… arakuş ve devlengeç ve ukâb kuşlarının kanatları bâğlı ve cümle ellerinde altun
halliyle
münakkaş altun yaldızlı toplu kostaniçse ta‘bîr etdikleri mızrakların her biri …
Andan kâmil bin aded deli askeri, andan bin aded gönüllü ceyşi. Bu iki asker cümle pür-silâh semmûr tacları ve Sâlihli taclar kurunây taclar ve yelketî taclar ve Evrenosî taclar ve Gâzî Porçavî taclar ve Kürs İlyasî taclar ve Behlûlî taclar ve Gâzî Mihalî taclar ve Hürumî taclar ve Kâsımî taclar ve Balılı taclar ve Yahyalı yeşil kulaklı çuka taclar ve Manlifke taclar ve Arabî taclar ve Bektaşî tac-ı âfitâbîler ve tac-ı Kalenderîler giymiş iki bin aded güzîde askerin tacları üzre Sîmurg otağaları ve balıkçıl telleri ve turna telleri ve ablak deve murgu telleri ve şahin ve zağanos telleriyle mezkûr tacların zeyn edüp beş altı yüz mikdârîsi semmûr kapâniçeli ve kimi bebr ve arslan ve kaplan [u] kurd ve ayu postlu ve kimi zülfikârı çekmânlı ve kimi porçavî çekmânlı ve kimi dürhânî çekmânlı ve Dârâyî ve hârâyî ve katîfe ve kemhâ gömlekli ve her birinin arkasında miskî kartal ve karakuş ve devlengeç ve ukâb kuşlarının kanatları bâğlı ve cümle ellerinde altun halliyle münakkaş altun yaldızlı toplu kostaniçse ta‘bîr etdikleri mızrakların her biri kol kalınlığıdır ve niçe yüz Kosdaniçsenin üzerleri kurd ve ayu postu sarılmış uçları alaca harîr filandıra bayraklı asâkirlerdir kim deli bayrakları kırmızı ve yeşildir. Gönüllü bayrakları sarılı ve allıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… ardır. Güft-i sıbyân-ı hânendegân ağaç sağ tarafa salınırken cümle bir ağızdan "
Halli
sun, halli sun" deyü feryâd edüp şaka ederler. Kaçan kim ağaç sol tarafa eğilir …
Hemân bir uğra ağaçdan aşağı on aded oğlan kendüyi atınca, hemân fakîr kavak, bâr-ı sakîlden halâs olup bir kerre kırk elli aded uşak ile {kavak} gürleyüp yerden kalkup tâ öbür tarafda yere eğilüp bir derîce kadar fakîr kavak kâh sağa ve kâh sola yatup kalkup sallana sallana ber karâr olur. Ammâ bu mahalde ağaç iki tarafa hırâmânî hırâmânî bu kadar gulâmlar üzerinde iken sallandıkça tıflân-ı ebcedhânların savt-ı hazînleri ile bu gûne hânendelikleri vardır. Güft-i sıbyân-ı hânendegân ağaç sağ tarafa salınırken cümle bir ağızdan "Halli sun, halli sun" deyü feryâd edüp şaka ederler. Kaçan kim ağaç sol tarafa eğilir "Verre run, verre run" deyü âğâz ederler. Ta ki ağac-ı fakîr yine ber-karâr durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
… -i sıbyân-ı hânendegân ağaç sağ tarafa salınırken cümle bir ağızdan "Halli sun,
halli
sun" deyü feryâd edüp şaka ederler. Kaçan kim ağaç sol tarafa eğilir "Verre run …
Hemân bir uğra ağaçdan aşağı on aded oğlan kendüyi atınca, hemân fakîr kavak, bâr-ı sakîlden halâs olup bir kerre kırk elli aded uşak ile {kavak} gürleyüp yerden kalkup tâ öbür tarafda yere eğilüp bir derîce kadar fakîr kavak kâh sağa ve kâh sola yatup kalkup sallana sallana ber karâr olur. Ammâ bu mahalde ağaç iki tarafa hırâmânî hırâmânî bu kadar gulâmlar üzerinde iken sallandıkça tıflân-ı ebcedhânların savt-ı hazînleri ile bu gûne hânendelikleri vardır. Güft-i sıbyân-ı hânendegân ağaç sağ tarafa salınırken cümle bir ağızdan "Halli sun, halli sun" deyü feryâd edüp şaka ederler. Kaçan kim ağaç sol tarafa eğilir "Verre run, verre run" deyü âğâz ederler. Ta ki ağac-ı fakîr yine ber-karâr durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
… rın cümlesi aşağı atılup demin aşağı inenler bu kerre ağaç üzre kalup ol kadar "
Halli
sun" çağırırlar kim sadâları eflâke çıkar. Eğer bir hoş salınmasalar aşağıdakil …
Bu kerre demin ağaca bile çıkup ağacı aşağı eğdirüp aşağı yere inenler yine ağaca ankebût gibi tırmaşup yine ağaç bâr-ı sakîlden zemîne eğilüp yatar. Bu kerre demin ağaç üzre kalup salınanların cümlesi aşağı atılup demin aşağı inenler bu kerre ağaç üzre kalup ol kadar "Halli sun" çağırırlar kim sadâları eflâke çıkar. Eğer bir hoş salınmasalar aşağıdakiler ağaçdakilere "Hey batabnî batabnî; hey kösnî dümbelenî" deyüp el urup birbirine bu gûne şakalar ederler. Ammâ garâbet bundadır kim bir diyârın kavak ağaçları iki tarafına böyle eğilmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b ·
metinde göster ·
… ihân-ı müdakkik-i Rûm ve nükte-şinâsân-ı zevi'l-mefhûmun kavilleri üzre Târîh-i
Hallikân'da
ve Târîh-i Avân-ı Unvân'da ve Târîh-i Hıtat'da ve Takvîm-i Büldân'da bu şehreng …
Müverrihân-ı müdakkik-i Rûm ve nükte-şinâsân-ı zevi'l-mefhûmun kavilleri üzre Târîh-i Hallikân'da ve Târîh-i Avân-ı Unvân'da ve Târîh-i Hıtat'da ve Takvîm-i Büldân'da bu şehrengîz-i Gazvîn'in (---) aded ismin tahrîr etmişlerdir. Evvelâ bu şehr-i Gazvîn hakkında ehâdîs-i Nebeviyye vardır kim Dîvân-ı İmâm Yâfi‘î'de musarrahdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314a ·
metinde göster ·
diyâr-ı Rûm'da bunlar şâyi‘ eyledi ve bu kasabada türbe-i âlîsinde medfûndur. H …
Menzil-i kasaba-i Baba Nakkâş: Çatalca kazâsı hükmünde Baba Nakkâş Sultân vakfıdır. Şehri bir bayır depeye vâkı‘ olmuş beş yüz aded kiremit örtülü ma‘mûr hânedânları ve çiftlikleri var ve bir kurşum örtülü selâtîn-misâl câmi‘i ve bir medrese ve bir hân ve bir hammâm ve elli mikdârı dükkânları var. Bu hayrâtlar cümle Sultân Bâyezîd Hân'ındır, zîrâ Baba Nakkâş Sultân, Sultân Bâyezîd-i Velî musâhibi Özbekiyyü'l-asl ilm-i nakşda gûyâ Mânî ve Bihzâd imiş. Hattâ Eskisarây kapusu üzre ol münakkaş sihr-âsâr saçağı ve Sarây-ı cedîdde dîvânhâne-i Bâyezîd Hân'ın kubâbların bunlar nakş-ı bûkalemûn edüp ilm-i halli diyâr-ı Rûm'da bunlar şâyi‘ eyledi ve bu kasabada türbe-i âlîsinde medfûndur. Hâlâ bu kasaba anların maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kalem vakfıdır. Hâlâ ziyâretgâh-ı Baba Nakkâş tekyegâh-ı erbâb-ı dilân-ı Hâcegândır, kaddesenallâhu bi-sırrıhi'l-azîz. Andan 1 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51b ·
metinde göster ·
"Yok, bi-emrillâh anlar Mehdî zuhûruna dek Âyetü'l-kürsî'de Arapça 'dan Arapça 'e gelince ne kadar hurûf var ise ol kadar mülûk âl-i Osmân'dan gelüp Mısır'a ve cemî‘i kâfiristâna mâlik olup bu rûy-ı arzda küffâr kalmayup Yeni Dünyâ arzına giderler, andan eşrât-ı sâ‘at olur. Ammâ Ahmed bunda hikmet vardır, benim bî-çâre âşıklarım var idi kim hâk-i pâyime yüz sürmeğe teşne idiler, bu takrîb ile resm-i pâyime yüz sürüp murâd [u] maksûdlarına nâ’il oldular, sen dahi ed-dâll ale'l-hayr kefâ‘ilih (---) üzre savâba nâ’il oldun. Lâkin Kayıtbay'ımın gazâ mâlıyla alınan resm-i pâyim tîz Mısır'da türbesine gönder, yohsa sen bilirsin" deyü fermân edüp hall-i meclis olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y137a ·
metinde göster ·
… ara Nâ’ib cümle Urbân u uryân kara Zengîler üzre mîrlivâdır. Cümlesinin akd [ü]
halli
ve zabt [u] rabtı anın destindedir. Hükm [ü] hükûmât sâhibi zorba bir âdemdir. …
Ve hânemiz sâhibi Kara Nâ’ib cümle Urbân u uryân kara Zengîler üzre mîrlivâdır. Cümlesinin akd [ü] halli ve zabt [u] rabtı anın destindedir. Hükm [ü] hükûmât sâhibi zorba bir âdemdir. Hîn-i ma‘rekede başına yüz bin asker cem‘ etmeğe kâdirdir. İhsân [u] in‘âmı ve it‘âmiyle cümle Habeş diyârının halkını bende edüp paşayı kayd-bende çekmişdir. Cümle söz bunundur. Fortacı Ahmed Paşa bunu tarh edüp kendüsi müstakil vezîr olayım, dedi, âhir edemeyüp cihân başına dar olup Yemen'de imâma firâr etdi. Bu Kara Nâ’ib dâ’imâ bu Harkova'da sâkin olur. Ahmerü'l-levn bir arık yüzlü iri gözlü ve kaba levend sözlü fasîh Türkce bilür. Âyende ve revendeye tavuklu ve kuzulu ve yoğurtlu buğday çorbası ve darı ekmeği mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y440a ·
metinde göster ·