… sâ‘at rakkâsı gibi deverân etmede. Kaçan kim vakt-i zuhur oldukda bir kerre fîl
harekete gelüp
gıjgırup bir savt-ı mühlik ile bir sayha-i ra‘d-vâr urup hortumu ile göğsüne on …
Temâşâ-yı tasannu‘ ibn-i âdem: Bu kenîse-i sürûşun kurbunda çâr-kûşe bir yekpâre mermer üzre (üzre) tuçdan bir siyâh fîl-i Mengerusî bünyâd olunmuş. Kulakları ve başı ve hortumu hareketde olup gözleri sâ‘at rakkâsı gibi deverân etmede. Kaçan kim vakt-i zuhur oldukda bir kerre fîl harekete gelüp gıjgırup bir savt-ı mühlik ile bir sayha-i ra‘d-vâr urup hortumu ile göğsüne on iki kerre urup sîne-i pür-kînesine üstâd-ı kâmil nâkûsvâr hâlden etmiş. Fîl-i mezkûr hortumuyla kendü göğsüne darb urdukda sadâsı eflâke çıkup cümle şehir halkına andan ma‘lûm olur kim fîl sâ‘ati on iki kerre çalup vakt-i zuhur oldu derler. Ba‘dehu cümle kefere ol vakitde ta‘âm yerler. Gayri mahalde mancamerd yemek ihtimâlleri yok bir alay perhîz ile geçinir ta’ife-i riyâzet-keşân keşîşân-ı palâs-pûşândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
Andan yine asker-i zede-hor ile esb-i rehvârımıza süvâr olup ceyrân pâ-leng ber-seng sendireyerek atlarımız giderek hamd-i Hudâ hevâ germ ü nerm olup şems-i tâbânın şiddet-i harâretinden guzâtın cür’et tamarları harekete gelüp yüzleri güldü. Gûyâ asker-i İslâm içre yevm-i nevrûz-ı Hârzemşâhî oldu. Cüyûş-ı muvahhidîn bîcân iken pür-cân oldu ve ol gün on bir sâ‘at yol alınup selâmetle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
etrâf [u] eknâfda olan Tavustân mahbûbelerine nazar etmeğe başladık. Ammâ bu âb …
İçinde tazı kadar âb-ı zülâlleri, ya‘nî cânlı kar kurdları olur. Bir nev‘i dahi âdem uyluğu kalınlıkda kara başlı ve kara gözlü buzdan cânlı kur[d]ları olur, ana hukemâ âb-ı zülâl derler. [Ta]vustân hânları Mehemmed Geray Hân'a hedâyâ getirmişlerdi. Aynı Rûm'un ev saçaklarında buzdan diş diş olup sarkmış dud yaprağı tırtıl kurdu şeklinde kol kalınlığı cânlı buzdan kurdlar idi. Başların kırup içinde pâlûze 160a gibi suyunu emüp içdik. Hakkâ ki gûyâ hayât-ı câvidân bulup recûliyyet damarlarımız harekete gelüp etrâf [u] eknâfda olan Tavustân mahbûbelerine nazar etmeğe başladık. Ammâ bu âb-ı zülâlin harekât [u] sekenâtları hemân kar içinde ikendir. Taşra çıkınca hareketden kalıyor. Hemân cümle vücûdu buzdur, ammâ içi koyuca âb-ı zülâldir. Cemî‘i zamânda suda râyiha halk olunmamışdır, ammâ bu zülâl-i acîn olmuş bâdem râyihasındadır. Ammâ dahi büyüğü olurmuş, lâkin hakîr görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 159b–160a ·
metinde göster ·
… id Ahmed el-Bedevî'nin mevlûdu günleri kum kaynayup içinden benî âdem kemikleri
harekete gelüp
rimâl [ü] türâb üzre çıkar. Niçe bin âdemler varup seyr [ü] temâşâ ederler ve b …
Hikmet-i acîbe, var. Bu Tanta kasabasındaki mezâristân içinde bir topraklı püşte vardır, ol depe üzre her sene Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin mevlûdu günleri kum kaynayup içinden benî âdem kemikleri harekete gelüp rimâl [ü] türâb üzre çıkar. Niçe bin âdemler varup seyr [ü] temâşâ ederler ve ba‘zı âdemler kemiklerden alup giderler. Aceb temâşâdır. Sonra rüzgâr-ı zorkâr rimâl türâbları cem‘ edüp mezkûr kemikler üzre örtüp kemikler gâ’ib olur. Ba‘zılar derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y287b ·
metinde göster ·
Bu Zeyla‘ şehrinde safâ edüp kâmil bir ay tekâ‘üd edüp çeşmlerim ayni ayn-ı gazâle dönüp Arab meş‘ali gibi münevver olup şükr-i Yezdân etdim. Ve mezkûr hayvânâtların lahmından tenâvül ederek vücûda bir takviyetcik hâsıl olup sehl mülahham oldukda hakîre bir rücûliyyetcik hâsıl olup Emmâre ve Nevvâme ve Mühmil[e] nâm refîk-ı kadîmlerimiz harekete gelüp cimâ‘ tamarları menî‘i harekete gelüp Zarfa Meçik Beşe nâm silâhımız sehl lu‘bedebâzlığa başlayup gözü ve kellesi kızarup kan etmek murâd edindiğimde Hudâ râzı ola Râzıyye ve Marzıyye ve Mutme’inne nâm yârıgâr amellerimiz râzı olmayup hakîrin epsem emrine itâ‘at edüp öpsem izniyle def‘-i tavakân edüp kanâ‘at etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… âme ve Mühmil[e] nâm refîk-ı kadîmlerimiz harekete gelüp cimâ‘ tamarları menî‘i
harekete gelüp
Zarfa Meçik Beşe nâm silâhımız sehl lu‘bedebâzlığa başlayup gözü ve kellesi kız …
Bu Zeyla‘ şehrinde safâ edüp kâmil bir ay tekâ‘üd edüp çeşmlerim ayni ayn-ı gazâle dönüp Arab meş‘ali gibi münevver olup şükr-i Yezdân etdim. Ve mezkûr hayvânâtların lahmından tenâvül ederek vücûda bir takviyetcik hâsıl olup sehl mülahham oldukda hakîre bir rücûliyyetcik hâsıl olup Emmâre ve Nevvâme ve Mühmil[e] nâm refîk-ı kadîmlerimiz harekete gelüp cimâ‘ tamarları menî‘i harekete gelüp Zarfa Meçik Beşe nâm silâhımız sehl lu‘bedebâzlığa başlayup gözü ve kellesi kızarup kan etmek murâd edindiğimde Hudâ râzı ola Râzıyye ve Marzıyye ve Mutme’inne nâm yârıgâr amellerimiz râzı olmayup hakîrin epsem emrine itâ‘at edüp öpsem izniyle def‘-i tavakân edüp kanâ‘at etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·