ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve ucu demirli toyakalar ile niçe bini ubûr …
Esnâf-ı çoban-ı bahâdırânın cümlesi gûnâ-gûn alât-ı silâha müstağrak olup ellerinde dalyan tüfengler atarak ve çobanlar boruların çalarak ve türküler haykırarak ve sapan-ı Dâvûdîleri şırak şırak atarak makâm-ı ırâk haykırarak ubûr ederler. Ve ba‘zılarının ellerinde kavalların çalarak gülerek oynayarak ellerinde acîb ü garîb harbalar ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve ucu demirli toyakalar ile niçe bini ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
… lûklarından acîbe vü garîbe haşerâtlar ile ubûr ederler. Ve niçe bini ellerinde
harba
ve sıpkınlar ve musanna‘ ağlar ve serpmeler ile ubûr ederler.
Ammâ bu balık satıcılar dükkânların tahtırevânlar üzre bâlâda tahrîr olunan mâhîlerin envâ‘ından niçe bin mâ’ideleri tablalar ile zeyn edüp ve arslan-misâl eyi balıkları boğazından zencîrler ile bağlı bağırup çağırup feryâd eder. Ve deniz atları ve porsuklar ve kunduzlar ve yûnus balıkları sayd ederler kim her biri pereme kadar. Ve bir iki gün mukaddem Üsküdar kayığı kadar balıkları yatağın bilüp Adalar arasında dutup arabalar üzre tahmîl edüp yetmiş seksener çift câmûslar arabaları çekerek ubûr edüp bu tâ’ifenin çoğu Kayseriyye ve Niğde ve Manya Urumları'dır, bir hây-hûyla ubûr ederler kim âdem hayrân kalır. Ve müslim karityacılar dahi deryâ mahlûklarından acîbe vü garîbe haşerâtlar ile ubûr ederler. Ve niçe bini ellerinde harba ve sıpkınlar ve musanna‘ ağlar ve serpmeler ile ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… er sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli
harbalı
ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipra …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… ı atları yancıklı ve bahrî hotaşlı ve sineleri demir kalkanlı ve alınları demir
harballı
ve sırtları kaplan ve bebr postlu küheylân atlar üzre mezkûr müsellah iki bin d …
Ve cümle atları al ve ala kına ile Hasanî ve Hüseynî gerdânlarında ve karınlarında hınnâlı kızıl kana müstağrak olmuş Tunageçdi kınalı atları yancıklı ve bahrî hotaşlı ve sineleri demir kalkanlı ve alınları demir harballı ve sırtları kaplan ve bebr postlu küheylân atlar üzre mezkûr müsellah iki bin deli ve gönüllü askerinin binden ziyâde dahi enselerinde çifte çifte müsellah semmûr kalpaklı pençe-i âfitâb süd gibi beyâz mahbûb köçekleri ile ubûr ederken sağ kolda deli askeri ve sol kolda gönüllü cündî at başı berâber rikâb rikâba zânû-be-zânû olup âdâb üzre ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… dedikde, atdan piyâde olup sık orman içre giderken yemîn ü yesârda beş altı yüz
harbalı
kâfir bellerinde ikişer üçer tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âm …
Üç sâ‘atde şeşan dağına çıkup anı gördüm. Bir navortalı kâfir gelüp eydir: "Bire Türk sen bu dağda n'işlersin?" dedikde, hakîr eyitdim, "Bizim Yano Beğ dostumuza geldim. Buluşsam gerek" dedikde, kâfir gidüp yine gelüp, "Gel gidelim" dedikde, atdan piyâde olup sık orman içre giderken yemîn ü yesârda beş altı yüz harbalı kâfir bellerinde ikişer üçer tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âmâde kefereler içre giderken iki tarafda belki üç yüz aded koyun ve hınzîrları kebâb ediyorlar ve Manastır şehrinden ve Maşkolor panayırından aldığı çukaları niçe yüz derziler keferelere esbâblar kesüp biçüp dikerler. Bunları temâşâ ederek geçüp ileri vardım. Gördüm ki bir başı telli kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere ayağa kalkup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 179b ·
metinde göster ·
… â bânîsi ma‘lûmum değildir. Bu kal‘a dahi Erdel krallarınındır, ammâ kefereleri
harba
ucuyla krallara tâbi‘lerdir, zîrâ sarp cengelistân başka vilâyetdir.
Lisân-ı Seykel Macarınca (---)(---) demekdir, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Bu kal‘a dahi Erdel krallarınındır, ammâ kefereleri harba ucuyla krallara tâbi‘lerdir, zîrâ sarp cengelistân başka vilâyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
… eyninde mâl-ı ganâ’imlerimiz fürûht ederken cümle kefere tüfengleri ve balta ve
harbaları
ve esbâb-ı şayakların fürûht ederken derbend kâfirleri de gelüp niçe eşyâlarımı …
Ba‘dehu biri birimiz mâbeyninde mâl-ı ganâ’imlerimiz fürûht ederken cümle kefere tüfengleri ve balta ve harbaları ve esbâb-ı şayakların fürûht ederken derbend kâfirleri de gelüp niçe eşyâlarımız iki üç bahâsına alup cümle fürûht olan eşyâların mâllarıyla mukaddemâ eşekler üzre bulunan iki kîse mâlı dahi bir yere koyup beş yüz otuz aded yiğide altışar guruş hisse değdi. Meğer bir yiğidimiz bir kemer guruş saklamış, anı kimseye vermeyüp "harc-ı râh" deyü seksen guruşu alay beğine emânet verdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
… etdikde hemân Yanoş Kral ale'l-gafle Alaman Kralı Ferdinand'ı basup eyle şiş ve
harba
ve top ve tüfeng-i pür-ceng urur kim cümle küffâr şişden geçüp mâl [u] menâller …
Pes Yanoş Krala çaşıtlar gelüp Beç Kralı Ferdinand Kral'ın üç kral ile Budin üzre geleceğin haber alup tâc-ı İskender Budin kralında olmak ile dörd aded krallar kendüye mutî‘ [u] münkâdlar olup Budin altında ve derûn-ı hisârda cenge âmâde oldular. Çünki Ferdina[n]d Kral Budin kurbunda Kızıl Sahrâ nâm mahalle küffâr gelüp meks etdikde hemân Yanoş Kral ale'l-gafle Alaman Kralı Ferdinand'ı basup eyle şiş ve harba ve top ve tüfeng-i pür-ceng urur kim cümle küffâr şişden geçüp mâl [u] menâllerin bırağup kaçup dâr-ı menhûslarına giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76b ·
metinde göster ·
… ûnâ-gûn muhîl [ü] şeytanatlar ile inşâ olunmuş kalın demir kafeslerin aşağıları
harba
ve şişler ile âmâde zincîrler ile asılmış demir kafeslerdir kim hîn-i yürüyüşde …
Ve her kapu üzre ola[n] kemerlerde gûnâ-gûn muhîl [ü] şeytanatlar ile inşâ olunmuş kalın demir kafeslerin aşağıları harba ve şişler ile âmâde zincîrler ile asılmış demir kafeslerdir kim hîn-i yürüyüşde düşman üzre bırağup cümle küffâr şişlere sancılup yolları sedd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
… er ve geyimler ve zırh u zereh-külâh tuğulka ve ser-penâh [ve] şiş ve mızrak ve
harba
ve teber ve balta ve zemberek ve tüfeng makûlesi şeyler mevcûddur, zîrâ üçüncü …
Ve gûnâ-gûn cenge müte‘allık âlât-ı silâhlardan demir katlavîler ve geyimler ve zırh u zereh-külâh tuğulka ve ser-penâh [ve] şiş ve mızrak ve harba ve teber ve balta ve zemberek ve tüfeng makûlesi şeyler mevcûddur, zîrâ üçüncü muhâsarada küffâr bu kapudan yürüyüş edüp kal‘aya istîlâ edecekleri mahalde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
… râ bu sarâyın zîr-i zemînlerinde olan tüfeng ve ok ve yay ve kılıç ve kalkan ve
harba
ve şiş ve mızrak ve zemberek ve bârût ve hışt ve balta ve nacak ve kazma ve kür …
Bu sarây-ı İremi seyâhat ile uğrayup temâşâ edenlere hafî değildir, lâkin bu kal‘a niçe kerre muhâsara görmek ile sademât-ı top-ı kûpdan bu sarâyın niçe yerleri münhedim olup yine amâr olmuşdur, ammâ kâr-ı kadîmine göre amâr edememişler. Hâlâ bu sarâyda dizdârdan gayri bir ferd-i âferîde yokdur. Hemân zevk u safâsın dizdâr ağa eder, zîrâ bu sarâyın zîr-i zemînlerinde olan tüfeng ve ok ve yay ve kılıç ve kalkan ve harba ve şiş ve mızrak ve zemberek ve bârût ve hışt ve balta ve nacak ve kazma ve kürek ve neft ve katrân ve zift ve niçe kerre yüz bin âlât-ı mühimmât-ı mühmelâtlar var kim hadd ü hisâbın cebecibaşı ve dizdâr bilir. Ve bunda olan tuğulka ve cebe vü cevşen bir serhadde yokdur. Bu cebehâne hazînesinin miftâhları cümle dizdâr elinde olduğıyçün dizdârlar bu sarâyda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82b ·
metinde göster ·
Ve cümle küffârın cemî‘i atları ve kılıçları ve meçleri ve şişleri ve
harbaları
ve demir geyim katlavîleri ve garabine çarhlı tüfengleri ve bellerinde kemerler …
Ve cümle küffârın cemî‘i atları ve kılıçları ve meçleri ve şişleri ve harbaları ve demir geyim katlavîleri ve garabine çarhlı tüfengleri ve bellerinde kemerleri ve üzerlerinde Alaman ayusu derisinden ok geçmez ve kılıç kesmez güderiden zırh yerine geyimleri ve cümle esvâb u eskâlleri ve torompete boruları ve dankiyoları ve nâkûs ve erganonları ve niçe billûr câmlı hınto arabaları ve niçe bin gûne mâl-ı hazâ’in ve gayri elvân ganâ’imleri cümle guzât-ı müslimîne nasîb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106a ·
metinde göster ·
… ât-ı müslimîne cebehâne-i pâdişâhîden kılıç ve kalkan ve ok ve yay ve tüfeng ve
harba
ve mızraklar verilüp yürüyüş fermân olundukda hemân cümle ümmet-i Muhammed bir …
Âhir-i kâr sene 1074 mâh-ı Muharrem'inin on yedinci Salı gün cümle guzât-ı müslimîne cebehâne-i pâdişâhîden kılıç ve kalkan ve ok ve yay ve tüfeng ve harba ve mızraklar verilüp yürüyüş fermân olundukda hemân cümle ümmet-i Muhammed bir kerre sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî evc-i âsumâna peyveste, vakt-i zuhrda Sadrıa‘zam kolunda yürüyüş olup ale'l-ittisâl cüyûş-ı muvahhidîn birbirlerinin akîbinden kesilmeyüp Yassı nâm tabya içine girüp kâfire eyle kılıç urdular kim Varat kal‘ası fethinde bu gûne neberd olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 111a ·
metinde göster ·
Ve yine ol gün cümle serdengeçdilere ok ve yay ve kılıç ve tüfeng ve
harba
tevzî‘ olup yürüyüş fermân olunmadan Ali Paşa kolundan beş yüz aded gâziyân-ı s …
Ve yine ol gün cümle serdengeçdilere ok ve yay ve kılıç ve tüfeng ve harba tevzî‘ olup yürüyüş fermân olunmadan Ali Paşa kolundan beş yüz aded gâziyân-ı serbâzân topların münhedim etdiği yerlerden yürüyüş edüp Aktabya üstünde elli aded küffâr kesüp kellelerin ve dörd aded kâfir bayrakların Sadrıa‘zama getirüp yüz aded yiğit şehîdlerin dahi getirdiler, ammâ mezkûr şehîd-i mukaddem Dîv Ali meyyitin alamayup hâlâ ter ü tâze görmüşler ve kâfirler dahi vaz‘-ı yed etmemişler. Bu gazâyı eden dörd yüz nefer yiğitlere Sadrıa‘zam ellişer guruş ve birer mahlûl tîmâr u ze‘âmetler ihsân edüp cümle guzâtı cenge tergîb ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116b ·
metinde göster ·
… ereh-külâh ve tuğulka ve katlavî ve ser-penâh makûlesi şeyler var. Ve mızrak ve
harba
ve çapa ve kazma ve balta ve nacak ve külünk ve mıh ve kılıç ve şiş ve gayri âl …
El-hâsıl bir odada olan bisât u edviyeler bir odada dahi yokdur. Ve tahtânî odalar dahi cümle otuz aded hücre-i kârgîrlerdir. Bunlarda cümle âlât-ı harbe ve âlât-ı silâha müte‘allık eşyâlar var kim on bin aded âlü'l-âl mücevher çarhlı ve karabina puşkalar var ve on bin aded zırh u zereh-külâh ve tuğulka ve katlavî ve ser-penâh makûlesi şeyler var. Ve mızrak ve harba ve çapa ve kazma ve balta ve nacak ve külünk ve mıh ve kılıç ve şiş ve gayri âlât-ı silâhların hisâbların Allâh (Allâh) bilir. Ve bu mezkûr silâhların cümlesi eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ her biri üstâd elinden henüz çıkmış gibi cümle hâzır-bâşdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
… ye-i Pive: Sâfî Hırvad kâfirleridir kim sarp dağlar içre olup Hersek paşalarına
harba
ucuyla söyleşüp içlerine hâkim tarafından bir âdem varamaz. Köyleri kal‘a gibid …
Nâhiye-i Pive: Sâfî Hırvad kâfirleridir kim sarp dağlar içre olup Hersek paşalarına harba ucuyla söyleşüp içlerine hâkim tarafından bir âdem varamaz. Köyleri kal‘a gibidir, ammâ yine bu yerin gâzîleri köylere çil yavrusu gibi dağılup ân-ı sâ‘atde iki yüz aded esîr ve on bin kadar keçi ve koyunlar sürüp getirdiler. Andan kalkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158b ·
metinde göster ·
… nâhiye-i Durobnak, bu mezkûr nevâhîler Hersek paşalarına her bâr mutî‘ olmayup
harba
ucuyla söyleşirler, İskenderiyye ile müşâdır ve kıble tarafı Bundukanî Venedik' …
Ve dahi Hersek sancağı bunda tamâm oldu, ammâ hayli vâsi‘ vilâyetdir kim hamd-i Hudâ cümle kurâ vü kasabâtları ve şehrleri ve kılâ‘ları ve cümle yaylaların seyr [ü] temâşâ etdik. Bu diyâr Hersek'in şark tarafı Arnavudistân'ın İskenderiyye sancağıyla müşâ olup Sührâb Mehemmed Paşa ile nehb ü gâret etdiğimiz nâhiye-i Pive ve nâhiye-i Nikşik ve nâhiye-i Bangan ve nâhiye-i Zatarnak ve nâhiye-i Durobnak, bu mezkûr nevâhîler Hersek paşalarına her bâr mutî‘ olmayup harba ucuyla söyleşirler, İskenderiyye ile müşâdır ve kıble tarafı Bundukanî Venedik'inin Kotur ve Perast kal‘alarıyla hem-çetdir ve cenûb cânibinde Dobra-Venedik ile hem-hudûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167b ·
metinde göster ·
… un aralarındaki dîvârlarda ol kadar âlât-ı silâh ve katlavî ve tuğulka ve haşeb
harba
ve teber ve ok ve yay ve kılıç ve tüfeng makûlesi pâk silâhlar var kim ta‘bîr o …
Ve cümlesi iki kapusu var, ikisi dahi ikişer kat metîn ve kavî demir kapulardır. Ve Şeddâdî kârgîr binâ kemerli sa‘b binâ kapulardır. Bu ikişer kat kapunun aralarındaki dîvârlarda ol kadar âlât-ı silâh ve katlavî ve tuğulka ve haşeb harba ve teber ve ok ve yay ve kılıç ve tüfeng makûlesi pâk silâhlar var kim ta‘bîr olunmaz. Ve bu kapu araları cemî‘i Kanije ahâlîsinin mecma‘u'l-irfân yerleridir kim mâh-ı Temmûz'da oturan âdem hayât bulur. Bir gûne bâd-ı nesîm eser kim her nefesde âdem râhat olur, ammâ Seget kapusu cânib-i şarkda Seğitvar tarafına nâzır olduğundan Seget kapusu derler, bu kapudan içeri cânib-i garba Beç kapusuna varınca iki yüz germe adımdır, zîrâ bu kal‘a aksi göl üzre yatır kurbağa gibi beli ince vâkı‘ olduğundan bir kapudan bir kapuya varınca iki yüz hatvedir. Ve bir şâhrâh-ı azîmdir ve bu tarîk-i âmmın iki tarafında kamusu yüz elli aded dükkânlardır, ammâ bezzâzistânı yokdur, lâkin yine cümle ehl-i sanâyi‘ mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181a ·
metinde göster ·
… â’iren-mâdâr üçer âdem kaddi derin handaklar kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara
harbalar
ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe gûne hiyel ü şeytanat ile paçarızlar ve çarh …
Ve kal‘aları cedîd olup her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz [u] şeb karşu tarafdan cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol ecilden bî-bâk ü bî-pervâ ceng [ü] cidâl ederlerdi. Kapu tabyası üzre azîm toplar ve saçma toplar ihdâs eyledi. Def‘-i karîn etmek içün tabyalar üzre gûnâ-gûn şeytanatlı eşyâlar dizmiş. Andan içeri tabyalar üzre azîm üzre dâ’iren-mâdâr üçer âdem kaddi derin handaklar kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara harbalar ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe gûne hiyel ü şeytanat ile paçarızlar ve çarh-ı felekler düzmüş ve niçe bin elvân lu‘bedebâzlıklar ile âteş-feşânlıklar edüp püskürme lağımlar etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a ·
metinde göster ·
tevzî‘ edüp küffârları tabyalardan ve sâ’ir yerlerden çengâller ile handaka çek …
Âhirü'l-emr cebehâneden cümle guzâta uçları çengâlli harbalar tevzî‘ edüp küffârları tabyalardan ve sâ’ir yerlerden çengâller ile handaka çekerlerdi ve kellelerin tîğ-ı âteş-tâb ile keserlerdi ve subh u mesâ gûnâ-gûn (gûnâ-gûn) ceng-i azîmler olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187b ·
metinde göster ·
… k kadar balıklar buz deliklerine soluklanmağa gelince şehbâz yiğitler balıkları
harbalar
ve oltalar ve çengâller ile balıkları sayd edüp fürûht ederler. Ba‘zı âdem kend …
Ve kışı şedîd olduğundan sekiz ay ve beş ay Azak deryâsı ve nehr-i Ten suyu donup cür’et sâhibi olan tüvânâ yiğitler kış kıyâmet demeyüp nehr-i Ten buzunu delüp buz deliklerine pereme ve kayık ve çırnık kadar balıklar buz deliklerine soluklanmağa gelince şehbâz yiğitler balıkları harbalar ve oltalar ve çengâller ile balıkları sayd edüp fürûht ederler. Ba‘zı âdem kendileri yer, ba‘zılar atlarına ve gayri hayvânâtlarına balık verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 186a ·
metinde göster ·