… ış hınzır gibi kudurup âteş-feşânlığa başladılar. Beri tarafda guzât-ı müslimîn
gitdikçe
çoğalup kal‘aya yürüyüş etmeğe mühimmâtlar görülüp küffârdan alınan şaykaların …
Nehr-i Çoruğ kenarıyla ertesi gün ale's-sabâh Karadeniz sâhilinde kal‘a-i Gönye dibine varup anı gördük, cümle küffâr-ı bed-girdâr [u] murdâr Kazak-ı Ak, derûn-ı kal‘ada mâl-â-mâl olup hâç-peyker ile kal‘anın burc [u] bârûların zeyn edüp asâkir-i İslâm'ı gördüklerinde derûn-ı kal‘adan küffâr "Yâ jûj, yâ jûj" sadâsına rehâ buldurdu. Ve derûn-ı kal‘ada bî-bâk u bî-pervâ mütavattın olup yetmiş pâre şayka kayıkların zeyl-i kal‘aya bend edüp dururlar. Derûn-ı kal‘ada olan küffâr-ı dûzah-karârın çoğu mest [u] medhûş iken beri tarafda Seydî Ahmed Paşa yüz elli kadar iç ağalarıyla ve sâ’ir Tortum gâzîleri ve yolda imdâda gelen Mikrilistân ve Gürcîstân piyâdeleriyle bir ağızdan "Allah Allah!" deyüp der-ceng-i evvel göz karardup sâhil-i nehrde yatan gemilerine girüp der-ân amân vermeyüp gemilerin iplerin kesüp cereyân ederek yetmiş pâre kayıklar ile Karadeniz'e çıkup kayıklar içre beşer onar mikdârı mest [ü] medhûş kayık dîdebânlarının kimini dendân-ı tîğdan geçirüp kimini pây-beste ve dil-hâste esîr edüp anlara kürek çekdirerek cümle guzât şâdmân ederek yetmiş pâre kayıkları kal‘adan top menzili bâ‘id Hopan tarafı cânibine bir liman şekilli yerde kayd-bend edüp cümle küffâr derûn-ı kal‘adan mahsûr olup kayıklarıyla halas olmadan me’yûs olup yaralanmış hınzır gibi kudurup âteş-feşânlığa başladılar. Beri tarafda guzât-ı müslimîn gitdikçe çoğalup kal‘aya yürüyüş etmeğe mühimmâtlar görülüp küffârdan alınan şaykaların direk ve küreklerinden derhâl nerdübânlar edüp ve Mikrilistân'dan Laz meneksileleriyle gelen Mikril kayıklarının direklerin çıkarup nerdübânlar ve kayıkların karaya çıkarup siper gibi kal‘a altına çekerek kal‘anın cânib-i şarkîsinde ve cenûbına a‘lâ meterisler olup cümle guzât-ı müslimîn ve Gürcîstân ve Mikrilistân Aznavurları rûz-ı rûşende zîr-i kal‘aya meterise girüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hîlekâr taşradan İslâm askeriyle serdâr kal‘aya kurşumlar urup her tarafdan hücûmlar edüp küffârın bir bölüğü bayrakların açup kal‘adan taşra guzât-ı müslimîn üzre hücûm edüp beri tarafdan Gâzî Seydî Ahmed Paşa kendü tevâbi‘iyle üç yüz mikdârı tüvânâ şehbâz dilâver [ü] serverleriyle "Allah! Allah!" deyüp kassab-ı cömerd köçeği gibi dâl satûr-ı Muhammedî olup göz açdırmayup küffâra eyle satûr-ı mücezzem urdılar kim küffârın gerü bakmağa dermânı olmayup meğer nehr-i Çoruğ kenarında bir kaç aded gemileri kalmış, anlara cân atup leb-ber-leb olunca gemileri gark olup âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329a ·
metinde göster ·
iştihâr bulup cem‘iyyet-i kübrâ olup on bin mikdârı haşerât oldu dediler.
Evvelâ bâ‘is-i fitne ve fesâd oldur kim; ibtida Galatasarâyı'ndan çıkan gılmânlardan mâ‘adâ bî-destûr bu kadar Galatasarâyî eşkıyâları sarâydan kemendler ile harem-i hâsdan taşra çıkup hâh-nâ-hâh Koca Vezîr bunları kânûnları üzre sipâh edüp Girid'e me’mûr edüp kânûnları üzre tîrkeş bahâların alup bu kerre sefere gitmemek içün niçe gûne özr [ü] bahâneler etdiler. İbtidâ özrleri bu oldu kim "Bizim İbrâhîm Hân'ımız halîm ve selîm ve sâhib-i kerem pâdişâh-ı cem-cenâb idi. Zânî pâdişâhın imâmeti câ’iz değildir deyü üzerine küfr isbât edüp şer‘ ile hal‘ edüp ba‘dehû katl edüp namâzın kıldınız, niçün böyle nâ-şer‘î etdiniz didiğimiz içün bizi içerden birer bahâne ile bizi çıkarup nâ-murâd gözü bağlı azeblerimiz sefere gitmeyüp İbrâhîm Hân'ın kâtillerin isteriz" deyü yedi sekiz bin hevâ-yı nefsine tâbi‘ haşerâtlar Atmeydânına cem‘ olup niçe kerre bunlara ocaklarından gayrı a‘yân [u] eşrâfdan "İtmen oğullar! Cem‘iyyet memnû‘dur. Pâdişâhâ âsî olursuz. Murâd [u] maksûdunuz üzre ne dilerseniz verelim" deyü mâbeynlerin ıslâha varan âdemleri döğüp kovup kimin mecrûh ve kimin katl edüp Atmeydânı'ndan gitdikçe iştihâr bulup cem‘iyyet-i kübrâ olup on bin mikdârı haşerât oldu dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371a ·
metinde göster ·
Zamân-ı Selçuk'da on iki derveze idi. Âl-i Osmân'da dördü kalup gayrileri sedd etdiler. Ammâ iç kal‘asının cirmi ma‘lûmum değildir ve cümle çâr-kûşe seng-i ebyaz ile gûnâ-gûn tasarruf-ı hendese-i mi‘mârî ile fürûşlu ve zîhli ve mukarnaslı ve gûyâ Alâ’iyye kulleli üstâdâne binâ olunmuş şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i musanna‘dır. {Bu kal‘a-i Konya Sultân Alâ’eddîn Keykubâd b. Gıyâseddîn müceddeden binâ etdükden sonra şâhin âşiyânından süzülür gibi cânib-i erba‘asında olan düşman diyârlarına süzülüp şikârlar alup niçe yüz feth-i fütûhlar etdi. Âhir Erzurûm kurbunda niçe havâricîler zuhûr edüp diyâr-ı İslâm'ı nehb [u] gâret etdiklerinde anların üzerine sefere gidüp intikâm almak sadedinde iken Erzurûm kurbunda Kubâdiyye nâm bir mahalde oğlu Gıyâseddîn devlet-i dünyâ içün pederi Alâ’eddîn'e zehir verüp sene 600 târîhinde merhûm olup cümle müddet-i hilâfeti 26 sene olmuşdur. Ba‘dehû askeri kâtil oğlunu katl edüp oğluyla pederi na‘şını Konya'ya getürüp defn etdiler. Âl-i Selçukıyân-ı Rûm'un âhiri bu Alâ’eddîn'dir. Cümle on dört nefer Selçukiyân'dır}. Sene 600 târîhinde Sultân Alâ’eddîn inkırâz-ı nesl bulup cümle a‘yân [u] eşrâf [u] ulemâ ü sulehâ izniyle Ertuğrul Beğ doğrulup geldüğiyçün anı diyâr-ı Yunan'a beğ ta‘yîn etdiler ammâ müstakil pâdişâh olup sikke ve hutbe sâhibi olmadan Söğüdcük nâm kal‘a cenginde şehîd olup yerine oğlu müstakil pâdişâh olup Osmân Beğ derlerdi. Hurûcuna târîh "Evvelâ Osmân" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Âl-i Osmâniyân'ın ibtidâ neşv [u] nemâsı bu şehirden zuhûr etmişdir ve Sultânu'l-ulemâ hazretlerinin du‘â-i hayrı berekâtıyla behremend-i berhordâr olup ınkırâzu'd-devrân devletleri müebbed ola deyü yetmiş aded kibâr-ı evliyâullah Horâsân'da Yesu şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî hazretleri huzûrunda hayr du‘â ve senâlar edüp yedi yüz fukarâsıyla Hacı Bektâş-ı Velî'yi Devlet-i Âl-i Osmân'a mu‘în ü zahîr ola deyü gönderüp Osmân Beğ merhûm olup Orhân Gâzî ile Hacı Bektâş-ı Velî Bursa fethinde bulunup Bursa'nın fethine ve Osmâncığun mevtine târîh "feth-i Bursa" lafzı vâkı‘ olmuşdur. Zîrâ Osmân Hân deryâ-misâl asker ile Bursa'[y]ı muhâsara edüp nikrîz zahmetine mübtelâ olup gitdikçe illeti müştedd olduğunda ciğer-kûşesi Orhân Şehzâdeyi serdâr-ı mu‘azzam edüp Orhân Bursa'yı feth edüp ılgâr ile müjdesin pederine götürmeye gitdükde Bursa feth olduğu mahal Osmân Gâzî rûh teslîm edüp Orhân müstakil pâdişâh olup Hacı Bektâş-ı Velî Orhân hilâfetinde yeniçeri tâ’ifesin peydâ edüp "Âl-i Osmân oğulları üzerine nâzır olalar!" deyü du‘â-yi hayr [u] senâ etdiklerinden ilâ hâze'l-ân Âl-i Osmân'ın her işi yeniçeri tâ’ifesiyle âsân olur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'nde Priştine şehri ile Vuçütirin kal‘ası sahrâsı ki Kosova nâmıyla mevsûf sahrâda Miloş Koblaki nâm kral-ı dâllin üç kerre yüz bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp mansûr u muzaffer olmuşken Gâzî Hudâvendigâr ya‘nî Koca Murâd Hân-ı Evvel lâşe-i küffârları seyr [u] temâşâ ederken iki kellesiz küffâr ayağ üzre durduğun görüp "Sübhânallah! Bu ne sırdır?" dedikde Baba Ni‘metullah eydür kim "Her bir küffâr yüz bin küffârın katl olduğuna nişândır kim iki küffâr başsız ayak üzre dururlar" derken hemân lâşe-i küffârların içinden cebe ve cevşene müstağrak olmuş küffar dal-bıçak olup Gâzî Murâd Hân'ı ol mahal şehîd edüp Miloş Koblaki kâfiri dahi pâre pâre ederler. Bir rivâyetde Miloş-i la‘în tebdîl-i câme elçilik bahânesiyle gelüp dest-bûs ederken Murâd Hân'ı şehîd eder. Anınçün Devlet-i Âl-i Osmân'da her kankı elçi olursa pâdişâh yanına getirmeyüp iki yanından kapucular kethüdâsı ve çavuşbaşı dutup 11b taht-ı pâdişâhîden bir uzun hil‘at yeni uzanmışdır anı öper. Hâlâ âyîn-i Osmânî budur. Anda Murâd Gâzî'nin kalbini ve derûnunda olanları Kosova sahrâsında defn edüp hâlâ üzerinde bir kubbe-i âlî binâ olunmuşdur. Sene 1071 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz Bosna'dan ma‘zûlen Rûmeli eyâletine mutasarrıf olup gelirken bu kubbe-i Murâd Hân'a gelüp harâb binâsın ta‘mîr ü termîm edüp cânib-i erba‘asına havlı dîvârı gibi bir metîn dîvâr çeküp içini bâğ-ı İrem edüp kubbe-i kadîmi beyâz [beyz-i] münevver edüp eczâ-hânlar ve türbedârlar ta‘yîn eyledi. Ezîn-cânib ol asrda cesedini, Murâd Hân-ı sa‘îd-i şehîdin, Bursa'ya getürüp Eski Kaplıca nâm mahalde câmi‘-i kebîri cenbinde defn etdiler. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ol asrda Konya ümerâlarından Karamânoğulları Gâzî Hudâvendigâr'ın Kosova'da şehîd oldukların istimâ‘ edüp cümle kavm-i Yunaniyân isyân [u] tuğyân edüp Konya'da Karamânoğlu hâkim oldu. Ba‘dehû sene 792 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân deryâ-misâl asker ile yıldırım gibi yetişüp Konya kal‘asın yıldırım urur gibi urup kal‘aya emân u zamân vermeyüp feth edüp müstakıllen henüz dârü'l-mülk-i Selçukıyân olan dâr-ı emân-ı bilâd-ı Karamân-ı Konya'ya mâlik oldu. Kânûn-ı Süleymân Hân tahrîri üzre hâlâ başka eyâlet-i Karamân-ı dâr-ı îmândır kim hâlâ paşa tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden paşasının hâss-ı hümâyûnu altı yüz altmış bin yetmiş bir akçedir. İki bin asker ile bu eyâleti zabt edüp elli bin guruş tahsîl edüp sefer eşer. Bu eyâlet-i Karamân'da hazîne defterdârı ve defter kethüdâsı ve defter emîni ve çavuşlar kethüdâsı ve çavuşlar emîni vardır. Ve eyâletinde yedi sancakdır. Evvelâ Konya şehri paşa tahtı sancağıdır. Andan livâ-yı Kayseriyye ve livâ-yı Niğde ve livâ-yı Beğşehri ve livâ-yı Kırşehri ve livâ-yı Akşehri ve livâ-yı Aksarây cümle bu livâlardır. Ve eyâlet-i Karamân'da kılıc-ı ze‘âmet 68 ve kılıc timar 2111 ve hâss-ı defterdâr-ı hazîne-i Karamân 65.000 ve hâss-ı kethüdâ-yı defter-i Karamân 65.000 ve hâss-ı defterdâr-ı timar-ı Karamân 65.000. Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşıları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 11a–11b ·
metinde göster ·
… îl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp
gitdikçe
nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile ş …
İbtidâ bu nehrin sebeb-i tulû‘ı bi-kavl-i müverrihîn sâhib-i Tuhfe oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh asrında Hamâ şehri gâyet susuz olup tâ’ife-i Yahûd'dan İzâ’îl nâm bir Yahûdî bir su dollâbı yapup âmâde eder, ammâ sudan bir katre nâm [u] nişân yok idi. Su‘âl edenlere, "Nîl'i bu şehre getirüp bu çöller içre cereyân etdirüp imâr etsem gerek" der idi. Âhir Mısır'a varup şehr-i Mansûre dibinde Nîl'den dörd şişe su alup bir efsûn-ı ibret-füsûn okuyup "Azm-i râh-ı Hamâ deyüp gitdikçe nehr-i Nîl'in bir fırkası hemân bu Yahûdî'nin ardı sıra yeri yarup tâ Menzile şehrine gelüp andan Yafa şehri hâmûnu içre gelürken ol fezâda bilâd-ı Askalân'dan Cezîre-i Kıbrıs'a varılır deryâ içre bir incecik yol var idi, cemî‘i kârbân halkı şehr-i Askalân ve Arz-ı Hâsân ve şehr-i Arîş ve şehr-i Taberistân ve şehr-i Filistîn ve şehr-i Kefirnâhûn'dan ya‘nî Sıfıt şehrinden cümle tüccâr-ı berr [u] bihâr bu yol ile cezîre-i Kıbrıs'a giderlerdi. Ol mahalde sihr ile nehr-i Nîl bu Menzile şehrinden geçerken {ol sehhâr şîşenin birin yere uruncu bi-emrillah yerden Nîl kaynayup bir buhayre-i azîm olup} Kıbrıs yolun gark edüp Arîş ve Gazze ve Askalân ve Yafa ve Teyme kal‘ası şehirlerine varınca hâlâ başka bir buhayre-i azîmdir. Şâm'dan Mısır'a giderken Arîş tarafların geçerken bu buhayre nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23b ·
metinde göster ·
Haleb'den taşra aslâ bir hatve çıkmayup deryâ-misâl asker cem‘ ederdi. Bir kerr …
Ba‘dehû paşa niçe menâsıb-ı âlîleri tevcîh edüp kalemiyyeleriyle yedi günde dörd bin 174b ulûfe çıkarup cümle kul mecbûr-ı hâtır oldu. Ammâ tevcîh olunan menâsıbların birisin İpşir Paşa müsellimlere zabt etdirmeyüp ba‘dehû müsellimler paşadan kalemiyyelerin şer‘ ile taleb edüp bin altmış kîse ashâbına redd olunup paşa bu kadar kîse-i Rûmî hasâre çekdi. Mâh-ı mezbûrun yigirminci günü sâbıkan ağamız olan Kulaksız Abaza Şâhin Ağa çingene harâcıyla gelüp paşa efendimiz dahi Şâhin Ağa'ya harâc-ı kıptîyânı zabt etdirmeyüp İpşir Paşa ile efendimiz mâbeynine ibtidâ bürûdet bundan hâsıl oldu. Ba‘dehû her gelen İpşir Paşa'nın Haleb'de isyân [u] tuğyânın ve deryâ-misâl asker cem‘ etmesinin haberin getirirlerdi. Niçe kerre der-i devlet tarafından hasekiler ve kozbekçiler ve serbevvâbân-ı dergâh-ı âlîler gidüp "Elbette lalam, âsitâne-i sa‘âdetime ale'l-acele gelesin" deyü müsta‘cel hatt-ı şerîfler gitdikçe Haleb'den taşra aslâ bir hatve çıkmayup deryâ-misâl asker cem‘ ederdi. Bir kerre bir telhîsi gelüp "Pâdişâhımın der-i devletine arz-ı bende-i bî-mikdâr budur kim Van diyârlarında Pinyânişi nâm ülkeden kızılbaş-ı bed-ma‘âş [u] ser-tırâş iki kerre yüz bin koyun sürüp niçe yüz a‘yân-ı Ekrâd katl edüp bu kadar kurâ ve büldân nehb ü gâret edüp sulh-ı Murâd Hân'a muğâyir gûnâ-gûn işler işlenmişdir. Bu abd-i kemter ol taraf ahvâline nigerânda olmağıla der-i devlet tarafına varmağa iktidârım yokdur. Hâlâ asker cem‘ edüp ol cânibe fermân-ı hümâyûnunuzla serdâr-ı mu‘azzam olup gitmek üzreyiz. İnşâallahü'r-rahmân pâdişâhım dahi evvel-bahârda bu câniblere deryâ-misâl asker ile atf-ı inân edüp ammün Sultân Murâd Hân'ın feth edüp yine kızılbaş aldığı Revân'ın ve Nahşivân ve Şirvân ve Azerbâycân'ın ve niçe bin bed-ma‘âşun cânın alavuz. Hâlâ kırk bin tüfeng-endâz u sekbân u sarıca gâzîleri cem‘ edüp yanımda yetmiş aded mîr-i mîrân ve yedi aded vezîr-i dilirân mevcûd olup iktizâ ederse der-i devlete bu minvâl üzre rû-mâlîde kılmak üzreyüz" deyü haber gelince der-i devletin cümle ser-i kârda olanları vâlih [ü] hayrân olup Kapudan Kara Murâd Paşa Yeniçeri ocağına fitne âteşin bırağup "Gördünüz mi kırk bin tüfeng-endâz ile sizi kırsa gerek!" deyü İslâmbol içre niçe kerre yüz bin gûne güft u gûy-ı dürûğu sahîh kîl u kâller olarak cümle erbâb-ı devlet mest-i devlet iken mest [ü] medhûş sergerdân u hayrân u giryân gezerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174a–174b ·
metinde göster ·
… ndedir." deyü ta‘accüb etdiler. Bu kelâm-ı hakîkatlerimden hân hazz edüp hakîre
gitdikçe
muhabbet edüp ihsân ederdi.
Hoca Bahtiyâr-ı ihtiyâr eydür: "Evliyâ akay, eyle ise Âl-i Osmân İpşir'in katliyle İrân-zemîne yahşı hörmet edipdir. Biz İpşir havfından hânemizde râhat yatabilmezdik. Şâh-ı İrân, İpşir'in katli haberin istimâ‘ etdikde 'henim heft iklîme şâh oldum' demişdir. Biz senden ne saklayalı, İpşir'in katliyçün diyâr-ı Acem'de bir gün bir gice şâdumânlar ve çerâğânlar ile sürûr u şâdumânlar etmişiz ve biz İpşir'in diyâr-ı Acem'e gelmesin çokdan istimâ‘ etmişih. Ammâ senden kasd ile su‘âl etmişih. Hakkâ ki sika kelâmların vardır kim me’âl-i kelâm dükeli sendedir." deyü ta‘accüb etdiler. Bu kelâm-ı hakîkatlerimden hân hazz edüp hakîre gitdikçe muhabbet edüp ihsân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293b ·
metinde göster ·
dahi ileri sürüp gelirken kal‘adan bunlara balyemez topları urunca balyemezler …
Hemân kâfir meterislerin gitdikçe dahi ileri sürüp gelirken kal‘adan bunlara balyemez topları urunca balyemezler anların [ne] bal fıçısı siperlerin kodu ve ne İngilis topların kodu. Hattâ yukaru eski kal‘ada şakşakî Paşa ve Sultân Ahmed'in Kalender Paşa'sı ve Kırım diyârında Gözlev kal‘asın ve bu Özü kal‘asın binâ eden Macar Alî Paşa'nın ve mezkûr paşaların nâmdâr topları kapakları dahi henüz açılmamış idi. Her bir top kim birer Mısır hazîne ve birer kal‘a değer top-ı kûplardır. Ol topların önünde handak kenârında küffâr-ı dûzah-karâr gûnâ-gûn hıyel ü şeytanata mukayyed iken hemân mezkûr toplara bir fitilden âteş edince cümle ol mahalde olan kâfirleri herse edüp birkaç güllelerimiz kâfirin getirdiği şayka toplarına isâbet edüp eyle sît u sadâ 58a verüp hezâr pâre oldukda her pâresi bin aded mikdârı küffârlara isâbet edüp niçe yüz küffârı sarhoş kusmuğuna döndürüp helâk oldular. Ve orta kal‘ada dahi kuşlu top aslâ atılmayup ol tarafda küffâr-ı bed-girdâr alâ mele’i'n-nâs deryâdan çırnıkların karaya çıkarup siper ederek kal‘a altına meteris etmeğe(?) gelirken hemân mezkûr kuşlu topa âteş edince kâfirin çırnıkları siperlerine top güllesi isâbet edüp bu tarafda dahi küffâr demet demet leş olup yatdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 57b–58a ·
metinde göster ·
… ek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder.
Gitdikçe
bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin Yanvan bu şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâne-i külbe-i ahzânlar binâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu zemînin âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
galebe 54a edüp bir kerr[e] âh u feryâd ederek mağlûb olup târumâr olup çingâ …
El-hâsıl küffâr gitdikçe galebe 54a edüp bir kerr[e] âh u feryâd ederek mağlûb olup târumâr olup çingâneler dedüğü gibi "Zuşte panu pine valu ormanos keres" etdikleri gibi bizler dahi küme küme ormanlara girdik, ammâ çok uzak gitmedik. Küffâr bizi komayup ibtidâ atlara sarılalım derken hikmet-i Hudâ atların niçesi bize doğru gelüp ve niçesi dağlarda birbirleriyle anlar da çekişerek boğuşup döğüşerek serserî gezerlerken niçe gâzîlerimiz varup atların dutup getirdiler. Bu kerre küffâr cümle seyishâneleri ve niçe atları dağlara götürdüler ve sehel gitmeden dağlar içre yükleri yıkup cümle mâlı pay etmeğe oturdular. Küffâr-ı murdâr gözümüz önünde mâlımızı yağmâ ederken biz dahi cümle bir yere geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b–54a ·
metinde göster ·
Ba‘de'l-yevm cümle gâziyân-ı Âl-i Osmân gün be-gün meterisler değişdirerek
gitdikçe
kal‘aya yakın gelerek şeb [ü] rûz savaş-ı perhâş ederek Yassı Tabya nâm sedd-i …
Ba‘de'l-yevm cümle gâziyân-ı Âl-i Osmân gün be-gün meterisler değişdirerek gitdikçe kal‘aya yakın gelerek şeb [ü] rûz savaş-ı perhâş ederek Yassı Tabya nâm sedd-i se[dî]din handakı kenârına gelindi. Ammâ yine tarafeynden atılan top u tüfengin hisâbın 110b Hudâ-yı müte‘âl bilirdi. Ve cümle cüyûş-ı muvahhidîn gece ve gündüz toz ve toprak ve top tütünü zulmeti içinde kalırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a–110b ·
metinde göster ·
… ân cân başıma sıçrayup cümlemiz silâhımızla âmâde olup bu gulâmları yanıma alup
gitdikçe
yollar üzre niçe leşler ve niçe bâr [u] büngâh hayme hargâh yükleri yerde yatır …
"Biz sultânım Alasonya semtinde bir zâ‘imin hüddâmları idik. Ağamız Termiş'den Vezîria‘zam ile kadırgalara binüp bizi mâl erzâk esbâblarıyla bırağup ardımız sıra gelin deyüp cezîre-i Girid'e üç gündür gideli hemân bizi Girid'e geçmeyen sekbân ve sarıcalar ve karakullukçular bizi ve gayri ağavâtların bârhânelerin urup ceng ede ede niçe bin âdemleri bu dağlarda kırup bir ipe muhtâç ipsiz ve sapsız ve zâbitsiz ve râbitsiz haşerâtları bizi soyup niçe bin gulâmları if‘âl bâblarına çeküp niçe benâ[m] gılmânları da kırup hâlâ dağlarda niçe bin haşerâtlar ağavâtlarının gulâmlarıyla ayş [u] ışret etmededirler. Ammâ sultânım siz dahi ihtirâz üzre olup bizi alup bir selâmete çıkarın" dediklerinde hemân cân başıma sıçrayup cümlemiz silâhımızla âmâde olup bu gulâmları yanıma alup gitdikçe yollar üzre niçe leşler ve niçe bâr [u] büngâh hayme hargâh yükleri yerde yatır gördük.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282a ·
metinde göster ·
… dî kefere hâneleri kat-ender-katdır. Filikalar ile keştîlerinden evlerine gelüp
gitdikçe
her gemiden elbetde bir top Y 47b atarlar, ale't-tevâlî şeb [u] rûz böyle mu‘ …
Ve cümle hâne-i müşrikîn şehrin şimâlinde sâhil-i limana vâki‘ olmuş binâ-yı şeddâdî kefere hâneleri kat-ender-katdır. Filikalar ile keştîlerinden evlerine gelüp gitdikçe her gemiden elbetde bir top Y 47b atarlar, ale't-tevâlî şeb [u] rûz böyle mu‘tâdları vardır. İzmir şehrinde top sadâsından râhat ile durulmazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y47a–Y47b ·
metinde göster ·