… esi'ndendir. Bursa'da Şeyh Tâceddîn hazretlerinin merkad-i pür-envârlarında bir
hasır
burya üzre kırk gün Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp kırkıncı gün kabr-i şerîf üzre b …
Eş-Şeyh Uzun Muslıhiddîn: Bakar Göresi'ndendir. Bursa'da Şeyh Tâceddîn hazretlerinin merkad-i pür-envârlarında bir hasır burya üzre kırk gün Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp kırkıncı gün kabr-i şerîf üzre bi-emrillahi Te‘âlâ rûh teslîm edüp gasl ederler. Tâceddîn hazretlerinin yanında defn ederken bir dest-i mübârek kabr-i Tâceddîn'den zâhir olup dest-i şerîfiyle Şeyh Muslıhiddîn'e yer eyledügün cümle huzzâr-ı meclis gördükleri tevâtüre irmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 239a ·
metinde göster ·
… levha-i kebîrlerdir. Ve bu gemilerin kenarında iki âdem beli kalınlığı kamış ve
hasır
saz urulmuşdur. Deryâ fırtınası ol kamışlardan gemi içine giremeyüp bu gemiler …
{Sitâyiş-i meneksile gemisi} Ammâ meneksile ta‘bîr etdükleri gemiler nehr-i Çoruğ kenarında hâsıl olan kaba kavak ağacından gemilerdir kim üç pâre tahtadandır. Bir tahtası tekne-misâl altındadır. Birer tahta dahi yanlarındadır. Tâ bu mertebe levha-i kebîrlerdir. Ve bu gemilerin kenarında iki âdem beli kalınlığı kamış ve hasır saz urulmuşdur. Deryâ fırtınası ol kamışlardan gemi içine giremeyüp bu gemiler Karadeniz fırtınasında mantar gibi yüzer. Kıçı başı nâ-ma‘lûm tekne gibi bir gûne turfe kayıklardır. Bu deryâda anlara meneksile derler. Yüzer âdem alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b ·
metinde göster ·
… . Cümle yedi bin asker olur. İskelelerine Kotası derler. Tahta ile binâ olunmuş
hasır
örtülü mahzenleri vardır. Köyleri, limana havâle dağlardadır. Limanında Kefe ve …
Evsâf-ı aşîret-i Kutası : Beğlerinin ismi (---). Cümle yedi bin asker olur. İskelelerine Kotası derler. Tahta ile binâ olunmuş hasır örtülü mahzenleri vardır. Köyleri, limana havâle dağlardadır. Limanında Kefe ve Taman gemileri çokdur. Azağ'a sefer-i azîm olduğun bunlardan dahi haber alup birkaç Kırımlı âşinâlar bulduk. Ve her bâr bu aşîret içine Çerkes diyârından Kırım atlıları gelüp bey‘ [u] şirâ ederler. Ankâ ve mutî‘ kavmi vardır. Zirâ yerleri sarp değildir, buğday dahi zirâ‘at ederler. Bundan gayrı tahrîr olunan Abaza diyârlarında cümle pasta darısı ekerler. Bir kilesi yüz kile darı verir. Bu Kotası kavminin dahi evleri cümle sazdan ve tahta örtülü evlerdir. Ocakları ortadadır. On eve bir kabak ta‘bîr edüp cânib-i erba‘aları kal‘a-misâl çit azbarlardır. (?) Cümle hayvanâtların her gice hıfz edüp arslan-misâl kelbleri ile nevbet beklerler. Cemî‘î Abaza aşîretlerinin hâlleri budur. Zîrâ cümle evleri ormanlar içredir. Birbirlerinden havf ederler. Bu Kotası kavmi ile Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel-i suğra üzre bir konakda Jana'ya varılur. Bunlar Çerkesce dahi bilirler. Bunlar Çerkese; Çerkes, bunların limanına emân ile metâ‘ getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u
hasır
yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur …
Şâm'ın cânib-i garbında üç menzil ba‘îd Bukâ‘ sahrâsının şimâlinde evc-i âsumâne çıkmış bir kûh-ı bülend-i ma‘mûr [u] âbâdândır kim cemî‘i Dürüzî ve Nusayrî ve Timânî mezhebinde olan fırâk-ı dâlle mezhebinde olanlar bu dağda mevcûddur. Bir ucu Antakıyye kurbunda Gülbin dağında nihâyet bulur. Bir ucu cânib-i kıblede kırk konak Mekke-i Mükerreme kurbunda vâdî-i Hicâz'da nihâyet bulur. Böyle bir tûl [u] dırâz cebel-i mümtâzdır. Bunda olan uyûn-ı câriyeler bî-nihâyedir ve bî-hisâb gûnâ-gûn eşcârât-ı müsmirrâta hadd u hasır yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbe Dürüzî cüvânları olur kim gûyâ la‘l-gûn dürrâkî şeftâlû yanaklı ve kiras dudaklı, sîmîn-ten, mükahhal gözlü, mümtâz [ü] müstesnâ meh-pâre mahbûbları olur. Ve cümle Frenk ve Arab hukemâları ve cümle kimyâgîrler bu dağlara mevsim-i bahârda urûc edüp niçe kerre yüz bin elûl-i edviye haşâyîş-i nâfi‘a-i bî-nihâye cem‘ edüp niçe bin garâr yükü ahşâbâtı dâ’-i devâ içün diyâr diyâr götürürler. Ve kimyâgîrler niçe elvân otlar bulurlar. Bu cebelde bir gûne ot vardır {ol otu yeyen} koyunun ve keçinin dişleri altun gibi olur. Anın erbâbı olanlar bulup kimyâya idhâl edüp altun 35b ederler, ammâ nâdirâtdan bir gûne giyâhdır. Hakîr bu cebelin ziyâretine urûc etdikde niçe yüz gârlar içre sulehâ-yı ümmetden büdelâ ve melâmiyyûn ve mecâzibûndan kimesneler vardır kim kırkar ellişer senedir bıçağ ile boğazlanmış zî-rûh kısmından bir şey tenâvül etmemişlerdir. Ve haftada bir iftâr edüp gündüz sâ’im ve gice kâ’im kuvvet-i kudsiyye sâhibi cânlar vardır kim haftada bir hurma ve üç bâdem ve bir filcan süd içer hâl sâhibi âdemler vardır ve cemî‘i mürsel ve gayr-i mürsel nebîler bu kûh-ı bâlâyı ziyâret etmeyince nebî olmamışlardır. Zîrâ bu cebel-i azîmiye Cenâb-ı İzzet yetmiş kerre tecellî-i cemâl etmişdir. Ale's-sabâh bu cebele nazar olundukda, Hudâ âlim ve dânâdır, gûyâ nûr-ı berk urur. Anınçün bu dağda cümle enbiyâların i‘tikâfhâne-i gâr-ı pür-envârları vardır. Cebelü'l-Lübnân ismiyle müsemmâ olmasının aslı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 35a–35b ·
metinde göster ·
Tiz mel‘ûnun leşin câmi‘ hatîresinden kaldırup bir
hasır
ile defn eylesinler" deyü fermân edüp debbâğ eşkıyâları lâşe-i Debbâğzâde'yi di …
Tiz mel‘ûnun leşin câmi‘ hatîresinden kaldırup bir hasır ile defn eylesinler" deyü fermân edüp debbâğ eşkıyâları lâşe-i Debbâğzâde'yi dibâğat etmeğe bana başına götürdüler. Bir acâ’ib temâşâgâh idi. Bunda çok hisse vardır. Netîce-i kelâm şehr-i Sofya içre bu Debbâğoğlu vak‘asından sonra paşa efendimiz şehrin cemî‘i fâhişelerin nefy-i beled edüp bir kaçın izn-i şer‘ ile ıslâh-ı âlem içün gazzâzlar içinde köşe başlarına ârâyiş-i şehir içün âvîze-misâl salb etdi. A‘yân-ı vilâyet şehrimiz âsûde olup fâhişelerden pâk oldu, deyü şükredelerdi. Ammâ eşkiyâ ve haşerât hazz-ı nefsleriçün şehrimizin bedi berekâtı gitdi, kaht [u] galâ olur ve tâ‘ûn da olur, deyü niçe bin efsâne güft [u] gûlar olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143b ·
metinde göster ·
… ûy-ı dükkânçesinde bî-hadd ü bî-hasr dürr-i yetîm ü dürr-i yektâ ü dürr-i beyza
hasır
gibi yatar.
Andan cümlesi bir olup cereyân ederek Diyârbekir'in cânib-i şarkîsi dibinde Fızkayası altından ubûr ederek Çay bostânlığın ve Reyhân gülistânlığın reyy edüp andan aşağı Diyârbekir'in Şat üzre Bağdâd ve Basra'ya giden Kelek Cisri İskelesinden aşağı Hasankeyf'e doğru ve Cezîre'ye doğru yüz yetmiş pâre kılâ‘ u kasabât ve medâyinleri ve bender-i şehr-i Musul'u ve gayrı diyârları saky ederek Bağdâd-ı behişt-âbâd'a varınca yüz elli aded enhâr-ı azîmler mahlût olup Bağdâd'dan aşağı nehr-i Deyyâle ve Çerka ve Darb-ı Alî ve niçe nehr-i kebîrler karışup ba‘dehû Basra'dan yukaru Kurna kal‘ası burnunda nehr-i Furât ile Şat birâderi bir olup yek-dil [ü] yek-cihet nehreyn-i birâdereyn ittifâkıyla deryâ-misâl cereyân edüp Basra önüne vardıklarında deryâ-misâl olup Hindistân ve Portukal ve Luristân ve Moltân ve İngilis ü Felemenk ve Ummân ve Yemen ve Aden ve Cidde ve Habeş gemileri gelüp Basra'ya yanaşup metâ‘-ı zî-kıymet getirüp kâlây-ı bî-minnet alırlar. Ammâ bu Basra'ya ekseriyyâ Acem diyârının Hürmüz gemileri incü getirirler, kân-ı lülü Basra'dır. Her tüccâr-ı bengânın mahzeninde ve rûy-ı dükkânçesinde bî-hadd ü bî-hasr dürr-i yetîm ü dürr-i yektâ ü dürr-i beyza hasır gibi yatar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 205a ·
metinde göster ·
… kdârı cebehâneleri ve şâhî topları vardır. Ve cümle (---) aded müfîd ü muhtasar
hasır
u saz u kamışdan sutûhları türâb ile mestûr beyt-i ma‘mûrlar vardır. Câmi‘ (--- …
Evsâf-ı kal‘a-i kadîm Mansûriyye: Sene 111 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan el-Melikü'l-Mansûr Devânıkî binâ etdiğinden kal‘a-i Mansûriyye derler. Nehr-i Furât kenârında hâk-i Mekke'de ve hükm-i Basra'da şekl-i murabba‘ turâb-ı tâhirden mebnî bir küçük kal‘acıkdır. Hâlâ Basra hudûdunda Kurna hâkimi hükmünde dizdârı ve neferâtları ve iltizâm ağası ve kadı ve muhtesibi vardır. Ve kal‘asında kifâyet mikdârı cebehâneleri ve şâhî topları vardır. Ve cümle (---) aded müfîd ü muhtasar hasır u saz u kamışdan sutûhları türâb ile mestûr beyt-i ma‘mûrlar vardır. Câmi‘ (---)(---)(---) ve hân ve hammâmı ve birkaç dükkânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358b ·
metinde göster ·
… rdır. Medrile derler bir gûne ağaçlarla bu gemileri sürerler ve Yemen'den gelen
hasır
ile örülmüş celbe gemilerine bu Basra diyârında merkeb derler. Ve Hind gemileri …
Bu enhârlarda ve Basra içinde cereyân eden Aşşâr tur‘asında gezen kayıklara ma‘şûk derler. Bir turfe-gûne binâ olunmuş kayıklardır. Medrile derler bir gûne ağaçlarla bu gemileri sürerler ve Yemen'den gelen hasır ile örülmüş celbe gemilerine bu Basra diyârında merkeb derler. Ve Hind gemilerine gurâb derler beşer bin âdem alır kalyonlardır. Bu gemilerin cümlesi Makâm-ı Alî önünde nehr-i Şatt'ın medd ü ceziminde üç ay oturup eyyâm-ı müsâ‘idde Hindistân'a giderler. 362b Ammâ kal‘a-i Kurna cezîresinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 362a–362b ·
metinde göster ·
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… ü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş
hasır
pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Se …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… nin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm
hasır
pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… kal‘a etrâfını Rus-ı menhûsdan muhâfaza eder, ammâ bu Tulça varoşu sâfî saz ve
hasır
örtülü altı yüz aded Eflâk ve Boğdan ve Bulkar keferesi hâneleridir. Dağlarında …
Gâyet mahallinde binâ olunmuş elzem-i levâzımından kal‘a-i zîbâdır. Hâkimi gümrük emînidir kim on yük akçe iltizâm mu‘âf kasabadır ve yüz elli akçe kazâdır. Cümle yetmiş pâre nâhiye kurâlarından ve Beşdepe nâhiyelerinden kadısına senevî ber-vech-i adâlet üç kîse 34b mâl hâsıl olur, ammâ Silisre eyâletindedir kim Silisre alaybeğisi çerileriyle bu kal‘a etrâfını Rus-ı menhûsdan muhâfaza eder, ammâ bu Tulça varoşu sâfî saz ve hasır örtülü altı yüz aded Eflâk ve Boğdan ve Bulkar keferesi hâneleridir. Dağlarında bâğları ve nehr-i Tuna'da balık avlayacak ağları vardır ve bal suyu meyhâneleri vardır ve gümrüğe karîb müfîd [ü] muhtasar bir câmi‘i ve bir mükellef kiremit örtülü kârgîr binâ-yı metîn hânı ve birkaç dükkânları cümle Gümrük Emîni Tokatlı Mustafâ Ağa'nın hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34a–34b ·
metinde göster ·
… dî re‘âyâlarıyla mâl-â-mâl bir şehirdir kim ekseriyyâ evlerinin üzerleri serâpâ
hasır
ve avluları kamış ile mebnî hânelerdir. Kârgîr dîvârlı ve kiremit örtülü evleri …
Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve azeb ve beşli ağaları ve kapudanı ve subaşı ve muhtesibi vardır. Ve bu şehir cümle iki bin hânedir ve üç mahalle-i müslimîndir. Mâ‘adâ Eflâk ve Boğdan ve Rûm [ve] Ermeni ve Yahûdî re‘âyâlarıyla mâl-â-mâl bir şehirdir kim ekseriyyâ evlerinin üzerleri serâpâ hasır ve avluları kamış ile mebnî hânelerdir. Kârgîr dîvârlı ve kiremit örtülü evleri ve hâneleri ve câmi‘leri cümle müselmân mahallâtları içre vâki‘ olup bu şehirde aslâ kurşum örtülü imâret yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 34b ·
metinde göster ·
… sû-yı bâzâr ve hân ve hammâmdan bir nişân yokdur, lâkin taşra varoşunda iki yüz
hasır
örtülü fukarâ hâneleri ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı var. Bâğ u bâğçesi ve b …
Hâlâ derûn-ı kal‘ada bir câmi‘i ve buğday anbârı ve yüz elli neferâtın müfîd [ü] muhtasar hâneleri ve dizdârı var, ammâ derûn-ı hisârda çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâmdan bir nişân yokdur, lâkin taşra varoşunda iki yüz hasır örtülü fukarâ hâneleri ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı var. Bâğ u bâğçesi ve bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
Ba‘dehû Özü kal‘alarına ve Akkirmân'a ve Yanık'a ve İsmâ‘îl ve İbrâ’il ve İshâkcı ve Hırsova ve Tulça kal‘alarının kullarına cümle bu balık dalyanı mahsûlünden ulûfe verüp mukata‘a-i azîmdir. Eğer tâli‘-i menhûsuna Tuna'dan balık çıkmazsa mezkûr kılâ‘ların neferâtları emîn ağayı haps etdirüp bir hasır üzre ağayı koyup bi-eyyi vechin kân mevâciblerin alırlar. Eğer ağa-yı mûmâ-ileyhin tâli‘-i meymûnu olursa balık vefret üzre çıkup cümle kal‘a neferâtlarına mevâcib-i mu‘ayyenelerin verüp eline neferâtlardan temessükâtlar alup hîn-i ihtiyâcdan zahriyyelerin defterdâr paşaya ibrâz edüp muhâsebesi görülüp bâkî mahsûlü kendüye kalır. Hâsıl-ı kelâm taht mansıbı bir musibet hükûmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… dirirler ve dahi asma ile öre öre tâ Tuna yüzüne örülmüş asmalar çıkup Tuna içi
hasır
ile örülmüş gibi olup bir karış balık geçmek muhâl olur. Gûyâ bu örülen asmalar …
Bu dalyan ta‘bîr etdikleri oldur kim nehr-i Tuna'nın Kili kal‘asından yukarusına Tuna'nın iki tarafında dağlar gibi yığılan yetmiş ve seksen arşın uzun gemi direklerin iki tarafdan iki yüz aded gemiler ile bin iki bin Eflâk ve Boğdan re‘âyâları gemiler içre girüp mezkûr gemi direklerin Tuna'nın iki tarafından Tuna dibine çırpı ile hemvâr kaka kaka karşu tarafdan ve beri tarafdan kazık direkler kakarak Tuna nehri ortasına gelüp arasın yigirmi direk kadar aralık korlar, zîrâ hîn-i mahalde Tuna üzre gidüp gelen gemilerin geçmesine mâni‘ olmaya. Ba‘dehû mezkûr kakılan direkler üzerlerine uzun yaban asmaların örüp uzun çatal ağaçlarla örülen asmaları tâ Tuna dibine itiverüp endirirler ve dahi asma ile öre öre tâ Tuna yüzüne örülmüş asmalar çıkup Tuna içi hasır ile örülmüş gibi olup bir karış balık geçmek muhâl olur. Gûyâ bu örülen asmalar gemi direkleriyle akçe tahtası gibi boğazı dar bir balık kapanı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… nı ve çârsû-yı muhtasarı var, ammâ hammâmı yokdur ve ekseriyyâ evleri çitden ve
hasır
örtülüdür. Ve nehr-i Tımış tâ Erdel memleketinin dağlarından ve şebeş ve Logoş …
Nehr-i Tımış nehr-i Tuna'ya mahlût olduğu bir çemenzâr şekl-i murabba‘ bir ağaç palankadır kim cirmi sekiz yüz adımdır. İçinde dizdârı ve elli aded neferâtları ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve bir câmi‘i ve bir hânı ve çârsû-yı muhtasarı var, ammâ hammâmı yokdur ve ekseriyyâ evleri çitden ve hasır örtülüdür. Ve nehr-i Tımış tâ Erdel memleketinin dağlarından ve şebeş ve Logoş ve Façat ve Solmoş kal‘aları dağlarından gelüp Tımışvâr handakı içinden cereyân ederek bu mahalde nehr-i Tuna'ya munsabb olur küçük bataklı sudur ve Pancova ve Tımışvâr hükmünde mu‘âf yüz elli akçe kazâdır, lâkin ilhâk olup Tımışvâr nâ’ibi hükm eder. Andan cânib-i şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 116b ·
metinde göster ·
… Alacahisâr beği hâssı voyvadalığıdır. İki yüz elli aded bâğçeli ve kiremitli ve
hasır
ile mestûr hânelerdir.
Menzil-i kasaba-i Kurşumlu: Bir derbend-i azîm yerdir ve yüz elli akçe pâyesiyle vasatü'l-hâl kazâdır ve Rûmeli eyâletinde Alacahisâr beği hâssı voyvadalığıdır. İki yüz elli aded bâğçeli ve kiremitli ve hasır ile mestûr hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182a ·
metinde göster ·
… emânetdir kim mahsûlâtı serhad neferâtlarına aklâm kayd olunmuşdur. Bir tarafı
hasır
sazlığıdır, ammâ suyu gâyet lezîz olduğundan Kanije gölü eğiri gibi eğir kökü o …
Der-sıfat-ı eşkâl-i buheyre-i kal‘a-i Tovna: Müverrihân-ı Ungurus bu buheyreye Toğna derler. D[â’i]ren mâdâr cirmi kâmil on mîl ihâta eder. Nehr-i Tuna'dan bir fersah cânib-i cenûba mesâfedir. Kaçan kim evvelbahârda nehr-i Tuna tuğyân etse bu Tovna gölü deryâ olup niçe bin gûne mâhîleri sayyâdlar kayıklar ile şebeke ağlar ile yedi sekiz ay balık sayd ederler. Başka emânetdir kim mahsûlâtı serhad neferâtlarına aklâm kayd olunmuşdur. Bir tarafı hasır sazlığıdır, ammâ suyu gâyet lezîz olduğundan Kanije gölü eğiri gibi eğir kökü olurmuş, ammâ görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 70b ·
metinde göster ·
… kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve
hasır
pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi …
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr etsem tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve hasır pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi âdem başlı ve kuş başlı ve balık başlı ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gibi ve niçe bininin başları yine insân başı gibi olup gözleri insân gibi açılup kapanmayup yanına açılup kapanır müdevver gözleri var. Ve burunlarının orta direkleri yok, yüz kerre yüz bin gûne eşkâl ile görünmüş kavm-i ecinneler birbirleriyle boğuşarak ve kovuşarak ve gûnâ-gûn mashariyyât ederek bunlar dahi bir tarafa ubûr etdiler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b–69a ·
metinde göster ·
… a dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına
hasır
ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburlu …
Hemân ol âdem günden güne hasta olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburluğu günden güne zâhir olup "Fülân âdemin kanın ben içdim. İştde kulağım ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanına gömüldüğüm zamân vücûdum çürümeyüp yine birkaç kerre dirilüp gök yüzünde ceng etmek içün ve çok yaşamak içün etdim" dedikde cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından hasta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ hasta şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… lerinde uzun sırıklar ucunda demir demrenli mızrak gibi harbeleri var. Gemileri
hasır
yelkenler ile yıldırım gibi şakıyup giderken eyyâmına göre gemilerin başların d …
Lâkin her geminin ileri başı olan kayalığı üzre ikişer kefere iskemle gibi tahtalar üzre oturup ikisinin dahi ellerinde uzun sırıklar ucunda demir demrenli mızrak gibi harbeleri var. Gemileri hasır yelkenler ile yıldırım gibi şakıyup giderken eyyâmına göre gemilerin başların döndermek içün bu iki kâfirler ellerindeki harbelerin buza urup geminin başın murâd edindikleri yere çevirüp gemiyi bu iki kefere ellerindeki harbeler ile kullanırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a ·
metinde göster ·
… Vosto" deyerek savt-ı a‘lâ ile feryâd ederek ellerindeki harbeleri buza urdukça
hasır
yelkenden ziyâde gemileri kuş gibi uçar, zîrâ gemilerin altları sâfî domuz dişl …
Ve eğer eyyâm-ı rûzgâr muhâlif olup murâd edindikleri yere gemileri buz üzre gitmek muhâl ola ve yâhûd aslâ rûzgâr olmayup serd-mend hevâ ola. Her geminin onar on beşer kadar keştîbânları ellerine ucu harbeli sırıkları alup gemilerin iki yanlarına kefereler ayak üzre dizilüp usûl ve âheng âğâze ile "Yajuj ve Yajuj, Marya Got Hristosu Aya Niko Aya Kaşo Aya İsvet Nikola ve Aya Vosto" deyerek savt-ı a‘lâ ile feryâd ederek ellerindeki harbeleri buza urdukça hasır yelkenden ziyâde gemileri kuş gibi uçar, zîrâ gemilerin altları sâfî domuz dişleri batırup dizilmişdir kim altı billû[r] gibi buz deryâsında gemi durabilir mi?
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a ·
metinde göster ·
… . Ancak beş altı kadar evlerin meyyit yaykayacak kadar havlıları vardır. Mâ‘adâ
hasır
ve kamışdan dîvârlı ve toprak örtülü evlerdir. Cümleden paşa sarâyı ve yeniçeri …
Ve bu Freng hisârı içinde cümle bin aded küçük küçük müfîd ü muhtasar evlerdir. Ancak beş altı kadar evlerin meyyit yaykayacak kadar havlıları vardır. Mâ‘adâ hasır ve kamışdan dîvârlı ve toprak örtülü evlerdir. Cümleden paşa sarâyı ve yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve kul kethudâsı ve dizdâr ağa ve azeb ağası ve gayri kırk aded ağaların hâneleri vâsi‘ce olup at âhûrları vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184b ·
metinde göster ·
… arı var. Ve üç kahvehâneleri var. Ve cümle beş yüz aded tahtânî ve fevkânî yine
hasır
ve saz ve kamışdan mebnî üstleri toprak örtülü evleri var.
Ve bu orta hisârın kıble tarafına bir kapusu var. Ve cümle elli aded hurdaca hurdaca küçük dükkâncıkları var. Ve üç kahvehâneleri var. Ve cümle beş yüz aded tahtânî ve fevkânî yine hasır ve saz ve kamışdan mebnî üstleri toprak örtülü evleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184b ·
metinde göster ·
… vas'a niçe bin deve yükü nâr Mar‘aş'dan gider. Ve sâ’ir meyvesine dahi hadd [ü]
hasır
yokdur.
Ve bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından yaz u kış yigirmi elvân üzümü mevcûddur. Cümleden kabak üzümü ve Cem üzümü ve sarı üzümü kar altından çıkarup tenâvül ederler. Ve nârı, Şehribân nârından âbdâr ve dânedâr ve hoş-hâr olur. Cemî‘i vilâyete ve husûsâ Sivas'a niçe bin deve yükü nâr Mar‘aş'dan gider. Ve sâ’ir meyvesine dahi hadd [ü] hasır yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y161a ·
metinde göster ·
yelken değildir. Cümle İskenderiyye pamuk bezi münakkaş yelkenlerdir. Her biri …
Ammâ bu gemilerin bâdbânları celebe gemileri gibi hasır yelken değildir. Cümle İskenderiyye pamuk bezi münakkaş yelkenlerdir. Her biri yüz bin erdep gılâl alup ve iki bin üç bin huccâc ve tüccâr ıskarça olup Süveys deryâsına gidüp gelirler. Ve herbirinde biner bin beşer yüz küp su vardır. Sâhibleri leb-ber-leb edüp miftâhın gemi re’îsi alup zabt edüp sâhibine kırât ile su verir. Mâlımdır, dahi ziyâde ver, desen, selâmete vardıkda mâlındır, deyü bir katre âb ziyâde vermez. Zîrâ bu Süveys deryâsı bahr-i girdâbdır. Allâhümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a ·
metinde göster ·
… â rûgerdânlar ise Kasr-ı Yûsuf'da veyâ Taşyatır sarâyında yatırup haps edüp bir
hasır
üzre korlar.
(---) 54 varakda, ihtirâznâme Mısır'a vüzerâlar gâyet nazar edeler, elzem-i levâzımındandır. Ve netîce-i kelâm nasîhatlerine dahi nazar oluna. Ve a‘yân-ı Mısır paşadan râzîler ise Mısır'dan mu‘azzez alay ile ma‘zûlen çıkarırlar. Ve illâ rûgerdânlar ise Kasr-ı Yûsuf'da veyâ Taşyatır sarâyında yatırup haps edüp bir hasır üzre korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y455a ·
metinde göster ·
… i eşyâları âmâde edüp bâde ve boza içine ak karanfîl ve tatula ve kulak kiri ve
hasır
külü koyup ol cüvân bir kadeh içince çelebi kınâ çuvalı gibi devrilüp der-ân cü …
Esnâf-ı bâzâra gidenler: Bunlar bâbullûkda olan bozahâne ve meyhâneden ve kebâbçı dükkânlarından ve sâ’ir âlet-i tarab nakillerinden ba‘zı eşyâlar getürüp kifâflanırlar. Ve ba‘zı esfehü's-süfehâ tâze cüvânân makûlesi ağalarından hammâm bahânesine me’zûn olup bâbullûka gelüp bir külbede bir nigâre ile sînesâf olurken nigâr bir pâre yâre pâre şarâb ve kebâb ister. Derhâl bâzâra gidene bir üç akçe verüp murâd edindiği eşyâları âmâde edüp bâde ve boza içine ak karanfîl ve tatula ve kulak kiri ve hasır külü koyup ol cüvân bir kadeh içince çelebi kınâ çuvalı gibi devrilüp der-ân cümle esbâb ve bıçak ve hançer ve kîse gidüp fora roba olup ba‘zı ipden kazıkdan kurtulmuş Y 178a haşerâtlar çelebiyi murâd [u] merâmına vâsıl edüp bir künce veyâ uzakda bir yere bırağırlar. Çelebi ayılup görse ki uryân kalmış, çi fâ’ide keşf-i râz dahi edemez. Gitdi gider dahi gider. Eğer yanında mâlı çok ise der-ân katl edüp gömerler. Allâh âlim ü dânâdır, Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa asrında böyle ahvâller vâki‘ oldu, dediklerinde bir kapucubaşısına fermân verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y177b–Y178a ·
metinde göster ·
ile pûşîde kılsın" dedüğinden bir rumûz fehm edüp derhâl Me’mûn fermân eyleyüp …
"Gelen mülûk hasır ile pûşîde kılsın" dedüğinden bir rumûz fehm edüp derhâl Me’mûn fermân eyleyüp ol ehrâmı nısfına dek Mısır hasırıyla mestûr etdükleri mahalde bir rîh-i âsıf zâhir olup hasırı ve huddâmların havaya doğancı pefterisi-misâl perrân edüp hasırları çâk çâk edüp herîfler bî-cân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y232b ·
metinde göster ·
… Y 303a altında tâ sâhil-i Nîl'e varınca ol sahrâ niçe bin kamışdan ve saz ve
hasır
ve külbeden ve çadırdan dükkânlar ederler kim hisâbın Hudâ bilür.
Ve bu kasaba içre ancak iki hân ve on dükkân var, hammâm ve medrese yokdur. Ammâ câmi‘ haremi içre bir azîm sebîli var, cümle ehl-i züvvâr andan nûş ederler bir âb-ı hayâtdır, bir katre eksilmez deryâ-misâl sahrîcdir, ve dükkânları bu sebîle vakıfdır. Ammâ mevlûd mahallinde bu kasaba hâricinde hûrmâlar Y 303a altında tâ sâhil-i Nîl'e varınca ol sahrâ niçe bin kamışdan ve saz ve hasır ve külbeden ve çadırdan dükkânlar ederler kim hisâbın Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b–Y303a ·
metinde göster ·
… svân kazâsı nâhiyesinde dizdârı ve neferâtları ref‘ olup derûn-ı kal‘ada üç yüz
hasır
evli Benî Ca‘fer kabîlesi sâkinlerdir. Müslim geçinirler, ammâ mezhebleri Ca‘fe …
Hâlâ İbrîm sancağı hükmünde ve İsvân kazâsı nâhiyesinde dizdârı ve neferâtları ref‘ olup derûn-ı kal‘ada üç yüz hasır evli Benî Ca‘fer kabîlesi sâkinlerdir. Müslim geçinirler, ammâ mezhebleri Ca‘ferî'dir. Ve kal‘a hâricinde ve çölde sâkin olurlar. Cümle altı bin kavimdir. Emvâl [ü] erzâkları vefret üzre mün‘im kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y384b ·
metinde göster ·
… ında Nîl kenârında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır. İçinde kırk elli mikdârı
hasır
evleri var ve cenûba Y 395b nâzır bir tahta kapusı var. Aslâ çârsû-yı bâzâr y …
Ve bu Mağrak kal‘ası Nîl'in cânib-i şarkında Nîl kenârında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır. İçinde kırk elli mikdârı hasır evleri var ve cenûba Y 395b nâzır bir tahta kapusı var. Aslâ çârsû-yı bâzâr yokdur, illâ yedi sekiz bozahâneleri var. Ve bir alçak minâreli câmi‘i var, cum‘ayı anda edâ etdik. Hutbeyi Fûncistân meliki es-Sultân Melik Kakan deyü tilâvet etdiler. Mâlikiyyü'l-mezheb müslim ü mü’min kavmi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y395a–Y395b ·
metinde göster ·
… tûb-binâdır, zerre-misâl bu şehirde taşdan alâmet yokdur. Taşra varoşda üç bin
hasır
ve kamış ve tûbdan evler ve yedi câmi‘ ve on bir boza dükkânı var. Gayrı amâris …
Nîl'in cânib-i şarkında bir vâsi‘ fezâda ve nebâtât alefzârlı mahsûldâr dâr-ı diyârda binâ olunmuş bir şîrîn şehirdir. Kal‘ası dıraht-ı müntehâlardandır, birbirlerine yine haşebler ile bend edüp için çamur ve darı sapıyla ve çim ile rıhtım edüp dolma dîvârlı tuladan metîn kal‘adır. Zîrâ bu diyârda binâlar içinde iki bin üç bin yıllık ağaclar vardır, aslâ çürümemişdir. Âsî hûrmâ ve santa ve etle ve sac ve zakkûm [ve] sindiyân gibi böyle ağaclardan binâ olunmuşdur. Ve şekli dörd köşeden tûlânî ve dâyiren-mâdâr bin adımdır. Ve içinde yedi yüz kamışdan ve çalaşdan evleri var. Ve bir câmi‘i var, şarka nâzır bir kapusunun kanatları Y 409b âsî hûrmâ ağacındandır. Cümle evleri tûb-binâdır, zerre-misâl bu şehirde taşdan alâmet yokdur. Taşra varoşda üç bin hasır ve kamış ve tûbdan evler ve yedi câmi‘ ve on bir boza dükkânı var. Gayrı amâristândan minâre ve hân [u] hammâm ve sebîl ve medrese ve bâğ u bâğçe yokdur, ammâ bostân çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y409a–Y409b ·
metinde göster ·
Ve bu cezîre-i Sevâkin'de cümle iki yüz altmış kârgîr ve
hasır
ve kamışdan ve çalaşdan evlerdir. Cümle toprak örtülü müfîd ü muhtasar hânelerd …
Ve bu cezîre-i Sevâkin'de cümle iki yüz altmış kârgîr ve hasır ve kamışdan ve çalaşdan evlerdir. Cümle toprak örtülü müfîd ü muhtasar hânelerdir. Ve Özdemir Paşa'nın bir sadece bir minâre-i pestli câmi‘i var, cümle taş-binâdır. Ve birkaç mesâcidleri ve yigirmi mikdârı koçaşdan ya‘nî çalıdan ve hasırdan dükkânları var. Ve iskele başında Bânyân kavmi ya‘nî âteş-perest kâfirlerin mahzenleri var, her ecnâs zî-kıymet metâ‘lar ile memlû‘ mahâzinlerdir. Bu zikr olunan imâretlerden gayrı hân u hammâm ve imâret ve medrese ve bâğ u bâğçe ve bostân yokdur. Lâkin bu câniblerde Fûncistân ve Zencistân ve Dumbistân melikleri vilâyetlerinin iskelesi olmağile gâyet ganîmet yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436a ·
metinde göster ·
Bu şehir cümle üç yüz toprak örtülü evlerdir. Kimi tûbdan ve kimi
hasır
ve kamışdan sevâhil evleridir, Şeddâdî kârgîr-binâlar değildir. (---) câmi‘i ve …
Bu şehir cümle üç yüz toprak örtülü evlerdir. Kimi tûbdan ve kimi hasır ve kamışdan sevâhil evleridir, Şeddâdî kârgîr-binâlar değildir. (---) câmi‘i ve (---) mesâcid (---)(---)(---). Ve elli mikdârı esvâk-ı muhtasarı vardır. Ve gayrı hammâm u hân ve bezzâzistân ve imâret ve medreseler yokdur. Ammâ birkaç kahvehâne ve bozahâneleri mukarrerdir, zîrâ bu iklîmler boza kânıdır. Ve bâğ u bâğçesi yokdur, lâkin kara cânibi olmak ile bostânları gâyet çokdur. Ve eşme kuyularının âb [u] hayât suları firâvândır. Ve bu şehrin âb [u] havâsının letâfetinden yüz yaşında avret hâmile kalup yüz elli yaşında tüvânâ kocalar hıtâyî kızların bekâretin izâle ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y436b ·
metinde göster ·
evli ve bir cânibi kurâdır. Hammâmı ılıcadır. Fir‘avn dâ’imâ bu germâba girirmi …
Nîl kenârında İsne hâkinde altı yüz hasır evli ve bir cânibi kurâdır. Hammâmı ılıcadır. Fir‘avn dâ’imâ bu germâba girirmiş. Ba‘dehu Kabâbıta meliklerinden bir melik cüzâm marazına mübtelâ olup bu germâba gire gire halâs olup vücûdu dürr-i beyz-âsâ olup bu germâb üzre tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir kubbeler binâ etmiş kim meşhûr-ı âfâkdır. Hâlâ der-i dîvârların şem etsen müşk [ü] amber-i hâmın râyihası şem edenin cânına gıdâ verüp rûha safâ verir. Andan sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y444a ·
metinde göster ·