… ne'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz
haşebi
levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı m …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
… inde bir ma‘mûr [u] âbâdân Yârmeni köyüdür ve ze‘âmetdir. Nehr-i Furât üzre bir
haşeb-i
çam dırahtlı cisrden ubûr olunur. Paşa bunda üç gün ikâmet fermân edüp bu hakîr …
Menzil-i karye-i Kütür: Erzurûm hâkinde bir ma‘mûr [u] âbâdân Yârmeni köyüdür ve ze‘âmetdir. Nehr-i Furât üzre bir haşeb-i çam dırahtlı cisrden ubûr olunur. Paşa bunda üç gün ikâmet fermân edüp bu hakîri Kemâh kal‘ası Tuzla Emîni Emîr-i âhur Hasan Ağa üzre gön[der]diği,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339a ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı diğer : Yine bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv edüp Osmân Hânı şehîd ederler. Hikmet-i Hudâ Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp kırk bin dizçöken kızılbaşı dendân-ı tîgden 58a geçirüp mezkûr şecerin kırk yerden kanlı su akması alâmeti bu gûne zuhûr etdi. Ve bir haşeb-i azîmi kırılması, Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp Âsitâne-i sa‘âdetine varınca merhûm olması alâmetidir. Bu gûne misâl Mısır'da dahi Cevşî dağında elbette bir pâdişâh merhûm olsa bir azîm dahra-pâre kopar. Bu dahi bir alâmet-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded haşeb-i azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü mü’min ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b–58a ·
metinde göster ·
… met-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded
haşeb-i
azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, am …
Menâkıb-ı diğer : Yine bir kerre bu şecerin Rûm tarafından bir azîm dalı kırılup zemîne düşer. Cümle ehl-i beled Rûm'da bir pâdişâh fevt olur derler. Meğer Sultân Osmân Hân asrında bir dalı kırılup Osmân Hân Hotin seferinden geldüğü gibi Sultân Osmân üzre kul gulüvv edüp Osmân Hânı şehîd ederler. Hikmet-i Hudâ Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp kırk bin dizçöken kızılbaşı dendân-ı tîgden 58a geçirüp mezkûr şecerin kırk yerden kanlı su akması alâmeti bu gûne zuhûr etdi. Ve bir haşeb-i azîmi kırılması, Murâd Hân Bağdâd'ı feth edüp Âsitâne-i sa‘âdetine varınca merhûm olması alâmetidir. Bu gûne misâl Mısır'da dahi Cevşî dağında elbette bir pâdişâh merhûm olsa bir azîm dahra-pâre kopar. Bu dahi bir alâmet-i azîmdir kim meşhûr-ı âfâkdır. Ammâ bu Urfa'daki şecer-i garîbin yedi aded haşeb-i azîmleri var kim yedi iklîm pâdişâhına ve seb‘a-i seyyâreye delâlet ederler, ammâ hâkir dırahtından kanı akdığın görmeyüp, "Gördük" diyen müsinn ü mü’min ve muvahhid u mu‘temed âdemlerin şehâdetiyle tahrîr etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b–58a ·
metinde göster ·
… ır kim Arapça âyeti üzre her sünbülede yüzer dâne-i hınta hâsıl olmuşdu. Ammâ
haşebi
âdem bâzûsu kalınlığı var idi. Arapça(---)(---)(---)(---)(---)(---) (-- …
Ve mine's-sâni‘i'l-acîbe: Ol senede yine Turhal sahrâsında dihkânîler zirâ’at edüp bi-emri Hayy-i Kadîr bir buğday dânesinden bir kökde yetmiş çatal kardeş hâsıl olup her sünbüle başında yüzer dâne deve dişi kırmızı dânedâr-ı gendüm kendi kendinden hâsıl olmayup bu dahi bir gûne sun‘-i Hudâ'dır kim Arapça âyeti üzre her sünbülede yüzer dâne-i hınta hâsıl olmuşdu. Ammâ haşebi âdem bâzûsu kalınlığı var idi. Arapça(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 79b ·
metinde göster ·
… ullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı
haşeb-i
dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olm …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
… ı ve dîdebânları bu cisri makaralar ile ipleri bocı-ırgatlar ile çekerek cisr-i
haşebi
kal‘a dîvârına dayayup siper ederler. Ba‘dehû iç yüzden cisri kal‘aya zencîrler …
Ve bu kulleden mâ‘adâ mezkûr Tebrîz kapusunda bir dirsekli tabya-i metîn etmişdir kim Tebrîz kapusunun yemîn [ü] yesârı handakı içre kuş uçurmaz. Ve handak üzre Tebrîz kapusuna âyende vü revendegân içün mancınıklı bir gûne musanna‘ makaralı cisir inşâ etmişdir kim böyle kapân-ı cisr-i haşeb bir kal‘ada yokdur. Her şeb kal‘a huddâmları ve dîdebânları bu cisri makaralar ile ipleri bocı-ırgatlar ile çekerek cisr-i haşebi kal‘a dîvârına dayayup siper ederler. Ba‘dehû iç yüzden cisri kal‘aya zencîrler ile bend ederler. Ta bu mertebe metîn cisr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… kırk elli bin de olursa da zabt u rabt idelim ki dağda vü bâğda bir merdin bir
haşebi
ve bir kâğda bir merdin sûzeni giderse yerine çuvaldız verelim." deyü cümle ask …
demişler. Bizim de vüzerâ vü vükelâ beyninde gayret-i akrân çekeriz. Kal‘ayı döğerken şehir gerçekden nehb ü gâret olup bu kadar ibâdullah pârekende vü perîşân olur." buyurduklarında hemân cümle ümerâ vü a‘yân-ı Van "Sultânım aleyna'z-zımân. Siz kal‘ayı muhâsara edin. Eğer re‘âyâ vü berâyâdan bir habbe giderse bizler zâmin olup, birine bin verelim ve cümle askerimiz kırk elli bin de olursa da zabt u rabt idelim ki dağda vü bâğda bir merdin bir haşebi ve bir kâğda bir merdin sûzeni giderse yerine çuvaldız verelim." deyü cümle asker-i İslâm kal‘anın feth olunmasın ricâ etdiklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde olup Fâtiha tilâvet olunup ibtidâ kal‘ada mahsûr olanlara bir elçi gönderüp kal‘anın miftâhların pâdişâha teslîm edin" deyü haber varup elçilere "Kal‘a hânındır, Âl-i Osmân'ın kal‘ada ne alâkası vardır. Osmânlı kal‘ası olsa içinde Osmânlı kulu olurdu. Biz cümle hân kullarıyız" deyüp varan âdemlerin bir kaçın kal‘adan aşağı atmak murâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270b ·
metinde göster ·
… udâ hurma erkek ve dişidir. Erkek hurma aslâ meyve vermez ve erkek hurmadan bir
haşebi
dişi hurmanın kalıba sokulsa cimâ‘ etmiş kadar dişi hurma hazz edüp yigirmi ve …
Netîce-i hilkat-i nahl-i hurma: Çünki Cenâb-ı İzzet benî Âdeme hayât verüp civârına da‘vet etdikde tîn-i Âdem'den hâk-i amber-pâk-i zemîn-i Kûfe'de kalup emr-i Hak ile ibtidâ nahl-i hurma hâk-i Kûfe'de Tennûr suyu kenârında halk olunmuşdur. Anınçün hâk-i Kûfe ve Irâk'da ve Medâyin'de ve Ummân'da hurma ormanı cihânı zeyn etmişdir. Kaddi benî Âdem gibi serâmeddir ve başı vardır, bergleri târumâr olmuş kâkülleridir. Haşeblerin kat‘ etsen asla zarar etmez dahi ziyâde biter. Meselâ benî Âdem'in lıhye ve kâküllerin kat‘ etsen dahi dırâz olur. Ammâ hurmanın başın kat‘ etsen yahûd başında beynîsi var, anı kat‘ etsen âdem başı kat‘ etmiş gibi kanlı suyu akup ol nahl kurur. Ve bi-emri Hudâ hurma erkek ve dişidir. Erkek hurma aslâ meyve vermez ve erkek hurmadan bir haşebi dişi hurmanın kalıba sokulsa cimâ‘ etmiş kadar dişi hurma hazz edüp yigirmi ve otuz salkım hurma verir ve her hoşe salkımı kırkar ve ellişer batman gelir. Ve dişi hurma gûyâ nisâ gibi hayz görür. Ve üç bin sene hurma mu‘ammer olur, derler ve şecere-i zeytûn dahi eyle mu‘ammer olur. Ve hurma ağacının üç yüz aded menfa‘ati ve üç yüz hâssası vardır. Dıraht-ı hurmanın bir şey’i hebâya gitmez, niçe yüz elvân haşeb olup hâneler içün levha ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin kabuğun soyup niçe yüz gûne habl-i kavîler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… mâ dollâbı gibi üç fersah yerden sadâları istimâ‘ olunurmuş ve nehr-i Şatt üzre
haşeb-i
tavîlden ve levha-i arîzden kâmil üç bin aded cüsûrlar var imiş. Kırk aded yerd …
Yine şehr-i Medâyinli "Musul harâb ola!" deyü du‘â ederlermiş. Ve Şatt nehrinin yemîn [ü] yesârında imâristân [u] bostânları saky etmeğiçün yetmiş bin aded âsiyâb-ı mâları var imiş kim her biri Hamâ dollâbı gibi üç fersah yerden sadâları istimâ‘ olunurmuş ve nehr-i Şatt üzre haşeb-i tavîlden ve levha-i arîzden kâmil üç bin aded cüsûrlar var imiş. Kırk aded yerde dahi kârgîr binâ ile mebnî kantara-i azîmeler var imiş. Hâlâ Şatt'ın tulum kelek gemileri mezkûr püllerün Şatt içre pâyelerinden havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 399a ·
metinde göster ·
"İki kal‘adan birbirlerine top atup deryâ ortasında iki gülle birbirlerine dokuşsun" dediklerinde meğer tarafeynden toplar hâzır imiş. İbtidâ akındıyla bir küçük kayık koyuverdiler. Akup giderken beri Anadolu'dan bir top güllesi nice urdularsa kayığın her haşebi havâya perrân olup andan Anadolu'dan topçubaşı karşu Rûmeli'ne eliyle makr[am]a salup üçüncü salışda bir topa bu da karşıdaki de âteş edince azamet-i Hudâ iki topun güllesi deryâ ortasında birbirlerine râst gelüp cümle teklîfinde azgaşmadan ikisi de evc-i âsumâna urûc etdiler, ammâ bir topa dahi böyle makr[am]a işâretleriyle âteş etdiler. İkisi dahi hammâm kubbesi kadar atılır taş idi. Her biri niçe kere yüz bin pâre olup deryâ yüzünde {taş güllelerden} toz evce peyveste oldu. Hulâsa-i kelâm ta‘bîr ü tavsîf ve tahrîr ile olmaz. Tâ kim görmeğe muhtâc bir vâcibü's-seyr ibret-nümâdır. Hattâ hünkâr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
… ç kat kavî ve metîn demir kapulardır. Taşra kapu önünde handak üzre asma cisr-i
haşebi
var, her gece pâsbân ve nigehbânları bu kantarayı makaralar ile kaldırup kal‘a …
Âl-i Osmân kal‘a yapamaz derler. Bu kal‘a ile Bender kal‘ası ve Segedin ve Boğazhisâr kal‘aların görmeyen Âl-i Osmân pâdişâhları ne kuvvetde ve ne metânetde kal‘a inşâ etdiklerini bilmezler. Ve bu kal‘a-i Vidin'in maşrık tarafına nehr-i Tuna'ya nâzır ancak bir küçük demir kapusu var, ammâ üç kat 57b dîvârda üç kat kavî ve metîn demir kapulardır. Taşra kapu önünde handak üzre asma cisr-i haşebi var, her gece pâsbân ve nigehbânları bu kantarayı makaralar ile kaldırup kal‘a kapusuna dayayup siper etdiklerinde kal‘a hemân cezîre-misâl su içinde kalır. Taşra kapusu üzre celî hat ile beyâz mermer üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a–57b ·
metinde göster ·
… ü'l-cihâddan tulû‘ edince nehr-i Sava üzre elli pâre gemi ile mebnî olan cisr-i
haşebi
ubûr ederken bu hakîr piyâde olup kâmil dörd yüz adımdır. Bu nehr-i Sava'nın ar …
Evvelâ Belgrad-ı dârü'l-cihâddan tulû‘ edince nehr-i Sava üzre elli pâre gemi ile mebnî olan cisr-i haşebi ubûr ederken bu hakîr piyâde olup kâmil dörd yüz adımdır. Bu nehr-i Sava'nın arzı bu kadar olmuş olur. Ve bu cisre muttasıl nehr-i Sava'dan çamurlu azmağ u batağ u batak ve çatak üzre Zemon kal‘ası sahrâsı içre niçe kerre yüz bin aded vordinar meşe kazıkları ile inşâ olunmuş dörd bin adım haşeb cisr-i tavîli cümle asâkir-i İslâm ile ubûr edüp hemân ol batak suyu kenârında hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh ile ol sahrâ-yı çemenzârda meks olunup herkes Belgrad'a metâ‘ almağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a ·
metinde göster ·
… rîz ve derindir. Kapu önündeki cisri makara ile asmalıdır. Her şeb bu kantara-i
haşebi
kaldırup kal‘a kapusuna siper ederler. Ve kapu üzre her şeb mehterhâne faslı ed …
Ve cânib-i cenûba bir ağaç kapusu önünde handak üzre bir haşeb kasrı lonca yeridir. Ve handakı gâyet amîk ve arîz ve derindir. Kapu önündeki cisri makara ile asmalıdır. Her şeb bu kantara-i haşebi kaldırup kal‘a kapusuna siper ederler. Ve kapu üzre her şeb mehterhâne faslı ederler. Hattâ bu kal‘anın mağrib cânibi tuladan mebnî Şeddâdî binâdır kim kefere zamânından kalmış metîn dîvârdır. Andan ma‘lûmdur ki ol asırda hisâr-ı üstüvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70a ·
metinde göster ·
… dıraht-ı müntehâ kazıklar kakup piyâde asker-i İslâm ubûr etmek içün bir cisr-i
haşeb-i
müfîd [ü] muhtasar inşâ olunup top tahtaların ipler ile bağlayup fi'l-hâl yeniç …
Ammâ hemân Sadrıa‘zam bu yevm-i Cum‘ada Defterdâr Ahmed Paşa'ya fermân edüp vezîr-i dilîrin otağı önünde beş on bin asker üşüp fi'l-hâl nehr-i Raba üzre dıraht-ı müntehâ kazıklar kakup piyâde asker-i İslâm ubûr etmek içün bir cisr-i haşeb-i müfîd [ü] muhtasar inşâ olunup top tahtaların ipler ile bağlayup fi'l-hâl yeniçeri ocağından Samsoncubaşı Abdî Ağa on oda yeniçeriler âheste âheste cisrden karşu geçüp sâhil-i Raba'da cisir başında fi'l-hâl cümle gâziyân-ı yeniçeriyân mâh-ı mezbûrun evvelki günü meterislere girüp önlerine siperler edüp karâr etdiklerinde hemân niçe bin atlılar sudan karşu geçüp hemân hakîr dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18a ·
metinde göster ·
… ahmergûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile her yanı müzeyyen olup serv
haşebi
tavan kubbesi nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûndur kim kıl kalemin çekmede Freng M …
El-hâsıl bu kasr-ı zîbânın cânib-i etrâfında kırk aded kapuları var kim kırklara makâm olması nişânesidir. Ve bu kasrın içi sâfî yeşim harekânî ve mermer-i somâkî ve envâ‘-ı füsûs mukavvim mahkûk-ı gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûnlar ile ma‘kûk ma‘kûd kılınmışdır kim gûyâ Hind sadefkârîsi gibi ferşi döşenmişdir. Ve kubbe-i serâmedinin etrâfında ola[n] tâk-ı revâk-ı tumturâklarında umk-ı mencûklar ve beyâz ve siyâh ahmergûn ve gayri gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile her yanı müzeyyen olup serv haşebi tavan kubbesi nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûndur kim kıl kalemin çekmede Freng Mani ve Acem Bihzâd ve Şâhkulı nâm nakkâş-ı benâmlar bir kıl kalem çekmede âcizlerdir. Ve gûnâ-gûn mermer ve somâkî üstüvâneler ile ârâste olmuş bir kâh-ı müzehheb musanna‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378b ·
metinde göster ·
… miş kim zamânımızın üstâdları ana hayran olurlar, eyle bir vâcibü's-seyr cisr-i
haşeb-i
musanna‘dır. Bu cisr-i ibret-nümânın misli Rûmeli'nde Hersek vilâyetinde Foça ş …
Ve bu Çomaklı nehri üzre şehir kenârında bir göz cisir vardır. Çam direklerinden üstâd-ı kâmil iki tarafdan kırlankıc kanadı-misâl birbiri üzre galyon sütûnları gibi serâmed direkleri bir san‘at-ı acîbe etmiş kim zamânımızın üstâdları ana hayran olurlar, eyle bir vâcibü's-seyr cisr-i haşeb-i musanna‘dır. Bu cisr-i ibret-nümânın misli Rûmeli'nde Hersek vilâyetinde Foça şehrinde nehr-i Dirin üzre Sokollu Mehemmed Paşa'nın ağaç cisridir. Ammâ bu Gördüs cisri andan enlidir ve musanna‘dır. Bir başından bir başına kâmil beş yüz adımdır kim kavs-i kuzahdan nişân verir kantaradır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y27b ·
metinde göster ·
… emerlerdir. Dahi fevkinde sütûhu harpüşte tahta tavandır. Ve yigirmi aded servi
haşebi
kirişler üzre nakş-ı bûkalemûn tavan ibret-nümûndur. Ve ferşden kubbeye kaddi k …
Ve bu câmi‘in iki cânibi sonradan binâ olunup amelî sütûnlar üzre toloz kemer kubbelerdir. Ammâ ortasındaki kadîmî binâsı kat-ender-kat bu yed-i kudret sütûnları üzre kemerlerdir. Dahi fevkinde sütûhu harpüşte tahta tavandır. Ve yigirmi aded servi haşebi kirişler üzre nakş-ı bûkalemûn tavan ibret-nümûndur. Ve ferşden kubbeye kaddi kırk arşın bâlâdır. Ve iki cânibindeki yeni binâların kaddi yigirmişer arşın âlîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y211a ·
metinde göster ·
… a‘ münakkaş tavanlı ibâdetgâhdır. Ve mihrâbı sâde güzeldir. Ve minberi münakkaş
haşeb-i
hamrâdır. Ve câmi‘ içi zî-kıymet ibrîşim hâlîçeler ile mefrûşdur ve gûnâ-gûn âv …
Ve câmi‘-i zîbâsı altı beyâz sütûn-ı mermer üzre şekl-i murabba‘ münakkaş tavanlı ibâdetgâhdır. Ve mihrâbı sâde güzeldir. Ve minberi münakkaş haşeb-i hamrâdır. Ve câmi‘ içi zî-kıymet ibrîşim hâlîçeler ile mefrûşdur ve gûnâ-gûn âvîzeler ile câmi‘ içi müzeyyendir. Ve mihrâb önü bir şükûfezâr bâğçedir. Tûlen ve arzan yüz ayak câmi‘dir. Kıble kapusu üzre altun levha ve lacüverd ile münakkaş ta‘lîk hat ile tahrîr olunan târîhdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y116a ·
metinde göster ·
… âdlardır. Ve hareminde dörd hûrmâ ve nâbıka dırahtları ile müzeyyendir. Minberi
haşeb-i
musanna‘dır. Kapusu üzre Y 368b kûfî hat ile besmele ve Âyetü'l-kürsî ve,
Câmi‘-i Ümeyye-i Atîk: Sol cânibindeki kapusundan on kademe taş nerdübân ile enilir. Tûlen ve arzan seksener adımdır. Câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda cümle seksen bir beyâz mermer imâdlardır. Ve hareminde dörd hûrmâ ve nâbıka dırahtları ile müzeyyendir. Minberi haşeb-i musanna‘dır. Kapusu üzre Y 368b kûfî hat ile besmele ve Âyetü'l-kürsî ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y368a–Y368b ·
metinde göster ·
… ûdlarla cümle on sekiz aded kuş gözü sütûnlar üzre tavandır, kubbe değildir. Ve
haşeb-i
musanna‘ minberi kapusu üzre Arapça âyeti merkûmdur.
Çukur Câmi‘: Tûlen ve arzan altmışar adımdır. Ve haremi etrâfında olan amûdlarla cümle on sekiz aded kuş gözü sütûnlar üzre tavandır, kubbe değildir. Ve haşeb-i musanna‘ minberi kapusu üzre Arapça âyeti merkûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y375a ·
metinde göster ·
… er-karâr nahillerdir, bizzât Hazret-i Amr dikmişdir. Ve mihrâbı sâde ve minberi
haşeb-i
musanna‘dır. Minberin alemi yerine mermerden bir yeşil boyalı bir ulemâ örfü ti …
Câmi‘ü'l-kebîr: Cemâ‘at-i kesîre ile memlû bir câmi‘-i selâtîn-i atîkdir. şehrin tâ aynü'l-fi‘ilinde vâki‘ olmuş. Câmi‘-i Emîrü'l-mü‘minîn dahi derler, zîrâ Amr ibnü'l-Âs bu şehri feth etdükde bu câmi‘[i] Hazret-i Ömer içün inşâ etmişdir. Tûlen ve arzan altmış germe adımdır. Ve derûn-ı câmi‘de cümle elli iki amelî pâyeler ve mermer sütûnlar üzre tavandır. Ve hareminin ortasında bir kökden hâsıl olmuş beş aded hûrmâ dırahtları var kim cüssedâr eflâke serçeküp ber-karâr nahillerdir, bizzât Hazret-i Amr dikmişdir. Ve mihrâbı sâde ve minberi haşeb-i musanna‘dır. Minberin alemi yerine mermerden bir yeşil boyalı bir ulemâ örfü timsâli komuşlar. Ve minber kapusu üzre târîhi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y380a ·
metinde göster ·