: Yanko ibn Mâdyân oğlu Puzantin nâm kıral Ungurus diyârından cüyûş-ı müşrikîn i …
Bânî-i hâmis: Yanko ibn Mâdyân oğlu Puzantin nâm kıral Ungurus diyârından cüyûş-ı müşrikîn ile İslâmbol'a gelüp babamın binâsı ve tahtıdır deyü şehr-i Makdon'ı müceddeden ta‘mîr ü termîm edüp taht edindi. Yüz sene mu‘ammer olup İslâmbol'u eyle amâr etdi kim hemân bıtrîk ve ruhbândan altı kerre yüz bin kıssîs var idi. {Anıniçün İslâmbol'un bir ismi dahi Puzanta'dır.} Puzantin dahi Tuna nehri buzu üzre at ile ubûr ederken buz meksûr olup Puzantin'in ömrü buz gibi şikeste olup vücûdu buz gibi eridi. Ol sene yine bir zelzele-i kübrâ olup İslâmbol münhedim olup ancak Hazret-i Süleymân'ın binâ etdüği kasır ve Ayasofya câmi‘i yerindeki ma‘bedgâh-ı Hazret-i Süleymân kalup yetmiş sene harâb [ü] yebâb kalup yılan ve çıyan ve bûm ve masasa kânı oldu. Ba‘dehu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 10a ·
metinde göster ·
: Kasaba-i Eyyûb Sultân ile kasaba-i Hâsköy mabeyninde olan buhayre içinden gavv …
Ma‘âdin-i hâmis: Kasaba-i Eyyûb Sultân ile kasaba-i Hâsköy mabeyninde olan buhayre içinden gavvâslar bir gûne tîn-i siyâh çıkarırlar, bundan dahi gûnâ-gûn kûzeler ve kâseler ve sifâl ve tabaklar ederler, bir garîb tîn-i garâyibdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden dağlarında çimşir dırahtı, bâğlarında servi [ve] cevîz-i Rûm dırahtları var. Aceb hikmetdir kim cânib-i kıblesinde diyâr-ı Erzurûm dağlarında kış ve kıyâmet, burda gül-i gülistân ve reyhân ve erğuvan ve limon ve turunç bahâr ve meyve vermededir ve iklîm-i hâmis olmağıla tûl-ı nehârî (---)(---) ve arz-ı beledî (---)(---) Kışı olmaz gâyet sevâhildir ve gâyet mu‘tedildir. Anınçün halkı dahi i‘tidâl üzre geçinirler. Halûk ve garîb-dost ve muhibb-i garîbü'd-diyâr âdemlerdir. Ammâ Çiço ve Çağata ve Lezgi re‘âyâları gâyet lecûclardır. Bu mezkûr tâ’ifelerin başka lehçe ve ıstılahat [u] ibârât [u] kelimâtları vardır kim nefs-i şehr-i Tarabefzûn halkı ol kabîle halkının lisânların asla anlayamazlar, tercümâna muhtâclardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 253a ·
metinde göster ·
; İbrâhîm taht üzre zekerin eline alması ve oynaması ol alâmet idi kim taht-nişî …
Rumûz-i hâmis; İbrâhîm taht üzre zekerin eline alması ve oynaması ol alâmet idi kim taht-nişîn pâdişâh oldukda Devlet-i Âl-i Osmân'da sürûr [u] şâdmânlar ve sûr-ı hümâyûnlar olup İbrâhîm cimâ‘iyle me’lûf olması alâmeti idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275b ·
metinde göster ·
olup cümle deryâ-misâl asker ile ihtimâm [u] cehd-i tâm edüp otuz altı günde ka …
Osmân Paşa bu kal‘ayı binâ edüp bânî-i hâmis olup cümle deryâ-misâl asker ile ihtimâm [u] cehd-i tâm edüp otuz altı günde kal‘a itmâm bulup cümle cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtı ve kırk bin kul ile kal‘ayı pür etdükde bi-emrillah Özdemirzâde ibtidâ cum‘a kılmak müyesser olmayup ömr-i girânmâsı âhir olup âhir ahşâm namâzın edâ edüp civâr-ı rahmete vâsıl olunca cümle asâkir-i İslâm Cığalazâde Sinân Paşa'yı serdâr kabul edüp kal‘a-i Tebrîz'in miftâhlarıyla Osmân Paşa'nın fevti haberin der-i Devlete i‘lâm etdüklerinde fi‘l-hâl âsitâne-i sa‘âdetden bir çâpük kapucıbaşı ılgar ile Şâm-ı Tarabulus Vezîri Hadım Ca‘fer Paşa'yı serdâr edüp ol dahi ılgar ile gelüp müstakıllen hâkim-i Tebrîz ve serdâr-ı mu‘azzam olup adl [u] dâde başlayup Tebrîz'i eyle imâr etdi kim Muhammed Şâm-ı Gazan ahdinde olandan bin kat ziyâde imâr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 298b ·
metinde göster ·
: Bir sihr-i füsûn dahi etdi. Cümle halk birbirini fi‘l-i şenîde görüp bir hây h …
San‘at-ı hâmis: Bir sihr-i füsûn dahi etdi. Cümle halk birbirini fi‘l-i şenîde görüp bir hây hûy şütür-gürbe şakaları olup cümle halk gülmeden vâlih [ü] hayrân oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı esmâ-i mahallât: Mahalle-i Alî Paşa, mahalle-i
Hâmis
Ağa ve mahalle-i Bekir Çavuş ve mahalle-i Keyvân Ağa ve (---) ma‘mûr mahalleler …
Evsâf-ı esmâ-i mahallât: Mahalle-i Alî Paşa, mahalle-i Hâmis Ağa ve mahalle-i Bekir Çavuş ve mahalle-i Keyvân Ağa ve (---) ma‘mûr mahalleler bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 80b ·
metinde göster ·
: Ol zemistânda cümlenin re‘y ü tedbîriyle (---) Kapudan Paşa'yı ma‘zûl edüp Rod …
Tedbîr-i hâmis: Ol zemistânda cümlenin re‘y ü tedbîriyle (---) Kapudan Paşa'yı ma‘zûl edüp Rodoslu Deryâ Martısı Hüsam oğlu Alî Paşa'ya vezâret ile kapudan paşalığı ihsân edüp altmış pâre deryâ beğiyle cümle yetmiş pâre kadırgaya üç bin kise Girid askeri mevâcibin koyup ve iki bin şedde barud-ı siyâh ve yetmişbin gülle kıradışka ve kal‘a-i Kemah gönderüp ve niçe bin elvân mühimmât, levâzımât cebehâneleri ve niçe bin komana ve palamarlar ve bin sipâh ve iki bin yeniçeri ve bin cebeci ve bin aded topçu askerlerin Kapudan Alî Paşa'ya teslîm edüp ol şiddet-i şîtâda Beşiktaş'dan mütevekkilen-alallah deyüp cümle deryâ beğleriyle firişka eyyâm-ı muvâfık ile bi-emrillahi Te‘âlâ yedi gün yedi gicede cezîre-i Girid'e kal‘a-i Hanya'ya dâhil olup asker ve cebehâne ve sâyîr mühimmât döküp Serdâr Hüseyin Paşa ve cümle guzât-ı Müslimîn tâze cân bulup bu mahalde Pençpirim oğlu yetmiş bin küffâr ile Aya Koron kurbunda ceng-i azîm edüp bi-emri Hayy [u] Kadîr küffâr münhezim olduğu haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp yine Hüseyin Paşa'ya istiklâl hil‘ati gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97a ·
metinde göster ·
[sâdis]: Kapudan Alî Paşa cezîre-i Girid'den mansûr [u] muzaffer selâmetle gelü …
Tedbîr-i hâmis [sâdis]: Kapudan Alî Paşa cezîre-i Girid'den mansûr [u] muzaffer selâmetle gelüp tershâne-i âmirede yüz pâre kadırga ve elli pâre galyon inşa etmeğe mübâşeret olunup Ereğli'de ve Sinop ve Amasra'da ve Bartın'da ve Çayağzı'nda ve Balıklağa ve Varna'da ve Üsküdar ve Tophâne ve Bâğçekapusu'nda ve Sinân Paşa Köşkü'nde ve Tershâne'de ve Şâhkulı İskelesi'nde, bu cümle zikr olunan leb-i deryâda kalyonlar yapılup İslâmbol ve Galata ve Kâsımpaşa'da velvele ve gulgule-i Rûm olup deryâ-misâl asker cem‘ olup cemî‘i Anadolu ve Rûmeli'ne asker sürücüler gidüp asâkir-i İslâm'ı İslâmbol'a ve Boğazhisârlara ve Sakız karşusında Çeşme ve Mora cezîresinde kal‘a-i Benefşe'de niçe bin asker âmâde etdiler. Andan Vâlide Sultân iki galyon ve Bektâş Ağa bir galyon ve Kara Çavuş bir galyon ve Çelebi Kethüdâ bir galyon ve efendimiz Melek Ahmed Paşa Bâğçekapusu'nda bir galyon-ı azîm, dörd anbarlı idi, binâ edüp temâm oldukda sû-i tedbîr ile deryâya nüzûl etdirirken galyon gark olup yüz elli mikdârı âdem gark olup hâh-nâ-hâh yine bu gark olan galyonı ka‘r-ı deryâdan çıkarup cemî‘i galyon ve kadırgaları mükellef ve mükemmel edüp Beşiktaş'da lenger endâht olup sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtların görüp Tophâne'de bin altmış aded sağîr ü kebîr toplar dökülüp cümle gemileri pür-silâh edüp kırk üç bin askerle yüz seksen pâre kalyon kadırga ve üç yüz pâre mühimmât gemilerinden şayka ve karamürsel ve pinek ve kalyonlar ümmet-i Muhammed ile pür olup cümlesi beş yüz aded yelken olup elli bin asker-i pür-silâh, cengâver olup du‘â-i hayr [u] senâ ile Beşiktaş'dan muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile Boğazhisâr'a varup anda dahi Rûmeli ve Anadolu askerlerin cümle keştîlere leb-ber-leb edüp cümle seksen bin aded cengâver, dilâver, asâkir-i hünerver gemilerde hâzırbâş olup Cezâyirli ve Tunuslu ve Tarabuluslu dahi kırk pâre gemiyle on bin şecî‘ ve dilâver, bahâdır erler gelüp kapudan paşa Bismillah ile eyyâm-ı muvâfık ile bâdbanların küşâde edüp küffâr-ı hâksâr-ı dûzâh-karâr "Ha şunda ve ha bunda" diyerek iş bu sene (---) mâh-ı (---) gününde (---) nâm mahalde Venedik donanmasına Âl-i Osmân donanması râst gelüp eyle bir ceng-i sultânî olmuşdur kim diller ile tahrîr 97b ve kalemler ile tahrîr olunmaz. Zîrâ bu Melek Ahmed Paşa donanması Âl-i Osmân devrinden berü böyle bir donanma ve böyle bir güzîde isdekli asker cem‘ olmamışdır. Hulâsa-i kelâm küffârdan bir kalyon ve iki kadırga alınup yedi pâre gemi anlardan gark olup vakt-i gurûba dek tarafeynden eyle savaş-ı perhâş olup rûy-ı deryâ hûn-ı insân ile la‘l-gûn olup temevvüc eder. Küffâr-ı bedgirdâr-ı nâ-sezâ-murdâr bu hâl-i pür-melâli görüp {vakt-ı} gurûbda âlem şeb-i zulmetde iken "Firâren an tevâli'l-kesürât deyüp ibtidâ Duka gemileri ba‘dehû Malta gemileri, ba‘dehû Mesina gemileri birer birer karârı firâra mübeddel edüp ba‘dehû Venedik donanması dahi dârü'l-bevârları taraflarına firâr edüp bir yirde doç karâr edüp meşveret-i bed-gümân edüp çaşıt gönderirler. Bizim Âl-i Osmân donanması "Küffâr firâr edüp meydân bizde kaldı", deyü mağrûr olup kal‘a-i Nakşa nâm mahalde limana girüp lenger-endâht olup yatarlar. Cümle asâkir-i nusret-me’ser gemilerden taşra çıkup bâğlara ve bâğçelere gidüp perîşân olurlar. Kimi esbâb yıkayup her biri bir işgâl-i kârda.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 97a–97b ·
metinde göster ·
nehr-i Übülle: Bu dahi nehr-i Şatt'dan nehr-i Ma‘kal'ın ayrıldığı mahalden dörd …
Nehr-i hâmis nehr-i Übülle: Bu dahi nehr-i Şatt'dan nehr-i Ma‘kal'ın ayrıldığı mahalden dörd fersah aşağı kal‘a-i Basra'yı geçdikden sonra kasaba-i Übülle ağzındadır. Ammâ bu nehr eyle cânib-i garba Mekke çölüne cârî olur, sonra cânib-i şimâle cereyân edüp ba‘dehû bender-i Basra civârında nehr-i Ma‘kal ile bir olup Basra'nın medd [ü] cezir girdâbında yine Şattu'l-Arab'a munsabb olur. Medd [ü] cezre bile duhûl u tulû‘ eder. Ve her bâr merreteyn rücû‘-ı kahkarî ile mâ rücû‘ eder ve bahr-i Hind'den ve bahr-i Kulzüm'den Hindüstân ve Purtukalistân ve Yemen ve Aden ve San‘ân keştîleri bu mahalle gelüp nehr-i Şatt'da ve Abâdân'da yanaşup yatarlar. Ve bu nehr-i Übülle şehr-i Basra'ya su‘ûd eder, andan nehr-i Ma‘kal'a su‘ûd eder. Ba‘dehû nehr-i Ma‘kal dahi nehr-i Şattu'l-Arab'a mahlût olur. Ve bahr-i Basra ve bahr-i Hind ki bahr-i Ummân'dır, ikisi medd [ü] cezr olduğu mahalde mâ-i Şat rücû‘ edüp nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Übülle cereyân etdüği âşikâre olur. Bu nehreyn-i azîmeynler dâ’imâ bu hâlet üzre medd [ü] cezr olmadadırlar. Ammâ nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Übülle arz-ı Irâk'da nısf-ı dâ’ire gibidir. Ve nehr-i Şat (---) gibidir ve nehr-i Ma‘kal kutub-ı dâ’ire-misâldir ve nehr-i Düceyle ve nehr-i Übülle nehr-i Ma‘kal'ı ihâta etmişdir kim otuz menzil arz-ı Irâk'ı deverân u seyerân etdikleri vâdîlere cezâyir-i azîm derler. Vilâyet-i Cizre'ye Cezîre-i Ömer derler, ammâ Cezîre-i Irâk Cezîre-i Ömer'den vâsi‘dir kim cemî‘i arâzîsinde olan kurâ vü büldânlarındaki bâğ u besâtîn ve hadîka-i gaytânların cümle bu nehr-i Übülle ve nehr-i Ma‘kal saky edüp ma‘mûr u âbâdân Cezîre-i Irâk'dır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 206b ·
metinde göster ·
âşi[r]i bâb nâ’ibi eğer kadı ve eğer e’imme ve hutebâ ve meşâyihân cümle bunun …
Andan hâkim-i hâmis âşi[r]i bâb nâ’ibi eğer kadı ve eğer e’imme ve hutebâ ve meşâyihân cümle bunun hükmündedir, zîrâ her bâr molla hâzır değildir. Belki Âsitâne'den geç gele. 113b Andan bu şehir içre üç aded hâkim-i şer‘ nâ’ibler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113a–113b ·
metinde göster ·
… îleri üzre Vezîr-i Sânî Ferhâd Paşa'yı ve Vezîr-i Râbi‘ Ahmed Paşa [ve] Vezîr-i
Hâmis
Kızıl Ahmedlü Mustafâ Paşa ve Şemsî Paşa'yı ve Kadıasker Hâmid Efendi'yi ve sâ’ …
Ba‘dehu Süleymân Hân sene-i mezbûrda mâh-ı Şevvali'l-mükerremin onuncu gününde âdet-i kadîmeleri ve kâ‘ide-i amîme-i şehinşâhîleri üzre Vezîr-i Sânî Ferhâd Paşa'yı ve Vezîr-i Râbi‘ Ahmed Paşa [ve] Vezîr-i Hâmis Kızıl Ahmedlü Mustafâ Paşa ve Şemsî Paşa'yı ve Kadıasker Hâmid Efendi'yi ve sâ’ir erbâb-ı dîvânları cümle götürüp hattâ müsinn ü ihtiyâr umûr-dîde musâhiblerden Matbah 172b Emîni Selîm Hânlı Abdî Efendi'yi ve Kuzu Ali Ağa'yı ve mütekâ‘id Yeniçeri ağası Ali Ağa'yı ve bu hakîr Evliyâ'nın pederi Kuyumcubaşı Dervîş Mehemmed Ağa'yı ve İbrâhîm-i Gülşenî hazretlerinin başhalîfesi Ser-hânendegân Dervîş Ömer-i Gülşenî ve niçe bunların emsâli pîr-i fânî vâcibü'r-ri‘âyâ umûr-dîde müsin ihtiyârları ma‘an Seğitvar seferine götürüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek gitmede, ammâ mübârek vücûd-ı şerîflerine pîrlikden za‘af u fütûr ve derd-i belâ-yı nikrîs ile dâ’imâ rencûr olup dâ’imâ taht-ı revân ile râha revâne olarak kal‘a-i Belgrad'dan nehr-i Sava'yı ubûr edüp sahrâ-yı Zemon'da meks-i hıyâm buyurduklarında cümle asâkir-i İslâm deryâ-misâl cem‘ olup pâdişâh-ı gerdûn-vakâr deryâ-misâl asker ile Eğre gazâsına gidüp mukaddemâ Nemse çâsârı Ferdinand Kralın Erdel'de istîlâ etdiği Sakmar ve Tokay ve sâ’ir kılâ‘ları halâs etmeğe azm-i hümâyûnları oldukda hikmet-i Hudâ mukaddemâ Peçoy kal‘ası muhâfazasına ta‘yîn olunan üç aded sancakbeğleri Şikloş kal‘ası altında meks-i hıyâm edüp bârân-ı rahmetden bu beğler gözlerin açamayup herkes haymesinde başun hırkaya çeküp âlem ağyârdan bî-haberdir deyü hâb-ı nâzda iken ol gün Seğitvar kal‘ası banı olan Zirniski Mikloş nâm pelîd-i anîd beş bin atlı ve üç bin yaya küffârlar ile mezkûr beğleri ol yağmur ve kar mahallinde ale'l-gafle basup beğleri ve niçe yüz aded gâzîleri cümle şehîd edüp ve niçe yüzünü esîr-i bend-i zincîr edüp cümle guzâtın mâl-ı ganâ’imiyle kal‘a-i Seğitvar'a gidüp şâdumânlar ederek karâr-dâde olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 172a–172b ·
metinde göster ·
… rhâd Paşa ve Anadolu vezîri bile kal‘anın taraf-ı cenûbîsin kuşadırlar. Vezîr-i
hâmis
Mustafâ Paşa ile Rûmeli beğlerbeğisi Şemsî Paşa kal‘anın semt-i şimâlîsin kuşad …
Ba‘dehu bizzât Süleymân Hân ikinci günde kal‘a-i Seğitvar altında top menzilinden ba‘îd göl kenârında serâperde-i Süleymânîsini kurup cemî‘i deryâ-misâl asâkir-i bî-pâyân ile sene 974 târîhinin mâh-ı Muharremü'l-harâmının yigirminci gününde Ağustos'un beşinci günü kal‘a-i Seğitvar'a göz açdırmayup Vezîr Ferhâd Paşa ve Anadolu vezîri bile kal‘anın taraf-ı cenûbîsin kuşadırlar. Vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa ile Rûmeli beğlerbeğisi Şemsî Paşa kal‘anın semt-i şimâlîsin kuşadırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 172b ·
metinde göster ·
… ne-i vakfullâhı kal‘a içine koyup mâh-ı mezbûrun yigirmi tokuzuncu günü vezîr-i
hâmis
Mustafâ Paşa'yı ve karındaşı Şemsî Paşa'yı umûmen Rûmeli askeriyle iki bin aşağ …
Ve dahi Sokollu vezîr Seğitvar kal‘ası fethiyle iktifâ etmeyüp kal‘a ta‘mîr ü termîm olunup Sultân Selîm'den haber gelince kal‘a altında ârâm etmek iktizâ edince sancağ-ı Resûlullâh'ı ve cümle hazîne-i vakfullâhı kal‘a içine koyup mâh-ı mezbûrun yigirmi tokuzuncu günü vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa'yı ve karındaşı Şemsî Paşa'yı umûmen Rûmeli askeriyle iki bin aşağı bölük sipâhîleri ve topçular ve cebeciler ile yigirmi bin kadar asker-i İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp ikisin de bir günde feth edüp iki serdâr ordu-yı hümâyûna gelüp ba‘dehu Plevneli Gâzî Mihaloğullarına Kanije ve Komar ve Egirsek nâm kal‘aların câniblerine gönlünde olan yiğitler ile akın edüp kâfiristânı nehb ü gâret etmeğe revâne olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174b ·
metinde göster ·
… a-i Seğitvar feth olunca Sokollu Mehemmed Paşa'nın re’y [ü] tedbîri ile Vezîr-i
hâmis
Mustafâ Paşa ve karındaşı Şemsî Paşa Rûmeli eyâletiyle bu kal‘a-i Bobofça'yı mu …
Lisân-ı Hırvadca (---)(---) demekdir. Bânîsi Zirniski Mikloş ban binâsıdır, ammâ ibtidâ fâtihi Süleymân Hân Seğitvar kal‘ası altında merhûm olup üç günden sonra kal‘a-i Seğitvar feth olunca Sokollu Mehemmed Paşa'nın re’y [ü] tedbîri ile Vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa ve karındaşı Şemsî Paşa Rûmeli eyâletiyle bu kal‘a-i Bobofça'yı muhâsara edüp ol gece bir lu‘b ile küffâr derûn-ı hisârdan firâr edüp sene 974 mâh-ı Safer'inin yigirmi tokuzuncu gün bi-emrillâhi Ta‘âlâ kal‘a-i Bobofça dest-i Âl-i Osmân'a girüp gereği gibi her mühimmât [u] levâzımâtların görüp kemâkân kifâyet mikdârı asker korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177a ·
metinde göster ·
… bine gidüp cezîre-i İngilis. Sekiz bin mîl bir cezîre-i mu‘azzamdır kim iklîm-i
hâmis
ve iklîm-i râbi‘ içinde bulunmuşdur. İngilis krallarının pâyitahtı Londrine şeh …
Ammâ Sebte boğazından taşra çıkup Bahr-i Muhît içre iki bin mîl mağrib cânibine gidüp cezîre-i İngilis. Sekiz bin mîl bir cezîre-i mu‘azzamdır kim iklîm-i hâmis ve iklîm-i râbi‘ içinde bulunmuşdur. İngilis krallarının pâyitahtı Londrine şehri nehr-i Londra kenârında bir şehr-i mu‘azzamdır. Bu şehirden gayri yedi yüz pâre şehr-i ma‘mûreler var idüği seyyâhân-ı Rûm mâbeyninde meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y30a ·
metinde göster ·
ibtidâsı bilâd-ı Ye’cûc'dan geçüp Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve bilâd-ı Horâsân'dan b …
İklîm-i hâmis ibtidâsı bilâd-ı Ye’cûc'dan geçüp Çîn ve Hıtâ ve Hoten ve bilâd-ı Horâsân'dan ba‘zı şehirlere uğrayup Harşani'ye uğrayup Anatolu içinde uğrayup Karaman'dan Adalya'ya andan Akdeniz'i ubûr edüp Kalavra burnuna ve Bundukanî Venedik ve Dodoşka ve Alaman deryâsında nihâyet bulur. Mukâbili yedi bîn mîl yine Yeni Dünyâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y254b ·
metinde göster ·
tûlu iki bin beş yüz elli fersahdır ve arzı yüz iki fersahdır. Ve bin kırk pâre …
İklîm-i hâmis tûlu iki bin beş yüz elli fersahdır ve arzı yüz iki fersahdır. Ve bin kırk pâre Y 256a şehir var, yedi yüzü bender şehirdir. Ve otuz beş tağdır ve otuz vâdîsi vardır. Cânib-i şarkîsinde olan şehirler evvelâ Gûre ve Kânc ve Kâş ve Hârezm ve Tübbet ve Kûze ve Ermeniyye ve Buhârâ ve Semerkand ve Hocend ve Taşkend ve Gülkend ve Dikend ve Sincâb ve Kırmân ve Antaliyye ve Bahr-i Rûm'un garbında bilâd-ı Efrenc'in Nemse diyârında Budin ve Usturgon ve Seyyidvar ve Kanije ve Ustolni Belgrad ve Tata ve Papa ve Komaran ve Yanık ve Pojon ve Senmartin ve Pojab [Pojaga?] ve Peşpehil ve Beç ve Prag ve Lonçat ve Amıstırdam'da karâr edüp karşu cânibi cezîre-i İngilisdir. Dahi verâsı yedi bin mîl Yeni Dünyâ'dır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y255b–Y256a ·
metinde göster ·
: Bu gâsûl nebâtâtı henüz ahzar-gûn iken İskenderiyye'den Frengler gelüp cem‘ ed …
Hâssa-i hâmis: Bu gâsûl nebâtâtı henüz ahzar-gûn iken İskenderiyye'den Frengler gelüp cem‘ edüp Frengistân'da sâ‘atçilere ve kuyumculara bey‘ ederler, anlar dahi cüz’î altun yaldızı râyihası olan âvânî makûlesi eşyâları kurşum yâhûd bakır şeb-küleh(?) ta‘bîr ederler kuyumcular ve sâ‘atcilere mahsûs tâs gibi bir eşyâdır, anda altunlu âvânî[yi] bu gâsûl otiyle ve kükürd ile mezkûr şeb-külehlerde kaynadup eyle mutallâ altun olur kim gûyâ kırkar ellişer altun sürülmüş mertebesinde altun yaldızlı olur. Hâlâ Alman diyârında inşâ olunan yaldızlı sâ‘atler bu gâsûl ve kükürd ile yaldızlanır, garîb temâşâdır. Ve hâlâ Mısır'da ilm-i kâfa mukayyed olan kimesneler bu gâsûl otiyle amel ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y313a ·
metinde göster ·
… halk olup hukemâ vâkıf-ı esrâr olup iklîm-i evvel ve sânî ve sâlis ve râbi‘ ve
hâmis
ve sâdis ve iklîm-i sâbi‘ dediler. Anın Y 417b verâsın şiddet-i şitâdan süknâ …
Bu iklîm üzre şarkdan garba gidüp arzın on iki derîce ve kırk dakîka bulup ana iklîm-i evvel dediler. Bir derîce ve dakîka noksân değildir. İmdi bu dahi Cenâb-ı Bârî'nin irâdet-i ezelîsi ile lafz-ı kün ile böyle halk olup hukemâ vâkıf-ı esrâr olup iklîm-i evvel ve sânî ve sâlis ve râbi‘ ve hâmis ve sâdis ve iklîm-i sâbi‘ dediler. Anın Y 417b verâsın şiddet-i şitâdan süknâ olmaduğı ecilden iklîm-i âhar tahrîr etmeyüp iklîm-i sâbi‘de kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y417a–Y417b ·
metinde göster ·