürküp fırradak gerüye dönüp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda gezen kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde gezen kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda gezen kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i nerre-i gırrendeye dönüp tâvûsî ve arvana ve buğur ve mâya ve beserek {nâm} tüğlü develer cümlesi küffâr üzre seğirdüp vardıkça küffâr atları kaçup küffâr içre bir gırîv [ü] feryâd [ü] vâveylâ vü vâveledâ kopup gûyâ cemelullâhı ricâlü'l-gayb gördüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a–104b ·
metinde göster ·
… bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda
gezen
kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i …
Bu kerre Cenâb-ı Allâh'ın ihsânını gör. Hemân ki küffârın altındaki atları müddet-i ömürlerinde 104b çanlı ve çınkıraklı katâr katır develer görmüş değiller ve kâfirler dahi hem-çünân bu makûle hayvânât görmüş değiller, hemân kâfirin altındaki atlar yıldırım gibi şakıyup gelirken hemân develeri görüp kâfirin cümle atları durunca üzerinde olan Halpuz kâfirler atdan tepeleri üzre yıkılup ve niçe bin kâfirler atlarından tekerlenüp ve niçe bin küffârın atları deve ve katârlardan ürküp fırradak gerüye dönüp ürken atları kankısı, ve niçe bin kâfir atları dümmin hotas-vâr edüp sahrâda gezen kaykısı ve bu fezâda atından ayrılup demir katlavîleriyle sahrâda atın dutmağa piyâde gezen kâfirlerin kankısı, ve niçe bininin başı kayısı olup develer dahi top ve tüfeng ve mızrak zahmından sahrâda gezen kankısı ve cümle develer zahm-horde olup her bir şütür ejder-i heft-ser-i dîv-i nerre-i gırrendeye dönüp tâvûsî ve arvana ve buğur ve mâya ve beserek {nâm} tüğlü develer cümlesi küffâr üzre seğirdüp vardıkça küffâr atları kaçup küffâr içre bir gırîv [ü] feryâd [ü] vâveylâ vü vâveledâ kopup gûyâ cemelullâhı ricâlü'l-gayb gördüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a–104b ·
metinde göster ·
… ünde tobralar kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Elburz gibi eyle yığıldı kim kal‘a içinde
gezen
mûr [u] mâr nümâyân oldu. "Ve ancak yüz bin aded tobra geldi" deyü tobra emîni …
Ba‘dehu bu cem‘ olan torbaları herkes toprak ile doldurup kal‘anın cânib-i garbîsinde Beç kapusu hâricinde Vezîria‘zam koluyla Yûsuf Paşa kolu mâbeynind[e] bir mürtefi‘ mahalle topraklı tobraları yığup kal‘aya toprak sürülmek fermân olunup kal‘ayı toprak gark etmeğe mübâşeret edüp üzerine Yûsuf Paşa cümle Anadolu askeriyle ta‘yîn olunup tobra emîni fermân-ı vezîr olduğu üzre tobraları alup resîd eder, tobra getirmeyenden yine taleb eder. Bu minv[âl] üzre bir günde tobralar kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Elburz gibi eyle yığıldı kim kal‘a içinde gezen mûr [u] mâr nümâyân oldu. "Ve ancak yüz bin aded tobra geldi" deyü tobra emîni nakl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 112a ·
metinde göster ·
… inden ve tabyalardan bu kubura her ne kadar taş ve kumbara atsalar kubur içinde
gezen
âdemlere aslâ zarar isâbet etmez, ammâ serdengeçdiler bu kuburları yapınca niçe …
Bir kubur Serdâr Ali Paşa kolunda idi ve bir kubur Sadrıa‘zam kolunda idi. Kubur ta‘bîr etdikleri oldur kim kal‘anın handakı içini kal‘a dîvârına varınca aykırı yarup iki üç âdem yan yana yürüyecek kadar bir yol ederler, ol handak yol içinde benî Âdem selâmet kal‘a dîvârına gidüp gelmek içün ol yol üzre kalın top kundağı tahtaları ve meşe ve çam direkleri döşeyüp dahi üstüne niçe bin tobra toprak döşeyüp içi kubur gibi mahfûz bir yol olduğundan kubur yolu derler, kal‘anın topu altındadır ve kal‘a makaslarından ve dirseklerinden ve tabyalardan bu kubura her ne kadar taş ve kumbara atsalar kubur içinde gezen âdemlere aslâ zarar isâbet etmez, ammâ serdengeçdiler bu kuburları yapınca niçe yüz âdem şehîd olur, ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 112a ·
metinde göster ·
… u hakîr bir garîb Arnavud yiğidin seyishâneye bindirdim ve sâ’ir guzât dağlarda
gezen
atlardan yüz on kadar atlar bulmuşlardı, anlara yetmiş aded mecrûh âdemleri bin …
Hakîr eyitdim: "Bire gâzîler bu kadar mâl aldınız. Bârî Allâh aşkına ve dîn-i mübîn uğuruna şu mecrûh olan âdemlerden seyishâne üzre alalım" dedikde taraf taraf ma‘kûl dediklerinde ibtidâ bu hakîr bir garîb Arnavud yiğidin seyishâneye bindirdim ve sâ’ir guzât dağlarda gezen atlardan yüz on kadar atlar bulmuşlardı, anlara yetmiş aded mecrûh âdemleri bindirüp Kanlı Kavak yolundan dönüp cânib-i şimâle kal‘a-i Kopan yoluna firâr eder şeklinde gitdik, zîrâ Kanlı Kavak yolunda nehr-i Dırava kenârında Maslovin İskelesi kenârında Hırvat kâfiri kayıkları çok imiş. Hemân nehr-i Bektey(?) kenârınca gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177b ·
metinde göster ·
… nleri ve kebâb şişlerin ve kuyulardan kovalar ile sular çekmeği ve sahrâlarında
gezen
arabaları atsız ve sığırsız cümle hıyel u şeytanat ve musanna‘ sâ‘at çarhlarıyl …
Ve cümle şehr içre ne kadar değirmenler var ise ne at ve ne sığır ve ne âdem çevirir değirmenleri ve kebâb şişlerin ve kuyulardan kovalar ile sular çekmeği ve sahrâlarında gezen arabaları atsız ve sığırsız cümle hıyel u şeytanat ve musanna‘ sâ‘at çarhlarıyla hareket eder değirmenler ve kebâb çarhları ve kuyuların dollâbları ibret-eser arabalardır, ammâ her araba sahrâlarda giderken yüz kantâr yük çeker, on câmûs çeviremez arabaları çarhlar çevirüp düz yerde râhat gider, ammâ yokuşa gidemez, enişe serî‘ giderken arabanın ardında bir bâr-ı sakîl sürüdüp arabalar aşağı ense râhat gider. Ancak araba üzre bir kâfir elinde bir çatal demir uçlu sırığı var, anınla arabayı sağa ve sola çevirir. Araba pek gitsin derse sâ‘at gibi arabanın çarhların kurup sür‘at üzre gider. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
Bu kal‘adan âdem Bahr-i Siyâh'a nazar etse deryâda
gezen
gemiler sinek gibi görünür. Ve bu iç kal‘ada olan serâmed nârin kullesi tâ zirv …
Bu kal‘adan âdem Bahr-i Siyâh'a nazar etse deryâda gezen gemiler sinek gibi görünür. Ve bu iç kal‘ada olan serâmed nârin kullesi tâ zirve-i a‘lâsında bahâr eyyâmlarından tâ rûz-ı kâsıma varınca altı ay bu iç kal‘a kullesi üzre on fitîlli kandîl çerâğdân yanar, zîrâ deryâda gezen gemiler bu kandîl fânûsu görüp bilirler kim Balıklava kal‘asıdır, andan doğrulup geldiklerinde Balıklağı limanına girüp selâmete dâhil olurlar. Ammâ rûz-ı kâsımdan sonra Karadeniz'de gemiler gezmek ihtimâlleri yokdur, zîrâ hakkâ ki Bahr-i Siyâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121a ·
metinde göster ·
… altı ay bu iç kal‘a kullesi üzre on fitîlli kandîl çerâğdân yanar, zîrâ deryâda
gezen
gemiler bu kandîl fânûsu görüp bilirler kim Balıklava kal‘asıdır, andan doğrulu …
Bu kal‘adan âdem Bahr-i Siyâh'a nazar etse deryâda gezen gemiler sinek gibi görünür. Ve bu iç kal‘ada olan serâmed nârin kullesi tâ zirve-i a‘lâsında bahâr eyyâmlarından tâ rûz-ı kâsıma varınca altı ay bu iç kal‘a kullesi üzre on fitîlli kandîl çerâğdân yanar, zîrâ deryâda gezen gemiler bu kandîl fânûsu görüp bilirler kim Balıklava kal‘asıdır, andan doğrulup geldiklerinde Balıklağı limanına girüp selâmete dâhil olurlar. Ammâ rûz-ı kâsımdan sonra Karadeniz'de gemiler gezmek ihtimâlleri yokdur, zîrâ hakkâ ki Bahr-i Siyâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121a ·
metinde göster ·
Evvelâ kıble tarafı köşesinde Vardar kal‘ası; leb-i deryâya nâzır on iki aded mazgal delikleri sâfî demir kapular ile ârâste ve her mazgalda birer aded âdem sığar şayka toplar ile pîrâste olup on aded balyemez topları dahi ejder-i heft-ser gibi dehânların açup deryâda gezen kâfir gemilerine gıjgırmağa âmâde topların cümlesi limanı korudup arabalar üzre hâzır ve müheyyâ mefret ve serâmed medfa‘lardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224b ·
metinde göster ·
… ya-i sedd-i İskender etdi kim Kandiye kal‘ası bu tabya altında kalup kal‘a içre
gezen
kaz ve tavuk ve ördekler nümâyân idi. Küffâr-ı murdâr ale's-sabâh bu yeni tabya …
Ertesi gün Kaplan Paşa cümle askeriyle Göllük tarafında kat-ender-kat meterise girüp fi'l-hâl leb-i deryâda bir gece içre bir tabya-i sedd-i İskender etdi kim Kandiye kal‘ası bu tabya altında kalup kal‘a içre gezen kaz ve tavuk ve ördekler nümâyân idi. Küffâr-ı murdâr ale's-sabâh bu yeni tabyayı görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 296b ·
metinde göster ·
… kâ eyle âlîdir kim şehir içre ve cümle sahrâlarda ve tâ Tamas dağlarına varınca
gezen
ve deryâda yüzen ve sahrâlarda tozan tozlar ve hûş u tuyûrlar ve benî âdem ve d …
Ve bu Yüksek tabya-i azîm hakkâ eyle âlîdir kim şehir içre ve cümle sahrâlarda ve tâ Tamas dağlarına varınca gezen ve deryâda yüzen ve sahrâlarda tozan tozlar ve hûş u tuyûrlar ve benî âdem ve devâbbâtlardan ne gezerse bu Yüksek tabyadan nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a ·
metinde göster ·
… sâde hâs tahrîr olundu. Bâd-ı hevâdan gayri hulâsa-i kelâm gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen cümle mevcûdâtlar tahrîr olunup aklâm kayd olunmuşdur.
Ve cümle tokuz yerde sazlı ve kamışlı göller tahrîr olunup ser‘askerlere hâss-ı hümâyûn kayd olunup serdâr-ı Kandiye'ye yüz bin akçe sâde hâs tahrîr olundu. Bâd-ı hevâdan gayri hulâsa-i kelâm gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cümle mevcûdâtlar tahrîr olunup aklâm kayd olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
Ta‘âmları cümle dünyâda her ne kadar gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen ne kadar mahlûk-ı Hudâ var ise kanı olup cânı çıkan ve çıkmaya …
Ta‘âmları cümle dünyâda her ne kadar gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen ne kadar mahlûk-ı Hudâ var ise kanı olup cânı çıkan ve çıkmayan zî-rûh kısmından her ne bulurlarsa elbette anı yerler. Ancak dağlarında yılan ve çıyan ve akreb olmadığından anı bulup yeyemezler. Hattâ denizde yüzer gezer deniz amını dahi yerler kim anda aslâ kandan bir katre eser yokdur, anı dahi yerler. Ve cümle koyun ve keçi ve ne gûne hayvânâtları kanların âb-ı hayât gibi ıssı ıssı içerler. Ve Taşra Manyalı kâfirlerinin dahi bulsalar kanların içerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 336a ·
metinde göster ·
… kırk yük akçe hâss-ı hümâyûn mâl-ı pâdişâhîli emânetdir kim gökde uçan ve yerde
gezen
ve gölde yüzen cemî‘i mahlûkât-ı mevcûdât emînin iltizâmında olup cümle kaçkın …
Bu Üstürka kasabası ve kal‘ası Ohri sancağı hâkindedir, ammâ hükûmetinin salb [u] siyâseti ve cürm [ü] cinâyeti Ohri gölü emîni hükmünde olup maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem kırk yük akçe hâss-ı hümâyûn mâl-ı pâdişâhîli emânetdir kim gökde uçan ve yerde gezen ve gölde yüzen cemî‘i mahlûkât-ı mevcûdât emînin iltizâmında olup cümle kaçkın köleler ve cemî‘i yuvalar 368b ve bâc u bâzâr ve aded-i ağnâm ve ispençe ve kışla hakkı ve tütün hakkı ve dölüm hakkı ve beytü'l-mâl ve hâss u harâc ve hâne-i avârız el-hâsıl cemî‘i tekâlîf-i örfiyye-i şâkkalar cümle Ohri gölü emîninin hükmünde olup Ohri beğinin aslâ alâkası yokdur. Büyük emânetdir kim iki yüz aded neferâtlarıyla bu hükûmeti fermân-ı pâdişâhiyle zabt [u] rabt-ı tasarruf edüp şeb [ü] rûz gölün etrâfların askeriyle dolaşup hıfz [u] hırâset edüp gölün etrâflarında sayd olunan mâhîlerin öşr-i sultânîlerin alup anın izniyle sayyâdlar balık sayd ederler. Eğer emîninin izinsiz bir kimesne nihânî bir şibr mâhî sayd ederse tecrîm edüp siyâsetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 368a–368b ·
metinde göster ·
… ilm-i erkâm ile İbrâhîm Y 454a Paşa tahrîri üzre Mısır'ın gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen tahsîl olan mâlın îrâd ve masârıfın bildirir.
(---) 26 varakda, eyâlet-i Mısır'da cümle yetmiş altı kazâyı bildirir. Ve şehr-i Mısır'da cemî‘i tilâvet olunan ulûmların esmâlarını bildirir. Ve Kethudâ İbrâhîm Paşa Mısır'ı tahrîr etdiği üzre cemî‘i ümerâ ve keşşâf ve ümenâ ve küttâb ve mültezimîn esmâların ve tenbîhnâme-i hümâyûnu ve cemî‘i aklâmlardan cüz’î ve küllî hâsıl olanları ve cümle mukâta‘âtdan ve yedi aded benderlerden hâsıl olan mâl-ı pâdişâhînin îrâd [u] masrafın ve ilm-i erkâm ile İbrâhîm Y 454a Paşa tahrîri üzre Mısır'ın gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen tahsîl olan mâlın îrâd ve masârıfın bildirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y453b–Y454a ·
metinde göster ·
Krallarına Papa derler. P 170b Cümle deryâda gezen ve karada cânından bezen küffârların bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ vekîli müftîleridir. Cümle millet-i Mesîhiyye ana secde edüp i‘tibâr ederler. Ammâ garâbet bunda kim riyâzat [u] perhîz ile ol kadar kadîd-i mahz olur kim cânı cism-i murdârından çıkmağa bir sedd-i ramak kaldı dersin eyle. Böyle iken iki yüz sene mu‘ammer olur. Murâd Hân-ı Râbi‘de mürd olan papa üç yüz sene mu‘ammer olduğu müsbetdir. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y35b ·
metinde göster ·
… bin pâre kurâ ve kasabât belîdelerin tahrîr etdirüp elhâsıl gökde uçan ve yerde
gezen
ve deryâda yüzen cemî‘i mevcûdâtları tahrîr etdirüp ümenâ ve mültezimîne mukâta …
Dahi cümleden Mısır Mollâsı Kemâl Paşazâde kalemiyle Mısır'ın (---)(---) bin pâre kurâ ve kasabât belîdelerin tahrîr etdirüp elhâsıl gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cemî‘i mevcûdâtları tahrîr etdirüp ümenâ ve mültezimîne mukâta‘a tarîkıyla verüp cümlesin Haremeynü'ş-şerîfeyn'e vakf eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y57b ·
metinde göster ·
… l mevâcibine ve pâdişâh hazînesine verirler. Ve bu kâşifler ile vilâyet vilâyet
gezen
yedi bölük halkına pâdişâh kîsesinden beşer yüz ve altışar yüz ve biner guruş a …
Her kâşife yedişer bölükden yüzer âdem verüp kâşif dahi beş altı yüz sekbân ve cündîler besleyüp vilâyetinden mâl-ı pâdişâhî tahsîl edüp tült-i evvel tült-i sânî ve tült-i sâlis ve seyfî ve şitfî mâlların bu kadar askerle cem‘ edüp kul mevâcibine ve pâdişâh hazînesine verirler. Ve bu kâşifler ile vilâyet vilâyet gezen yedi bölük halkına pâdişâh kîsesinden beşer yüz ve altışar yüz ve biner guruş avâyidleri vardır. Çorbacıları beşer Mısrî kîseye kanâ‘at etmeyüp kâşifin zincîrinden bâ‘zı mücrimleri ıtlâk etdirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y58a ·
metinde göster ·
… bir hâkim dahi büyük rûznâmecidir. Mısır'ın rükn-i a‘zamıdır. Gökde uçan, yerde
gezen
, deryâda yüzen cümle bu rûznâmecinin der-defterindedir. Hîn-i azilde dilerse pa …
Ve dîvân-ı Mısır'da bir hâkim dahi büyük rûznâmecidir. Mısır'ın rükn-i a‘zamıdır. Gökde uçan, yerde gezen, deryâda yüzen cümle bu rûznâmecinin der-defterindedir. Hîn-i azilde dilerse paşayı müflis çıkarır, dilerse mestûr çıkarırlar. Defterdâr ile yan yana makâmı vardır. Rûznâmce-i kebîrin alt yanında küçük rûznâmeci; ba‘zı aklâm ve anbâr-ı Yûsuf bunun der-defterindedir. Büyük rûznâmecinin dîdebânı olmak içün Mısır vezîrleri kendü taraflarından kitâbete müsta‘id bir necîb ü reşîd âdemin küçük rûznâmeci eder. Ammâ gâyet ehil âdem gerekdir, zîrâ hîn-i azilde küçük rûznâmeci paşanın âb-ı rûyidir. Ve rûznâmecinin cânib-i erba‘asında elli aded halîfeler rûznâmeci defteri dutarlar. Her biri bir vilâyet defterine me’mûrdur. Cümlesi yerli yerinde otururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y62a ·
metinde göster ·
… e alâ-tarîkı'l-fihris işâret olundu. İmdi azîzim bu hazâyinler gökde uçan yerde
gezen
ve deryâda yüzenden hâsıl olur kim âh-ı fukarâdır.
Hâsıl-ı kelâm cümle Mısır'ın iş erlerinin kavl-i sahîhleri üzre beher sene Mısır'dan otuz Mısır hazînesi mîrî içün hâsıl olur, deyü tahrîr olunmuşdur. Ve her hazînesi bin ikişer yüz kîse-i Mısrî olmak üzredir. İnşâallâh her hazîneyi mahalliyle tahrîr ederiz. Ammâ bu mahalle alâ-tarîkı'l-fihris işâret olundu. İmdi azîzim bu hazâyinler gökde uçan yerde gezen ve deryâda yüzenden hâsıl olur kim âh-ı fukarâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y63b ·
metinde göster ·
ve deryâda yüzen yetmiş yedi aded aklâmlarının nihâyeti hurde emânetidir kim cü …
Hulâsa-i kelâm Mısır'ın gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen yetmiş yedi aded aklâmlarının nihâyeti hurde emânetidir kim cümle aklâmlardan iki bin altı yüz elli iki kîse ile beş bin kırk iki para masârîf olunan emvâlden rûznâme defteri nâtık olduğu üzre küşûfiyye-i kebîrden beş yüz altmış Y 71b dörd kîse ile on bin para, ve İskeleler mukâta‘ası mâlından kâmil beş yüz kırk yedi kîse ile tokuz yüz altmış beş para eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y71a–Y71b ·
metinde göster ·
Ammâ âkıl olan paşa bu menâsıbları tebdîl etdükden sonra bir summât-ı Muhammedî edüp cemî‘i a‘yân-ı devlet ta‘âmı tenâvül edüp meşveret edeler kim paşa-yı sâbıkın zimmetinde bevâkî var mı yok mu rûznâmçeye mürâca‘at edüp ma‘lûmu ola. Eğer ma‘zûl paşanın karnında bir mâl var ise kethudâsın ve şehir havâlesi ve dîvân efendisi ve beytü'l-mâlcı ve hasîlu'l-harcı ve'l-hâsıl cemî‘i ser-i kârda olanları (---)(---)(---) dîvân-ı Mısır'a ihzâr edüp rûznâmede paşa-yı atîkın zimmetinde mahlûlâtdan ve hazîneden ve deşîşeden kaç sene Mısır'da hâkim olduysa birden (---)(---)(---) bine binden yüz bine varınca gökde uçan yerde gezen deryâda yüzenden su’âl olunup paşanın [[(---) (---) (---)]] olunmasıyçün mubassır ve muhassıl lecûc ve bî-edeb ihtiyâr çavuşlar ve her bölükden ihtiyârlar ve çavuşlar kethudâsı ve cemî‘i ocakların (---)(---)(---) ve paşa kethudâları ale'l-umûm gulû-yi âm ile ma‘zûl paşaya varup hukûk-ı sâbıkaya aslâ ri‘âyet etmeyüp paşanın huzûruna gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y190b ·
metinde göster ·
Bâlâda zikr olunan eyâletlerin kurâlarında bilâ-hadd ü lâ-gâye ve bilâ-hisâb âdem deryâsı olan re‘âyâ vü berâyâ var ise arâzî-i Mısır'ı zirâ‘at edüp bir senede yedi kerre eküp yetmiş nev‘a mahsûl hâsıl olur. Böyle mahsûldâr türâb ve böyle Ferhâd gibi çalışır re‘âyâ-yı A‘râb cezîre-i dünyâda böyle dihkânî fellâh ve böyle kavm-i cebbârîn ü bî-ıslâh re‘âyâ yokdur. Gökde uçan, yerde gezen ve deryâda yüzenden bi-eyyi vechin kân kendüler içün mâl tahsîl edüp öşürlerin ağalarına ve nâzırlarına ve mültezimlerine ve keşşâflarına mâl-ı mîrî verüp deynlerin gallak etdüklerinden sonra bu re‘âyâya beş Mısır hazînesi mâl kalur, deyü tahrîr olunmuşdur kim bu re‘âyâ kârı hazînesiyle elli üç hazîne olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y216a ·
metinde göster ·
… ve kazdan ve odundan [ördekden?] bâc ve gümrük alınmaz, yohsa gökde uçan yerde
gezen
ve deryâda yüzenden gümrük alınup hazîne hâsıl olur. Cümle eşyâ mukâta‘adır, bi …
Ve bu mezkûr hazîneler cümle yetmiş beş gûne mahsûlden hâsıl olur. Hâsıl-ı kelâm hemân keçiden ve kazdan ve odundan [ördekden?] bâc ve gümrük alınmaz, yohsa gökde uçan yerde gezen ve deryâda yüzenden gümrük alınup hazîne hâsıl olur. Cümle eşyâ mukâta‘adır, bir fakîrü'l-hâl bî-nevâ zebbâl füls-i ahmere muhtâc pür-melâl, anlar dahi mîrî mâl verirler, mukâta‘adır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228b ·
metinde göster ·
bir kabakdır. Ammâ Arab kabak deliğinden kuşları temâşâ ederek kayd bend edüp b …
"Yâ hacı, bize bir viz, ya‘nî kaz yâhûd bir ördek" desen, derhâl Arabın yanında bir kabak parçası var, Arab ol kabağı başına geyüp kırk elli kulaç kınnâbı Y 229a eline alup derhâl Arab deryâya dalup ördeğe tâlib kenârda kalup Arab şinâverlik ederek kaz ve ördeklerin yanına varup bu kadar hûş u tuyûrun mâbeynine girüp elinde olan ipleri râst gelen ördeklerin pâylarına pâybend edüp fakîr murgların rûhlarının haberi olmaz. Zîrâ yanlarında gezen bir kabakdır. Ammâ Arab kabak deliğinden kuşları temâşâ ederek kayd bend edüp ba‘dehu kendüsi beri kenâra gelüp elinde resenin ucun ördek tâlibine verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228b–Y229a ·
metinde göster ·
fukarâ-yı Bedevîler tahsîl-i mâl edüp yılda bir kerre mevlûd mahallinde gelüp c …
Ve Rûm ve Arab u Acem'de şey’ullâha gezen fukarâ-yı Bedevîler tahsîl-i mâl edüp yılda bir kerre mevlûd mahallinde gelüp cemî‘i tahsîl etdikleri eşyâları baş halîfe huzûruna koyup âlem-i seyâhatde sâhib-i post olmağa isti‘dâd hâsıl etdi ise leyle-i ahîr mevlûdunda iki yüz üç yüz hulefâ sâhib-i seccâde olup bunu dahi ol gece kemer-beste edüp sâhib-i seccâde ederler. Ol halîfe murâd edündiği diyâra mu‘azzez ü mükerrem tabl u nakâre ve deff ü kudümler ve alem ü sarâf ve seccâdeler verüp du‘â vü senâ ile ol diyâra gönderirler. Hikmet bu kim varduğı diyâr halkı ta‘zîm ü tekrîm ile istikbâline çıkup ol şehirde tekye-i Bedevî yok ise elbette bir âsitâne-i Bedevî binâ edüp bu halîfeyi anda sâkin edüp tatyîb-i hâtıriyle mukayyed olurlar. Bu dahi berekât-ı Bedevî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y289a ·
metinde göster ·
… an gelmeğe muhtâcdır. Dâ’imâ kayıkları su ile varup gelmededir. Ammâ Akdeniz'de
gezen
gemilere cânkurtaran limanıdır. Cenûb tarafı Buhayre'dir. Bir ucu Arîş'e, kıble …
Bâlâda tahrîr olunduğu üzre Şeyh Şatâ feth edüp bunda şehîd olmuşdur. Mısır hâkinde Arîş kâşifi hükmünde leb-i deryâda şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır. Dâyiren-mâdâr beş yüz adımdır. Bir kapusu kıbleye nâzırdır. İçinde kırk havlısız küçük hâneleri ve bir Selîm Hân câmi‘i ve otuz aded topları ve cebehânesi ve Mısır müteferrikalarından dizdârı ve yüz neferâtları var. Bâğ u bâğçesiz leb-i deryâda bir kumsal bî-emân yerde derbend-i calender'dir. İbrîm'e devlet tarafından âdem sürerler, bunda sürseler dûzah azâbı çekerdi. Allâhümme âfinâ bi-kılleti'l-mâ’i ve'l-hubz, suyu ve ekmeği Dimyât'dan gelmeğe muhtâcdır. Dâ’imâ kayıkları su ile varup gelmededir. Ammâ Akdeniz'de gezen gemilere cânkurtaran limanıdır. Cenûb tarafı Buhayre'dir. Bir ucu Arîş'e, kıble tarafı Y 351a Menzile'ye, garb tarafı Dimyât'a varır buhayre-i kebîredir. Senevî on yük akçe iltizâmdır. Yahşi elvân elvân mâhîleri olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y350b–Y351a ·
metinde göster ·
… n vücûdunun cânib-i erba‘ası dilim dilim pâre pâredir. Öte cânibinden teferrüce
gezen
âdemler görünür. Berg [ü] bârı dünyâ ağaçları yaprağına ve meyvesine müşâbeheti …
Meselâ bu şecere-i tayyibe zemînden beş âdem kaddi bâlâ ve üç âdem derâgûş eder cüssedâr dıraht-ı azîmdir. Ve şecerin vücûdunun cânib-i erba‘ası dilim dilim pâre pâredir. Öte cânibinden teferrüce gezen âdemler görünür. Berg [ü] bârı dünyâ ağaçları yaprağına ve meyvesine müşâbeheti yokdur. Yaprağın sar‘ dutan marîzlere buhûr ederler, bi-emrillâh halâs olur. Ve ayda birer kerre hurde pelîd gibi kabuklu ve içi çekirdekli bir humûzetli âbdâr meyvedir, ishâl marazına dâ‘-ı devâdır. Ay başında kemâlin bulunca yağmâ ederler. Erbâb-ı hâcât alup giderler. Bir ay bekler mülâzımları çokdur. İshâli ve zahîri seyf-i miczem gibi kat‘ edüp âdemin reng-i rûyine humret verir. Böyle bir mücerreb şifâ şeceridir kim Hakîm-i Mutlak kullarıyçün halk etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y363a ·
metinde göster ·
… alp rüstem aydur ḳalḳubanı yirinden ṭurı gelen iki ḳardaş bebegin aldurup ẕelil
gezen
düzen oġlı alp rüstem maŋa dirler didi ol daḫı ḳazana at ṣaldı alam didi
digil maŋa didi alp rüstem aydur ḳalḳubanı yirinden ṭurı gelen iki ḳardaş bebegin aldurup ẕelil gezen düzen oġlı alp rüstem maŋa dirler didi ol daḫı ḳazana at ṣaldı alam didi