… hîye verirler, bir aceb ma‘âdindir. Ammâ Budin ve Alman ve İsfac kâfiristânında
hasîr
külünden bora etdiklerin gördüm. 188b
Bora oldur kim Acem'de ve Canha'da ya‘nî Erzurûm Gümüşhânesi'nde bir gûne kireç gibi beyâz ma‘dendir, anı Mısır şekeri kellesi gibi kelle kelle kâlıblarda dökdürüp İslâmbol'a getirüp miskâlin birer şâhîye verirler, bir aceb ma‘âdindir. Ammâ Budin ve Alman ve İsfac kâfiristânında hasîr külünden bora etdiklerin gördüm. 188b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188a–188b ·
metinde göster ·
… kalmış sâğîr ve kebîr top-ı kûbleri var. Sâ’ir âlât [u] cebehânelerine hadd [u]
hasîr
yokdur. Zîrâ İrân-zemîn-i Azerbaycân'ın intihâ-yı serhaddidir kim güc ile sürhs …
Evvelâ cânib-i cenûba bâb-ı Tebrîz ve cânib-i şimâle Meydân kapusu ve Yayla kapusu derler, Çevgân Meydânı bu taraftadır ve garb tarafına Cisr kapusu, Acemle derveze-i pul derler, ya‘nî köprü kapusu demekdir. (---)(---)(---)(---) Cümle yedi yüz pâre Osmânlıdan kalmış sâğîr ve kebîr top-ı kûbleri var. Sâ’ir âlât [u] cebehânelerine hadd [u] hasîr yokdur. Zîrâ İrân-zemîn-i Azerbaycân'ın intihâ-yı serhaddidir kim güc ile sürhserân destine girmişdir. Cümle üç bin kal‘a neferâtı ve üç bin hân askeri ve yedi bin eyâleti askeri vardır. Birkaç kerre hânlar hânlığı olmuşdur. Kadı ve molla ve şeyh-i şerîfi ve kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve yasavul ağası ve korucubaşısı ve eşik ağası ve dizçöken ağası ve yedi aded mihmândârları ve şâhbenderleri vardır. Cümle serhadd-i İrân-zemînin güzîdesidir. Derûn-ı şehr içre cümle iki bin altmış hâk-ı pâk ile mestûr hâne-i zîbâlardır. Cümleden Hân sarâyı ma‘mûr [u] âbâdandır kim Emîr Gûne Hân ziyâdesiyle imâr etmişdir. Bu sarây kurbunda şâh darbhânesidir kim Abbâsî ve bisitî kesilir kim hân sarâyının solundadır. Ve Yayla kapusundan taşra varoş-ı azîme Eskişehir derler. Hân ve câmi‘ ve çârsû-yı bâzârlı varoşdur. Ve cisr başında hân bâğı vardır ve cisr başında câmi‘ ve hân ve hammâmlı ve çârsû-yı bâzârlı şehri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 309b ·
metinde göster ·
… p sümmün bükmün kalup lâl [u] hayrân olur. Niçe kerre cür’et-i kelâm idem sanup
hasîr
olup {kürsîden} iner. Ol asırdan berü eyle kalmış bir kürsî-i mekân-ı kibârdır. …
Ve bu câmi‘de Hacı Bayrâm-ı Velî i‘tikâfa girüp çok ibâdet edüp niçe yüz bin âdemi va‘z u nasîhat ile irşâd etmişdir. Hâlâ kürsî-i şerîfleri teberrüken bir köşede durur. Bir kimesne ol kürsîye çıkup va‘z [u] nasîhat etmeğe kâdir değildir. Zîrâ erenler mekânıdır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Edirne'ye geldikde bir fodul şeyh isbât-ı vücûd etmek içün Hacı Bayrâm-ı Velî kürsîsine çıkmak murâd edindikde câmi‘ huddâmları men‘ edüp "Çıkman sultânım!" deyü ricâ ederler. Hemân şeyh-i mu‘ânid kürsîye urûc edüp "Bismillah!" demeğe kâdir olmayup sümmün bükmün kalup lâl [u] hayrân olur. Niçe kerre cür’et-i kelâm idem sanup hasîr olup {kürsîden} iner. Ol asırdan berü eyle kalmış bir kürsî-i mekân-ı kibârdır. Ammâ mihrâbı ve minberi gâyet musanna‘ makâm-ı imâm-ı hümâmdır. Ve köşe köşe yerleri birer şeyh-i güzîne savma‘a-i alimân-ı ümâmdır. Ve kuyumcular tarafındaki bâb-ı yemîne on bir aded taş nerdübândır. Şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değil bir câmi‘-i hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b ·
metinde göster ·
… kiyeflerinden yine gûnâ-gûn ipler ve süpürgeler ederler ve yaprağından gûnâ-gûn
hasîrlar
ve ferdeler ve bedrevîler ve zenbiller ederler. Ve'l-hâsıl bir şey’i hebâya git …
Hâssa-i sânî: Başı olan yerde kiyeflerinden yine gûnâ-gûn ipler ve süpürgeler ederler ve yaprağından gûnâ-gûn hasîrlar ve ferdeler ve bedrevîler ve zenbiller ederler. Ve'l-hâsıl bir şey’i hebâya gitmez, üç yüz gûne nef‘i var. Ve kavl-i hukemâ üzre üç yüz hâssası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… za sehereleri köklerinden kopmuş dıraht-ı azîmler üzre ve küpler ve tekneler ve
hasîrlar
ve araba tekerlekleri ve fırın söykeleri ve niçe bin gûne eşyâlara binüp ber-he …
Anı gördük, hemân Obur dağı ardından Abaza sehereleri köklerinden kopmuş dıraht-ı azîmler üzre ve küpler ve tekneler ve hasîrlar ve araba tekerlekleri ve fırın söykeleri ve niçe bin gûne eşyâlara binüp ber-hevâ uçarak Obur dağı üzre geldiler. Hemân biri bizim Çerkezin Habeş dağı içinden niçe yüz aded saçların dağıtmış fîl dişleri gibi dişleri taşra çıkmış gözlerinden ve burunlarından ve kulakları ve ağızlarından gemi direkleri gibi âteşler hevâya saçılup her biri birer ağaçdan oyulmuş balık çırnıklarına ve at leşleri ve sığır leşleri ve gemi direklerine deve ölülerine binüp ellerinde yılan ve evrenler ve ipler ve âdem ve at ve deve kelleleri ile hevâda uçarak Abaza seherel[er]i ve bu Çerkez oburları gök yüzünde birbirlerine girüp ol gece bu iki kavmin câdûları ber-hevâ eyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151b ·
metinde göster ·
… erüp kâmil altı sâ‘at germâ-germ ceng-i azîm mütemâdî olup üzerlerimize keçe ve
hasîr
ve sırık pâreleri düşmeğe başladı, ardı sıra âdem ve at ve deve kelleleri ve le …
Niçe bin gûne gıjıldı ve sayha-i elîmlerden kulaklarımız sağır olup cümlemize bir dehşet el verüp kâmil altı sâ‘at germâ-germ ceng-i azîm mütemâdî olup üzerlerimize keçe ve hasîr ve sırık pâreleri düşmeğe başladı, ardı sıra âdem ve at ve deve kelleleri ve leşleri düşmeğe başladı. Andan küp kırıkları ve tekne pâreleri ve araba tekerlekleri pâreleri ve furûn silecek sırıklı söykeler ve abâ ve kebe ve pösdeki ve (...) ve tebeşirler düşmeğe başlayınca taşrada olan atlarımız gıriv ü feryâd ve feza‘ u çeza‘dan ve âteş-i azîm yere yağup saçıldığından niçe atlarımız boşanup güc ile zabt etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151b ·
metinde göster ·
… fîl-i Mengerûsî leşleri ve mezârdan çıkmış âdem leşleri ve bardak ve çanak [ve]
hasîr
ve yılan ve çıyan ve keçiler ve koyunlar ve ayuların ölüleridir ve niçe yüz bin …
Ba‘de[hu]152a ale's-sabâh bir hayli yârân pür-silâh eyleyüp hevâda oburların ceng etdiği mahalli zemînine vardık. Yeryüzünde at ve eşek ve hınzîrlar ve küp ve davullar ve tekne ve uçları sırıklı furûn paçavraları ve birkaç dâne fîl-i Mengerûsî leşleri ve mezârdan çıkmış âdem leşleri ve bardak ve çanak [ve] hasîr ve yılan ve çıyan ve keçiler ve koyunlar ve ayuların ölüleridir ve niçe yüz bin gûne mûhiş şeylerden zemîn-i çemenzâr görünmez olmuş. Ve ba‘zı ayağı demirli esîr-i âdem leşleri ve gûnâ-gûn şişmiş hayvânât leşleri çok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151b–152a ·
metinde göster ·
… ir. Hakîkatü'l-hâl bu liman etrâfı sığlığında kova sazı yeşil yeşil bitüp Mısır
hasîrı
gibi bûriyâ örerler, latîf hasîrı olur.
Lisân-ı Freng-i Talyanca bu limanın ismine Porto Çunkor derler, ya‘nî Kova dikeni sazlığı biter demekdir. Hakîkatü'l-hâl bu liman etrâfı sığlığında kova sazı yeşil yeşil bitüp Mısır hasîrı gibi bûriyâ örerler, latîf hasîrı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 267a ·
metinde göster ·
… sığlığında kova sazı yeşil yeşil bitüp Mısır hasîrı gibi bûriyâ örerler, latîf
hasîrı
olur.
Lisân-ı Freng-i Talyanca bu limanın ismine Porto Çunkor derler, ya‘nî Kova dikeni sazlığı biter demekdir. Hakîkatü'l-hâl bu liman etrâfı sığlığında kova sazı yeşil yeşil bitüp Mısır hasîrı gibi bûriyâ örerler, latîf hasîrı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 267a ·
metinde göster ·
… î ve mahalle-i Vasatî ve mahalle-i Süflî ve mahalle-i Cedîd'dir. Cümle hâneleri
hasîr
sazı ve yâhûd tahta örtülü ma‘mûr [u] müzeyyen büyûtlardır kim cümlesi bin iki …
Ve şehri cümle dörd mahalledir. Evvelâ mahalle-i Ulvî ve mahalle-i Vasatî ve mahalle-i Süflî ve mahalle-i Cedîd'dir. Cümle hâneleri hasîr sazı ve yâhûd tahta örtülü ma‘mûr [u] müzeyyen büyûtlardır kim cümlesi bin iki yüz bâğlı ve bâğçeli ve otlu ve âb-ı hâyât (---) şerîf yerlerdir sulu evlerdir. Ve tarîk-i âmları eniş yokuş vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y21b ·
metinde göster ·
… er-zeri ile döşelidir ve gâyet pâkdir. Ve taşra yan soffaları elvân elvân Mısır
hasîrleri
ile döşelidir.
Ve henüz Y 224b üstâd mühendis elinden çıkmış bir dürr-i beyz-âsâ deyr-i küşâdedir. Sâ’ir kenîseler gibi ferşi taş değildir. Serâpâ Uşşâk ve Sıfet ve Acem'in ibrîşim hâlîçe-i zer-ender-zeri ile döşelidir ve gâyet pâkdir. Ve taşra yan soffaları elvân elvân Mısır hasîrleri ile döşelidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y224a–Y224b ·
metinde göster ·
döşeli değildir. Gûyâ Bâb-ı Selâm'dan bir şâhrâh haremdir ammâ üstâd-ı kâmil bu …
Ve aslâ hasîr döşeli değildir. Gûyâ Bâb-ı Selâm'dan bir şâhrâh haremdir ammâ üstâd-ı kâmil bu hareme eyle hurde zî-kıymet musanna‘ taşlar döşemişlerdir kim gûyâ Hind püsûs-kârîsidir kim serâpâ mermer-i hâm ve yeşim arakânî ve asfer yerekânî ve balgamî ve sommâkî seng-i gûnâ-gûn ruhâm ile eyle tezyîn etmiş kim âdem hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y282a ·
metinde göster ·
… anâdîllerden gayri âvîze ve maslûbât musanna‘âtdan bir şey yokdur. Ve hâlîçe ve
hasîr
dahi mebsût değildir. Serâpâ rimâl-i sâ‘at döşelidir. Ve harem kezâlik rimâl-i …
Ve bu câmi‘de kanâdîllerden gayri âvîze ve maslûbât musanna‘âtdan bir şey yokdur. Ve hâlîçe ve hasîr dahi mebsût değildir. Serâpâ rimâl-i sâ‘at döşelidir. Ve harem kezâlik rimâl-i rakîk döşelidir. Cirm-i harem tûlen ve arzen ikişer yüz germe adımdır kim gûyâ bir sahrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y325b ·
metinde göster ·
… r. Zamân-ı kadîmde Yemen tebâbi‘aları ya‘nî Yemen pâdişâhları bir gûne musanna‘
hasîr
ile Ka‘be'ye Y 342a kisve ederlermiş. Hârûnü'r-Reşîd ve oğlu Me’mûn Halîfe da …
Bu kapuyu Haccâc tamâm edüp Ka‘be-i şerîfi dîbâce ile ibtidâ anlar kisve geydirdiler. Zamân-ı kadîmde Yemen tebâbi‘aları ya‘nî Yemen pâdişâhları bir gûne musanna‘ hasîr ile Ka‘be'ye Y 342a kisve ederlermiş. Hârûnü'r-Reşîd ve oğlu Me’mûn Halîfe dahi dîbâçdan Mekke'ye kisve ederlermiş. Mürûr-ı eyyâm ile evkâf[ı] harâb olmak ile Mısır sultânlarından Âl-i Eyyûbiyân'dan el-Melik es-Sâlih Necmeddîn hâtûnu Şecerüddürre nâm hâtûn zer-ender-zer siyâh kisve ile pûşîde edelden berü Karadonlu Ka‘betullâh derler. Azîm hayrâtdır. Bir mülûke müyesser olmayup bu Şecerüddürre nâm hâtûna müyesser olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y341b–Y342a ·
metinde göster ·
… hâneler kârgîr binâlar değildir. Cümle külbe-misâl ahşâbât ile mebnî olup hurmâ
hasîrı
ile pûşîdedir. Bunlardan mâ‘adâ şehr-i Mekke içre mükellef ü müzeyyen yetmiş ad …
Ve bu Mısır ve şâm bürkeleri mâbeyninde kırk aded kahvehâneler var kim her birinde ecnâs-ı mahlûkâtdan biner ikişer bin haşerât-ı Fellâhîn ile mâl-â-mâldir. Ammâ bu kahvehâneler kârgîr binâlar değildir. Cümle külbe-misâl ahşâbât ile mebnî olup hurmâ hasîrı ile pûşîdedir. Bunlardan mâ‘adâ şehr-i Mekke içre mükellef ü müzeyyen yetmiş aded kahvehâne-i ma‘mûreler vardır. Herbirinde kıssahân ve meddâhân ve şu‘arâ ve mutrıbân Y 356b ve hânendegân ve remmâsân bikir esmerü'l-levn menkûşeli kavâzî Habeşe câriyeler ile leb-ber-lebdir. Ve çay ve bâdyân ve kahve ve kışır ve sa‘leb ve mahleb ve leben ve bahârlı mümessek eşribeler bişüp fağfûrî ve hıtâyî fenâcînler ile bey‘ olunur. Kahvehâneleri mecma‘u'l-irfândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y356a–Y356b ·
metinde göster ·
gemiler vardır. Ol mahûf u muhâtara deryâda talattum-ı deryâ çekerek karşu Habe …
Sitayiş-i keştî-i celebe ya‘nî Yemen gemisi: Hattâ celebe derler, bir gûne hasîrden gemiler vardır. Ol mahûf u muhâtara deryâda talattum-ı deryâ çekerek karşu Habeş'e ve beri tarafda Yemen'e varır gelir bir tarz-ı acîb ü garîb gemilerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y369b ·
metinde göster ·
… Y 370a⟧ tahtalar mıhlarlar. Ammâ bunda tahta yerine ol eğeğilere Yemen ve Habeş
hasîri
olur. Anı lîf ipler ile sık örüp ol eğeğilere hasîrleri bağlayup zift ve katrân …
Eşkâl-i Celebe: Bu üslûb üzre (---)(---)(---) ibtidâ binâ olundukda baş kıç bodostaması ta‘bîr etdikleri ağaçlara taban onurkası ederler. Anın iki cânibine kartal kanadı eğeğüler vaz‘ edüp ba‘dehu Y 370a tahtalar mıhlarlar. Ammâ bunda tahta yerine ol eğeğilere Yemen ve Habeş hasîri olur. Anı lîf ipler ile sık örüp ol eğeğilere hasîrleri bağlayup zift ve katrân ve balık yağın bir yerde kaynadup geminin enderûn [u] bîrûnundan mala ile sürüp bir metîn gemi olup böyle mahûf şab deryâsında şinâverlik edüp niçe bin erdep gılâl ve niçe yüz beni âdem süvâr olup Habeş'e ve Yemen'e gidüp gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y369b–Y370a ·
metinde göster ·
… l eğeğilere Yemen ve Habeş hasîri olur. Anı lîf ipler ile sık örüp ol eğeğilere
hasîrleri
bağlayup zift ve katrân ve balık yağın bir yerde kaynadup geminin enderûn [u] b …
Eşkâl-i Celebe: Bu üslûb üzre (---)(---)(---) ibtidâ binâ olundukda baş kıç bodostaması ta‘bîr etdikleri ağaçlara taban onurkası ederler. Anın iki cânibine kartal kanadı eğeğüler vaz‘ edüp ba‘dehu Y 370a tahtalar mıhlarlar. Ammâ bunda tahta yerine ol eğeğilere Yemen ve Habeş hasîri olur. Anı lîf ipler ile sık örüp ol eğeğilere hasîrleri bağlayup zift ve katrân ve balık yağın bir yerde kaynadup geminin enderûn [u] bîrûnundan mala ile sürüp bir metîn gemi olup böyle mahûf şab deryâsında şinâverlik edüp niçe bin erdep gılâl ve niçe yüz beni âdem süvâr olup Habeş'e ve Yemen'e gidüp gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y369b–Y370a ·
metinde göster ·
. Ve alat-ı çârmıhları serâpâ hurmâ lîfindendir. Ammâ bu gemilerin mismârları ol …
Ve yelkenleri hasîrdendir. Ve alat-ı çârmıhları serâpâ hurmâ lîfindendir. Ammâ bu gemilerin mismârları olmaduğunun aslı bu Bahr-i Kulzüm demiri eridüp gemiyi pâre pâre eder. Ammâ gayri Hindustân gemileri ve Yemen ve Habeş ve Süveys gemileri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı hasırcıyân: Dükkân seksen, nefer iki yüz. Gûnâ-gûn münakkaş
hasîrlar
dokurlar kim ibret-nümâdır. Ve ibret-i garîbedir kim ba‘zı a‘mâ hasırcıdır. Ve …
Esnâf-ı hasırcıyân: Dükkân seksen, nefer iki yüz. Gûnâ-gûn münakkaş hasîrlar dokurlar kim ibret-nümâdır. Ve ibret-i garîbedir kim ba‘zı a‘mâ hasırcıdır. Ve garâyibü'l-iber ba‘zı a‘mâlar hûrmâ yaprağından münakkaş yelpâzeler örer, içinde yâ şâfi‘ ve yâ Bâki ve şifâ‘ü'l-kulûb misilli kelimâtlar yazarlar, garîb temâşâdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y174b ·
metinde göster ·
… memâliklerin bâzâra çıkarup fürûht edüp paşa ve cümle tevâbi‘âtları bir bûriyâ
hasîr
üzre kalup sekiz tokuz ay ve bir yıl haps olup fülûs-ı ahmere muhtâc olurlar. B …
"Sen ki Mısır vezîri filân lalamsın. Ma‘zûl lalamın zimmetinde kalan mâl-ı pâdişâhîyi tahsîl edesin" deyü fermân-ı şerîf sâdır olursa ne‘ûzu billâh ma‘zûl paşayı ve ser-i kârda olan ağavâtları cümle Yûsuf kullesine haps edüp cemî‘i emvâl [ü] erzâk ve memâliklerin bâzâra çıkarup fürûht edüp paşa ve cümle tevâbi‘âtları bir bûriyâ hasîr üzre kalup sekiz tokuz ay ve bir yıl haps olup fülûs-ı ahmere muhtâc olurlar. Bâ‘de edâ’i'd-düyûn hapisden halâs olup bir sarâya göçer yâhûd yine ol sarâyda kalır ammâ üzerinde dîdebân kul tâ’ifeleri kalkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y191a ·
metinde göster ·
… ntâr şeker ve bin kavanoz mu‘anberîn eşribe-i gûnâ-gûn ve beş yüz çift münakkaş
hasîr-i
Y 196b bûkalemûn ve yüz elli re’s mahbûb tavâşî ağalar ile sâ’ir tuhef ve yâd …
Ammâ garâbet bunda kim bu bâlâda tahrîr olunan ıydıyye boğçaları İslâmbol a‘yânına verildiğinden mâ‘adâ beri tarafda Mısır vezîri Kethudâ İbrâhîm Paşa bir muta‘azzım kapucubaşısına seksen bin kîle-i İslâmbolî pirinç ve yüz bin kîle mercimek ve yüz kîle nohud ve bakla ve altı yüz ferde kahve ve bin kantâr şeker ve bin kavanoz mu‘anberîn eşribe-i gûnâ-gûn ve beş yüz çift münakkaş hasîr-i Y 196b bûkalemûn ve yüz elli re’s mahbûb tavâşî ağalar ile sâ’ir tuhef ve yâdigârları cümle âyân-ı devlete yüz re’s koçlar ve ceyrânlar ve yaban sığırları ve yüz kafes tûtî ve mînâ ve papağala ve devekuşların Reşîd ve İskenderiyye'den yarar gemilere koyup der-i devlete hedâyâ gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y196a–Y196b ·
metinde göster ·
… tiha olmasa ol gemi bu deryâda bir ân selâmetle şinâverlik edemez. Zîrâ yelkeni
hasîr
ve rübbânları fakîr ve safrası taş çakır [ve] yükü karhâ-yı akîr ve mismârları …
Deryâya çıkup gördüm, bu geminin yelkenleri hasırdan, ne‘ûzu billâh Şeb deryâsı içre gidüp geminin rübbânları ve mellâh fellâhları ya‘nî gemicileri keştînin başına oturup dâ’imâ deryâya nâzırdır. Kaçan önlerine şeb gelse, yemînek yâhûd yesârek deyü geminin kıçında re’îse haber eder, ol dahi dümeni ana göre çevirir. Vây eğer bu yemînek yesârek diyenin hilâfında re’îs bir amel ederse dedeni deryâya cump bil. Ve her adımda Y 437a bin kerre Fâtiha Fâtiha diyerek, gemi Fâtiha ile mâl-â-mâl oldu. Hakîkatü'l-hâl bu gemilerde Fâtiha olmasa ol gemi bu deryâda bir ân selâmetle şinâverlik edemez. Zîrâ yelkeni hasîr ve rübbânları fakîr ve safrası taş çakır [ve] yükü karhâ-yı akîr ve mismârları habl-i hasîr ve gemileri altında yağı dühn-i ba‘îr ve içi mâl-â-mâl dakîk-i şa‘îr; el-hâsıl bu hâl üzre Süveys deryâsı içre şeb arasında şeb [ü] rûz ubûr ederek kıyı sıra kıyı sıra renc [ü] anâ çekerek altı günde niçe cezîrelere uğrayup temâşâlar ederek ve niçe cezîreleri ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436b–Y437a ·
metinde göster ·
… bânları fakîr ve safrası taş çakır [ve] yükü karhâ-yı akîr ve mismârları habl-i
hasîr
ve gemileri altında yağı dühn-i ba‘îr ve içi mâl-â-mâl dakîk-i şa‘îr; el-hâsıl …
Deryâya çıkup gördüm, bu geminin yelkenleri hasırdan, ne‘ûzu billâh Şeb deryâsı içre gidüp geminin rübbânları ve mellâh fellâhları ya‘nî gemicileri keştînin başına oturup dâ’imâ deryâya nâzırdır. Kaçan önlerine şeb gelse, yemînek yâhûd yesârek deyü geminin kıçında re’îse haber eder, ol dahi dümeni ana göre çevirir. Vây eğer bu yemînek yesârek diyenin hilâfında re’îs bir amel ederse dedeni deryâya cump bil. Ve her adımda Y 437a bin kerre Fâtiha Fâtiha diyerek, gemi Fâtiha ile mâl-â-mâl oldu. Hakîkatü'l-hâl bu gemilerde Fâtiha olmasa ol gemi bu deryâda bir ân selâmetle şinâverlik edemez. Zîrâ yelkeni hasîr ve rübbânları fakîr ve safrası taş çakır [ve] yükü karhâ-yı akîr ve mismârları habl-i hasîr ve gemileri altında yağı dühn-i ba‘îr ve içi mâl-â-mâl dakîk-i şa‘îr; el-hâsıl bu hâl üzre Süveys deryâsı içre şeb arasında şeb [ü] rûz ubûr ederek kıyı sıra kıyı sıra renc [ü] anâ çekerek altı günde niçe cezîrelere uğrayup temâşâlar ederek ve niçe cezîreleri ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436b–Y437a ·
metinde göster ·