Bu âsitânede dahi müsâfirîne gâyet ri‘âyet ederler, ammâ gâfil
gitmemek
gerek. Zîrâ bunlar acemî aşkıyâlarıdır ve kaçkın köle sayd edüp Karadeniz sâhil …
Bu âsitânede dahi müsâfirîne gâyet ri‘âyet ederler, ammâ gâfil gitmemek gerek. Zîrâ bunlar acemî aşkıyâlarıdır ve kaçkın köle sayd edüp Karadeniz sâhilinde Urus gelirse şikâr alırlar, şehbâz ü fetâ yiğitlerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… h edüp Girid'e me’mûr edüp kânûnları üzre tîrkeş bahâların alup bu kerre sefere
gitmemek
içün niçe gûne özr [ü] bahâneler etdiler. İbtidâ özrleri bu oldu kim "Bizim İbr …
Evvelâ bâ‘is-i fitne ve fesâd oldur kim; ibtida Galatasarâyı'ndan çıkan gılmânlardan mâ‘adâ bî-destûr bu kadar Galatasarâyî eşkıyâları sarâydan kemendler ile harem-i hâsdan taşra çıkup hâh-nâ-hâh Koca Vezîr bunları kânûnları üzre sipâh edüp Girid'e me’mûr edüp kânûnları üzre tîrkeş bahâların alup bu kerre sefere gitmemek içün niçe gûne özr [ü] bahâneler etdiler. İbtidâ özrleri bu oldu kim "Bizim İbrâhîm Hân'ımız halîm ve selîm ve sâhib-i kerem pâdişâh-ı cem-cenâb idi. Zânî pâdişâhın imâmeti câ’iz değildir deyü üzerine küfr isbât edüp şer‘ ile hal‘ edüp ba‘dehû katl edüp namâzın kıldınız, niçün böyle nâ-şer‘î etdiniz didiğimiz içün bizi içerden birer bahâne ile bizi çıkarup nâ-murâd gözü bağlı azeblerimiz sefere gitmeyüp İbrâhîm Hân'ın kâtillerin isteriz" deyü yedi sekiz bin hevâ-yı nefsine tâbi‘ haşerâtlar Atmeydânına cem‘ olup niçe kerre bunlara ocaklarından gayrı a‘yân [u] eşrâfdan "İtmen oğullar! Cem‘iyyet memnû‘dur. Pâdişâhâ âsî olursuz. Murâd [u] maksûdunuz üzre ne dilerseniz verelim" deyü mâbeynlerin ıslâha varan âdemleri döğüp kovup kimin mecrûh ve kimin katl edüp Atmeydânı'ndan gitdikçe iştihâr bulup cem‘iyyet-i kübrâ olup on bin mikdârı haşerât oldu dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371a ·
metinde göster ·
… Alâüddevle bu Göksun yaylasında yüz bin asker cem‘ edüp Selîm Hân'ın Mısır üzre
gitmemesine
âmâde olup gûnâ-gûn rahzenlikler ederken Selîm Hân vezîria‘zamı olan Tavâşî Sin …
Eyâlet-i Konya ve eyâlet-i Mar‘aş halkı ve niçe boy Türkmânları bu yaylada cilvelenüp birbirlerinden haberleri yokdur. Bu cebel-i âlîde olan nebâtât [u] giyâhât [u] ezhârât ahşâbât-ı işpeçar bir diyâr yaylağında yokdur. İllâ Erzurûm ensesinde Bingöl yaylasında bî-hadd u hasr haşîşât vardır. Ve niçe bin kaynak uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir. Böyle bir kûh-ı vâsi‘dir. Hattâ sene 922 târîhinde Selîm Şâh-ı evvel İrân-zemîn şâhı Şâh İsmâ‘îl üzre sefere giderken Zülkadıriyye sâhibi Sultân Alâüddevle Mısır'da Sultân Gavrî tahrîkiyle bu Alâüddevle Âl-i Osmân askerinin ilerisin ve gerisin nehb [u] gâret etdükde Selîm Hân Sultân Gavrî'ye nâmeler gönderüp "Şu Alâüddevle'yi zabt edin memerr-i asâkir-i İslâm üzre rehzenlikler eder, hakkından gelin yohsa hakkından gelirim" deyü nâme gönderdikde Gavrî nâmeyi kırâ’at edüp nâmesinde "Hakkından gelmeğe kâdir isen gel" deyüp Selîm Hân'a nâme gönderir. Bir nâme dahi Alâüddevle'ye gönderüp "Göreyim seni Şâh İsmâ‘îl'e niçe imdâd edersin" dedikde Selîm Hân Çıldır sahrâsında Şâh İsmâ‘îl ile cenk ederken görse yigirmi bin kırmızı şâlvârlı Mısır silâhşörü pür-silâh cündi ve yigirmi bin Alâüddevle'nin Zülkadirli ve Mamaylı ve Pehlivânlı ve Yeni-elli Türkmân askeri ve şâh askeri, Selîm Şâh'ı askeriyle ortaya alup kıra kıra inhizâm sadedinde iken Cenâb-ı Bârî yârî kılup nesîm-i nusret Selîm Hân tarafına esüp cümle Mısrîleri ve Türkmâniyânları ve şâh askerin cümle dendan-ı tîğdan geçirüp Şâh İsmâ‘îl ancak yetmiş aded kimesne ile Âzerbâycân'a cân atup Selîm Hân şâh-ı İrân-zemînin yedi aded mîr-i mîrânlık yerlerin feth edüp der-i devlete geldi. Andan mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmlardan fetvâ-yı habl-i metînler alup Mısır Sultânı Gavrî Kızılbaş'a imdâd etdiğiyçün üzerine sefer edüp Selîm Hân Kayseriyye'ye geldüği mahalde hâkim-i Mar‘aş Alâüddevle bu Göksun yaylasında yüz bin asker cem‘ edüp Selîm Hân'ın Mısır üzre gitmemesine âmâde olup gûnâ-gûn rahzenlikler ederken Selîm Hân vezîria‘zamı olan Tavâşî Sinân Paşa'yı ve vezîr Ayas Paşa'yı kırk bin asker ile Göksun yaylasına gönderüp Alâüddevle ile bir ceng-i perhâş [u] savaş etdiler kim Âl-i Osmân'ın on bir ceng-i azîminin biri dahi bu Göksun cengidir. Âhir bi-emri Hudâ Sinân Paşa mansûr [u] muzaffer olup Sultân Alâüddevle'yi yetmiş boy beğleriyle ve yetmiş aded ümerâlarıyla cümle katl edüp Selîm Hân'a kellelerin nâmeler ile Gavrî'ye gönderüp, "İşte haklarından geldim hâzır ol vaktına!" deyü haber gönderdikde yüz bin asker ile Merc-i Dâbik sahrâsında münhedim olup Mısır'a firâr eder. Hâlâ üstühân-ı Mısrîler vâdi-i Merc-i Dâbik'da püşte püşte yığılıdır ve Türkmân uzuvları Göksun yaylasında yığın yığındır kim hâlâ kabr-ı Alâüddevle ve yetmiş bin Türkmân bu Göksun'da medfûndur. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Vasıfdan müberrâ bir yaylağ-ı ra‘nâdır. Andan yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63a ·
metinde göster ·
Yedinci vezîr Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa nümâyân olunca İpşir Paşa bilâ rikâb esb-peymâsına süvâr olunca bizim Melek Ahmed Paşa, Deferdârın hüsn-i ta‘bîrinde oldukça İpşir istimâ‘ etmeyüp Defterdâr İpşir'in rikâbın bûs etdi. İpşir aslâ nazar etmeyüp su’âl bile etmedi ve hayli tahkîrâne nazar edüp niçe ıtâb-âmîz kelimâtlar etdikçe Melek Ahmed Paşa tarafdârı olup niçe gûne 179a tarafdârlıklar ederdi. Âhir-i kâr İpşir Paşa "Birâder! Bu mudur mührü benim üzerimden iki bin kîseye almak isteyen, gider şu hayyizi!" deyüp bir hayli meydâna at sıçradup fakir Defterdâr hayli piyâde yürüdü. Andan cemî‘i İslâmbol a‘yânları gürûh gürûh ve esnâf esnâf gelüp niçesine paşa efendimiz ve niçe binine Çavuşbaşı kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsif ederlerdi. Bu keyfiyyet-i hâl üzre alay-ı azîm ile İpşir Paşa Üsküdar'da Salacak nâm iskele hâ’ilinde Ayşe Sultân sarâyına nüzûl edüp kurbânlar kesildi. Ve cümle İpşir askeri Üsküdar şehri içre kırk bin asker sepişüp kırk elli bin mikdârı asker-i bî-pâyân dahi hayme ü hargâhlarıyla sahrâ-yı Üsküdar'da meks edüp cümle İpşir askeri İpşir'in meks etdüğü sarâyı kat-ender-kat ihâta etdiler. Ba‘dehû İpşir Paşa'ya ve cümle istikbâle çıkan vüzerâ vü vükelâya ve sâ’ir erbâb-ı devlete Ayşe Sultân tarafından İpşir Paşa'ya bir ziyâfet-i azîm olmuşdur kim gûyâ ziyâfet-i Hâtem-i Tâyy idi. Ba‘dehû sa‘âdetlü pâdişâh tarafından Bostâncıbaşı kayığıyla Dârüssa‘âde Ağası (---)(---) Ağa ve Şeyhülislâm Ebû Sa‘îd Efendi gelüp İpşir Paşa'yı huzûr-ı pâdişâhîye da‘vet etdikde "İnşâallah yarın alay-ı azîm ile pâdişâhımın pây-ı serîrine yüzüm sürerim" deyü gitmemek sadedinde olunca cümle huzzâr-ı meclis "Ne mümkindir, elbette da‘vete icâbet edersiz" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Âhir-i kâr İpşir Paşa âbdest almak bahânesiyle mâbeyn hücresine girüp Kara Abaza Hasan Paşa ve Cân Mirza Paşa ve Kürd Mehemmed Ağa ve (---)(---)(---)(---) bu gûne haşerât ile meşveret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 178b–179a ·
metinde göster ·
… p âhir fethi müyesser olmayup hâ’ib ü hâsir gider oldukda Hindistân'e tehî dest
gitmemek
içün mezkûr ejderhânın kemiklerin aşağı kal‘a dîvârından alup on katar develere …
Menâkıb-ı netîce: Ol zamân ki Hazret-i Alîyy-i Kerrâr kerremallahu veche sâhil-i Van'da ejderhâ ile ceng edüp su‘bânı katl idince su‘bân, yılanın bir nev‘i olmağile gecerek mürd olup pür-potur olarak su‘bânın lâşe-i murdârı Van deryâsına düşüp talattum-ı deryâ ile ejderin lâşesi Van kal‘ası kurbünde leb-i deryâya düşüp cîfe-i murdârı çürüyüp üstühânları kalur. Ba‘dehû sene 525 târîhinde Van kal‘asın binâ eden Kılıç Arslan Şâh ejderhânın kemiklerin cem‘ edüp demir zencîrler ile cümle üstühânları tertîb üzre dizüp Van kal‘asının aşağıdaki Rıbat kullesi ve Veled kullesi mâbeynine zencîrler ile ibret-nümâ içün mezkûr kemikleri âvîze edüp cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr gelüp seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ta ki sekiz yüz beş târîhinde Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûc eyleyüp kal‘a-i Van'ı kâmil üç sene muhâsara eyleyüp bâğ diküp meyvesin yeyüp âhir fethi müyesser olmayup hâ’ib ü hâsir gider oldukda Hindistân'e tehî dest gitmemek içün mezkûr ejderhânın kemiklerin aşağı kal‘a dîvârından alup on katar develere kemikleri tahmîl edüp Hindistân'a götürüp hâlâ anda (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) râygândır, derler. Ammâ hakîr Hindistân'a varmamak ile görmedim. Allahümme yessir bi'l-hayr ve'l-âfiye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244a ·
metinde göster ·
… rûk hazretleri, gerçi hilâfetleri ve gayrı eyyâmlarda Mekke ve Medîne'den ba‘îd
gitmemişlerdir
ammâ teberrüken ve teyemmünen bu mihrâb-ı şerîfi helâl mâlı ile Kûfe câmi‘i içr …
Andan makâm u mihrâb-ı Ömerü'l-Fârûk hazretleri, gerçi hilâfetleri ve gayrı eyyâmlarda Mekke ve Medîne'den ba‘îd gitmemişlerdir ammâ teberrüken ve teyemmünen bu mihrâb-ı şerîfi helâl mâlı ile Kûfe câmi‘i içre binâ etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a ·
metinde göster ·
. Ve niçe ehl-i sanâ‘at bu teferrücde tilmîzlerin revâne edüp başka çıkarup irşâ …
Ve yılda bir kerre (---) faslında ehl-i Bağdâd'ın cemî‘i ehl-i hırefi ve cümle yârân-ı bâ-safâ ve erbâb-ı teferrücleri hayme vü hargâhlarıyla bu Selmân-ı Pâk'e gelüp beş altı bin çadır kurulup sahrâ-yı Selmân çetr-i mülammâ‘lar ile âbâdân olup üç gün üç gice âdem deryâsı {olup} Bağdâd'dan ve gayrı kûy [u] kendden gelüp ziyâret edüp gitmemedirler. Ve niçe ehl-i sanâ‘at bu teferrücde tilmîzlerin revâne edüp başka çıkarup irşâd ederler. El-hâsıl yılda bir kerre bir mesîregâh-ı Bağdâd budur kim misli meğer İslâmbol'da Kâğızhâne'de Kuyumcu teferrücü ola yâhûd Mısır'da Seyyid Ahmedü'l-Bedevî teferrücü ola ammâ bu teferrüc-i Selmân anlardan ziyâde şâdumândır. 369a Andan yine cânib-i şimâle gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 368b–369a ·
metinde göster ·
… anında Murtezâ Paşa kethudâsı eydür: "Vallahi Evliyâ Çelebi, ben doğru Bağdâd'a
gitmem
. Bu İmâdiyye ve Cizre ve Si‘ird hâkinde niçe a‘yânda karz-ı hasen verüp alacak …
Evvelâ kal‘a-i İmâdiyye'den şahin âşiyânından süzülür gibi bizler dahi üç yüz aded yiğit cânib-i şimâle süzülüp aşağı Kophan medresesi kurbünde su değirmânları yanında Murtezâ Paşa kethudâsı eydür: "Vallahi Evliyâ Çelebi, ben doğru Bağdâd'a gitmem. Bu İmâdiyye ve Cizre ve Si‘ird hâkinde niçe a‘yânda karz-ı hasen verüp alacak mâlım vardır. Hâlâ fursat ganîmetdir, elbette {ol taraflara} gidelim." dedikde "Benim cân-ı azîzime minnet." deyü İmâdiyye'den Bağdâd cânib-i cenûba iken bizler cânib-i şimâle tevekkülen-alallah deyüp İmâdiyye'den sa‘b sengistân dağlar aşup 5 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 382a ·
metinde göster ·
… n ta‘yîn edüp cümle yüz altmış nefer olup dizdârı kal‘adan bir ok menzili taşra
gitmemeği
şart edüp sicille kayd-ı murakkam etdi.
Silisre sancağı hâkinde (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yüz elli akçe pespâye kazâdır ve nâhiyeleri cümle (---) aded kurâdır. Subaşı ve muhtesibi ve kal‘a dizdârı ve seksen aded neferâtları vardır, ammâ neferâtları, kal‘ada evler olmayup hâlî mu‘attal yer olmak ile kal‘a neferâtlar[ı] cümle taşrada olup ancak dizdâr ve kethüdâ derûn-ı hisârda müfîd ü muhtasar evlerde olup her gece nöbet ile kulları taşradan içeri gelüp kal‘a bekleyüp rûz-ı rûşende âdem kalmayup giderdi. Hakîr bu temâşâyı Paşa'ya dediğimde hemân atına süvâ[r] olup kal‘ayı seyr [ü] temâşâ etdikde aklı gidüp ahâlî-i vilâyet ile meşveret edüp ol gün etrâf [u] eknâfdan buyurdumlarla beş yüz araba keraste ve saz ve kamışlar ve altı yüz aded neccâr ve bennâlar gelüp ol gün bi-hakk-ı Hudâ kal‘a içre on aded havlılı evler binâ olup hâsıl-ı kelâ[m] derûn-ı hisârda bir arz-ı hâliye kalmayup bir haftada yüz on aded mükellef havâdâr hâneler binâ olunup cümle neferâtı kal‘a içine koyup on aded dükkâncıklar ve Tuna'ya nâzır kapu önünde bir kahvehâne ârâmgâh ve seksen kul dahi tahrîr edüp iskelesinden vazîfelerin müceddeden ta‘yîn edüp cümle yüz altmış nefer olup dizdârı kal‘adan bir ok menzili taşra gitmemeği şart edüp sicille kayd-ı murakkam etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 68a ·
metinde göster ·
… iz. Yohsa beni yasakçı ile bir yere götürürsüz. Dönün âdemler. Ben bugün yabana
gitmem
, Serdâr Alî Paşa karındaşıma giderim. Andan âhir cum‘a namâzım kılmağa giderim. …
Hemân Seydî cümleye hitâben eydir: "Bire âdemler, düğüne mi gidersiz, yohsa cenge mi gidersiz. Yohsa beni yasakçı ile bir yere götürürsüz. Dönün âdemler. Ben bugün yabana gitmem, Serdâr Alî Paşa karındaşıma giderim. Andan âhir cum‘a namâzım kılmağa giderim." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185a ·
metinde göster ·
… diyâra biz gelmedik ve köylerin görmedik ve kasabaların bilmedik. Ordumuza boş
gitmemek
içün aç kurd koyuna salar gibi her yer ne olsa sarılup elbette şikâr alıruz. Ey …
Hakîr eyitdim: "Baka gâzîler bizler at sırtına geldikden sonra cân ve baş ile oynar bir alay garîb gâzîleriz. Bu diyâra biz gelmedik ve köylerin görmedik ve kasabaların bilmedik. Ordumuza boş gitmemek içün aç kurd koyuna salar gibi her yer ne olsa sarılup elbette şikâr alıruz. Ey imdi eyle olsa sizlerden ricâmız oldur ki bu kadar gâzîlerinizden bizimle beş on dâne şehbâz yiğitler atlanup bize şikâr alacak kâfir köylerin gösterüp sınırlarınızdan gerü dönüp geleler!" dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5b ·
metinde göster ·
… seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil
gitmemek
gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş en …
Ba‘dehu bu cebel-i müntehânın tepesinden 4 sâ‘atde teper aşağı enerken gerüden Çirmen ve Kırkkenîse sancağı zu‘amâlarından kâmil beş yüz aded pür-silâh âdemler gelüp bize yetişdiler. Biz dahi cümle otuz altı cürd atlı ve iki seyishâne âdemler idik. Cümle bir yere gelüp esenleşüp görüşüp "Bu belde gâfil gitmemek gerekdir" deyü cümlemiz pür-silâh âmâde kimimiz piyâde ve niçemiz atlı yokuş enmede idik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
"Gitmem hey mel‘ûn işte âdemlerim çokdur anlar gitsin" deyince hemân paşadan cümlemiz me’zûn olup bu Peşpehil şehrinden Beç tarafına üç bin adım garb tarafına bâğlar ve bâğ-ı İremler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 51b ·
metinde göster ·
gerek, zîrâ aşkıyâsı bir şikâr alup Keşiş dağında karâr edüp ruhbân olur.
Ve bu şehrin yıldız cânibine Bursa Yenişehiri kim balâda tahrîr olunmuşdur, beş sâ‘at yerdir. Ve kasaba-i Bilecik bu şehrin şark tarafına Kurşumlu dağlarının Ahi Baba yolundan 9 sâ‘at yerdir. Mezkûr kasabalara varınca bu mabeynde olan dağ ve taş, sahrâ ve bayır ve kaş ma‘mûr [u] âbâdân nevâhî kurâlarıdır. Cümle Etrâk kavmi sâkinlerdir. Gâfil gitmemek gerek, zîrâ aşkıyâsı bir şikâr alup Keşiş dağında karâr edüp ruhbân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6a ·
metinde göster ·
… sehiyyü'l-vücûd kimesnedir. Hânesine varup müşerref olan kimesneye elbette tehî
gitmemek
içün ol kimesnenin nabzına el urup tabî‘atına münâsib me’kûlât [u] meşrûbâtdan …
Seyyidinâ Hâkim Beylûnîzâde: Dârü'ş-şifâ-yı Kalavân medresesinde talebelerine haftada iki gün Kânûn-ı şifâ ve Müfredât-ı Dâvûd okudurdu. İlm-i tıbda gûyâ Fisagores-i Tevhîdî'dir. Bir sâlih ü dindâr ve hâzik-i sâhib-iştihâr sehiyyü'l-vücûd kimesnedir. Hânesine varup müşerref olan kimesneye elbette tehî gitmemek içün ol kimesnenin nabzına el urup tabî‘atına münâsib me’kûlât [u] meşrûbâtdan bir me‘âcin edviye verirdi. Bir tabîb-i mâhir ve hâzık-ı kâdir ve Mısır'da nâdir bir üstâd-ı âmil idi. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y249b ·
metinde göster ·
… -i dünyânın feth [ü] teshîri lâzımdır, eyle deryâ aşırı mesâfe-i ba‘îdeye bizim
gitmemiz
lâzım değildir" deyü cevâb edince Padre ve Kolon nâm râhibler dest-bûs ile vedâ …
"Bize Mekke ve Medîne ve bu cezîre-i dünyânın feth [ü] teshîri lâzımdır, eyle deryâ aşırı mesâfe-i ba‘îdeye bizim gitmemiz lâzım değildir" deyü cevâb edince Padre ve Kolon nâm râhibler dest-bûs ile vedâ‘ edüp doğru papaya vardılar. Yeni Dünyâ evsâfın ayân [u] beyân edüp İşpanya bunlara on iki pâre galyon verüp Yeni Dünyâ'ya mâlik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y252a ·
metinde göster ·
… rup ibâdullâhın mâlı gâret olmadan halâs olup şehirden taşra sâyir diyâra gılâl
gitmemesiyçün
dellâllar nidâ etmişken bir gün üç yüz deve ile çöl Urbânı gılâl kaçırırken der …
Ammâ bi-emri Hudâ sehl kaht [u] galâ olup bir erdeb gılâl sekiz guruşa çıkup şehr-i Mısır içre niçe mahzenlerden ahâlî-i şehr gılâli yağmâ ederek Sultân Hasan câmi‘i önündeki mahzenleri cümle aşkıyâlar münhedim edüp cümle gılâllerin nehb [ü] gâret ederken Alî Kethudâ ve Şerîf Çavuş birkaç atlı ile binüp Rûmeli Meydânında Alî Kethudâ on bir âdemin boynun urup ibâdullâhın mâlı gâret olmadan halâs olup şehirden taşra sâyir diyâra gılâl gitmemesiyçün dellâllar nidâ etmişken bir gün üç yüz deve ile çöl Urbânı gılâl kaçırırken derhâl Abdurrahmân Paşa cümle ağavâtiyle atlanup Âdiliyye ensesinde Ayn-ı Mûsâ tarafında Urbâna yetişüp cümle develeriyle gılâllerin bırakdırup hayli ceng-i azîm olup iç ağalarından niçesi mecrûh olup Türkmânoğlu Arab elinde şehîd olup Urbândan bir haylısı dendân-ı tîğden geçüp Abdurrahmân Paşa gânimîn bu kadar gılâl yükü ve develer ile Mısır'a gelüp meks edüp ertesi Süveys'den azîm gâfile ve Şâm-ı Cennet-meşâm'dan kârbân-ı azîm gelüp Mısır ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·