ihtimâli yokdur. Hâlâ ol tılısmın ameli te’sîr etmededir.
Beşinci mutalsam-ı ibret-nümâ: Yine Altımermer'in birinde Eflâtûn-ı ilâhî bir peşşe sûreti ihdâs edüp İslâmbol içre aslâ sivrisinek ile'l-ân girmek ihtimâli yokdur. Hâlâ ol tılısmın ameli te’sîr etmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… met kopdu kim cümle huddâmlar firâr edüp üç gün ol âsitâneye bir ferd-i âferîde
girmek
muhâl oldu. Âhirü'l-emr yine Murâd-ı Sânî türbesi kurbünde Sultân Şehinşâh türb …
Pâdişâh na‘ş-ı Cem'i Bursa'da Murâd-ı Sânî ki Ebü'l-feth'in pederi, Bâyezîd-i Velî'nin dedesidir, anda defn olunmağı emr edüp na‘ş-ı Cem'i Bursa'ya götürüp Murâd-ı Sânî cenbinde defn etmeğe mezâr kazarken kubbe-i pür-envâr içinden bir sâ‘ika ve bir kıyâmet kopdu kim cümle huddâmlar firâr edüp üç gün ol âsitâneye bir ferd-i âferîde girmek muhâl oldu. Âhirü'l-emr yine Murâd-ı Sânî türbesi kurbünde Sultân Şehinşâh türbesine na‘ş-ı Cem Şâh deyü defn edüp bu vakâyi‘âtı Âsitâne'ye arz etdiler. Târîh-i fevt-i Şehzâde Cem Şâh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
kasdında olunca mübârek dest-i şerîfleri ile çarpup zemîne düşdükde pur-putur o …
"Ey nefs murâdın üzre işte paça geldi, eğer hâcetinse çık tenâvül eyle" deyince ol ân mübârek ağzından hemân gelincik-misâl iki gözü kör bir mahlûk çıkup sahanın kenârına çıkup kelb-i akûr gibi paça suyundan nûş edüp def‘-i cû‘dan sonra yine ol mahlûk Bâyezîd-i Velî'nin hırka-i şerîfine pertâb edüp yine dehân-ı şerîfinde içeri girmek kasdında olunca mübârek dest-i şerîfleri ile çarpup zemîne düşdükde pur-putur olup yatırken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99a ·
metinde göster ·
… r. Zîrâ bir diyârda ve bir orduda ibtidâ hâkim 155b ve hekîm olmasa ol orduya
girmek
ayn-ı hatâdır. Hâkim cihânın cânıdır. Hadîs, Arapça bu hadîs-i sahîh mazmûnun …
Bu bâlâdaki ecnâs-ı mahlûkâtlar cümle (---) asker. Bunlarda aslâ dükkân ve tezgâh yokdur, ancak ordu-yı İslâm yerin tâhir edüp emn [ü] emân içün ileri giderler. Zîrâ bir diyârda ve bir orduda ibtidâ hâkim 155b ve hekîm olmasa ol orduya girmek ayn-ı hatâdır. Hâkim cihânın cânıdır. Hadîs, Arapça bu hadîs-i sahîh mazmûnunca bir diyârda hâkim olmasa halk-ı âlem birbirin yerler, anıniçün mukaddem askerî tâ’ifesi gidüp pâsbânlar ordu-yı İslâmın cânib-i erba‘asında dîdebânlık etmeğe me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a–155b ·
metinde göster ·
… em-i ervâhda olan der der ten sadâsından te’lîf olmuşdur kim cesed-i Âdem'e rûh
girmek
istemeyüp 206b karâr etdi. Âhir hâtif-i Rabbânî tarafından der der ten sadâsı …
Esnâf-ı sâzendegân, tarîk-ı Fisagores-i Tevhîdî: --ibtidâ cemî‘i sâzların sadâsı âlem-i ervâhda olan der der ten sadâsından te’lîf olmuşdur kim cesed-i Âdem'e rûh girmek istemeyüp 206b karâr etdi. Âhir hâtif-i Rabbânî tarafından der der ten sadâsı gelince rûh mest [u] medhûş olup safâ-yı hazzından cesed-i Âdem'e girüp karâr etdi. Ol sadânın te’sîrinden hukemâlar rûha gıdâ, câna safâ olmağiçün gûnâ-gûn sâzlar te’lîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206a–206b ·
metinde göster ·
… zarup sovuk olur, cüllâb-misâl pâk bozası olur. Cümle a‘yân-ı kibârı bozahâneye
girmek
ayb değildir. Zirâ kahvehâneler gibi bunlarda dahi hânende ve sâzendeler vardır …
İslâmbol kahvehâneleri, Murâd Hân-ı Râbi‘de kadâga-i (?) şâhî ile men‘ olaldan berü Bursa kahveleri iştihâr bulup tiryâkîlerinin yüzleri gülmüşdür. Ve meşhûr-ı âfâk olan doksan yedi yerde bozahâneleri var kim bir diyâra mahsûs değildir. Pâk kâşîli ve münakkaş tavanlı ve kârgîr soffalı biner âdem alır bozahâne ve buzhâneler vardır kim temmûzda zîr-i zemînler içre bozaların buzlar üstüne koyup bozaları göğreyüp bozarup sovuk olur, cüllâb-misâl pâk bozası olur. Cümle a‘yân-ı kibârı bozahâneye girmek ayb değildir. Zirâ kahvehâneler gibi bunlarda dahi hânende ve sâzendeler vardır. Ve mahbûb boza sâkîleri var kim her biri birer pençe-i âfitâb meh-pânlardır. Bellerinde Bursa'nın kırk kalem münakkaş peştemâlları ve pâk libâslarıyla reftâr eder, elindeki ayağına âşıklar ayak bağlayup bozaya büzilüp bozadır derd-i seri olur. Ve niçe yüz yerde bu gûne cilvegâh yerleri vardır, ammâ biz ihtisâr etdik. Ve iki yerde tahte'l-kal‘ası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâh …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… la at ile çârsû içre güç ile güzer ederler. Araba hod ola, bi't-tarîk çârsûsuna
girmek
ihtimâli yokdur. Bu şehr, Sivâs eyâletinde paşanın hâss-ı hümâyûnundan olup yed …
İbtidâ bânîsi kayser-i Rûmdur. Ba‘dehû sene 476 târîhinde Âl-i Dânişmendiyân'dan Sultân Melik Gâzî ceng-i azîm ile Rûm keferesi destinden kuvvet-i bâzûsıyla feth edüp ibtidâ taht-ı Âl-i Dânişmendiyye olan dârü'l-ikbâl bu kal‘adır. 283a Andan kal‘a-i Amasiyye'dir. Bu iki kal‘aya Âl-i Selçûkiyân tama‘ edüp niçe kerre muhâsara edüp fethi mümkün olmayup bî-feth hâ‘ib ü hâsır rücû‘ etdiler. Bu Niksâr'ın galat-ı sahîhi "Nîk-hisâr"dır. Ya‘nî "iyi hisâr" demekdir. Elsine-i nâsda galat-ı meşhûr evlâ olup tahfîf-i kelâm ile Niksâr derler. Kal‘ası bir yalçın kayalı yerde kâr-ı sengîn, bünyâd-ı şeddâdî ve metîn kal‘a-i kadîmdir. Dâiren-mâdâr cirmi beş bin altmış adım şekl-i müseddes kal‘a-i atîk olup câ-be-câ yerleri rahneli olmuş, cümle üç kapusu var, şarka ve garba (---)(---) ve cenûb tarafına Ilıca kapusu kal‘a içinde üç yüz hâne ve anbârlar ve cebehâne ve bir kilisadan vely olunmuş bir câmi‘i var. Dizdârı ve neferât bu kal‘ada sâkindir. İç il olmağıla neferâtları kıllet üzredir, ammâ celâlî ve cemâlî havfinden dâ’imâ bâb-ı kal‘ada nigâhbânlık ederler. {Ve kapu üzre zamân-ı kadîm pehlivânlarının gürzleri ve gayrı âlât-ı silâhları maslûbdurur}. Ammâ aşağı varoş rıbât-ı şehr-i mu‘azzamdır. Lâkin bir teng ü târ sokakları vardır. Eniş ve yokuş olmağıla ve zıyyık olmağıla at ile çârsû içre güç ile güzer ederler. Araba hod ola, bi't-tarîk çârsûsuna girmek ihtimâli yokdur. Bu şehr, Sivâs eyâletinde paşanın hâss-ı hümâyûnundan olup yedi kîse muhâsebeli subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır. Ve on bir nâhiyesi vardır. Evvelâ nâhiye-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b–283a ·
metinde göster ·
… -yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma
girmek
değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın c …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele
girmek
muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle …
Evvelâ Kara Haydar nâm şakî bir kadıyı katl eyleyüp Sultân İbrâhîm Hân'ın cülûsunda ısyân [u] tuğyân edüp niçe sene şakâvet edüp Sakaltutan-beli'nde ve Köprübeli'nde ve Felâketbeli'nde ve Direklibel'de ve Çengâllıbel'de ve Sarmaşıklıbel'de ve Domalıçbeli'nde ve İzmir kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup bellerinden kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâletinde nefîr-i am çıkup Kara Haydar'ı Işıklı nâm kasaba kurbunda bir hâne içre kapanup hâneye ateş edüp cümle tevâbi‘i cız-bız kebâbı gibi büryân olup Kara Haydar cân havliyle taşra çıkup katl edüp kelle-i murdârın der-i devlete gönderüp cemî‘î tarîk-ı âmlar emn [ü] emân oldu. Ammâ Kara Haydaroğlu nâm bir veled-i zinâsı zuhûr edüp babası mel‘ûnun kanın taleb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı râhatda komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele girmek muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle râst geldiğimiz mel‘ûnlardır kim mukaddemâ evsâfları beş ay mukaddem tahrîr olunmuşdur. Âhir-ı zamân-ı saltanat-ı İbrâhîm Hân evâhirinde Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından sâbıkan Türkmân Ağası Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Kara Haydaroğlu'nun ya başı, ya başın" deyü istimâlet emirleri gidüp kayd-ı hayât ile Hasan Ağa'ya ba‘de edâ-yı hizmet Türkmân ağalığı ta‘ahhüd olunup Hasan Ağa dahi bin kadar şehbâz u nâmdâr iş erleri ve dağ u râğ serverlerinin bahâdır [u] hünerverlerin başına cem‘ edüp bir gün Söğüd dağı nâm mahalde Kara Haydaroğlu'nu yataklandurup andan firâr eder. Ba‘dehû andan başına iki yüz nâm-ı be-nâm vâcibü'l-izâle cem‘ edüp Katırcıoğlu ve Akyakalıoğlu ve Oynağanlıoğlu ve Yeğen Hüseyin ve Kara Memi nâm hârâmîlerle şehr-i Isparta dağlarında ve Söğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı berr [u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâletine mutasarrıf Vezîr Küçük Çavuş Paşa cümle Anadolu eyâletiyle varmak fermân-ı şehriyârî olup on bin askerle âsî ve harâmî mezkûrların üzerine varup Karahisâr altında iki asker birbiriyle mukâbele ve mukâtele ederken bi-emri Hudâ Kara Haydaroğlu vâcibi yedi yüz âdemiyle on bin derme ve çatma Anadolu askeri içine aç kurd koyuna girer gibi girüp askeri bozup kimin kırup kimin âzâd edüp ol mahalde Anadolu Valisi bir vezîr-i dânâyı kayd-bend ile Kara Haydaroğlu'nun önüne getirüp ırz-ı pâdişâhî vardır deyü Kara Haydaroğlu, Küçük Çavuş Paşa'yı atıyla ve donuyla ve bir kaç yakın huddâmıyla bir dahi hazretin sancağıyla üzerime gelme deyü ahd [ü] yemîn verüp âzâd eder. Bu esnâda paşanın ve gayrı Anadolu askerinin bâr [u] bengâhı ve hayme vü hargâhı ganâ’imiyle Katırcıoğlu nâm şimşîr-bâz eli kolu kan bî-îmân u bî-amân gelüp cümle şikârı Kara Haydaroğlu'nun önüne kodukda paşanın tuğ u sancağ ve bayrağ u tabl [u] alemin Kara Haydaroğlu görüp "Katırcıoğlu! İşte Allah bizi tuğ ve sancak ve tabl [u] alem sâhibi dağ paşası etdi" dedikde Katırcıoğlu eydür: "Neyleyeyim, paşayı ele getiremedim. Gidinin yöğrük atları var imiş ve bir kaç ..kilgen oğlanları var imiş, elimden kurtuldu" deyince Kara Haydaroğlu eydür: "Bre şimdi paşayı kayd-bend ile önüme eli bağlı ve ciğeri dâğlı getirdiler. Hâline merhamet edüp bir dahi üzerime gelmeyeceğine yemîn verüp âzâd etdim. İşte şimdi gitdi" deyince Katırcıoğlu eydür: "Bre gerçek mi? Ya sonra yine deryâ-misâl askerle üzerimize gelirse bizi öküz boynuzunda isek de bizi kırar. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Bre ne âzâd etdin. Onların dirisiyle söyleşmekden ise ölüsüyle söyleşmek gerek" deyü atına süvâr olup fi'l-hâl paşaya erüp "Dur a bre .mlı kahbe" deyüp paşaya dal-kılıç olup paşa yedi âdemiyle Katırcıoğlu'na hamle edüp Katırcıoğlu'nun bir âdemin katl edüp birine dahi sataşırken Katırcıoğlu paşaya bir satûr-ı Katırcı niçe urursa kellesin terkiye alup yedi gulâmın kayd-bend edüp kelleyle ve atları ve gulâmlarıyla Kara Haydaroğlu önüne gelince Haydaroğlu ağlayup "Katırcıoğlu! Şimden gerü biz dahi başımız tedârükün görelim. Âhir işimiz tamâm oldu. Hemân gerçekden asker yazup Kara Yazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu gibi ili vilâyeti urup celâlî olalım. Yâhûd deryâ-misâl asker ile Acem diyârında bir yer feth edüp anda karâr idelim" dedi. Katırcıoğlu eydür: "Bre iki el bir baş içindir. İpden kazıkdan kurtulmuş yiğit yazalım, mâl verelim, mâl alalım" deyüp niçe yüz harcu's-seyf ip sürüyenleri başlarına cem‘ edüp Kırşehri ve Beğşehri ve Akşehri ve Seydîşehri ve Eskişehri ve Alaşehri ve gayrı büleyde ve şehirleri harâb u yebâb ve halkın kebâb u hânelerin türâb ederek günden güne ısyân [u] tuğyânları ziyâde olup niçe ümmet-i Muhammed'in ehl [u] ıyâllerin alup kırmızı şâl ile kafadârları gibi gezdirüp fi‘l-i şenî‘lere başladılar. Hikmet-i Hudâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ertesi günü Kara Haydaroğlu katli hakkında yine Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Dünyâ âsûde-hâl ola" deyü bu târîh mısra‘ı mazmûnunca (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b–373a ·
metinde göster ·
… şehr-i Asvân'da Hazret-i İdris'in gârı içre niçe zemân sâkin olup hakîr ol gâra
girmek
müyesser olup bi-hakk-ı Hudâ hâlâ ol gâr-ı nazargâh içinde zencebîl ve darçın v …
Ez în-cânib yine şehr-i Remle'de ziyâret-i Hazret-i Lokmân ibn (---) Vilâyet-i Sûdân'dan siyâh-çerde bir hakîm idi. Cenâb-ı Bârî kendüye ilm-i hikmet verüp cemî‘i kûhlarda olan haşâyiş makûlesi kendüye lisân-ı hâl ile tekellüm edüp "Yâ Lokmân! Ben fülân derde dâ‘-i devâyım" derler idi. Hattâ ecele dermân bulmağa çalışdı. Arz-ı Mukaddes'in nihâyetinde Adana şehri kurbunda şehr-i Misis cisrinden nehr-i Cihân üzre ubûr ederken Cibril-i Emîn elinden, kitâbın, kanadıyla nehr-i Seyhân'a atdı. Lokmân âhir âlem-i seyâhete düşüp arz-ı sa‘îd-i âlîde şehr-i Asvân'da Hazret-i İdris'in gârı içre niçe zemân sâkin olup hakîr ol gâra girmek müyesser olup bi-hakk-ı Hudâ hâlâ ol gâr-ı nazargâh içinde zencebîl ve darçın ve karanfil ve besebâse ve kebâbe ve kakule râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… ulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine
girmek
gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… uşdur. Cemî‘i dîdebânlar bu bâb-ı azîmde dîdebânlık edüp bir merd ü zen kal‘aya
girmek
ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i fetâ zen-i fertûte şeklinde kal …
Andan aşağı top delikleri var ammâ sonradan delmişler. Cümle dîvârları köşe köşe çıkup her dirsek kulleleri birbirlerin gözler ve her kulle üzre dîdebânhâneler vardır. Ve cânib-i cenûba aşağı şehre nüzûl eder üç kat demir kapusu vardır kim kapu mâbeynlerinde âlât-ı silâh müzeyyen olmuşdur. Cemî‘i dîdebânlar bu bâb-ı azîmde dîdebânlık edüp bir merd ü zen kal‘aya girmek ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i fetâ zen-i fertûte şeklinde kal‘aya girüp kılıç urup feth etdiklerinden hâlâ derûn-ı kal‘aya avret bile komazlar, meğer âşinâlarından bir hâtûn-ı mestûre ola. Bu kapudan gayrı dervezesi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
Diyâr-ı Âzerbaycân'da bu da şehr-i mu‘azzam imiş. Acem destine
girmek
ile belde-i evsat demişlerdir. Hakkâ ki {cânib-i} garbîsinde şehr-i Şehrezûl ve …
Diyâr-ı Âzerbaycân'da bu da şehr-i mu‘azzam imiş. Acem destine girmek ile belde-i evsat demişlerdir. Hakkâ ki {cânib-i} garbîsinde şehr-i Şehrezûl ve şimâlinde Salmas ve şehr-i Tesûy ve şarkîsinde şehr-i Tebrîz ve cenûbunda şehr-i Erdebil cümle bu şehirler Rûmiyye'ye dörder menzil mesâfe olduğundan hâlâ müverrihân-ı İrân-zemîn bu Rûmiyye'yi "Belde-i evsat" ile yâd ederler. Hâlâ bir belde-i mutavassıtadır. Ammerallah. 295b Hatta bir fetâ atıyla murâd edüp gitse bu şehirden şehr-i {Van'a} ve Revân'a dahi dörd menzilde irer, ammâ hakîr cihânı temâşâ içün beşer ve altışar sâ‘at giderdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295a–295b ·
metinde göster ·
… Küçük Hüseyin Paşa'ya tenbîh edüp azharu mine'ş-şems alâ melei'l-a‘dâ meterise
girmek
fermân olundukda el-azametullah cümle yüz beş oda yeniçerileri bir baş Akkapu'd …
Hemân ki Sultân Murâd taht-ı Bağdâd'ın (---)(---) cânibine meks-i hıyâm etdikde yeniçeri ağası olan Küçük Hüseyin Paşa'ya tenbîh edüp azharu mine'ş-şems alâ melei'l-a‘dâ meterise girmek fermân olundukda el-azametullah cümle yüz beş oda yeniçerileri bir baş Akkapu'dan va Karanlık kapusu'ndan ve İmâm-ı A‘zam kapusu'ndan hulâsa-i kelâm Şattu'l-Arab'ın bir yanından bir yanına varınca rûz-ı rûşende cümle yeniçeriyân kal‘a-i Bağdâd'ı ihâta edüp tarfetü'l-ayn içre yedi kat ka‘r-ı zemîn meterise girirler. Derûn-ı kal‘ada mahsûr olan kavm-i Acem bu hâli görüp hayretde kalırlar. Meğer anlar sâ’ir serdârlar muhâsara etdikde beş altı günden sonra meterise girdikleri gibi zann edüp bir tüfeng atmayup ığmâz ederler. Yeniçeriyân da bu hâl ile bî-bâk meterise girerler. Sadrıa‘zam on bin asker ile (---)(---) tarafından meterise ve on aded balyemez top-ı kal‘a-kûp kor ve kapudan Kara Mustafâ Paşa sekiz bin askerle (---)(---) tarafından sekiz balyemezle meterise girer. Ve Şâm Vezîri Bıyıklı Dervîş Mehemmed Paşa on bin askerle ve on balyemez top ile (---)(---)(---) cânibinden meterise girer. Ve Rûmeli Beğlerbeğisi {Arslan Paşa} yigirmi altı bin askere ve altı balyemezle (---)(---) semtinden meterise ta‘yîn olur. Ve Haleb Vâlîsi Musâhib Silâhdâr Mustafâ Paşa (---) yedi bin askerle ve altı top ile 336b(---)(---) cânibinden meterise fermân olunur. Ve Mısır Vezîri Deli Hüseyin Paşa tarafından Mısır Beği olan Çerkes Ebû Şevârib Beğ beş bin güzîde asker ile ve üç balyemez top ile (---)(---) tarafından meterise me’mûr olur. Ve Şâm Tarablus eyâleti ve Mar‘ayş eyâleti ve Urfa eyâleti ve Adana eyâleti ve Karaman eyâleti ve Anadolu eyâleti ve Sivas eyâleti ve'l-hâsıl diyâr-ı Anadolu'dan on iki aded eyâlet sâhibi askerleriyle ve yüz beş aded sancak beğleri cümle cebelü zâ‘im ü zu‘emâ askerleriyle meterise yetmiş altı kat yerden girüp gün be-gün meterislerin ileri sürüp enderûn [u] bîrûndan eyle ceng-i azîm olurdu kim benî Âdem kanları seyller gibi cereyân ederdi. Ve sâ’ir esb-süvâr olanların yedi bölüğünden kırk yedi bin sipâhân-ı Osmâniyân meterisde olanların cânib-i erba‘aların muhâfaza ederlerdi. Ve bu sipâhânın dahi ardında hesâb-ı kitâbın Cenâb-ı Bârî bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 336a–336b ·
metinde göster ·
… dâ bu Aşdı kavminin ekserî böyle tüğlü âdemlerdir. Hatta bir kerre hammâmlarına
girmek
iktizâ etdi. Ekserî cümle halkı siyâh koyun pöstekisi geymiş endâmlı tüğlü âdem …
Bundan mâ‘adâ bu Aşdı kavminin ekserî böyle tüğlü âdemlerdir. Hatta bir kerre hammâmlarına girmek iktizâ etdi. Ekserî cümle halkı siyâh koyun pöstekisi geymiş endâmlı tüğlü âdemlerdir ammâ gâyet şecî‘ dilâver kimesnelerdir. Bu kasabayı (---)(---) temâşâ edüp yine cânib-i şimâle (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 388a ·
metinde göster ·
değil vücûd-ı benî Âdemin cümle damarlarına bile girüp kan ile beden-i insânda …
Ba‘dehû Cenâb-ı Hudâ bu rûy-ı arzı hubût-ı Âdem'den sonra ins [ü] cinn ile ol kadar ma‘mûr u âbâdân u müzeyyen etdi kim benî Âdem ekin ekecek yer ve bir gice hâb-ı râhat idecek birer cây-ı vatan bulamayup Ûc bin Unk gibi deryâ cezîrelerinde yatup ve deryâlar içre gezüp balıkları sayd edüp âfitâb-ı âlemtâbda pişirüp yerlerdi. Tâ bu mertebe rûy-ı arz âdem ile pür olup zirâ‘at yeri kalmayup derd-i ser ile geçinirlerdi. Tâ ki hubût-ı Âdem'den iki bin iki yüz kırk sene geçüp Hazret-i Nûh aleyhi's-selâm vücûda gelüp rûy-ı dünyâda mâl-â-mâl olan benî Âdemi dîne da‘vet eyleyüp aslâ birisi îmân kabûl etmediklerinden Cenâb-ı Kahhâr-ı Kibriyâ anlara tûfân-ı Nûh verüp ancak keştî-i Nûh'da yetmiş iki benî Âdem ve yetmiş iki çift hayvânât ile İblîs-i aleyhi'l-la‘ne bir hımârın kuyruğuna yapışup keştî-i Nûh'a İblîs bile girüp cümle yüz kırk beş mahlûk keştî-i Nûh ile tûfândan halâs olduklarıyçün Hazret-i Nûh'a Âdem-i sânî dediler. Zîrâ gemiden çıkan yetmiş iki aded benî Âdem yetmiş iki millet olup rûy-ı zemîne yayılup tenâsül bulduklarıyçün Hazret-i Nûh Necî'ye Eb-i sânî dediler. Ammâ ol Tûfân-ı Nûh'dan beri bâlâda zikr olunan ne cân kavmi ve ne cin kavmi ve ne sâ’ir kavimlerin cümlesi gark-ı 397b Tûfân olup helâk oldular. Hamd-i Hudâ ba‘de't-Tûfân yine Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı benî Âdem ve sekalân ve hûş u tuyûr ile müzeyyen edüp âsûde etdi ammâ emr-i Hak ile benî Âdem'den ne kavm-i ecinne ve ne kavm-i şeyâtîn ayrılmadılar. Ammâ Nasîbîn şehrine ecinne kavmi Hazret-i Risâlet-penâhın mu‘cizesi du‘âsı berekâtıyla ecinne ol şehre giremez ammâ İblîs girüp benî Âdeme vesveseden hâlî değildir. İblîs-i telbîs Nasîbîn şehrine girmek değil vücûd-ı benî Âdemin cümle damarlarına bile girüp kan ile beden-i insânda gezer deyü Müslim [ü] Buhârî'de hadîs-i sahîh vardır. Kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) buyurmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a–397b ·
metinde göster ·
Hemân küffâr arabaları altında tarfetü'l-ayn içre yeri kazup meterise
girmek
sadedinde iken yine beş pâre kal‘adan top gülleleri karpuz gibi bunların arasın …
Hemân küffâr arabaları altında tarfetü'l-ayn içre yeri kazup meterise girmek sadedinde iken yine beş pâre kal‘adan top gülleleri karpuz gibi bunların arasında yuvarlanup gezer. Kimin hurd edüp kimisin kirşend edüp kal‘a bedenlerinden cümle guzât-ı müslimîn 60a bunlar üzre taş ve kesek ve el kumbarası ve tulumba ve neft ve katrânları ve kaynar suları ve elenmiş kül ve kireçleri ve paçavra ve neft ve katrânlı yorganları bırağup bunları âteş ile eyle etdiler kim cemî‘i küffârı hareketden kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b–60a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı iç kal‘a-i Tımışvâr: Bu iç kal‘a taşra kal‘anın cânib-i cenûbu köşesinde şekl-i murabba‘ bir kârgîr binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim cânib [u] etrâfından nehr-i Tımış cereyân etmek ile bu kal‘a gûyâ bir pek topraklı cezîrede vâki‘ olmağile sehel kârgîr, hafîf şekilli binâ-yı zîbâdır ve handakından dahi nehr-i Tımış akar. şehre açılır üç kat kârgîr kemerler ile mebnî demir kapulardır ve her kapuların mâbeynlerinde yine makaralı asma köprüler vardır kim kemerleri tula binâlardır. Bu iç kal‘anın etrâfında beş aded tula kârgîr binâ kulle-i ra‘nâlarının sivri sivri tahta örtülü ve alemli kulleleri var ve bu kal‘ada bir vâsi‘ sarây meydânı var. Tahta döşeli değildir. Dolma rıhtım horasan döşelidir. Bunda dizdâr ve kethüdâ ve imâm ve mü’ezzinlerden gayrı bir merd-i âferîde olmayup kullelerde ve cebehânelerde cümle hazâ’in ve mühimmât ve levâzımâtlar ile memlû olup gayrı şey yokdur kim bir gayrı âdem temâşâsına bile giremez. Eğer ricâ ile girmek murâd edinirse silâhların kapuda pâsbânlara emânet koyup girir. Gâyet mazbût nârin kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 119a ·
metinde göster ·
ma‘kul değildir" denilüp birkaç gün te’hîr olundu.
"Erdel vilâyetinde Kemen Yanoş Kral iki kerre yüz bin kâfir cem‘ etmişdir" deyü Façatlı Alî Ağa yediyle Macar dilleri gelüp haber verdiklerinde serâperde önünde kelleleri galtân olup her gün cümle vezîrler diyâr-ı Erdel'e girmeğe müşâvere edüp "Tatar askeri gelmeyince kâfiristâna girmek ma‘kul değildir" denilüp birkaç gün te’hîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 183b ·
metinde göster ·
Andan sene-i âtîde yine Erdel içine asker-i İslâm ile
girmek
fermân olunup, anda dahi "Budin'den ma‘zûlüm" deyü niçe gûne batıyyü'l-harekeli …
Andan sene-i âtîde yine Erdel içine asker-i İslâm ile girmek fermân olunup, anda dahi "Budin'den ma‘zûlüm" deyü niçe gûne batıyyü'l-harekelikler ve niçe elvân mevâni‘âtlar gösterüp Erdel'e girmemek sadedinde iken Köpürlü tarafından yedi kerre Seydî katline hatt-ı şerîfler vârid olup Serdâr Alî Paşa Seydî'yi katl edemezdi. Âhir sûret-i hakdan görünüp Seydî Ahmed Paşa'ya Serdâr Alî Paşa nihânîce hatt-ı şerîfleri gösterüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184a ·
metinde göster ·
yine müyesser olmadı, el-hükmü lillâhi te‘âlâ. Mısra‘,
şükür Hudâ-ı Bîçûn'a kim böyle bir sâhib-kırân (...) Seydî Ahmed Paşa ile böyle gazâlarda bulunup yine Erdel gazâsına gitmek sadedinde iken innâ-li'llâhi nidelim n'eyleyelim takdîr-i Hudâ böyle etmiş kim bu sene-i menhûsede eyle kağan arslan vezîr-i âlîşânı mazlûmen bi-gayr-ı hakk katl edüp Erdel gazâsına Seydî ile girmek yine müyesser olmadı, el-hükmü lillâhi te‘âlâ. Mısra‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187b ·
metinde göster ·
… rüdeki taburlarına gidecek yollar etmiş, taburlarına varmak değil bu kırıntıdan
girmek
muhâl-ender-muhâl benî Âdem değil gayri zî-rûh kısmı dahi bu kırıntılardan geçm …
Ve bu tabur üzre yedi sıra altmış yetmiş pâre şâhî toplar komuş ve bu taburdan hâric bizden tarafa nîm sâ‘at yer dere ve depelere ve dağlara ve bâğlara ol kadar dıraht-ı serâmedleri kırup bu derece içine döküp eyle domuz damalar(?) ve hûk-i beyâbân bâmları ve gûnâ-gûn kemîngâhları kefereler ile pür eyleyüp bir paçarızlıklar ve gûnâ-gûn hiyel ve şeytanatlar edüp dağı taşı kırıntı edüp kırıntı altından gerüdeki taburlarına gidecek yollar etmiş, taburlarına varmak değil bu kırıntıdan girmek muhâl-ender-muhâl benî Âdem değil gayri zî-rûh kısmı dahi bu kırıntılardan geçmek muhâl.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
mukadder imiş kim elhamdülillâh hâzâ min fazli rabbî.
Hamd-i Hudâ bu re’y [ü] tedbîr ile âmâde olan kal‘a Süleymân Hân'ın eline suhûletle girüp derûn-ı hisârda olan köşe topları [âteş] edüp(?) asker-i İslâm kırılmadan dest-i İslâm'a girüp cümle hiyel ü şeytanatları sû-i tedbîr olup her işleri küffârın mu‘attal oldu, zîrâ "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddir", Cenâb-ı Kibriyâ'nın takdîr-i ezelîsinde bu kal‘a dest-i İslâm'a girmek mukadder imiş kim elhamdülillâh hâzâ min fazli rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81a ·
metinde göster ·
… çokdur. Ve çâsâr-ı bed-tebârın topal vezîri yigirmi bin asker ile gelüp kal‘aya
girmek
sadedinde iken Ciğerdelen altında otuz yedi bin askerin kırıldığın işidüp hemân …
‘Siz Türk kılıcı yediniz, gözleriniz korkdu, kal‘aya girmeniz’ deyü cümlesin kovdu. Hâlâ şimdi kal‘ada yigirmi bin asker var. On bini Nemse ve on bin Macar askeri var. Lâkin cebehânesi ve zahîresi ve mühimmâtları ve Ciğerdelen'de kırılanların avretleri ve oğlanları gâyet çokdur. Ve çâsâr-ı bed-tebârın topal vezîri yigirmi bin asker ile gelüp kal‘aya girmek sadedinde iken Ciğerdelen altında otuz yedi bin askerin kırıldığın işidüp hemân dünkü gün boruların çalup kalkup taburuna gitdi" deyü bu yeni müselmân böyle sıhhat haberlerin Sadrıa‘zama dedikde mezbûru Muhzırbaşı Abdi Ağa'ya teslîm edüp birer kat libâs-ı müslim ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b ·
metinde göster ·
… ocakları kol kol meterise girilmek fermân olundu, ammâ ne çâre gündüz meterise
girmek
olmaz. Geceler ise mâh-ı Muharrem'in mehtâbı mahal "Âyâ ne çâre eylesek?" deyü …
Bu mahalde kal‘a altına birez asâkir-i İslâm'dan nâmdâr yiğitler varup kal‘a varoşuna şergil olduklarında kal‘adan toksan iki pâre balyemez toplar atıldı. Hattâ henüz hatt-ı şerîf ile gelen Haseki Ağa'nın bir âdemîsinin kellesin top güllesi götürdüp hemân Sadrıa‘zam bu ân Serasker Ali Paşa ve Beğko Paşa ve sağkol ve solkol beğleri ve sâ’ir iş görmüş iş erleri ile kal‘anın cânib-i erba‘asında gezüp meterise girecek yerleri tecessüs edüp mâh-ı mezbûrda cümle yeniçeri ve topçu ve cebeci ocakları kol kol meterise girilmek fermân olundu, ammâ ne çâre gündüz meterise girmek olmaz. Geceler ise mâh-ı Muharrem'in mehtâbı mahal "Âyâ ne çâre eylesek?" deyü erbâb-ı meteris birer gûne re’y-i tedârikde iken vakt-i gurûbda ki olup kamer mâh-tâb-ı bedr-i münîr burc-ı ufukdan pertâb edüp nümâyân oldu. Ve cümle erbâb-ı meteris ka‘r-ı zemîne girmeğe âmâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b ·
metinde göster ·
… yine ol gün ba‘zı vüzerâlara yeniçerilerinin meterisleri ardlarında meterislere
girmek
fermân olundu. Ve cümle altı aded bölük sipâhîlerine esb-süvâr olup kanûn-ı pâd …
Ve yine ol gün ba‘zı vüzerâlara yeniçerilerinin meterisleri ardlarında meterislere girmek fermân olundu. Ve cümle altı aded bölük sipâhîlerine esb-süvâr olup kanûn-ı pâdişâhî üzre yeniçerilerinin meterisleri enselerinde kafâdâr olup âmâde durmak fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a ·
metinde göster ·
… udin eyâletiyle beş pâre top-ı kal‘a-kûp {ile} ve cebeci ve topçularla meterise
girmek
fermân olundu.
Andan kal‘anın cenûbîsi cânibindeki kiremithâne tarafından Budin vezîri Hüseyin Paşa Budin eyâletiyle beş pâre top-ı kal‘a-kûp {ile} ve cebeci ve topçularla meterise girmek fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110b ·
metinde göster ·
fermân olunmadı, ammâ Hak belâ versin gece ve gündüz top serpindisinden ve top …
Hamd-i Hudâ meterise girmek fermân olunmadı, ammâ Hak belâ versin gece ve gündüz top serpindisinden ve top güllesinden ve muşkat ve zarbuzan topları zarbından bir ân âsûde emn [ü] amân duramayup âhirü'l-emr çadırlarımız içinde handaklar kazup sağlığımızda kabr-i azîme ve çâh-ı cahîme girüp şeb [ü] rûz azâb-ı cahîm çekerdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110b ·
metinde göster ·
… e Leve'den ve Nitre'den ve ma‘denlerden on bin yunak yiğit idik. Uyvar'a imdâda
girmek
şartıyla gelirken kal‘a-i Galgofça yanında Hovalçat adasında cümle taburumuzla …
"Îsâ hakkıyçün bizim cümlemiz Seçan kal‘asından ve kal‘a-i Honot'dan ve Hollok'den ve Buyak'dan ve Germat'dan ve Semendire'den ve Külvar'dan ve Filek'den ve Diregel'den ve Novigrad'dan ve Leve'den ve Nitre'den ve ma‘denlerden on bin yunak yiğit idik. Uyvar'a imdâda girmek şartıyla gelirken kal‘a-i Galgofça yanında Hovalçat adasında cümle taburumuzla anda yatup bu Uyvar tarafında kapdanlarımız top şamataları işidüp dörd yüz yiğitle bizi bu Uyvar tarafına dil almağa gönderdiler. Biz dahi âmedâne Litre altında bunlara râst gelüp dil alalım derken bunlar bizi kırup esîr edüp dil eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111b ·
metinde göster ·
… vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a
girmek
üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cü …
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… uşdur. Hakkâ ki sedd-i kilidü'l-bahreyndir. Ve küffâr bu kulle var iken gemiyle
girmek
ihtimâli yokdur.
"Bu boğazlardan küffârın firkateleri ve gayri gemileri girüp çıkmasın" deyü bu kulle-i bâlâ binâ olunmuşdur. Hakkâ ki sedd-i kilidü'l-bahreyndir. Ve küffâr bu kulle var iken gemiyle girmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163b ·
metinde göster ·
"Ma‘kûldur sultânım" deyüp Kazancızâde Süleymân Ağa ve Hacızâde Efendi Fâtiha deyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ ile hemân sene 1074 târîhinin mâh-ı (---) gününde Dergâh-ı âlî Yeniçeri ağası Sâlih Paşa'ya ve kethudâ beğe ve topçuyân ve cebeciyâna ve erbâb-ı tîmâra ve erbâb-ı zu‘amâya meterise girmek içün fermânlar olunup alâ melei'n-nâs cümle leşker-i muvahhidîn rûz-ı rûşende meterise girince derûn-ı hisârdan küffâr dahi şarâb-ı bî-hicâbın içüp gözleri kızıl kana müstağrak olup asâkir-i İslâm üzre topları ve tüfengleri ve kumbaraları eyle yağdırdı kim her top güllesi bir ağaca ve her ağaç pâresi bir âdem kellesine isâbet edüp üç yüz aded gâzîler cümle bir ânda şehâdet câmın nûş edüp mest-i elest serhoşu oldular ve bizim balyemezlerimiz dahi yedi koldan kal‘anın sîne-i pür-kînesine isâbet etdikde zerre kadar rahne vermeyüp cemî‘i güllelerimiz kal‘anın ağaçları arasına girüp gâ’ib olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b ·
metinde göster ·
… i batak içinde bir kal‘a-i üstüvâr idi. Ve sehel bahâne ile dest-i Âl-i Osmân'a
girmek
mümkin idi kim harâb etmeğe içine girdiğimizde asâkir-i İslâm içinden çıkmasa f …
Ya‘nî tâ bu mertebe sa‘b u metîn deryâ gibi batak içinde bir kal‘a-i üstüvâr idi. Ve sehel bahâne ile dest-i Âl-i Osmân'a girmek mümkin idi kim harâb etmeğe içine girdiğimizde asâkir-i İslâm içinden çıkmasa feth olmuş olurdu, henüz dest-i İslâm'da bir kal‘a-i Kahkahâ olmuş olurdu. Ammâ şimdi her tarafdan fakîr kal‘ayı lağımlar ile harâb u yebâb etdi kim ancak temelleri kaldı. Elhâsıl Erdel'de eyle kal‘a yok idi. Meğer kal‘a-i Karol ve kal‘a-i Gâlu ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 88b ·
metinde göster ·
… . Ve cümle bir hândır. Ve cümle bir kesîf hammâmdır kim bir şeyh-i azîz kendüsü
girmek
içün binâ etmiş ancak bir iki âdem sığar hammâmcıkdır.
Ve bu kal‘a kapusu önü bir azîm meydândır kim cânib-i erba‘asında cümle altmış aded müfîd [ü] muhtasar dükkânlardır. Ve cümle bir hândır. Ve cümle bir kesîf hammâmdır kim bir şeyh-i azîz kendüsü girmek içün binâ etmiş ancak bir iki âdem sığar hammâmcıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
… kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir. Her kim ol gâra
girmek
murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemi …
Bu kavm-i Çerâkese Âdemî demesinin aslı oldur kim mezkûr u mevsûf olan dıraht-ı azîmin kıblesi karşusundaki kayaların dâmeninde mezkûr Kızlar Kitgen ve Kızlar Algan nâm suyun başında bir mağâra-yı azîm var. Kızlar Algan suyu bu gâr-ı yetîmândan taşra çıkar. Bu mağâranın iç yüzünde tuçdan bir âdem sûreti var. Kaddi iki kad bizim benî âdem kaddi kadar vardır. Ve anın sağ elinde kubbe kadar bir tuçdan gürz-i girânı var, dâ’imâ gürzü ol tuç âdem sallayup kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir. Her kim ol gâra girmek murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemin önünden geçüp mağâraya girmek isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri ne var ise taşra kapudan içeri girince ikinci kapudan içeri yığınlar dahme-i Efrâsiyâb mâl-ı Kârûnlar cümle nümâ[yâ]ndır, ammâ bu abd-i hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemin önünden geçüp mağâraya
girmek
isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri ne …
Bu kavm-i Çerâkese Âdemî demesinin aslı oldur kim mezkûr u mevsûf olan dıraht-ı azîmin kıblesi karşusundaki kayaların dâmeninde mezkûr Kızlar Kitgen ve Kızlar Algan nâm suyun başında bir mağâra-yı azîm var. Kızlar Algan suyu bu gâr-ı yetîmândan taşra çıkar. Bu mağâranın iç yüzünde tuçdan bir âdem sûreti var. Kaddi iki kad bizim benî âdem kaddi kadar vardır. Ve anın sağ elinde kubbe kadar bir tuçdan gürz-i girânı var, dâ’imâ gürzü ol tuç âdem sallayup kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir. Her kim ol gâra girmek murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemin önünden geçüp mağâraya girmek isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri ne var ise taşra kapudan içeri girince ikinci kapudan içeri yığınlar dahme-i Efrâsiyâb mâl-ı Kârûnlar cümle nümâ[yâ]ndır, ammâ bu abd-i hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… ki bu dörd aded mezkûr kal‘alardan gayri yerlerden isfakiye dağlarına benî âdem
girmek
muhâldir. Ve bu dörd aded boğazlarda bu dör[d] aded pâre kal‘a-i metîneler feth …
Bu isfakiye'nin cânib-i erba‘asında dörd aded boğazlardan girilir yerlerindeki bu dörd aded mezkûr kal‘alardan gayri yerlerden isfakiye dağlarına benî âdem girmek muhâldir. Ve bu dörd aded boğazlarda bu dör[d] aded pâre kal‘a-i metîneler feth olmayınca isfakiye kâfirleri itâ[‘at] etmemişlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325a ·
metinde göster ·
… ğer bir âşıkın ma‘şûkası "Gir şu suda gasl eyle" deyü fermân ede, ol zamân suya
girmek
mukarrerdir, ya‘nî tâ bu mertebe bürûdet üzre halk olunmuş âb-ı zülâlden nişân …
Mâh-ı Temmûz-ı rûz-ı nevrûzda değme uşşâk bu ayn-ı zülâlin içinden üç kıt‘a taş çıkarmağa cür’et edemez, meğer bir âşıkın ma‘şûkası "Gir şu suda gasl eyle" deyü fermân ede, ol zamân suya girmek mukarrerdir, ya‘nî tâ bu mertebe bürûdet üzre halk olunmuş âb-ı zülâlden nişân verir şarâb-ı tahûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367a ·
metinde göster ·
… kal‘aya Sancakburnu denmesinin sebebi oldur kim kaçan bir kâfir kalyonu İzmir'e
girmek
istese bu mahalle gelince beyâz sancak diküp itâ‘at alâmetin gösterüp andan lim …
Ve bu kal‘aya Sancakburnu denmesinin sebebi oldur kim kaçan bir kâfir kalyonu İzmir'e girmek istese bu mahalle gelince beyâz sancak diküp itâ‘at alâmetin gösterüp andan limana girir, anıniçün Sancakburnu derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y48b ·
metinde göster ·
… feth olmayup bir hâneye top-ı kûp ile zarar isâbet etmeden dest-i Âl-i Osmân'a
girmek
ile şâhâne vâcibü's-seyr ibret-nümâ Frengî binâlar var kim vasfında lisânlar kâ …
Evvelâ Sakız kullesinin içinde cümle (---) mahalledir. Aslâ kefere yokdur. Ve cümle iki bin iki yüz kat-ender-kat beşer altışar tabaka kârgîr ve metîn ve zîbâ ve ra‘nâ ve musanna‘ ve müzeyyen evlerdir. Zîrâ ceng [ü] cidâl ile feth olmayup bir hâneye top-ı kûp ile zarar isâbet etmeden dest-i Âl-i Osmân'a girmek ile şâhâne vâcibü's-seyr ibret-nümâ Frengî binâlar var kim vasfında lisânlar kâsır ve kalemler kâsirdir. Serâpâ Ciniviz binâsı kal‘a-misâl büyûtları refî‘ü'l-bünyân ve halkı azîmü'ş-şândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y57b ·
metinde göster ·
… t ihtirâz lâzımdır. Yakın varmayup sol tarafda Anatolu cânibin üzleyerek limana
girmek
gerek, azîm limandır. Beş yüz pâre gemi alır sulu demir tutar ve sekiz rûzgârda …
Hamd-i Hudâ selâmetle dizdârın hânesinde mihmân olduk. Ammâ bu kal‘aya gelirken bu kal‘a göründuğü mahalde limana girirken sağ tarafda bir küçük adacık vardır. Andan gâyet ihtirâz lâzımdır. Yakın varmayup sol tarafda Anatolu cânibin üzleyerek limana girmek gerek, azîm limandır. Beş yüz pâre gemi alır sulu demir tutar ve sekiz rûzgârdan emîn âlâ yatakdır. Ba‘zı yerleri kumsaldır. Lengeri batı cânibine bırağup Y 63b koltuğu kal‘a dibine bağlaya. Ammâ dere içi olmağile gâhîce sağanağı eksik değildir, ihtirâz lâzımdır. Koltukları muhkem ısparçina ve gomanalar ile muhkem kayd [u] bend etmek gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y63a–Y63b ·
metinde göster ·
… ede ne olduğu ma‘lûmum değildir. Ve cânib-i erba‘asında pençeresi yokdur. İçine
girmek
terk-i edeb olduğundan mesdûddur. Ve kapusu üzre bu târîh ile bu âyet-i şerîf m …
Ve bu mihrâbın sağ tarafında Hazret-i Risâlet-penâh'ın Mi‘râc kubbesi, şekl-i müsemmen bir kubbe-i latîfdir. Ve her köşesinde ikişer ince mermer sütûncuklar bitişikdir. Üstâd mühendis eyle inşâ etmiş. Serâpâ mermer kaplıdır. Ve kubbe-i musanna‘ı rusâs ile pûşîde ve altun alemlidir. Ve şimâle nâzır bir kapusu var, dâimâ mesdûddur. Derûn-ı kubbede ne olduğu ma‘lûmum değildir. Ve cânib-i erba‘asında pençeresi yokdur. İçine girmek terk-i edeb olduğundan mesdûddur. Ve kapusu üzre bu târîh ile bu âyet-i şerîf mahrûrdur ve bir beyâz kitâbe üzre celî hatdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y215a ·
metinde göster ·