hâl şi‘irler var kim âdem gülmeden hayrân olur. Hakîr dahi iki gün bekleyüp âhi …
Bunun emsâli niçe yüz bin bi'l-bedâhe güfte-i hasb-i hâl şi‘irler var kim âdem gülmeden hayrân olur. Hakîr dahi iki gün bekleyüp âhir on beş zarîf ve nazîf ve harîf bir yire cem‘ olup silâhlarımız kemerlerimize bend kılup def‘-i gam içün cânib-i şarka bâğ u bâğçeler içre gûnâ-gûn âbdâr emrûdlar tenâvül ederek piyâdece üç bin adım gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… ın hükmü budur. Bozmak ve bozulmak Allâhu Rabbü'l-âlemînin elindedir, ammâ hâlâ
hasb-i
hâlimize münâsib bir Acem mânîsi vardır kim ne der. Mânî-i Acem, beyt:
Hemân Tayyaroğlu Ahmed Paşa eydir: "Bak a Murtazâ Paşa karındaşım, bu kârhâne-i dünyânın hükmü budur. Bozmak ve bozulmak Allâhu Rabbü'l-âlemînin elindedir, ammâ hâlâ hasb-i hâlimize münâsib bir Acem mânîsi vardır kim ne der. Mânî-i Acem, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 72a ·
metinde göster ·
Ve cemî‘isi Fârisî-hândır kim her birinin elinde Dîvân-ı Hâfız ve Gülistân u Bostân ve Hayyâm ve Hamse-i Nizâmî dîvânları var. Kaçan kim düşman üzre birkaç yiğit çeteye gitmek murâd edinseler Dîvân-ı Hâfız'dan bir tefe’ül edüp eğer hasb-i hâllerine münâsib bir beyt-i ra‘nâ geldiyse hemân Tevekkülen-alallâh deyüp azm-i gaz[â] ederler, bi-emri Hudâ mansûr [u] muzaffer gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 69a ·
metinde göster ·
hâl idi, ammâ hâl bu kim Vezîr-i a‘zam hayli zehredâr cür’et sâhibi Âsaf-ı dilî …
dediği ebyâtı bu seferde Sadrıa‘zama hasb-i hâl idi, ammâ hâl bu kim Vezîr-i a‘zam hayli zehredâr cür’et sâhibi Âsaf-ı dilîr düz taban imiş. Eğer zerrece yerinden hareket etse asker târumâr olmuşdu. Aceb metânet edüp bir cür’et etmişdir kim bir sipehsâlâr-ı mu‘azzam bu şecâ‘ati etmemişdir. Hakkâ ki Yenikal‘a feth edelden küffârı göze salındırmadılar. Her zamân bu dehr-i denî bir vefk-i murâd üzre deverân eder sandılar, ammâ bu felek-i kec-reviş gerdûn eyle değildir. Şi‘r:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22b ·
metinde göster ·
diyergûnum nakl edüp kendüye âlâm-ı renc [u] anâ-yı seferi bir bir takrîr edüp …
deyüp hasbihâl-i diyergûnum nakl edüp kendüye âlâm-ı renc [u] anâ-yı seferi bir bir takrîr edüp nasîhat-âmîz kelimâtlar etdim. Ol yâr-ı gârımız olan Sâ’ilî Çelebi pend [ü] nasîhatlerimize rızâ verüp ol dahi "es-Seferu kıt‘atun mine's-sakar ve lev-kâne fersahen" mazmûnun fehm edüp râh-ı Hicâz'a âmâde oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3a ·
metinde göster ·
teftîş ü tefahhus edüp ta‘mîr ü termîm etdirüp ma‘mûr edüp âkıbeti hayr ola. Ve …
Ve Mısır hâkimleri vakfullâhlara vaz‘-ı yed etmeye, ya‘nî evkâf tarafından celb-i mâl etmeyüp hasbince teftîş ü tefahhus edüp ta‘mîr ü termîm etdirüp ma‘mûr edüp âkıbeti hayr ola. Ve bir müfsidin sözüne i‘timâd edüp gavre ermeden bir kimesneyi katl-i nefs etmeye. Ve Zülfikârlı ve Kâsımlı kuludur, bu askerî tâ’ifesine tâbi‘ olup aşkıyâya mu‘în ü zahîr olmaya. Ve her ayda on iki kalemden muhâsebeyi görüp mukâbeleyi zabt ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y192a ·
metinde göster ·