müzeyyenenin tâ vasatında bir püşte-i dil-küşâ ve bir mürtefi‘ zemîn-i hoş-hevâ …
Bu hadîka-i müzeyyenenin tâ vasatında bir püşte-i dil-küşâ ve bir mürtefi‘ zemîn-i hoş-hevâ üzre kendülere mahsûs kırk aded kâşî-i Çîn ile hâsodalar binâ etdi. Ve Bâb-ı Sa‘âdet'in iç yüzünde bir arz odası binâ etdi kim gûyâ kasr-ı Havernakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a ·
metinde göster ·
… âmi‘ üzre dâ’imâ nûr berk urur. Ve mihrâbı revzenleri önünde bir ok menzili bir
hadîka-i
İremezât'dır kim cemî‘i müsmirât-ı gûnâ-gûn ile ârâste bir bâğ-ı İremdir. Mihrâ …
Ve bu câmi‘ üzre dâ’imâ nûr berk urur. Ve mihrâbı revzenleri önünde bir ok menzili bir hadîka-i İremezât'dır kim cemî‘i müsmirât-ı gûnâ-gûn ile ârâste bir bâğ-ı İremdir. Mihrâb tarafında sultân-ı mûmâ-ileyh-i cennet-mekânın âşiyân-âsûde olduğu mekân ve merkad-i münevveri enârallâhu mazca‘ahu âsâr-ı meşhed-i zâhiri mermer-i hâm-ı sefîddendir ve rusâs-ı hâs ile pûşîdedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 42a ·
metinde göster ·
Ulûm-i dîniyyeyi terğîb ü ta‘zîm ve ahâlîsini ikrâm ü tefhîm içün numûne-i Heşt Behişt-i cihân medâris-i Semân binâ etdi ki levâyih-i ulûm-ı nefîse ile her bir medresenin sahnı bir hadîka-i bâğ-ı Rıdvân'dır. Miyân-ı ulemâda pâyesi (---) âlîdir. Ve Harîm-i kebîrin kıble kapusu dibinde sıbyân-ı müslimîn içün bir dârü't-ta‘lîm-i Kur’ân binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… ı hayâtdan nişân verir. Ammâ cümle sarâylardan Melek Ahmed Paşa sarâyı gûyâ bir
hadîka-i
kerrûbiyândır. Kadîm-i eyyâmda (---)(---) binâsıdır kim gûyâ bir kal‘adır. Müt …
Ebü'l-feth asrında Rûmeli cânibine sefer oldukda tâ’ife-i topcıyân bu mahalde haymeleri ile meks etdikleriyçün Topcular derler. Bir mürtefi‘ ferah-fezâ yerde bâğ u bâğçeli bin mikdârı sarây-ı âlîler ve gayrı hânelerdir. Nişâncı Paşa câmi‘i ve yedi aded hânları ve yedi mesâcidleri ve bir tekyesi ve bir müfîd [ü] muhtasar küçük hammâmı Kara Çavuş yeniçeri ağası binâsıdır. Ve yüz aded esvâk-ı muhtasarı vardır, ammâ yine cümle eşyâ mevcûddur. Hevâsının letâfetinden mâ‘adâ âbı dahi Kırkçeşme suyudur kim âb-ı hayâtdan nişân verir. Ammâ cümle sarâylardan Melek Ahmed Paşa sarâyı gûyâ bir hadîka-i kerrûbiyândır. Kadîm-i eyyâmda (---)(---) binâsıdır kim gûyâ bir kal‘adır. Müte‘addid kâ‘alar ve maksûreler ve hücreler ve hammâmlar ile ârâste olmuş bir gül [ü] gülistân bostânlı bâğçedir. Bunda bir havz-ı azîm vardır kim aşren-fe-aşr bir havz-ı latîfdir. Başka subaşısı ve Eyyûb nâ’ibi hükmündedir. Ve Gürcî Paşa sarâyı ve Defterdâr Nişâncı Paşa sarâyı çeşmesi târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117b ·
metinde göster ·
Hâric-i sûrun cânib-i garbında bir hevâdâr mürtefi‘ kûh üzre
hadîka-i
Rıdvânlı üç bin aded ma‘mûr u âbâdân ve müzeyyen sarây-ı azîmli mahalle-i kebîr …
Hâric-i sûrun cânib-i garbında bir hevâdâr mürtefi‘ kûh üzre hadîka-i Rıdvânlı üç bin aded ma‘mûr u âbâdân ve müzeyyen sarây-ı azîmli mahalle-i kebîrdir. (---) câmi‘i vardır. Cümleden Nişâncı Paşa câmi‘i Sultân (---)(---) tuğra-yı garrâ hidmetine me’mûr idi. Cemâ‘at-i kesîreye mâlik bir müferrih câmi‘dir. Bir püşte-i âlî üzre vâkı‘ olmuş rûşen-binâ bir câmi‘-i zîbâdır. (----) târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118a ·
metinde göster ·
… ocağı başçavuşu Kara Mezâk nâm kâtil-i Osmân Hân olan âk, Zâlpaşa kurbünde bir
hadîka-i
bahâristân içre bir mevlevîhâne binâ etmişdi kim nazîri yok idi. Hikmet-i Hudâ …
İmâret-i it‘âmı yokdur ve bir hânı ve yedi tekye-i dervîşânı vardır. Ammâ Sultân Mustafâ'nın ibtidâ cülûsunda Yeniçeri ocağı başçavuşu Kara Mezâk nâm kâtil-i Osmân Hân olan âk, Zâlpaşa kurbünde bir hadîka-i bahâristân içre bir mevlevîhâne binâ etmişdi kim nazîri yok idi. Hikmet-i Hudâ bir gece bir zelzele-i azîm olup Mevlevîhâne yere berâber münhedim olup zemîni bahâristân iken hâlâ bostân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118b ·
metinde göster ·
… ile meşhûr olmuş şehirdir kim her biri gül [ü] gülistân ve sünbül ü reyhân ile
hadîka-i
cinân bâğlardır. Andan,
Mesîregâh-ı Beşiktaş: Evvelâ cemî‘i yalıları mesîregâhlardır ammâ hâs [u] âmma mahsûs olan (---) bostânı (---) bostânı (---) bostânı (---) bostânı (---) bostânı öz öz ravza-i Rıdvân misilli yüz altmış aded besâtînler ile meşhûr olmuş şehirdir kim her biri gül [ü] gülistân ve sünbül ü reyhân ile hadîka-i cinân bâğlardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı bâğbân: Dörd mevleviyyet yerde cümle bâğ u bâğçe ve besâtîn aded 43950,
hadîka-i
ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır. Her bir …
Esnâf-ı bâğbân: Dörd mevleviyyet yerde cümle bâğ u bâğçe ve besâtîn aded 43950, hadîka-i ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır. Her bir bâğda birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda beşer onar âdem vardır. Bunların dükkân [ve] dezgâhları olmayup cümlesi terekecibaşı ma‘rifetiyle kırk bin asker-i pür-silâh ellerinde gûnâ-gûn kazmalar ve çapalar ve yabalar ve beller ve başlarında teller ve çapa taraklar ve tırmıklar ve küsküler ve aşlama destereleri ve keserler ve gûnâ-gûn bâğbânân âletleri ve niçe bin kınalı bostân dollâbları sığırların tezyîn edüp "Oha diha babam" diyüp "Allâh Allâh rahmet ver yâ Mevlâ, bereket ver yâ Mevlâ, kuvvet ver yâ Mevlâ" deyü feryâd [ü] figân edüp her bir bâğbânın ellerinde ve başlarında ucbe-likâ tâcları üzre gûnâ-gûn şükûfe ve ezhârlar ile donanup tarafeynde duran temâşâcılara şükûfe bezl ederler kim bir azîm ecnâs-ı mahlûk askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
… ostân [u] gülistândır, deyü tahrîr olunmışdur. Aşağı şehrin her hânesinde birer
hadîka-i
"İreme zâtü'l-imâd" misillü bâğçeler mukarrer olduğundan mâ‘adâ her birinde hav …
Şehr-i Bursa'nın enderûn [u] bîrûnunda sağîr ve kebîr cümle kırk sekiz cisr var. Ve bu şehr-i Bursa'nın niçe yüz esvâklarında dekâkînler üzre üzüm asmaları hâsıl olup salkım salkım gûnâ-gûn engürler ile âvîzeler olup hıyâban-ı sâyedâr üzüm asmaları ile zeyn olmuş bâzârlardır. Ve ba‘zı meydâncıklarda çınar-ı müntehâ ve bîd-i ser-nigûn ile müzeyyen sûkları vardır. Zirâ bu şehir bâğ-ı İrem-misâl bir ravza-i Rıdvânlı şehrdir kim kırk yedi bin bâğ [u] bâğçe ve bostân [u] gülistândır, deyü tahrîr olunmışdur. Aşağı şehrin her hânesinde birer hadîka-i "İreme zâtü'l-imâd" misillü bâğçeler mukarrer olduğundan mâ‘adâ her birinde havz ve şâzirvân mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229a ·
metinde göster ·
… meğe kâdir değillerdir. Bu câmi‘in cânib-i selâsında olan revzenlerin hâricinde
hadîka-i
irem-i zâtü'l-imâd misillü bir gülistânı var kim anda olan sünbül ü reyhân ve b …
dimişler. Süleymâniye Câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân'ın baş halîfesi Mi‘mâr Hüsâm binâ edüp var kuvvet-i bâzû-yı mi‘mârîsin sarf edüp eyle şîrîn-kârlık ve eyle hûrde-gîrlik ve hûrde tasarruflar etmişdir kim gûyâ yed-i tûlâsın ayân etmiş. Bu câmi‘in cânib-i erba‘asındaki revzenler üzre çeşm-i tuyûr-misâl hûrde-hayâl-i münakkaş câmlar var kim şems-i âteş-tâbın nûrı, pertev urdukda câmi‘-i nûr pür-nûr olur. Anınçün kubbesinin vasatında Arapça tahrir olunmuşdur. Ve kubbesinin iç yüzi etrâfında kandîl tabakalarıyla ârâste ve niçe bin âvîze maslûbâtlar ile pîrâste olmuş câmi‘dir. Ve Mısır-kârî halıçalar var kim gûyâ kâr-ı Isfahân'dır. Ve bir vâ‘iz [u] nâsıh kürsîsi var kim sad-efkârî-i Hind anın yanında se-efkârîdir. Zamâne doğramacıları ana mânend bir kürsî-i vâlâ etmeğe kâdir değillerdir. Bu câmi‘in cânib-i selâsında olan revzenlerin hâricinde hadîka-i irem-i zâtü'l-imâd misillü bir gülistânı var kim anda olan sünbül ü reyhân ve benefşe vü erguvânın râyihası câmi‘ içre cemâ‘atın dimâğın mu‘attar edüp cümle hoş-elhân bülbüllerin feryâdı âdeme hayât verir. Ancak kıbleye mekşûf bir musannâ‘ kapusu var kim gûyâ bir bâb-ı mu‘allâdır. Atabe-i ulyâsı üzre Karahisârî Hasan Çelebi'si hattıyla müzehheb ve zîbâ câmi‘e târîh
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b ·
metinde göster ·
Cümleden pâdişâhlara mahsûs sarây-ı sultânî ikidir, (---) Hân binâsıdır. Sâhil-i nehrde hadîka-i bâğ-ı İrem-misâl gül [ü] gülistânlı ve sünbül [ü] reyhânlı şâhâne kasr-ı gûnâ-gûn ve müte‘addid kâ‘alar ile ârâste ve eşcâr-ı müsmirrât-ı gûnâ-gûnlar ile pîrâste sarây-ı ibret-nümâdır. Bâğçe-i hâs üstâdı ve elli aded sarı külahlı çapacı bâğbân [u] bostâncıları var, andan Paşa Sarâyı, Mehemmed Paşa Câmi‘ine muttasıldır. Ve iç kal‘ada Sultân Bâyezîd Sarâyı ve Şemsî Paşazâde Ahmed Paşa Sarâyı ve Hoca Ahmed Paşa Sarâyı ve Yorgoç Paşa Sarâyı ve Geldikkânlı Alî Paşa Sarâyı, cümle sarâyları ve gayrıları kiremitle mestûrdur. Bunlardan mâ‘ada sarâylar hadden efzûndur, ammâ tahrîrinde âciziz. Zîrâ i‘tibârı olmayan eşyâları tahrîr etmede melâlet var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281a ·
metinde göster ·
… irirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri
hadîka-i
ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye b …
Evsâf-ı şehr-i Karabağ-ı Küçük: Azerbaycân şehirlerinden ibtidâ bânisi (---) şâhdır. Kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed vezîrlerinden serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa münhedim etmişdir. Hâlâ câ-be-câ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ol asrdan sonra imâr olup sene (---) târihinde Murâd Hân-ı Râbi‘ Van'ı feth edüp bu diyâra geldikde yine bu şehri hârâb u yebâb edüp hâlâ henüz imâr olmadadır. Tebrîz hudûdında başka sultânlıkdır. Bin askere mâlikdir. Kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve binbaşısı ve dizçöken ağası vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğ-ı İrem-misâl üç bin hâneli ve yedi câmi‘li ve yedi hammâmlı ve üç hânlı ve altı yüz sûk-ı sultânîli şehr-i şîrîndir kim vilâyet-i vâsi‘-i ma‘mûrdur. Buk‘aları hûb u mergûbdur. Zenâne ve gılmânları mahbûb u matlûbdur. Mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtı mütekâsir bir büleyde-i ma‘mûredir. Âb [u] hevâsı latîf ve enhâr-ı firâvânı nazîf ve bâb-ı rakîk-i uyûn-ı câriyeleri vardır. Ve bâğ u besâtînleri, deşt [u] sahrâ-yı bî-pâyânı zeyn etmiş. Ve bu şehrin dahi me‘kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından duvâzde-elvân, âbdâr [u] la‘l-gûn engûrları olur. Ve şarâb-ı nâbı ve vişnâbı ve âb-ı şüllesi ve on sekiz gûne alûsı ve abdâr şehribân narı-misâl rummanı olur. Bâ-husûs âdem kellesi kadar ayvası meşhûrdır. Ve câ-be-câ suları zîr-i zemînden kehrîzler ile cereyân edüp mâh-ı temmûzda yah-pâre-misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle on bir minâre nümâyân idi. Ammâ sâkinân-ı bilâdı "Yetmiş mihrâbdır" deyü cevâb etdiler. Bu şehr ahâlîsi bu şehri imar etmeleri şartıyla cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemlerdir. Ancak İrân-zemîn şâhına beher sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve zerdâlü ve kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye bir sâ‘at gidüp nehr-i Aras ile nehr-i Jan birbirine mahlût olduğu mahalde bu nehreyni niçe bin belâ ile ubûr etdik. Bu nehreynler dahi Van'ın Penyanişi ve Biredus ve Abağay dağlarından gelüp cem‘ olup bu mahalden güzer edüp sahrâ-yı Nahçivân'dan üç merhale aşağı nehr-i Zengî'ye, Zengî nehr-i Araz'a, Araz nehr-i Kür’e, Kür nehr-i Türk'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib bu nehr-i Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b ·
metinde göster ·
… b etdikde Çiftelerli Osmân Ağa'yı bu bâğ üzre koyup hıfz [u] hırâset eder. Hâlâ
hadîka-i
gülistândan nişân verir bir ravza-i rıdvândır. Ziyâfet tenâvül etdiğimiz kasrın …
Der-sitâyiş-i mesîregâh-ı bâğvât: Cümle kırk yedi bin bâğ u bâğçe ve teferrücgâhdır. Cümleden Şâh Ya‘kûb bâğı câmi‘inin kurbundadır. Hân-ı âlîşân, hakîre bu irem içre bir ziyâfet-i âlî etmişdir kim ta‘bîr ü tavsîfden hâric ve temdîhden âric idi. Şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet-mend ola kim bir günde on bir kerre yetmiş aded hânende ve sâzende ve mutrıbânlar tarz-ı Horâsân fasılları edüp rakkâslar zühre-misâl deverân u semâ‘ edüp gûyâ ol gün Hüseyn-i Baykarâ meclisi oldu. Bu bâğ eyle bir bâğ-ı İrem-i İreme zâtü'l-imâddır kim felekde nazîri yok bî-bedel lâ-nazîr kabîlesinden bir bâğ-ı cinândır. Meğer bu bâğın bu mertebe âbâdân kalmasının aslı Sultân Murâd-ı Sâlis vüzerâlarından Koca Ferhâd Paşa hâkim-i Tebrîz iken bu Ya‘kûb Şâh bâğının âb [u] hevâsından hazz edüp gûnâ-gûn müte‘addid kasr-ı Havernaklar ve gûnâ-gûn hücre ve kâ‘alar ve hıyâbânlar binâ edüp âbâdân etmeğile Murâd Hân-ı Râbi‘ bu şehri harâb etdikde Çiftelerli Osmân Ağa'yı bu bâğ üzre koyup hıfz [u] hırâset eder. Hâlâ hadîka-i gülistândan nişân verir bir ravza-i rıdvândır. Ziyâfet tenâvül etdiğimiz kasrın âhir-i mısra‘-ı târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b ·
metinde göster ·
… lsebîller ile pîrâste bir şehr-i müte‘âref-i mahbûb ve müzeyyendir. Ve müşebbek
hadîka-i
ravza-i cinânlarında fevâkihe-i tayyibesi hadden efzûndur. Ve ulemâ-yı zû-fünûn …
Azerbaycân hâkinde Tebrîz hudûdunda başka sultânlıkdır. Bin mikdârı askere mâlikdir. Kadısı ve kelenteri ve darûgası ve münşîsi vardır. Zamân-ı kadîmde Hûşenk Şâh binâ edüp Azerbaycân'ın ibtidâ taht-ı kadîmi bu idi. Meşhûr-ı âfâk şehr-i nüh-tâk ve kasr-ı revâk-ı Havernâk ve kâhlar ile ârâste ve bâğ u besâtîn ve selsebîller ile pîrâste bir şehr-i müte‘âref-i mahbûb ve müzeyyendir. Ve müşebbek hadîka-i ravza-i cinânlarında fevâkihe-i tayyibesi hadden efzûndur. Ve ulemâ-yı zû-fünûnu kıyâsdan bîrûndur. Bu şehr ile Tebrîz'in beynehümâsı on bir fersahdır. Cümle yedi bin altmış toprak örtülü hânesi ve on bir câmi‘i ve kırk hânı ve altmış aded mesâcidi ve kırk tekye-i dervîşânı ve on bir hammâm-ı dilküşâsı ve üç bin aded dükkânları var. Ekseriyyâ halkı bezzâz ve cüllâh ve pây-bâfdır kim elvân lekeffûrî bogasıları memdûh-ı dûhdır. Ve Merâğa'nın mahbûb ve mahbûbesi memdûh-ı âlem-i İrân-zemîndir. Hâlâ bu şehr, Sultân Murâd-ı Râbi‘ askeri harâb idelden berü imâr olmadadır. Ammâ imâr [u] bânîsi sene (---) târîhinde Mervân ibn Muhammedü'l-hımârıdir kim anların zamân-ı devletinde tâ cebel-i Sehend'e varınca yetmiş bin hâne imiş. Hâlâ ol tarafda âsâr-ı imâretleri nümâyândır. Lâkin Cengiziyândan Moğol ve Boğol tâ’ifesiyle Hülâgû, Bağdâd'da Halîfe el-Müstansır-billah üzre hurûc edüp giderken bu şehri harâb edüp niçe kerre dahi harâb olup kûh-ı Sehend'den ba‘îd imâristân olmuşdur. Zîrâ mezkûr kûh-ı Sehend, bâd-ı şimâle mâni‘ olmağıla hevâsı sakîl idi. Anınçün vâdî içre imâret olunmuşdur. Ammâ yine cümle âb-ı hayevânları kûh-ı Sehend yaylasından gelüp niçe bin bâğ u besâtînleri reyy edüp şehr içre niçe bin hânedânlara fıskıyye ve havz ve şâzirvânlarda revân olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 304b ·
metinde göster ·
Kend-i Meküçüvür: Kür kenarında yedi yüz hâneli ve câmi‘ ve hân ve hammâmlı hadîka-i İremli müselmân kendidir. Aslâ kefere yokdur. Bunın dahi ipeği memdûhdur. Kür’ün karşu tarafında Kendere nâm bir azîm kend, cümle keferelerdir. Kayıklarla beri Meküçü[vü]r kendine geçüp hafta bâzârı ederler. Bu kendler Gence hudûdudur. Andan kalkup Kuşlunca 310b belin aşup (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 310a–310b ·
metinde göster ·
gülistân içre Şâh İsmâ‘îl hayrâtı bir hân-ı azîmdir kim ta‘bîr olunmaz. Andan y …
Kârbânsarây-ı Kozlu: Kendi yokdur. Hemân bir hadîka-i gülistân içre Şâh İsmâ‘îl hayrâtı bir hân-ı azîmdir kim ta‘bîr olunmaz. Andan yine şimâle 7 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313b ·
metinde göster ·
gaytân [u] ravza-i rıdvân hıyâbânların rey edüp cânib-i şarkda iner nehr-i Kür' …
Hudûd-ı Gürcîstân'da, hâlâ Acem hükmündedir. İbtidâ bânîsi Enûşirvân'dır. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-i mâderden sa‘âdetle rûy-ı arza kadem basdıkda Nûşirevân "İşte bir sâhib-hurûc zuhûr etdi. Anın ümmetleri şerrinden benim re‘âyâ vü berâyâm hıfz u emânda olalar" deyü bu kal‘ayı kûh-ı Elbur[z] dâmeninde havâlesiz arz-ı mahsuldârda şekl-i muhammes seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ etmişdir. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile câ-be-câ yerleri münhedim olmuşdur. Dâiren-mâdâr cirmi Husrev gulâmın hatvesiyle on dörd bin adımdır ve yüz yetmiş burcu ve üç dervezesi var. Ve derûn-ı kal‘ada iki bin aded âbâdân hâneler ve câmi‘-i harâblar ve hân ve hammâm-ı imârlar ve çârsû-yı bâzâr-ı şâhîler ile ârâste ve her hânesi gül-i gülistân ile pîrâste olmış, âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Âb-ı zülâlden nişân ver[ir] suları kûh-ı Elburz'un yedinci tabaka aşağı dâmenlerinden gelüp şehr-i Kâht'ın hadîka-i gaytân [u] ravza-i rıdvân hıyâbânların rey edüp cânib-i şarkda iner nehr-i Kür'e rîzân olur bir âb-ı nâbdır. Lâkin hevâsı bürûdete meyyâl olmağıla ipeği memdûh değildir. Ekseriyyâ halkı Ermeni ve Gökdolak ve Gürcî tâ’ifesidir. Hâkimleri başka sultândır. Bin kadar mezheb-i Kaderî nöker-i Ği‘îye mâlikdir. Ve on iki hâkimi ve kadısı vardır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Şâh İsmâ‘îl, Selîm Hân ile Çıldır gazâsın etmezden mukaddem bu şehrde üç sene sâkin olup kal‘adan taşra sadranc nakşı esvâklar ile bir varoş-ı mu‘azzam tarh [u] vaz‘-ı esâs edüp imâr etmiş kim gûyâ Orta Macar diyârında Kaşa şehrin imâr etmiş. Ba‘dehû kendüsü Selîm Şâh ile Çıldır'da münhedim olup yüz bin askeri dendân-ı tîğ-ı bî-dirîğdan geçüp kendüsü Azerbaycân'a cân atup Âl-i Osmân'ın urğuncu askeri Gürcîstân askeriyle bu şehr-i Kâht'a gelüp nehb ü gâret edüp harâb etdiklerinden berü ol kadar imâr olmamış, ammâ yine sâ’ir şehir varoşlarından müzeyyendir. Ferhâd Paşa Aras kal‘asın imâr ederken bu şehrden niçe bin araba bârı seng-i gûnâ-gûnları Aras kal‘asına ref‘ etmiş. Bu şehr sultânı hakîre muhabbeten bir konak refîk olup cânib-i kıblede kend-i Hodrây Hân'da meks olundu. Nehr-i Kür kenarında bin hâneli câmi‘ ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı kenddir. Tiflis hudûdunda bâğlı ve kelenterli kenddir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b ·
metinde göster ·
… a‘bedhâne-i kadîm bir bâğ-ı İreme zâtu'l-imâd misillü bir hıyâbân-ı Acem ve bir
hadîka-i
ravza-i riyâz-ı kadem ortasında vâkı‘ olmuş kâr-ı kadîm bir tekye-i azîmdir. Ca …
Âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ: Rûm u Arab u Acem'de meşhûr-ı âfâk, kutbu'l-aktâb-ı ale'l-ıtlak Sultân Celâleddîn-i Rûmî âsitânesidir kim evlâd-ı ızâmından Çelebi (---) Efendi anda medfûndur. Bu âsitâne-i ma‘bedhâne-i kadîm bir bâğ-ı İreme zâtu'l-imâd misillü bir hıyâbân-ı Acem ve bir hadîka-i ravza-i riyâz-ı kadem ortasında vâkı‘ olmuş kâr-ı kadîm bir tekye-i azîmdir. Canib-i erba‘asının revzenleri hâricinde olan gül-i gülistân kûyâhında olan andelîbânın hezâr-hezârân-ı nevâhân [u] senâhânlığın semâ‘ [u] safâ mahallinde istimâ‘ eden fukarâ-yı Mevlevîler rûhlarına gıdâ bulup aşk-ı İlâhî ile mest [ü] medhûş olup âyîn-i Mevlânâ'da çarh urup semâ‘-ı Mevlânâ ederler. Ve mutrıbân [u] na‘thânlar dahi kavl-i edvâr üzre cümle uşşâkâna makâm-ı uşşâk faslı ederler. Ve semâ‘hânenin cânib-i erba‘asında fukarâ-yı Mevlevî hücreleri ile ârâste ve matbah ve kilârhânesiyle pîrâste olmuş evkâf-ı kavî tekye-i Mevlânâdır. Ve bizzât Hazret-i Mevlânâ'nın hırka-i şerîfi ve kendi hatt-ı şerîfiyle bir kıt‘a Kelâm-ı İzzeti ve yine hattıyla Mesnevî-i Şerîf'i vardır. Ziyâretgâh-ı hâs u âmdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341b ·
metinde göster ·
… Sinân köyüne karîb Bârû köyünde ziyâretgâh-ı Hazret-i Behlûl-i Semerkandî; bir
hadîka-i
ravza-i rıdvân içinde kıbâb-ı azîm ile bir âsitânede âsûdedir. Tarîk-i Bektâşiy …
Menzil-i karye-i Şeyh Sinân: Tarîk-i hâcegândan ulu sultândır. Bir âsitâne-i 342b kübrâda medfûndur. Ziyâretgâh-ı erbâb-ı hâcâtdır. Bu Şeyh Sinân köyüne karîb Bârû köyünde ziyâretgâh-ı Hazret-i Behlûl-i Semerkandî; bir hadîka-i ravza-i rıdvân içinde kıbâb-ı azîm ile bir âsitânede âsûdedir. Tarîk-i Bektâşiyândan âşık-ı sâdık pâ-bürehne ve ser-bürehne, sîne-çâk, dervîşân-ı pâk fukarâlar vardır. Ve Hasankal‘ası'ndan 3 sâ‘at ba‘îd nehr-i Araz üzre Çoban köprüsü sâhibi Âl-i Çobaniyân'dan Sultân Çoban-ı Kordumân Şâh dahi bu Bârû köyünde Behlûl-i Semerkândî Sultân hazretleriyle bir mahalde medfûnlardır. "Zağapa Deresi'ndeki defîneye dahme-küşâlık ederken ol mutalsam gencîneden bir âteş zâhir olup Melik Çoban-ı Kırdumân cümle tavâbi‘iyle helâk oldu", deyü yazmışlar. Ammâ acâ’ib, muhibb-i hayrât [u] hasenât sâhibi server imiş. Tiflis kal‘ası cisri ve Malâzcird kal‘ası kurbunda nehr-i Araz üzre altun halkalı cisri ve Çoban köprüsü dedikleri yine Araz üzre mezkûr cisr anındır. Târîhleriyle mestûr ağreb u garâ’ibden hem cisr, hem altında âyende vü revende içün kârbânsarâydır. Cisrin tâk-i kisrâsından suya nâzır revzenleri vardır. Cümle müsâfirîn hücrelerinden şebekeler ile mâhî-i gûnâ-gûnlar sayd edüp ervâh-ı sâhibü'l-hayrât şâd ola bi-hakkı Rabbi'l-ibâd, deyü du‘a ederler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a–342b ·
metinde göster ·
Evsâf-ı mesîregâh-ı Lâdik: Evvelâ şehir içinden 345b cereyân eden Ballıkaya suyunun başı bir mesîregâhdır. Şehrin cânib-i kıblesi tarafındadır. Ve bir mesîregâh dahi şehrin taraf-ı şarkîsinde Firenk Gözü demek ile meşhûr-ı âfâk bir uyûn-ı berrâk bir nehr-i revândır. Hüseyin Paşa bu uyûn-ı câriye üzre bir teferrücgâh içün bir kasr-ı Havernak edüp cemî‘î ehl-i dilân-ı âlüfte ve âşüftegân anda zevk u safâ edüp bu uyûndan üç taş çıkaramazlar. Mâh-ı temmûzda tâ bu mertebe bürûdet üzre aynü'l-hayât-misâl bir ayn-ı zülâldir. Ballısu ve Firenk bınarı şehrin içinden cereyân edüp niçe sarâyları ve hân [ve] hammâm ve cevâmi‘leri ve niçe yüz hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğçeleri reyy edüp şehr içinde niçe âsiyâb-ı dakîkleri deverân etdirüp Lâdik gölüne rîzân olur ve bir teferrücgâh dahi ayn-ı Akpınarbaşı'dır. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir mâ’-i bâriddir. Lâkin şehre gelmeyüp şehir hâricinde bâğçeler ve mezâri‘âtları saky eder. Bu uyûn-ı câriyenin başı, şehrin cânib-i şimâli tarafındaki kûh-ı bülendlerden tulû‘ edüp Lâdik buhayresinde gurûb eder. Ve Lâdik kal‘asının garb tarafında Manastır nâm bir teferrücgâh vardır. Gûyâ İreme zâtü'l-imâd bir çemenzâr-ı ferah-âbâd yerdir. Bu mahalden cereyân eden mâ’-i zülâle nehr-i Ramcı derler. Bir şarâb-ı tahûrdur kim Ma‘arra suyundan lezîzdir. Bu uyûn cereyân ederek kal‘a altında iki fırka olur. Bir bölüğü ziyâret-i Hıdırlık'dan aşağı Kova mahallesi bâğçeleri içre cereyân eder. Ve bir fırkası şehir a‘yân [u] eşrâfının huccâc-ı müslimîn istikbâline çıkdıkları Balı Dede Sultân hazretleri ziyâretgâhı mesîresinde Kozlu bâğlarından aşağı cereyân edüp Lâdik halîcine mahlût olur. Bu şehr-i Lâdik'in etrâfında niçe uyûn-ı câriyeleri vardır, ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a–345b ·
metinde göster ·
… -i câh-ı mâ: Cümle hânedân cümle iki bin yedi yüz câh-ı mâ-i hânedân ve bâğ [u]
hadîka-i
müşebbek bostândır kim her bir bi‘r-i amîkı gûyâ Mısır'da bi’r-i Hâmân'dır. Cüm …
Der-ta‘rîf-i câh-ı mâ: Cümle hânedân cümle iki bin yedi yüz câh-ı mâ-i hânedân ve bâğ [u] hadîka-i müşebbek bostândır kim her bir bi‘r-i amîkı gûyâ Mısır'da bi’r-i Hâmân'dır. Cümlesi âb-ı hayâtdan nişân verir câh-ı mâlardır. Sâkîler ile keşân-ber-keşân çekilüp cemî‘i gaytân ve sünbülistân u gülistân ve bûstânları reyy edüp yetmiş gûne nebâtât u sebzevât makûlesi hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 13b ·
metinde göster ·
Bu dollâbdan mâ‘ada nehr-i Âsî'nin tarafeyninde üç bin aded
hadîka-i
ravza-i rıdvân misilli bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn ve gül [ü] gülistân bâğ- …
Bu dollâbdan mâ‘ada nehr-i Âsî'nin tarafeyninde üç bin aded hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn ve gül [ü] gülistân bâğ-ı cinânlar vardır. Her birinde birer ve ikişer küçük dollâbları ile mezkûr İremler reyy olur bir şehr-i gülistândır. Ammâ Muhammedî dollâbından büyüğü yokdur kim Arab u Acem seyyâhları efvâhında meşhûr-ı âfâkdır,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26a ·
metinde göster ·
… e (---) aded hâne-i zîbâlar ve kâ‘a-i ra‘nâlar ve sarây-ı azîmler ile ârâste ve
hadîka-i
Rıdvân ile pîrâste bir şehr-i müzeyyendir. Cümle kırk altı mahalledir.
Evsâf-ı aşağı varoş-ı Divriği Şehri: Ensesi kal‘a bayırına yamanmış cümle hâneleri cânib-i garba nâzır nehr-i Furât-ı mâ’-i hayât kenarında bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr ve âbâdân cümle (---) aded hâne-i zîbâlar ve kâ‘a-i ra‘nâlar ve sarây-ı azîmler ile ârâste ve hadîka-i Rıdvân ile pîrâste bir şehr-i müzeyyendir. Cümle kırk altı mahalledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 80b ·
metinde göster ·
… ra gülâb nisâr edüp buhur yakarlar. Cânib-i erba‘asında olan revzenlerin etrâfı
hadîka-i
İremezâtü'l-imâd misilli gül ü nesterin ve sünbül ü yâsemin bağlarıdır kim gül- …
{Menâkıb-ı Akyazılı Sultân}: Hattâ bu Akyazılı Sultân Pırevadi'de Müselmân olan Dobruca kralından izin alup bu Batova vâdîsinde mekân dutup bir gün kebâb pişirüp tenâvül etdikden sonra kebâb şişi olan ağacı 123a yere gömünce bi-emri Hudâ bir yeşil kestâne ağacı hâsıl olup ol ân meyve verir ve azîz hazretleri buyururlar kim "Bu ağaç meyvesi kendi makâmımız koruğudur. Bunun sâyesi mekânımızdır" deyü kırk sene kâmil ol şecer-i müntehânın zıll [u] himâyesinde tâ‘at [u] ibâdet eder. Hâlâ ol dıraht-ı bî-bedel bir şecere-i tayyibedir kim yumurta kadar at kestânesi hâsıl olur. Her kimin atına sancı yâhûd kızıl kurd hâsıl olsa ol at kestânesinden ata yedirseler bi-emr-i Hudâ şifâ bulur. Hâlâ Akyazılı Sultân hazretleri bu dıraht-ı tayyibenin sâyesinde bir müdevver kubbe-i âlî rasâs-ı hâs ile mestûr ma‘mûrdur. Anın derûnunda medfûndur. Sanduka-i münevveresinin cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn hüsn-i hat kelâm-ı izzetleriyle ve gülâbdân ve buhûrdân ve şem‘dân ve altun-misâl Horâsân diyârının kârı çerâğdânlar ile ârâste ve ser-i sa‘âdetleri ucunda tuğ u alem ve direfş [ü] kalem ve nefîr ü tabl [u] kudûm u ziller ile pîrâste olmuş bir kabr-i pür-nûrdur. Âdem duhûl etdikde vücûduna bir lerze hâsıl olur. Ve müşk-i amber-i hâm râyihasından cemî‘i ehl-i züvvârın demağları mu‘attar olur. Ve türbedâr dedeler cümle âyende vü revende züvvâra gülâb nisâr edüp buhur yakarlar. Cânib-i erba‘asında olan revzenlerin etrâfı hadîka-i İremezâtü'l-imâd misilli gül ü nesterin ve sünbül ü yâsemin bağlarıdır kim gül-i gülistânı içre tavattun eden murg-ı andelîbin hezâr-ı hezârân nagamât-ı hoş-elhânı müstemi‘ olan züvvâra hayât-ı rûh olur. El-hâsıl bu gûne âsitâneleri hasbîce hıfz [u] hırâset etmek fukarâ-yı Bektâşiyân-ı zî-şâna mahsûsdur. Hattâ bu hakîr ol âsitâne-i ziyâ-bahşa vardıkda sehel ısıtma derdiyle şikeste-hâtır idim. Hemân kim bu âsitâneye girüp rûh-ı azîz içün bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edince hâtıra bu ebyât hutûr ide düşdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122b–123a ·
metinde göster ·
Bi-kavli Tevârih-i Yanvan-ı Yunan, Rûm keferesi krallarından Filibe vilâyeti sâhibi Makedone nâm kralenin yaylağı tahtı idi. Ol asrda eyle imâristân u hadîka-i bostân [u] gül-i gülistân imiş kim Filibe sahrâsı içre aslâ İrem-i gülistândan bir hatve arz-ı hâliye yok imiş. Ba‘dehû bu şehir sâhibesi Makedone Krale sırf krallarından Dest-put kral ya‘nî "tuç elli" Kral-ı dâl Makedone avreti avretliğe almak ister. Bu Zağra şehri sâhibi Makedone Krale, "Ol Sırf kralıdır, ben bir Urûm kralesi Filibe ve Edirne sâhibi Makedone kralı olam, niçün ana avret olurum?" deyü da‘vâ-yı merde edince Sırf-ı Despat inâdına musırr olup Despot yaylasından iki kerre yüz bin kefere ve fecereyi başına cem‘ edüp ellerine tuç eldivanlar giyüp Filibe hâmûnunda biri dâll, biri mudille birbirleriyle ceng-i cidâl ü harb-i kıtâl edüp hikmet-i Hudâ Despot gâlib, Makedona mağlûb olup firâr ederken Filibe altında nehr-i Meriç geçidinden Makedone geçerken gark-ı âb olup cümle cüyûş-ı menkûsu Sırf keferesi elinde tu‘ma-i harbe olup şehr-i Filibe ve şehr-i Beğçe'ye ya‘nî bu Zağra şehrine kral-ı dâll olup Sırflar vilâyetine istîlâ edüp Zağra Yenicesi'n ihrâk bin-nâr edüp mürûr-ı eyyâm ile yine Bulgar tasallut edüp imâr edeler. Hâlâ kefere zamânındaki harâb olan âsâr-ı binâları şehrin cânib-i şimâlinde dağ eteklerindeki bağlar içinde ibret-nümâ temeller zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 131a ·
metinde göster ·
… pâre kal‘a ve şehir binâ edüp Sırfa nâmıyla Sofya'yı eyle ma‘mûr etdi kim gûyâ
hadîka-i
Rıdvân olup niçe kerre yüz bin askere mâlik olup Sırfa askeri derlerdi. Hâlâ Sı …
İşpaniye ve Fransa ve Ceneviz ve Portukal ve Donkarkıza ve Danimarka ve İngiltere ve Fiyamenk {ya‘nî Felemenk} ve İsfeç ve Çeh ve Korol, bu zikr olunan on bir aded krallık ki hâlâ ban ve krallardır kim sikke ve ülke sâhibleridir. Cümlesi Sırfâyil oğlu Roma ve Romaoğlu bu on bir aded evlâdları mezkûr diyârlara gidüp tenâsül bularak hikmet-i Hudâ ile arz-ı Rûm böyle imâr oldu. Ba‘dehû Sırfâyil yedi yüz sene mu‘ammer olup âhir intikâlinden sonra Sofya'da Vitoş dağında kalan evlâdları defn etdiler. Hâlâ Latin tâ‘ifesi bednâm günlerinde "Peygamberimizdir" deyü Sırfâyil kabrin bulup ziyâret ederler. Sırfâyil'in bir oğluna Sırfa derlerdi. Babasının ismiyle müsemmâ olup ol kadar mu‘ammer olup hâk-i Sofya'da yüz pâre kal‘a ve şehir binâ edüp Sırfa nâmıyla Sofya'yı eyle ma‘mûr etdi kim gûyâ hadîka-i Rıdvân olup niçe kerre yüz bin askere mâlik olup Sırfa askeri derlerdi. Hâlâ Sırf tâ’îfesi Sırfâyil oğlu Sırf'dan tenâsül bulup ibtidâ Sofya {kal‘asına} temel uran bu Sırfa veled-i Sırfâyil'dir, be-kavl-i Tevârîh-i Latin ve kavl-i Târîh-i Sırf. Bu bâlâdâ zikr olunan Sırfâyil'in kırk evlâdı ve Roma'nın on bir aded evlâdları cümle Hazret-i Nûh Necî îmânı üzre idiler. Aslâ şerîk koşmadıklarından ilâ hâze'l-ân evlâd-ı evlâdları inkırâzu'd-deverân krallardır deyü kütüb-i mu‘teberelerinde eyle tahrîr etmişlerdir. Ve millet-i Mesîhiyye tevârîhlerinde Latin tevârîhi ve Yunaniyân tevârîhi kadar mu‘temed tevârîhler yokdur. Ammâ diyâr-ı Arab'da Kabâbıta tevârîhlerinin dahi mu‘temed târîhleri vardır. 137b İle'l-ân rûz-merre vekâyi‘âtları diyâr-ı Mısır'da Kıbtîler tahrîr etmededirler. Ammâ Nasârânın Latin tevârîhleri cümle Sırfâyil'den beri ve oğlu Sırfa'dan beri tahrîr etmişler ammâ Sırfa tâ’îfesi cengâver ve dilâver-i hünerver olduklarından kemâl-i ma‘rifet ile cihânârâ olmayup devletleri de mümted olmadıklarından târîhleri azdır ammâ özdür ve gâyet sahîhdir. Anların ibtidâ sened-i târîhleri Eb-i Sânî Hazret-i Nûh Necî'den Sırfyây'ın kalemiyle zabt etmişler. Ammâ Yunaniyân-ı Rûm Nasârâ mevlûd-i İskender'den {târîh} tutmuşlar. Latin ve sâ’ir millet-i Nasârâ-yı üsârâ cümle İskender'den sened-i târîh etmişlerdir ammâ ümmet-i Muhammed hicret-i Resûl-i Ekrem'den târîh zabt etmişlerdir. İnkırâzu'd-devrân târîhleri, devletleri mü’ebbed ola, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 137a–137b ·
metinde göster ·
… 'nin cânib-i erba‘asında olan yetmiş pâre cezîreler içindeki bâğ u bâğçeleri ve
hadîka-i
müşebbek bostânları ve bizzât ravza-i cinân olan Hünkârbâğçesi'n nehr-i Tunca r …
Andan nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i cenûbîsinde (---)(---)(---)(---) dağlarından gelüp Mihal cisrinde nehr-i Tunca'ya mahlût olur. Ve nehr-i Meriç şehr-i Edirne'nin cânib-i garbîsinde dörd konak yerde Samakov dağlarından ve Köstence ve İhtiman dağlarından gelüp bu dahı cisr-i Mihal altında nehr-i Tunca'ya ve nehr-i Arda'ya mahlût olup deryâ olur. Nehr-i Meriç'in şehr-i Edirne'ye fâ’idesi azdır. Ammâ nehr-i Tunca ve nehr-i Arda şehr-i Edirne'nin cânib-i erba‘asında olan yetmiş pâre cezîreler içindeki bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i müşebbek bostânları ve bizzât ravza-i cinân olan Hünkârbâğçesi'n nehr-i Tunca reyy edüp nahlistân-ı gülistânı şebboy, benefşe bostânı aynu'l-hayât-ı Tunca cümle eşcârât [u] müsmirrât tâze cân bulup gûyâ her bâğ-ı İrem'i Merâm-ı Konya olur. Tâ bu mertebe nehr-i Tunca âb-ı hayâtdır. Nehr-i Arda kezâlik arı bir âb-ı sâfîdir. Bu gülistân-ı bostânlara nâfi‘dir. Şehre nâfi‘ değildir. Kaçan kim bu üç nehr-i azim Mihal cisri altında deryâ-misâl olduklarında şehir etrâfında olan cezâyirler içre niçe yüz bâğ gaytanları seyl olup harâb eder. Bi-kavl-i mu‘allimîn-i selef eyle tahrîr ederler kim âhiru'l-emr bu üç nehr-i azîm Edirne şehrinin helâkine bâ’is olalar, deyü kafesli kapu üzre lisân-ı Latin ile tahrir etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… n edinen mürg-ı hoş-elhânın savt-ı hazînleri cemâ‘at-i musallîye hayâ verir. Ol
hadîka-i
ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve lâle ve erguvânın râyiha-i …
Mihrâb önündeki bâğ-ı İreminin içinde mesken edinen mürg-ı hoş-elhânın savt-ı hazînleri cemâ‘at-i musallîye hayâ verir. Ol hadîka-i ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve lâle ve erguvânın râyiha-i tayyibesi cemâ‘atin dimâğın mu‘attar eder. Ve cânibi vakfdan câmi‘-i şerîfin nâzırı olan mütevellîsi gül [ü] sünbül ve nesrin ü zanbakun mevsiminde cümle sâflar mâbeynin niçe yüz aded hokkaları mezkûr şükûfeler ile derûn-ı câmi‘-i pür-envârı tezyîn edüp câmi‘-i nûr iken derûn [u] bîrûnu pür-nûr olup müşk-bû olur. Ve kıble kapunun atebe-i ulyâsı üzre 152a celî hatt-ı Müsta‘sımî ile mastûr olan târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b–152a ·
metinde göster ·
… ûne ravza-i Rıdvân'dır kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tastîr olunmaz. Bu
hadîka-i
cinân içre hâsıl olan ezhârâtın müşk-bû râyiha-i tayyibesi cemâ‘atın dimâğın mu …
Ammâ "hayrun cemîl" lafzı Samakov şehrinde Malkoç Beğ türbesi kapusu üzre dahi takrîr olunmuşdur. Allahu a‘lem, yine Bâyezîd Hân ümerâlarından imiş. Ammâ bu câmi‘-i Sultân Bâyezîd-i Velî mezkûr kıble kapusundan tâ mihrâba varınca tûlen seksen beş kademedir. Arzen kâmil seksen ayakdır. Derûn-ı câmi‘de aslâ sütûnlar yokdur. Ammâ hünkâr mahfili bu câmi‘in sol tarafında (---) şeşhâne seng-i harekânî on aded sütûn-ı musanna‘lar üzre bir ma‘bedgâh-ı selâtîn-i fevkânîdir. Mihrâbı ve minberi beyâz mermer-i hâmdan mebnî bir makâm-ı imâm-ı hümâmdır. Ve niçe musanna‘ âvîze vü kanâdiller ile ârâste ve kubbe pervâzelerinde kanâdil tabakasıyla pîrâste olmuşdur. Ve makâm-ı Bilâl-i Habeşî, ya‘nî mü’ezzinân mahfili gâyet musanna‘dır. Ve bu ma‘bed-i latîfin kıblesi önünde tâ nehr-i Tunca'ya varınca ürdibehişt-i İremezât'dan nişân verir bir gûne ravza-i Rıdvân'dır kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tastîr olunmaz. Bu hadîka-i cinân içre hâsıl olan ezhârâtın müşk-bû râyiha-i tayyibesi cemâ‘atın dimâğın mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153b ·
metinde göster ·
… e yol aşrı bir atfe içinde âbâdân bir mihmânhâne-i dervîşandır. Bir mesîregâh-ı
hadîka-i
İrem-âsâ bir bâğçe-i şükûfe-zârı var. Ve,
Tekye-i Tütünsüz Baba Sultân: Nazargâh-ı azîmdir. Ammâ tarîkleri ve bânîsi ma‘lûmum değildir. Bu âsitâne-i ma‘mûr Ağaçbâzârı'nın şimâlinde yol aşrı bir atfe içinde âbâdân bir mihmânhâne-i dervîşandır. Bir mesîregâh-ı hadîka-i İrem-âsâ bir bâğçe-i şükûfe-zârı var. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160a ·
metinde göster ·
… erâmı'nda ve Malâtiyye Aspozusunda ve Adaliyye'nin Istanaz'ında yokdur. Zîrâ bu
hadîka-i
hıyâbân nazargâh-ı Sultân Mehemmed Hân'dır. Hulâsa-i kelâm bu bâğın evsâfında l …
Bâ-husûs bunda olan eşcâr-ı müsmirrâtın gûnâ-gûnu Konya Merâmı'nda ve Malâtiyye Aspozusunda ve Adaliyye'nin Istanaz'ında yokdur. Zîrâ bu hadîka-i hıyâbân nazargâh-ı Sultân Mehemmed Hân'dır. Hulâsa-i kelâm bu bâğın evsâfında lisân kâsırdır, ammâ bu hakîr küstâhâne deryâda katre ve güneşde zerre mikdâr tahrîre cür’et etdik. Zîrâ birkaç gün meks etmede ancak bu kadarca ahvâlât-ı Edirne'ye vâkıf olabildik. Kemâl mertebe dakîki üzre dikkat etmek mümkün olmayup Arapça deyü muhât-ı ilm-i râkımu'l-hurûf olunan bu mertebe evsâfıyla iktifâ edüp tayy-ı kelâm olundu, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 161a ·
metinde göster ·
… anna‘ kiremit örtülü fevkânî ve tahtânî kârgîr binâ sarây-ı âlîler ile ârâste ü
hadîka-i
besâtinler ile pîrâste olmuş bâğ-ı hıyâbân-misâl şehr-i cihândır. Cânib-i kıble …
Bunlardan mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Ve cümle (---) aded mahalle-i müslimîndir ve üç mahalle-i keferedir. Ve cümle (---) aded serâpâ ahmer-gûn musanna‘ kiremit örtülü fevkânî ve tahtânî kârgîr binâ sarây-ı âlîler ile ârâste ü hadîka-i besâtinler ile pîrâste olmuş bâğ-ı hıyâbân-misâl şehr-i cihândır. Cânib-i kıblesinde tâ Kovukdere nâm mahalle varınca imâristândır, ammâ her hânede bâğ u bâğçe olmağıla hâne-ı zîbâları seyrekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171b ·
metinde göster ·
Bu edîm-i arzın rub‘-ı meskûnunda ekâlîm-i seb‘ayı deverân u seyerân eden seyyâhân-ı berr u bihâr dillerinde dâstân olan gaytan-ı hadîka-i bâğ-ı İremezâtların meşhur-ı âfâkları diyâr-ı Rûm'da Budin serhadlerinde Peçoy Sîrem-rû mânend(e) bâğ-ı İrem'in kal‘ası ardında Barûdhânesi'dir ve Siroz şehrinin kal‘a ardı'sıdır ve Kefe vilâyetinin Sudak bâğı'dır ve İslâmbol'da Kâğıdhâne ve Göksu ve Sücah bâğıdır ve İremezât'dan nişân verir Âl-i Osmân'ın yüz yetmiş aded mesîregâh bâğlarıdır. Andan şehr-i İzmid'in Topyeri'dir. Andan Konya'nın bâğ-ı Merâm'ıdır. Andan Adalya'nın Istanaz-ı İremezâtı'dır, andan kasaba-ı Darende'nin bâğ-ı Darende'sidir. Andan Diyârbekir'in sâhil-i nehr-i Şatt'da Reyhân bâğı'dır ve Mısır diyârında Hazret-i Yûsuf'un Feyyûm şehri bâğıdır. Hülâsa-i kelâm bu zikr olunan bâğ-ı İremlerin cümlesi meşhûr-ı âfâkdır ammâ bu Malatıyye'nin Aspuzu'su âb-ı hayâtlarının vefretiyle ve hevâsının letâfeti cihetiyle ve bî-add u bilâ gâye müsmirrâtının firâvân olması cihetiyle bu Aspuzu bâğları cümleye tercîh olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
El-hâsıl cemî‘i âbdâr meyvelerinin midhatinde lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Bu zikr olunan bâğ-ı İrem Malatıyye'nin cânib-i kıblesinde rub‘ sâ‘at karîbdir. Ammâ yine bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i besâtîn-i müşebbekleri birbirine müşâdır. Bahâr faslı oldukda cümle Malatıyye şehrinin hemi sağîr ü kebîri ve a‘yân [u] fukarâları şehirden bâğ-ı Aspuzularına göçüp ancak şehirde garîbü'd-diyâr ve tüccâr-ı berr ü bihâr kalup ba‘zı kefereler ve fecereler ile üç yüz mikdârı pâsbânlar kalup her şeb fânûsların çerâğân ederek şehir içre nigehbânlık edüp tabılların döğerek kol kol olup şehir içre deverân u seyerân ederken mücrim âdem dutsalar amân u zamân vermeyüp katl ederler. Zîrâ ellerinde selâtîn-i selefden mutlak yarlığ-ı belîğ hatları vardır. Bu minvâl üzre cümle ahâlî-i mahalle bu Aspuzu'da kâmil sekiz ay ehl [ü] ıyâlleri ve ihvân-ı bâ-vefâlarıyla şeb [u] rûz ayş [u] nûş edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye hayır du‘â ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196a ·
metinde göster ·
… en vâsi‘dir kim cemî‘i arâzîsinde olan kurâ vü büldânlarındaki bâğ u besâtîn ve
hadîka-i
gaytânların cümle bu nehr-i Übülle ve nehr-i Ma‘kal saky edüp ma‘mûr u âbâdân C …
Nehr-i hâmis nehr-i Übülle: Bu dahi nehr-i Şatt'dan nehr-i Ma‘kal'ın ayrıldığı mahalden dörd fersah aşağı kal‘a-i Basra'yı geçdikden sonra kasaba-i Übülle ağzındadır. Ammâ bu nehr eyle cânib-i garba Mekke çölüne cârî olur, sonra cânib-i şimâle cereyân edüp ba‘dehû bender-i Basra civârında nehr-i Ma‘kal ile bir olup Basra'nın medd [ü] cezir girdâbında yine Şattu'l-Arab'a munsabb olur. Medd [ü] cezre bile duhûl u tulû‘ eder. Ve her bâr merreteyn rücû‘-ı kahkarî ile mâ rücû‘ eder ve bahr-i Hind'den ve bahr-i Kulzüm'den Hindüstân ve Purtukalistân ve Yemen ve Aden ve San‘ân keştîleri bu mahalle gelüp nehr-i Şatt'da ve Abâdân'da yanaşup yatarlar. Ve bu nehr-i Übülle şehr-i Basra'ya su‘ûd eder, andan nehr-i Ma‘kal'a su‘ûd eder. Ba‘dehû nehr-i Ma‘kal dahi nehr-i Şattu'l-Arab'a mahlût olur. Ve bahr-i Basra ve bahr-i Hind ki bahr-i Ummân'dır, ikisi medd [ü] cezr olduğu mahalde mâ-i Şat rücû‘ edüp nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Übülle cereyân etdüği âşikâre olur. Bu nehreyn-i azîmeynler dâ’imâ bu hâlet üzre medd [ü] cezr olmadadırlar. Ammâ nehr-i Ma‘kal ve nehr-i Übülle arz-ı Irâk'da nısf-ı dâ’ire gibidir. Ve nehr-i Şat (---) gibidir ve nehr-i Ma‘kal kutub-ı dâ’ire-misâldir ve nehr-i Düceyle ve nehr-i Übülle nehr-i Ma‘kal'ı ihâta etmişdir kim otuz menzil arz-ı Irâk'ı deverân u seyerân etdikleri vâdîlere cezâyir-i azîm derler. Vilâyet-i Cizre'ye Cezîre-i Ömer derler, ammâ Cezîre-i Irâk Cezîre-i Ömer'den vâsi‘dir kim cemî‘i arâzîsinde olan kurâ vü büldânlarındaki bâğ u besâtîn ve hadîka-i gaytânların cümle bu nehr-i Übülle ve nehr-i Ma‘kal saky edüp ma‘mûr u âbâdân Cezîre-i Irâk'dır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 206b ·
metinde göster ·
… kkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir billûr-misâl mâ-i zülâldir. Bâğ u bâğçeleri ve
hadîka-i
ravza-i Rıdvânları reyy edüp iner, nehr-i Şatt'a dâhil olur. Ve bu kal‘a-i Mefâ …
Çârsû-yı bâzârı azdır. Bu kal‘anın cânib-i erba‘asında uyûn-ı câriyeler cereyân edüp en uluca aynına Ayn-ı havz derler. İskender-i Kübrâ nûş edüp bir havz-ı azîm binâ etdiğiyçün Ayn-ı havz derler, hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir billûr-misâl mâ-i zülâldir. Bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i ravza-i Rıdvânları reyy edüp iner, nehr-i Şatt'a dâhil olur. Ve bu kal‘a-i Mefârikîn hâkinde nehr-i azîm Basinka'dır. Gerçi kal‘aya ba‘îddir ammâ bu hâkden tulû‘ edüp niçe kurâ vü kasabâtların mezâri‘âtların saky ederek İbn Ömer cezîresi üstünde cânib-i şarkîsinde beş fersah mesâfe-i ba‘îdede nehr-i Dicle'ye ya‘nî nehr-i Şatt'a dâhil olan âb-ı hayâtın biri dahi bu nehirdir. Ve bu Mefârikîn dağlarından niçe uyûn-ı câriyeler hurûc edüp ve uyûn-ı bî-şumârlar ictimâ‘ olup kal‘a-i Hısînkeyfâ'da Cezîre ve Musul'da birbirlerine vâsıl olurlar. Ve Zarbeyn-i Alî ve Zarbeyn-i Esfeleyn müstemed olup bu ikisi bilâd-ı Ermenî'de olan uyûnlardan sonra Zarbeyn bir nehr-i şedîd ve kaviyyü'l-cereyân olup dâ’imâ ra‘d-âsâ gürleyerek cereyân etdüğinden müverrihân-ı Irâk zârib-i mahbût (?) derler, kal‘a-i Tikrit'e ve Bağdâd ve Vâsıt ve Batâyıh'da dahi niçe enhârlar Şatt'a mahlût olduğu bâlâda re’s-i Şat mahallinde tahrîr olunmuşdur. Ve kal‘a-i Mefârikîn'in âb u hevâsının letâfetinden Kürd mahbûbları meşhûrdur. Ve engürü dahi memdûhdur. Ve kal‘anın cânib-i şimâli dağlardır ve dağlar üzre bâğlardır. Anınçün halkı kaviyyü'l-bünye olup sağlardır. Ve kal‘anın kıble tarafı sahrâlardır kim (---) menzilde kal‘a-i Hısînkeyfâ'ya varır ve cânib-i şarkîsinde cisr-i Batmân'ı ubûr edüp bir günde kal‘a-i Hazzo'ya varır. Cânib-i şimâle dağları aşup kal‘a-i (---) varır ve cânib-i kıblesinde bir günde sür‘at ile Cizre'ye varılır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
… nın bu bâğ sarâyının haremi tarafında bir tirkeş oku menzili tûlen ve arzen bir
hadîka-i
Rıdvân var kim eğer deryâlar mürekkeb ve cemî‘i ağaçlar kalem ve cemî‘i hattâtl …
Hânın bu bâğ sarâyının haremi tarafında bir tirkeş oku menzili tûlen ve arzen bir hadîka-i Rıdvân var kim eğer deryâlar mürekkeb ve cemî‘i ağaçlar kalem ve cemî‘i hattâtlar cem‘ olup bu bâğın tavsîf [u] temdîhinde deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr edemeyeler. Ancak cemî‘i eşcâr-ı müsmirrâtları tertîb üzre dikilüp cümlesi meyân-beste dilber gibi bâd-ı sabâ te’sîrinden hırâmânî hırâmânî hareket ederler. Hemân hurma ve hummeyz ve muz ve serv yokdur. Yohsa cemî‘i eşcârât-ı gûnâ-gûn mevcûddur. Hatta ba‘zı pûçe ve kûşelerde limon ve turunc fidanları vardır. Vakt-i şitâda keçeler ile pinhân ederler. Ve bu hıyâbânda gûnâ-gûn ibret-nümâ vâcibü's-seyr kasr-ı âlîler var kim her biri birer hazîneye olmaz mülûkâne kasr-ı Havernaklar vardır. Hatta bir kasrın tarz-ı tavrı bir kasırda yokdur. Her biri birer diyârın üstâdları kârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a ·
metinde göster ·
… mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i pâki beyne'n-nâs mergûb ve
hadîka-i
cinânları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve uy …
Evvelâ diyâr-ı Âzerbaycân'da Gürcî Ermen diyârlarından add olunur. Ammâ belde-i kadîm olmağile mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-i fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ ve sulahâ bir şehr-i şîrîndir ve bir şehr-i garîb ü acîbdir kim ulemâları ulûm-ı garîbeye ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Hukemâ-yı hâzıkı ve cerrâhîn-ı fâsıdı bî-hadd ü bî-kıyâsdır. Ve cümle Şâfi‘îyyü'l-mezheb, pâk-i‘tikâd ve mü’min ü muvahhid ü sâhib-i sülûk ve niçesi huddâm-ı mülûk zarîf ü nazîf ve nüktedân ü şi‘ir-şinâs âlüfte vü âşüfte şûh u şengül bî-riyâ âdemleri vardır. Ve cümle sıbyân-ı ebcedhânları gâyetü'l-gâye ve tîz-fehm ve necîb ve reşîd ciğer-kûşeleri olur kim Dîvân-ı Hâfız'ı ve Gülistân [u] Bostân'ı ve Dîvân-ı Fuzûlî ve Dîvân-ı Sâ’ib'i ezber etmişlerdir ammâ kitâb-ı Arabiyyâtda ve Kur’ân-ı Azîm'i hıfz etmede Arabistân sıbyânları gibi değillerdir. Ve cümle halkı garîbü'd-diyâr kimesnelere yâver olup ikrâm ederler. Zîrâ diyâr-ı sengistân olmağile garîb-dostlardır. Şehri ma‘mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i pâki beyne'n-nâs mergûb ve hadîka-i cinânları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî vü revân bir şehr-i âbâdândır. İlâ inkırâzı'd-deverân müebbed ola, âmîn yâ Müste‘ân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 235a ·
metinde göster ·
… mu‘attar olur ve her kahvenin elbette cânib-i erba‘ası 295a gül-i gülistân ve
hadîka-i
çemenistândır kim her kûşesi birer gûne mecma‘-ı irfândır. Beher dükkânları hem …
Cümleden pâk u müzeyyen dükkânçeler berberler ve derziler ve sarrâclardır ve cemî‘i esvâkları sadranç nakşı tarh olunmuşdur. Ve kahvehâneleri Şâm u Haleb gibi havz u şadırvânlı kahâvîlerinde hânende vü sâzende ve mutrıbân u kışmirân ve rakkâsân [u] mahbûbânları vardır ve gâyet müzeyyendir. Kahve-i Yemen'den gayrı çay u bâdyân ve sa‘leb u mahleb ve sükker şerbeti ve leben-i hâlis pişirirler. Ve niçe bin edviye ile terkîb olunmuş mukavvî ve müferrihâtdan ma‘âcîn-i gûnâ-gûnlar bezl ederler. Her kahvede şükûfe râyihasından ahibbâ-yı dûstânların dimâğları mu‘attar olur ve her kahvenin elbette cânib-i erba‘ası 295a gül-i gülistân ve hadîka-i çemenistândır kim her kûşesi birer gûne mecma‘-ı irfândır. Beher dükkânları hemçünân kân-ı kân-ı fândır. Ve pençe-i âfitâb Selmân-ı Pâk köçekleri hamı serbendleri üzre çiçekleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b–295a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Cihân Şâh'ın Salmas nâm bir vezîri imâr edüp ismine Salmas dediler. Ya‘nî selâm esen kal‘ası demek olur. Bu kal‘a zeyline geldikde bi'l-acele hânı istikbâle çıkup eşik ağasıyla Rûmiyye hânını kendi sarâyına aldı. Murtezâ Paşa ağasın kethudâsına, bizi münşîsine mihmânlığa verüp kal‘ayı seyr ü temâşâya başladık. Ammâ kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin içine vâki‘ olmuşdur. Cânib-i erba‘asına Rûmiyye ve Tesûy ve Kumla ve Karabağlar ve Hoy ve Merend ve Behistân ve Çures hânlarıyla ve sultânlarıyla müşâ bir Salmas sahrâsıdır kim Pasin ve Muş hâmûnlarının beşi kadar bir deşt-i Kıpçak gibi sahrâda vâki‘ olmuş kal‘a-i Salmas'dır. Ammâ şimâle nâzır kal‘a kapusunun içeri girerken sağ tarafında çâr-kûşe bir taş üzre "Emr-i hâzâ's-sûrü'l-metîn, bi-eyyâm-ı Tâceddîn-i âlîşân ve binâ-yı Hâce Nakdî-i Mıkrîzî." deyü tahrîr eylemiş ve sûrunun dâ’iren-mâdârı bin adımdır. 300b Ve. hevâsı bürûdet üzredir. Âb-ı cârîleri cânib-i garbda Kürdistân'ın Pinyanişî ve Abagay kûh-ı bâlâlarından gelüp niçe yüz bin bâğ [u] hadîka-i hayâtları reyy edüp bâğıstân-ı engüristânlarından ubûr ederek cânib-i garba Rûmiyye deryâsına munsabb olur. Ammâ kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmağile bu enhâr-ı zülâller kal‘adan cereyân etmeyüp âb-ı zülâl kuyuları vardır ve taşrada cereyân eden nühûrlar cümle zîr-i zemînden cereyân edüp şâhrâhları üzre çâh-ı mâları var. Âl-i Osmân askerinden Acem bu kuyulardan çok âdem alup esîr etmişlerdir. Bu diyârın cümle suları böyle taht-ı türâbdan ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a–300b ·
metinde göster ·
… hrin bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlarını reyy eder. Bâğ u ravza-i cinânları ve
hadîka-i
gülistânları bî-haddir ve meyve-i gûnâ-gûnu firâvândır ammâ engürü ve sîbi ve â …
Ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe-i Nihâvend meşhûrdur kim cümle halkının reng-i rûyları humret üzre buğday ağınnılardır. Zîrâ bu diyârın zemîni mürtefi‘dir, hevâsı bürûdet üzredir. Ve âb-ı hayât suları cümle kûh-ı Elvend'den gelüp şehrin bâğ u bâğçe ve müşebbek bostânlarını reyy eder. Bâğ u ravza-i cinânları ve hadîka-i gülistânları bî-haddir ve meyve-i gûnâ-gûnu firâvândır ammâ engürü ve sîbi ve âlû-yı gûnâ-gûnları ve danedâr gülnarı ve Melçe emrûdu memdûh-ı âlemdir. Hubûbâtından gendümü ve cevvi ve lobiyâsı 307b ve pembesi ve sâ’ir nebâtâtı ve şükûfe vü ezhâriyyâtı memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307a–307b ·
metinde göster ·
… eylemiş. Andan yılda bir kerre kırk gün bir âb-ı revân revân olup şehrin cemî‘i
hadîka-i
Rıdvânların ve bâğ u müşebbek bostân u mezra‘aların reyy edüp kırk günden sonra …
Mutalsam-ı diğer: Şehr-i Nihâvend'in bîrûnunda bir bâğ kenârında bir çemenzâr u lâle-ızâr yerde çâr-kûşe bir hacer-i mermer vardır. Ol seng-i beyâz üzre üstâd-ı selef mermer-bür bir sürâhî {bardak} kûze-misâl bir bardak tasvîri eylemiş. Andan yılda bir kerre kırk gün bir âb-ı revân revân olup şehrin cemî‘i hadîka-i Rıdvânların ve bâğ u müşebbek bostân u mezra‘aların reyy edüp kırk günden sonra yine teskîn olurmuş. Hâlâ ol seng-i sürâhî nümâyândır, ammâ âb-ı revânı nihân olup mutalsamı mu‘attaldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
bâğvât: Cümle kırk altı bin bâğdır. Cânib-i garbîsi kûh-ı Bî-sütûn dağdır ve mü …
Aded-i hadîka-i bâğvât: Cümle kırk altı bin bâğdır. Cânib-i garbîsi kûh-ı Bî-sütûn dağdır ve müşebbek bostândır. Sâ’ir şehir ahâlîlerinin bâğları dahi bu Hemedân'dadır. Her bâğına âdem girse hayrân olur. Cümle dırahtları ve kasr-ı Havernakları hendese üzre tarh olunmuşdur. 311a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b–311a ·
metinde göster ·