Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
Sabâha dörd sâ‘at karib kaldıkda bu herîf-i zarîfler
gidecekleri
yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân ve orman …
Sabâha dörd sâ‘at karib kaldıkda bu herîf-i zarîfler gidecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân ve ormanistân ve çengelistân içinde ra‘d-vâr bir gürüldü ve bir sâ‘ika kopar. "Âyâ bu gürüldü ne olmak ihtimâli ola" deyü sehel cür’et edüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘a pek ma‘mûr olup kul konulması elzem-i levâzımındandır, zîrâ P 113a gerüde Haydar kal‘asından gelen bu kal‘ada su bulmazsa gidecekleri konak şakkü'l-acûz'dur, anda sudan nişân yokdur, huccâcın usret çekmesi mukarrerdir. Ammâ bu kal‘a ma‘mûr olsa beş on bin Urbân iki kerre yüz bin hayvânâtile gelüp su içüp tüketmeğe kâdir olmazlar idi. Zîrâ bu çölün Urbânı suya ihtiyâcları vardır. Anıniçün bu kal‘a kulların katl etmişlerdir. Ammâ şimdi hâlâ niçe bin Urbân-ı uryân her bâr gelüp kırk elli gün meks edüp bir remmâsı gider, bir aşîreti gelir. Bu hâl üzre birkede su kalmaz. Hattâ biz vardığımızda bir arşın mikdârı su var idi, gücile kifâyet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y269a ·
metinde göster ·
… vâsıl olup Bâb-ı Vezîr'den taşra birden bine binden yüz bine cümle asker hacca
gidecekleri
göndermek içün atlanup bir alay-ı hâssu'l-hâs ederler kim ta‘bîr olunmaz. Bu al …
Andan yine alaylarına vâsıl olup Bâb-ı Vezîr'den taşra birden bine binden yüz bine cümle asker hacca gidecekleri göndermek içün atlanup bir alay-ı hâssu'l-hâs ederler kim ta‘bîr olunmaz. Bu alayda ancak Mısır vezîrinin on iki gümüş çevgânlı alay çavuşları alay tertîb etmek içün gelir. Andan gayrı cümle güzîde askerdir. Gayrı alaylara Mısır a‘yânının mâldâr ihtiyârları süvâr olmazlar, ammâ huccâca ri‘âyeten bay u gedâ cümle binüp bir alay-ı müzeyyen ederler kim ta‘bîr olunmaz. Ammâ bu alayda küheylân Arabî kısraklar ve tâvûsî müzeyyen ponçaklar ile bezenmiş heccânlar ve nâkalar ve arâkalar ile gürûh gürûh asker ubûr eder. Andan ma‘lûmdur, bunlara hac askeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y205b ·
metinde göster ·