keçmeŋ diniŋiz içinde aymaŋlar taŋrı üze meger sezanı bütünlükin mesih meryem o …
171 ey bitig boḍnı haddin keçmeŋ diniŋiz içinde aymaŋlar taŋrı üze meger sezanı bütünlükin mesih meryem oġlı ʿisa taŋrınıŋ yalavaçı anıŋ sözi kemişti anı meryemḳa hem ruh andın bitiŋler taŋrıḳa hem yalavaçlarıŋa aymaŋlar üç tėp yıġlıŋ yaḫşı sizke bütünlükin taŋrı bir taŋrı arıġ ol bolmaḳdın aŋar ʿayal aŋar ol kim kökler içinde aŋa ol kim yer içinde tap ol taŋrı erklig
… yalavaçlarımız belgülüg belgüler birle yana üküş olardın anda kidin yer içinde
haddin
keçgenler
32 anıŋ üçün ol bitidimiz yaʿḳub oġlanları üze ol kim öldürse et-özni et-özsüz azu fesad ḳıl[ma]sa yer içinde ançaḳlı öldürdi boḍunnı ḳamuġ kim tirgüzse ançaḳlı tirgüzse anı çın-oḳ keldi olarḳa biziŋ yalavaçlarımız belgülüg belgüler birle yana üküş olardın anda kidin yer içinde haddin keçgenler
163 sorġıl olarḳa ol ėldin kim ol erdi deryaḳa keligli ançada
haddin
keçtiler şenbe içinde ançada kelür erdi olarḳa balıḳları şenbe künleri körünü s …
163 sorġıl olarḳa ol ėldin kim ol erdi deryaḳa keligli ançada haddin keçtiler şenbe içinde ançada kelür erdi olarḳa balıḳları şenbe künleri körünü sürügün ol kün şenbe ḳılmaz erdiler kelmez erdi olarḳa mundaġuḳ sınayur-miz olarnı anıŋ birle kim yarlıġdın çıḳar erdiler
… ıŋız: ıḍmaz taŋrı anda kiḍin yalavaç. mundaġuḳ ḳışrur taŋrı ol kimerseni kim ol
haddin
keçti şek tutġan
34 bütünlükin keldi sizke yusuf aşnu belgülüglerdin hemişe sizler şek içinde andın kim keldürdi sizke anıŋ birle ançaḳa tegi ḳaçan ölse aydıŋız: ıḍmaz taŋrı anda kiḍin yalavaç. mundaġuḳ ḳışrur taŋrı ol kimerseni kim ol haddin keçti şek tutġan
Erkek Ahmed kal‘asın binâ etdüği ve Mihribân kal‘ası fethi ve Zeynel Hân'ın inh …
Ve Husrev Paşa'nın Bağdâd'a azîmeti ve Şehrezûl haddinde Erkek Ahmed kal‘asın binâ etdüği ve Mihribân kal‘ası fethi ve Zeynel Hân'ın inhizâmı ve Acem diyârının nehb [ü] gâret olunduğu ve Bâğ-ı Cinân kal‘ası etrâflarında yigirmi pâre kal‘alar harâb olduğu andan Şehr-i Hemedân ve kal‘a-i Dergezîn cânibleri alan u tâlân ve ahâlîsi nâlân u giryân ve mâlları yağmâ olup uryân kaldukları cümle sene 1039 târîhinde vakı‘ olup.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 61b ·
metinde göster ·
… yüzden alınup Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve efendimiz Melek Ahmed Paşa, Acem
haddinde
Derne ve Derteng mahallerine varup hudûdlar kesilüp ahidnâme ve sulhnâmeler kes …
Hikmet-i Hudâ karanlık kuyuda bir hayli Kızılbaş kapanup cenge tekrâr âheng etdikleri mahalde iç kal‘adan dahi bârûd-ı siyâh tutuşup ol sâ‘atde cümle guzât-ı müslimîn Bağdâd içre amân diyen Kızılbaş dahi cümle dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirüp kanlar cereyân edüp Bağdâd bu gûne feth olup Revân'da şehîd olan guzât-ı müslimînin kanları intikâmı bu yüzden alınup Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve efendimiz Melek Ahmed Paşa, Acem haddinde Derne ve Derteng mahallerine varup hudûdlar kesilüp ahidnâme ve sulhnâmeler kesilüp Murâd Hân Diyârbekir'e azîmet edüp geldikde Kîmyâcı Ma‘ânoğlu kızın ve Rûmiyye Şeyhi Azîz hazretleri bir günde şehîd edüp Âsitâne-i sa‘âdete sene 1048 târîhinde dâhil olup yedi gün yedi gece şâdumânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62a ·
metinde göster ·
vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… r esîr alınup yüz bin mikdârı kılıçdan geçüp Moskov kralının eyyâm-ı pâdişâhîde
haddi
bildirildi" deyü arz-ı memhûrları der-i devlete gönderdiler. Ammâ iki re’s söz …
Ve Tatar askeriyle bu kadar mâl-ı ganâ’im ordu-yı İslâm'a gelmek ile ol kadar ganîmet oldu kim bir at bir guruşa ve bir bikr-i nâ-şüküfte beş guruşa ve bir mahbûb gılmân altı guruşa bey‘ u şirâ olundu. Ve bu asker-i Tatar selâmet ve ganîmetle geldikleriyçün üç nevbet tüfenk ve üç nevbet top şâdmânîsi ve bir gice hayme ve hargâh çerâğânları olup asker-i deryâ-misâl yeniden hayât buldu. Ammâ Azak diyârının kışı nümâyân olup herkes şiddet-i şitâdan havfe düşüp yine meşveret etdiler. Ale'l-ittifâk cümle iş erleri ve ihtiyârları ve Tatar pîrleri yek-dîl [ü] yek-cihet olup kasem-i billah ile arz-ı mahzarları üç yüz 262b aded vüzerâ [ve] vükelâ ve sa’ir iş erleri mühürleyüp der-i devlet-masîre arz edüp "Bu sene bu kal‘anın fethi mümkün değildir. Vakt-i şitâ geldi ve Moskov kralının (---) nâm tahtına dek nehb u gâret olunup bu kadar yüz aklıkları olup bu kadar mâl-ı ganâ’imle yetmiş bin küffâr esîr alınup yüz bin mikdârı kılıçdan geçüp Moskov kralının eyyâm-ı pâdişâhîde haddi bildirildi" deyü arz-ı memhûrları der-i devlete gönderdiler. Ammâ iki re’s söz anlar esirlere imhâl edüp kal‘aya kaçırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262a–262b ·
metinde göster ·
… ürk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına
haddin
bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esî …
Anlar kal‘a içine girüp "Türk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına haddin bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız idi" deyü firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru sovuk oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eylediler kim Deşt-i Kıpçak-ı bî-emân ve Karadeniz-i bî-îmânda emn [u] emân yokdur. Âhir cümle asker kal‘a fethinden me’yûs olup mâh-ı (---) günü cümle hâs u âvâmın re’yiyle kal‘adan ferâgat edüp meymene ve meysere cümle mühimmâtları keştîlere koyup ve cemî’î mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine yerleşdirüp nefîr-i irtihâller çalınup "Emr Hudâ'nındır; takdîr-i İlâh böyle imiş" deyü taht-ı kal‘adan bî-feth avdet edüp Balısıra nâm mahalde donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a, andan Vilâyet-i Çerkez'e, andan Cezîre-i {Taman'a, andan Cezîre-i} Kırım'a dâhil oldular. Kimisi Heyhât sahrâsının şimâl tarafından Çerkes vatanına revâne oldular. Donanma-yı hümâyûn dahi Âsitâne-i sa‘âdet tarafına revâne olmağa lengerlerin deryâdan alacak mahalde Serdâr Hüseyin Paşa'dan bu hakîr me‘zûn olup Kırım Hânıyla diyâr-ı Kırım'a müteveccih olup donanma-yı İslâm mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânlar açup Azak deryâsına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… mübârek bile Arz-ı Mukaddes'de dâhil değildir, demişlerdir. Ancak iklîm-i evvel
haddinden
de taşra tulû‘ edüp iklîm-i sânîde şehr-i Dimyât ve kal‘a-i Reşîd'de Bahr-i Sef …
buyurmışlardır. Ve bu nehr-i Furât ile nehr-i Asî'den gayrı Arz-ı Mukaddese hudûduna cereyân eder nehr yokdur. Nil-i mübârek bile Arz-ı Mukaddes'de dâhil değildir, demişlerdir. Ancak iklîm-i evvel haddinden de taşra tulû‘ edüp iklîm-i sânîde şehr-i Dimyât ve kal‘a-i Reşîd'de Bahr-i Sefîd'e munsab olur. Ve nehr-i Furât'ın etrâfı arz-ı Rakka'da ve şimâli mâverâsında diyâr-ı Erzurûm'da eyyâm-ı şitâ olunca müncemid olup üzerinden bir iki ay niçe kârbânlar ubûr ederler. Arz-ı Rakka'nın cenûbi önlerinde nehr-i Furât donmaz, sevâhildir ve bir şîrîn zülâldir.} 286b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a–286b ·
metinde göster ·
. Üç kûh-ı bülend üzre üç deyr-i mu‘azzamlardır kim her birinde yüzer ikişer yüz …
Menzil-i Üçkilise: Bu mahal Revân haddindedir. Üç kûh-ı bülend üzre üç deyr-i mu‘azzamlardır kim her birinde yüzer ikişer yüz bıtrîk ve ruhbân ve kıssîs ve mıkdısı Ermeni papasları ve bıtrîkleri var. Ve mahbûb-ı pençe-i âfitâb muğbeçe-i mahbub boğda gulâmları var kim âyende vü revendelerin önüne durup cân u baş ile hizmet ederler. Bu deyrin birin Enûşirvân binâ etmiş, birini Kayser-i Rûm binâ etmiş, birin Ermen Zenân binâ etmiş kim hâlâ beş yüzden mütecâviz bâkire kızlar vardır. Cümle alığsız bakla yerler. Bu deyrlerde her müsâfirîn ve mücâvirîne ol mertebe hizmet ve ikrâm ederler, şîr-i hurma ve katr-ı nebât hamuru yedirüp zer-ender-zer câme-i hâblar döşeyüp cümle atlara çul tobra çıkartmayup hizmet ederler. Millet-i Mesîhiyye'de tâ‘ife-i Ermeni'nin bu düyûrlara gâyet i‘tikâdları olduğundan cemî‘î kâfiristândan bu deyrlere nezîrâtlar gelir, gâyet evkâf-ı metîndir. Her birinde beşer onar mihmândârları ve kırkar ellişer işbâzları vardır kim keşkeği ve herîsesi rûy-ı dünyâda meşhûrdur. Baş mıkdısı olan papası iki yüz ruhbân-ı dalâlet-âyîn ile elçilere ve hakîre ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâlar verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b ·
metinde göster ·
… ve Kürdistân ve Al-i Osmân ve Gürcîstân ve Moğol ve Dağıstân 315a serhadleri
haddinde
olan kılâ‘lara bu kara nefti götürüp hîn-i muhâsarada şeb-i muzlimde meş‘aller …
Der-beyân-ı dühn-i neft: Kimi leb-i deryâda ve kimi nâhiye-i Müskir'de bi-emrillah yerden kaynayup çıkar. Lâkin germâb suları gibi ılıca sular gölcük gölcük olup suların yüzünde kaymak gibi yığılup durur. Şâh tarafından başka emânetdir kim taraf-ı şâha senevî yedi bin tümen akçe verir. Neft emîninin âdemleri mezkûr gölceğiz içre girüp kepçelerle nefti cem‘ edüp keçi tulumlarına doldurup diyâr diyâr sudâger tüccâr alup götürürler. Yedi sekiz gûne neft olur, ammâ sarı nefti gâyet makbûldür ve siyâh nefti şâhlıkdır kim cemî‘î Acem diyârının Özbekistân ve Hindistân ve Irâk ve Kürdistân ve Al-i Osmân ve Gürcîstân ve Moğol ve Dağıstân 315a serhadleri haddinde olan kılâ‘lara bu kara nefti götürüp hîn-i muhâsarada şeb-i muzlimde meş‘aller ile kal‘a etrâfına çerâğân ederler ve asker-i İslâm kal‘alarına hücûm etdiklerinde üzerlerine ve hâk-i pâlarına neftli yorgan ve köhne eşyâlar atup âteş-bâzlık ederler ve niçesine dahi kal‘aları ve şehrleri mühimmâtlariyçün lâzımdır. Hattâ Şâh huzûrunda ve cümle der-i devletlerinde çerâğân olan meş‘aller bu Bakü neftinden hâsıl olur. Azîm vezni üzre sun‘-ı Hudâdır. Ammâ şeb [u] rûz nigehbânları var kim âteş değerse inkırâzu'd-devrân sönmeyüp ıhrak-bi'n-nâr olur. Anınçün her neft ma‘deninin kenarında dağlar gibi elenmiş hâk-i pâk âmâde yığılmış durur. Bir neft ma‘denine bir şerer isâbet etse hemân cümle re‘âya ve berâyâ üşüp neft üzre türâb nisâr edüp bi-emrillah def‘ olur. Bundan gayrı ilâcı yokdur. Ve niçe yerde kaya ve gârlarda dahi neft ma‘âdinleri var imiş, ammâ manzûrumuz olan bu Bakü neftidir. Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at leb-i deryâda gidüp nâhiye-i Müskir'de Terekeme obalarında meks eyledik. Bu sahrâlarda Moğol ve Kumuk ve Terekeme ve Yaka Türkmânları vakt-i zemistânda obaları ile meks edüp sevâhillenirler, gâyet mahsûldâr dârü'l-karâr diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b–315a ·
metinde göster ·
… tîlâ edüp bu şehr-i Şaburan'ı dahi kendüler zabt u rabt etdiler. Hâlâ Demirkapu
haddinde
sultânlıkdır. Ya‘nî sancakbeği tahtıdır kim Tebrîz-i dilâvizden sonra âb u hevâ …
Hâlâ Şirvân büleydelerinden bir şehr-i müzeyyendir. Lâkin Demirkapu hudûdunda tahrîr olunmuşdur. Kadîm-i evvelde İsfendiyâr binâsıdır. Üzerine Hülâgû Moğol'u gelüp harâb u yebâb, halkın kebâb ve hânelerin türâb edüp berbâd etmişler. Ba‘dehû yine imâr olup sene (---) târîhinde Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Özdemirzâde Osmân Paşa sene (---) de Demirkapu'yu feth etdükde bu şehr-i Şaburan'un cümle sünnî ahâlîleri itâ‘at edüp sancakbeği tahtı olmuşdu. Ba‘dehû Sultân Murâd-ı Râbi‘ cülûsu ibtidâlarında kızılbaş Şirvân-zemîne istîlâ edüp bu şehr-i Şaburan'ı dahi kendüler zabt u rabt etdiler. Hâlâ Demirkapu haddinde sultânlıkdır. Ya‘nî sancakbeği tahtıdır kim Tebrîz-i dilâvizden sonra âb u hevâ cihetinde bu şehr memdûh-ı İrân-zemîndir. Ve ıklîm-i hâmisin nihâyetidir. Ve hâlâ bir ma‘mûr [u] âbâdân şehr-i mutavassıtadır. Cümle yetmiş mihrâbdır ve yetmiş mahalledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b ·
metinde göster ·
Kend-i Zohorya: Hâlâ Gürcîstân ülkesinde Tomris Hân
haddinde
Tiflis hânına tâbi‘ kend-i azîmdir. Re‘âyası cümle Gürcî Aznavurlarıdır. Ve Erm …
Kend-i Zohorya: Hâlâ Gürcîstân ülkesinde Tomris Hân haddinde Tiflis hânına tâbi‘ kend-i azîmdir. Re‘âyası cümle Gürcî Aznavurlarıdır. Ve Ermeni ve Gökdolak kavmi var. Andan (---) sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b ·
metinde göster ·
… â evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve
haddinden
tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… vüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana
haddin
bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf ol …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… olunda / Ki sırr-ı aşkı sakla sende ki var / Müyesser ola tâ ki sana dîdâr / Ki
haddinden
tecâvüz etme aslâ / Ki senden hâsıl ola niçe ma‘nâ / Çü senden bula insan intif …
Niçe bir âh edüp feryâd edesinBu aşkı kendüne üstâd edesünMücerred hûy [u] hây ile iş olmazSenin gözün yaşiyle dünye dolmazMisâl-i ebkem ol kendü halindeKo bu cûş [u] hurûşu dur yolundaKi sırr-ı aşkı sakla sende ki varMüyesser ola tâ ki sana dîdârKi haddinden tecâvüz etme aslâKi senden hâsıl ola niçe ma‘nâÇü senden bula insan intifâ‘ıBulasın hak katında irtifâ‘ıGer ağlarsan dahi vaktiyle ağlaZamaniyle çıkup bir hoşça çağlaKi senden hâsıl ola bâğ u bustânYiyüp anda safâlar ide insân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
zâtında Şirvân ve Şamahı'dan ve Dağıstân'dan Bâyezîd'e ol kadar sünniyân gelmiş …
Hadd-i zâtında Şirvân ve Şamahı'dan ve Dağıstân'dan Bâyezîd'e ol kadar sünniyân gelmişlerdi kim sâhib-hurûc olur deyü kavm-i Acem havf ederlerdi ve birkaç kerre Kuduz Ferhâd "Gel şehzâde! İrân-zemîne bir kılıç uralım felek-i Atlasda nâmımız söylenüp İrân [u] Turân şâhı olup babana ve dîn [u] devlete hizmet edüp cürmümüz afv etdirmiş oluruz" dedikde Bâyezîd Hân "Bir dahi bu cevâbı istimâ‘ etmiyem yohsa seni katl ederim" derdi ve bundan sonra niçe askerlerin pârekende ve perîşân etdi. Zirâ başına çok asker-i haşerât cem‘ olup güft u gûyâ bâ‘is oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b ·
metinde göster ·
hasrın Kerîmü'ş-şân bilür. Her bir hayme vü hargâhda elbette beşer onar aded ma …
Hatm-i kelâm oldur kim Melek Ahmed Paşa'ya bin altmış kise mâl on bir kise altun-ı helâl ve üç bin tüfeng-i bî-cevher-i pür-renk ve üç yüz denk harîr-i gûnâ-gûn-ı renk ve niçe yüz denk barûd-ı siyâh-renk ve üç yüz aded katır ve bin sekiz yüz aded sağîr ü kebîr esîr ve bî-hisâb akmişe-i lâ-nazîr ile paşa muğtenim olup kendüye öşr-i sultânî değdi. Sâ’ir ümerâ vü a‘yâna ve gayrı ser-i kârda olanlara ve gayrı guzât-ı müslimîne değen mâl-ı firâvânların hadd-i hasrın Kerîmü'ş-şân bilür. Her bir hayme vü hargâhda elbette beşer onar aded mahbûb u mahbûbe ve gayrı üsârâlar mukarrer idi. Koyunları ve atları câmûsları yok idi, ammâ katırları ve keçileri çok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215b ·
metinde göster ·
… lerin nakl-i evveline göre şikâyetleri istimâ‘ olunup "Kuttâ‘u't-tarîk olmuş ve
haddi
değil iken Erzurûm'dan vilâyet vurmuş ve niçe yüz âdem katl etmiş." deyü dörd m …
Hemân paşa-yı âkıbet-endîş "Tîz mollâ ve mezâhib-i erba‘a müftîleri gelsinler." dedikde fi'l-hâl huzûr-ı paşaya müdde‘îlerin nakl-i evveline göre şikâyetleri istimâ‘ olunup "Kuttâ‘u't-tarîk olmuş ve haddi değil iken Erzurûm'dan vilâyet vurmuş ve niçe yüz âdem katl etmiş." deyü dörd mezhebin şeyhülislâmları fetvâları tahrîr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259b ·
metinde göster ·
… deryâya cân atdı. Gör deryâda balık gibi yüzüp gider, Allah işin onara, diyenin
haddi
pâyânı yok idi." deyü nakl etdiler.
Niçe merd yigit kim "Bre ümmet-i Muhammed! Bu Çomar bu kadar zamân bizim Hakkarî ocağından bu kadar mâl-ı ganâ’imler ile bu kadar kelleler almışdı. Şimdi kezâlik iki yüz kadar âdemimiz kırmışdı. Ve şimdi böyle karşu tarafa gidüp 282b halâs ola? Yarınki gün "Hakkarî Hâkimi Yezdenşîr Hân'ımıza ne cevâb verelim?", dedik. Niçemiz de, "Eyle yarar yiğidin yoluna cân u baş fedâ olsun. Şimdi burada bu kadar âdem kırup atıyla deryâya cân atdı. Gör deryâda balık gibi yüzüp gider, Allah işin onara, diyenin haddi pâyânı yok idi." deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282a–282b ·
metinde göster ·
… k akmişe-i fâhire ve cevâhirli bisât avânî-i nâdireler ile mu‘tenim olurlar kim
hadd-i
hasrın Cenâb-ı Kibriyâ bilir. Hattâ bir harbende bir katar bâr-ı şütüre mâlik o …
Bu ceng-i azîmde guzât-ı müslimîn ol kadar zî-kıymet tefârûk akmişe-i fâhire ve cevâhirli bisât avânî-i nâdireler ile mu‘tenim olurlar kim hadd-i hasrın Cenâb-ı Kibriyâ bilir. Hattâ bir harbende bir katar bâr-ı şütüre mâlik olup "Ayâ, ben bu kadar mâlı neylesem?" deyü serserî gezermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 318a ·
metinde göster ·
Bu mahalde ol kadar şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ kıbâbları var kim hadd-i hasrı yokdur. Râst geldiğimiz merkad-i pür-envârları ziyâret edüp birer Fâtiha ile rûh-ı şerîflerin yâd edüp âşinâlık kisb etdik. Andan yine Murâd kenârıyla taraf-ı cenûba 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 353a ·
metinde göster ·
Bu Basra böyle cây-ı emânda vâki‘ olmağile kal‘asının imâretine ol kadar mukayyid değillerdir. Zîrâ kal‘a-i kebîrdir. Kal‘a-i Musul'dan vâsi‘ ve kal‘a-i Bağdâd'dan küçükdür. Dâ’iren-mâdâr cirm-i kal‘a-i Basra (---)(---) adımdır ve handakı alçakdır. Niçe yerleri türâb-ı rimâl ile pür olmuşdur. Ammâ dîvârları gâyet enli ve âlîdir. Niçe yüz kulle ve tabyaları metânet üzredir. Ol kadar balyemez topları ve cebehânesi yokdur. Serâmed müntehâ topları cümle Kurna kal‘asındadır. Zîrâ kal‘a-i Kurna Basra'nın hadd-i sedîdi ve kıfl-ı medîdidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360b ·
metinde göster ·
Bu mahalde eyâlet-i Bağdâd-ı behişt-âbâd hudûdu tamâm olup Şehrezûl eyâleti
haddine
kadem basdıkda Murtezâ Paşa efendimiz İmâdiyye hâkiminin duhter-i pâkîze-ahteri …
Bu mahalde eyâlet-i Bağdâd-ı behişt-âbâd hudûdu tamâm olup Şehrezûl eyâleti haddine kadem basdıkda Murtezâ Paşa efendimiz İmâdiyye hâkiminin duhter-i pâkîze-ahterin taleb etdikde üç katar-ı katır yükü akmişe-i fâhire ve gûnâ-gûn silâh-ı zî-kıymet-i nâdire ve on aded küheylân esb-i tâzî hussân atlar ile Urus Yûsuf Kethudâ'ya iki bin âdem ta‘yîn edüp mezkûr hedâyâları İmâdiyye hâkimine ve Akra beğine ve Dühük beğine ve Cezîre beğine ve Harîr beğine ve Luristân Hâkimi Süleymân Beğ'e ve sâ’ir ümerâ-yı Ekrâd'ın her birine mertebelerine göre tuhef ü nâdire hedâyâ gönderüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 370a ·
metinde göster ·
… et ve'l-cemâ‘atdan olup huzûr-ı Hakk'a sâlikdir. Dâ’imâ Derbend-i Mâşa'dan Acem
haddine
geçüp Sultâniyye kal‘asın Sencer şehrin ve Zengân şehrin urup Hemedân ve Dergez …
Evsâf-ı kal‘a-i Şamük: Enûşirvân-ı âdil asrında Büzürcimihr'in karındaşı Şamük nâm bir pehlivân-ı benâm imâret-i tamâm etdiğiyçün kal‘a-i Şamük derler. Hâk-i Şehrezûl'da yoldan ba‘îd bir püşte üzre şekl-i müseddes hâk ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir ammâ küçükdür. Hâkimi ber-vech-i ocaklık Ekrâd beğlerinin eşbehi aşâ’ir-i Sarılı'dan Haydar Beğ bunda hâkimdir. Kal‘asının nökeri ve dizdârı ve cebehânesi cümle Haydar Beğ hükmündedir. Ulu aşîret sâhibidir kim on bin tüfeng-endâza mâlikdir. Ve Ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘atdan olup huzûr-ı Hakk'a sâlikdir. Dâ’imâ Derbend-i Mâşa'dan Acem haddine geçüp Sultâniyye kal‘asın Sencer şehrin ve Zengân şehrin urup Hemedân ve Dergezîn'e varınca diyâr-ı Acem'i talava vurur bir Haydar-ı Kerrâr Sarılı'dır ve cümle aşîretleri dahi Sünnî gâzîlerdir. Ve şehri cümle iki {bin} hâne-i müfîd ü muhtasardır. Câmi‘i ve hânı ve hammâmı ve çârsû-yı bâzârı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 372a ·
metinde göster ·
Paşa gazab-âlûd olup eydir: "Bire sefîh oğlan, senin ne
haddin
var kim mîr-i mîrân [ü] vüzerâlara zebân-dırâzlık edersin" deyü eline hezârân d …
Paşa gazab-âlûd olup eydir: "Bire sefîh oğlan, senin ne haddin var kim mîr-i mîrân [ü] vüzerâlara zebân-dırâzlık edersin" deyü eline hezârân deyneği alup Osmân Ağa'yı döğe döğe girşend edüp "Kaldır şu sefîhi" deyüp Osmân Ağa'yı taşra çıkarup haps etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… idüp havâlar mu‘tedil olmağa başladı, ammâ bu şehr-i Fohşan vilâyet-i Boğdan'ın
haddinde
olmağile bizimle gelen Boğdan beği tarafından Kalga Sultânımıza ve yalı ağamıza …
Menzil-i şehr-i Fohşan'da Fohşan nehrin bu kadar mâl-ı ganâ’imle ayakdan geçüp karşu tarafda şehr-i Fohşan içre konuldukda mukaddemâ Eflâk diyârında alınan esîr ve mâl-ı ganâ’imleri on bin yiğit ile Batır Ağa'ya teslîm olunup Kırım'a gitmeğe me’mûr olmuşdu. Hamd-i Hudâ cümlesine selâmetle bu Fohşan şehrinde râst gelüp bir yere cümle asker gelüp deryâ-misâl asâkir-i nusret-me’ser olduk, ammâ on bin araba yükü mâl-ı ganâ’imlerimiz olup ayağımıza bağ oldu, ammâ yüreğimiz tâze tâze yağ olup esîrlere dâğ üzre dâğ-ı derûnlar olup bir gece bu şehr-i Fohşan'da âsûde hâl yatup şiddet-i şitâ dahi gidüp havâlar mu‘tedil olmağa başladı, ammâ bu şehr-i Fohşan vilâyet-i Boğdan'ın haddinde olmağile bizimle gelen Boğdan beği tarafından Kalga Sultânımıza ve yalı ağamıza ve sâ’ir zor-batır iş erlerine ve ot ağalarına ve kart kişilere bî-hisâb hedâyâlar gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 104b ·
metinde göster ·
… acâ’ib manastır-ı kıssîsân-ı millet-i Mesîhiyyedir kim elbette her müsâfirînin
haddine
göre bir hedâyâ vermeleri mukarrerdir.
Kıratova ile Eğridere mâbeyninde evce peyveste olmuş bir kûh-ı ser-bülenddir kim evc-i âsumâna kad çekmiş dıraht-ı müntehâlar var kim misli meğer Ravna ve Çernik dağlarında ola. Ve bu cebel-i bâlâda me‘âdin-i hadîd lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâdır. Ve bu kûh-ı bülendin tâ zirve-i a‘lâsında kefere zu‘munca Hazret-i İsâ havâriyyûnlarından şem‘ûn-ı Safâ makâmı ola bir deyr-i azîm vardır kim bir kâr-ı kadîm ve bir deyr-i adîm olduğuna âsâr-ı binâsı şâhiddir. Anda olan ruhbânların pençe-i âfitâb muğpîçeleri âyende vü revendelerin önüne durup hidmet ederler, ammâ bize hidmet etmediler. Ve niçe yüz hânelerinde müsâfirîn içün dîbâ ve şîb ve zerbâf döşek ve yorkanları akmişe-i fâhiredendir. Her şeb yüz iki yüz âdem piyâde ve esb-süvârlar gelüp ayş u işretler edüp her birine gûnâ-gûn i‘zâz ü ikrâmlar ile tîb ü [tatyîb-i] hâtır ederler bir acâ’ib manastır-ı kıssîsân-ı millet-i Mesîhiyyedir kim elbette her müsâfirînin haddine göre bir hedâyâ vermeleri mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 173b ·
metinde göster ·
zâtında evsâfdan ve mersiyeden müberrâ bir Seydî Ahmed Paşa idi kim zamânın Rüs …
Hadd-i zâtında evsâfdan ve mersiyeden müberrâ bir Seydî Ahmed Paşa idi kim zamânın Rüstem-i Restân'ı ve Sâm-ı Nerîmân'ı idi ve cemî‘i düşmanın gûş-ı hûşlarına mengûş idi. Her diyârın düşmanları ru‘b u bîmlerinden cemî‘i küffârlar hâne-berdûş olmuşlardı, ammâ takdîr-i Lem-yezel'in ezelü'l-âzâli böyle idi kim dest-i İslâm'da hürr-i şehîd ola. Eğer bu kârhâne-i kadîm içre birkaç sene dahi şemşîrbâzlık etmesi mukadder olmuş olsa sene-i âtîde ne Erdel ve ne Nemse ve ne Orta Macar ve ne Leh ve ne Çeh ve ne İsfaç diyârlarını vücûd-ı sahîfe-i rûzâr-ı zorkâr-ı dehr-i denîde komayup seyf-i Muhammedî ile keferelerinin vücûdların hakk edüp dâr [u] diyârların küfr [u] dalâletden kurtarup memâlik-i İslâmiyye'ye zamm olunup tâ Kızıl Elma'ya gitmesi mukarrer idi, lâkin Cenâb-ı Bârî'nin irâdet-i aliyyesi böyle imiş. Bu tasvîrât-ı melhûzâtda Âl-i Osmân karîbleri ve nedîm-i hâsları sû’-i tedbîr etdiler. Emr-i Hudâ böyle imiş. Bu tasvîrât-ı melhûzâtda Âl-i Osmân karîbleri ve nedîm-i hâsları sû-i tedbîr etdiler. Emr-i Hudâ böyle imiş. Çün bu dehr-i denî ganî ve fakîre ve cüvân u pîre ve emîn ü vezîre cây-ı karâr değildir. Beyt-i müstezâd:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186b ·
metinde göster ·
… ühimmât [u] levâzımâtların vefreti ve içinde olan kefere vü fecerelerin kesreti
hadd-i
ihsâdan mütecâvizdir. Bu kal‘a fethinde su‘ûbet çekersiz belkim bir gece içerde …
"Derûn-ı kal‘ada yedi nâhiye askeri cümle on sekiz bin Hıristiyan askerdir ve sâ’ir re‘âyâ vü berâyâsı bî-hisâbdır. Ve bunda olan yat [u] yarağ ve cebehâne ve mühimmât [u] levâzımâtların vefreti ve içinde olan kefere vü fecerelerin kesreti hadd-i ihsâdan mütecâvizdir. Bu kal‘a fethinde su‘ûbet çekersiz belkim bir gece içerden küffâr şeb-hûn ede, zîrâ bir kerre Leh kralına eyle edüp Leh askerin kal‘a altından kaçırup kal‘ayı Leh elinden halâs etmişlerdir" deyü giriftâr olan diller böyle haber verdiklerinde dillerin dilleri bedenlerinden cüdâ, ba‘zısı bî-dinleri uğuruna fedâ olunup Seykel kal‘ası altına ol şiddet-i hârda cânib-i erba‘aya karavullar ta‘yîn olunup meks olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23a ·
metinde göster ·
… Rûm derler. Sarâybosna Ebü'l-feth binâsıdır. Bir Sarây şehri dahi iklîm-i seb‘a
haddinde
Maskov diyârında Balu Hân kurbunda Sarây-ı Kazan vardır, ammâ bu kasaba-i [Sa]r …
Sitâyiş-i menzil-i kasaba-i müzeyyen Sarây: Sene (---) târîhinde Gâzî Hudâvendigâr Edirne şehrin feth etdikden sonra bu cây-ı menâsda ârâmgâh [u] şikârgâh olmak içün bir sarây inşâ etdiğiyçün hâlâ kasaba-i Sarây-ı Rûm derler. Sarâybosna Ebü'l-feth binâsıdır. Bir Sarây şehri dahi iklîm-i seb‘a haddinde Maskov diyârında Balu Hân kurbunda Sarây-ı Kazan vardır, ammâ bu kasaba-i [Sa]rây-ı Rûm Vize sancağı hâkinde Vize beğinin hâssı olup voyvadası hâkimdir ve yüz elli akçe kazâdır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi vardır, ammâ gayri hâkimleri yokdur. Bu bir küçük kasabacıkdır. Cümle sekiz yüz aded cinîn-i gaytânlı ve müşebbek bostânlı ve serâpâ kiremitli hânelerdir. Ve cümle (---) aded mihrâbdır. Cümleden çârşû başında (---)(---) câmi‘inin kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 42b ·
metinde göster ·
… rdır. Ve bir zâbiti şehir kethudâsıdır ve bir âmili bâğ ağasıdır kim bâğlarının
hadd-i
nihâyeti yokdur.
Bir hâkimi dahi kapudandır. On pâre firkatesi ve üç yüz levendâtıyla Tuna deryâsı üzre cezîre cezîre gezüp haydudları dutup katl eder, a‘lâ hükûmetdir, Vidin kapudanı nâmıyla iştihâr bulmuşdur. Bir hâkimi dahi gümrük emînidir ve bir hâkimi harâc ağasıdır ve bir hâkimi şehir subaşı ağasıdır ve bir hâkimi kal‘a dizdârıdır ve bir hâkimi sipâh kethudâyeridir ve bir hâkimi yeniçeri serdârıdır ve bir hâkimi muhtesib ağasıdır. Ve bir zâbiti bâcdârdır kim Eflak'dan niçe kerre yüz bin kaya tuz gelir ve niçe kerre yüz bin aded morina ve mersin balıkları gelüp anlardan ve cümle gelüp giden metâ‘dan bâc u bâzâr alır mîrî mâl verir bâcdâr mâldâr hazînedârdır. Ve bir zâbiti şehir kethudâsıdır ve bir âmili bâğ ağasıdır kim bâğlarının hadd-i nihâyeti yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
… yle gelen asâkir-i İslâm'ın aldıkları mâl-ı firâvânın ve üsârâ-yı bî-pâyânın ne
haddi
ve ne hasrı var. Hattâ şol mertebe bî-hadd [ü] bî-kıyâs esîr-i nâs var idi kim …
Ve bu altı koldan mâl-ı ganâ’imiyle gelen asâkir-i İslâm'ın aldıkları mâl-ı firâvânın ve üsârâ-yı bî-pâyânın ne haddi ve ne hasrı var. Hattâ şol mertebe bî-hadd [ü] bî-kıyâs esîr-i nâs var idi kim niçesinin esîrleri firâr edüp ordu içre bir kesde karâr ederdi, sâhibi aslâ aramayup giderdi. Tâ bu mertebe üsârâların kesretleri var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115a ·
metinde göster ·
… ola. Ve bal suyu memdûhdur ve sâ’ir meyvesi gâyet çokdur, zîrâ bâğ u bâğçesine
hadd-i
nihâyet yokdur. (---)(---)(---)(---)(---)
Memdûhâtından, beşer onar vukıyye gelir beyâz sipov Macar somunu ekmeği olur kim misli meğer diyâr-ı Erdel'de ola. Ve bal suyu memdûhdur ve sâ’ir meyvesi gâyet çokdur, zîrâ bâğ u bâğçesine hadd-i nihâyet yokdur. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 12a ·
metinde göster ·