İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Bağlam içinde arama

gezerken

Eser ve dönem süzgeci
Arama sözdizimi
  • Akıllı kipte yazmadığınız ayrıntı esnek eşleşir: kut → ḳut, kut; edgu → eḍgü, ėdgü. Yazdığınız özel harf ise tam aranır.
  • * sıfır ya da çok harf, ? tek harf: bilig*, *lıġ, b?lig
  • Boşlukla ayrılan sözcükler ardışık öbek olarak aranır; tek başına * herhangi bir sözcüktür: ḳut * bol*
  • Tam kip biçimi harfi harfine arar; Düzenli ifade kipi PCRE desenini sözcük biçimlerine uygular: (ḳ|k)ut(lu|lı)ġ.*
40
isabet
38 cümle/beyitte
14,8
milyonda
tüm derleme göre
1
eserde geçiyor
1
farklı biçim
21 ms
arama süresi
Eserlere göre görülme sıklığı (milyonda)
Veriyi tablo olarak gör
EserİsabetMilyonda
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi4016,3

Eserlerin boyutları çok farklı olduğu için (KB 73.566, IB 1.297 sözcük) karşılaştırma milyonda sıklıkla yapılır.

Bulunan biçimler

Sözcük profili →

Bağlamlar 1–40 / 40

Çeviriyazı işaretleri
  • (a) Yazıtta/yazmada yazılmayan, editörce tamamlanan ünlü ya da harf
  • [ip] Zedelenmiş, editörce onarılmış yer
  • <l> Yazıcının atladığı, editörün eklediği
  • {l} Editörün fazlalık saydığı
  • ⟨…⟩ Metin eksik (lakün)
  • ḳ ġ ŋ ḍ ė ḫ özgün çeviriyazı harfleridir; aramada “Akıllı” kipte k g n d e h ile de bulunur.

İşaretler kaynak edisyonların kullanımına bağlıdır; ayrıntı için ilgili yayına bakınız.

“gezerken” için bağlam dizini. Tam metni görmek için satıra tıklayın.
EÇS I 113b–114a … nkapanı semtinin çamuru İslâmbol içre meşhûrdur, ol kesret-i tînde ve ol şitâda gezerken pabucunun üzerine değil na‘lçasında bir kırât çamur bulunmazdı, tâ bu mertebe p …
EÇS I 211a … elbi bu kâtil Urbânların yanında kalup bu Urbânlar Şâm'a gelüp çârsû-yı bâzârda gezerken hemân kelb bir kerre bu Urbânları kelb-i sarîh gibi talamağa başlayup bir dahi …
EÇS II 244a–244b … İslâmbol'dan bu dağlara bırağırlar. Ol kız dahi bu kûh-i bülendler içre serserî gezerken bu ılıca suyuna râst gelüp andan nûş eder. Bir kaç günde cerebleri kara kara ya …
EÇS II 264b … doğar ve deryâda batar. Bu gûne bir girdâb-ı gamda talattum-ı deryâ ile serserî gezerken hikmet-i Hudâ gün doğusu rûzgârı tarafında evc-i semâda kara bulutlar zâhir olu …
EÇS II 275a … hzâde Bâyezîd ile Şehzâde Süleymân kovuşarak ve toplaşarak birbirine top urarak gezerken hemân kara servi nâmında bir servi kemîninden Şehzâde Murâd çıkup ibtidâ Bâyezî …
EÇS II 358a–358b … em çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa …
EÇS II 360b–361b … ardır deyü sûret-i hakdan görünüp Üsküdar gibi bir teng dar yire varup şer‘ ile gezerken şerrile askeri târumâr olup arz-ı mukaddes gibi bir vâsi‘atü'l-aktâr diyârı koy …
EÇS II 364a–365a … adı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya bul …
EÇS II 364a–365a … şu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir o …
EÇS III 91b … di târîhinde Erzurûm seyâhatı avdetinde Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile serserî gezerken bu Çorum ahvâli mufassal tahrîr olunmuşdur. Fihrise nazar oluna. Andan yine cân …
EÇS III 93b … ılğar ile gelirken Çomar Üsküdar cenginde münhezim olup başı havfından dağlarda gezerken Akşehir kurbunda Çomar'a râst gelüp Şâm'da Murtezâ Paşa efendimize getirüp bayr …
EÇS IV 191b … ib-i şarka gidüp kasaba-i Sabanca'yı geçüp ağaç deryâsı içre çamur deryâsı içre gezerken altı atlıya râst gelüp bizim üzerimize hemân hamle etdiklerinde bunlara tarfetü …
EÇS IV 276b … r-ı âfâk üstâd-ı kâmillerin vâcibü's-seyr sihr-âsâr kalemleri mezâd-ı sultânîde gezerken Ekrâd-ı gûnâ-gûn ve haşerât-ı Camapur-ı bî-fünûn ve niçe bin Etrâk-i nâpâk mezk …
EÇS IV 279a … silli murabba‘âtlar mezkûr kavanoz ve hokkalar mâl-â-mâl iken mezâd-ı sultânîde gezerken beyyâ‘lar ve bâyi‘ler "Ayâ bu nedir çaşni helâl midir?" deyü herkes yeye yeye c …
EÇS IV 303a … rım bir haber alabilmediler. Ben güzelce şâhıma ne cevâb vereyim?" deyü serserî gezerken ,
EÇS V 29a–29b … fâr meydânda kalup cân başlarına düşüp aldıkları mâl-ı ganâ’imi bırağup serseri gezerken kal‘a-i Varna'dan ve limanda yatan şaykalardan Kazağa eyle toplar urup darebât- …
EÇS V 37a Âhir-i kâr gezerken bir rîh-i akîm esüp kumlar üzre sokduğumuz kamışlar yıkılup yolumuz gâ’ib oluyo …
EÇS V 70b "Gâh Mar‘ayş ve gâh Adana ve gâh Kayseri'de Göksun yaylası" deyü serseri gezerken Âsitâne-i sa‘âdet tarafından mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler ile evâmir-i …
EÇS V 75b "Bu gece cennet bâğlarında gezerken dedem Sultân Ahmed Hân elimden yapışup bâğ u bâğçe içinde olan kasr-ı âlîleri v …
EÇS V 75b … çe içinde olan kasr-ı âlîleri ve hûrî ve gılmânları hep seyr [ü] temâşâ etdirüp gezerken , ‘göre İsmehân'ım, cenâb-ı Bârî bana ne ihsânlar edüp ne kadar cennet bâğlarına …
EÇS VI 30a … kal‘a-i Sibin'i ve üstühân-ı küffârların seyr [ü] temâşâsına serdâr-ı müdebbir gezerken kal‘a-i Sibin'den "Safâ geldin" deyü bir fitîlden bin pâre top atup zemîn ü âsu …
EÇS VI 43b … t-tekâsür'ü tilâvet edüp ol makâm-ı gül‘ızârdan kalkup serserî Dershâne bâğında gezerken ol nergis gazâlî gözlerinden seyl-i Ceyhûn-vâr çekîde çekîde cereyân ederek mez …
EÇS VI 104a … bu kadar bin sârbân ve harbendeleriyle çemenzâr [u] lâle-izârda serserî otlayup gezerken hemân küffâr yıldırım gibi seğirdüp top ve tüfengler atup gelirken hemân küffâr …
EÇS VI 121a … ârlar yevm-i Cum‘aya yetişmek gerekdir" deyü ibrâm-ı mâlâ-kelâm edüp kal‘a içre gezerken vâlide sultâna câmi‘ olmağiçün Nemse deyrin bulup fi'l-hâl bir kenîse-i ibret-n …
EÇS VII 52b Kâr-ı garâ’ib: Bu bâğ içre seyr-i temâşâ edüp gezerken ba‘zı gâfil âdemlerin yanında zenberekli lüleler vardır. Bilen âdem zenbereğe b …
EÇS VII 152a Nev‘-i diğer-i ibret-nümâ-yı obur: Bir obur dahi hayâtda gezerken anı kimse bilmez, ammâ vakti gelüp kudurdukda bir âdemi yâhûd evlâdını obur bul …
EÇS VII 152a … ber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dut …
EÇS VIII 189b … bu mahalde yine hüddâmlar ve refîkler ve samson ve tazı ve zağarlarımla şikâra gezerken bir yaban atına râst geldik, ammâ gûyâ fîl-i mahmûdî gibi cüssedâr ve semîn esb …
EÇS VIII 189b … hrâsı gibi bir çemenzâr fezâda tazılar ve zağar kelbler ile sayd [u] şikâr edüp gezerken bir yaban atına birkaç ok urup öldürmüş idim. Kırk yedi yıldan sonra rü’yâ-yı s …
EÇS VIII 262b … e guruş bu hakîre dahi ihsân etdi. Cenâb-ı Allâh bir kuluna ihsân edince karada gezerken deryâ ganîmetinden mâl ihsân eder. Ammâ Gâzî Durak Beğ'in ve gayri gâzîlerin cü …
EÇS VIII 264a–264b Zîrâ "Küffâra gılâl satmak memnû‘dur" deyü kendüsi deryâda gezerken kendüsi buğdayı kâfire satdığından sıkılup hakîre bir kîse ve hüddâmlarıma kırk …
EÇS VIII 337a Temâşâ-yı garîbe: Bu köyü tahrîr edüp atlar ile gezerken bir zeytûn dırahtı altında bir pençe-i âfitâbe avret başına yeşil bez örtüp kuc …
EÇS IX Y137b … lı ve ormanlı dağlardır. Hattâ hakîr "Âyâ, bu gece nereye konsak?" deyü serserî gezerken bir dere içre bir câmûsu bir kaplan sayd edüp ibtidâ ciğerin çıkarup yerken biz …
EÇS IX Y244b … Mûsâ Tîh sahrâsında üç yüz bin âdem ile kırk sene bir rivâyetde kırk gün vâlih gezerken Cenâb-ı İzzet'den menn ü selvâ ü mâ’ide nâzil olup cümle askeri def‘-i cû‘ eder …
EÇS IX Y383a … mürûr-ı eyyâm ile Hazret-i Mûsâ bu Tîh sahrâsında bu vâkı‘aya uğrayup sergerdân gezerken cümle kavmi gulû edüp
EÇS X Y18a … âd çölünde bâdiye Urbân'ında bulunup Tatar derdinden Bağdâd'a varamayup serserî gezerken Mısır hâkimi Tâhir Baybars bu Mustansır'ı Mısır'a da‘vet edüp sene 659 târîhind …
EÇS X Y161a–Y161b … dahi sayd eder bir küçük gelincikdir. Hemân timsâh takâzâ-yı hâcete taşra çıkup gezerken bu gelincik kum üzre yürüyerek timsâhın yanına varup Y 161b timsâh anı görmez …
EÇS X Y177a … Tâ ki nısfu'l-leylde akrebler şikâra çıkup seyrân edüp mel‘abe edeceği mahalde gezerken ciğer râyihasın yerde duyup kelb gibi soylayarak kâsenin kenârına varınca gelen …
EÇS X Y411b … izi iki kişi tenâvül etdik. Bir aydan sonra hikmet-i Hudâ, bu bahr-i Okyûnûs'da gezerken bir telattum-ı deryâ bizi bir kenâra atup keştîmiz pâre pâre olup biz bir cebel …
EÇS X Y450b … iş. Hikmet-i Hudâ bu münkir âlim bir gün savma‘asından taşra çıkup mezâristânda gezerken bir benî âdem üstühânı bulup eline alup der kim,