Neccâr'dır. Ammâ Hazret zamânında pîrleri yokdur. Bunların ekserî kârhâneleri O …
Esnâf-ı kundakcıyân: Dükkân 200, neferât 500, pîrleri keser dutmada Habîb Neccâr'dır. Ammâ Hazret zamânında pîrleri yokdur. Bunların ekserî kârhâneleri Odunkapusu'nun iç yüzünde ve Dîvânyolu'nda ve Kâsımpaşa'da ve Galata ve Tophâne ve Üsküdar'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182a ·
metinde göster ·
… ncere ve kazganı demirden düzmüşler idi. Sonra bakır ma‘âdinleri zâhir olup Ebû
Habîb
Muhyiddîn nuhâs-ı hâlisden tancereler inşâ edüp pîr oldu. Hâlâ yine Kırım Tatar …
Ammâ ibtidâ Hazret-i Dâvûd tancere ve kazganı demirden düzmüşler idi. Sonra bakır ma‘âdinleri zâhir olup Ebû Habîb Muhyiddîn nuhâs-ı hâlisden tancereler inşâ edüp pîr oldu. Hâlâ yine Kırım Tatarı ve Moğol ve Boğol ve Kalmah ve Kumuk kavimleri içinde cemî‘i tancereleri cümle Çoyunçu demirinden kazganlardır kim ma‘deni Kırım cezîresinde hâsıl olup Kefe kurbünde Çoyunçî Mehemmed Efendi'nin kârıdır kim {azîm kârhânedir kim ana mahsûsdur}. 185b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 185a–185b ·
metinde göster ·
… ostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru
Habîb
dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerki …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır
Habîb
bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna …
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… ın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır
Habîb
taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâ …
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… ın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır
Habîb
Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba …
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… dı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır
Habîb
bir kîse ihsân aldı.
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… açdırup hakîr bu iki bölükbaşıyı getirmeğile Evliyâ çerâğı Güzerli Bölükbaşı ve
Habîb
Bölükbaşı deyü nâm vermişlerdi. Bu iki bölükbaşılar dahi yigirmi iki aded bölük …
Menzil-i Beğören köyü;: Deşan cebeli dibinde ma‘mûr karyedir. Mukaddemâ Köprü'ye giderken mihmân olmayup ubûr etmişdik. Ammâ latîf hevâdâr kend-i timardır. Andan kalkup (---) sâ‘atde tekrâr şehr-i Merzifon'a gelüp Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimize buluşup "iki yüz aded yiğit sarıcaları getirdim" dediğimizde safâsından raks edüp tiz iki bölükbaşıya hil‘atler ihsân eyleyüp serlerine birer Acem serbendi bend kılup bayrakların du‘â ve senâ ve gülbâng-ı Muhammedî ile açdırup hakîr bu iki bölükbaşıyı getirmeğile Evliyâ çerâğı Güzerli Bölükbaşı ve Habîb Bölükbaşı deyü nâm vermişlerdi. Bu iki bölükbaşılar dahi yigirmi iki aded bölükbaşılar zümresine ilhâk olup yigirmi altı bayrak olup her bayrakda yüzer yiğit olmayınca bayrak açmak ayb idi, on iki gün Merzifon'da meks olunmuşdu. On üç gün dahi hakîr Köprü şehri nevâhîlerinde asker cem‘ etmişdim. Mâh-ı Muharrem'in yigirmi yedinci gün tuğ kalkup 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349a ·
metinde göster ·
buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden mü …
Menâkıb-ı Süheyb: Bir gün bu Abdülvahhâb, Hazret'e eydür, "Yâ Resûl! Bu gice vâkı‘amda mübârek dest-i şerîfinizle yedi kerre {benim agzıma} beyâz daru doldurdunuz" der. Hazret-i Habîb buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden müfessir ve muhaddis ve musannif olup Ebü'l-Me'âl olursun" buyurdular. Andan sonra bu Süheyb-i Rûmî lâ-nazîr ulemâ olup tâ Hazret-i İmâm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle şâ‘ir u mâhir ü meddâh-ı Resûl ve meddâh-ı gazavât-ı Hazret-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir değiller idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık edüp cümle meddâhların silsilesi ana çıkar}. Ashâb-ı güzîn ta‘accüb edüp vâkı‘asında Hazret-i Resûl Süheyb'in ağzına darı doldurduğu rü’yâsı te’sîridir derlerdi. Hazret-i Resûl intikâlinden sonra Çâryâr-ı Güzîn'in hilâfetlerinde hizmet edüp Hazret-i Alî'den sonra hilâfet Mu‘âviye'ye değüp anlar hasîs u le’îm u ekûl olduğundan anlar ile ülfet etmeyüp âlem-i seyâhata çıkdı. Hattâ Yezîd ibn Mu‘âviye asrında deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin tarafından bulunup ol hâdise-i pür-melâlde dibelik dâğ-ı derûn hâsıl edüp Basra'ya firâr edüp anda dahi karâr edemeyüp diyâr-ı Acem'de çok seyâhat edüp âhir vatan-ı aslîsi olan şehr-i Sivas-ı Rûm'a gelüp anda hâlâ kabri olan kaya üzre bir gâr-ı kadîm içre halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl iken kayser-i Rûm kızı buna âşık olup ol dahi ana meyl [ü] muhabbet edüp mürted oldu derler. Hâşâ sümme hâşâ! Ol kızı ve kızın babasını ve üç bin aded âdemlerin cümle İslâm ile müşerref edüp ba‘dehû yüz on sene dahi mu‘ammer olup niçe müctehidîn bunlardan ve Baba Rüten-i Hindî'den mesâ’il-i şer‘iyyeler ahz etmişlerdir. Zîrâ Baba-yı Rüten dahi ashâb-ı güzînden olup cümle müddet-i ömrü sekiz yüz sene olmuşdur, zîrâ arkasın Hazret-i Resûl sığamışdır. Ammâ bu Süheyb Baba Rüten kadar mu‘ammer olmadı. Ammâ bahr-i ma‘ârif [ü] ummân-ı hakîkî olup âhir murğ-ı dili bâz-ı ecelden halâs olmayup dâm-ı gûra düşüp hâric-i Sivas'da mezkûr kaya üzre bir ulu âsitâne-i kübrâda medfûndur. Bunların hakkında Hazret-i Habîb-i Hudâ buyururlar kim hadîs-i şerîfdir kim Firdevsü'l-Ahbâr'da mestûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78a–78b ·
metinde göster ·
… lar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre
Habîb
sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isters …
Sergüşezt-i hakîr Evliyâ-yı pür taksîr: Vakt-i çâşt mahallinde at üzre evrâd [u] ezkârım tilâvet edüp giderken Sührâb nâm gulâmım eydür: "Ağa! Önümüzden dörd salt atlı gelir" dedikde nazar etdim, dörd küheylân atlı ve dev heybetli gelmede ve silâhlarına mukayyed olmada. Hakîr baş aşağı gitmede, anlar yokuş yukaru gelmededirler. Hakîr gulâmlarıma silâhlarınıza mukayyed olun deyü tenbih edüp birbirimize karîb olmada iken anı gördük, sağ tarafımızdan dörd atlı dahi pür silâh fitilleri ellerinde üzerimizde gelmede, ammâ mukaddem görünen dörd atlı hemân dal-mızrâk dördü bir hamleden hücûm edüp biri hakîri mızrâk altına alup tîrkeşe hakîr el edince biri üzerime at yıkup bir hışt niçe zerk etdiyse hamd-i Hudâ isâbet etmeyüp öbürleri seyishânelere sarılınca hakîr 92b yine huddâmlara "Allah!" deyüp hücûm etdükde seyishâneleri bırağup ale'l-ittifâk hakîrin üstine hücûm edüp bir kaç kurşum atdılar aslâ isâbet etmedi. Ammâ gördüm ki huddâmlarımdan bana imdâd eder yok. Hemân "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyü nahviyyûn kâ‘idesi üzre kesretden firâr edüp âyet-i sûre (---)Arapça nassı üzre kendimi tehlikeye ilkâ etmeyüp huddâmlarımla firâr ederken akîbimce bir hışt-ı İpşîri atup zemîne üç karış güzer edüp altımdaki esb-i sabâ-sür‘at-i hussâna ikdâm-ı tâmm ile ökçe edüp firâr ederken sağ tarafımızda bir bâğ içre dörd atlı dahi zâhir olup ellerindeki peştemâller ile üzümleri bırağup dalkılıç üzerime gelüp elimiz kaldırmağa iktidârımız olmayup atdan aşağı ser-nigûn edüp sekiz huddâm-ı memlûkümüzün dördü firâr edüp dörd ile bu hakîri dest-ber-kafa kayd-bend edüp altımda kısrağa bir süvâr olup hakîri bir âhir ata bindirüp gulâmlarımla derbeste. "Aşın beğe götürelim! Yok öldürelim! Yok uryân edüp âzâd edelim!" deyü niçe gûne güft [u] gû etdiler. Hakîr eytdim: "Gâzîler bu kadar mâlım ve gulâmlarım aldınız. Allah aşkına olsun cânıma kıyman!" dedim. Biri eyitdi: "Bre mâlın kim aldı? Biz bâğda üzüm yemeğe geldik" dedikde "İşte mâlım götürüyorlar" dedükde hemân biri eydür: "Bre bakalım bu şikârı alanlar bizden midir. Bre Habîb sen bunları bir hoşca beğe götür! İsterse boyunların urup atların alsın, isterse âzâd etsin" deyü üçü bizim münhezim olduğumuz mahalle at bırağup gitdiler. Anların bir âdemi bizim beşimizi eşimizle kayd-bend edüp bâğlar içre at üzre götürmede. Bin adım mikdârı gitmeden anı gördüm bir çimenzâr öz içre on beş aded hurde tengtir çadırlar kurulmuş. Hakîr eyitdim: "Şehbâzım bu çadırlar nedir kim?" dedim. Ol yiğit eyitdi: "Bizim Çomar Beğ'dir" dedi. Hemân cânım başıma gelüp yüz bin hamd ü senâ edüp "İlâhi! Sen fettâhu'l-kulûbsun" deyüp hamd ü şükr-i bî-add ü senâ-yı bî-hadd etdim, zîrâ bu hakîri Şâm-ı şerîfden Murtezâ Paşa ulaklığile Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikde Sadrıa‘zam Murâd Paşa ile Gürcî Nebî ve Katırcıoğlu ve Çomar Bölükbaşı ceng edüp münhezimen Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı'ya râst gelüp Şâm-ı şerîfe götürüp Murtezâ Paşa efendimize Bölükbaşı yazdırup vilâyet-i Dürüzistân'da Sıfet seferinde bile idik ve Sivas mansıbında bile olup Niksâr subaşısı idi. Bu kadar hukûkumuz var. Ba‘dehû,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 92a–92b ·
metinde göster ·
… ıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre
Habîb
! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… deyü iftirâ ederler. Hâşâ sümme hâşâ şehi sevmezler ammâ pâdişâhlar pâdişâhı ve
Habîb
Muhammedü'l-Mustafâ'yı dürüst severler bir alay pâk-i‘tikâd sulehâ-yı ümmetden …
Menzil-i karye-i Güğümlü: Hakkâ ki erik kadar güğümü olur. Yüz hâneli ve câmi‘li Müselmân köyüdür ve ze‘âmetdir. Ammâ Dobruca içi olmağıla gâyet susuz yerdir. Seksener kulaç çâh-ı mâlardan atlar ile su çıkarırlar. Bu dahi garîb temâşâdır. Bu mahaller Dobruca diyârının tâ ayne'l-fi‘li olmağıla kavm-i eşirrâ Çıtakları olur. Ammâ müsâfirîne ni‘metleri subh u mesâ mebzûldür. Bir hâneden müsâfirîn gidince ale'l-akîb kırk elli atlı dahi gelir bâbları meftûhdur. Müsâfire aslâ yok yokdur. Zîrâ gâyet ganîmet dâr-ı diyârdır. Müsâfire ri‘âyetleri sebebiyle Cenâb-ı Bârî berekât-ı Halîl verüp bir kile tohumları elli altmış ve yetmiş kile verir. Zîrâ zü‘amâya öşr-i sultânî vermede aslâ inâd ve muhâlefet etmezler. Ammâ Dobrucalı deyü sehl mezmûm ü müttehemlerdir kim şâhseven deyü iftirâ ederler. Hâşâ sümme hâşâ şehi sevmezler ammâ pâdişâhlar pâdişâhı ve Habîb Muhammedü'l-Mustafâ'yı dürüst severler bir alay pâk-i‘tikâd sulehâ-yı ümmetden müsâfire katlanan âlüfte ü âşüfte, hoş-sohbet âdemlerdir kim bu gûne elfâz-ı ıstılâhât [u] ibâretleri vardır kim mahalle münâsib olmağıla ba‘zı kelimâtları bu mahalle tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
… merhûm olmuş Sergüzeşt sâhibi Âşık şeydâ cüvân-merd-i tabak, selîm [ü] şehîd ve
habîb
[ü] mahbûbu Vâ‘izzâde mâtü'l-aşk Hürrem Çelebi ve bu kal‘aya ibtidâ-i fethde di …
Evvelâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed imâmı Alî Efendi ve şeyh Mustafâ Efendi ve henüz merhûm olmuş Sergüzeşt sâhibi Âşık şeydâ cüvân-merd-i tabak, selîm [ü] şehîd ve habîb [ü] mahbûbu Vâ‘izzâde mâtü'l-aşk Hürrem Çelebi ve bu kal‘aya ibtidâ-i fethde dizdâr ağa olan Gâzî Hüsâm Kapudan (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)152b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152a–152b ·
metinde göster ·
… ne şehr-i Dobniçse'ye gelüp niçe zamân mu‘ammer olup hâlâ Dede Sultân ile Melik
Habîb
bile medfûnlardır kim hâlâ 175a ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır.
Tekye-nişîni Hüsâm Dede hod tekmîl-i fünûn etmiş bir pîr-i fânî cânlar cânıdır, ammâ kerâmât-ı azîz sâhib-i şühedâ oldur kim kaçan azîz-i merhûm Gâzî Orhan asrında bu şehre Hacı Muhammed Bektaş hazretleri izniyle bu şehre gelüp müsâfir olduklarında bu şehir ol zamân kefere destinde imiş. Kral sayd [u] şikârdan gelirken bu tekye mahallindeki hıyâbâna uğrayup görse kim bir alay abdâlân def [ü] kudûmların çalup âyîn-i Âl-i abâ ederler. Kral-ı dâll bunlardan hazz edüp şikâr etdiği geyiğin birin bu dedelere verüp, "Tîz pişirin bile yeyelim" deyü kral dedeler ile hem-celîs oldukda hemân azîz-i merhûm sığını pâk soyup bir kuru çam ağacına geyiği geçirüp meydân-ı mahabbete koyup cümle fukarâ def [ü] kudûm çalarak tevhîde meşgûl olup ot yanmadan tütün tütmeden harâret-i tevhîd ile tarfetü'l-ayn içre kralın gözü önünde çiğ sığın tennûrda pişir gibi pişüp kral dahi tenâvül ederken hemân kebâb şişi olan kuru çam ağacını azîz yere bismillâh ile sancup ol ân ol şiş ağacı yeşerüp bir sebiz-gûn çam ağacı olur. Hâlâ azîzin âsitânesi önünde evc-i semâya ser çekmiş bir çam ağacıdır kim bu şehirde değil etrâf kurâ vü kasabâtlarda eyle çam ağacı yokdur. Kral bu âteşsiz gazâl pişdiğin ve kebâb şişi kuru ağac iken dıraht-ı sebze-vâr olduğun görünce cümle tevâbi‘iyle îmâna gelüp Orhan Gâzî'ye Dede ile gidüp tecdîd-i bî‘at edüp yine şehr-i Dobniçse'ye gelüp niçe zamân mu‘ammer olup hâlâ Dede Sultân ile Melik Habîb bile medfûnlardır kim hâlâ 175a ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174b–175a ·
metinde göster ·
, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş …
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu feryâdı istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
Bu temâşâlardan sonra kal‘a-i Marmaris'den Habîb Bölükbaşı'nın firkatesine Tokalac Ahmed Re’îs'i re’îs edüp yetmiş bahâdır pür-silâh şehbâz ile altı atlarımız ve beş refîkımız ve ba‘zı âmâde yolcular ile firkateye süvâr olup Marmaris'den yelken yırtup muvâfık eyyâm ile Hudâ'ya sığınup ol körfez içre on bir mîl iki câniblerinde sun‘-ı Hudâ'yı temâşâ ederek ubûr ederken hikmet-i Hudâ eyyâm aşağı koyup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y111b ·
metinde göster ·
… hallesi fevkında eş-şeyh şemseddîn el-Acemî ve Musallâ'da Seyyid Abdülkâdir ibn
Habîb
ve kurbunda bir mürtefi‘ yerde eş-şeyh Hasan-ı Hindî ve bunun kurbunda şeyh Hay …
Ve câmi‘i dâhilinde ziyâret-i şeyh Ni‘me ve hammâm-ı cedîd kurbunda şeyh Ahmed el-Kamîsî ve kemerler üstünde şeyh Edîb ve Kürd mahallesi fevkında eş-şeyh şemseddîn el-Acemî ve Musallâ'da Seyyid Abdülkâdir ibn Habîb ve kurbunda bir mürtefi‘ yerde eş-şeyh Hasan-ı Hindî ve bunun kurbunda şeyh Haydarî ve câmi‘-i Mu‘allak kurbunda eş-şeyh Ammâr ve Paşa sarâyı önündeki küçük namâzgâhda şeyh Kürbel ve anda makâm-ı Kırklar ve iki Kardeşler cânibinde şeyh Îsâ ve şeyh Mismâr'dırlar, bir yerde medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y201a ·
metinde göster ·
… m dönüp cânib-i garba meyilli durur. Hâlâ ki kubbe-i âlînin tâ zirve-i âlîsinde
Habîb
Neccâr mıhlamış gibi mıhlı durur. Bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değildir. Bi …
Ve sultânın kubbe-i pür-envârı beyâz kirec ile mestûrdur. Dahi zirve-i a‘lâsında yeşil bakırdan bir alem-i kebîri var. Cemî‘i dünyâda Y 302a bir hâdise-i kübrâ zuhûr edecek olsa yâ bir pâdişâh ölse ol yeşil alem kıbleden cânibine dönüp şarka yâhûd garba meyl eder. Andan bilirler kim alem meyl etdüği diyârlarda bir kaht [u] galâ veyâ bir azîm hâdisât zuhûr etmişdir, deyü cemî‘i Urbân tâ’ifesi bu alem döndüğiyçün "Yâ Dessûkî ve yâ Müvelliyü'n-Nuhâs" derler, ya‘nî bakır alemi döndürücü demek olur. Rûm'da Sultân İbrâhîm şehîd olduğu gün bu alem dönüp cânib-i garba meyilli durur. Hâlâ ki kubbe-i âlînin tâ zirve-i âlîsinde Habîb Neccâr mıhlamış gibi mıhlı durur. Bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değildir. Bir kerâmeti dahi bu alem dönmesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y301b–Y302a ·
metinde göster ·
… âllara amân u zamân vermeyüp Rûmeli Meydânında katl ederdi. Ammâ Dimyât yolunda
Habîb
nâm bir fellâhı köğünde basup firâr edüp Zülfikâr Kethudâ himâyesine girdiği ha …
Bundan mâ‘adâ Urbân aşkıyâsına ve hırsız ve harâmî ve neşşâllara amân u zamân vermeyüp Rûmeli Meydânında katl ederdi. Ammâ Dimyât yolunda Habîb nâm bir fellâhı köğünde basup firâr edüp Zülfikâr Kethudâ himâyesine girdiği haberin paşa-yı müşârün-ileyh haber alup, "Olmaya illâ hayr" deyüp yârân Genc-i Seyyid'e pinhân edüp bir gün evvel Bedevî (---) kuyusundan çıkarup Circe beği Alî Beğ mastabasında başın kesüp kellesin Abdurrahmân Paşa'ya gönderdiklerinde Zülfikâr'ın kellesin paşa görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·