… üst kâfirler gelüp bir ay zevk u safâlar edüp tendürüst olup herkes vatanlarına
giderler. Bu
ılıca Üstürgon'a bir konak karîb olmağile vere ile Üstürgon'dan dahi ba‘zı sene …
Selef kralları bu humma-i yed-i Kudret üzre kıbâb-ı âlîler ve aşren fe-aşr havz-ı azîm ve şâzrevân ve kâ‘a ve câmekânlar edüp amâr etmişler bir âb-ı hayât-misâl râyihası mu‘tedilü's-sühûn ılıcadır. Atımdan enüp içeri esbâbımla girüp temâşâ etdim. Cümle küffâr avretleri ve oğlanlarıyla karış katış olup girmişler, ammâ hakkâ ki gûnâ-gûn ejder kelleleri ve arslan kelleleri tasvîrlerinden ılıca suları cereyân edüp havza dökülür âsâr-ı azîmedir ve suyu gâyet nâfi‘ olduğundan beher sene kiraz mevsiminde cemî‘i kâfiristândan marîz u alîl ve tendürüst kâfirler gelüp bir ay zevk u safâlar edüp tendürüst olup herkes vatanlarına giderler. Bu ılıca Üstürgon'a bir konak karîb olmağile vere ile Üstürgon'dan dahi ba‘zı sene niçe yüz âdemler gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ sene (---) târîhinde Kalmık pâdişâhlarından Taysı Şâh ve oğlu Ormit Şâh ve Koba Kalmah Şâh ve Moyinçak Şâh Çîn u Fağfûr ve Mâhân vilâyetlerinde şiddet-i şitâdan ve etrâfında olan İslâm kavmi kurakdan firâr edüp "Vilâyet-i Maskov'a gelüp karâr-dâde olam" deyü birkaç sene meks edüp anda dahi kabarıp isyân [u] tuğyân edüp Maskov diyârında re‘âyâ olan on iki kerre yüz bin ümmet-i Muhemmed Heşdek kavmi gece ve gündüz bu Kalmık pâdişâhların çapa çapa Kalmık'ın mâlları kalmayup âhır-ı kâr nehr-i Edil'i şehr-i Sarây kurbunda karşu Heyhât sahrâsına geçüp anda dahi şiddet-i şitâdan ve ulu Noğay derdinden ve bir yanında nehr-i Kuban kenârında sâkin olan Çerkes kavmi ve Dağıstân askeri derdinden Azak kal‘ası altına gelüp anda dahi Âl-i Osmân askeriyle ceng ede ede âhır-ı kâr Azak muhâfazasında olan 106a Gürcî Mustafa Paşa ile ceng-i azîm edüp kendülerinden yetmiş mirza ve Moyinçak Şâh düşüp Cenâb-ı Bârî yârî kılmayup Azak vezîri Mustafa Paşa da Kalmık elinde mızrak ile şehîd olup andan Kalmık küffârı Azak altında nehr-i Diri Ten'i ve Ölü Ten'i ve Moyin suların yaldadup geçerler. Andan Kırım taşrasında sâkin olan Âdil Noğay ve Urumbet Noğay ve Şıdak Noğay ellerin urup bî-hadd ü bî-kıyâs mâl-ı firâvânlar alup mel‘ûn Kalmık yine Azak cânibine giderler. Bu ahvâl-i pür-melâli Âdil Noğay ve gayri Noğay mirzâları Mehemmed Geray Hân'a i‘lâm ederler. Mehemmed Geray Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 105b–106a ·
metinde göster ·
… var. Anlar harâc vermeyüp (...) yüz elli bin askerle Maskov kralıyla bile cenge
giderler. Bu
Ejderhân'daki Heşdek kavimleri dahi anlardan bir alay mü’min ve muvahhid âdemle …
Ve bu kavm-i Heşdek Maskov vilâyetinde bizim re‘âyâmız gibi harâc verirler, ammâ içlerinde zâ‘im ve zu‘amâ ve ümerâ ve pâdişâhzâdeleri var. Anlar harâc vermeyüp (...) yüz elli bin askerle Maskov kralıyla bile cenge giderler. Bu Ejderhân'daki Heşdek kavimleri dahi anlardan bir alay mü’min ve muvahhid âdemlerdir kim Ejderhân'daki mesâcidler anlarındır, ammâ Cum‘a namâzı kılmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168a ·
metinde göster ·
… le guzât-ı müslimîni mezbûhan hürr şehîd ederler. Cümle mâl-ı ganâ’imlerin alup
giderler. Bu
vâkı‘ât sene 1035 târîhinde karîbü'l-ahd olmuşdur. Ol asırdan berü hâlî ve mu‘a …
Ammâ sene 1035 târîhinde Urbân bir hıyel-i şeytanat ile bir dârûlu helvâ peydâ edüp birkaç duhter-i nâ-şüküfte ile kal‘aya gönderirler. "Merhûm helvâsıdır" deyü feryâd edüp giderler. Neferâtlar dahi "cân helvâsıdır, savâbdır" deyü tenâvül edince cümle mest [ü] medhûş olup andan cümle Urbân cıdaların birbirine kayd-bend edüp nerdübânlar ihdâs edüp kal‘aya bî-pâk [ü] bî-pervâ duhûl edüp cümle guzât-ı müslimîni mezbûhan hürr şehîd ederler. Cümle mâl-ı ganâ’imlerin alup giderler. Bu vâkı‘ât sene 1035 târîhinde karîbü'l-ahd olmuşdur. Ol asırdan berü hâlî ve mu‘attal bir kal‘a-i mufassaldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y269a ·
metinde göster ·
Hurde gemiler ve celebeler ve firkateler sâhil-i deryâdan
giderler. Bu
gemilerin mellâh [u] fellâhlarına rübbân derler. Gemilerin başında birer uzun a …
Hurde gemiler ve celebeler ve firkateler sâhil-i deryâdan giderler. Bu gemilerin mellâh [u] fellâhlarına rübbân derler. Gemilerin başında birer uzun ağaç vardır yâhûd kadırga kayalığı üzre rübbânlar oturup gemiler yelken ile giderken ol rübbânlar dâ’imâ deryâyı nazzâreye alup gözetmededir. Eğer geminin uğuruna bir şab gelse geminin dümeninde olana yemînin yâhûd yesârın dedükde derhâl re’îs dümeni yâ sağa yâhûd sola çevirüp gemi şabdan halâs olur. Eğer re’îs dümeni aksine hareket etdirirse gemi şaba uğrayup pâre pâre olup bir cân halâs olmak mümkin değildir. Meğer Hudâ'nın ihsânı ola. Eğer bir hoş ubûr ederse menzile vâsıl olup ol gün vakt-i asırda bir limanda yatırlar. Gece gitmek ihtimâli yokdur. Eğer menzile varmayup eyyâm muhâlif olursa dünki menzile gelüp lenger-i ikâmet atar. Hulâsa-i kelâm konak konak gidüp gece yatırlar. Ammâ Hind gemileri enginde gece ve gündüz bî-pâk u bî-pervâ giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370b ·
metinde göster ·
… ı huccâc bunda konmayup bir baş Mısır'a giderler, ammâ salt atlı ve heccânlılar
giderler. Bu
mahaller dahi Evlâd-ı şâhin direğidir. Bu mahalde dahi nefîrler çalınup vakt-i …
Bir çöl yerde otsuz susuz hâr ve yâbis yerdir. Âbâdândan bir eser yokdur. Mısır'dan bu mahalle niçe bin deve yükü Nîl suyu hedâyâ gelir. Ve ba‘zı karşucılar dahi gelirler. Ba‘zı huccâc bunda konmayup bir baş Mısır'a giderler, ammâ salt atlı ve heccânlılar giderler. Bu mahaller dahi Evlâd-ı şâhin direğidir. Bu mahalde dahi nefîrler çalınup vakt-i asırda azm-i râh-ı Mısır diyerek yine çöl [ü] çölistan içre nısfu'l-leylde, Q 156a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y386a ·
metinde göster ·
Andan alay-ı piyâdegân-ı neferât-ı azebân iptidâ bayrakları yürüyüp cümlesi pür-silâh tüfeng-endâz kaplan postlu gâzîlerdir. Başlarında şeb-külâhları üzre cığa telleri vardır. Ve eski dayılar fes üzre sarık sararlar. Ve ortalarında alay çavuşları orta kuşak ve siyâh dolama ile giderler. Bu neferâtların kânûnları sipâh olurlar, ağaları yeniçeri ağası yâhûd çavuşlar kethudâsı ve yâhûd Mısır beği olur. Ve bunların kul kethudâsı ve başkâtibleri ve başçavuşları atbaşı berâber giderler. Hazret-i Ömer'den berü cümle yetmiş iki bölükdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y65b ·
metinde göster ·
… n üzre dîvândan âzâd olmak taleb edüp huccâc-ı müslimîn istikbâline me’zûn olup
giderler. Bu
günlerde altı dîvân summâtı masrûfu altı kîse paşaya kalır.
Andan huccâc-ı müslimîn Akabe'de Y 208a kalmış develerin tebdîl ederler. Ve huccâc-ı müslimîn eyle ganîmet olur kim bir yem bir Mısrî paraya olur. Andan huccâc âheste âheste Mısır'a gelmek üzre iken Mısır'ın cümle erbâb-ı dîvânları paşadan kânûn üzre dîvândan âzâd olmak taleb edüp huccâc-ı müslimîn istikbâline me’zûn olup giderler. Bu günlerde altı dîvân summâtı masrûfu altı kîse paşaya kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y207b–Y208a ·
metinde göster ·
kubbe-i mehbıtın tâ ortasında bir ağacdan musanna‘ kafes içinde çâr-gûşe yeşil …
Sâhib-i nişân-ı bî-nişân, ârif-i billâh-ı bî-gümân, pîşvâ-yı mürşid-i ünâs ve sultân-ı müvelliyû'n-nuhâs hazretleri evce peyveste olmuş bir kubbe-i dürr-i beyz-âsâ kâse-i münevver içinde nûr-ı Hudâ'ya müstağrak olup âsûdedirler. Ammâ kubbeleri Seyyid Ahmed el-Bedevî gibi zîb ü zînet ile bezenmiş değildir, niçe kerre âvîze ve gûnâ-gûn maslûbâtlar ile tezyîn etmişler. Ale's-sabâh cümle zî-kıymetleri yerde bulmuşlar, anıniçün hâlâ tekellüflü değildir. Zamân-ı sa‘âdetlerinde dahi zînet ü dârâtdan haz etmezlermiş. Ancak bu kubbenin cânib-i erba‘asında birkaç kanâdîller ve niçe yüz şem‘-i kâfûrîler ve Burhânî alemleri ile müzeyyendir. Ve zemîni serâpâ mermerdir, hâlîçe döşeli değildir. Bâb-ı sa‘âdeti şimâle nâzırdır. Kubbe-i pür-envârına ehl-i züvvâr girüp mihrâbında iki rek‘at namâz kılup âdâb üzre giderler. Bu kubbe-i mehbıtın tâ ortasında bir ağacdan musanna‘ kafes içinde çâr-gûşe yeşil çuka ile mestûr sandûka içinde mestûrlardır. Ve ser-i sa‘âdetleri makâmında yeşil imâmeleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y301b ·
metinde göster ·
mahallin kayaları birbirine karîb dar boğazdır kim bir tüvânâ zorâver fetâ el k …
Bu mahalde gemiler ra‘d gibi Nîl ile dağlardan uçar. Urbân gemicilerinden gayrı bir âdem bu cür’ete tahammül etmeyüp cümle tüccârı taşra çıkup boğazı ubûr edince karadan giderler. Bu mahallin kayaları birbirine karîb dar boğazdır kim bir tüvânâ zorâver fetâ el kayası atsa bir tarafdan bir tarafa taş yetişir, tâ bu mertebe dar boğazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y388b ·
metinde göster ·