… medfûndur. Anlar İslâmbol zindânında medfûn Baba Ca‘fer oğludur. Anlar Muhammed
Hanefî
evlâdıdır kim bizim ceddimiz Ahmed Yesevî ibn Muhammed Hanefî'ye müntehî olduğu …
Abdürra’ûf Samedânî ibn Şeyh Cemâlüddîn ibn bint-i Emîr Sultân ibn Şerefüddîn ibn Tâceddîn anlar dahi kız evlâdından râzı bilâ-oğuldur. Anlar bint-i Seyyid Sikkîn kim Akşemseddîn kurbünde Türbeli Göynük'de medfûndur. Anlar İslâmbol zindânında medfûn Baba Ca‘fer oğludur. Anlar Muhammed Hanefî evlâdıdır kim bizim ceddimiz Ahmed Yesevî ibn Muhammed Hanefî'ye müntehî olduğunda şecerelerimizde böyle tahrîr olunmağile hasîb ü nesîbleri ile ma‘lûmumuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 27a ·
metinde göster ·
Halîfe nâmân celâlîlere Türkmen ağalıkları ihsân olunmaduğundan Vezîr-i a‘zam M …
İnhizâm-ı Dasnik Emirzâ ve ma‘an Celâlî Hanefî Halîfe nâmân celâlîlere Türkmen ağalıkları ihsân olunmaduğundan Vezîr-i a‘zam Melek Ahmed Paşa'ya dilgîr olup Üsküdar'dan hayli asker cem‘ edüp Anatolu'yu nehb [ü] gârete azîmet eyleyüp Hersek Dili'nden deryâyı ubûr edüp râst geldikleri kârbânı gâret edüp Lefke ile Söğüd nâm kasabaların mâbeyninde hayme ve hargâhların kurup meks etmişler. Fi'l-hâl Melek Ahmed Paşa ve Bektaş Ağa ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş ve Kul kethudâsı Çelebi Mustafâ Ağa 83b askerleri yetişüp vakt-i seherde âlem ağyâr-ı gayrdan bî-haber iken bu ağyârlara Allâh deyüp kılıç uruldukda hakkâ ki âmedâne basılup dilîrâne ceng edüp şebhûn eden vezîr askerinden hayli benâm yiğitleri hâke saldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 83a–83b ·
metinde göster ·
Âhir anlar dahi halâs olmayup dendân-ı tîğdan geçüp bakıyyetü's-seyfi dağlara firâr etdi. Ammâ serdâr-ı murdârları olan Dasnik Emîrzâ ve Hanefî Halîfe (---) âdemleri ile esîr-i bend-i hicrân olunup Der-i devlet-masîre getirirken Bostâncıbaşı cisri nâm mahalde emr-i pâdişâhî vârid olup cümlesin anda katl edüp kelleleri Bâb-ı Hümâyûn önünde galtân olup bi-emri Hudâ ol gece Hanefî Halîfe kellesinin üzerine nûr yağduğın niçe yüz âdem müşâhede etmişdir. Ve on yedi günden gulû-yı âm Allâh Allâh ile Melek Ahmed Paşa'yı ma‘zûl eyleyüp eyâlet-i Özi ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 83b ·
metinde göster ·
… anda katl edüp kelleleri Bâb-ı Hümâyûn önünde galtân olup bi-emri Hudâ ol gece
Hanefî
Halîfe kellesinin üzerine nûr yağduğın niçe yüz âdem müşâhede etmişdir. Ve on y …
Âhir anlar dahi halâs olmayup dendân-ı tîğdan geçüp bakıyyetü's-seyfi dağlara firâr etdi. Ammâ serdâr-ı murdârları olan Dasnik Emîrzâ ve Hanefî Halîfe (---) âdemleri ile esîr-i bend-i hicrân olunup Der-i devlet-masîre getirirken Bostâncıbaşı cisri nâm mahalde emr-i pâdişâhî vârid olup cümlesin anda katl edüp kelleleri Bâb-ı Hümâyûn önünde galtân olup bi-emri Hudâ ol gece Hanefî Halîfe kellesinin üzerine nûr yağduğın niçe yüz âdem müşâhede etmişdir. Ve on yedi günden gulû-yı âm Allâh Allâh ile Melek Ahmed Paşa'yı ma‘zûl eyleyüp eyâlet-i Özi ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 83b ·
metinde göster ·
… i İmâm-ı Züfer bir havz-ı kebîri var kim aşren fe-aşrendir. Cânib-i erba‘asında
Hanefî
kurnaları vardır ve iki aded halvetleri var. Âdem girdikde hayât-ı câvidân bulu …
Ammâ Eski Kaplıca: Gâzî Hudâvendigâr'ın binâsıdır kim bir kubbe-i azîmin ortasında kavl-i İmâm-ı Züfer bir havz-ı kebîri var kim aşren fe-aşrendir. Cânib-i erba‘asında Hanefî kurnaları vardır ve iki aded halvetleri var. Âdem girdikde hayât-ı câvidân bulup vücûd-ı benî Âdem kulak şahmesi gibi yumuşak olup âdemin teninden dest-i insân sabunda kayar gibi kayar. Ammâ suyu gâyet suhûniyyet üzre halk olunmuşdur, lâkin mâ-i bârid halt ederler, gâyet nâfi‘ germ-âbdır. Nûş edenin hafakanın ve zahîr marazın ve yürek oynamasın def‘ eder. Ammâ bu ılıcaya girmenin ibtidâ hâssa-i şartın bilüp giren şifâ bulup, bilmeyüp girene zâtü'l-cenb marazına mübtelâ olup bir gün füc’eten Allah müsâfiri deyüp mûristâna ve vâdî-i hâmûşâna korlar. Şart-ı nâfi‘ oldur kim ibtidâ havz kenarına varup pâk âbdest alup ba‘de'l-vuzû‘ bir hayli başın ıssı suyla yıkayup ba‘dehû vücûduna döküp vücûdun haberdâr edüp andan ayakların havz içine sokup cümle vücûduyla havza girüp safâ ede, ammâ çok durmayup taşra câmekâne çıkup uryân durmaya. Zîrâ havzda eprimiş vücûd taşra sovukda emraz-ı muhtelifeler hâsıl eder. Hemân aceleyle örtünüp sehl-ârâm edüp nâfi‘ olan terler taşrada çıkup peştemâl ve havlı silecekleri arak-âlûd olup anları çıkara. Ba‘dehû esbâbın giyüp hayât-ı câvidân bulur. Böylece etmeyen cân cânından bîzâr olup halka dil-âzâr olur. Gâyet ihtırâz lâzımdır. Ne kadar nâfi‘ ise pes o kadar muzırdır. Ve Bursa kaplıcalarının nâfi‘i bu Hudâvendigâr ılıcasıdır. Ve taşra câmekânı tarz-ı kadîm olmağıla sovuk değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227a ·
metinde göster ·
… nda sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer
Hanefî
kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden …
deyü rûy-ı dîvârda ta‘lîk hatt-ı celî ile tahrîr olunmuşdur, hakkâ ki mahallinde kayd olunmuş. Bu câmekânın ortasında mermer-i hâmdan bir havzı ve havz içre bir şâzirvânı fevvâre-vâr revân olmada bir berrâk mâ-i zülâldır. Yüzden mütecâviz na‘lin-süvâr natır-kârları vardır. Ve niçe mahbûb yatırkârları ve dellâk-i pâkları ve bî-bâkları ve âşıkân-ı sîne-çâkları vardır. Ve içeri havz-ı azîm üzre bir kubbe-i azîmi var kim ba‘zı ilm-i hendese sâhibleri yüz zirâ‘ binâ-i müdevver kubbe-i pür-nûrdur der ve cümle altı yüz aded câm-ı billûr ve necef ve moran ile müzeyyen bir kubbe-i nîl-gûn üzre ser-â-pâ rasâs-ı nîl-gûn mestûrdur. Ve havzı dâiren-mâdâr aşren fe-aşr ada-i kebîr bir havz-ı azîmdir ki gûya bir buhayredir. Cânib-i etrâfından altışar kademe mermer nerdübânlar ile inilir. Bu havzın cânib-i erba‘asında mermer-i hâmdan ejder ve arslan kelleleri tasvîrleri ağızlarından âb-ı germâ havz içre cereyân etmededir. Ve "sovukluk" ta‘bîr etdikleri mahalde bir şâzirvânı var kim âb-ı refî‘i kubbeye çıkar. Ve bu havzın cânib-i etrâfında sekiz aded tâk-i azîmler üzre kubbe-i âlî mebnîdir ve her tâk altında birer Hanefî kurnaları vardır ve (---) anlarda gasl eden mağsûller havz içre şinâverlik eden gassâlları seyr [u] temâşâ ederler bir temâşâgâhdır. Ve bu hammâm-ı rûşenânın cümle ferşi ruhâm-ı gûnâ-gûn ile mefrûşdur kim gûyâ mînâ-yı kâr-ı zer-gerdir. 228a Ve iki halveti var, sağ tarafındaki halvetde bir küçük havz var, suyu gâyet suhûnet üzredir. Lâkin kurbunda âb-ı sermâ vardır. Germ-âb ile sermâyı halt edüp ikisinden mu‘tedil âb peydâ olur. Gerçi bu germ-âbın nef‘i meşhûr değildir, ammâ bir müferrih ve dil-küşâ ve binâ-yı rûşenâ hammâm-ı ibret-nümâdır. Bu ılıcalarda herkes dilberânıyla sîne-ber-sîne koç-kocâğ olup bir bucağa gitmek tâze çağlıkdır ve ayb yağılık değildir. Âşık ma‘şûka sürûr [u] şâdmânî sağlıkdır. Husûsan köhne bahârda, cümle âşıkân sâf sâf ve cavk cavk olup şeb-i yeldâlarda bu kaplıcaları gûnâ-gûn şem‘-i kâfûrîler ile çerâğân edüp herkes yârânlarıyla havz içre girüp kimi perr-i tâvûsî ve kimi kebûter taklası atup kimi gavvâs-vâr dalup bir dilberin huzuruna çıkup selâm verir. Kimi bir biri üzre çıkup el ele olup aşağı zeber-dest âdemler deverân edüp üstünde çelebiler gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp ba‘dehû mâ-i zülâle perende atarlar. Kimisi futasını habâb gibi kıbâb edüp şinâverlik eder. Kimi elleriyle şâdırvânlar eder, kimi dehânı ve dendânından fevvâreler ederler. Ba‘zısı bir sâ‘at su üzre aslâ dest [u] pâsı hareket etmeyüp yatarlar. Ba‘zı zaman cümle âşıkân-ı sâdıkan yek dil, yek cihet olup el ele verüp keştî-bânların "[Hey] yâ Mevlâ" sadâları gibi bir hây-hûy ile el ele deverân etdikçe havz-ı azîm içre olan mâ-i tâhir girdâb-ı bahr-i Ummân gibi deverân edüp seyl-i deryâ gibi akdıkça önüne bir cân durmağa iktidârları olmayup cümle âşıkân kendi halleriyle durup su ile deverân ederler kim göz irmez bir seyrân-ı azimdir kim niçe bunun emsâli lu‘bedebâzlıklar vardır. Bursalıya mahsûs fünûn-ı garîbeler vardır; Ammâ bu kaplıcalara çok giren Bursa civânlarına şaka yüzünden "çekme su kaçırırsın" deyü latîfe ederler, ammâ Bursalılar hazz etmediklerinin bir aslı vardır kim "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ’ir" olmak var. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b–228a ·
metinde göster ·
ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb bî-hisâb kimesneleri vardır ve ulemâsı ve mahbûb ve mahbû …
Eşkâl-i kal‘a-i Tiflis: Evvelâ nehr-i Kür kenarında yalçın kayalar üzre birbirine mukâbil iki kal‘a-i Betlis-i Tiflis'dir kim mâbeyne-hümâsından nehr-i Kür cereyân edüp bir kayadan bir kayaya cisr-i azîm ile kal‘adan kal‘aya ubûr olunur. Kal‘a-i kebîr, nehr-i Kür'ün cânib-i cenûbundadır. Ve küçük kal‘a nehr-i Kür'ün şimâlindedir. Ve nehr-i Kür büyük kal‘anın sahrâya nâzır tarafında küçük kal‘aya açılan kapusu önünden nehr-i Kür kal‘a dîvârına dokunarak cereyân ederek yedinci konakda Bakü kal‘asıyla Gîlân şehri mâbeyninde Bahr-i Haraz'a mahlût olur. İbtidâ matla‘ı vilâyet-i Çıldır'da (---) dağlarından hurûc edüp tâ Kara Ardahân'dan ve kal‘a-i Ahıska'ya ve kal‘a-i Azgur'a uğrayup Tiflis içinden geçüp Bahr-i Haraz'a munsab olur. Bir nehr-i azîmdir kim müverrihân-ı İrân-zemîn, "Bu nehr-i Kür'e bin altmış uyûn-ı câriye rîzân olur" deyü tahrîr etmişler. Hakkâ ki nehr-i Furât'dan sonra nehr-i Kür azîm sudur. Bu nehr kenarında yalçın kaya üzre Betlis'in binâ etdiği kal‘a-i kebîrin dâiren-mâdâr cirmi altı bin adımdır ammâ binâ-yı atîkdir. Dîvârının kaddi altmış zirâ‘ ve yetmiş burc ve üç bin bedendir. Ve bir cisr bâbı var, handakı yokdur. Nehr-i Kür üzre suluk kullesi var. Hîn-ı muhâsarada andan def‘-i atşân ederler. Derûn-ı hisârda altı yüz bâğsız ve bâğçesiz hâne-i hâk-i mestûrı var ve Hân sarâyı bu kal‘adadır. Câmi‘i ve hân [ve] hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve küçük kal‘a sonradan Yezdcir[d] Şâh binâ etmişdir, bir yalçın püşte üzre sad-ribâz-misâl bir seng-âbâd şekl-i murabba‘ küçük kal‘adır. Cisr başına ancak bir dervezesi var. Derûn-ı kal‘ada üç yüz hâne ve câmi‘ var. Lâkin bedâsteni ve imâret yokdur. Bu kal‘anın büyük kal‘a cenûb tarafındadır. Ammâ bu küçük kal‘a sûr-ı kebîrden metîndir. Bu kal‘aların cümle üç bin nigehbânları vardır. Her şeb-i muzlimde kal‘ayı meş‘aller ile çerâğân edüp dîdebânlar "Hudâ hûb" deyü feryâd ederek nigehbânlık ederler. Gerçi Acem diyârıdır, ammâ ekseriyyâ ahâlîsi Osmânlı zamânından berü Sünnî ve Hanefî ve Şâfi‘îyyü'l-mezheb bî-hisâb kimesneleri vardır ve ulemâsı ve mahbûb ve mahbûbesi vâfirdir. Memdûhâtından, dânedâr gendümü ve hâs ve beyâz Tiflis nânı ve beyâzî ve âl tebekânî yanaklı şeftâlûsü ve âbdâr [ve] lezîzât şeftâlûsü gâyet latîf ve hoş-hordur. Zîrâ Gürcî zenâneleri bâğında hâsıl olur et şeftâlûleridir. Hubûbât [u] nebâtâtı mahsûlleri gâyet memdûhdur. Pembesi ve harîri olmaz, amma âbdâr engürü mevsûfdır. Ve nehr-i Kür'den bu mahsûlâtlara aslâ fâ’ide (yarkıdde) yokdur. Cümle bârân-ı rahmet ile hayr [u] berekât mütekâsirdir. Nehr-i Kür'ün tulû‘undan gurûbuna varınca yüz elli pâre şehre uğrayup aslâ bu kurâ ve kasabâtların mezâri‘âtlarına fâ’ide olmaduğundan nehr-i Kür derler, Moğol kavmi Kür-i ur derler, ya‘nî fâ’idesiz 320a demekdir, ammâ lezîz âb-ı nâbdır. Dâ’imâ pest akmağile âlî yerleri reyy edemez ve hammâmları memdûh değildir. Zîrâ bu şehirde ılıcalar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 319b–320a ·
metinde göster ·
… ûb dellâkleri pâklerdir, hammâmın kubbesi etrâfı tâklerdir. Her tâk altında bir
Hanefî
havzı mukarrerdir. Ve kırk hammâm-ı latîf dahi sarây hammâmları vardır. Ve cüml …
Tekye-i Çadırcı Şeyh: Abdülkâdir-i Gîlânî tarîkıdır. Meşhur tekyeler bu mezkûrlardır. Ve cümle (---) hammâmdır. Memdûhu, Pürkalem hammâmı, hoş-hevâdır. Ve Çadırcı İskender Beğ hammâmı, âb [u] hevâsı ve binâsı ve mahbûb dellâkleri pâklerdir, hammâmın kubbesi etrâfı tâklerdir. Her tâk altında bir Hanefî havzı mukarrerdir. Ve kırk hammâm-ı latîf dahi sarây hammâmları vardır. Ve cümle on bir hân-ı azîmleri vardır. Evvelâ çârsû içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341b ·
metinde göster ·
… ahammül edemez. Ve büyük havzın cânib-i erba‘asındaki tâkler altında sekiz aded
Hanefî
kurnaları vardır. Kiraz mevsiminde bunda dahi niçe bin âdem gelüp çimerler. İst …
Germâb-ı diğer: Şehr-i Lâdik'in cânib-i garbında üç sâ‘at ba‘îd kaza-i Kavza'da hummâ-i Kavza, Arabistân'da hummâ derler, diyâr-ı Acem'de germâb derler, Türkistân'da ılıca derler, Rûm'da kaynarca derler, Bosna'da ve Rûmelinde bânâ derler, bu Lâdik ve Amasiyye'de kavza derler. Tataristân'da ılısı derler, lisân-ı Moğolî'de kerende derler. Amma bu Lâdik kavzası kadar nâfi‘ humma, germâb görmedim. Çifte kubbe-i azîmlerdir. Avretlerin ve erlerin başka kıbâb-ı âliyeleri vardır. Merdânelerin ılıcasında aşren fe‘aşr halîc-misâl bir havz-ı şâfi‘î var kim mürde dil girse hayât-ı câvidân bulur. Suyu ol kadar suhûniyyet üzre değildir. Cânib-i erba‘asında beyâz mermerden arslan ağızlarından âb-ı suhn cereyân edüp havz-ı azîme dâhil olur. Ammâ bir küçük havz vardır. Suyu kemâl mertebe meshûndur kim âdem girmeğe tahammül edemez. Ve büyük havzın cânib-i erba‘asındaki tâkler altında sekiz aded Hanefî kurnaları vardır. Kiraz mevsiminde bunda dahi niçe bin âdem gelüp çimerler. İstirâhat edüp şifâ bulurlar. Ve bu germâbda Kız Gözü nâmıyla meşhûr bir beyâz mermerden bir âb-ı hayât-ı yah-pâre ayn-ı zülâl cereyân eder kim nûş eden cânlar hayât-ı câvidân bulur. Hikmet-i Hudâ bu kim yah-pâre su ile mâ’-i germâbın mâbeyni bir kulaç yerdir. Sovuk ve ıssı su birbirine karîb acîb sun‘-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b ·
metinde göster ·
… cek ve havlı makrameleri cümle pâk u pâkîze bisâtdır ve derûn-ı hammâmda cemî‘i
Hanefî
kurnalarının ve havz-ı Şâfi‘înin lüleleri ve cümle taşları altun yaldızlı lülel …
Memdûhât-ı musanna‘ hammâmların bildirir: Cümle (---) aded hammâmdır ammâ Arnavud Mehemmed Paşa hammâmı kadar hammâm-ı rûşenâ bir diyârda görmedim. Evvelâ diyâr-ı Kırım'da Bâğçesarây içinde Muhammed Girây hammâmın gördüm ammâ bu nev binâ olmağile cemî‘i kıbâblarında billûr ve necef ve moran câm-ı münevverler ile rûşendir kim gûyâ derûn-ı hammâma nûr doğmuşdur ve anadan doğma nûr-ı İlâhî sîm-ten ü sîmîn-beden dilberin dellâk-i bî-bâk cüvânlar kâküllerin perîşân edüp her âdemin huzûrunda hizmete dururlar. Cümle futaları elvân harîr peştemâllerdir ve silecek ve havlı makrameleri cümle pâk u pâkîze bisâtdır ve derûn-ı hammâmda cemî‘i Hanefî kurnalarının ve havz-ı Şâfi‘înin lüleleri ve cümle taşları altun yaldızlı lüleler ve taşlardır. Ve'l-hâsıl cemî‘i huddâmları hûr [u] gılmân-misâl dilberân-ı urbândır. Andan (---) hammâmı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26a ·
metinde göster ·
ibn nûr-ı emîrü'l-mü’minîn Alî ibn Ebî Tâlib: Bunda habs olduğu makâm hâlâ ziyâ …
Evvelâ Makâm-ı Muhammed ibn Hanefî ibn nûr-ı emîrü'l-mü’minîn Alî ibn Ebî Tâlib: Bunda habs olduğu makâm hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmmdır ve müstecâbü'd-da‘ve mahâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 67b ·
metinde göster ·
vardır. Ammâ mezheb-i Mâlikî ve Hanbelî ve Şâfi‘î mütfîsi yokdur. Anlar Arabist …
ve şehr-i Sivas'da şeyhülislâm-ı mezheb-i Hanefî vardır. Ammâ mezheb-i Mâlikî ve Hanbelî ve Şâfi‘î mütfîsi yokdur. Anlar Arabistân'a mahsûsdur. Ammâ yine mesâ’il-i şer‘iyelerine mâlik mezâhib-i erba‘a fetvâlarına kâdir tekmîl-i kânûn etmiş ulemâları vardır. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi ve bâcdârı ve kabancısı ve şehir subaşı ve şâhbenderi ve kırk aded esnâf kethüdâları ve şeyhleri ve çavuşları vardır ve iki dizdârı ve cümle (---) aded kal‘a neferâtları ve harâccısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74b ·
metinde göster ·
… ve nehb ü gâret olunurken bunlar dağlar içre âheste rûşen pür-silâh olup vakt-i
Hanefî
ki oldu, kemîngâhdan yedi sekiz yüz cirid atlı yedi koldan orman içre yaralanmı …
Hemân Melek Ahmed Paşalı Kürd Haydar Ağa bu iki yiğidin üzerlerine at sürüp ikisin dahi şehîd eyledi. Aceb sırdır kim ma‘nî okudukda "Kesipsen cân bâğçesinden / İki nihâlim felek" dediği ikisi şehid olması imiş. O biri vâkı‘asında "Elimdeki mumu söndürüp başıma urup başım düşdü zannetdim" dediği vâki‘a vâkı‘ olup rûhı çerâğı sönüp kellesi galtân olması imiş. Netîce bu arsagâh-ı hûn-âlûdda çevgân [u] şemşîr ile guzât-ı şebhûnciyân kelleleri galtân edüp lu‘bedebâzlık ederken meğer Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar âkıbet-endîş olup haymelerin sahrâya kurup kelepürlerin meydân-ı muhabbete koyup kendüler cümle pür-silâh yiğitleriyle çengelistân ve ormanistân ve hıyâbânistân içre kemîngâh edinüp bu sahrâda hayme vü hargâhları ve karakollukçu makûlesi harbendeleri kelle paça ve nehb ü gâret olunurken bunlar dağlar içre âheste rûşen pür-silâh olup vakt-i Hanefî ki oldu, kemîngâhdan yedi sekiz yüz cirid atlı yedi koldan orman içre yaralanmış arslan kemîngâhdan çıkar gibi çıkup şîr-i nerrende-i dirrende gibi Allah Allah na‘rasına rehâ buldurup bizden Allah Allah, anlardan Allah Allah vâveylâh iki İslâm askeri birbirine karılup katılup cenge âğâze edüp bir hücûm etdiler kim gûyâ her biri birer ejder-i heft-ser idiler. Hanifi Halîfe kendü askerine takviyet verüp "Koma kurdlarım!" deyüp başı kaba meydân-ı ma‘rekede yedi sekiz âdem akdardı. Üstünde ok kirpi gibi dizilmiş idi. Meğer bir kerevge zırhı var imiş. Atı dahi geyimli idi. Anların atları dinç, bizim atlarımız iki gün üç gice birer yem ile yorgun argın ve durgun, atlarımızın niçesi bu mahalde sâhibin ele verdi ve askerimizin girisi dökülüp gelmede. Cemâpur askeri gibi henüz cem‘ olmada. İleri varanlarımızdan der ceng-i evvel elli üç benâm âdem hâke düşdü ve Melekli Deli Dilâver Ağa, Hanifi Halîfe üstüne hamle edüp dizgin aşrı ana bir hışt-ı ipşiri eyle zerk eyledi kim cübbesinden güzer eyleyüp uyluğundan atına geçüp atı kıçın serpüp bir kenara çıkup derhâl refîkleri Hanifi Halîfe'nin başına üşüp yedek yetişdirince anlardan {bir yiğit} bizim Sivaslı Dilâver Ağa'nın altından mızrak ile atın yıkup Dilâver Ağa piyâde oklaşarak bizim alaya gelüp derhâl yine atlandı ve anlardan yine biri bizim Melekli Deli Şâhin Ağa'yı hışt ile urup arkasından iki karış yalman gösterüp alayımıza gelüp hıştı çıkarup sardılar. Ve bizim elvend ağalarından iki âdem akdarup henüz ceng karışmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100a ·
metinde göster ·
… Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer
hanefî
kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine ak …
Amma beşinci ılıca-i kebîr tâ şehrin ayne'l-fi‘linde vâki‘ olup bir kubbe-i azîm câmekânı vardır. Bin aded âdem alur ortasında havz [u] şadırvanı var, andan içeri bir kubbe-i azîmi var kim âdem birbirin güç ile teşhîs eder. Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer hanefî kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine akhalvet derler bir kurnası var. Kurnasında bir kurbağı resmi var, ana işâretdir kim "Sen benî Âdem'sin, kurbağı gibi suda çok durma" demekdir. Ve halvet gâyet rûşen ve beyâz mermer-i hâmlar ile döşendiğinden "akhalvet derler. Ve birine "karahalvet derler, hakkâ ki muzlimdir. Ve bir kurnaya "diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir delik vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kurnanın suyu akmaz olur. Parmağın çeküp üflemese yine akmağa başlar, aceb temâşâdır. Bu kubbe-i azîmin ortasında halîc kadar bir havz-ı azîm vardır kim âdem kaddinde aşren fe-aşren pâk mâ-i suhn ile leb ber-lebdir. Dâ’iren-mâdârında altışar kademe nerdübânları var ve mermer ejder ve arslan kellelerinden âb-ı hayât sular cereyân edüp havza rîzân olur ammâ gâyet ıssıdır. Bu havz içre cemî‘i âşıkân-ı sâdıkân müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ ederler. Niçesi el ele olup turna katarı olup "kur kur" deyü turna sadâsı ederek deverân ederler. Kimisi bir yire cem‘ olup birbirlerin derâğûş edüp omuzlarına ayak üzre bir kat âdem dahi birbirlerin kucaklayup eyle semâ‘ ederler. Bir hây-hûydur kim ta‘bîr olunmaz. Hakîr bu havza "mecma‘-i dilberân" dedim. Zîrâ herkes dilber-i ra‘nâlar ile bîlâ vâsıta koç-kucağ ba‘dehû bir genc künci bucâğ isterse ol çağ; istemezse öbür çağ eder. Böyle bir havz-ı vâsıtadır. Ve niçe yüz garîb ü gurebâ kurnalarda câmekânda, câme vü câmehâbın gasl edüp pâk eder. Ve niçe yüz âdem dahi mahbûb dellâklare kese ve sabun sürdürüp kendi dahi dellâke sabun gibi sürünüp kimi pâk ve kimi şerâ’it-i guslü bilmeyüp nâ-pâk olur. Bir cah-cahûn hengâme-i hâl-i diyer-gûndur kim akl-ı kâsır hayrân olur. Ve bu ılıcada bây [u] gedâ birdir. Eğer peştemâlın var ise hammâmcıya bir akçe vermeden çıkarsın, meğer esbâbın hıfz edene bir penez veresin. Zîrâ Camâpur askeri gibi bî-hisâb ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar gelüp gitmededirler. Ve eğer peştemâlın yok ise hammâmdan peştemâl alup kise sabun sürünürsen iki akçe verirsin. Ve ba‘zı şehir a‘yânı şeb-i yeldâlarda yetmiş seksen aded yârân u pîr [ü] cüvân banayı halvet edüp niçe yüz aded kanâdiller ile ve gûnâ-gûn şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân edüp âlem-i ağyârdan bî-haber tâ sabâha dek cân-ı cânân sohbetleri edüp gûnâ-gûn et‘ıme-i nefîse ve mümessek hoşâblar ve gülâb ü ûd-ı anberler ile derûn-ı hammâm hoş-bû olup hoşâb zevkleri ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
… t ederse dahi ziyâdece olur. Hâkim-i sâlisi mezheb-i Şâfi‘î müftîsidir; müftî-i
Hanefî
yokdur. Zîrâ cümle ahâlîsi Şâfi‘îyyü'l-mezhebdir. Ve hâkim-i râbi‘i nakîbü'l-eş …
Bu nevâhî-i ma‘mûrelerden kadısına ber-vech-i adâlet beher sene sekiz kise-i Rûmî hâsıl olur. Eğer hânlar ile hüsn-i ülfet ederse dahi ziyâdece olur. Hâkim-i sâlisi mezheb-i Şâfi‘î müftîsidir; müftî-i Hanefî yokdur. Zîrâ cümle ahâlîsi Şâfi‘îyyü'l-mezhebdir. Ve hâkim-i râbi‘i nakîbü'l-eşrâfdır. Hâkim-i hâmisi serdâr ve hâkim-i sâdisi bâcdâr ve hâkim-i sâbi‘i şâhbenderdir ammâ bu mezkûrlar cümle hân tarafından hâkimlerdir. Ammâ harâc ağası ve yeniçeri serdârı pâdişâh tarafındandır. Muhtesibi ve kapândarı ve boyahâne emîni hân tarafındandır. Her vech ile zabt u rabtı ve adl-i adâleti yerinde hükûmetdir. 224a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223b–224a ·
metinde göster ·
… cümle mâlın Hazret-i Muhammed Hanefî'ye vasiyyet edüp na‘ş-ı murdârın Muhammed
Hanefî
civârında defn ederler. Ve nehr-i Deyr ile nehr-i Merre'nin mâbeyni üç mîl mesâ …
Ammâ bu memâlik-i Irâk'da cereyân eden enhârların aslı dokuz aded nehr-i azîmdir. Evveli fevkânîdir kim nehr-i Merre, Şatt'dan garb tarafına ayrılup şimâl cânibinde olan kurâları reyy edüp nehr-i Deyr'e rîzân olur. Nehr-i Deyr, Meşhed-i Muhammedü'l-Hanefî âsitânesi kasabasında nehr-i Şatt'dan ayrılır bir ziyâretgâh-ı azîm şehirdir, ammâ cümle halkı Râfızî ve Şî‘îlerdir. Gayri diyârda bir Şî‘î ve Râfızî mürd olsa cümle mâlın Hazret-i Muhammed Hanefî'ye vasiyyet edüp na‘ş-ı murdârın Muhammed Hanefî civârında defn ederler. Ve nehr-i Deyr ile nehr-i Merre'nin mâbeyni üç mîl mesâfedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344b ·
metinde göster ·
… leri mahalliyle tahrîr olunur. Ve kasaba-i Vehmâ ve dahi kasaba-i İmâm Muhammed
Hanefî
ve kasaba-i Mînâ ve kasaba-i Übülle ve livâ-i Katîf.
Evvelâ livâ-i Kurna ve livâ-i İskenderiyye'dir kim İskender-i Kübrâ binâ etmişdir ve livâ-i Ammâre, Şatt kenârında berr-i Acem'dedir. Ve livâ-i Abâdân, berr-i Basra'dadır. Ve livâ-i Zekiyye makâm-ı Hazret-i Üzeyr Nebî andadır ve Şatt kenârıdır ve Basra'dan aşağı livâ-i kal‘a-i Mühennâvî, Basra'ya gâyet karîbdir. Ve andan aşağı livâ-i Kabân, bender-i azîmdir ve Basra'nın Şatt aşrı mukâbelesinde livâ-i Böğürdelen, bir kal‘a-i metîndir. Acem hudûdunda olmak ile neferâtları ve cebehânesi mükemmeldir. Bu mahalde nehr-i Şatt'a mahlût olan nehr-i Kârûniyye, tâ diyâr-ı Acem'de şehr-i Hureyza dağlarından gelir âb-ı hayâtdır. Ve mukâta‘a-i livâ-i kasaba-i Cenûb ve mukâta‘a-i livâ-yı kasaba-i Şimâl 360b ve livâ-i kasaba-i Akkara ve mukâta‘a-i kasaba-i Mansûriyye, bu dahi Şatt kenârında ve mukâta‘a-i kasaba-i Ca‘feriyye, nehr-i Şatt kenârında vâki‘ olmuş ma‘mûr rabtadır. Ve livâ-i kal‘a-i Arce ve mukâta‘a-i gümrük senevî beş yüz kise hâsıl olur ve Basra'dan altı fersah aşağıda kasaba-i mukâta‘a-i Übülle ve mukâta‘a-i Cerce ve livâ-yı azîm cezîre-i Basra, eyâlet-misâl bir sancakdır. Cümle otuz altı pâre ma‘mûr kal‘alardır. Baş kal‘ası Tuzla'dır. Andan gayrileri mahalliyle tahrîr olunur. Ve kasaba-i Vehmâ ve dahi kasaba-i İmâm Muhammed Hanefî ve kasaba-i Mînâ ve kasaba-i Übülle ve livâ-i Katîf.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360a–360b ·
metinde göster ·
… hâkim-i şer‘ dahi şeyhülislâmdır. Ve üç aded mezâhib müftîleri ve şeyhülislâm-ı
Hanefî
hükmündedir. Ve bir hâkim dahi nakîbü'l-eşrâfdır ve şâhbenderi ve kal‘a dizdârı …
Ammâ bu zikr olunan livâların cümlesine hâkim-i kübrâ Basra paşasıdır ve bir hâkimi dahi şer‘-i mübîn tarafından üç yüz akçe pâyesiyle kadısıdır. Cümle (---) aded kurâdan beher sene kadıya on bin guruş hâsıl olur. Ve bir hâkim-i şer‘ dahi şeyhülislâmdır. Ve üç aded mezâhib müftîleri ve şeyhülislâm-ı Hanefî hükmündedir. Ve bir hâkim dahi nakîbü'l-eşrâfdır ve şâhbenderi ve kal‘a dizdârı ve yedi yüz aded kal‘a neferâtları ve 800 sağ kol ve 800 sol kol askeri ve topçu ve cebeci ve gayrisi cümle 3.000 askeri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360b ·
metinde göster ·
Bu câmi‘ dahi cemâ‘at-i kesîre ile şeb [ü] rûz mâl-â-mâldır, zîrâ şehrin izdihâmı mahallinde vâki‘ olup bir minâreli ve cümle kubâbları kurşumlu 129a ma‘bedgâh-ı kadîmdir kim Süleymân Hân ümerâlarındandır. Gazâ mâlıyla binâ olunmağın bu câmi‘ bir rûhâniyyetli câmi‘-i kebîrdir ve gâyet evkâfları çok olduğundan mütevellîsi cânib-i vakfdan cemî‘i cemâ‘at-i kesîreye ol Bosna diyârının şiddet-i şitâsında imâret kazanları gibi kazgan-ı kebîrlerle sular kaynadup cümle Hanefî musluklarından selsebîl-âsâ ıssı sular cereyân edüp cemî‘i ehl-i salât andan tecdîd-i vuzû edüp ibâdet etdikce sâhibü'l-hayrât Hüsrev Paşa'ya hayır du‘âlar ederler. Birkaç cevâmi‘lerde dahi böyle germâb sulu musluklar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128b–129a ·
metinde göster ·
… u asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün vakt-i
Hanefî
oldu. Ale't-ta‘cîl salât-ı fecri edâ edüp der-ân atlara süvâr olup du‘â ve senâ …
Çün kim bu Virpolise nâm mahalde ol gece cümle guzât helâlleşüp cümle atlara yemlerin kesdirüp vakt-i şâfi‘î oldukda evvelâ Atlıbeğzâde ve Çoltaroğlu ve Tilki Bölükbaşı ve Gırbo Bölükbaşı ve Hasan Bölükbaşı Yenge Kırığı bölükbaşılar cümle bin sekiz yüz aded yiğitler piyâde pür-silâh karanlıkda ileri gitdiler ve ardları sıra iki bin güzîde salt cürd atlı yiğitler ile Bosna Alaybeğisi Gâzî İsmâ‘îl Beğ ve Hersek alaybeğisi bu atlılara serdâr olup âheste âheste gitmede. Ve serdârımız Yûsuf Kethüdâ dahi beş bin piyâde ve atlı yiğitler ile kilt-â-kit giderken sancak dibinde hakîr Feth-i şerîfe müdâvemet edüp giderken paşa efendimizin pusuya koduğu asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün vakt-i Hanefî oldu. Ale't-ta‘cîl salât-ı fecri edâ edüp der-ân atlara süvâr olup du‘â ve senâyı atlar üzre edüp âheste-reviş giderken hemân ileride bir sadâ-yı Allâh Allâh ile bir tüfeng sadâsı kopdu. Derhâl anı gördük. Geceden giden yayanlar har har soluyarak çıkageldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… ‘kûb ibn Germiyânzâde Ya‘kûb ilâ Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed
Hanefî
ve ilâ İmâm Zeyne'l-âbidîn ve ibn İmâm Hüseyin ve ibn İmâm Ali ve Fâtımatü'z-Ze …
Süleymân Hân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân rûhiyçün ve bu gazâlarda bulunan pederimiz Ser-zergerân-ı Dergâh-ı âlî, ya‘nî Dervîş Mehemmed Zıllî ibn Kara Ahmed ibn Kara Mustafâ ibn Yavuz Er ibn Ece Ya‘kûb ibn Germiyânzâde Ya‘kûb ilâ Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hanefî ve ilâ İmâm Zeyne'l-âbidîn ve ibn İmâm Hüseyin ve ibn İmâm Ali ve Fâtımatü'z-Zehrâ ve bizzât cedd-i ızâmımız Hazret-i Risâlet-penâh rûhiyçün Allâh rızâsıyçün el-Fâtiha ma‘a's-salavât.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78a ·
metinde göster ·
Bu havz-ı azîmin etrâfındaki sekiz aded kemerlerin altında sekiz aded
Hanefî
kurnaları vardır. Ve pâk ü pâkîze nîlgûn futalara beyâz tenlerin sarmış mahbûb …
Bu havz-ı azîmin etrâfındaki sekiz aded kemerlerin altında sekiz aded Hanefî kurnaları vardır. Ve pâk ü pâkîze nîlgûn futalara beyâz tenlerin sarmış mahbûb dellâkleri var. Ba‘zı halvetlerde gâsillerin murâd [u] merâmları üzre hidmet edüp âdemi pâk ederler. Ammâ bu germânın suyu i‘tidâl üzredir. Hattâ bu âb-ı nâbı sovudu[p] nûş etsen aslâ kibrit râyihasından bir şey yokdur. Kaşı kirpiği dökmüş âdem nûş etse bi-emrillâh pâk olup saçı sakalı ve bıyığı gelmeğe başlar. Ve tabî‘ati müleyyen ve i‘tidâl üzre dutar bir mâ-i müfîdi's-sühûndur. Ve taşra câmekânı çâr-kûşe dîvâr üzre şindire tahta örtülü bir hayli vâsi‘ kubâb-ı azîmdir kim içine asâkir-i İslâmdan bin âdem sığardı. Bir yeşil direği olmakla Yeşil {Direkli ılıcası derler}. Andan
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85a ·
metinde göster ·
Ve taşra havz-ı kebîrin etrâfında her kemerler altında sekiz aded
Hanefî
kurnaları ve müte‘addid halvetleri ve pâk [ü] pâkîze hüddâmları var. Ve cemî‘i …
Ve taşra havz-ı kebîrin etrâfında her kemerler altında sekiz aded Hanefî kurnaları ve müte‘addid halvetleri ve pâk [ü] pâkîze hüddâmları var. Ve cemî‘i ehl-i Budin merhûm olduklarında akrabâları bu ılıcadan gayri germâblardan fıçılar ile sular getirdüp cenâzelerin bu yed-i kudret ile kaynamış sular ile gasl ederler. Cânib-i vakıfdan bu hidmete me’mûr âdemler vardır. Hüsniyyât-ı Budin'in biri dahi bu hayrâtdır, ammâ ekseriyyâ bu Velî Beğ ılıcasından getirdirler, zîrâ kibâr-ı evliyâullâh Gül Baba nazargâhıdır ve suyu gâyet pâk ve nazîf ve latîf mâ-i tâhirdir. Ve taşra câmekânı tahta şindire örtülü serâmed kubbedir, lâkin Yeşil Direkli ılıcasının câmekânından sehel küçükdür. Bu ılıcaya gerçi Velî Beğ ılıcası derler, ammâ câmekânının kapusu üzre celî hatt-ı hûb ile merkûm olan târîh-i mergûb budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85b ·
metinde göster ·
… h" sadâsı imdâdı gelir. Bu ceng [ü] cidâlimiz ol mahalle vardı kim kâmil vakt-i
Hanefî
olup âfitâb-ı âlem-tâb acebâ Üstürgon tarafından doğdu mu doğmadı mı derken hem …
Ammâ bize asker-i İslâm tarafından aslâ bir âdem gelmez, illâ "Allâh Allâh" sadâsı imdâdı gelir. Bu ceng [ü] cidâlimiz ol mahalle vardı kim kâmil vakt-i Hanefî olup âfitâb-ı âlem-tâb acebâ Üstürgon tarafından doğdu mu doğmadı mı derken hemân sağ tarafda nümâyân olan on bin kadar piyâde Çeh ve Leh ve İsfaç kavmi kâfiri torompete ve luturyan boruların çalarak ve nâkûs ve tabılların döğerek bizim askeri gözüne almayup "Yajuj ve Yajuj" diyerek haçlı bayrakların çeküp gelmede. Subh-ı sâdık olunca Lara bayırı dibindeki meşeyistândan çinganeler ormandan çıkar gibi sürü sürü çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
… vâcibü's-seyr bir gûne havz-ı latîfi var kim fevvâreleri evce pertâb edüp cümle
Hanefî
musluklarından muvahhidân-ı musalliyânlar tecdîd-i vudû‘ edüp tâ‘at-ı Sübhân ed …
Ve hareminin etrâfında hücre-i tâlibânlar olup harem ortasında vâcibü's-seyr bir gûne havz-ı latîfi var kim fevvâreleri evce pertâb edüp cümle Hanefî musluklarından muvahhidân-ı musalliyânlar tecdîd-i vudû‘ edüp tâ‘at-ı Sübhân ederler. Ve câmi‘in kıble kapusunın atebe-i ulyâsı üzre Karahisârî tarzı hüsn-i hatt-ı müzehheb ile bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 145a ·
metinde göster ·
… zîlerimiz de bunlara hücûm edüp ol mâhtâbda bu harâmîleri ortaya alup tâ vakt-i
Hanefî
mahalli olunca yedi yüz âdemi kılıçdan geçirüp bir cân halâs olmadı. Ale's-sabâ …
Hemân kim sabâha üç sâ‘at kaldıkda kal‘a-i Pojaga'dan berü bir alay atlı ve yayan kütürdüsü zâhir olup ordumuza hov hov etdiler, ammâ mâhtâb mahalli olmak ile hemân bizim ordudan gâzîlerimiz atlı ve yaya bu karşudan gelenlere bir yaylım Tatar okları ve bir yaylım serhad gâzîlerinin kurşumların bunlar yeyüp zîr-i zeber olup niçe yüzü firâr edeyim derken hemân mukaddemâ pusuda olan gâzîlerimiz de bunlara hücûm edüp ol mâhtâbda bu harâmîleri ortaya alup tâ vakt-i Hanefî mahalli olunca yedi yüz âdemi kılıçdan geçirüp bir cân halâs olmadı. Ale's-sabâh cümlesinin leşlerinde esbâbları vü eskâlleri ve silâhları ve atların alup cümle leşlerinden başların kesüp kellelerin ârâyiş-i nîze edüp ikinci günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187a ·
metinde göster ·
ve üç mezheb sâhibi müftîler dururlar. Ve sol tarafında kadıasker Murtazâ Alî E …
Ve yine sağ tarafında şeyhülislâm-ı Hanefî ve üç mezheb sâhibi müftîler dururlar. Ve sol tarafında kadıasker Murtazâ Alî Efendi, anın alt yanında şehir monlası ve cezîre-i Kırım'ın yigirmi dörd kadısı oturur. Taht-ı kazâlarında düşen da‘vâları dikkat üzre dinleyüp kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederler. Allâhümme âfinâ, biri bir hilâf-ı şer‘ za‘îf kavl üzre bir hükm etse ulemâ-yı Tatar ol bâr ol bâtıl hükm eden âsîyi taş ile depelerler, aslâ amân vermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125a ·
metinde göster ·
… ve Mâlikî ve Hanbelî müftîsi yokdur ve iktizâ da etmez, ammâ lâzım olursa yine
Hanefî
müftîsi müşkil-küşâlık eder.
Taraf-ı şer‘ hâkimlerin beyân eder: Beş yüz akçe mevleviyyet pâyesiyle şeyhülislâm-ı mezheb-i Hanefîsi vardır, ammâ Şâfi‘î ve Mâlikî ve Hanbelî müftîsi yokdur ve iktizâ da etmez, ammâ lâzım olursa yine Hanefî müftîsi müşkil-küşâlık eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 139a ·
metinde göster ·
… eme dehşet hâsıl olur bir alay mü’min ve muvahhid ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a İmâm
Hanefî
mezhebinde ve Şâfi‘î mezhebinde pâdişâh-meşreb akl-ı Arasto fukarâlardır. Hattâ …
Andan tarîk-i Hâcegân'dan Acem şâhlarının ecdâd-ı ızâmı olan Şeyh Safî hazretlerinin halîfesinden Şeyh Şerîmî Sultân'ı ziyâret edüp yine bâğ-ı Merâm'ında söğüd dırahtlarında hâsıl olan elmaların yeyüp pâ-bürehne ve ser-bürehne zeber-dest mücerred pâk fukarâ-yı Hâcegânîler ve fakr u fâkada Kalenderî abdâlları var kim her biri fenâ-fillâh olup riyâzât [u] mücâhede ile kîli kâl etmiş ârif-i billâh dervîşân-ı zî-şânları var kim züvvâr olan kimesne bu fukarâların cemâl-i bâ-kemâl-i nûrânîlerine nazar etseler âdeme dehşet hâsıl olur bir alay mü’min ve muvahhid ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a İmâm Hanefî mezhebinde ve Şâfi‘î mezhebinde pâdişâh-meşreb akl-ı Arasto fukarâlardır. Hattâ Âl-i Osmân'ın Ferhâd Paşa nâmında vezîri bu kal‘a-i Bakü'yü feth edüp bu fukarâlara vakf etdiği kendlerin mahsûlünden matbah-ı Keykâvûslerine me’kûlât [u] meşrûbâtları gelüp âyende vü revendelere ni‘metleri mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 166a ·
metinde göster ·
Bu kavim Cingiz Hân'dan berü mü’min ve muvahhid ve
Hanefî
ve Şâfi‘iyyü'l-mezheb olmuşlardır, ammâ bu kavm-i Tatar zikr olunan ahlâkdan ba …
Bu kavim Cingiz Hân'dan berü mü’min ve muvahhid ve Hanefî ve Şâfi‘iyyü'l-mezheb olmuşlardır, ammâ bu kavm-i Tatar zikr olunan ahlâkdan ba‘zı hulkla mütehallık ve evsâfdan ba‘zı vasıfla muttasıflarsa yine şe‘â’ir-i İslâm ile ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at küffâra böğür iği olmuş bir alay kavm-i Tatar-ı sabâ-reftâr adû-şikâr avândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 169a ·
metinde göster ·
Hâkimân-ı şer‘-i Resûlü: Beş yüz akçe mevleviyyet pâyesiyle şeyhülislâm-ı
Hanefî
ve mezâhib-i selâseden mezheb-i Şâfi‘î ve mezheb-i Mâlikî ve mezheb-i Hanbelî m …
Hâkimân-ı şer‘-i Resûlü: Beş yüz akçe mevleviyyet pâyesiyle şeyhülislâm-ı Hanefî ve mezâhib-i selâseden mezheb-i Şâfi‘î ve mezheb-i Mâlikî ve mezheb-i Hanbelî müftîleri dahi vardır ve nakîbü'l-eşrâfı var ve beş yüz akçe mevleviyyet ile şerîf ve azîz efendi monlası var kim cümleden melik monladır. Beğ ve paşa ve müsellemler bu şehir monlasının yanında aslâ kîl u kâl diyemezler. Ve nâhiyesi üç aded kazâ yerde cümle (---) aded ma‘mûr kurâlardır. Ve sancağında cümle (---) aded kazâlardır, niçesi tahrîr olundu ve niçeleri dahi mahalliyle tahrîr olunur. Ammâ monlasının niyâbetleri kazâ-yı Kesendire, kazâ-yı Sidirkapsi, kazâ-yı Aynaroz'dur kim bu kazâ leb-i deryâda cezîre-misâl bir burunda vâki‘ olup üç yüz altmış altı aded manastırları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 223b ·
metinde göster ·
Nu‘mân-ı Sâbitî sâbit olunca cümle cüyûş-ı muvahhidîn sâbit-kadem olup göz gözü …
Ba‘dehu Haleb vâlîsi Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kapudan Kaplan Paşa ve Çorum (---) Paşa ve Seydîzâde Mehemmed Paşa ve Kara Alî Paşa ve Bebr Paşa (---)(---)(---) bu kadar vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve bu kadar gâziyân-ı serv[er-i] hünerverler küffâr-ı hâksârın kal‘adan tarafa ardların alınca vakt-i Şâfi‘î geçüp kâmil vakt-i Hanefî Nu‘mân-ı Sâbitî sâbit olunca cümle cüyûş-ı muvahhidîn sâbit-kadem olup göz gözü görüp hemân cümle gâziyân-ı mücâhidân küffârın içlerine dalup gerü küffârı Kassâb Cömerd köçekleri gibi kırmağa başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ der-ceng-i azîm-i deryâ: Mukaddemâ Göllük tarafında Fransa küffârının dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçdiği günün (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde rûy-ı deryâda yüz yigirmi pâre kalyon ve kadırga ve ma‘unalar ile Duka ve Malta ve Papa ve Manya gemileri vech-i deryâyı bâdbânlarıyla bezeyüp vakt-i Hanefî oldukda cemî‘i kâfir gemileri Vezîria‘zamın koluna karîb yanaşup sabâhdan tâ vakt-i zuhra dek cümle meteris içre olan asâkir-i İslâm üzre top ve kumbara ve muşkat ve havân taşların bârân-ı la‘net gibi yağdırup meterislerde ve sıçan yollarında ve tabyalar ve siperlerde bir âdem baş göstermeğe aslâ kâdir olamadılar, zîrâ meterislerin deryâ taraflarında ardları açık olup siperleri olmayup cümle asâkir-i İslâm meydânda idiler, ammâ kal‘a tarafları metânet üzre siperli idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 300a ·
metinde göster ·
… konakların tathîr ü ta‘mîr ü termîm etmek fermân olup şeyhülislâm molla-yı hoca
Hanefî
artık mukîm namâzı kılmağa izin verildi.
Ba‘dehu cemî‘i guzât-ı müslimîn bu meterisleri tez[yîn] edüp ve kal‘ayı dürr-i beyz-âsâ ta‘mîr [ü] termîm edüp edâ-yı hidmetlerinden sonra rûy-ı deryâda emn [ü] emân olup cemî‘i cüyûş-ı muvahhidîne Sadrıa‘zam vüzerâ ve mîr-i mîrânlara ve mîr-i livâlara merâtiblerine gör[e] ihsân [u] in‘âmlar edüp kol kol sancak be-sancak cümleye düstûr-ı şâhî verilüp herkes vilâyet vilâyet vatan-ı aslîlerine gitmeğe cân atup kalyonlara ve firkatelere ve donanma-i hümâyûn gemileriyle maskat-ı re’sleri olan vatanlı vatanlarına sürûr [u] şâdımânlar ile hamd [ü] senâlar ederek her biri bir tarafa revâne olup ancak Sadrıa‘zam cümle kapu kulları ve gedikli zu‘amâlar ve cemî‘i erbâb-ı dîvân ile kalup bîrûn-ı kal‘ada ordudan bir nâm [u] nişân 307b kalmayup cemî‘i guzât-ı müslimîn derûn-ı kal‘aya sepişüp cümle erbâb-ı dîvâna kışlalar verilüp herkes konakların tathîr ü ta‘mîr ü termîm etmek fermân olup şeyhülislâm molla-yı hoca Hanefî artık mukîm namâzı kılmağa izin verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 307a–307b ·
metinde göster ·
Ve hareminin tûlu ve arzı sadrancî bin aded mi‘mâr arşını harem-i vâsi‘dir. Bu haremin tâ vasatında henüz nev-peydâ binâ 313a olunmuş bir havz-ı Hanefî-i musanna‘ı var, suyu âb-ı zülâl kemer suyundandır. Etrâfında Hanefî lülelerinden âb-ı nâblar selsebîl-âsâ cereyân edüp cemâ‘at-i kesîreler tecdîd-i vudû’ edüp tâ‘at-ı Yezdân ederler. Ve havzın fıskiyye ve fevvâreleri havuz üzre olan kubbenin zirve-i a‘lâsına pertâb eder. Bu kubbe-i nîlgûn sekiz aded sütûn-ı müntehâlar üzre mebnî olup rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr olup bu kubbe-i âlî üzre pür altun ile mutallâ olmuş bir alemi var kim çeşm-i insân hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312b–313a ·
metinde göster ·
Ve haremi sol tarafında vâki‘ olup bir müdevver havzı ve etrâfında
Hanefî
muslukları üzre sekiz aded sütûn-ı nahîflerin kemerlerinde bir müdevver ve musa …
Ve haremi sol tarafında vâki‘ olup bir müdevver havzı ve etrâfında Hanefî muslukları üzre sekiz aded sütûn-ı nahîflerin kemerlerinde bir müdevver ve musanna‘ kurşum örtülü kubbesi var kim bu dahi gûyâ bir kubbe-i nîlgûn tâk-ı nüh-tâkdır. Ve havz-ı pâkinin etrâfı musanna‘ Fahrî oyması gibi müşebbek oyma mermer kafeslerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 313b ·
metinde göster ·
… ndese ile su getirüp âb dollâblarıyla suyu çekilüp imârete ve câmi‘in havuzu ve
Hanefî
çeşmelerine ve gayri yerlerde isti‘mâl olunur bir temâşâgâh-ı vâcibü's-seyrdir.
Der-terkîm-i binâ-yı ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden câmi‘-i Ayasofya-i Kebîr vâcibü's-seyrdir. Ammâ yukaru kal‘a önünde Ohrîzâde'nin pâdişâha hibe etdiği câmi‘ önünde bir âb-ı hayât su kuyusu var kim üstâd-ı Ferhâd bu çâh-ı mâya eyle Ferhâdî külüngler urup bir bi’r-i ibret-nümâ kazup umku kâmil seksen kulaçdır. Garâ’ib anda kim üstâd-ı kûhken kayaları lağım ile delüp tâ Ohri gölünden ilm-i hendese ile su getirüp âb dollâblarıyla suyu çekilüp imârete ve câmi‘in havuzu ve Hanefî çeşmelerine ve gayri yerlerde isti‘mâl olunur bir temâşâgâh-ı vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371a ·
metinde göster ·
Sultân câmi‘i kiremitlidir, ammâ ol kadar ma‘mûr değildir. Ve minâresi yokdur. …
Ve yukarı mahallede Hanefî Sultân câmi‘i kiremitlidir, ammâ ol kadar ma‘mûr değildir. Ve minâresi yokdur. Ve Hanefî Sultân bizzât câmi‘in mihrâbı önünde kurşumlu bir kubbe-i âlî içinde medfûndur, nevverallâhu merkadehu. Anatolu vilâyetinde kerâmât-ı bâhire sâhibi bir ulu sultândır ve menâkıbı gâyet çokdur. Bu câmi‘lerden mâ‘adâ zâviyelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y31a ·
metinde göster ·
… ltân câmi‘i kiremitlidir, ammâ ol kadar ma‘mûr değildir. Ve minâresi yokdur. Ve
Hanefî
Sultân bizzât câmi‘in mihrâbı önünde kurşumlu bir kubbe-i âlî içinde medfûndur, …
Ve yukarı mahallede Hanefî Sultân câmi‘i kiremitlidir, ammâ ol kadar ma‘mûr değildir. Ve minâresi yokdur. Ve Hanefî Sultân bizzât câmi‘in mihrâbı önünde kurşumlu bir kubbe-i âlî içinde medfûndur, nevverallâhu merkadehu. Anatolu vilâyetinde kerâmât-ı bâhire sâhibi bir ulu sultândır ve menâkıbı gâyet çokdur. Bu câmi‘lerden mâ‘adâ zâviyelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y31a ·
metinde göster ·
"Şu mahalde kırk yıl zencîrkeş olup ibâdet etdim" ve biri dahi "Üç kerre esîr oldum" ve biri dahi "İki galyon mâl ile otuz yıl esîr oldum ve üç Y 114b bin deyenek yedim" ve biri dahi "Gözüm çıkardılar ve cümle dişlerim çekdiler ve kollarımdan üç gece asdılar" ve biri dahi "Mısır pâdişâhı Sultân İnal'ın Hanefî kadıaskeri idim. Şu günc-i gamda cümle esîrlere kadı idim" deyü herbiri sergüzeşt [ü] serencâmın tahrîr etmişler kim âdemin aklı perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114a–Y114b ·
metinde göster ·
mihrâbı vardır. Cemâ‘at-i kesîre ile salât-ı hamse edâ olunur. İmâmı ve mü’ezzi …
Ve bu kat amûdların önündeki evvelki dîvârda Hanefî mihrâbı vardır. Cemâ‘at-i kesîre ile salât-ı hamse edâ olunur. İmâmı ve mü’ezzinânı var. Ve Sahra gârı kapusu üzre mü’ezzinân mahâfili vardır. Ammâ minberi yokdur. Ve bu mahalde zî-kıymet ibrîşim hâlîçeler ile mefrûşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y213a ·
metinde göster ·