… müslimîn muğtenim oldu. Ammâ Şuşik beğinin ele girmesiyçün ile vilâyete âdemler
gidüp bir
Gök dolak tülüngi çaşıt bulup Serdâr Ahmed Paşa "Cellâd!" deyüp ibtidâ burnun v …
Lisân-ı Ekrâdda Şuşik, kal‘ası olduğu kûh-ı bülendin ismidir. Lâkin bânîsi Sultân Hasan oğlu Ziyâeddîn binâsıdır. Evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kayanın tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır. Ammâ meri-i afacan ve müfacandır. Asker-i deryâ-misâl ile zîr-i hisârdan bir top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kurulup hemân ol sâ‘at kal‘a muhâsara olunup zîr u bâlâ olan kemîngâhlarında guzât-ı müslimîn meterise girüp tüfenkleşmeğe başlandıkda hemân kal‘adan bir yaylım top bir yaylım tüfenk atup yetmiş âdem bir tahtdan şehd-i şehâdet câmın nûş edüp dâr-ı berînde karâr etdiler. Hemân Serdâr Seydî Ahmed Paşa var kuvveti bâzûya getirüp niçe yüz iş eri olan mîr-i mîrânlara ve sâ’ir ümerâlara hulvü'l-lisân ile ve sâ‘ir guzâtı ihsânlar ile bende edüp bizzât kendileri atın dermiyân edüp dörd pâre tavîl şâhîleri kal‘anın cânib-i şarkîsinde havâle-i ba‘îdeler üzre koyup siperler ardından derûn-ı kal‘aya bir yaylım top urunca bi-emrillah derûn-ı kal‘ada Şuşik beğinin ammîzâdesi Çendedân Şücâ‘ Beğ'e top güllesi isâbet edüp ol ân mürd olup kal‘a içre bir velvele kopdu ve cânib-i erba‘adan guzât-ı müslimîn kal‘anın der-i dîvârının rahnedâr yerlerinden ankebût-vâr resen-bâzlar gibi birer vecihle kal‘aya tırmaşmağa başladılar. Hulâsa-i kelâm bir gün bir gice ceng-i azîm olup ertesi ale's-sabâh dendân-ı bedenlere amân bayrakları dikilüp derûn-ı kal‘ada olan cümle Ekrâd "Amân, amân, ey güzîde-i asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Ol ân Serdâr Seydî Ahmed Paşa kal‘a altına başbölükbaşıyla Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimizin Alacaatlı Hasan Ağasıyla kal‘a kapusuna varup kal‘adan taşra yedi aded nâmdâr Kürd beğleri rehn çıkup "Bu gice beğimiz Mustafa Beğ kal‘adan kemend-i hîle ile nüzûl edüp Acem'e firâr etdi" dediler. Der‘akab Serdâr Seydî Ahmed Paşa bu dürûğ kelâma i‘timâd etmeyüp "Tiz beğiniz bulun, yohsa sizin yediniz dahi kelle paça edüp Erzurûm vezîri Mehemmed Paşa hâlâ Hınıs kal‘asındadır, anâ gönderirim" deyü bu yedi âdemi kayd-bend edüp kal‘a içine ale'l-gafle yedi yüz âdem koyup Şuşik beğinin sarâyında cümle emvâl [u] erzâkın kabza-i tasarrufa alup cümle Ekrâd eşkiyâların taşraya sürüp cümle âlât-ı silâhların alup üç bin tüfenk ve altı bin kılıç ve gayrı âlât-ı silâh cem‘ olup mâh-ı (---) minde kal‘a feth olup efendimiz Mehemmed Paşa'ya müjde etdiler. Ol gün kal‘ada bang-i Muhammedî tilâvet olunup kal‘a içine iki bin tüfenk-endâz kondu ve azîm top u tüfenk şâdmânîleri olup tâ Acem'e varınca Şuşik beğinin ili vilâyeti nehb u gâret olunup niçe kerre yüz bin koyun ve sığır ve at ve katır ile guzât-ı müslimîn muğtenim oldu. Ammâ Şuşik beğinin ele girmesiyçün ile vilâyete âdemler gidüp bir Gök dolak tülüngi çaşıt bulup Serdâr Ahmed Paşa "Cellâd!" deyüp ibtidâ burnun ve kulağın kesüp cellâd-ı bî-amân daltığ-ı perrân olup çaşıdın kellesin galtân edecek mahalde ayak üzre kalkup "Hey demirayak paşa! Endek hâlime merhamet et. Gelin bir danışığım vardır diyem" deyüp cellâd amân verdi. "Vallah ve billah Şuşik beği çaşt çağı kal‘a-i Mekü'ye gelüp Acem hânına câr düşdü. Henim kal‘ada mahbusdur" deyince Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ve Malâzcird Beği Mehemmed Beğ ile cümle üç bin asker Mekü kal‘asında
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 292a ·
metinde göster ·
… Bu kendden Revân hânına âdemler gönderüp ertesi ale's-sabâh yine cânib-i şimâle
gidüp bir
âb-ı hayât çayını atlar ile ubûr edüp bir çemenzâr yerde sehl istirâhat edüp yi …
Menzil-i kend-i Tîlfirâk: Bin hâneli ve câmi‘ ve tekye ve hân ve hammâmlı ve çârsû-yı bâzârlı ve bâğ u besâtîn ve pirinc mahsûllü kend-i İrem'dir. Murâd Hân Revân'ı muhâsara etdükde bu kendden yetmiş bin dıraht-ı azîm kat‘ olunup Revân kal‘asına havâle olmağiçün tabyalar binâ etmişler ammâ ol zamândan berü bu kendin bâğlarında şecere-i müntehâlar hâsıl olmuş kim ta‘bîr olunmaz. Bu kendden Revân hânına âdemler gönderüp ertesi ale's-sabâh yine cânib-i şimâle gidüp bir âb-ı hayât çayını atlar ile ubûr edüp bir çemenzâr yerde sehl istirâhat edüp yine esb-süvâr olup giderken karşudan bir alay-ı azîm nümâyân olup geldiklerinde meğer Revân hânının kethüdâsı Elvend Akay imiş. Ba‘de'l-musâfaha rikâb rikâba olup bir alay-ı azîm ile Tebrîz'den (---) günde (---) konakda (---) el-mübârekde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308a ·
metinde göster ·
… âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından
gidüp bir
katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan
gidüp bir
gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… tendürüst olur. Husûsen şehir a‘yânları mâh-ı Temmûz'da sürü sürü haymeleriyle
gidüp bir
hafta anda bana faslı edüp tâze cân bulurlar, meşhûr-ı âfâk bir germâb-ı Hâlık- …
Evsâf-ı mesîregâh-ı germâb-ı ibret-nümâ Örencik: Bu dahi Rûm u Arab u Acem'de hâssa-i kesîreli bir ılıcadır ammâ binâ cihetinde ol kadar mükellef ve mükemmel değildir. Zamân-ı kadîmde selâtin-i Âl-i Osmân'dan Gâzî Hudâvendigâr bir müfîd ü ihtisâr kubbe-i üstüvâr inşâ etmişdir. Ammâ yetmiş derde devâ bir humma-i germâbdır kim cemî‘i dîvârlardan nikrîs zahmına ve gûnâ-gûn sızılara mübtelâ olan sâhib-i özr alîl kimesne gelüp ılıcasına girüp çamurundan veca‘ olan yerlere sürünüp bi-emri Hakîm [u] Kâdir ifâkat bulup tendürüst olur. Husûsen şehir a‘yânları mâh-ı Temmûz'da sürü sürü haymeleriyle gidüp bir hafta anda bana faslı edüp tâze cân bulurlar, meşhûr-ı âfâk bir germâb-ı Hâlık-ı Rezzâk'dır. Andan Sofya şehrinin cânib-i garbında nîm sâ‘at ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141a ·
metinde göster ·
câmi‘-i latîf ve bir ma‘bedgâh-ı nazîf inşâ edin, dedi. İşte pâdişâhım gazâ mâl …
İhvân-ı vefâya hafî olmaya kim bu câmi‘-i Selîm Hân niçün şehr-i İslâmbol'da binâ olunmadı, denirse bir gice Selîm-i Sânî İslâmbol'da Üsküdar tarafında Fenerbâğçesi nâm mahalde hâb-âlûd iken bî'z-zât Hazret-i Fahru'l-âlemîn'i menâmında görüp ol Mefhar-i Mevcûdât eydür: "Yâ Selîm, Allah ile ahd [u] mîsâk etmiş idin kim ‘Eğer fâtih-i cezîre-i Kıbrıs olursam, gazâ mâlından bir câmi‘ binâ edeyim’ demiş, idin. Cenâb-ı Bârî sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında yüz yetmiş pâre kal‘a ihsân etdi. Niçün ahde vefâ edüp bakıyye-i ömrünü hayrât [u] hasenât yolunda geçirmezsin. Tiz Kıbrıs'da Magosa kal‘asında alınan mâl-ı ganâ’imi vezîr-i müdebbirin Kara Mustafâ Paşa'dan taleb edüp benim himâyemde olan Sedd-i İslâm Edirne'mde bir câmi‘ inşâ edüp alemim dibine gel!" dedikde hemân Selîm Hân hâbdan bîdâr olup "Tiz vezîri kığırın!" dedikde vezîr-i Âsaf-dilîr geldikde "Tiz Lala! Sende olan Kıbrıs ganâ’imi mâlından bana mâl verüp cânın halâs eyle!" deyince vezîr-i hüsn-tedbîr eydür "Sadaktü yâ Resalullah" dedi. Selîm Hân eydür: "Neden sadaktü yâ Resûlallah dedin" deyü su‘âl etdikde "Pâdişâhım, ahşâm Resûl-i Kibriyâ'yı vâkı‘amda gördüm. Yâ Mustafâ, Selîm'e tenbîh etdim. Sendeki mâl-ı ganâ’imi Selîm'e verip Edirne'ye bile gidüp bir câmi‘-i latîf ve bir ma‘bedgâh-ı nazîf inşâ edin, dedi. İşte pâdişâhım gazâ mâlından on bir bin kîse gurûş cem‘ etdim ve baban Süleymân asrında üç bin kîse hâsıl etdim. Ol dahi efendim Risâlet-penâhın uğuruna fedâ olsun. Ammâ pâdişâhım Kıbrıs gazâsından sana üç bin kîse Venedik kralının San Marka mühriyle bundukanî mümessek altun hedâyâ getirdim. Pâdişâhım! Dahi onları Edirne'ye götürüp masrûf edesiz" deyü feth-i kelâm edüp vezîr-i pür-tedbîr cümle 154b mezkûr hazîneleri pâdişâha teslîm edüp sene 972 târîhinde cemî‘i asâkir-i İslâm ile Edirne'ye dâhil olup onda meştâ verilüp yine Resûlü's-sakaleyn'i Selîm-i Sânî vâkı‘asında görüp "Câmi‘i şu Kavak meydânında binâ eyle!" deyü câmi‘in esâsını ve vaz‘-ı kıblesini bizzât Hazret-i Risâlet-penâh işâret etdüğünden derûn-ı şehr-i Edirne'de Selîm Hân câmi‘i mihrâbından dürüst ve Eski câmi‘den râst kıblegâh yokdur. Andan Bismillah ile nice kerre yüzbin âdem cem‘ olup du‘â u senâ ile üç bin aded kurbânları temel yerlerinde hâzır edüp sa‘d-sâ‘at duhûl edince tekbir ile cümle kurbânları zebh edüp esâsına mübâşeret olunduğuna zîbâ târîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154a–154b ·
metinde göster ·
… htım gül-reng serbendler ihsân etdi. (---) Andan yine cânib-i şimâla Mardin'den
gidüp bir
baş,
Menzil-i kal‘a-i Mardin-i sedd-i emîn: Bu şehre Mustafâ Paşa mehâbet ü dârât ve azamet ile bir alây-ı azîm gösterüp girmişdir. Cümle ahâlî-i Mardin'in zöhreleri çâk oldu. Meğer mukaddemâ Sincâr'a Urbân üzre gitdikde paşaya ri‘âyet etmemişler. Bu kerre ol kadar ta‘zîm ü tekrîm edüp akmişe-i fâhire-i didik ve abâyî ve harîr kahve makremeleri getirdiler kim Mustafâ Paşa ve tevâbi‘leri bây-ender-bây olup Mardin kavminden dahi pay aldılar. Hakîre dahi paşa "el-hedâyâ teşterek" diyerek me’kûlâtdan baklava ve börek ve çörek ve didik ve abâyî muhtım gül-reng serbendler ihsân etdi. (---) Andan yine cânib-i şimâla Mardin'den gidüp bir baş,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
… n ziyâret ederek yine gâh nehr-i Moroş kenârıyla ve gâh ormanlık içre 6 sâ‘atde
gidüp bir
çemenzârda sehel istirâhat edüp, andan,
Andan 6 sâ‘atde gâh nehr-i Moroş kenârınca giderken bu mahalde Erdel Kralı Rakofçi nâm la‘în isyân edüp üzerine Budin vezîri Kırçıl Ken‘ân Paşa ve Elçi Hasan Paşa ta‘yîn olunup ceng etdiklerinde Ken‘ân Paşa ve Hasan Paşa münhezimen firâr etdiklerinde Elçi Hasan Paşa bu mahalde bu kadar bin asker-i İslâm ile nehr-i Moroş'a gark olup hakîr bu mahalden geçerken cemî‘i şühedâların kabr-i şerîflerin ziyâret ederek yine gâh nehr-i Moroş kenârıyla ve gâh ormanlık içre 6 sâ‘atde gidüp bir çemenzârda sehel istirâhat edüp, andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 120a ·
metinde göster ·
… cabolu nevâhîlerine cereyân ederek kurâları rey eder. Andan yine cânib-i cenûba
gidüp bir
sâ‘atde,
Suları cümle Üsküb'den gelen nehr-i Vardar'dır. Andan aşağı Ofcabolu nevâhîlerine cereyân ederek kurâları rey eder. Andan yine cânib-i cenûba gidüp bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175b ·
metinde göster ·
iki gün mihmân olup ayş [u] işret ederler bir cây-ı sürûr, İremezât-ı bî-minnet …
Bir tarafda dahi meddâhân şâ‘irân-ı mahalhânlar gûnâ-gûn fasıllar etmede. Ba‘zı yârânlar haymeleriyle gidüp bir iki gün mihmân olup ayş [u] işret ederler bir cây-ı sürûr, İremezât-ı bî-minnetdir kim medhinde lisân kâsirdir. Andan mesîregâh (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177b ·
metinde göster ·
… tlı pür-silâh şehbâz bir yere cem‘ {olup} yine mağrib cânibine bir gün bir gece
gidüp bir
sengistân dağlarda mağâralar içine kırk elli pâre köyün kâfirleri kapanmışlar. …
Yine ol gece yüz piyâde yiğit tüfeng-endâz ve yüz cürd atlı pür-silâh şehbâz bir yere cem‘ {olup} yine mağrib cânibine bir gün bir gece gidüp bir sengistân dağlarda mağâralar içine kırk elli pâre köyün kâfirleri kapanmışlar. Bir hayli ceng-i azîm etdik. Sarp kayalar olmağile bir vech ile zafer mümkün olmayup biz dahi fâriğü'l-bâl olup gerü avdet etdikde aşağı derelerdeki hayvânâtlara tama‘ etmeyüp cümlemiz ale'l-ittifâk Şebevar deresiyle gerüye gelirken üç bin kadar semîn sığırlar ganîmet alup 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3a ·
metinde göster ·
… nda altı sâ‘at ba‘îd kasaba-i Niş'dir. Bu kal‘adan mağrib cânibine iki bin adım
gidüp bir
bayır geçüp,
Ve bu kal‘a dibinde kırk elli kadar müselmân köyü ve bir mescidi var, cümle neferâtlar bu karyede sâkin olurlar. Bu kal‘anın kıble tarafındaki dağların ardında altı sâ‘at ba‘îd kasaba-i Niş'dir. Bu kal‘adan mağrib cânibine iki bin adım gidüp bir bayır geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58b ·
metinde göster ·
… çârsû-yı bâzâr içre tâ Âhûr-ı kebîr kapusuna varınca bir şâhrâh-ı vâsi‘ yol ile
gidüp bir
kat bölme hisârdır kim bu mahal dîvârında Âhûr kapusu derler bir hisâr kapusudu …
Der-hakk-ı tavsîf-i aşağı varoş-ı kebîr Budin: Evvelâ bu İskele kapusuna ahâlî-i Budin Boşnak kavmi olmağile Iskala derler. Cânib-i kıbleye mekşûf iki kat metîn kapudur. Bu bâb-ı kebîrden içeri girüp cânib-i garba çârsû-yı bâzâr içre tâ Âhûr-ı kebîr kapusuna varınca bir şâhrâh-ı vâsi‘ yol ile gidüp bir kat bölme hisârdır kim bu mahal dîvârında Âhûr kapusu derler bir hisâr kapusudur. Bu hisâr[a] âhûr bölmesi derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 84a ·
metinde göster ·
latîf yulaflı ve arpalı tarla bulup cümle atlarımız bağlayu[p] yulafa salup biz …
Hikmet-i Hudâ efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa cisir yapmağa Tuna'nın karşu tarafına gemilerle geçüp bu hakîr Üstürgon temâşâsiyçün beri tarafda kalup ta‘yînâtımız olmadığından on bir re’s atlarımız ve hüddâmlarımız aç kalup zahîre ve alef peydâ etmek içün beş aded gulâmımla ve on aded yâr-ı gâr-ı refîklerimle sahrâ-yı Üstürgon'un cânib-i garbîsine beş sâ‘at gidüp bir latîf yulaflı ve arpalı tarla bulup cümle atlarımız bağlayu[p] yulafa salup bizler arpa demetleri düğmeğe başlayup fi'l-hâl birer cak yükü arpa peydâ edüp, "Bire meded, asker bu mahalle gelmeden dahi arpa düğelim" derken anı gördük: Üç yüz aded cürd atlı pür-silâh gözleri kızmış şehbâz gâzî yiğitler bize doğru gelüp selâm {vermeden},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
azîm sahrâ içre bir küme askere râst gelüp cümle hâzır-bâş olup üzerlerine varm …
Ba‘dehu bir sâ‘at cânib-i şarka gidüp bir azîm sahrâ içre bir küme askere râst gelüp cümle hâzır-bâş olup üzerlerine varmada idik. Anlar bizi görüp gerü gerü gitmede. Meğer bizden pek havf etmişler, zîrâ biz otuz bin askerden yedi yüz aded yiğitlerimiz şehîd oldu, ammâ yine azîm askeriz ve bu kadar karaltı mâl-ı ganâ’imlerimiz var. Ol görünen asker cümle kâfir kıyâfetli ve kalpaklı kefereler idi, ammâ anlar bizim askerimizin yanlarında bir tufeyl gibi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 185b ·
metinde göster ·
… üp su ancak üzengilere çıkup a‘lâ geçit bulup bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerlere
gidüp bir
kâfir köyünden vâfir şikârlar alup yine Sadrıa‘zama sâlimîn ü gânimîn gelüp ihs …
Hemân "Fursat ganîmetdir" deyü nehri ubûr etmeğe tedârikler görülüp fi'l-hâl Sadrıa‘zam üç yüz aded pür-silâh yiğitleri nehr-i Raba'yı karşu geçirüp su ancak üzengilere çıkup a‘lâ geçit bulup bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerlere gidüp bir kâfir köyünden vâfir şikârlar alup yine Sadrıa‘zama sâlimîn ü gânimîn gelüp ihsânlar aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18a ·
metinde göster ·
… de ba‘zı eşhâs-ı muhtelifeler bir yere cem‘ olup beş yüz mikdârı yiğitler ileri
gidüp bir
belîde urup mâl-ı ganâ’imin ve bikr-i nâ-şüküfte duhter-i pâkîze-ahterlerin alu …
Ammâ bu mahalde ba‘zı eşhâs-ı muhtelifeler bir yere cem‘ olup beş yüz mikdârı yiğitler ileri gidüp bir belîde urup mâl-ı ganâ’imin ve bikr-i nâ-şüküfte duhter-i pâkîze-ahterlerin alup köyü ihrâk edüp küffâr bunlara 19a sataşup ceng ede ede selâmetle birkaç kelle ve esîrleriyle Sadrıa‘zam huzûruna gelüp cümlesi belağan mâ-belağ ihsân u in‘âm ve çelengler alup yine karşu Raba'yı geçüp merkezlerinde durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b–19a ·
metinde göster ·
… ce bu kadar cân helâk olup bu kadar mâl-ı hazâ’in beytü'l-mâl-ı müslimîn hebâya
gidüp bir
kara mankır fâ’idesi olmayup yine yere berâber münhedim edüp cümle hükkâmlarımı …
Bu hâl üzre küffâr mazlûm olmuş idi. Beri tarafda bizim vüzerâlarımız asker-i İslâmı ve re‘âyâ vü berâyâları müte’ezzî edüp cemî‘i mevâcibât mesârıfâtları bâd-ı hevâdan bedel ve iştirâ ve nüzûlât ve sâ’ir tekâlifâtdan çıkarup tahsîl-i mâl etmeğiçün ve hazz-ı nefisleriyçün askerî tâifesinin burunları sefer etmek ile kırılsun içün, böyle bir bî-ma‘nâlar edüp Yenikal‘ayı fukarâ ricâsıyla feth edince bu kadar cân helâk olup bu kadar mâl-ı hazâ’in beytü'l-mâl-ı müslimîn hebâya gidüp bir kara mankır fâ’idesi olmayup yine yere berâber münhedim edüp cümle hükkâmlarımız dimâğ u gurûr hâsıl etdiler ve hodbînlik ve hodre’ylik ve hodfürûşluk ve hodpesendlik etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24a ·
metinde göster ·
"Paşa dostumuz bir hafta şehr-i Peşpehil'de meks edüp yorgunluğu
gidüp bir
haftadan sonrası kendüleriyle mülâkât olalım" deyü haber gelüp cümlemize bu şeh …
"Paşa dostumuz bir hafta şehr-i Peşpehil'de meks edüp yorgunluğu gidüp bir haftadan sonrası kendüleriyle mülâkât olalım" deyü haber gelüp cümlemize bu şehr-i mu‘azzam içre zer-ender-zerli münakkaş sarây konaklar verüp bir hafta meks olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50b ·
metinde göster ·
… çit cisri var. Bu cisrden geçüp büyük varoşa varmağa nehr-i Tuna üzre yüz adım
gidüp bir
ağaç cisrden dahi geçüp andan varoşa girilir. Bu hisâb üzre bu kal‘ayı nehr-i T …
Nehr-i Tuna sâhilinde bir yarlı(?) bayır üzre çâr-kûşe palanka olup cümle iki kapusu var. Biri beri maşrık tarafına nâzırdır. Biri küçük kapudur kim nehr-i Tuna kenârına bu kapudan yigirmi ayak nerdübân ile enilir, Tuna taşsa on kademe nerdübân kalır. Varoş tarafına mezkûr büyük kapu üzre bir kasr-ı âlîsi var, mahkeme-i şer‘-i Resûl civârındadır. Ve kapu önünde bir enli amîk handak üzre makaralar ile asma çit cisri var. Bu cisrden geçüp büyük varoşa varmağa nehr-i Tuna üzre yüz adım gidüp bir ağaç cisrden dahi geçüp andan varoşa girilir. Bu hisâb üzre bu kal‘ayı nehr-i Tuna ihâta edüp bir cezîre gibidir, zîrâ Tuna'dan ayrılmış bir fırka ensiz su dahi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93a ·
metinde göster ·
… ı hâliyedir, andan ubûr edelim" deyüp yolumuz garba iken yedi gün şark cânibine
gidüp bir
dîvâr-ı tavîl-i azîme râst gelinüp kaddi evce ser çekmiş ve birer top menzili y …
"Büyük Heyhât sahrâsı arz-ı hâliyedir, andan ubûr edelim" deyüp yolumuz garba iken yedi gün şark cânibine gidüp bir dîvâr-ı tavîl-i azîme râst gelinüp kaddi evce ser çekmiş ve birer top menzili yerlerde birer dâne kulle-i azîmleri var, ammâ kulleleri içlerinde âdem ve âdemî-zâtdan eser yok. Meğer bu dîvârı selefde Maskov kralları Kalmık memleketlerin harâb u yebâb etmesin içün binâ etmiş. Kâmil üç aylık yol bu dîvârı sedd etmiş. "Nihâyeti tâ Bahr-i Harez’e varır" deyü yine Maskov esîrleri haber verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
ince burundur. Azak deryâsın bulmuş(?) sebzezâr çemenzâr bir vâdî-i lâlezârdır …
Ve bu kulleden 9 sâ‘at cânib-i şimâle gidüp bir ince burundur. Azak deryâsın bulmuş(?) sebzezâr çemenzâr bir vâdî-i lâlezârdır kim iki tarafı Azak deryâsıdır. Bu burun içinde cümle Kırım halkının hayvânâtları otlayup gezerlerken Kalmık küffârı bu buruna Azak denizi sığlarından yol bulup bu burunda olan cümle Kırım halkı hayvânâtların sürüp götürdükde yine Mehemmed Geray Hân Or kal‘ası kapusundan Kalmığ'a yetişüp cümle hayvânâtları Kalmığa bırakdırup halâs etdi, ammâ Kalmık sihr edüp halâs olup kırılmadı. Ba‘dehu bu mezkûr burunun tâ ucuna bir kal‘a yasadup ismine Çikişke deyü nâm verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 143a ·
metinde göster ·
ânda yedi yüz yetmiş mîl adanın içinde olan esîrleri tahrîr edüp mukaddemâ kadı …
Ve bu tertîb üzre cümle a‘yân-ı vilâyet bu ken[g]eşe ve bu ahd [u] mîsâka rızâ verüp hân tarafından cemî‘i kazâlara mâl tahsîline cümle hân ağaları gidüp bir ânda yedi yüz yetmiş mîl adanın içinde olan esîrleri tahrîr edüp mukaddemâ kadıların tahrîr etdiklerinden ziyâde hânlara mensûb olanları bile yazup altı kerre yüz bin esîr tahrîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 196a ·
metinde göster ·
… yine ilimboz dağlarından gelüp bu şehrin tâ ortasından cereyân edüp andan aşağı
gidüp bir
günlük yolda (---) nâm mahalde Akdeniz'e mahlût olur bir âb-ı hayât sudur. Ammâ …
Bu şehir içre cereyân eden ayn-ı ilimboz yine ilimboz dağlarından gelüp bu şehrin tâ ortasından cereyân edüp andan aşağı gidüp bir günlük yolda (---) nâm mahalde Akdeniz'e mahlût olur bir âb-ı hayât sudur. Ammâ şehrin Serfice yolu tarafındaki mezkûrûn su değirmenleri tarafında bu nehir gâyet uçurum ve muhâlif kayalı yollardan cereyân eder. Hattâ cemî‘i yolcular bu kayalardan ubûr ederlerken hayli havf ü haşyet çekerler. Allâhümme âfinâ bir âdem düşse pâre pâre olur. Ol ecilden cemî‘i âyende vü revendegânlar bu kayalarda piyâde yürürler, ne‘ûzü billâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235a ·
metinde göster ·
… kim bu mahal başka bir bölme hisârcıkdır. Andan yukaru yalçın kaya yollar üzre
gidüp bir
demir kapu dahi vardır. Ol kapudan içerisi orta hisârdır. Bu hisârda cümle on a …
Der-sıfat-ı eşkâl-i kal‘ası: Yanya(?) Venedik amârı olup bir ulu vâsi‘ öz içinde bir yalçın serâmed beyâz kaya üzre kıbleden yıldız cânibine şekl-i bâdemî tûlânîce vâki‘ olmuş bir Şeddâdî seng-i tırâş bir hisâr-ı savaş-ı perhâşdır kim gâyet sa‘b u metîn ve kârgîr kavî binâ-yı azîmdir. Dâ’iren-mâdâr cirmi iki bin yüz adımdır. Ancak cânib-i garba nâzır bir kapusu var ammâ iki kat metîn bâb-ı hadîdlerdir ve cümle iki kat hisârpîçeli sarp dîvârlı binâdır. Ve bu kapudan içeri iki kat demir kapular dahi vardır. Bu aralıkda beş aded hânecikler vardır kim bu mahal başka bir bölme hisârcıkdır. Andan yukaru yalçın kaya yollar üzre gidüp bir demir kapu dahi vardır. Ol kapudan içerisi orta hisârdır. Bu hisârda cümle on aded neferât evleri ve bir câmi‘i ve bir serâmed sâ‘at kullesi var kim nâkûsunun sadâsı bir merhale yerden istimâ‘ olunur. Gayri yerleri arz-ı hâliyedir kim çârsû-yı bâzâr ve gayri imâret yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 238b ·
metinde göster ·
Nâ-medh-i deyr-i râhibân-ı Mendel: Bu mezkûr Koçbaşı kenîsesinden şark cânibine 2 sâ‘atde kayalı dağlar ve sa‘b yollar ile gidüp bir kûhistân mişeistân bâğ-ı hıyâbân koyah içinde keşîşhâne-i Mendel manastırın dahi Hazret-i Îsâ âyet, sûre-i (---)Arapça nass-ı kâtı‘-ı bürhânı üzre Îsâ Nebî âsımâna urûc etdikde on iki aded havâriyyûn nâm halîfeleri pârekende ve perîşân olup her biri bir cânibe seyâhat ederek (---) nâm havâriyyûn dahi bu Atina şehrine gelüp bu Mendel kenîsesin binâ etmiş. Hâlâ beş yüzden mütecâviz ruhbânları vardır. Buna dahi cemî‘i kâfiristândan nezerâtlar gelir. Bin atlı gelse "Hoş geldiniz" deyü ta‘zîm edüp ri‘âyet ederler, ammâ Yahûdî varsa sabâh mürd olmuş bulunup kapkara yanmış bulunur, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 255a ·
metinde göster ·
göz büyük cisr-i azîmin iki yanında ikişer göz küçü[k] gözlüce cüsûrcüklerden g …
Kal‘ası nehr-i (---) yukaruya gidüp bir göz büyük cisr-i azîmin iki yanında ikişer göz küçü[k] gözlüce cüsûrcüklerden geçüp kâmil iki bin adım yokuş yukaru sarp kaya üzre evce berâber bir pilâv yığması gibi bir sivri kaya üzre şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır kim cirmi kâmil dörd yüz adımdır, ammâ bedenler üzre adımlamışımdır. Lâkin bu hemân ancak iç kal‘adır. Ve içinde beş aded hânesi var, dizdârı ve iki üç neferât evleridir [kim] âdem her bâr çıkup enmeğe âcizlerdir. Ve maşrıka nâzır bir kapusu var. Ve bir mescidi ve su sarnıcı ve cebehânesi ve kifâyet mikdârı şâhî topları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 273b ·
metinde göster ·
… -i cenûba nâzır bir kapusu var. İki kat metîn derveze-i hadîdlerden içeri sehel
gidüp bir
meydândan içeri kendü iç kal‘a kapusudur. Ol dahi taraf-ı cenûba meftûh kavî de …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘ası: Leb-i deryâdan bir top-ı tavîl menzili ba‘îd evce berâber bir yalçın püşte-i âlî üzre havâlesiz şekl-i murabba‘ Şeddâdî seng-binâ bir sûr-ı üstüvâr-ı zîbâ olup cânib-i cenûba nâzır bir kapusu var. İki kat metîn derveze-i hadîdlerden içeri sehel gidüp bir meydândan içeri kendü iç kal‘a kapusudur. Ol dahi taraf-ı cenûba meftûh kavî demir kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 278b ·
metinde göster ·
nâr ağaçlığın geçüp kûh-ı Tamas'ın tâ zirve-i a‘lâsında bir kenîse vardır. Anda …
Andan bir sâ‘atde şarka gidüp bir nâr ağaçlığın geçüp kûh-ı Tamas'ın tâ zirve-i a‘lâsında bir kenîse vardır. Andan cümle Kandiye sahrâsı ve kal‘ası ve cümle nevâhîleri ve çınârlı dereleri ve cemaşır(?) d[er]eleri ve inâdiyye kal‘ası ve Acısular ve nazareteler cümle atlâs-ı bûkalemûn gibi sahrâ-yı Kandiye görünüp bu dağ cümle dağlara ve bâğlara havâle olup eğer bu kûh-ı Tamas üzre bir pâre bulut olsa hemân Kandiye sahrâsına yağmur yağmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287a ·
metinde göster ·
… rak Beğ çiftliği: Anda futûr ta‘âmın yeyüp andan (---) sâ‘at yine cânib-i garba
gidüp bir
sâ‘at dahi leb-i deryâ ile İnebahtı'nın zeytûn bâğları ve bâğ [u] besâtînlerind …
Karye-i Durak Beğ çiftliği: Anda futûr ta‘âmın yeyüp andan (---) sâ‘at yine cânib-i garba gidüp bir sâ‘at dahi leb-i deryâ ile İnebahtı'nın zeytûn bâğları ve bâğ [u] besâtînlerinde zevk ü safâlar edüp temâşâlar ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 338a ·
metinde göster ·
… tup dest ber-kafâ kayd-ı bend ile andan cânib-i garba (---) sâ‘atde dağlar içre
gidüp bir
köyde sehel ta‘âm yeyüp andan tekrâr,
Karye-i Vasil: Bu dahi ze‘âmetdir ammâ subaşısını ol gece gulâmları katl edüp firâr etdiklerinde hakîr akîblerince dağlara re‘âyâlar ile düşüp vakt-i seherde dördün dahi bir su geçidi kenârında dutup dest ber-kafâ kayd-ı bend ile andan cânib-i garba (---) sâ‘atde dağlar içre gidüp bir köyde sehel ta‘âm yeyüp andan tekrâr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342b ·
metinde göster ·
… e bu hakîr dahi andan kalkup garb tarafına bir sâ‘at düz topraklı ormanlar içre
gidüp bir
göl-misâl yerleri geçüp bu sığlar içinde niçe yüz balık dalyanları var kim bî-h …
Ve taraf-ı şer‘den ve vilâyet subaşısından maktûlü keşf edüp emvâl [ü] erzâkların zabt etmeğe âdemler gitdikde bu hakîr dahi andan kalkup garb tarafına bir sâ‘at düz topraklı ormanlar içre gidüp bir göl-misâl yerleri geçüp bu sığlar içinde niçe yüz balık dalyanları var kim bî-hisâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 342b ·
metinde göster ·
bayırı aşup Pireveze körfezinin bir büyük kulağına ya‘nî bir körfezine dahi var …
Andan şimâl tarafına bir sâ‘at gidüp bir bayırı aşup Pireveze körfezinin bir büyük kulağına ya‘nî bir körfezine dahi vardık. Ol kenârca bir sâ‘at dahi gidüp balık dalyanların geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 344b ·
metinde göster ·
… iş-i varoş-ı Ergiri kasrı: Bu kal‘anın maşrıka nâzır kapusu önünden yokuş aşağı
gidüp bir
mahalle kefere mahallesi var, küçük varoş derler. Cümle iki yüz aded vâsi‘ dâr- …
Der-sitâyiş-i varoş-ı Ergiri kasrı: Bu kal‘anın maşrıka nâzır kapusu önünden yokuş aşağı gidüp bir mahalle kefere mahallesi var, küçük varoş derler. Cümle iki yüz aded vâsi‘ dâr-ı menhûslardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 354a ·
metinde göster ·
vâsi‘ öz içre iki sâ‘at kıbleye giderken P 36b zamân-ı kadîmde Ayasuluğ'a gid …
Bu şehr-i harâbdan Y 71a bir sâ‘at garba gidüp bir vâsi‘ öz içre iki sâ‘at kıbleye giderken P 36b zamân-ı kadîmde Ayasuluğ'a gider su kemerlerin seyr [ü] temâşâ ederek ubûr edüp bu kemerlerin nısfın sâhibü'l-hayrât ta‘mîr ü termîm edüp iki merhale yerden âb-ı nâbın Kuşadası'na getürmüşler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70b–Y71a ·
metinde göster ·
(---)(---)(---)(---) dere çemenzârda binâ-yı azîmler içre Takyanus'un mezârı …
Bu şehirden şarka 4 sâ‘at (---)(---) dere gidüp bir (---)(---)(---)(---) dere çemenzârda binâ-yı azîmler içre Takyanus'un mezârı zamân-ı kadîmde bu dere içi İrem derelerinden imiş. (---)(---) oğlu gûyâ ki (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Cümle kırk evdir. Göçer evli Türkmânlardır. Bahârda göçüp evleri bırağırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y151b ·
metinde göster ·
… gavgâ olup bir yiğit şehîd olup anda defn olundu. Anı ubûr edüp bir sâ‘at dahi
gidüp bir
kayalı boğazda beyne's-salâtda yem kesdirüp kalkındı ve çavuşlar nidâ edüp,
Bir kayalı çöl [ü] çölistân yerde âb-ı hayât sulu bir konakdır. Ammâ suyu az olmağın gavgâ olup bir yiğit şehîd olup anda defn olundu. Anı ubûr edüp bir sâ‘at dahi gidüp bir kayalı boğazda beyne's-salâtda yem kesdirüp kalkındı ve çavuşlar nidâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y273b ·
metinde göster ·
"Bu dağ filândır, bu dere filândır" diyerek bir sâ‘at
gidüp bir
mürtefi‘ bel başıdır. Bu mahalle gelince kıble cânibine teveccüh etdükde Medîne …
"Bu dağ filândır, bu dere filândır" diyerek bir sâ‘at gidüp bir mürtefi‘ bel başıdır. Bu mahalle gelince kıble cânibine teveccüh etdükde Medîne-i münevverenin bâğ u bâğçeleri ve bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın kubbe-i âlî-i münevveri eflâke ser-çekmiş nümâyân olup müzehheb ve mutallâ alem-i şerîfinin şa‘şa‘asından sahrâ-yı Medîne-i münevvere içre nûrun alâ-nûr leme‘ân urup çeşm-i insân hîrelenüp derhâl âşık-ı sâdık olan kubbe-i mehbat-ı nûr-ı Hudâ'yı görünce atından ve üştür esterinden piyâde olup du‘â:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y276a ·
metinde göster ·
püşte üzre âsitâne-i şeyh İsmâ‘îl bir azîm tekyedir. Yetmiş seksen nefer kimesn …
Bu cebelin şimâline yüz adım yokuş aşağı gidüp bir püşte üzre âsitâne-i şeyh İsmâ‘îl bir azîm tekyedir. Yetmiş seksen nefer kimesne fukarâsı vardır. İki kubbe yanyana inşâ olunmuş, bir kubbe içre kendüleri medfûndur, Sahâbe-i Resûlullâh'dandır. Ve garba nâzır bir kapusu taşrasında müsafirhâne hücreleri var. Ba‘zı huccâc ve ehl-i Mekke bu tekyeye gelüp şehri temâşâ ederler, zîrâ bu dahi bir püşte-i âlî üzre vâki‘ olmuşdur. Cümle şehir pây-i tahtda nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y351a ·
metinde göster ·
… k ala ve ala esbâbları geyüp eli, ayağı ve sakalı hınnâlı olup kahveden kahveye
gidüp bir
ibrîk kahve ve bir kâhik ile hânesine gelüp kahveyi nûş kâki tenâvül edüp piste …
Ve ehl-i Mekke gâyetü'l-gâye zendost olduklarından hâtûnlarına mağlûblardır. Havâtînleri ne fermân eyleseler, fermân-berleridir. Ol ecilden anlar avretlerin peridir. Cemî‘i zamânda ehl-i Mekke'den cür’et zâhir olmamışdır. Ancak ala ve ala esbâbları geyüp eli, ayağı ve sakalı hınnâlı olup kahveden kahveye gidüp bir ibrîk kahve ve bir kâhik ile hânesine gelüp kahveyi nûş kâki tenâvül edüp pister-i râhatda hâb-âlûd olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y359b ·
metinde göster ·
… Hân hâzır olup Bâb-ı Nâsır'dan taşra Âdiliyye'ye varınca Selîm Şâh bile piyâde
gidüp bir
kerre tâbûtun omzuna aldı. Zîrâ Sultân Tumanbay hâfız-ı Kelâmullâh ve ehl-i ilm …
"Fukarâya adâlet ederdim, benden ferâgat etmeyüp hâlâ aşağı şehirde kapanup ceng ederler. Sen de adâlet eyle, cengden ferâgat edüp sana tâbi‘ olsunlar" dedikde Hayre Beğ'e Selîm işâret edüp Bâb-ı Züveyle'de Sultân Tumanbay'ı salb edüp P 177a yedi sâ‘at maslûb durup yine endirüp cenâzesine Selîm Hân hâzır olup Bâb-ı Nâsır'dan taşra Âdiliyye'ye varınca Selîm Şâh bile piyâde gidüp bir kerre tâbûtun omzuna aldı. Zîrâ Sultân Tumanbay hâfız-ı Kelâmullâh ve ehl-i ilm ve âdil idi. Hattâ Âdiliyye anın binâsı Q 179a olmağile anda medfûndur, mermer sandûkasının etrâfında (---)(---) yazup (---) târîhi tis‘ami’edir, bir serâmed kubbe-i âlîdir. Ve bir şîrîn câmi‘i ve cânib-i erba‘asında âyende vü revende mihmân olacak müte‘addid hâneleri ve Mısır vüzerâları ârâm etmeğiçün bir kasr-ı âlîsi var, Mısır vüzerâları Mısır'a geldükde ibtidâ anda konup üç gün üç gece şâdumânîden sonra alay-ı azîm ile andan Mısır'a girir. Ve cemî‘i Mısır'ın ma‘zûl mevâlîleri ve vüzerâları ve cemî‘i Âsitâne'ye gidecek hazîne bu Tumanbay kubbesinde meks edüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp ne cânibe azîmet ederlerse andan müteveccih olurlar. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Âdiliyye derler bir bâğ-ı İrem mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y53b ·
metinde göster ·
bölme hisâr dahi budur. İmrahora müte‘allık karakullukçular ve yetmiş oda sarrâ …
Andan yüz adım aşağı gidüp bir bölme hisâr dahi budur. İmrahora müte‘allık karakullukçular ve yetmiş oda sarrâclar cümle bu bölme hisârda dahi olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y84b ·
metinde göster ·
havz-ı azîm âb-ı sâfî ile memlû idi. Ammâ cânib-i erba‘asında ukkâb-misâl kuşla …
Bundan ileri elli adım mikdârı yokuş aşağı gidüp bir havz-ı azîm âb-ı sâfî ile memlû idi. Ammâ cânib-i erba‘asında ukkâb-misâl kuşlar ve kaz kadar mahûf kuşlar havuzun Y 233b kenârında oturmuşlar. Hemân bizi görünce cümle kanatların kakup bir ra‘dvâr gürüldü zâhir oldu kim beynilerimiz gûyâ kulaklarımızdan akdı. Ve şebpere ya‘nî yarasa kuşları bizi ve esbâblarımızı rüsvây eyledi. Ve meş‘alciler çıra az kaldı, dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233a–Y233b ·
metinde göster ·