… sebze-vâr olduğun görünce cümle tevâbi‘iyle îmâna gelüp Orhan Gâzî'ye Dede ile
gidüp tecdîd-i
bî‘at edüp yine şehr-i Dobniçse'ye gelüp niçe zamân mu‘ammer olup hâlâ Dede Sul …
Tekye-nişîni Hüsâm Dede hod tekmîl-i fünûn etmiş bir pîr-i fânî cânlar cânıdır, ammâ kerâmât-ı azîz sâhib-i şühedâ oldur kim kaçan azîz-i merhûm Gâzî Orhan asrında bu şehre Hacı Muhammed Bektaş hazretleri izniyle bu şehre gelüp müsâfir olduklarında bu şehir ol zamân kefere destinde imiş. Kral sayd [u] şikârdan gelirken bu tekye mahallindeki hıyâbâna uğrayup görse kim bir alay abdâlân def [ü] kudûmların çalup âyîn-i Âl-i abâ ederler. Kral-ı dâll bunlardan hazz edüp şikâr etdiği geyiğin birin bu dedelere verüp, "Tîz pişirin bile yeyelim" deyü kral dedeler ile hem-celîs oldukda hemân azîz-i merhûm sığını pâk soyup bir kuru çam ağacına geyiği geçirüp meydân-ı mahabbete koyup cümle fukarâ def [ü] kudûm çalarak tevhîde meşgûl olup ot yanmadan tütün tütmeden harâret-i tevhîd ile tarfetü'l-ayn içre kralın gözü önünde çiğ sığın tennûrda pişir gibi pişüp kral dahi tenâvül ederken hemân kebâb şişi olan kuru çam ağacını azîz yere bismillâh ile sancup ol ân ol şiş ağacı yeşerüp bir sebiz-gûn çam ağacı olur. Hâlâ azîzin âsitânesi önünde evc-i semâya ser çekmiş bir çam ağacıdır kim bu şehirde değil etrâf kurâ vü kasabâtlarda eyle çam ağacı yokdur. Kral bu âteşsiz gazâl pişdiğin ve kebâb şişi kuru ağac iken dıraht-ı sebze-vâr olduğun görünce cümle tevâbi‘iyle îmâna gelüp Orhan Gâzî'ye Dede ile gidüp tecdîd-i bî‘at edüp yine şehr-i Dobniçse'ye gelüp niçe zamân mu‘ammer olup hâlâ Dede Sultân ile Melik Habîb bile medfûnlardır kim hâlâ 175a ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174b–175a ·
metinde göster ·
… âh yanında bir âb-ı hayât kuyusundan ipler ile suyu çekilüp âbdest musluklarına
gidüp tecdîd-i
vudû‘ olunur, ammâ havâsı ve âdemîsi sakîldir.
Ve cümle bir medrese ve cümle bir mekteb ve cümle iki tekye ve cümle bir hammâm-ı hoş-havâ ve cümle bir hân-ı mükellef hân-ı kebîr ve cümle on aded müfîd ü muhtasar dükkânları var, ammâ hammâm-ı kesîfi önünde bir namâzgâh soffası üzre üç aded kavak ağaçları namâzgâha sâye-i himâye salup namâzgâh yanında bir âb-ı hayât kuyusundan ipler ile suyu çekilüp âbdest musluklarına gidüp tecdîd-i vudû‘ olunur, ammâ havâsı ve âdemîsi sakîldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a ·
metinde göster ·
… kîsesinden kimi paşadan ihsân olunur, zabt olunmak gerekdir. Ve bu kadar hil‘at
gidüp tecdîd-i
menâsıblar olup yedi gün yedi gecede paşaya bin iki yüz kîse der-ceng-i evvel d …
İptidâ paşa Mısır'a geldiği gibi cemî‘i menâsıbları ve keşşâf ve ümenâları tecdîd etdükde iptidâ Sâlihiyye'den alay ile yollarda ve Âdiliyye'de ve sarâyda cümle bin kırk beş hil‘at gider, kimi pâdişâh kîsesinden kimi paşadan ihsân olunur, zabt olunmak gerekdir. Ve bu kadar hil‘at gidüp tecdîd-i menâsıblar olup yedi gün yedi gecede paşaya bin iki yüz kîse der-ceng-i evvel derâmed hâsıl olur, bi-kavli Kethudâ İbrâhîm Paşa.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y190b ·
metinde göster ·