… ---) (---)(---)(---)(---)(---) Ammâ bu haremin kıble kapusu Hudâ-yı Müte‘âl
hakkıyçün bir
diyârda misli yok altun-misâl bir pirinc kapudur. Kaddi on iki zirâ‘dır. Üstâd- …
Ve bu harem tûlen ve arzen (---) ayakdır ve üç aded bâb-ı kebîri vardır. Sol kapusu üzre târîhi (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve sağ yan kapu üzre târîhi (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve harem kıble kapusu üzre târîhi (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Ammâ bu haremin kıble kapusu Hudâ-yı Müte‘âl hakkıyçün bir diyârda misli yok altun-misâl bir pirinc kapudur. Kaddi on iki zirâ‘dır. Üstâd-ı zerger kâr-ı iksîrin ayân u beyân içün bir bâb-ı sa‘âdet etmiş kim gûyâ Bâb-ı Mu‘allâdır kim im‘ân-ı nazar ile dikkat edenler vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60b ·
metinde göster ·
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… ersiz" dediklerinde Murâd Hân pes u perdeden bir çaşıt gönderüp gelüp görse kim
hakkâ bir
binâ-yı azîm, ammâ kal‘a değil, bir bıtrîkgâh kim rûy-ı arzda misli yok. Gelüp …
"Pâdişâhım, Lipul sizden me’zûn olup bir kal‘a-i metîn binâ etmişdir kim bizzât cenâbınız deryâ-misâl asker ile varsanız feth etmede usret çekersiz" dediklerinde Murâd Hân pes u perdeden bir çaşıt gönderüp gelüp görse kim hakkâ bir binâ-yı azîm, ammâ kal‘a değil, bir bıtrîkgâh kim rûy-ı arzda misli yok. Gelüp pâdişâha bu deyr-i musanna‘ın tarz [u] tavr-ı resmin gören âdem bir bir ta‘rîf ü tavsîf etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
… ş ve karındaşı idim. Ve dükeli ezmânda nedîm-i hâssı ve muhâtabı idim. Ve hakîr
hakkında bir
kelâm-ı mürrin aslâ işitmedim. Her bâr lütf-i şermende ve bende ve hâkister-efk …
Ve bir kimesneye şetm-ı fâhiş etmek ebedü'l-ebed mu‘tâdları değil idi. Hattâ bir kimesneye gâyet elem-zede olsa "Bire hayâsız, bire nâmerd" lafzından mâ‘adâ bir lafz-ı kabîh elfâz-ı dürer-bârlarından sâdır olmamışdı. Ve hakîr dâ’imâ hüsn-i rızâları ile olup bir ân izn-i şerîflerinden gayri yerde hareket etmezdim. Ve dâ’imâ râzdaş ve sırdaş ve hâldaş ve yoldaş ve karındaşı idim. Ve dükeli ezmânda nedîm-i hâssı ve muhâtabı idim. Ve hakîr hakkında bir kelâm-ı mürrin aslâ işitmedim. Her bâr lütf-i şermende ve bende ve hâkister-efkendesi idim. Hemân Cenâb-ı Bârî garîk garîk-i rahmet eyleye. Şimden gerü bize düşen anlara hayr du‘âdır. Rahmetullâhi aleyh. Rûhiyçün Allâh rızâsıyçün el-fâtiha. (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 46a ·
metinde göster ·
büyük meydân kubbe kubbe halk olunmuş bir dıraht-ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Gerçi …
Hakkâ bir büyük meydân kubbe kubbe halk olunmuş bir dıraht-ı ibret-nümâ-yı azîmdir. Gerçi Akdeniz içre İstanköy cezîresinin kal‘a kapusu önündeki meydândaki çınar ağacı ve cezîre-i Mora'da Ballıbadra kal‘ası bâğçeleri içindeki servî ağacı ve Bosna eyâletinde Ravna dağı içindeki gürgen ağacı ve niçe bin gûne dıraht-ı azîmler seyr [ü] temâşâ etdim, ammâ bu zikr olunan dıraht-ı azîmler bu Âdemî vilâyetinde halk olunan şecere-i tayyibenin bir nihâli olamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… edâların ve mükerrer mükerrer azl [u] nasbların birer birer tahrîr eylesem Hudâ
hakkıyçün bir
Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ tatvîl-i kelâma ne hâce …
Ve eğer bu kal‘a-i ibret-nümâ altında rûz-merre manzûrûmuz olduğu üzre cemî‘i vekâyi‘ât, tebdîlât, tağyîrâtı ve ahvâlât-ı a‘yân, eşrâf, vüzerâ ve vükelâ ve mîr-i mîrânların şühedâların ve mükerrer mükerrer azl [u] nasbların birer birer tahrîr eylesem Hudâ hakkıyçün bir Kâmûs-u Ahterî lügati kadar kitâb-ı müdevven olur, ammâ tatvîl-i kelâma ne hâcet. Ancak hemân müfîd [ü] muhtasar tahrîre şürû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a ·
metinde göster ·
… vz u şâzrevânlar ve hammâmlar ve matbah ve niçe gûne imâretler inşâ olunup Hudâ
hakkıyçün bir
ânda bir yeni şehr-i azîm binâ olundu kim ta‘bîr olunmaz.
Ve 1080 ibtidâsından "Aşağıdaki ordu-yı İslâm kal‘a altına göç etsinler" deyü fermân-ı Sadrıa‘zam sâdır olunca bu kadar bin dükkân ve bu kadar bin hânedânlar cümle göçüp kal‘a altında meks edince mel‘ûn küffâr yedi gün yedi gece tekrâr kudurup asker-i İslâma göz açdırmayup eyle toplar ve muşkat ve kumbaralar urdu kim bir vecih ile tahrîri kâbil değildir. Ammâ lağımları atılmadığından cemî‘i asâkir-i İslâmın ve cümle ehl-i hıref esnâfâtın ve cümle hânedân sâhiblerinin küffârın bu mertebe top ve kumbara atdıkları aynlarına gelmeyüp evlerinin ve dükkânlarının önlerine sedd-i Ye’cûc-misâl siperler binâ edüp ve gûnâ-gûn müte‘addid odalar ve havz u şâzrevânlar ve hammâmlar ve matbah ve niçe gûne imâretler inşâ olunup Hudâ hakkıyçün bir ânda bir yeni şehr-i azîm binâ olundu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301a ·
metinde göster ·
"Bire safâ geldin Evliyâ Çelebi, bire hoş geldin Evliyâ Efendi. Bu ne hâldir, bak senin dünkü gün defn etdiğimiz Arab bu gece mezârdan taşra kefeniyle bir keçi çıkdı" dediklerinde gördüm ki hakkâ bir siyâh keçi. Sübhânallâh deyüp âlem-i hayretde kaldım. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339b ·
metinde göster ·
… arın çember ile yüzlerin kıl nikâb ile setr edüp gâyet mestûrelerdir. Bir avret
hakkında bir
yâve cevâb işitseler vâkıf-ı esrâr olup ol ân katl ederler, zîrâ halkı âr u gay …
Ve mahbûb u mahbûbesi şöhre-i şehr olmuşdur. Ve cümle zenânesi ehl-i perdedir. gûyâ ki Râbi‘a-i Adeviyye'dir. Cümle çuka ferrâce geyüp ayaklarına kırmızı katîfe düğme çakşır geyüp başların çember ile yüzlerin kıl nikâb ile setr edüp gâyet mestûrelerdir. Bir avret hakkında bir yâve cevâb işitseler vâkıf-ı esrâr olup ol ân katl ederler, zîrâ halkı âr u gayret sâhibleridir ve gâyet garîb-dostlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y121b ·
metinde göster ·
vîrân şehrin evsâfında meze yokdur. Ammâ dünyâ fânî olup "Mülk benimdir" deyü b …
Ve hakkâ bir vîrân şehrin evsâfında meze yokdur. Ammâ dünyâ fânî olup "Mülk benimdir" deyü böyle binâ edenlere nush u pend olsun içün kilk-i cevâhirimizi zebân-ı hâle getirüp kıyl [ü] kâl etdik. Ve Arapça âyetin kâl edüp dibelik mâsivâdan el çekmeğe kemer-beste olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y150b ·
metinde göster ·
tevârîhde dahi gördüm. Sedd-i Ye’cûc'u ve Mısır'da İskenderiyye kal‘asın binâ e …
Ammâ [[(---) (---) (---)]] hakkında bir tevârîhde dahi gördüm. Sedd-i Ye’cûc'u ve Mısır'da İskenderiyye kal‘asın binâ eden İskender-i Zülkarneyn'dir. İbn [[(---) (---) (---)]] ibn Tarh(?) ibn Yâfes ibn Nûh aleyhisselâmdır. Ve bir kavilde İskender ibn Dârâp ibn Behmen ibn İsfendiyâr'dır. Dârâ [[(---) (---) (---)]]
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y11a ·
metinde göster ·
… et-i Risâlet asrında ashâb-ı Resûlullâh bu Yemen'e nakl etmişlerdir. Zîrâ Yemen
hakkında bir
hadîs-i şerîf vardır. Aleyküm (---)(---)(---)(---)(---)(---). Ve keremât z …
Ve bu âhâlî-i Yemen gâyet sulehâ-yı ümmetdirler, çoğu şürefâdır. Ekseri evlâd-ı Sahâbe-i kirâmdır. Zîrâ Hazret-i Risâlet asrında ashâb-ı Resûlullâh bu Yemen'e nakl etmişlerdir. Zîrâ Yemen hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Aleyküm (---)(---)(---)(---)(---)(---). Ve keremât zâhir olmuş niçe kibâr-ı evliyâullâhlar âşikâre. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y26a ·
metinde göster ·
mazmûnunca cümle mevtânın muhtâc oldukları Furkân-ı Mecîd'i rûh-ı şerîfleriyçün tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik ki züvvâr hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Hadîs:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y262b ·
metinde göster ·