… iyle Üsküdar'a gelmek üzre iken Üsküdar şehrinin etrâfına bâğlar kenarına 30a
handaklar
kazmışlar.
Meğer cümle Âl-i Osmân askeri Gürcî Nebî ve Katırcızâde ve Çomar Bölükbaşı (---) nâm Celâlîler üzre sefere çıkmışlar ammâ mezkûr Celâlîler Âl-i Osmân askeri üzre yüz bin Celâliyle Üsküdar'a gelmek üzre iken Üsküdar şehrinin etrâfına bâğlar kenarına 30a handaklar kazmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 29b–30a ·
metinde göster ·
… yessir. Hâlâ mülûk-ı Âl-i Osmân murâd edinse emr-i sehildir. Zîrâ Edil nehrine
handaklar
varmağa bir sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten …
{Der-sitâyiş-i nehr-i azîm Edil}: Ammâ ru-yı arzda Cenâb-ı Bârî cümleden büyük Moskov diyârında nehr-i azîm Edil'i halk etmişdir kim tulû‘undan gurûbına gelince kırk mil ve elli mil arzı vardır. Ve umkı yigirmi kulaç ve otuz kulaç derindir. İbtidâ tulû‘ı Moskov diyârının cânib-i garbîsinde bahr-i Muhît kenarındaki dağlardan tulû‘ edüp yedi aylık yol cânib-i şarka cereyân edüp Heyhât sahrâsının şark tarafı nihâyetinde bahr-i Haraz'a (---) koldan derya-misâl mahlût olur. Moskov gemileri ve Acem'in Bakü ve Demirkapu ve Gilân gemileri bu nehre girüp Moskov'a tüccâr-ı sevdâgerân götürürler. Hattâ Murâd Hân-ı Sâlis'de Sokollu Mehemmed Paşa kal‘a-i Azak dibinden cereyan eden Ten nehrinin başı, Edil nehrine üç menzil olmağıla nehr-i Edil'den hafirler kazup nehr-i Ten'e mahlût etmeğe iki sene çalışup husûle gelmişken bi-emri Hayy [u] Kadîr şiddet-i şitâ gelüp asker kırılup cümle mühimmât anda kalup Moskov ahz eylemişdir. Eğer ol Edil ile nehr-i Ten birbirine mahlût olsa İslâmbol'dan gemilerle cümle asker-i İslâm cebehâne ve mühimmâtlarıyla Karadeniz'den Azak bahrine, andan nehr-i Ten ile tâ nehr-i Edil'e, andan gemiler ile Acem diyârında Demirkapu'yu ve Bakü'yü ve Şirvân [u] Şemâkı'yı ve Gîlân'ı bî-bâk ü bî-pervâ zabt etmek mümkin idi. Allahümme yessir. Hâlâ mülûk-ı Âl-i Osmân murâd edinse emr-i sehildir. Zîrâ Edil nehrine handaklar varmağa bir sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten süflîdir. Ol ecilden nehr-i Edil deryâsı kal‘a-i Azağa gelirdi. Bu hakîrin Mehemmed Girây Hân asrında Edil handakları manzûrumuz olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115a ·
metinde göster ·
… çer bin kefere askeri getirüp hizmet-i pâdişâhî oldukda kal‘alar meremmâtına ve
handaklar
tathîrine ve kal‘aya toprak sürüp top çitleri yapmağa me’mûrlardır. Ve kırk bin …
Livâ-yı Silistre: Paşa sancağı tahtıdır. İki sancak dahi iltizâm ile zabt olunur. Biri Eflâk'dır ve biri Boğdan'dır. Kâfiristân olmağıla beğleri her sene devlet-i aliyye tarafına biner kise-i Rûmî hizmet edüp mansıbları kendülere her sene mukarrer olur. İsyânları zuhûr ederse elleri vilâyetleri nehb [ü] gâret olunup katl-i âm olunurlar. Ammâ bu Eflâk ve Boğdan sancakları iltizâm ile olup sancaklarında timar ve ze‘âmet yokdur. Ammâ hîn-i seferde Eflâk ve Boğdan ve Silistre paşasıyla sefer eşüp üçer bin kefere askeri getirüp hizmet-i pâdişâhî oldukda kal‘alar meremmâtına ve handaklar tathîrine ve kal‘aya toprak sürüp top çitleri yapmağa me’mûrlardır. Ve kırk bin asker dahi Bucak Tatarı derler, cebe vü cevşenli ve sadaklı ve savanlı ve zora batar yigitlerdir. Paşa her kankı sefere gitse bile me’mûrlardır. Paşası da hâssına göre cebelüsiyle sefer eşer. Hâssı 4.489.665 akçedir. Kendi sancağında erbâb-ı zü‘amâsı 75, erbâb-ı timarı 422 vardır. Cümle eyâletinde ze‘âmet 188 ve cümle eyâleti timarı 1186. Hîn-i gazâda bu eyâlet-i Özi'de kânûn üzre cebelüleriyle paşa askeriyle ve kırk bin Bucak Tatarıyla ve üç bin Eflâk ve üç bin Boğdan askeriyle elli altı bin asker olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 117b ·
metinde göster ·
… c eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra
handaklar
kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… Eğer düşmandan bir haber gelmişse kal‘a dîvârlarından aşağı demir zencîrler ile
handaklar
içre meş‘aller asup şeb-i muzlimi rûz-ı rûşen edüp çerâğân ederler ve cemî‘i hâ …
Bu dîdebânlar her şeb silâhlarıyla nöbet bekleyüp 253b kal‘a dîvârları ve burc [u] bârûlar üzre helvâ sohbetleri ve gûnâ-gûn şakalar edüp nöbet beklerler. Eğer düşmandan bir haber gelmişse kal‘a dîvârlarından aşağı demir zencîrler ile handaklar içre meş‘aller asup şeb-i muzlimi rûz-ı rûşen edüp çerâğân ederler ve cemî‘i hânende vü sâzendeler kal‘a üzre her gice gûnâ-gûn fasıllar eyleyüp kimisi tevhîd ve tezkî ve kimi temcîd-i Mecîd-i Bârî eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a–253b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Ferîdûn Şâh'ın Hazret-i Hûd du‘âsıyla on bir aded oğlu bu şehr-i Musul'da vücûda geldi. Büyük oğlu Tûr'dur, anın oğlu Nâdîm'dir, anın oğlu Peşeng'dir ve anın zâdesi Efrâsiyâb'dır. Ferîdûn'un gemide bile olan evlâdı Ebrec Şâh'dır, anın oğlu Kûşeng'dir ve anın zâdesi Menûçehr'dir kim Hazret-i Mûsâ Nebî'ye îmân getirmişdir ve yüz yigirmi yıl pâdişâhlık edüp hükmünde olan kal‘aları âbâdân eyleyüp bu şehr-i Musul'un cânib-i etrâfına handaklar kazdırup nehr-i Şatt'ı handaklar içre ve çölistân-ı Irâk içre cereyân edüp hayli mu‘ammer oldu ve merhûm olup Deşt-i Kıpçak'da Kazan şehrinde Menûçehr Şâh medfûndur. Andan sonra bu Musul'a Ferîdûn'un Selem nâm bir oğlu şâh oldu ve anın zâdesi Gâv-ı Isfahânî hâkim oldu ammâ Isfahân'da tevellüd etdi. Anın oğlu Kareb şâh oldular kim her biri birer pehlivân-ı cihân idiler. Bunlar cümle oğul oğula nebîrezâdeler İrân u Turan ve Semerkand u Luristân u Moltân diyârları sâhibi olmuşlar iken devlet-i Mısr'a tama‘ edüp cebel-i Heremeyn'den mâl-ı defâyin-küşâlık idelim derken Mısır'da merhûm olup cebel-i Heremeyn'de medfûnlardır deyü müverrihân-ı Acem ve müverrih Mıkdısî-i Yarmenî böyle tahrîr etmişlerdir ve gerçi Me’mûn Halîfe mezkûr Ehrâm dağlarından İdrîs Nebî tevârîhleri âşikâre olunandan mukaddem Arab u Acem ve Kabâbıta ve Yunaniyân-ı Rûm ve İsrâîlî târîhleri var idi ammâ bu cebel-i Heremeyn'den Me’mûn'un ihrâc etdiği târîhler cihâna velvele-ârâ oldu. Ve bu şehr-i Musul Ferîdûn ve Menûçehr devletinden sonra Âl-i Ekâsire'den Enûşirvân-ı âdile intikâl edüp Hazret-i Risâlet'in vilâdeti gicesi Tâk-i Kisrâ ve âteşgede-i Nemrûd ve niçe mutalsamâtlar ve kıbâb-ı Ayasofya ve kubbe-i Kızılelma münhedim olup ol leyle-i mübârekede bu şehr-i Musul serâpâ münhedim olup ecinne pâdişâhlarından Melik Sırfeyâîl mâlik-i Musul olup benî Âdem varamaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400b ·
metinde göster ·
içre ve çölistân-ı Irâk içre cereyân edüp hayli mu‘ammer oldu ve merhûm olup De …
Ba‘dehû Ferîdûn Şâh'ın Hazret-i Hûd du‘âsıyla on bir aded oğlu bu şehr-i Musul'da vücûda geldi. Büyük oğlu Tûr'dur, anın oğlu Nâdîm'dir, anın oğlu Peşeng'dir ve anın zâdesi Efrâsiyâb'dır. Ferîdûn'un gemide bile olan evlâdı Ebrec Şâh'dır, anın oğlu Kûşeng'dir ve anın zâdesi Menûçehr'dir kim Hazret-i Mûsâ Nebî'ye îmân getirmişdir ve yüz yigirmi yıl pâdişâhlık edüp hükmünde olan kal‘aları âbâdân eyleyüp bu şehr-i Musul'un cânib-i etrâfına handaklar kazdırup nehr-i Şatt'ı handaklar içre ve çölistân-ı Irâk içre cereyân edüp hayli mu‘ammer oldu ve merhûm olup Deşt-i Kıpçak'da Kazan şehrinde Menûçehr Şâh medfûndur. Andan sonra bu Musul'a Ferîdûn'un Selem nâm bir oğlu şâh oldu ve anın zâdesi Gâv-ı Isfahânî hâkim oldu ammâ Isfahân'da tevellüd etdi. Anın oğlu Kareb şâh oldular kim her biri birer pehlivân-ı cihân idiler. Bunlar cümle oğul oğula nebîrezâdeler İrân u Turan ve Semerkand u Luristân u Moltân diyârları sâhibi olmuşlar iken devlet-i Mısr'a tama‘ edüp cebel-i Heremeyn'den mâl-ı defâyin-küşâlık idelim derken Mısır'da merhûm olup cebel-i Heremeyn'de medfûnlardır deyü müverrihân-ı Acem ve müverrih Mıkdısî-i Yarmenî böyle tahrîr etmişlerdir ve gerçi Me’mûn Halîfe mezkûr Ehrâm dağlarından İdrîs Nebî tevârîhleri âşikâre olunandan mukaddem Arab u Acem ve Kabâbıta ve Yunaniyân-ı Rûm ve İsrâîlî târîhleri var idi ammâ bu cebel-i Heremeyn'den Me’mûn'un ihrâc etdiği târîhler cihâna velvele-ârâ oldu. Ve bu şehr-i Musul Ferîdûn ve Menûçehr devletinden sonra Âl-i Ekâsire'den Enûşirvân-ı âdile intikâl edüp Hazret-i Risâlet'in vilâdeti gicesi Tâk-i Kisrâ ve âteşgede-i Nemrûd ve niçe mutalsamâtlar ve kıbâb-ı Ayasofya ve kubbe-i Kızılelma münhedim olup ol leyle-i mübârekede bu şehr-i Musul serâpâ münhedim olup ecinne pâdişâhlarından Melik Sırfeyâîl mâlik-i Musul olup benî Âdem varamaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400b ·
metinde göster ·
… iki kat handak dahi kazup cereyân eden nehr-i (---) handak 42b içinden akıdup
handaklar
önüne niçe kerre yüz bin hurde kuyular kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav …
Ol gece tabur içre küffârın bir harekât-ı hıyel ü şeytanat etmede cidd ü cehdleri var idi kim tâ sabâha dak aslâ râhat uykusu görmediler. Ale's-seher kim oldu bir mürtefi‘ yerden tabur mahalline nazar etdik. Tabur handakından taşra iki kat handak dahi kazup cereyân eden nehr-i (---) handak 42b içinden akıdup handaklar önüne niçe kerre yüz bin hurde kuyular kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav parmak[lık]lar ve niçe kerre yüz bin arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler edüp etrâf-ı tabura on bir yere dağlar gibi topraklar yığup tabya-i azîmler inşâ eyleyüp her tabyaya kırkar ve ellişer pâre balyemez toplar koyup her cânibinde havân kumbaralar hâzır eylemiş ve handaklardan taşra püskürme bârûdlu lağımlar atmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a–42b ·
metinde göster ·
… lov dahi derler. Nehr-i Özü kenârınca bir sarp taş kal‘adır. Aşağı varoşu kesme
handaklar
içinde {5000 evdir}, şehr-i azîmdir. Hâkimi Sarıkamış hatmanıdır. Ne Leh'e ve n …
Evsâf-ı kal‘a-i Kırılov: Uruslar Kürilov dahi derler. Nehr-i Özü kenârınca bir sarp taş kal‘adır. Aşağı varoşu kesme handaklar içinde {5000 evdir}, şehr-i azîmdir. Hâkimi Sarıkamış hatmanıdır. Ne Leh'e ve ne Maskov'a ve ne Kırım'a tâbi‘ değil, bir alay ipden kazıkdan kurtulmuş dalâlet-âyîn müşrikîndir. Birkaç müfîd u muhtasar deyrleri ve çârsûları vardır. Bu kavm-i Kazaklar nehr-i Özü'ye Vodenipir derler. Bâğları yokdur, ammâ bâğçeleri azdır. Andan yine cânib-i kıbleye bir konakda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48b ·
metinde göster ·
Ve yine ol gün Özü'den haber geldi kim "Kal‘anın hayli dîvârları meremmât olup
handaklar
tathîr oluyor" dediklerinde Paşa safâsından raks edüp Yalı ağasına,
Ve yine ol gün Özü'den haber geldi kim "Kal‘anın hayli dîvârları meremmât olup handaklar tathîr oluyor" dediklerinde Paşa safâsından raks edüp Yalı ağasına,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53b ·
metinde göster ·
… arına aslâ bakmayup arabalarıyla hâh-nâ-hâh kal‘a altına geldi, zîrâ ol tarafda
handaklar
yokdur, zîrâ alçak su çıkar. Özü kenârı kumsal yerdir.
Hemân vakt-i Hanefîde alâ mele’i'n-nâs kırk elli bin kâfir karadan arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup Tabur kal‘ası gibi tabur sürerek ibtidâ Özü kal‘asıyla Küçük Hasan Paşa kal‘ası arasına arabaların küren çatup bî-bâk u bî-pervâ "Yajuj Yajuj Durujunka" deyüp gelirken el-azametullâh ibtidâ Özü nehri karşusundaki Kılburun kal‘asından Özü nehri aşrı bunların içine yigirmi pâre sekdirme {top} gülleleri girince bunlar bir kerre alak bulak kimi kolak ve kimi çolak olup karış katış mahallinde iken {kal‘a-i} Küçük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Büyük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Piyâle Paşa'dan ve {kal‘a-i} Macar Alî Paşa kal‘alarının dördünden dahi top gülleleri kâfir derilerinin içlerine eskici bızı girir gibi girüp tâ güneş bir mızrak boyu çıkınca kâfir gülle yemeden kelleleri galtân olup Özü varoşu önünde arabalar kırığı ve kâfirlerin leşleri yarığı yığın yığın püşte püşte ve deste deste ve ceste ceste ve kimi mecrûh dil-haste yatırlardı, ammâ evvelki kâfirler kal‘anın şimâli tarafında gûyâ bu yeni gelen kâfirlerden rû-gerdân olup âsûde-hâl yatırlardı, ammâ yine anlar tarafına dahi beş altı bin âdemlerimiz kal‘adan anlara nezârede idiler, ammâ bu yeni gelen kâfirler bu sademât-ı top-ı kûpların darblarına aslâ bakmayup arabalarıyla hâh-nâ-hâh kal‘a altına geldi, zîrâ ol tarafda handaklar yokdur, zîrâ alçak su çıkar. Özü kenârı kumsal yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… evlerine çeküp yollar gâ’ib olup nehr-i Tuna ile leb ber-leb olmuş sokak sokak
handaklar
zâhir olup düşman şehir içre girmeğe cür’et edemez.
Ve nehr-i Tuna kenârında üç aded hurde uğrın kapuları var kim anlara Sukapusu derler. Bu kapulardan içeri kal‘a dîvârlarının iç yüzünde üzerleri tahta belvân örtülü handakları vardır. Gören anı yol zann eder, ammâ yine at ve katır ve hayvân ve benî Âdem gezer. Ve bu kal‘a içre sadranç nakşı cümle yüz elli aded bölme sokak sokakdır ve cümle sokakları kalın ağaç direkler döşeli şâh râhlardır ve cümle sokakların içi serâpâ üçer adım kaddi derin vâsi‘ handaklardır kim üzerleri mezkûr ağaç kirişler döşelidir. Allâhümme âfinâ hîn-i muhâsarada cümle döşeme tahtaları herkes evlerine çeküp yollar gâ’ib olup nehr-i Tuna ile leb ber-leb olmuş sokak sokak handaklar zâhir olup düşman şehir içre girmeğe cür’et edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 66a ·
metinde göster ·
… le Üsküdar'a geçüp Ağaçayırı ve Kadıköy ve Bulgurlu ve Çamlıca dağı eteklerinde
handaklar
kazup ve tabyalar 70b düzüp ve yedişer kat meterisler kazup cümle yeniçeriler …
Ertesi gün "Hasan Paşa Murtazâ Paşa'yı ve Gürcî Mustafâ Paşa'yı seksen yedi bin asker ile cümle amân u zamân vermeyüp kırmış. İşte Hasan Paşa yüz bin sekbân ve sarıca ile bu Üsküdar'a geliyormuş" deyü bir güft [u] gû olup Üsküdar içre âdem deryâsı çalkalanup İslâmbol'a firâr etmeğe kırk elli guruşa kayık bulunmayup Köpürlü kayıkları yasak edüp, ol gün Melek Ahmed Paşa efendimize ve Boynueğri Mehemmed Paşa'ya fermânlar gidüp cümle askerler ile Üsküdar'a geçüp Ağaçayırı ve Kadıköy ve Bulgurlu ve Çamlıca dağı eteklerinde handaklar kazup ve tabyalar 70b düzüp ve yedişer kat meterisler kazup cümle yeniçeriler ve paşaların sekbân u sarıcaları meterise girdikleri gün sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlî-câh sa‘adetle yigirmi bin aded güzîde bostâncı ve on iki bin kendü sarây-ı hâs askeriyle Üsküdar'a geçüp Sarây-ı Üsküdar'da meks edüp Kayışbınarı Kocaeli yolları ve Bostâncıbaşı köprüsü nâm yollara ince karavullar koyup cümle eyâlet {hâkimlerine} Hasan Paşa üzre varup ceng etmeleriçün mü’ekked evâmir ve hatt-ı şerîfler gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 70a–70b ·
metinde göster ·
… rları ve kârgîr binâ-yı şeddadî metîn kulleler ile ârâste ve etrâfı fecc-i amîk
handaklar
ile pîrâste olmuş kal‘a-i mahbûb Lika'dır. Hakkâ ki âb [u] havâsının letâfetind …
Lisân-ı Latin'de Lika (---)(---)(---)(---) demekdir. Bânîsi Hırvat banları ve kâfir Hıristiyânlarıdır, ammâ fâtihi Ferhâd Paşa'nın Delibaşılığından Kırka Beği olan Rüstem Beğ {sene 1000} feth edüp derûn-ı hisâra kifâyet mikdârı asker ve cebehâne ve mühimmât [u] levâzımâtlar konulup tahrîr-i Süleymân Hân üzre hâlâ Kırka sancağı hükmünde nehr-i Ona kenârında şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir kal‘a-i şîrîndir. Kapudanı ve üç yüz aded neferâtları ve derûn-ı hisârda üç yüz aded hâneleri serâpâ tahta şindire örtülüdür ve bir câmi‘i ve anbârları ve kârgîr binâ-yı şeddadî metîn kulleler ile ârâste ve etrâfı fecc-i amîk handaklar ile pîrâste olmuş kal‘a-i mahbûb Lika'dır. Hakkâ ki âb [u] havâsının letâfetinden kal‘a-i Lika'nın mahbûbu ve mahbûbe hûr-ı likaları vardır, ammâ bu kal‘a nehr-i Ona'nın karşu tarafındadır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 155a ·
metinde göster ·
… e biri büyük kapudur kim cânib-i cenûbda taşra varoşa açılır. Bu kapular önünde
handaklar
üzre zincîrli asma cisirleri başında lonca kasırları var.
Ve cümle üç kapusu var, ikisi nehr-i Tuna kenârında cânib-i şarka açılır ve ahâlî-i kal‘a bu kapulardan su alup, iskeledir kim gemiler yanaşır. Ve biri büyük kapudur kim cânib-i cenûbda taşra varoşa açılır. Bu kapular önünde handaklar üzre zincîrli asma cisirleri başında lonca kasırları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… l‘anın münhedim olan yerlerin şarampav rıhtımlar ile doldurup iç yüzlerine azîm
handaklar
kazup yine cenge âmâde dururlar.
Ol gün Ulama Paşa Budin'den gemilerle Peşte kal‘asının imdâdına girüp kal‘anın top ile münhedim olan yerlerinden Ulama Paşa askeriyle kâfire şeb-hûn edüp küffârı meterislerinde eyle kırarlar kim bakıyyetü's-seyf olan küffârlar güc ile taburlarına varırlar. Bu kadar cebehâne ve bu kadar mâl-ı firâvân ve kırk aded balyemezleri cümle ân-ı vâhidde kal‘aya çeküp küffârın meterisleri boş kalup hemân Ulama Paşa kal‘anın münhedim olan yerlerin şarampav rıhtımlar ile doldurup iç yüzlerine azîm handaklar kazup yine cenge âmâde dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 90a ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ meterise girmek fermân olunmadı, ammâ Hak belâ versin gece ve gündüz top serpindisinden ve top güllesinden ve muşkat ve zarbuzan topları zarbından bir ân âsûde emn [ü] amân duramayup âhirü'l-emr çadırlarımız içinde handaklar kazup sağlığımızda kabr-i azîme ve çâh-ı cahîme girüp şeb [ü] rûz azâb-ı cahîm çekerdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110b ·
metinde göster ·
… Tabya feth olduğu gece hemân küffâr havfinden kal‘anın cevânib-i erba‘asındaki
handaklar
üzre kal‘adan demir zincîrli fânûslar ve demir meş‘aller ile neft ve katrânlar …
"Hay meded vay meded bire Türk askeri bu kayıklarla kal‘aya yürüyüş eder" deyü Yassı Tabya feth olduğu gece hemân küffâr havfinden kal‘anın cevânib-i erba‘asındaki handaklar üzre kal‘adan demir zincîrli fânûslar ve demir meş‘aller ile neft ve katrânlar ve ziftli yorganlar yakup kal‘ayı çerâğân etdi kim "Türk'ün çıplak askerleri kal‘aya kayıklar ile yürüyüş etmesinler" deyü kal‘ayı âteş ile rûşen etdi. 111b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111a–111b ·
metinde göster ·
kesüp tabyayı milk etdiler. Ve cânib [ü] etrâfın sancağ u bayraklar ile tezyîn …
Ve yine mâh-ı Safer'in (---) günü Sadrıa‘zamın kuburu önündeki Acem lağımlarının direklerine âteşler edüp kal‘anın ol tarafından dahi beş yüz hatve kal‘a dîvârı münhedim olup tekrâr Ali Paşa-yı kerrâr kolundan yürüyüş olup kıyâmet kopup kâmil üç sâ‘at neberd-i azîm olup hamd-i Hudâ Aktabya nâm sedd-i İskender-i benâm feth olup cümle guzât tabya-i azîmin topraklı dağı üzre meterise girüp cânib-i erba‘asına handaklar kesüp tabyayı milk etdiler. Ve cânib [ü] etrâfın sancağ u bayraklar ile tezyîn edüp tabya üzre olan kâfirin topların bu kerre kal‘a içine çevirüp kal‘anın derûnun döğmeğe başladılar. Hattâ vakt-i asırda orta ta‘âmların tabya üzre tenâvül etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 117a ·
metinde göster ·
… kulleler ve ebrâclar ve dendân-ı bedenler ile ârâste ve kesme kaya fecc-i amîk
handaklar
ile pîrâste olmuş bir refî‘u'l-bünyân ve bir hisâr-ı âlîşândır.
Bu dahi dâ’iren-mâdâr cirmi şekl-i murabba‘ Şeddâdî seng-tırâş bir hisâr-ı hâzır-bâşdır kim bu serhadlerde misli yokdur. Hattâ dîvârının arzı on zirâ‘-ı mekkîdir ve kaddi yetmiş arşın âlîdir. Leb-i deryâsı yalın kat hâ'ıt-ı metîneler ile inşâ olunmuşdur, ammâ kara tarafında Voraniçse bâğları tarafına kat-ender-kat dirsekli ve mazgal delikli ve metîn ü müstahkem kulleler ve ebrâclar ve dendân-ı bedenler ile ârâste ve kesme kaya fecc-i amîk handaklar ile pîrâste olmuş bir refî‘u'l-bünyân ve bir hisâr-ı âlîşândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 154b ·
metinde göster ·
… da bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm
handaklar
kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gör …
Lisân-ı Serhadlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gördük, ammâ bunculayın sa‘b u metîn tabur görmedim. Handakın toprağın cümle iç yüze dağlar gibi yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine toprakdan tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve handaklar içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları 179b önlerinde ve handakların kenârlarında hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a–179b ·
metinde göster ·
… er tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve
handaklar
içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları ⟦17 …
Lisân-ı Serhadlide tabur ana derler kim yâ bir sahrâda yâhûd bir buheyre ve nehir kenârında bir iki kerre yüz bin küffâr ol sahrâda toprakdan kal‘a yapup ve ka‘r-ı azîm handaklar kazup içinde mütehassın oldukları yere tabur derler, ammâ niçe bin taburlar gördük, ammâ bunculayın sa‘b u metîn tabur görmedim. Handakın toprağın cümle iç yüze dağlar gibi yığup topraklar üzr[e] kat-ender-kat meterisler kazup cânib-i erba‘asında yine toprakdan tokuz yerde tabya-i azîmler edüp her tabyada onar aded balyemez toplar koyup üç yerde şaranpavlı kapular yapup ve handaklar içre niçe bin hiyel ü şeytanatlar ile paçarız çarh-ı felekler edüp kapuları 179b önlerinde ve handakların kenârlarında hadd [ü] hasrın Hudâ-yı Müte‘âl bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 179a–179b ·
metinde göster ·
kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara harbalar ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe …
Ve kal‘aları cedîd olup her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz [u] şeb karşu tarafdan cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol ecilden bî-bâk ü bî-pervâ ceng [ü] cidâl ederlerdi. Kapu tabyası üzre azîm toplar ve saçma toplar ihdâs eyledi. Def‘-i karîn etmek içün tabyalar üzre gûnâ-gûn şeytanatlı eşyâlar dizmiş. Andan içeri tabyalar üzre azîm üzre dâ’iren-mâdâr üçer âdem kaddi derin handaklar kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara harbalar ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe gûne hiyel ü şeytanat ile paçarızlar ve çarh-ı felekler düzmüş ve niçe bin elvân lu‘bedebâzlıklar ile âteş-feşânlıklar edüp püskürme lağımlar etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a ·
metinde göster ·
… dîvâr üzre niçe kerre yüz bin şeytanatlardan mâ‘adâ dîvâr üzre yine hafr-i amîk
handaklar
var idi ve rahnedâr olan yerlerde dahi göz görmemiş ve akıl ihâta etmemiş hiyel …
Hikmet bu kim kal‘anın der [ü] dîvârında yürüyüş edecek rahnedâr yerleri çok idi, ammâ dîvâr üzre niçe kerre yüz bin şeytanatlardan mâ‘adâ dîvâr üzre yine hafr-i amîk handaklar var idi ve rahnedâr olan yerlerde dahi göz görmemiş ve akıl ihâta etmemiş hiyel ü şeytanatlardan kal‘a dîvârı üzre kuş uçmazken hemân cümle serdengeçdiler "Allâh Allâh" deyüp mûr [u] zenbûr-vâr kal‘aya üşüp çengâller ile çıkarak ve asker biri biri üzre kal‘aya tırmaşarak küffâra aslâ ve kat‘â göz açdırmayup bi-fazlillâhi Ta‘âlâ kal‘anın der [ü] dîvârı ve tabyaları üzre alem-i Resûl dikildiği ân hamd-i Hud[â] yine bu hakîr ezân-ı Muhammedî okuyup kılıcım elimde kalup cümle guzâtı cenge tergîb ederek gülbâng-ı Muhammedîler çekilerek küffâra kılıç urarak tâ kal‘a içine varınca küffârı kovarak ve kırarak tâ nehr-i Morava kenârına varınca küffârı kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187b ·
metinde göster ·
Bunu dahi sene 939 târîhinde Süleymân Hân asrında Kâsım Voyvada feth ederken ceng-i azîm olup hâlâ mezâristân-ı şühedâlar şehrin taraf-ı kıblesinde püşte püşte yatup "Hayvânât mevtâları çiğnemesin" deyü küffâr şühedâların etrâflarına handaklar kesmişler. Bir seng-i mezârda "Mihaloğlu Mehemmed Beğ rûhiyçün el-fâtiha" deyü tahrîr olunmuş mezâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
… e niçe bin hıyel ü şeytanatlar etmeğe başladılar ve yedi aded metîn tabyalar ve
handaklar
ve şarampavlar etdiler.
"Gânim târîhinde Türk askeri bu kal‘aya gelüp bu varoşda Türk siperlenüp bu kal‘ayı döğer" deyü havflerinden biz anda iken deryâ-misâl küffâr-ı hâksâr yedi kraldan gelüp mezkûr varoş-ı azîmde olan hânedân sâhiblerine akçelerin verüp cümle imârâtı "Yajuj Yajuj" deyerek eyle yakdılar kim külünü hâk-i nâpâkini Hemedânî sürme edüp üç ayda yere berâber edüp zemînine lağımlar ve niçe bin hıyel ü şeytanatlar etmeğe başladılar ve yedi aded metîn tabyalar ve handaklar ve şarampavlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56b ·
metinde göster ·
üzre yüzer adım tûlı haşeb cisr-i kavîler var kim üçer yerden makaralar ile kal …
Ve her kapular önünde handaklar üzre yüzer adım tûlı haşeb cisr-i kavîler var kim üçer yerden makaralar ile kalkar. Cisirleri kapuların önüne sedd edüp siper ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56b ·
metinde göster ·
… jon Akyaylalardan berü gelüp bu handak içinde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu
handaklar
etrâfında on bir aded nev binâ toprakdan metîn tabyalar etmiş kim her biri bire …
Ve mezkûr iç kal‘a olan sarây hâlâ mesdûd olup içinde cebehâneden gayri bir şey olmayup hâlâ etrâfına sarâya muttasıl mağribden maşrıka tûlen beş bin adım iki kat bir amîk toprak handak kazup içinden Tuna cereyân edüp bir yanında Tuna gemileri bağlanır. Tâ bu mertebe enli handaklardır. Hemân aynı Roma kal‘ası handakı gibi şekl-i bâdemî nev binâ bir metîn handak kazmışdır ve henüz kenârlarına Şeddâdî binâ dîvârlar yapmışdır. Ve bu handak düz yerde olmak ile iki kat handakın içinde Tuna gemileri tolaşup girüp çıkarlar. Ve maşrık tarafından bu handaka nehr-i Pojon Akyaylalardan berü gelüp bu handak içinde nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu handaklar etrâfında on bir aded nev binâ toprakdan metîn tabyalar etmiş kim her biri birer Sedd-i İskende[r]e mânend fosdiçelerdir. Bu mezkûr nev binâ handakların içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75b ·
metinde göster ·
… ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr
handaklar
kazmağa ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âd …
"İzn-i pâdişâhîyle Nemse hudûdunda çâsârın bir kal‘a yapalım" dedüği nev binâ bu kal‘a-i nâ-tamâmdır kim nehr-i Pojon ile nehr-i Vak mâbeynindeki cezîre içre nehr-i Vak kenârında ve nehr-i Vak ile nehr-i Pojon bir yere mahlût olduğu mahalde hâlâ kırk elli bin kadar küffâr deryâ-misâl olup niçe bin arabalarıyla taş ve kireç ve keraste ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr handaklar kazmağa ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âdem kaddi kârgîr ve rıhtım binâ rûy-ı arza çıkmış ve yigirmi arşın kadar dahi dîvâr-ı âlî olursa kifâyet eder derlerdi. Tâ ol kadar metîn ve derin handakı içre deryâ-misâl nehr-i Pojon ve nehr-i Vak cereyân ederdi. Ve temeli serâpâ sâfî hurde hurde kemerler olup dîvârı kâmil elli adım enli Şeddâdî tula rıhtım binâdır. Ve Uyvar gibi şekl-i müseddesdir, ammâ kâmil iki Uyvar kal‘ası kadardır. Ve kal‘a handakından taşra bir kat handak dahi kazmağa işâret edüp çizmişler ammâ dahi kazmamışlar. Lâkin yüz elli adım enli ve vâsi‘ handak tarh etmişler. Bu hisâb üzre bu kal‘a eğer itmâmı müyesser olursa Uyvar kal‘asından sarp ve metîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a ·
metinde göster ·
… varoş-ı azîm çevirmiş kim Kıbleli Paşa ile Kazak askerinin meterise girdikleri
handaklar
cümle varoş olup bunun dahi etrâfın dolma şarampavlı rıhtım palanka-i azîm ile …
Nehr-i Vak kenârında bir çemenzâr düz sahrâda şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘a idi. Hâlâ etrâfına yine nehr-i Vak kenârında sekiz köşe bir Şeddâdî tula binâ bir metîn ve kavî kal‘a-i ra‘nâ ediyor. Eski Galgofça bu yeni kal‘aya iç kal‘a misâl olup bundan taşra bir varoş-ı azîm çevirmiş kim Kıbleli Paşa ile Kazak askerinin meterise girdikleri handaklar cümle varoş olup bunun dahi etrâfın dolma şarampavlı rıhtım palanka-i azîm ile sekiz aded kûh-ı Bî-sütûn mânend tabyalar etmiş. Bu tabyalara dahi handak-ı azîmler kazup içinden nehr-i Vak'ı akıtmak isterdi. Ve bu Uyvar'a yakın olan küçük kal‘aları cümle büyük edüp Uyvar re‘âyâların bu kal‘alara koyup ma‘mûr etmede idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76b ·
metinde göster ·
… r kapu önlerinde lonca köşklerinde oturup bir hây hûy edüp nevbet beklerler. Ve
handaklar
kenârında ve niçe yerlerde nehr-i Kiriş üzre su değirmenleri deverân edüp dakîk …
Ve bu varoşun cânib-i erba‘ası handakı içinden nehr-i Kiriş cereyân etmek ile mezkûr kapuların önlerinde cümle haşeb cisrlerden ubûr olunup her kapuda ikişer yüz aded pür-silâh kal‘a neferâtları dîdebân ve nigehbânlık edüp her kapu önlerinde lonca köşklerinde oturup bir hây hûy edüp nevbet beklerler. Ve handaklar kenârında ve niçe yerlerde nehr-i Kiriş üzre su değirmenleri deverân edüp dakîk-i rakîk-i beyâz hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 87a ·
metinde göster ·
… ammâ kal‘ası olmamak ile şehrin etrâfına yalın kat çit palanka ile ka‘r-ı azîm
handaklar
kesüp yedi yerde cisrli kapular etmişler.
"Âyâ bunda âsâr-ı binâdan bir eser var mıydı?" derlerdi. Hâlâ ol kadar ma‘mûr olup bâğ-ı İrem-vâr bir şehr-i cedîd olup kal‘a-misâl manastırlar ve hân ve sarây ve dekâkînler ile müzeyyen şehr-i ma‘mûr olmuş, ammâ kal‘ası olmamak ile şehrin etrâfına yalın kat çit palanka ile ka‘r-ı azîm handaklar kesüp yedi yerde cisrli kapular etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91a ·
metinde göster ·
… ndan Karadeniz'i kesüp Silivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e mahlût etmeğe dörd kat
handaklar
kesmişler. Ve Terkoz'dan Karadeniz kenârıyla Karadeniz Boğazı yerinden tâ Kurşu …
"Babam Hazret-i Süleymân Kudüs-i Şerîf'de Mescid-i Aksâ'yı ve Sahrâtullâh'ı ve Kudüs-i Şerîf'i eyle amâr eyledi" deyü Melik Rac‘îm Kudüs-i Şerîf imâretlerin ta‘rîf ü tavsîf edince hemân Yanvan Kral'ın Kudüs-i Şerîf'i ziyâret etmeğe gitmesi ârzûları hareket edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek İslâmbol zemîninde olan Makedonya şehrine gelüp karındaşı Yanko ibn Madyan'a buluşup görse kim İslâmbol kal‘asın etmeğe mübâşeret edüp bir ucu Sarâyburnu'nda bir ucu taraf-ı cenûbda iki konak yer tâ Silivri şehrinde andan bir ucu cânib-i şimâlde Terkoz kal‘asından Karadeniz'i kesüp Silivri kal‘ası dibinde Akdeniz'e mahlût etmeğe dörd kat handaklar kesmişler. Ve Terkoz'dan Karadeniz kenârıyla Karadeniz Boğazı yerinden tâ Kurşumlumahzen burnuna andan Galata ve Kâsımpaşa ve Hâsköy'den Kâğızhâne deresi üzre cisirler ile Ebû Ensârî kapusu olan yerde kal‘a dâ’iren-mâdâr tamâm ola deyü bu on konak yeri ihâta eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 96b ·
metinde göster ·
… cümlesin birbirlerine kalın zencîrlerle bağlayup arabaların iç yüzlerine derin
handaklar
kazup cümle handak toprakların dağlar gibi iç yüzlere yığup üstlerine balyemez …
Ve cümle asker tarfetü'l-ayn içre küffârın taburuna çatdı. Hân hazretleri ise deryâ-misâl asker ile âheste âheste bir çapul yerden gelmede. Ammâ biz küffârı sahrâda coluguruz {râst geliriz} zann ederdik. Meğer küffâr havfinden Süd nehrine arka verüp cümle cünûd-ı anîd velîd-i pelîdiyle ol sahrâya konup üç kat handaklı bir tabur-ı azîm kazup kırk elli bin arabaların ve yigirmi bin hınto arabaların dâ’iren-mâdâr cümle kanad kanada ve tekerlek tekerleğe çitüp tabur etrâflarına arabaları dizüp cümlesin birbirlerine kalın zencîrlerle bağlayup arabaların iç yüzlerine derin handaklar kazup cümle handak toprakların dağlar gibi iç yüzlere yığup üstlerine balyemez ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl toprakdan tabyalar ihdâs edüp durur ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmaklı ağaç kapular yapmış. Bu taburun tâ ortasında bir küçük tabur-ı azîm dahi kazup anda avret ve oğlanları ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inleri koyup kamanup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·
… kinlerdir. Bu göl etrâfında olan iki aded varoşların dahi çevrelerinde hisâr ve
handaklar
yokdur.
Ve cümle yüz elli aded dekâkînlerdir. Ekseriyyâ bunda kefere Tatlar ve Urûmlar ve Ermenîler sâkinlerdir. Bu göl etrâfında olan iki aded varoşların dahi çevrelerinde hisâr ve handaklar yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145a ·
metinde göster ·
… leymân Paşa bir kat toprak çimden tabya-i azîmler yapup ve etrâfına fecc-i amîk
handaklar
kazup kal‘alardan metîn ve müstahkem bir tabya etmiş kim handakı içinden gemile …
Ammâ bu kulle-i Şâhî'de Ten suyuna berâber demir kapulu mazgal deliklerinde altı pâre balyemez topları var kim Azak kal‘asında yokdur. Ve yigirmi aded serâmed şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehâneleri mükemmeldir. Ve hâlâ bu kal‘a dibinde Süleymân Paşa bir kat toprak çimden tabya-i azîmler yapup ve etrâfına fecc-i amîk handaklar kazup kal‘alardan metîn ve müstahkem bir tabya etmiş kim handakı içinden gemiler geçer, mâl-â-mâl nehr-i Ten ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 186b ·
metinde göster ·
kazup deryâ-misâl sular çıkup bu meteris meydânına ağaç cisr ile geçüp bir tara …
Ammâ Âl-i Osmân devletinde Hacı Bektaş ocağı olaldan berü böyle bir gûne musanna‘ meteris bir kal‘a altında ne olmuşdur ve ne olacakdır kim makdûr-ı beşer değildir. Meselâ dörd beş hırmen-i azîm cirminde bir meydân-ı azîmi tâ ka‘r-ı zemîne varınca etrâfın çâh-ı gayyâ-misâl handaklar kazup deryâ-misâl sular çıkup bu meteris meydânına ağaç cisr ile geçüp bir tarafdan girüp çıkacak yeri olmayup etrâfına kat-ender-kat yer altında meterisler îcâd etdi kim bir yoldaşlarına küffârın kurşumu gelmeyüp kendileri kâfire kurşum ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… olan on iki aded tabyaların başka handakları vardır kim cümle ellişer adım enli
handaklar
kenârınca bu Kandiye'nin ancak hemân kara cânibleri altı bin beş yüz aded adımd …
Ammâ leb-i deryâdan mâ‘adâ kara cânibinde handak-ı azîmden taşra olan on iki aded tabyaların başka handakları vardır kim cümle ellişer adım enli handaklar kenârınca bu Kandiye'nin ancak hemân kara cânibleri altı bin beş yüz aded adımdır, zîrâ bu tabyaların handak kenârınca makas makas eğri büğrü dolaşmaz, hemân doğru doğruya olduğundan altı bin beş yüz adımdır. Kerrât ile hakîr etek dermeyân edüp adımlamışımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 309b ·
metinde göster ·
… e fitneler ile memlû handaklardır. Bâ-husûs bu mezkûr Yüksek tabyanın üstündeki
handaklar
içre yüz bin gûne çarh-ı felek ve paçarızlar ve hiyel ve dâm-ı sicinler(?) ile …
Ve bu kal‘anın dîvârlarının üstünde niçe lâzımlı yerde yigirmişer adım enli ve yigirmişer zirâ‘ derin şeytânatlı ve kemîngâhlı handakları var kim niçe bin gûne hîle ve fitneler ile memlû handaklardır. Bâ-husûs bu mezkûr Yüksek tabyanın üstündeki handaklar içre yüz bin gûne çarh-ı felek ve paçarızlar ve hiyel ve dâm-ı sicinler(?) ile ârâste olmuş handakları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a ·
metinde göster ·
… ve Ak tabya handaklarının ennilikleri kâmil birer tîrkeş oku menzili enli vâsi‘
handaklar
olup kâmil seksener kulaç derin olup âdem aşağı bakmağa cür’et etmeyüp gözleri …
Ammâ kal‘anın dâ’iren-mâdâr [handakı] seksen aded mi‘mâr arşını derin ve seksen arşın enlidir. Lâkin bu Yüksek tabya ve Ak tabya handaklarının ennilikleri kâmil birer tîrkeş oku menzili enli vâsi‘ handaklar olup kâmil seksener kulaç derin olup âdem aşağı bakmağa cür’et etmeyüp gözleri kararup kamaşup âdemin sevdâsı galebe eder, gâyet mahûf u muhâtara handak-ı amîkleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a ·
metinde göster ·
içre niçe bin aded bostânlar ve kuyular ve âb-ı hayâtdan nişân verir su kaynakl …
Ve handaklar içre niçe bin aded bostânlar ve kuyular ve âb-ı hayâtdan nişân verir su kaynakları ve gûristân-ı küffârânlar var ve mezâristân-ı üsârâ-yı ehl-i İslâm var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a ·
metinde göster ·
… edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk
handaklar
hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp K …
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
… kat ve üçer kat bölme bölme makâs handak dîvârları sokak sokak olmuşdur. Ve bu
handaklar
içre olan kalın dîvârlar üzre beden beden mazgal delikleri vardır. Ve cümle han …
Ve bu ana handakdan taşra enli ve ensiz ikişer kat ve üçer kat bölme bölme makâs handak dîvârları sokak sokak olmuşdur. Ve bu handaklar içre olan kalın dîvârlar üzre beden beden mazgal delikleri vardır. Ve cümle handakları kesme kayadır, aslâ dîvârlı handak yokdur. Ba‘zı yeri yigirmi kulaç ve ba‘zı yeri otuz kulaç derindir. Ve bu handaklar içre hâlâ hâzır u âmâde binden mütecâviz lâğımât vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114a ·
metinde göster ·
… andak yokdur. Ba‘zı yeri yigirmi kulaç ve ba‘zı yeri otuz kulaç derindir. Ve bu
handaklar
içre hâlâ hâzır u âmâde binden mütecâviz lâğımât vardır.
Ve bu ana handakdan taşra enli ve ensiz ikişer kat ve üçer kat bölme bölme makâs handak dîvârları sokak sokak olmuşdur. Ve bu handaklar içre olan kalın dîvârlar üzre beden beden mazgal delikleri vardır. Ve cümle handakları kesme kayadır, aslâ dîvârlı handak yokdur. Ba‘zı yeri yigirmi kulaç ve ba‘zı yeri otuz kulaç derindir. Ve bu handaklar içre hâlâ hâzır u âmâde binden mütecâviz lâğımât vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114a ·
metinde göster ·
ana dîvârından içeri Eğri kapudan girdikden sonra vâki‘ olmuşdur. Ve bu Eğri ka …
Ve bu handaklar ana dîvârından içeri Eğri kapudan girdikden sonra vâki‘ olmuşdur. Ve bu Eğri kapudan girüp kal‘a dîvârı üzre poyraz ve yıldız tâ şark tarafına dolaşınca beş tabya ubûr edüp Kızıl kapuya varınca bin yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114b ·
metinde göster ·