… ar idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp
gitdik
. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cü …
Andan Tevârîh-i Hind, andan Tevârîh-i Hâkân-ı Çin, andan Tevârîh-i Acem, andan Tevârîh-i Arab, andan Tevârîh-i Efrenc, andan Tevârîh-i Latin, andan Tevârîh-i Rûmdır. Bu tevârîhlerin cümlesin tetebbu‘ etmiş müverrih âlimler ile ihtılât edüp Bursa'nın bânîsinden aslâ bir müverrih tahrîr edüp ayân u beyân etmemişler. Ammâ 222a Tevârîh-i Süleymânnâme'de ve Târîh-i Evveliyyât-ı Tuhfe'de tahrîr eder kim bir kerre Hazret-i Süleymân kerr u ferr u dârât ile taht-ı Süleymânîsi üzre ber-hevâ tayarân ederken Bursa hâyilinde sâbite olan ebel-i Ruhbân'ın zirve-i a‘lâsı üzre meks edüp cânib-i erba‘aya nigerân edüp esnâ-yı kelâmda Hazret-i Süleymân vezîri Âsaf-ı Berhayâ'ya der kim, "Ne olaydı şu ferah-fezâ yerde bir şehr-i azîm olaydı" buyurduklarında hemân ecinne ve dîv [ü] perîlerden ba‘zı musâhib-i mukarrebînler eyitdiler: "Yâ Emînallah! Bir kerre Tûfân-ı Nûh'dan evvel bu mahalle bir Süleymân ile leşker-keş olup geldiğimizde bu kûh-ı bülendin dâmeninde bir kal‘a-i azîm ve bir şehr-i kadîm var idi. Ol kal‘ayı cânn kavmi yapdı derler. Almada âciz olup bî-feth rücû‘ edüp gitdik. İşte Tûfân'da gark olup nâm [u] nişânı güm olmuş" dedikde tiz Hazret-i Emîn cümle ins ü cinne, vuhûş u tuyûra emr edüp derhâl taş u toprağın tathîr ederken kal‘anın burc [u] bârûları nümâyân olur, ammâ tathîrinde usret çekerler. Hemân Emîn-i Mübîn rîha emr edince bir kerre Lodos rûzgârı Âd kavmine esdiği gibi bir rîh-ı akîm esüp cümle taşı ve toprağı hevâya perrân edüp tarfetü'l-ayn içre kal‘anın der-i dîvârları ve burc [u] bârûları zâhir olur. Bir dîv-i sefîd eydür "Yâ Emînallah! Bu kal‘anın altındaki kayalarda bir mutalsam kenz vardır. Anı bulsanız dünyâ halkına inkırâzu'd-devrân kifâyet ederdi" der. Bir div dahi mu‘âraza edüp "Bulunmaz" der. Biri dahi "Eğer ol dahme bulunursa ol defîne ile Emînullah bu şehri imâr ede" der. Kimi bulunursa, kimi bulunmazsa derler. Derhâl dîvlere emr edüp ol dahmeyi bulup şehri ta‘mir [u] termîm edüp ismini Bulursa korlar. Bursa, Bulursa'dan galatdır. Ba‘dehû Süleymân-ı Emîn Bursa'nın cânib-i garbında bir merhale karîb Edincik nâm bir şehr-i azîm binâ edüp Belkîs'a taht edüp hâlâ kasr-ı âlîleri ve tâk-i kisrâları Edincik şehrinde zâhir ve bâhirdir. Ekseriyyâ Ayasofya amûdları bu Edincik şehrinden gitmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221b–222a ·
metinde göster ·
… nine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına
gitdik
. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kald …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… e't-ta‘âm hânı yine hapse gönderüp bizler dahi Murtezâ Paşa ağasıyla konağımıza
gitdik
. Sehel istirâhatde iken gördüm ki hândan beş girde bâliş-i zerdûz ve beş câme-h …
Ba‘de't-ta‘âm hânı yine hapse gönderüp bizler dahi Murtezâ Paşa ağasıyla konağımıza gitdik. Sehel istirâhatde iken gördüm ki hândan beş girde bâliş-i zerdûz ve beş câme-hâb yorkan-ı zerbâf ve üç yüz guruş ve bir boğça câme don ve bir şemmâme amber-i hâm ve bir kara çubuk at Acemâne raht u bisâtıyla geldi ve ol gice bedüristî şâha kâsıdlar gönderüp Allahu a‘lem hânı derûndan Paşadan getirdiğimiz kır atı murassa‘ eğeriyle şâha gönderdi. Ve ol gice hakîr de şâh eşiğinde bizim Alî Ağa'ya hânın halâsı 302b ricâsıyçün muhabbetnâmeler tahrîr edüp hân tarafından vâfir va‘de-i kerîmeler tahrîr edüp Rûmiyye hânının çaparıyla haber gönderdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a–302b ·
metinde göster ·
… medfûndur. Ve bu şehirden İmâdiyye üç menzildir ammâ bizler seyâhat içün hilâf
gitdik
. Zîrâ bu kal‘a Cezîre şehri yoluna râh-ı râstdır.
Evsâf-ı şehr-i ulemâ-yı Kâşî ya‘nî kal‘a-i Gevâşî: Hakkarî diyârının Van yolunda Gevaş nâm bir kasabası vardır ammâ bu İmâdiyye hâkinde (---)(---) hükmünde bir şâhika üzre ol kadar imâr değildir. Lisân-ı Ekrâd'da Gevaş (---) derler. Bânîsi (---) vech-i tesmiyyesi (---)(---) ammâ kadîm eyyâmda şehir ma‘mûr imiş. Hâlâ (---) aded Ekrâd hâneleri var ammâ kal‘ası bir yalçın kaya üzre sa‘b hisâr-ı kavîdir ammâ gâyet küçükdür. Ammâ aşağı şehrinde bâğ u bâğçesi ve âb-ı revânları bî-hisâbdır ve hıyâbân-ı mesîregâhları dahi çokdur. Hâlâ ulemâsı dahi hadden efzûndur. Hatta Tefsîr-i Gevâşî bir mu‘teber tefsîr-i şerîfdir. Bu şehirde te’lîf olunduğundan Tefsîr-i Gevâşî derler ve mü’ellifi dahi bu şehirde medfûndur. Ve bu şehirden İmâdiyye üç menzildir ammâ bizler seyâhat içün hilâf gitdik. Zîrâ bu kal‘a Cezîre şehri yoluna râh-ı râstdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 382b ·
metinde göster ·
… beşer bin koyun kışlar. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde gerçi kar üzre
gitdik
ammâ havâ mu‘tedil olup,
Menzil-i Ağzıaçık Mağârâ: Hınıs sancağı hâkinde kenâr-ı Araz nehrinde bir ma‘mûr köydür. Bu kurâ halkının cemî‘i hayvânâtları sayf u şitâda nehr-i Araz sâhilindeki mağârâlarda yatırlar. Mâh-ı Temmuz'da ol gârlar sermâdır. Eyyâm-ı şitâda hummâ-misâl germâdır. Anıniçün Ağzıaçık mağârâ derler. Kûh-ı Bîsütûn'dan nişân verir gâr-ı yetîmânlardır kim her bir kehf içre onar ve on beşer bin koyun kışlar. Andan yine taraf-ı şimâle (---) sâ‘atde gerçi kar üzre gitdik ammâ havâ mu‘tedil olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16a ·
metinde göster ·
… imize demet demet kamışlar alup kum içine kamışları 37a dike dike alâmet edüp
gitdik
ki gerü dönüşde ol alâmetlerle gelevüz. Hele cür’et edüp bir sâ‘atde gezüp kumd …
Bir kerre beş on yârân cür’et edüp kimimiz atlı ve kimimiz piyâde ellerimize demet demet kamışlar alup kum içine kamışları 37a dike dike alâmet edüp gitdik ki gerü dönüşde ol alâmetlerle gelevüz. Hele cür’et edüp bir sâ‘atde gezüp kumdan bî-tâb ü bî-mecâl olup ba‘zımız küçük ecinne yayı ve babucı ve asâları ve okları ve niçemiz tencere ve tavalar ve meşe kozalağı kadar çanak tabaklar ve mızraklar
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36b–37a ·
metinde göster ·
Ammâ garâbet bunda kim bu kal‘a ile karşusundaki Kılburun kal‘alarının ve Özü kal‘alarının topları sular üzre kirpi gibi kat-ender-kat nâzır iken sene (---) İbrâhîm Hân asrında Kazak kâfiri bir gece yüz pâre şaykaların sırık hamalları gibi arkalarında ve gâh felenkler ve gâh kızaklar üzre gemilerin karadan getirüp Karadeniz'e çıkarup Karadeniz etrâfın nehb u gâret edüp Kâsım'dan sonra yine bu mahalle gelüp arkalarında gemilerin getirirken Tatar askeriyle Özü askeri yetişüp cümle kâfirleri dendân-ı tîğdan geçirüp cemî‘i İslâm esîrlerin halâs edüp bakıyyetü's-seyf olan kefereleriyle şaykaları Der-i sa‘âdet'e geldi, ya‘nî bu Özü Kazağı tâ bu mertebe div-dest kavm-i Benî Asfer kâfirlerdir. Her bâr Özü kal‘ası gâzîleri atlanup şeb [ü] rûz bu kâfirler ile ceng eder bir alay yarar ve bahâdır ve şecî‘ dilâver server-i hünerver gâzîlerdir. Bu gâzîlerin birkaç ağavâtlarıyla kayıklara binüp karşu tarafda Kılburun kal‘ası seyr [ü] temâşâsına gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a ·
metinde göster ·
… n tahsîlin ihsân edüp elli aded âdemler ile kazâ-i İzvornik'e ve Tuzla kazâsına
gitdik
.
Ba‘dehû ertesi gün Bihke kapudanı gelüp, anınla tekrâr huzûr-ı pâdişâhîye varup, "Evliyâ Çelebi beni Zirinoğlu'ndan halâs etdi" deyü ol dahi ağlaya ağlaya, "Hemân pâdişâhım, Erdel'e sefer lâzımdır" deyü iki sâ‘at sefere müte‘allık kelimâtlar olup, ana dahi sa‘âdetlü pâdişâh üç yüz altun ve bir hil‘at-i fâhire ihsân olunup taşra çıkup Köpürlü Mehemmed Paşa'dan ve cemî‘i erbâb-ı dîvândan cümle yüz yetmiş kıt‘a mektûblar alup, İslâmbol'dan Bosna diyârına on bir günde Hilevne sahrâsında paşa efendimize sıhhat ü selâmetle varup sâhib-i devlet efendimiz bize hidmetimiz mukâbelesinde İzvornik kazâsının bedeliyye hidmetin tahsîlin ihsân edüp elli aded âdemler ile kazâ-i İzvornik'e ve Tuzla kazâsına gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 164b ·
metinde göster ·
… ahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ bu dere içre kâmil on iki sâ‘at
gitdik
, aslâ selâmetden bir iz yok.
Ba‘dehu ale's-sabâh ol dere içre akan nehr-i Şiçova'yı yüz on üç kerre ubûr ederek cânımızdan bîzâr olduk. Ve elli yerde samakov, ya‘nî demir ma‘denleri kârhâneleri geçdik. Ve eniş ve yokuş ve kaya ve sular geçmeden dahi niçe sığır ve koyunlar kaldı. Ve iki araba dağdan uçup pâre pâre oldu. Ve altı aded esîrlerimiz öldü. Ve mukaddemâ arabada olan şehîdimiz şişüp koktu. Ve bu derenin iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos yuvaları var. Hudâ hakkıyçün bu âna gelince yigirmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ bu dere içre kâmil on iki sâ‘at gitdik, aslâ selâmetden bir iz yok.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… îr birkaç yârânlarımız ile Üstürgon mukâbelesinde Ciğerdelen kal‘ası temâşâsına
gitdik
.
Andan İbrâhîm Paşa efendimiz Tuna nehri üzre gemilerle cisir yapmağa mukayyed oldular. Bu hakîr birkaç yârânlarımız ile Üstürgon mukâbelesinde Ciğerdelen kal‘ası temâşâsına gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99a ·
metinde göster ·
… deniz. Ota otluğa gidelim ve birez kelepür şikârı bulalım, deyüp üç sâ‘at kadar
gitdik
. Uyvar cânibinden berü dağlar içinden kara nahır gibi kara şapkalı ve kara bayr …
"Vallâhi sultânım, biz Karaman sipâhîlerindeniz. Ota otluğa gidelim ve birez kelepür şikârı bulalım, deyüp üç sâ‘at kadar gitdik. Uyvar cânibinden berü dağlar içinden kara nahır gibi kara şapkalı ve kara bayraklı kâfirler karanlık gecede kara ormanlar içre gelirlerken görüp gerüye kaçarkan bu yiğitler bizi bağlayup size getirdiler, emir sultânımındır. İşte vâkı‘-i hâl budur" deyü cevâb etdikleri mahalde sabâha kâmil üç sâ‘at kalmış idi. Çünki paşa-yı acûl bu Etrâklerden bu haber-i mûhişi istimâ‘ edince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
… yüz yetmiş aded kâfiri esîr etdik ve yüz kırk aded kelleleri ârâyiş-i nîze edüp
gitdik
. Ve yine ol gün vakt-i asırda Sadrıa‘zam huzûruna ellerimiz ve kollarımız kan, …
Âhir-i kâr anları da birer tarîk ile şikâr edüp dest ber-kafâ esîr-i bend-i zincîr edüp hamd-i Hudâ biz üç yüz kişi idik, yüz yetmiş aded kâfiri esîr etdik ve yüz kırk aded kelleleri ârâyiş-i nîze edüp gitdik. Ve yine ol gün vakt-i asırda Sadrıa‘zam huzûruna ellerimiz ve kollarımız kan, beş yiğidimiz şehîd-i bî-gümân ile huzûr-ı Âsaf'a vardığımızda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111b ·
metinde göster ·
… lı Kavak yolundan dönüp cânib-i şimâle kal‘a-i Kopan yoluna firâr eder şeklinde
gitdik
, zîrâ Kanlı Kavak yolunda nehr-i Dırava kenârında Maslovin İskelesi kenârında H …
Hakîr eyitdim: "Bire gâzîler bu kadar mâl aldınız. Bârî Allâh aşkına ve dîn-i mübîn uğuruna şu mecrûh olan âdemlerden seyishâne üzre alalım" dedikde taraf taraf ma‘kûl dediklerinde ibtidâ bu hakîr bir garîb Arnavud yiğidin seyishâneye bindirdim ve sâ’ir guzât dağlarda gezen atlardan yüz on kadar atlar bulmuşlardı, anlara yetmiş aded mecrûh âdemleri bindirüp Kanlı Kavak yolundan dönüp cânib-i şimâle kal‘a-i Kopan yoluna firâr eder şeklinde gitdik, zîrâ Kanlı Kavak yolunda nehr-i Dırava kenârında Maslovin İskelesi kenârında Hırvat kâfiri kayıkları çok imiş. Hemân nehr-i Bektey(?) kenârınca gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177b ·
metinde göster ·
… eş yüz 185b mikdârı sığırlar ve altı yüz kadar dinç atları ganîmet edüp geçüp
gitdik
.
"Cümle askeri Türk ile döğüşmeğe Yenikal‘a'ya gitdi. Elem çekmen bu kal‘ada size karşu durur düşman yokdur" dediler, ammâ "Düşman sözüdür" deyü esîrlere i‘timâd etmeyüp cânib-i erba‘amıza ince karavullar koyarak basîret üzre olarak bu kal‘a altından bin beş yüz 185b mikdârı sığırlar ve altı yüz kadar dinç atları ganîmet edüp geçüp gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 185a–185b ·
metinde göster ·
… Avusdos ve yâ Kâsım günü ve yâ Sarı Saltık Sultân'lar. Sizlere dayanup Tatar'a
gitdik
" deyü hınzîr sürüsü gibi gelirler, ya‘nî zu‘m-ı bâtıllarınca Îsâ ve Meryem ve K …
"Dut bizi yâ Îsâ ve yâ Meryem Ana ve yâ İsvet Nikola ve yâ Avusdos ve yâ Kâsım günü ve yâ Sarı Saltık Sultân'lar. Sizlere dayanup Tatar'a gitdik" deyü hınzîr sürüsü gibi gelirler, ya‘nî zu‘m-ı bâtıllarınca Îsâ ve Meryem ve Kâsım'dan isti‘ânet taleb edüp haçlı bayrakların salup derûn-ı askerlerinden ancak bir büyük balyemez top ve bir azîm fişeng-i hevâyî atılınca azamet-i Hudâ deryâ-misâl küffâr bir kerre deryâ gibi çalkanup "Yajuj ve Yajuj" deyüp ibtidâ niçe bin pür-silâh atlıları Hân alaylarına at koydular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114a ·
metinde göster ·
. Bu nehr-i Desne Krakov dağlarından cem‘ olup nehr-i Özü’ye munsab olur, at ile …
Nehr-i Desne: Kenârınca semt-i garba gitdik. Bu nehr-i Desne Krakov dağlarından cem‘ olup nehr-i Özü’ye munsab olur, at ile geçilir küçük sudur. Bu nehr-i zülâl kenârında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 116a ·
metinde göster ·
… k ile helâk mertebesine varup kâmil on gün nehr-i Edil kenârınca cânib-i şimâle
gitdik
. On birinci gün,
Ammâ bu mahallerde rûz-ı Kâsıma râst gelüp yedinci iklîm olmak ile ol kadar şiddet-i şitâlar çekmeğe başladık kim refîklerimizden Hindî Baba Mansûr za‘îf ü nahîf olmak ile helâk mertebesine varup kâmil on gün nehr-i Edil kenârınca cânib-i şimâle gitdik. On birinci gün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168b ·
metinde göster ·
… dup yere döküp gücile güc birer âdem defn edecek kadar hafirler kazup defn edüp
gitdik
.
Hulâsa-i kelâm bu kabakda yedi âdemi defn edelim, dedik. Yere bu kadar bin Ferhâdî külünkler urup bir kırat toprak kopmak ihtimâli olmayup âhır-ı kâr Çerkes evlerinde kazan kazan sular kaynadup yere döküp gücile güc birer âdem defn edecek kadar hafirler kazup defn edüp gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192a ·
metinde göster ·
… lâdları bırağup ol ihtiyâr pâdişâh ağlaya ağlaya Dağıstân pâdişâhına hakîr bile
gitdik
. Bu dahi Kırım'da esîr tamgası bahâsı zulmünden eşedd zulm-i Haccâc-ı zâlim idi …
"Sen ki sâbıkan Mehemmed Geray'sın. Hatt-ı şerîfim vüsûl buldukda yetmiş yedi sadaklı ve zırh zireh-külâhlı sultânlarınla âsitâne-i sa‘âdetime gelesin. Kırım hânlığın Çoban Geray Hân'a ihsân eyledim" deyü hatt-ı şerîf gelince Mehemmed Geray Hân fakîr âbâ ve ecdâdından kalan on Mısır hazînesi mâlı ve bu kadar menâli ve bu kadar ehl [ü] iyâli ve körpe evlâdları bırağup ol ihtiyâr pâdişâh ağlaya ağlaya Dağıstân pâdişâhına hakîr bile gitdik. Bu dahi Kırım'da esîr tamgası bahâsı zulmünden eşedd zulm-i Haccâc-ı zâlim idi, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 197b ·
metinde göster ·
… kak başına bir nişân ve alâmet koyup bir cânibe gidüp Allâh bilir kim ne cânibe
gitdik
. Kâmil bu sokak içre dahi yedi yüz adım gidüp yine bir küçük meydâna vardık, am …
Kâmil yedi yüz adım bir vâsi‘ ulu yol ile cenûb cânibine gidüp yine zîr-i zemînde bir ulu meydâna çıkdık. Ol meydânın niçe yerlerinde yine toprakdan elli aded pâyende direkler var. Her bir direk önünde birer aded şâhrâh sokaklar var kim kimi şarka ve kimi garba ve şimâle ve cenûba gitmiş sokaklar vardır. Biz dahi bir sokak başına bir nişân ve alâmet koyup bir cânibe gidüp Allâh bilir kim ne cânibe gitdik. Kâmil bu sokak içre dahi yedi yüz adım gidüp yine bir küçük meydâna vardık, ammâ bu meydândan ileri sokaklar yok idi. Lâkin toprak üzre yol nişânları etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup
gitdik
. Öyle göründü (---)(---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle h …
Sergüzeşt-i men: Hakîr dahi Hudâ'ya sığınup vakt-i seherde dağlar aşup gitdik. Öyle göründü (---)(---) bir dağdır kim dağ dağ üstüne bâğ-ı koyağdır. Cümle huddâmlarıma ve refîklerime "Cümleniz âletleriniz ile âmâde olun" deyü tenbîh edüp kendü âlemimde at üzre evrâd-ı şerîfem okuyarak ol kûhistân içre iki sâ‘atde Q 4aP 4a ol cebel-i bülendin nısfına urûc etdükde şiddet-i hâr kemâlinde ve hevâ letâfetinde, ammâ sağ tarafımızda berk-i dırahtân üzre yağmur nâzil olmağa başladı. Ammâ gayri cânibde bir katre yağmur alâmeti yok. Hevâya nazar edüp anı gördük, eflâke ser çekmiş bir dıraht-ı müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir dal üzre bir âdem oturup cânib-i erba‘asına âyende vü revende içün nigerân eder. Meğer fakîr herîfin ağaç başında başına yesteh-i bârân-zede ve teşelşül edeceği gelüp ağaç başından tebevvül edüp dırahtların yaprakları üzre nâzil oldukda biz anı yağmur zann etdik. Garîb herîfin bizden aslâ haberi yok. Akl-ı kâsırımız üzere bildik kim bu harâmîlerin dîdebânıdır. Ba‘zı huddâmlarımız,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
Herîf piyâde dağ içre dâğ-ı derûniyle kalup biz ileri at sürüp bir sâ‘at ileri
gitdik
. Biz dahi tamâm Domalic dağının tâ zirve-i a‘lâsına vardık. Anı gördük ileriden …
Herîf piyâde dağ içre dâğ-ı derûniyle kalup biz ileri at sürüp bir sâ‘at ileri gitdik. Biz dahi tamâm Domalic dağının tâ zirve-i a‘lâsına vardık. Anı gördük ileriden bir azîm kârbân gelür. Ahâlîsi bizi görünce alarka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y7a ·
metinde göster ·
… ahsûlâtı firâvân (---)(---)(---) sâ‘at ba‘îddir. Bu sahrâda iki gün acele ile
gitdik
, yine ol cebel-i Tayyibe nümâyân idi. Ve bu çölde (---)(---)(---) şikâra geli …
Cebel-i Tayyibe: Sultân (---)(---)(---) duhter-i ferhunde-ahteri bu cebel-i müntehâda yaylaklanırmış. Âb [u] hevâsı nebâtât [u] giyâhâtı ve mahsûlâtı firâvân (---)(---)(---) sâ‘at ba‘îddir. Bu sahrâda iki gün acele ile gitdik, yine ol cebel-i Tayyibe nümâyân idi. Ve bu çölde (---)(---)(---) şikâra gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y307b ·
metinde göster ·
… ve cümle iç ağaların âlât-ı silâha müstağrak edüp giderken sâde mehterhâne ile
gitdik
.
Evvelâ Mısır vezîrinin bu mukarreri Bilbeys şehrine gelince ileri haber gönderirler kim alaya hâzır olalar. Ol gün paşa kethudâsı alay çavuşlarına tenbîh edüp cümle ağavât alaya âmâde olup vekîlharc cümle matbahı Âdiliyye'ye getürüp ziyâfet tertîb olunur. Ol gün ol gece Mısır içinde bir gulgule vel‘ale velvele olup cemî‘i ahâlî-i Mısır alay temâşâsına dükkânları Bâb-ı Nâsır'a varınca icâreye dutarlar. Ertesi ale's-sabâh paşa kethudâsı paşanın izniyle sâde mehterhâne faslı ederek alaya gider. Ammâ Kethudâ İbrâhîm Paşa asrında mukarrer-i pâdişâhî ve hil‘at-ı şehriyârî ve seyf-i sultânîdir gelen dârât ile getirmek gerek, deyü kethudâsına umûmen mehterhâneyi ve cümle iç ağaların âlât-ı silâha müstağrak edüp giderken sâde mehterhâne ile gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y192b ·
metinde göster ·
… dahi zamân-ı kadîmde eyle bir şehr-i azîm imiş kim kâmil bir gün harâbistânında
gitdik
. Bunda olan acâyibât u garâyibâtdan mutalsamâtlar ve amûd-ı serâmedler ve İslâm …
Bu dahi zamân-ı kadîmde eyle bir şehr-i azîm imiş kim kâmil bir gün harâbistânında gitdik. Bunda olan acâyibât u garâyibâtdan mutalsamâtlar ve amûd-ı serâmedler ve İslâmbol'da Atmeydânı'ndaki gibi çâr-gûşe yekpâre sütûnlarda acâyib hey’et-i garîbeler ile âmâde alâyimâtlar var kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Âd kavminin şehri imiş. Habeş'den yetmiş bin fîl ile Ebrehe nâm bir sâhib-hurûc gelüp bu şehrin deyr-i diyârın harâb ve ahâlîsin kebâb edüp hâlâ eyle harâbistân bûm [u] masasa ve su‘bân yatağı bir şehr-i harâbdır. Bir cânibinde Nîl kenârında iki yüz hasırdan hâneli kurâ şekilli bir beleddir. Ancak bir câmi‘leri var, minâresi yokdur. Bu câmi‘ cenbinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y385a ·
metinde göster ·
… p dahi ziyâde ta‘zîm etdiler. Ba‘dehu piyâde olup kal‘anın ve şehrin temâşâsına
gitdik
.
Ba‘dehu dizdâra ve Mısır'ın yedi bölük serdârlarına ve İbrîm kâşifi kâyimmakâmına İbrîm kâşifi mektûbların ve Circe hâkimi mektûbların ve paşa emirlerin bu Q 315bP 312b kal‘anın a‘yânına verüp dahi ziyâde ta‘zîm etdiler. Ba‘dehu piyâde olup kal‘anın ve şehrin temâşâsına gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y393a ·
metinde göster ·
… ü anlar Sây'a rücû‘ etdiler. Biz cenûb cânibine çöl çölistân içre Nîl'den ba‘îd
gitdik
, zîrâ bu mahalde Nîl iki konak yer cânib-i garba dolaşır. Ammâ biz cümle askerl …
Bu Sây kal‘asına müşâ Narnarinte kal‘alı Fûnc kavminden on iki âdem bize refîk oldu. Fûncistân ve Berberistân âdemleri ile Sây kal‘asından çıkup ahâlî-i kal‘a cümle bile bizimle iki sâ‘at gidüp avdet mahallinde cümlesiyle vedâlaşup "Sakın kendin bir merde inanma" deyü te’kîd eyleyüp "Yürü, işin Hudâ âsân ede" deyü anlar Sây'a rücû‘ etdiler. Biz cenûb cânibine çöl çölistân içre Nîl'den ba‘îd gitdik, zîrâ bu mahalde Nîl iki konak yer cânib-i garba dolaşır. Ammâ biz cümle askerle tarîk-ı müstakîmi elden komayup kâmil iki menzil çölistân ve beyâbân susuz yerlerden ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y395a ·
metinde göster ·
… şâ edüp şehrinden taşra besâtînlerde kavun ve karpuz faslı etmeğe reftâr ederek
gitdik
.
Ba‘dehu şehrin câmi‘ ve hafta bâzârı olan yerleri ve bozahânelerinde hânende ve sâzendeleri seyr [ü] temâşâ edüp şehrinden taşra besâtînlerde kavun ve karpuz faslı etmeğe reftâr ederek gitdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y410b ·
metinde göster ·