… ninde çâr-kûşe rengâmîz bir sahra-i şerîf var kim Cenâb-ı Bârî yed-i kudretiyle
halk edüp
kudretin ızhâr etmiş bir vâcibü's-seyr sahratullâhdır.
Ve mihrâbın sol tarafındaki pençere mâbeyninde çâr-kûşe rengâmîz bir sahra-i şerîf var kim Cenâb-ı Bârî yed-i kudretiyle halk edüp kudretin ızhâr etmiş bir vâcibü's-seyr sahratullâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60a ·
metinde göster ·
… s ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm
halk edüp
elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Z …
Esnâf-ı elmâs-bür ya‘nî hakkâk-i elmâs: Kârhâne yedi, neferât kırk beş adeddir. Bunların ma‘rifeti bir esnâfa benzemezdir. Kara taşdan elmâs-ı hâmları pâre pâre çıkarup her parçasın kurşumlu direfşler içine koyup âdem çevirir dollâblar üzre koyup yine kurşumdan çarhlarda elmâs bürâdeleri eğüp hâm elmâslar çarhlar üzre deverân ede ede berrâk olur. Ba‘dehu yine bir cânibin kurşuma koyup ol tarafı dahi pâk olur. Murâdı üzre çâr-kûşe mi ve bâdemî mi ve şeşhâne ederse edüp pâk eder görmeğe muhtâc bir çarh-ı dollâblı kârhânedir. Zîrâ elmâs ol kadar sengîn ve berkdir kim kurşum ne kadar nerm ise Cenâb-ı Bârî ana hasm halk edüp elmâsı kurşum hakk eder, aceb hikmetdir. Ve elmâsdan zî-kıymet cevher yokdur. Zîrâ (---) diyârda ma‘deni azdır. Âteşe girdikce berrâk olur. Altun dahi âteşde pâk olur. Anıniçün bu iki ma‘den "Yâ Azîz" ismine mazhar olup azîz [u] makbûl olmuşlardır. Ammâ sâ’ir cevâhirler âteşden cümle fenâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187b ·
metinde göster ·
… ve sarı pirinc tenekeler ve'l-hâsıl edîm-i arzda Hallâk-ı âlem ne kadar ma‘âdin
halk edüp
benî âdemin kârıyla ne kadar eşyâ-yı 197b musanna‘-ı zî-kıymet var ise bu att …
Esnâf-ı attârân-ı Yahûdân: Dükkân 200, neferât 400, pîrleri yine Hüsâm bin Abdullâh-i Basravî'dir. Bunların cümle dükkânları Tahta'l-kal‘a'da ve Mahmûdpaşa çârşûsunda ve hânı'nda ankâ Yahûdîler'dir. Gûnâ-gûn İngilis boyalarından sülüğen ve zencifne ve lök ve isfîdâc ve lâzüverd misilli boyalar ve demir teller ve sarı pirinc tenekeler ve'l-hâsıl edîm-i arzda Hallâk-ı âlem ne kadar ma‘âdin halk edüp benî âdemin kârıyla ne kadar eşyâ-yı 197b musanna‘-ı zî-kıymet var ise bu attârlarda bî-kıymet bulunur, gâyet ankâ bâzergânlardır. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a–197b ·
metinde göster ·
Evvelâ Hâlık-ı eflâk, Rabbu'l-‘ızze yüz kırk sekiz cibâl-i azîm
halk edüp
rûy-ı zemîne kilid urmuşdur kim vech-i arza zelzele vâkı‘ oldukda bu dağlar mis …
Evvelâ Hâlık-ı eflâk, Rabbu'l-‘ızze yüz kırk sekiz cibâl-i azîm halk edüp rûy-ı zemîne kilid urmuşdur kim vech-i arza zelzele vâkı‘ oldukda bu dağlar mismâr gibi zemîni zabt eder. Bu kûh-ı azîmlerin hakkında Hallâk-ı âlem Kur’ân-ı Azîm'inde buyurur. Âyet Arapça buyurmuşlardır. Tefsîr-i şerîfinde "mekâlîd", kilid ile tefsîr olunmuşdur. Ya‘nî "Habîbim, biz dağları yer yüzüne kilid gibi kilidleyüp halk etmişiz", diğer âyet-i şerîf Arapça âyetleri bu ma‘nâyı îhâm eder. Ve seyyâhân-ı hukemâ-yı kudemâ eyle vâkıf-ı esrâr olup yazmışlar kim "İklîm-i evvelde 19 cebel-i azîmdir, iklîm-i sânide 27 cebeldir, iklîm-i sâlisde 31 cebeldir, iklim-i râbi‘de 24 kûhdur, iklîm-i hâmisde 29 cebeldir, iklîm-i sâdisde 36 dağdır, iklîm sâbi‘de 32 cibâl-i azîmlerdir" deyü cümle coğrâfiyye, Atlas Minor'da, Paya Monat'da (?) ve cümle hey’et kitâblarında bu cebel-i azîmler böyle tahrîr olunmuşdur. Ammâ cümle cebellerin başı Cebel-i "Kâf"dır kim Cenâb-ı Bârî, hakkında âyet Arapça âyeti nâzil olmuşdur kim cebel-i Kâf dünyayı ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 229b ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı ibtidâ tulû‘-ı kavm-i Abaza : Bi-kavli müverrih-i Tuhfe eydür: Kaçan kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Âdem'i edîm-i arzda yed-i kudretiyle halk etdikde Tatar sıfatlı halk edüp cennet-i me’vâsında civârına da‘vet edüp cümle melâ’ikeye emr 256a edüp Âdem'e secde etdiler, illâ İblis-i telbîs secde etmediğine delîl-i kat‘î âyet Arapça âyeti bürhândır. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî'nin [i]râdet-i ezelîsi ol imiş kim, Hazret-i Âdem belinden Hazret-i Risâleti getirüp rûy-ı arzda hâtemü'l-enbiyâ ve şefî‘-i dâreyn ide. Hazret-i Âdem'i gendüm bahânesiyle yer yüzüne indirüp Hindistân'da cezîre-i Serendil'de niçe zaman mücerred sâkin olup ba‘dehû Mekke-i Mükerreme'de Cebel-i Arafat'da Hazret-i Havvâ ile buluşduğuyçün Cebel-i Arefe dediler. Bi-kavli Muhammed ibn İshâk; Hazret-i Havvâ'dan kırk bin evlâdı Tatar sıfatında olup evlâd evlâd münteşir-i âlem oldu. Cennet'de Âdem Safîyy Lisân-ı Arabî ve Pârisî kelimât ederken rûy-ı arza hübût edince nisyândan Lisân-ı Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbri ve Süryânî ve Dehaklı ve Derî lisânları kelimât ederlerdi kim hâlâ diyâr-ı Kuncistân'da ve Berberistân'da ve sa’ir karalar vilâyetlerinde tekellüm olunan elsine-i muhtelifelerdir. Tâ Tûfân-ı Nûh'a dek bu elsineler ile tekellüm edüp geçinirlerdi. Ba‘de't-tûfan Hazret-i {Nûh evlâdlarından Hâm ve Sâm ve Yâfes evlâdlarından cümle yetmiş iki millet ve yetmiş iki lisân peydâ oldu. Andan Hazret-i} İsmâ‘îl'de lisân-ı Arabî ve Fârisî istimâ‘ oldu. Andan sonra rûy-ı arza ecnâs-ı mahlûkât müstevlî olup elsine-i muhtelifeler şâyi‘ olup her diyârda birer lisân peydâ oldu. Ammâ ibtidâ lisân-ı gûnâ-gûn peydâ eden Hazret-i İdrîs'dir. Zîrâ Cenâb-ı Bârî ibtidâ ana niçe bin ilm ihsân edüp kâtib idi. Vahy ile nâzil olan suhufları tahrîr edüp mücelled ederdi. Kable't-tûfân cemi‘î kütüblerin Mısr-ı Atîk'in cânib-i garbında nehr-i Nîl aşırı cebel-i Heremeyendir kim anlara hâlâ Fir‘avn dağları derler, galatdır. Tûfândan mukaddem binâ eden Sarıd-ı köhnedir. Hazret-i İdrîs'in cümle kitâbların bu cebelde pinhân edüp ba‘de't-tûfân ol kitâbları çukarup cemî‘î hukemâ-yı kudemâlar tilâvet ederek yüz kırk yedi lisân-ı gûnâ-gûn andan münteşir olup İsmâ‘îl Nebî'den Arabî ve Fârisî zuhûr etdi. Hazret-i Ays'dan lisân-ı Türkî şâyi‘ oldu kim lisân-ı Tatar'dır. Hulâsa-i kelâm Arab ve Tatar'dan Cenâb-ı Hak bu cihânı (---) aded kavm-i gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b–256a ·
metinde göster ·
kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet te …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
… î-sütûn-ı ibret-nümûn: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzda yüz kırk sekiz dağ
halk edüp
Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde cemî‘i müfessirîn lûgat-i mekâlîdi, "kilid" v …
Sitâyiş-i kûh-ı Bî-sütûn-ı ibret-nümûn: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzda yüz kırk sekiz dağ halk edüp Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde cemî‘i müfessirîn lûgat-i mekâlîdi, "kilid" ve "cebel" ma‘nâsıyla tefsîr edüp cümle hukemâ-yı kudemâ yüz kırk dağ-ı azîmler bulmuşlar. Biri de bu kûh-ı Bî-sütûn'dur, demişler. Lâkin kûh-ı Elburz gibi ve kûh-ı Samur gibi ve kûh-ı Sübhân gibi ve kûh-ı Ercîş gibi âlî dağ değildir. Ammâ ibret-nümâ olduğu cihetle meşhûr-ı âfâk kûh-ı bülend-i bî-tâkdır. Meselâ Âd kavmi mi yâhûd Semûd kavmi mi bu kûhun altını kesmişler, altına niçe bin asker devâbâtıyla girse yerim dar demez. Altında havz-ı azîmler ve kâ‘a-i kadîmler ve niçe kerre yüz bin hûş u tuyûr-ı gûnâ-gûnun âşiyânları var. Âdem bir kerre bu kûh altında "Hû!..." dise dağlar ra‘d gibi gürleyüp âdemin zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309a ·
metinde göster ·
Allahu Ta‘âlâ âlimu's-sırrı ve'l-hafiyyâtdır kim bu hakîr-i pür-taksîr bu âna dek Arab u Acem'de ve yedi sene kralların papinte hatlarıyla kâfiristânda beş on hizmetkârlarımla ve küheylân atlarımla bu kadar sene seyâhat etdiğim memâlik-i mahrûselerde bu kadar krallar huzûrunda ve bu Acem hânları pîşinde Vallahi ve Billahi ve Tallahi bir katre şarâb ve arak nûş etmek müyesser olmamışdır. Hattâ Âl-i Osmân diyârında cemî‘i a‘yân-ı meclisde kahve ve tütün mubâh iken Vallahi'l-azîm anları nûş etmek müyesser olmamışdır. Hamd-i Hudâ âlem-i sabâvetimden beri Cenâb-ı Bârî böyle ârî halk edüp yârî kıldı kim selîkam cânib-i seyâhate düşürüp geşt [ü] güzâr-ı cihân etmedeyim. Hemân Hudâ-yı Lem-yezel sıhhat vire.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
… ne sadede rücû‘ idelim. Çünkim Cenâb-ı Allah yer ile gök arasında kavm-i tuyûru
halk edüp
anlardan sonra kavm-i sekali ya‘nî kavm-i ecinnenin envâ‘ın halk etdi kim bâlâd …
Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ idelim. Çünkim Cenâb-ı Allah yer ile gök arasında kavm-i tuyûru halk edüp anlardan sonra kavm-i sekali ya‘nî kavm-i ecinnenin envâ‘ın halk etdi kim bâlâda tahrîr olunduğu üzre yetmiş kavmi müslim ervâh-ı tayyibedir ve yetmiş kavmi habîse keferelerdir denmişdi. Bunlardan sonra kavm-i Câbülkâ hisâbın Allah bilür. Mi‘râc-ı berrîn gicesi Hazret-i Risâlet'e bunlar îmân getirmişlerdir. Bunlar dahi Âdem Nebî'den evvel halk olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 397a ·
metinde göster ·
… zlardır, ammâ bunların bu derdlerine devâ olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın
halk edüp
meyvesinin yağın sürünürler ve yaprağının suyun yüzlerine ve gözlerine dürtünür …
Hikmet-i Hudâ fireng uyuzu dedikleri bu Fiyameng diyârına mahsûsdur. Gerçi cümle fireng uyuzlardır, ammâ bunların bu derdlerine devâ olmağiçün Cenâb-ı Hak bu nilva ağacın halk edüp meyvesinin yağın sürünürler ve yaprağının suyun yüzlerine ve gözlerine dürtünürler. Hattâ hakîr teberrüken berk-i bârından getirüp esvâblar içine kodum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… e esbâbehû" kelâmı üzre bir gün Cenâb-ı Bârî bu kal‘a-i Kotur fethinin esbâbını
halk edüp
elbette feth olur, ammâ "El-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ" dır. Elbette Feyyâz-ı …
Ammâ "İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehû" kelâmı üzre bir gün Cenâb-ı Bârî bu kal‘a-i Kotur fethinin esbâbını halk edüp elbette feth olur, ammâ "El-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ" dır. Elbette Feyyâz-ı Mutlak anın vaktini bilir. Ol vakit oldukda bir sehel bahâneyle feth olur. Ammâ fethi müyesser olsa yedi sancak yerde ümmet-i Muhammed şûr-ı şerr-i kâfirden emîn ü sâlim olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158a ·
metinde göster ·
… mahlûkun mürebbîsi olup cemî‘i ibâdına bu rûy-i arzı mesken [ü] me’vâ olmağiçün
halk edüp
tavattun etdirüp herkese kadrine göre takdîr etdiği ni‘met-i nefîselerin verir …
Âyet, sûre-i (---)Arapça nassı mazmûnu üzre cemî‘i mahlûkun mürebbîsi olup cemî‘i ibâdına bu rûy-i arzı mesken [ü] me’vâ olmağiçün halk edüp tavattun etdirüp herkese kadrine göre takdîr etdiği ni‘met-i nefîselerin verir kim âyet, sûre-i (---)Arapça mâ-sadakı üzre cemî‘i ins ü sakalân ve cemî‘i mahlûk-ı Hudâ'nın Hâlık'ı Râzıki'ı Hâlık-ı Kevneyn ve her mebde-i eşyâdır, ammâ cemî‘i kullarını birer gûne endîşe-i hâma düşürüp her biri bir sevdâ ile bir ser-i kârda halk olundukda bu abd-i kemter Evliyâ-yı bî-riyâya ezel-i âzâlde seyâhat takdîr olunup âyet, sûre-i (---)Arapça nassı üzre ve âyet, sûre-i (---)Arapça fehvâsınca ve sûre-i (---)Arapça nass-ı kâtı‘ları fermânına bu hakîr-i ez‘afu'l-ibâd mazhar düşüp cihân-geşt olduk. Zîrâ, beyt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·
… en Cenâb-ı Bârî Resûl'ün esirgeyüp ol ân cesed-i şerîfin hıfz içün kabak ağacın
halk edüp
ol ulu berkleri Hazret-i Yûnus üzre sâyebân olur. Hâlâ âsitânesi etrâfında ol y …
Hakîkat leb-i deryâda bir küçük kubbedir, ammâ yine mesciddir. Kendüleri kubbenin kapusu önünde bir kumsal yerde beyâz kireç ile mebnî bir merkad-i pür envârıyçün cümle ulemâ-yı Sayda kabr-i Yûnus oldur, derler. Ve bu Hazret-i Yûnus merkadi olduğuna bu dahi delîldir kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Risâlet'e Hazret-i Yûnus hakkında alâ-tarîku'l-hikâye bu âyet-i şerîfi nâzil etmişdir. El-âye[t]: Arapça buyuruşlardır kim Hazret-i Yûnus uryân balık karnından çıkup uryânen bî-tâb ü bî-mecâl şiddet-i harâretde yatırken Cenâb-ı Bârî Resûl'ün esirgeyüp ol ân cesed-i şerîfin hıfz içün kabak ağacın halk edüp ol ulu berkleri Hazret-i Yûnus üzre sâyebân olur. Hâlâ âsitânesi etrâfında ol yaktîn-i beyâbândan geçilmez. Ve cezîre-i Sakız'dan gayri diyârda sakız dırahtları olmazken niçe sakız dırahtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y192a ·
metinde göster ·
"Bu taş içindeki sûreti Cenâb-ı izzet bana akrabâ olan Hazret-i Yahyâ sûretinde
halk edüp
anı gördükde mütesellî-i hâtır olurdum. Ve bu sûretden bana sadâ gelüp benimle …
"Bu taş içindeki sûreti Cenâb-ı izzet bana akrabâ olan Hazret-i Yahyâ sûretinde halk edüp anı gördükde mütesellî-i hâtır olurdum. Ve bu sûretden bana sadâ gelüp benimle kelimât ederdi" buyurmuşlar. Hakkâ ki kudret kalemiyle tahrîr olunmuş bir sûretdir. Lisân-ı Yûnân'da Yanvan Tevârîhi vardır. Bu Beytü'l-lahm evsâfı anda mufassaldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y227a ·
metinde göster ·
zemîn karârdâde olmayup Cenâb-ı Bârî rûy-i arz üzre yüz kırk sekiz kûh-ı azîmle …
Semâvâtı duhândan halk edüp zemîn karârdâde olmayup Cenâb-ı Bârî rûy-i arz üzre yüz kırk sekiz kûh-ı azîmler halk edüp edîm-i arz kâ'im oldu. Bu cibâller hakkında Rabbü'l-İzzet Kur’ân-ı azîminde âye[t]: Arapça buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y339a ·
metinde göster ·
… emîn karârdâde olmayup Cenâb-ı Bârî rûy-i arz üzre yüz kırk sekiz kûh-ı azîmler
halk edüp
edîm-i arz kâ'im oldu. Bu cibâller hakkında Rabbü'l-İzzet Kur’ân-ı azîminde âye …
Semâvâtı duhândan halk edüp zemîn karârdâde olmayup Cenâb-ı Bârî rûy-i arz üzre yüz kırk sekiz kûh-ı azîmler halk edüp edîm-i arz kâ'im oldu. Bu cibâller hakkında Rabbü'l-İzzet Kur’ân-ı azîminde âye[t]: Arapça buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y339a ·
metinde göster ·
… nyâyı halk etmezden iki bin yıl evvel Yed-i Kudret ile kızıl yâkûtdan bir kasır
halk edüp
Cennet'de dururdu. Andan hubût-ı Âdem'den sonra Âdem'e ibâdetgâh olmağiçün yer …
Ve bu Beyt-i şerîfin ibtidâ binâsıyçün niçe gûne kîl ü kâl etmişler. Ammâ kavl-i sahîh oldur kim Cenâb-ı İzzet dünyâyı halk etmezden iki bin yıl evvel Yed-i Kudret ile kızıl yâkûtdan bir kasır halk edüp Cennet'de dururdu. Andan hubût-ı Âdem'den sonra Âdem'e ibâdetgâh olmağiçün yer yüzüne kasrı nüzûl etdirüp bu Ka‘be-i şerîf yerine vaz‘ olunup Cenâb-ı Bârî ismine Beyt-i Ma‘mûr dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y339b ·
metinde göster ·
kendi rûhundan rûh urup kâmil ü mükemmel Âdem Nebî'yi halk etdi. Ve civâriyyete …
ol sâni‘u'l-musavvir-i Lem-yezel'in hikmet-i ezelîsi kendü ilmi üzre ol imiş kim mahbûbu Muhammedü'l-Mustafâ'yı edîm-i arza getirüp benî âdem ile zemîni zeyn etmeğiçün yed-i kudretiyle ebü'l-beşer Âdem Safiyyullâh'ı türâbdan halk edüp kendi rûhundan rûh urup kâmil ü mükemmel Âdem Nebî'yi halk etdi. Ve civâriyyete lâyık edüp Cennet-i Me’vâsına koyup cemî‘i kerrûbiyânlar ile ülfet edüp hûrî ve gılmânlar ile zevk u safâ edüp bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp kelimât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1a ·
metinde göster ·